×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Köşe Yazarı

Pasifik'ten Balkanlar'a: Türk Savunma Ekosisteminin Yeni Jeopolitiği

12 Ocak 2026 07:20

Türkiye de bu yeni dönemde önemli bir savunma sistemleri ihracatçısı ülke konumunda ve her hamlesi ile dengeleri/jeopolitik güç çarpanını etkileyen küresel oyun kurucu bir aktöre dönüşmüş durumda. Türk savunma sanayii sahip olduğu asırlık tecrübe ve köklü geleneği ile insansız sistemlerden hava savunmasına, elektronik harpten ortak üretim modellerine kadar uzanan geniş bir yelpazede klasik "tedarikçi ülke" rolünü geride bırakarak stratejik ekosistem kurucu bir aktöre dönüştükçe oyun kurmaya devam ediyor. Türkiye'nin TCG Anadolu ile dizayn ettiği, dünya denizlerinde otonom kuvvet aktarım kabiliyetine imkân sunan deniz havacılığı konsepti ise Bayraktar TB2/3 ile entegre ve müşterek kabiliyet yeteneği sayesinde sahada rüştünü ispat etmiş yeni bir deniz harbi yaklaşımı olarak Japonya'nın radarına girmiş durumda. Japonya'nın Bayraktar TB2/3 tedarik planı kapsamında Tel Aviv merkezli Heron-2 İHA'larını rafa kaldırması Türkiye'nin savunma sanayiinde sistem ve doktrin ihraç eden bir aktör konumuna yükseldiğini gösteriyor. Çelik Kubbe'ye EJDERHA Takviyesi: Hava Savunmasında Yeni Nesil Bir Mimari ASELSAN'ın ağ merkezli, bütünleşik ve çok katmanlı hava savunma sistemi/mimarisi Çelik Kubbe, Türkiye'nin hava savunmasında geldiği noktayı platform bazlı çözümlerden ağ-merkezli ve yapay zekâ destekli mimariye taşıdığını gösteriyor. ASELSAN, çok katmanlı entegre hava savunma sistemi Çelik Kubbe teslimatlarını 2026'da yoğunlaştıracak ve sisteme yeni bileşenler/sistemler entegre edilmeye de devam edilecek. Fırlatma tüpüyle birlikte yaklaşık 35 kilogram ağırlığa, 1,8 metre uzunluğa ve 160 mm çapa sahip sistemin sabit ve hareketli hedeflere karşı hassas güdüm-kontrol kabiliyeti, Kosova Güvenlik Güçlerinin farklı arazi ve tehdit senaryolarına uyum sağlayan bütüncül bir savunma anlayışı geliştirmesine imkân tanımaktadır. Hatta gelinen aşamada Türkiye yalnızca savunma ekosistemi ihraç etmiyor; birlikte doktrin, konsept ve operasyonel akıl ihraç eden bir aktör konumuna da ulaşmış durumda.

Köşe Yazarı

Mizaca Saygı Bilinci Ve Annelerimiz

12 Ocak 2026 07:20

İnsanın farklı zıt güçlerin bileşkesini temsil ettiğini, her birinin farklı ve kendine mahsus olduğunu kabul etmek istemiyoruz. Su ve toprak aynı şekilde. Bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan oluşuma mizaç diyoruz. Farklı mizaçları böylece tanımış oluruz. Evliliklerinin uzun olması ve sağlıklı yürütülmesi validelerimizin bu harikulade "Mizaca saygı bilinci" ne sahip olma ferasetleri sebebiyledir. MİZACA saygı gösterenler kişiye mahsus yapılanmalara müdahale etmezler. Zira farklı yapıda olanları yönetmek zordur. Dolayısıyla hem yönetim erkleri hem ruhani liderler mizaçların farklılığını kabul etmek istemezler. MADDİ iktidar, ekonomik iktidar, dijital iktidar sahipleri kadar manevi iktidar sevdasına düşen ruhban olarak tarif edebileceğimiz aslında Allah'ın fıtrat kanunlarına muhalefet eden çakma cemaat liderleri, sahte mürşitler de aynı çıkarcı zümredendirler. Ortak noktaları mizaca saygı göstermemeleridir. Bütün bunlar mizaca saygı bilincinin reddedilmesidir. Mizaçlara saygı duyan Efendimiz vahyin taşıyıcısı ve uygulayıcıydı. MİZAÇLARI kabul ederek yönetmek bir yaşam sanatıdır. Bu maharetin en güzel örneğini Efendimizde buluruz. Farklı düşünenlerin bir arada olabilmesi yeteneğini kimden tahsil edeceğimiz bellidir. Onlar hakikaten ailedeki farklı yaratılışlara saygı gösteren birer mizaç ustası olarak hayata katkı sundular.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Mir'aç İnkarcılığının Arka Planında Neler Var

