Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Muhallebiyi Bir De Böyle Deneyin! Enfes Tadıyla Lezzetine Lezzet Katan O Tarif...
MALZEMELER Yarım su bardağından biraz fazla şeker 1 yemek kaşığı nişasta 3 yemek kaşığı un 4.5 su bardağı süt 1 tatlı kaşığı tereyağı 1 paket vanilya YAPILIŞI: Uygun bir tencereye toz şeker, nişasta, un ve sütü alarak tel çırpıcı ile güzelce çırpalım. Pürüzsüz bir kıvam elde ettikten sonra tencereyi ocağa alıp karıştırarak pişirelim. MALZEMELER 6 su bardağı süt 2 çay bardağı şeker 2 çay bardağı pirinç unu 1 paket vanilya 1 tane damla sakızı 1 yemek kaşığı tereyağı YAPILIŞI: Tenceremize sütümüzü, şekerimizi, pirinç unumuzu ve damla sakızını koyup koyulaşıncaya kadar pişiriyoruz. MALZEMELER 5 su bardağı süt 1 su bardağı + 1 yemek kaşığı irmik 8 yemek kaşığı şeker 1 yemek kaşığı tereyağı 1 fiske tuz 1 paket vanilin YAPILIŞI: İrmik ve sütü tencereye alıp iyice karıştırıyoruz. 1 fiske tuz atıyoruz. Ocağın altını kapatıp, vanilini ekleyip servis ediyoruz.
13 Ocak 2026 00:00

Tartıdaki Rakama Dikkat! Hamileyim Deyip Geçmeyin: Aşırı Kilo Ameliyat Masasına Götürüyor...
Prof. Dr. Buyru, yaptığı yazılı açıklamada, ideal kiloya sahip anne adaylarında gebelik boyunca ortalama 12-13 kilo artışın normal kabul edildiğini, gebeliğe 90 kilonun üzerinde başlayanlarda ise bu artışın en fazla 9 kilo ile sınırlandırılması gerektiğini kaydetti. Toplumda yaygın olan "iki kişilik yemek" algısının yanlış olduğunu vurgulayan Buyru, gebeler için miktar değil, beslenme içeriğinin önemli olduğunu, 3 ana öğün ve en fazla iki küçük ara öğünle tüm gebeliğin sağlıklı bir şekilde tamamlanabileceğini kaydetti.
13 Ocak 2026 00:00

Konuşamayan Gencin İlk Kelimeleri Bir "Kuzu" Sayesinde Oldu! İşte 'Üzüm' Mucizesi
İki çocuk sahibi Şulen ailesi otizmli oğulları 22 yaşındaki Ali Eren'in isteği üzerine aldıkları kuzuya "Üzüm" ismini verdi. Doktor tavsiyesiyle 15 yıl önce de "Fındık" ve "Fıstık" adını verdikleri iki kuzuları olduğunu anlatan Şulen, şöyle devam etti: "Bir yıla kadar besledik kuzuları sonra beldemize götürerek geri verdik. Kuzuyu beslemekteki amacımız otizmli olan oğlum Ali için. Yıllar önce biz evde kuzu beslemiştik, Ali'de his kaybı vardı. Ali sıcağı soğuğu hissetmiyordu, bize dönüp bakmıyordu. Dikkatini çekebilmesi için bir doktorun tavsiyesi ile biz eve kuzu getirdik. Sonra kuzuya süt vermem, Ali'nin bir yerlere gittikçe kuzunun peşinden dolaşması, Ali'nin eline süt sürüyordum süt kokusuna gidip Ali'nin elini yalaması falan Ali'nin göz teması kurmasını daha da artırdı, Ali'ye iyi geldi." Hayvan sevgisi sayesinde 22 yaşındaki oğlu Ali Eren'de olumlu yönde gelişmeler gözlemlediklerini dile getiren Şulen, oğlunun 15 yıl sonra tekrar kuzu istediğini kaydetti.
13 Ocak 2026 00:00

Türkiye Akıl Almaz Çelişkiler İçinde!
