Özel, AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta'nın sözlerini hatırlatarak "Bu hanımefendiyi halen daha görevde tutmaya devam ederseniz, o ayıplı lafın altına tüm parti imza atar, başta Erdoğan. Başta Erdoğan!" dedi. Sayın Erdoğan'a söyledim. Erdoğan'a yapıldığında gidip yurt dışından destek istemek meşru; Cumhuriyet Halk Partisi'ne, Ekrem İmamoğlu'na yapıldığında, dışarıya gidip de Türkiye'de yapılan bir yolsuzluk operasyonu değildir, Türkiye'de yapılan yargı eliyle bir darbedir, mevcut Cumhurbaşkanının gelecek Cumhurbaşkanına, mevcut iktidarın bugün gücünü kullanarak geleceğin iktidar partisine yaptığı darbedir dediğimizde, bizi gidip de oraya şikayet ediyorlar. Ben Avrupa'daki kardeş partilerime; "Türkiye'deki bir yargı darbesidir, ülkenizde bunu doğru anlatın. Erdoğan'ı güvenlik kaygılarıyla pazarlık edilecek birisi olarak değil, demokrasi zeminine davet edilmesi gereken bir siyasi muhatap olarak görün" dedim. 2005 yılının 6 Haziran günü. Erdoğan ABD'ye uçarken anti-Amerikancılığa karşı net tavır aldı. "Talihsizlik, Cumhuriyet Halk Partisi'nin ABD karşıtı olması." Erdoğan Washington'ı kızdıran anti-Amerikanizmin faturasını CHP'ye kesti. "Bu ilk defa çıkmadı, talihsizlik ana muhalefetin de bu çizgide olmasıdır" dedi. Geçtiğimiz hafta Meclis'te AK Parti'nin Grup Başkanvekili, Adalet ve Kalkınma Partisi adına orada konuşan, söz söyleyen, bütün işlemlerde parti adına o oturumda, o birleşimdeki en yetkili kişi tuttu ve dedi ki; güya bizi eleştirecek, "Suriye'de Müslümanlar ölürken ses çıkarmayanlar, Alevi katliamı var diye şimdi konuşuyorlar" dedi. Arkadaşlar, Grup Başkanvekilimiz bunu fark etti ve büyük bir siyasi olgunlukla dedi ki; "Bunu düzeltin. Çünkü ağızdan çıkan laf bazen olmadık bir yere gider, orada olur." Döndü dedi ki; "Yanlış bir şey söylüyorsun, bunu düzelt" dedi. Şimdi bütün Türkiye'de bu konuda, Alevi canlarımızın canını yakan bu konuda Adalet ve Kalkınma Partisi uyarımıza rağmen "Hayır arkasındayım" diyor. Alevileri Müslüman'dan saymayan, Cumhuriyet Halk Partisi'ne iftira atacağım derken Suriye'deki Alevi katliamını meşrulaştıran, acayip, tutulacak hiçbir yanı olmayan bir şey. Ha bir de o hanımefendiye söyleyeyim; "Müslüman kanı akarken ses çıkarmamak" falan... Tövbeler olsun, böyle bir lafı söyleyene yazıklar olsun da... 1 Mart 2003. Erdoğan, o Amerikancı Erdoğan, "CHP'nin ABD karşıtıdır, talihsizliktir" diyen Erdoğan; iktidara gelmeden önce, iktidara gelmeden önce partisinin genel başkanıyken Amerika'ya gidip biat sözü veren Erdoğan... Karşılığında Irak operasyonu için tezkere sözü veren Erdoğan... 1 Mart'ta kapalı oturumda, Cumhuriyet Halk Partisi Irak operasyonu için Mersin Limanı'ndan Amerikan askerinin gelmesini, geçip Irak'a bizim sınırımız üzerinden kara operasyonu yapmasını engellemek için Cumhuriyet Halk Partisi 22. Dönem Grubu çırpındı. 