12 Ocak 2026 07:20

İsrâ: Peygamberimizin bir gece Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksâ'ya götürülmesi (Kur'an, İsrâ 17/1). Mir'aç inkarcılığı; Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in (s.a.v.) İsrâ ve Mi'rac mucizesini; yani, Mekke'den Kudüs'e gece yolculuğu ve oradan semalara yükselişini bütünüyle ya da kısmen reddeden yaklaşımlara verilen addır. Özellikle son 100-150 yıldır oryantalistler tarafından Hadis-i Şerifleri devre dışı bırakma çalışmaları yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. Allah(cc) İsrâ Suresi'nde(17/1); "Kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ'ya götüren Allah her türlü noksandan münezzehtir." Buyurmaktadır. Kur'an-ı Kerimde "ruh" için ayrı, "beden" için ayrı kelimeler varken bilinçli olarak "kul" denmiştir. Necm Suresi 18; "Andolsun ki, Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü" Buyrulmaktadır. Kaldı ki, Peygamber Efendimiz(sav) gördüğü rüyayı anlasaydı müşrikler alay konusu yapıp "Bir gecede Kudüs'e gidip gelmek imkânsız" diye itiraz etmezler, Hz. Ebubekir(ra) Efendimize koşmazlardı. Hz. Ebubekir(ra) Efendimiz "O söylüyorsa doğrudur" diyerek Efendimiz(sav)'in "Sıddık" iltifatına mazhar olmuştur. 2-Hadisi-i Şerif inkarcılığı var: Mir'açta yaşanan ve Efendimiz(sav) tarafından anlatılan "cennet ve cehennem" gibi birçok hadise Hadis-i Şeriflerde açıklanmaktadır. Ravileri çok güçlü 30'a yakın Hadis-i Şerifte Mir'aç anlatılır. 3-Namaz inkarcılığı var: Günlük kıldığımız 5 vakit namaz Mir'aç'ta farz kılındı. Peygamber Efendimiz(sav), "Kulun Rabbine en yakın olduğu an secdedir." (Müslim) Buyurmaktadır. Mir'aç inkarı Namazın farziyetini zayıflatır, birileri çıkar "5 Vakit Namaz farz değil" der ve diyorlar da. 5-İnsana verilen değeri küçümseme var: Mir'aç ile Meleklerin geçmesine izin verilmediği "Sitretü'l mütehaya" bir insan olan Peygamber Efendimiz çıkarıldı. 6-Günahlardan kaçınmanın önemini zayıflatma var: Peygamber Efendimiz(sav)'e cennet ve cehennem gezdiriliyor.

Köşe Yazarı

Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesinin (Gbop) Doğuşu Ve Afganistan'ın İşgaliyle Irak'ın İşgaline Giden Yol 2001 - 2003