İktidar en düşük emekli maaşını 20 bin liraya çıkartıyor, AKP Grup Başkanvekili Abdullah Güler bunun bütçeye 69.5 milyar lira yük getirdiğinden bahsederek "Fedakârlık" yapıldığını anlatıyor. "Bir dokun, bin ah işit!" Asgari ücretlilerin, işçi, memur ve emeklilerin dramı bir yana... Ülkede paraya para demeyen, 9 milyon liralık kol saati kullananlar da var. "Zengini malı züğürdün çenesini yorar" denir ya... Bir AKP milletvekilinin Meclis'e kolunda 9 milyon 200 bin liralık saatle gelmesi kamuoyunda günlerce konuşulmuştu... "Ne var yani? Adam çalışmış, çabalarmış, kazanmış... Sen de çalış, senin de olsun" diye ironi yapanlar olmuştu! Neyse, konumuz adamın 9.2 milyonluk saati değil... Ülkemizde bir yanda yoksulluk, diğer yanda yaşanan görkemli hayatlar var... "Adalet bu mu?" diye soranlar da var. Orta Asya ve Afrika ülkelerine yaptığımız milyonlarca dolarlık yardımları düşününce de "Ayranı yok içmeye" atasözü geliyor aklıma... Vatandaş sadece "Hakça bir düzen" istiyor, o kadar! Trafik polisi, kırmızı ışıkta geçen bir aracı çevirir, kadın sürücüye: "Hanımefendi, kırmızı ışıkta geçtiniz!" der. Kadın mahcup bir halde: "Çok üzgünüm memur bey..." diye cevap verir. Kadın boynunu büker: "Sizi görmedim memur bey!" Bir kere uyanmaya görsün!
13 Ocak 2026 00:00

Şerif Bilal!
"Gerçek kolluk kuvvetleri, Trump'ın ABD vatandaşlarına saldırmak için kurduğu yeni ordu yani sahte ICE değildir. Söylediklerimi duydunuz mu? Hiçbir kolluk kuvveti maske takamaz. Hem de hiçbiri... Maske takıp suç işlemeye gelenleri bölge savcımız içeri atacak. Açıkça söylüyorum. Bunu burada yaparsanız tutuklanırsınız. Beyaz Saray'daki suçlu, sizi hapse girmekten de kurtaramaz." Bu sözler bir aktiviste, bir siyasetçiye değil; üniforma taşıyan bir kolluk yöneticisine ait. Philadelphia'nın kadın Şerifi Rochelle Bilal, Minneapolis'te 37 yaşındaki Renee Nicole Good'un "göçmen yakalama" polisleri tarafından aracında vurularak öldürülmesinin ardından, maske takarak bölgede 'operasyon' yapan Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) görevlilerine "sahte kolluk kuvveti" dedi ve açıkça uyardı: "Burada suç işlerseniz tutuklanırsınız." ABD'de bu sahnenin mümkün olmasının bir nedeni var. Resmi anlatıya göre ICE, "yasadışı göçle mücadele eden" federal bir kolluk gücü. Trump, kaçak göçle mücadele için kurulan bu kolluk kuvvetini kişisel ve özel bir "intikam timine" çevirdi. Beğenmedikleri Amerikan vatandaşlarını "yanlışlıkla" kaçak göçmen sanarak derdest ediyorlar. Birçok destekçisi bu kuvvetlere katılarak karşıt görüştekilere "siyasi intikam savaşının" bir parçası oluyor. İlk kez 2019'da seçildi, 2023'te yeniden seçilerek görevini sürdürdü. Şerifler ise -özellikle "county" denilen ilçelerde- sandıkla gelir. "Gerçek kolluk kuvvetleri hareket halindeki araçlara ateş etmez" derken aslında bir sınır çiziyor... Trump'ın ilk döneminde, Minneapolis'te George Floyd adlı bir siyahinin boğazına basılarak öldürülmesi, ülke çapında "Black Lives Matter" isyanlarını tetiklemişti. O gün de devlet "meşru güç" dedi. Görüntüler "aşırı şiddet" i gösterdi. Rochelle Bilal'in yaptığı tam olarak bu...