99 AK Parti milletvekili o gün bizimle birlikte oy kullanarak o tezkerenin geçmesine; Amerikan postalının Mersin'den basıp güneye, Güneydoğu'yu kirletmesine, Irak'ta gidip 1,5 milyon Müslüman kanı akıtmasına, bu ayıba ortak olunmamasına bu Meclis'te o günkü 99 AK Parti milletvekili ve tüm Cumhuriyet Halk Partisi grubu oy kullandı, mani oldu. Şimdi buradan 22. Dönem yaşayan tüm milletvekillerimizi hürmetle, hayatta olmayanları rahmetle anıyorum ve diyoruz ki: Biz Amerika'nın her türlü emperyalist ve kirli oyununa karşı Türkiye'nin, Türkiye Cumhuriyeti'nin, Türk milletinin hakkını ve menfaatini sonuna kadar koruruz. "Fakirim ben" diyor. Bunu Sayın Davutoğlu desteklediğinde "Siyaset yapacak bir il başkanımız, bir ilçe başkanımız kalmaz" deyip tarihin en büyük itirafında bulunmuştu. Sayın Davutoğlu "hırsızlık yapan kardeşim olsa kolunu keserim" dedi, siyaseten Sayın Davutoğlu'na karşı operasyonu bu sözleri başlattı. "Binali Yıldırım'a bin Ali değil..." deyip topla imzaları, "indireceğiz Davutoğlu'nu" deyip siyasi ahlak yasasına direnen, o ahlak yasası çıksa milletvekiline verilecek hediye belli, Cumhurbaşkanına verilecek hediye belli, hangi tutarın üzeri kayda tabi, hangisi devletin müzesine konur hepsi belli. Bunları yapmamış, şimdi "bu fakir müze açacakmış Kasımpaşa'da." Vallahi sen Kasımpaşa'da müze açmaya devam et, biz o Kasımpaşa'ya aslanlar gibi hizmet etmeye devam ediyoruz, Beyoğlu Belediyesi ile, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile. "Tarayın" dedim geriye doğru, yok. Emekliler grup salonunda "emekliyiz haklıyız kazanacağız" diye sesleniyorlar, seslerini yükseltiyorlar. 1.5 asgari ücret 42.000 lira. Bu salondaki herkes biliyor ki, AK Parti gelmese, emekliye hiç ilişmese, hiç karışmasa, emeklinin düşmanı olmasa, emekli milli gelire katkı yapan değil azaltan unsurlardır ayıbının sahibi olmasa, bugün beğenmediğimiz asgari ücretin 1,5 katını alarak en az 42.000 lira alıyor olacaktık. Bu ülke rahmetli Ecevit, rahmetli Mesut Yılmaz ve Sayın Devlet Bahçeli'nin beğenmedikleri, her fırsatta yerdikleri üçlü koalisyon döneminde son verdiği en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücretti. Diyor ki "Çıkmış Anadolu'yu geziyor, sarraf sarraf dolaşıyor, altın hesabı yapıyor." Bırak o hesabı diyor. O beğenmedikleri üçlü koalisyonun, o koalisyonun dönemindeki ekonomik krizden gelip de çözülmekte olan ekonomik krizin üstüne gelip de iktidar olup da dönüp dönüp oraya kötüledikleri o koalisyon son verdiği emekli maaşıyla, en düşük emekli maaşıyla 8 tane çeyrek altın satın alınabiliyordu. Ama bugün bir emekli değil, her emekli. Daha Temmuz ayında, bu sene Temmuz ayında devletin resmi rakamıyla en düşük emekli maaşı alanların sayısı 3.7 milyondu. Yani 6 ayda 1.2 milyon kişi daha en düşük emekli maaşı alanlar hanesine eklendi. Dedik ki asgari ücret 39.000 lira olmalıdır, emekli maaşı da bir asgari ücret olmalıdır. 10.000 lira, 5.000 lira, 4.000 liralık SGK prim desteklerini hazırladık, götürdük gösterdik. Açıklandığı gün açlık sınırı 30.000 liraydı, 28.000 lira açıklandı. Emekli maaşı da enflasyon farkıyla 18.938 lira açıklandı. Ama bugün Sayın Bahçeli konuşmasında emeklilere verilen ücreti söylerken "sefalet ücreti" dedi. İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi hepsi bu sefalet maaşına itiraz ediyorlar, açıklamalar yapıyorlar. Ve bu 20 bin liraya mademki sefalet diyoruz, mademki Sayın Bahçeli de bugün buna sefalet maaşı dedi; getirelim, emekli maaşını asgari ücrete eşitleyelim, asla altında olamaz diyelim, oylarımızı verelim, emekliyi