12 Ocak 2026 07:20

Dizi yazımızın birinci bölümünde, 1990'lı yılların başında SSCB'nin dağılması ve Komünizmin Dünyada çöküşüyle birlikte, 1945 – 1990 zaman dilimine damgasını vuran "Soğuk Savaş Dönemi" mi Komünist ve Kapitalist Bloklardan Komünist Blok'un çökmesiyle, Dünyamızın "tek kutuplu" dünyaya dönüştüğü ve bunu müteakip meydanı boş bulan Kapitalist Blok'un lideri Amerika'nın, kendi tabiriyle "II. Yeni Dünya Düzeni" ni oluşturmaya soyunduğundan bahisle giriş yapmıştık. Adı geçen düzen oluşturulmaya başlanırken, bunda "dünyanın tek süper gücü " denilen Amerika yalnız değildi. Onun "ideolojik ve stratejik müttefikleri " denilen unsurları da vardı ki, bunlar, genelde NATO ülkelerini içine alan Batı'nın Büyük Devletleri ve Ortadoğu'da ise 1948'de "Emperyalist Büyük Devletlerin Ortadoğu'da jandarması - polis devleti" olarak kurulan "Küçük İsrail" idi. Anlayacağınız, öncülüğünü Amerika'nın yapacağı "II. Yeni Dünya Düzeni", "Amerika-Batı – İsrail Şer Ekseni" nde kurulacaktı. "II. Yeni Dünya Düzeni" nin İlk Ortadoğu Misyonu: BOP 1990'lı yılların başında, Komünist Sovyet Rusya Bloğu çöktüğünde, Amerika'nın Devlet Başkanı "Baba Bush" denilen ve 1989 – 1993 zaman diliminde başkanlık yapan, George H. W. Bush idi. "Erken dönemde" denilerek icatcısı "Baba Bush" olan BOP'un birçok "tali" emellerinin bulunmasına rağmen iki "ana" emeli şunlardı: 2-"Birleşik Bağısız Büyük Kürdistan" ın kurulmasına başlanılarak, Ortadoğu'da İsrail'den sonra kendisine "İkinci Bir İsrail" yapılanmasında "Jandarma-Polis Devleti" olarak "Birleşik Büyük Kürdistan" ı kurmak. Başkan Bush tarafından bu emellerin gerçekleştirilmesi kendisini, "Körfez Krizi" adıyla anılan 2 Ağustos 1990'da Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in Kuveyt'i işgaliyle gösterdi. "II. Yeni Dünya Düzeni" nin İkinci Büyük Misyonu ve Versiyonu: " Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi (GBOP)" GBOP'un Amerika'daki mimarı, "Baba Bush" yerine 2001'de Amerika Başkanı olarak seçilen "Oğul Bush" (George W. Bush) oldu. Başkan Babası'nın 1990'lı yıllarda başlattığı BOP'u kendisi daha büyük boyutlara taşımaktan olarak, bunun adına bir de "Genişletilmiş" i ekleyerek, "Genişletilmiş Büyük Ortadoğu Projesi" adıyla, "Yeni Projesi" veya "II. Bush Doktrini" ni yapılandırmak oldu. Bu da tam anlamıyla bir "CIA-MOSSAD- M 16 Projesi" idi. " "Genişletilmiş" olması, Kuzey Afrika Arap ülkeleri ile, buna Afganistan, Pakistan, Sudan ve Somali de dahil edildiği halde, buradaki ülkelerin "İsrail-Amerika'nın güvenliğinin korunması" denilerek, 2-3-4 ve 5'e bölünmesinden kaynaklanıyordu. Bu bir bakıma da İsrail'in 1948'de kurulurken oluşturduğu "Çevre Doktrini" ve bunun "yeniden yapılandırılması" denilen İsrailli stratejist Odet Yinon'un 1982'de yaptığı adına "Yinon Planı-Doktrini" veya "İsrail İçin Starteji" denilen yapılanma idi. Esası, "Biz, İsrail Devleti, Yahudiler olarak bölgemizde 'azınlık bir millet olduğumuz' için güvenliğimiz tehlikededir. Onları tahrikle, bu ülkeleri bölerek güvenliğimizi sağlayacağız" idi. İsrail'in 1948'den 1982'yi kendisini gösteren bu "Böl –Yönet Doktrini" Amerika ve Batı'nın da doktrini olmuştu. Amerika'nın da doktrini oluşu kendisini, Başkan Oğul Bush'un Dışişleri Bakanı Condolezza Rice'nin 7 Ağustos 2003'de Washington Post'ta çıkan "Transforming the Middle East" başlıklı makalesinde göstermiş, yeni proje olarak GBOP amaçları şöyle dillendirilmişti: "Fas'tan Çin'e kadar 22 ülkenin siyasi ve ekonomik coğrafyası değiştirilecektir" (Erol Bilbilik, Genişletilmiş Ortadoğu Projesi, Asya Şafak Yayınları, İstanbul, 2008, s. 8) BOP'un "Yaratıcı Kaoslar" la yürürlüğe konulduğunu yazımızın birinci bölümünde anlatmıştık. Durup dururken GBOP da yürürlüğe konulamazdı. Bunun içinde bir yeni "Yaratıcı Kaos" oluşturulması gerekiyordu. Bu da, New York'ta "Küresel Kapitalizmin Finans Beyni" denilen yan yana gökdelen "İkiz Kuleler' in iki yolcu uçağı kullanılarak "11 Eylül 2001 Havaya Uçurulması" ile kendisini gösterdi. Ortak birleştikleri ana teşhis; "CIA – MOSSAD yaptı" olmuştu. Bu propagandayı allanıp pullandırmak suretiyle, "Bin Ladin Afganistan'ın sarp dağlarında saklanıyor" u gerekçe gösterilerek, onu burada yakalamak için Amerika 13 Ekim 2001'de Afganistan'a askeri operasyon başlatıldı. Bu operasyonun bir amacı da "Bin Ladin'i yakalamak" yanında, CIA tarafından Komünist Rusya'yı Afganistan'dan çıkarmak için genelde "Üniversite ve lise öğrencilerinden" denilerek (Türkiye'ye de zaten, 1960 – 1980 zaman diliminde Amerikancı darbelere terör olaylarıyla zemin hazırlamak için üniversite öğrencilerine Dev- Genç Terör Örgütü vb. kurdurulmuştu) kurdurulan "Taliban Terör Örgütü" denilen örgütü de "artık miadı doldu" denilerek tasfiye etmekti. Başkan Barak Obama'dan (2008 – 2017 arası iki dönem) sonra Amerika'nın başına başkan olarak Donalt Trump seçilip 21 Ocak 2017'de Başkanlık koltuğuna oturunca, devletinin Afganistan'da "tam başarısızlığa" uğradığını algılayarak, "buradan kaçarcasına" denilerek bütün işgalci askerlerini çekerek terk ettiği görüldü. Hatta onunla, "Amerikan çıkarları" için denilerek "sulhcu"" olarak yeniden anlaştığı görüldü. Zaten de tarihte 1839-1919 zaman diliminde İngiltere emperyalist emelleriyle Afganistan'ı üç defa işgal girişiminde bulunmuş, her defasında mağlup olmuş, 1978- 1989 zaman diliminde ise, Komünist Rusya, burasını yine aynı emellerle işgal etmiş, tutunamamıştı. Bu iki emperyalist işgale "üçüncü ilave" olarak, Amerika da 2001 – 2021 zaman diliminde 20 yıl süreyle Afganistan'ı işgal etmiş, takip ettiği emperyalist emellerinde başarılı olamamıştı. Afganistan'a tarihte, bu üç büyük emperyalist saldırıların başarısızlık sebepleri araştırılırken, buna "oldukça sarp, yol ve geçit vermez dağları" ana sebep olarak gösterilmiştir. Yani anlayacağınız, Emperyalizm Afganistan'da coğrafya ve jeopolitiğe yenik düşmüştür. Her defasında, "Afganistan Milli Bağımsızlık Direnişleri " bu sarp dağlara çekilerek varlığını korumuş, kısa süreli işgaller olsa bile zaferler hep kendisinin olmuştur.