13 Ocak 2026 00:00

Özgür Özel'in Mitingler Dizisi
Sevgili okurların, Özgür Özel 'in birbiri ardına düzenlediği mitingler genelde iki televizyon kanalı tarafından canlı yayınlanıyor. Birkaç ayda 80 miting... Başta İstanbul olmak üzere Türkiye'nin dört bir yanında düzenlenen mitingler bunlar. Onların düzenlediği mitingler ise epeyce farklı oluyor! Sonra bazılarına Recep Tayyip katılıyor, otobüsün üzerine çıkıp nutuk atıyor. Özgür Özel meydanları başarıyla dolduruyor. Örneğin, yapılacağı açıklanan Yozgat mitinginin... Yozgat bütün kesimleriyle iktidar yandaşlarının ve sağ kesimin en güçlü olduğu tutucu illerimizin belki de en başta geleni. Yozgat mitingi, süregelen CHP mitinglerinin dönüm noktası olmuştur. Kim ne derse desin Özgür Özel bu mitingler konusunda büyük bir başarının altına imzasını koymuş ve liderliğini perçinlemiştir... Çünkü birkaç ay içerisinde ülke çapında 80 başarılı miting düzenlemek öyle her babayiğitin harcı değildir. Orada bulunan bazı vatandaşlarla kendince muhabbet ederken sözü döndürüp dolaştırıp yine kafasındaki aynı konuya getirmişti: "Çoğalalım, nüfusumuz artsın..." Sonra orada bulunan birine sormuştu: "Sen ne iş yapıyorsun, kaç çocuğun var?.." Adam devlet memuru imiş, bir çocuğu varmış. "Bir yetmez, en az üç çocuk olmalı. Bas gaza." Geçtiğimiz Pazar günü İslam'la ilgili bir toplantıda konuştu ve artık ezberlediğimiz sözlerini bir kez daha söyledi: "Biliyorsunuz devamlı söylediğim bir söz var. En az üç çocuk diyorum. Yani bu, güçlü bir ailenin olmazsa olmazı. Neslimizi çoğaltmamız lâzım. Bu tabii bizim arzumuz değil, Rabbimizin emri. Sevgili Habibi'nin (peygamberinin) bizlere sürekli olarak tavsiyesi. Peygamberimiz'diğer toplumlara karşı ümmetimin çokluğu ile iftihar ederim' diyor..." Ancak gelin görün ki Recep Tayyip bu konudaki gelişmelerden memnun değil, tam tersine şikayetçi imiş. Sözlerini şöyle sürdürdü: "Ama biz hâlâ bir netice almış değiliz. Şu anda gelişmeler iyi değil. En yakınlarımızla bile sohbet ederken bakıyorsunuz onlar da, en dost bildiklerimiz bile maalesef nüfus artışına karşı çıkıyorlar. Bu da bizi tabii ciddi manasıyla üzüyor." Kendi ağzıyla itiraf ediyor, demek ki beyefendinin nüfus artışı hülyaları boşa gitmiş, en yakınlarını bile inandırması mümkün olmamış.
13 Ocak 2026 00:00

Mor Kravat Direnirken
ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell hakkında soruşturma açıldı. Powell'ın kendisine göre bile bu "bahane". Cumhuriyetçilerin "kırmızı", Demokratların "mavi" rengine atıfla, ikisinin karışımı olan mor kravat taktı. "Bu cezai suçlama tehdidi, FED'in faiz oranlarını Başkan'ın tercihlerini izlemek yerine, halka neyin hizmet edeceğine dair en iyi değerlendirmeye dayanarak belirlemesinin bir sonucudur" dedi. "Hiç kimse, FED Başkanı da dahil olmak üzere, kanunların üstünde değildir. Ancak bu benzeri görülmemiş eylem, yönetimin tehditleri ve süregelen baskısı bağlamında daha geniş bir perspektiften değerlendirilmelidir." Bu sözlerle Powell, bir anda Trump sistemine karşı tek başına duran bir figüre dönüştü. "Başkan bile olsa, Trump bağımsız olması gereken kurumlarımıza müdahale edemez" tartışmaları iyiden iyiye alevlendi. 2019 Temmuz'unda Cumhurbaşkanı Erdoğan cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle dönemin Merkez Bankası Başkanı Murat Çetinkaya'yı görevden aldı. "Davul birinin elinde, tokmak birinin elinde olmaz" dedi. Şubat 2022'de Rusya-Ukrayna savaşı başladığında Rusya Merkez Bankası sert bir faiz artırımı yaptı. "Karışamam, Merkez Bankası bağımsız" dedi. Ve ekledi: "Yoksa sonumuz Türkiye gibi olur." Bu bir uyarıydı. Türkiye yıllarca "Amerika gibi olmayı" hayal etti. Şimdi ABD, hızla "büyük Türkiye" olma yolunda ilerliyor. Bu bir "faiz" tartışması değil.