de kurtaralım, meclisin itibarını da kurtaralım. Bu arada bir emekliye, en düşük emekli maaşını bir asgari ücret yapmak için lazım olan para, kaynak; 650 milyar lira. Böyle bir paramız yok, kaynak yok diyorlar ya... Bütçede bir kalem; 768 milyar lira var. 768 milyar lira. 2.7 trilyon lira faiz ödüyorlar. Şimdi gelip emekliye gelince "yoktur" diyecekler. Söyledim Denizli'de, dedim ki: "Bunlar çıkmışlar, yağmur yağmasın duası yapıyorlar." İnanan çıktı ya arkadaşlar, inanan çıktı. Yani şuna inanan çıktı: "Ya nereden biliyorsun?" Yaptıklarından biliyoruz. Öyle bir şey ki, bundan önce 2019'da kendisi Erdoğan, 2023'te Bakanı -biri birinci etap, biri ikinci etap- efendim "Gerede sistemini yaptık, Ankara'nın su sorununu 2050'ye kadar çözdük" dediler. Ve "Ankara'nın su sorunu çözüldü, ver suyu." Mansur Yavaş dağıtsın. Gerede sisteminden 2023'te 235 milyon metreküp su gelirken, 2024'te 119, 2025'te 72 milyon metreküp su gelebilmiş. Şimdi ben dönüp; "Ey Erdoğan, ne oldu Gerede sistemi? Beceriksiz Erdoğan" desem vallahi Allah'ın gücüne gider. Yağmur yağmıyorken, küresel bir kuraklık varken, Türkiye'de barajları yapma işi iktidarınken, 23 yıldır iktidarda olup da bu hale gelene yine de biz kuraklık üzerinden bir şey demeyip, hep birlikte çalışalım su sorununu çözelim derken; o dönüp Mansur Yavaş'a "Beceriksiz, Ankara'yı susuz bıraktı bilmem ne" diye laf söyleyip sudan siyaset yapıyor. Mansur Yavaş, hani AK Parti "19 bini 20 yapacağım, bin lira vereceğim" diyor ya... Koca meclisi çalıştıracaklar, çözüm bulacaklar, bin lira verecekler çocuğa harçlık verir gibi. Mansur Yavaş Ankara'da sosyal yardım alması gereken, yani yoksul emeklilere her ay 2.677 lira maaşlarının üzerine belediyeden destek koyuyor. Her ay koyuyor bu parayı, 2.677 lira. Yılda 12 kez 1 kilogramlık et desteği yapıyor. Ramazan ve Kurban bayramlarında ilave 2.500'er yüz lira veriyor. Bugün de Mansur Bey dedi ki: "Bunu duyurmak, Genel Başkanımız duyursun bunu." Haftaya Meclis'te çoğunluğumuz da var, geçirmeme ihtimalimiz de yok. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi karar alacak; 375 bin sosyal yardım alan kişi bundan sonra Ankara Büyükşehir sınırları içinde bedava ulaşımda olacak. "Yüzde 30 devlet katkısı" dedi, şimdi yüzde 20'ye düşürdüler. Ama insanlar "okursam iş bulurum, çalışırsam aileme yetecek kadar kazanırım, bundan sonra artık bir şekilde aileme bakarım" diyecek noktadan çok uzağa gittiler. Sayın Erdoğan vaktiyle "3 çocuk yapın, 5 çocuk yapın" diyordu. Şu anda 1.5'un altına gerilemiş durumda Türkiye'de doğurganlık hızı. O da "Bu asgari ücretle nasıl çocuk yapayım, hatta nasıl evleneyim? Evlendim çocuğum oldu nasıl büyüteyim, nasıl doyurayım?" Bu kaygılar Türkiye'de doğurganlık hızını da en çok düşüren ve en acımasız doğum kontrol yöntemi. Öyle bir şey ki; böyle oturup da "Ya o da oynamasın." Öyle bir şey değil ki. Maaşını çektiğin karta 5 bin lira, 10 bin lira kredili mevduat hesabı... Türkiye'de parası olan, faize koyan, aldığı faizden yüzde 17,5 vergi veriyor; parası olmayan, borca batan, ödediği paradan yüzde 30 vergi veriyor! Yani mert olan karşıdan vurur, hain bir arkadan vurur; bu AK Parti'nin kara düzeni yere düşene yerde vuruyor."