Filtreleme Haberleri

Köşe Yazarı

'Kaderde Ne Varsa O Gelir Başa'

Osmanlı'nın korkusuz öncü birliği "Deliler", sıra dışı kıyafetleri, psikolojik harp taktikleri ve cesaretleriyle düşmanı savaş başlamadan yıldıran efsanevi süvarilerdir. Düşmanın üzerine zırhsız gitmeleri, sayıca üstün birliklere tek başlarına saldırmaları ve vücut dilleri, onların "aklı başından giden" kişiler olarak nitelendirilmesine yol açtı; böylece "rehber" anlamındaki "Delil" ile "korkusuz" anlamındaki "Deli" kavramları, bu askeri sınıfın kimliğinde birleşti. Deli adını almalarının nedeni, gönüllü 20-25 yaş arası gençlerden oluşmaları ve savaşlarda ordunun en ön saflarında çarpışmalarıydı. Sonradan giysilerinde değişiklik yapıldı, 17. yüzyıldan itibaren başlarına bir arşın uzunluğunda siyah kuzu derisinden üstü sarıklı bir kalpak giymeye başladılar. 16. yüzyılda Rumeli beylerbeyi, Semendere ve Bosna sancak beylerinin yönetiminde, 17. yüzyılın sonlarından itibaren de Anadolu vezir ve beylerbeylerinin yönetimi altında oldular. Altmışar kişilik "bayrak" adı verilen ocaklara ayrılırlar, seferlerde "Delibaşı" adı verilen komutanları tarafından yönetilirlerdi. 17. yüzyılın sonlarından itibaren, Osmanlı merkezi otoritesinin zayıflaması, seferlerin azalması veya başarısızlıkla sonuçlanması, Deliler'in statüsünü değiştirdi. Bu süreçten sonra köylere saldırmaya başladılar, eşkıyalık faaliyetleri nedeniyle 1829'da II. Mahmud tarafından bu ocak lağvedildi.

