×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Köşe Yazarı

Kendimize Aferin Diyeceğimiz Anlar Da Vardır, Ya Da Olmalı...

12 Ocak 2026 06:00

Uyumlu olacağız derken, huzuru bozmamak için direnirken, herkese iyi davranayım diye çabalarken görünmez oluruz. Sürekli vermekten yorgun düşer, hiçbir şeyden keyif almaz hale geliriz, hayat taşınamaz bir yük haline gelirken, fark edilmesi zor bir yalnızlık içine düşeriz. "Ben yoruldum hayat gelme üstüme" gibi şarkı sözlerinden medet umarız. Konuşmadan da çok şey anlatan, anlatmasa da yüz çizgileri çok şeyi saklayan, her daim efkarlı bakan, yalnızlığını, hayallerini, hedeflerini istese de saklayamayan, genelde hiçbir şey olmamış gibi görünse de sessiz duruşu bile çok şey anlatan, açlığını, yoksulluğunu, isteklerini hep kendi kendine yaşayan kadınların sayısı artar. Yine icra dairelerindeki dosya sayısı 25 milyona dayandığı için, dosyalar koridorlardan taştığı için, işsizlik artıp, yoksulluk kalıcı hale geldiği için, gözümüze bakarak hayal alemine dalanlar her yana kol attığı için mutsuz oluruz. Tonlama ve çıkışlarıyla toplumu gerenlere değil, hele de "Şiddete karşıyız" diyerek kadına yönelik şiddet söz konusu olunca sessiz kalanlara hiç değil… Aslında dikkat edilirse yoksullukla boğuşan yurttaşların durumdan vazife çıkararak bulduğu iç acıtan reçeteler ve çözüm yolları da vardır. Mesela 10 kişiden 9'u mutfak alışverişini azaltmışsa, 100 kişiden 65'i öğün atlıyor ve daha az yiyorsa, öncelikle ailelerde yemeden içmeden kısılıyorsa, geçinebilmek için ne iş olsa yapılıyorsa, kültürel faaliyetler, sinema, tiyatro, konser unutulalı çok olmuşsa, tatil planları çoktan ertelenmişse, gelir gideri karşılamayınca fazla mesai, ek iş yapmak, yüzde 44'ü bulmuşsa durum vahim demektir… Koşullar böyle olunca geçmişten ve tarihten alınacak dersler vardır ve bu dersleri ancak bu konulara ilgi duyanlar, okuyup araştıranlar alır ya da ister ve bilebilir. Ders 1: İnsanların kendine aferin diyeceği anlar ve olaylar vardır ve olmalıdır diyerek yola devam etmeliyiz.

Köşe Yazarı

Abd'nin Grönland İşgali Sonrası Nato Nasıl Çöker?