13 Ocak 2026 00:00

Kabine Hesabı "Dış" Olmaz
Türkiye Cumhuriyeti'nde bugün dış gündem kaynaklı birçok alana etki edilmesi muhtemel olsa da kabine bunların dışında... Dışarıda güçlü profil, iç seçmen gruplarının yalnızca kısıtlı halkalarında etkili, kalanı sadece "hep" ekonomiye bakar. Evet burası Türkiye ve dış politikadaki birçok adım uzun yıllar boyunca iç siyasetin malzemesi oldu. Hatta daha ileri götürelim, kimi adımlar bizzat iç hesaplı olarak atıldı. Artık iç siyasette malzeme olabilecek hiçbir şey yok. Halep'in iki mahallesi bile iç meselemiz. O kadar çok yargı-tutuklama-sağlık meselesiyle boğuşturuldu ki, oluşacak en ufak bir "gerçek" normalleşme adımı ülkeye nefes aldıracak. Peki "kabine demiştin", diyeceksiniz. Zira 2027'ye giderken başat koltuklarda olmasa da seçime endeksli adımların atılacağını anlıyoruz. "McKinley, hak ettiği takdiri hiç görmemiş harika bir başkandı. Gümrük vergileri konusunda harikaydı. Bu konuda sanırım onu geçeceğim. McKinley diğer ülkelerin ülkemize gelip iş yapmanın ayrıcalığı için ödeme yapmaları gerektiğine inanıyordu. Ve onları ödetti. Ve muazzam bir servet inşa etti." Bu sözler geçtiğimiz günlerdeki tarife adımlarını da Çin ile ısınan suları da kapsayacak bir bakiyeye işaret ediyor. Hawai ve Porto Riko gibi bölgelerin ilhak edilmesi gibi McKinley miraslarını da önemsediğini Venezuela adımından alıyoruz Trump'ın... Ve önceki satırlarda okuduğunuz üzere Trump, McKinley'i geçmekten bahsediyor. "Bir düşman çok, yüz dost azdır." - Kızılderili atasözü.
13 Ocak 2026 00:00

İran'da Yaşananlar Bizi Çok Yakından İlgilendiriyor
Hele söz konusu İran ise gelişmeleri "iç mesele" diyerek bir kenara atılmamalı. İran'da derinleşen toplumsal hareketlilik, artık rejimin kontrol edebileceği sıradan bir protesto dalgası olmaktan çıkıyor. İran'ın istikrarı, neredeyse İran'dan çok Türkiye için hayati önemdedir. Yaklaşık 560 kilometrelik Türkiye–İran sınırı, bugüne kadar tüm gerilimlere rağmen görece istikrarlı kalmış. Daha önce sınır boylarında görev yapan, İran'daki gelişmeleri yakından izleyen emekli Tümgeneral Rafet Kılıç, gelişmeleri bize şöyle yorumladı: "Karışıklıklar devam ederse bize ilk darbe sığınmacı meselesinden gelecektir. Nüfusu 90 milyona yaklaşan, ekonomisi çökmeye yüz tutmuş bir İran'dan kopacak kitlesel göç, Suriye deneyimini bile gölgede bırakabilir. Türkiye'nin mevcut demografik, ekonomik ve sosyal yükü ortadayken, böyle bir dalganın ülke üzerinde yaratacağı tahribat asla hafife alınamaz. Ancak tehlike burada bitmiyor. İ ran'da yaklaşık 30 milyon Türk kökenli nüfus yaşıyor. Merkezi otoritenin zayıflaması, dış aktörlerin devreye girmesi ve vekil yapıların sahaya sürülmesi hâlinde, etnik ve mezhepsel fay hatlarının kaşınmayacağını düşünmek, Ortadoğu'yu hiç tanımamaktır. Irak ve Suriye'de yaşananlar hâlâ belleklerimizdeyken, aynı