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

12 Ocak 2026 Günlük Burç Yorumları

Koşulların sürekli şarj makinesi gibi çalıştığı günlük hayatın stresini atabilmek için, sohbet ortamları sizi mutlu ediyor. Bu nedenle; nerede gerekli bağlantıları yapacağınızın, çevrenizle ilişkilerinizin hangi ortamlarda avantaja dönüşeceğinin bilincindesiniz. Kısa bir zaman dilimine özel anlık bir konu gelişirken, stratejik öneme sahip ve gününüzün büyük bir kısmını ayırdığınız bazı işleri göz ardı ediyorsunuz. Tevazu içinde hislerle hareket ettiğiniz zaman, hiç arzu etmediğiniz sonuçlara varabiliyorsunuz. Maddi konulardaki değerlendirmeleriniz son derece göreceli. Bir an değerli olan, başka bir zaman gözünüzde değerini yitiriyor. Direkt olarak sizin performansınızı yansıtacak konu ile ilgili olarak, gerekli ihtimamı göstermelisiniz.

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

Ya 1392 Gün Prim Ya Da 62 Yaş

Çiftçi Bağkur giriş tarihim 1 Eylül 2004 olup 7621 gün prim ödemem var. Soru: SSK girişim 20 Ekim 1993 olup 2766 gün prim ödem em var. Yaş haddinden emekli olmak için 15 yıl sigortalılık süresi, 3600 gün prim ödeme ve 58 yaş şartlarına tabisiniz. 834 gün daha prim ödeyerek (veya doğumunuzu borçlanıp 114 gün de prim ödeyerek) priminizi 3600 güne tamamlayacağınız tarihte 58 yaşı da doldurabilirseniz emekli olabilirsiniz. Dolduramazsanız, 58 yaşınızı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz. SSK girişim 2011'de olup 3600 gün prim ödemem var. Mustafa İZCİMEN Cevap: Sizin gibi 1 Ocak 2011 ila 31 Aralık 2011 arasında sigortalı olan ve yüzde 40-49 arasında engelli olanlar, emekli olmak için 18 yıl sigortalılık süresi ve 4400 gün prim ödeme şartlarına tabi bulunuyor. Askerliğinizi borçlanıp 260 gün de prim ödeyerek toplam priminizi 4400 güne tamamlamanız şartıyla, 2029'da 18 yıllık sigortalılık sürenizi dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz. Ona da 5800 gün prim ödemem gerekiyormuş. Sigortaya 4800 gün prim ödeyip 61 yaşı bekleyeceğim sadece. Sizin gibi 1 Ekim 2008'den sonra sigortalı olan ve birden fazla sigortalılık statüsünde prim ödeyenler, fazla prim ödediği sigortalılık statüsünden emekli oluyorlar. 1145 günü isteğe bağlı olarak Bağkur'a ödeseniz de yine SSK'dan emekli olabilirsiniz. Primi ödenen son yedi yılda (son ödenen 2520 gün prim içinde) fazla prim ödenen, prim ödemeleri eşitse son olarak tabi olunan statüden emekli olunuyor. Sorunuzdan SSK'dan sonra Bağkur'a 1260 günden fazla prim ödediğiniz anlaşıldığından, son yedi yıl kuralına göre Bağkur'dan emekli olacaksınız. 5400 günden fazla priminiz olduğundan, faaliyetinize son verip bundan sonra prim ödemeseniz de, 2026'da 58 yaşı dolduracağınız tarihte emekli olabilirsiniz.

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

Bes'teki Devlet Katkısı!

Bireysel Emeklilik Sistemi yürürlüğe girdiğinde yüzde 25 Devlet katkısı büyük bir olaydı. 2008 yılında TRT'ye program hazırladığımda sokak röportajlarında vatandaşa BES'i sorduğumda, bilmeyenler de vardı, Kadıköy'de bir esnafa işyerinin önünde mikrofon uzattığımda; "iki tane yaptırdım birini emekli olunca çekeceğim diğerini ise çocuğuma sermaye olarak vereceğim" demişti. Yeni yıldan itibaren ise bu rakam yüzde 20'ye düşürüldü. Beklenmedik bir şekilde Devlet katkısı yüzde 20'ye düşürülünce çevremdeki dostlarım bana sormaya başladılar. Ben de kendilerine 'Enflasyon düşüş trendinde, yüzde 20 Devlet katkısı bugün için bile çok cazip.