senaryonun İran'da sahnelenmeyeceğini varsaymak akılcı değildir." Bu noktada PJAK gerçeği görmezden gelinemez. İran'da otorite zayıfladığında, bu yapının hem İran içinde hem de Türkiye sınır hattında daha aktif hâle gelmesi kaçınılmazdır. Emekli Tümgeneral Rafet Kılıç, neler yapılması gerektiğini şöyle anlattı: "Türkiye'nin tutumu net olmak zorundadır. İran'ın iç işlerine müdahale etmek başka, İran'ın çöküşüne kayıtsız kalmak başka bir şeydir. Türkiye, bir yandan İran'ın toprak bütünlüğünü ve istikrarını önceleyen bir diplomatik çizgiyi savunmalı; diğer yandan ise en kötü senaryoya göre askeri, istihbari ve siyasi tüm hazırlıklarını eksiksiz yapmak zorundadır. Sınır güvenliği, terörle mücadele kapasitesi ve göç politikası bu sürecin ertelenemez başlıklarıdır." İran'daki gelişmeler, Türkiye için uzak bir coğrafyanın sorunu değil. İran sarsılırken Türkiye'nin yapabileceği en büyük hata, "Bize bir şey olmaz" rehavetiyle hazırlıksız yakalanmak olur. Buna kadınlar "Beyaz Çarşamba" diyor. Caddelerde bunlar yaşanırken devlet dairelerinde ise katılık devam ediyor. Örneğin resmi dairelerde çalışanların namaz kılması da, 9 yaşında, yani ilkokul 3. sınıftaki kızların okullarda kapanması da zorunlu. Suriye'de iç çatışmalardan kaçan 4 milyona yakın Suriyeli ülkemize sığındı.
13 Ocak 2026 00:00

İç Cepheyi Sağlam Tutalım Öyle Mi?
Mayıs ayı, 150 kişilik ağır silahlı terörist grup, Elazığ-Bingöl karayolunda şehirlerarası otobüsü durdurdu, Malatya'dan usta birliklerine giden sivil kıyafetli, silahsız 36 er indirildi. Genelkurmay başkanı 45 dakika boyunca alakasız konulardan bahsetti, muhtemelen gene türlü türlü bahaneler duyacağını düşünüyordu, mevzuya bir türlü giremiyordu, neticede lafı evirdi çevirdi, "seni Hakkari'ye gönderelim mi?" diye sordu. Herhangi bir mazeret duymayınca rahatlayan genelkurmay başkanı bu defa "ne zaman katılırsın?" diye sordu, albay "hemen" dedi. Buzul Dağı'nda mesela, beklemedikleri anda baskın yapabilmek için 3500 askeriyle birlikte eksi 40 derecede buzda yattı, tipiye yakalandılar, çanak benzeri bir arazide beş gün mahsur kaldılar, üçüncü gün erzakları bitti, donuyorlardı, "çantalarınızı, hatta tüfeklerin dipçiklerini bile yakın" emri verdi, bu insanüstü fedakarlık sayesinde, ummadıkları anda mağaralarda saklanan yüzlerce teröristi basmayı başardılar. Osman Pamukoğlu bir başka işi için dışarı çıkacaktı, "yolumun üstünde, ben götüreyim" dedi. Pamukoğlu "hayrola oğlum?" diye sordu, nizamiyedeki astsubayların utançtan yüzü kızarmıştı, komutanın gözüne bakamıyorlardı. "Hayrola?" diye bastırınca, esas duruşta yere bakarak, utana sıkıla cevap vermek zorunda kaldılar. Osman Pamukoğlu'nu da kendileri gibi zannettikleri için "askeri sosyal tesislere sokmayalım, aklı başına gelsin" diye düşünmüşlerdi. Gülümsedi Osman Pamukoğlu... "Tamam" dedi, gitti. Osman Pamukoğlu 14 yıl önce emekli olmuştu, 14 yıl boyunca bir defa bile, tekrar yazıyorum, emekli olduğu 14 yıl boyunca bir defa bile herhangi bir askeri sosyal tesise adım atmamıştı. Henüz 11 yaşındayken askeri okula yazılmıştı, teğmenliğinden itibaren 35 yıl subay üniforması taşımıştı, bu 35 yıl boyunca -bir defa bile- herhangi bir askeri sosyal tesise, askeri tatil kampına filan, adım atmamıştı. 