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

Bereketli Çukurova'nın Gözbebeği: Adana

Çukurova'nın kalbinden doğup, Seyhan ile beslenip büyüyen Adana'nın Hitit'lerden Osmanlı'ya uzanan köklü geçmişi, bugün hala kentin sokaklarında ve yapılarında kendini hissettiriyor. Fenikeliler döneminde, bereketli topraklar nedeniyle Adonis adıyla anılan kent, 1878'de Osmanlı döneminde yayımlanan bir fermanla giderilmiş ve kentin adı resmen Adana olarak belirlenmiş. Taşköprü, hala ayakta duran dünyanın en eski köprülerinden biri olarak kentin belleğini taşırken; Tepebağ evleri, Adana'nın sivil mimarisine sessizce tanıklık etmeye devam ediyor. Zengin mutfağı, kültürel etkinlikleri ve festivalleriyle Adana, son yıllarda sosyal ve kültürel alanda da yeniden canlanıyor. Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer, kentte hayat geçirilen projeleri ve devam eden çalışmaları anlattı. Türkiye'nin en geniş ve en verimli tarım alanlarından biri olan Çukurova üzerinde kurulu Adana'daki Seyhan ve Ceyhan nehirleri, binlerce yıldır bu topraklara hayat veriyor. Ceyhan Ovası ise Adana denince akla gelen en büyük üretim alanlarından. Geçen yıl 10 günde 300'den fazla etkinliğe ev sahipliği yapan karnaval, toplamda 2.8 milyon izleyiciye ulaştı. Adana; Yaşar Kemal, Orhan Kemal ve Yılmaz Güney gibi önemli sanatçıların yetiştiği bir kent. Adana'da festival kültürü de giderek güçleniyor. 'Ürettikçe Hep Güçlü' sloganıyla yılbaşı konseptli kadın emeği pazarı düzenlendiğini söyleyen Başkan Vekili Geçer, "19-21 Aralık 2025 arasında Kurtuluş Mahallesi Ziyapaşa Bulvarı'nda gerçekleştirilen etkinlikte, Adana'da faaliyet gösteren kadın kooperatifleri ve kadın üreticiler stant açarak ürünlerini sergiledi. Kadınların sosyal ve ekonomik hayattaki konumlarını güçlendirmeyi hedefleyen organizasyonla girişimci kadınların el emeği ürünlerini gelire dönüştürmelerine katkı sundu" ifadelerini kullandı Bölge turizminin gelişmesi için küçük ve orta ölçekli konaklama işletmelerinin dönüşümünü amaçladıklarını vurgulayan Başkan Vekili Geçer, "Avrupa Birliği (AB) tarafından finanse edilen Interreg NEXT MED Programı kapsamında yürütülen SMACSustainability Model for Accommodation MSMEs projesine Türkiye'den katılan tek ortak olarak çalışmalara başladık. Bütçesi 2 milyon 321 bin 252 Euro olan proje, yüzde 89 oranındaki Avrupa Birliği katkısıyla desteklenmekte olup, Adana Büyükşehir Belediyesi proje faaliyetlerinde aktif sorumluluk üstlenmekte. Proje; konaklama işletmelerine sürdürülebilirlik yolculukları için açık bir rehberlik sunuyor. Proje, daha yenilikçi, daha yeşil ve dayanıklı Akdeniz turizm ekosistemine geçiş kolaylaşacak" diye konuştu. Balıkçılara ip ağ ve fanya takımı desteğinde bulundukları bilgisini veren Başkan Vekili Geçer, proje hakkında şöyle konuştu: "Yumurtalık Limanı Balıkçılar Kooperatifi'nde 110 balıkçıya 550 ip ağ ve 110 fanya takımı desteği sağlandı. Üretimi ve alın terini destekleyen bu dayanışmayı sürdürecek, balıkçı kardeşlerimizin her zaman yanında olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz şunu biliyoruz ki biz birlikte güçlüyüz." Ulaşımdan altyapıya, eğitimden tarıma her alanda projelerin tek tek detaylandırıldığını belirten Başkan Vekili Güngör Geçer, şöyle devam etti: "Yedigöze Barajı İçme Suyu Projesi ile içme suyunu güvence altına alıyoruz. Kent içi trafiği rahatlatma amacıyla Ege Bağatur Farklı Seviyeli Kavşak Projesi'nin temeli atıldı. Murat Göğebakan ve İnce Memed Kavşağı'nın açılışını yaptık. Çocukların gelişimini desteklemek ve ailelere yönelik bilinçlendirici çalışmalar gerçekleştirmek amacıyla eğitim ve seminer faaliyetleri düzenliyoruz."

12 Ocak 2026 07:00

Köşe Yazarı

Paris 2024 Sonrası Kalıcı Başarı İçin "Sistem" Vurgusu

Engelli Bireylerin Toplumsal Hayata Katılımlarının Güçlendirilmesi, Karşılaştıkları Sorunların Tespit Edilmesi ve Bu Sorunlara Kalıcı Çözümler üretilmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Başkanı Mehmet Muharrem Kasapoğlu başkanlığında toplanan komisyonda, engelli bireylerin spora erişimi, Paralimpik sporların yapısal sorunları ve Paris 2024 Paralimpik Oyunları sonrasında atılması gereken stratejik adımlar kapsamlı şekilde ele alındı. Federasyonlarca yürütülen çalışmalar, engelli bireylerin toplumsal hayata katılımının güçlendirilmesi, uygulamada yaşadığı sorunlar ve çözüm önerilerinin paylaşıldığı toplantıda Türkiye Milli Paralimpik Komitesi Başkanı Murat Aksu, yaptığı sunumda Paris 2024 Paralimpik Oyunları'nda elde edilen tarihi başarının tesadüf olmadığını, ancak bu başarının sürdürülebilir hale gelmesi için yeni bir anlayışa ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Aksu, "Paris 2024'te elde ettiğimiz sonuçlar, doğru adımlar atıldığında neler başarabileceğimizi gösterdi. Ancak bu başarıyı kalıcı bir mirasa dönüştürmek istiyorsak Paralimpik sporu bir etkinlikler zinciri olarak değil, güçlü bir sistem olarak kurgulamak zorundayız" değerlendirmesinde bulundu. Türkiye Milli Paralimpik Komitesi'nin 2026– 2032 Stratejik Planı çerçevesinde iki temel önceliği komisyon üyeleriyle paylaşan Aksu, bu başlıkların Paralimpik sporların geleceği açısından hayati önemde olduğunu belirtti. Paris 2024 sonrası oluşan toplumsal farkındalığın doğru politikalarla desteklenmesi halinde Türkiye'nin Paralimpik alanda kalıcı bir başarı modeli oluşturabileceği ifade edildi.

12 Ocak 2026 07:00

Tunca Bengin

Vekil Transferi Kutuplaşması!..

Kulislerde, ikili ya da çoklu sohbetlerde hep bu anlamda istişare, tartışma aralıklarla devam edegelen bir durum. Bu anlamda şu sıralar ağırlıkla CHP, iktidara yönelik eleştiriler yapsa da her iki partiye yönelim, katılım durumu 14'er vekille kafa kafaya şimdilik... Yok aslında birbirlerinden farkları yani, ancak söz siyasi etik, ahlak meselesine geldiğinde görüntü başkalaşıyor... "Şimdi AKP şöyle bir şey yapıyor: Transferlerde bize gelen milletvekiline bir dönem garanti, kampanya var AKP'de.." Katılımlar; CHP'den tekrar seçilme umudunu kesen vekilin ya da başka partilerden ayrılanların bir sonraki seçimde, vekillik koltuğunu garantileme kapma hesabı yani... Evet; onların birçoğu zaten CHP listelerinden seçilmiş olanlar ya da muhalefet partisinden bir başka muhalefet partisine geçiş nihayetinde deniliyor. İYİ Parti'den gelenler için de "CHP çekim merkezi haline geldi" muhabbeti yapılıyor ama o zaman da yanıtı anlamlı bir başka soru şu: Transfer olan birçok ismin, dışlanan, ötekileştirilen hakiki CHP'lileri sollayarak partide bir anda etkin koltuklara oturmaları ve o isimlerin tekrar vekil olma şanslarının yüksekliği tesadüf mü?.. Zira CHP'li vekiller arasında "sağdan gelip Parti Meclisi'ne alınanlara vekillik garantisi de verildi" diye hafiften kaynama durumu söz konusu... Malum 70'li yıllar en yoğun yaşandığı dönemdi. Sonraki yıllarda da sürdü. Dahası farklı tepkilere de yol açan bir durum. Bütün siyasi partilerin, o parti bu parti fark etmez, o atamayı yapan yöneticileri karar veriyor kimin milletvekili olacağına... Onun içinde bazı geçişler "zorunlu" gibi algılansa da, bunun bir de seçmen, vatandaş cephesinden bakıldığında "Ben sana o partidensin, onun ideolojisine göre hareket edersin diye oy verdim. Nereye gidiyorsun!" durumu var...

12 Ocak 2026 06:52

Özay Şendir

Ypg'de Çözülme Ve İç Çatışma...