35 yıl muvazzaf subaylık, 14 yıl emeklilik boyunca, Osman Pamukoğlu ömrü boyunca, bir defa olsun, bir saniye olsun, herhangi bir askeri sosyal tesise gitmedi, bir kahve bile içmedi. Herkesin okuması gereken bu kitabında, fedakarlıkları, kahramanlıkları, imkansız tabir edilen harekatları anlatırken, "Yüzbaşı Naim" diye bahsettiği bir subay var... "Bu subay ne zaman uyur, ne zaman yemek yer, hiç görmedim, 24 saat her yerde hazırdı" diyor Osman Pamukoğlu. Naim Babüroğlu... 1960 yılında Hatay'da yoksul bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi, ilkokulu ortaokulu okudu, ailesinin maddi imkansızlıkları yüzünden parasız yatılı devam etmesi gerekiyordu, sınava girdi, Kuleli Askeri Lisesi'ni kazandı, önce Kuleli'yi, sonra Kara Harp Okulu'nu bitirdi, teğmen oldu, Harp Akademisi'ni ikincilikle, Silahlı Kuvvetler Akademisi'ni birincilikle bitirdi, kurmay yüzbaşı olarak Hakkari'ye gönderildi. Tugay komutanlığının içinde şehit naaşlarını yıkama yeri var, evlatlarımızın cenazesi orada yıkanıyor, sonra memleketlerine gönderiliyor, kışladaki o şehit yıkama yerinin bacası 24 saat kesintisiz tütüyordu, Yüzbaşı Naim'in yüzünde o devamlı tüten baca nedeniyle kor izi oluşmuştu, düşünün... Kurmay yüzbaşı Naim, evliydi, Hakkari'ye tek başına gitmemişti, eşi ve çocuklarıyla birlikte gitmişti, iki küçük oğlu vardı, ilkokula gidiyorlardı. Yüzbaşı Naim, Osman Pamukoğlu'nun Unutulanlar Dışında Bir Şey Yok kitabında anlattığı gibi, "ne uyuyordu, ne yemek yiyordu, 24 saat hazırdı…" Hakkari'den sonra rütbe almaya devam etti, Irak'ta Kuveyt'te görev yaptı, Belçika'da NATO karargahında görev yaptı, tuğgeneral oldu, önü çok açıktı ama malum, Balyoz Ergenekon kumpas davaları patladı, Atatürkçü subaylar tasfiye edildi, tuğgeneralken emekli edildi. Onun gibi Atatürkçü subaylarımız yerine terfi ettirilenler, biliyorsunuz, 15 Temmuz'da darbe girişiminde bulundu. Kapıda görevli askerler kimliği makineye soktu, bir anda yüzleri döndü, Naim Babüroğlu "hayrola oğlum?" diye sordu, askerlerin utançtan yüzü kızarmıştı, komutanın gözüne bakamıyorlardı, utana sıkıla cevap vermek zorunda kaldılar, "bu kartın sahibi askeri sosyal tesislere giremez" ibaresi çıkıyordu! Türk Silahlı Kuvvetleri tarihinin en gurur duyulan subaylarından, vatanını seven herkes tarafından saygı gören Naim Babüroğlu'nun, tıpkı Osman Pamukoğlu gibi, askeri sosyal tesislere girmesi yasaklanmıştı. Osman Pamukoğlu'nu Naim Babüroğlu'nu!
13 Ocak 2026 00:00