Terör örgütünün Suriye kolu bu kampın güvenliğini geçmişte Türkiye'ye karşı koz olarak kullanıyordu. Ne zaman Türkiye'nin askeri bir operasyonu konuşulsa, YPG'nin Batı'yı tehdit etmek için tepkisi "Savaşçılarımızı Türkiye'ye karşı kullanmak üzere çekeriz. Bu da DAEŞ'e karşı güvenlik zafiyeti yaratır" oluyordu. YPG'nin de parçası olduğu SDG'nin silahlı güçlerinin yüzde 80'i Arap kökenli... YPG'nin kontrolü altında tuttuğu bölgelerden topyekûn bir saldırı başlatmamasının sebebi, Halep'teki terör varlığının Afrin'den gelen ve Bahoz Erdal'a bağlı gruplardan oluşması. Bahoz Erdal, 2004 ile 2009 yılları arasında Kandil'in terör ağalarından biri olarak görev yaptı, tüm teröristlerin bağlı olduğu isim olarak ön plana çıktı. Terör örgütünün 40 yıllık pratiğinden öğrendiğimiz şey, Öcalan'ın iradesine karşı gelmenin tek cezasının ölüm olduğu. DEM milletvekillerinin Halep'te olanlarla Terörsüz Türkiye arasındaki kurdukları ilişki YPG'den çok Kandil'in izlerini taşıyor. Ankara'nın gösterdiği stratejik sabrı yanlış yorumlayan, Suriye'ye hemen askeri harekâtın başlamasını isteyen bir damar var Türkiye'de. 2026 yılında Suriye sahasının hareketli geçmesi zaten beklenen bir gelişmeydi, sürpriz olan daha ocakta iç çatışmanın ve çözülmenin saklanamaz hale gelmiş olması.

12 Ocak 2026 06:52

Didem Özel Tümer

Halep'te Yaşananların Sürece Etkisi

Amaç, SDG'nin Şam'a entegrasyonu konusunun hem fikri takibi, hem de entegrasyonun 10 Mart Mutabakatı doğrultusunda gerçekleşmemesi halinde olabileceklere dair perspektif edinip sunmaya çalışmaktı. 5 Ocak 2026 itibariyle Halep'te Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yaşananlar, 1 Nisan 2025 tarihinde Şam ile PYD-YPG arasında varılan Halep Mutabakatı'nın gereğinin yerine getirilmemesinin sonucu. ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın cumartesi günü Şam'da Şara ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, "10 Mart ve 1 Nisan 2025 tarihli Suriye hükümeti ve SDG arasındaki anlaşmalara uygun olarak diyaloğa çağırıyoruz" cümlesi yer aldı. İki mahalleden YPG çıkacak ama "asayiş" adı verilen polis kanadı kalacaktı. Açıkçası bu Türkiye'nin çok da istediği bir şey olmasa da Şam rıza gösterdi ve Ankara soğukkanlılığını koruyarak izlemeye devam etti. 1 Nisan'a uymamanın sonucu Halep oldu. 10 Mart'a uymamanın sonucu Fırat'ın Doğusu olacak. Kandil'in "kalın ve savaşın" talimatıyla, silah bırakmanın hâlâ sembolik, silaha sarılma hevesinin canlı olduğu anlaşıldı. Tüm "diasporalar" konforlarının en rahat köşesinden kışkırtmayı iyi bilirler ve severler.

12 Ocak 2026 06:52

Abdullah Karakuş

Sdg Ne Yapmaya Çalıştı?

PKK'nın Suriye'deki uzantısı olan SDG, Halep'te büyük darbe yedi. Oysa SDG, Suriye yönetimi ile 10 Mart mutabakatı yapmıştı ama uymadı. 10 ay Halep'in terkedilmesiyle ilgili görüşmeler yürütüldü. İSRAİL GELİR SANDI ama İsrail SDG'yi doldurdu, destek verdi ve vekalet savaşına destek verdi. Fidan'ın "SDG, PKK'nın uzantısı olarak şu karakteristik özelliği taşıyor; güçle ya da güç tehdidi olmadan diyalog yoluyla herhangi bir şey yapma şansı yok, kendiliğinden. Ya bir güç görecek ya da güç kullanma tehdidi görecek" sözlerinin altı kalın çizgilerle çizilmeli. Erdoğan'ın talimatları doğrultusunda planlamalar yapıldı - Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) yaşanan olayların barışçıl yöntemlerle çözülmesi amacıyla, sürekli olarak Suriye Hükümeti ve ABD ile görüşmeler yürüttü.

12 Ocak 2026 06:52

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.