12 Ocak 2026 06:00

Almanya Dışişleri Bakanı durumu "Batı İttifakı'nın 11 Eylül'ü" olarak nitelendirdi. Danimarka temsilcisi, ABD'nin eyleminin "silahlı bir saldırı" olduğunu ve tüm müttefiklerin Danimarka'ya yardım etmesi gerektiğini savundu. Ancak ABD Daimi Temsilcisi, masaya hukuki ve siyasi bir rest çekti: Hukuki Argüman: 5. Madde'nin metnindeki "Kuzey Amerika veya Avrupa'da gerçekleşen bir saldırı" ibaresine atıfta bulunarak, Grönland'ın teknik olarak Kuzey Amerika kıta sahanlığında olduğunu ve ABD'nin "kendi arka bahçesindeki" bir tehdidi bertaraf ettiğini savundu. Siyasi Tehdit: ABD, Danimarka'nın talebini destekleyen herhangi bir ülkenin, ABD'nin koruma kalkanından özellikle de Rusya'ya karşı nükleer şemsiyeden derhal çıkarılacağını ve "düşman unsur" olarak değerlendirileceğini belirtti. Toplantıdan bir karar çıkmaması ve ABD'nin vetosu üzerine, Fransa ve Almanya liderleri 15 Ağustos 2026'da "Berlin Deklarasyonu"nu yayınladılar. Deklarasyonda şu ifadelere yer verildi: "Bir müttefike saldıran, topraklarını işgal eden ve egemenliğini gasp eden bir güçle aynı güvenlik şemsiyesi altında bulunmak, Avrupa'nın değerlerine ve varoluşuna aykırıdır. NATO, kurucu ilkelerini yitirmiş ve tek bir üyenin emperyalist hedeflerine hizmet eden bir araca dönüşmüştür." Bu açıklamanın ardından Fransa ve Almanya, NATO'nun askeri kanadından ve entegre komuta yapısından derhal çekildiklerini duyurdular. 2027 başında, NATO Genel Sekreteri, ittifakın "işlevsiz hale geldiğini" kabul ederek, örgütün siyasi faaliyetlerinin askıya alındığını duyurdu. Rusya'nın doğudaki askeri varlığı ve ABD'nin artık "dost olmayan" bir güce dönüşmesi, Avrupa Birliği'nin on yıllardır ertelediği "Ortak Ordu" projesini zorunluluk haline getirdi. Hızlı İntikal Kolordusu (EU-RDC): 2025'te operasyonel hale gelen 5.000 kişilik "Acil Müdahale Gücü", 2030 yılına kadar 60.000 kişilik, hava, deniz ve kara unsurlarını içeren daimi bir orduya dönüştürüldü. Avrupa'nın en büyük sorunu olan savunma harcamaları, "Avrupa Savunma Tahvilleri" ile aşıldı. Emmanuel Macron, Fransız nükleer cephaneliğinin "Avrupa'nın hayati çıkarlarını" koruyacağını ve EDU üyelerine yönelik herhangi bir nükleer tehdide karşı Fransa'nın nükleer yanıt vereceğini taahhüt etti. Avrupa Savunma Birliği'nin kurulmasıyla birlikte, kıtada bulunan ve artık "işgalci bir gücün ileri karakolları" olarak görülen ABD üslerinin varlığı sorgulanmaya başlandı. Avrupa, ABD ile doğrudan bir sıcak çatışmaya girmek yerine, bu üsleri işlevsiz hale getirmek için sofistike bir "Hukuksal ve Bürokratik Savaş" başlattı. İdari Denetim: Alman polisi, ABD askeri araçlarını "trafik güvenliği" ve "emisyon standartları" gerekçesiyle durdurup arama yetkisini kullanmaya başladı. AB, PESCO kapsamında geliştirdiği "Askeri Hareketlilik" projesini, ABD'ye karşı bir silah olarak kullandı. Avrupa genelindeki demiryolları ve otoyolların askeri amaçla kullanımı, sadece "AB üyesi veya AB ile özel anlaşması olan (Norveç gibi)" ülkelere açıldı. Liman Kısıtlamaları: Hamburg, Rotterdam ve Antwerp limanlarında, ABD askeri mühimmatı taşıyan gemilere "çevresel risk değerlendirmesi" (EIA) zorunluluğu getirildi. Gürültü Kısıtlamaları: İtalya'daki Aviano Üssü çevresindeki belediyeler, "halk sağlığı" gerekçesiyle gece uçuşlarını (22.00-07.00) tamamen yasakladı. Bu durum, AB içinde "Rusya ile normalleşme" yanlıları ve karşıtları arasında yeni bir çatlak yarattı. Rusya Dışişleri Bakanlığı, 2030 yılında "Avrupa-Atlantik ve Avrasya Güvenlik Antlaşması" taslağını sundu. Bu teklif, Batı Avrupa'da Fransa ve Almanya'da "kalıcı barış için bir şans" olarak tartışılırken, Doğu Avrupa'da (Polonya, Baltıklar) "yeni bir Yalta konferansı" olarak görülerek reddedildi. Bu durum, Avrupa Birliği içinde siyasi bir krize yol açtı ve Rusya'nın "böl ve yönet" stratejisinin başarısını kanıtladı. Türkiye: NATO sonrası dönemde, Avrupa savunma mimarisine dışarıdan eklemlenen, Rusya ve ABD ile dengeli ilişkiler yürüten bağımsız bir bölgesel güç merkezi haline geldi.

Ziya Adnan

Ocak Soğuğunda Federasyon Kupası

12 Ocak 2026 05:00

1 Ağustos'ta amatör takımların dahil olduğu, 747 takımla açılış yapan kupanın 3. turunda kalan takım sayısı 64. Ev sahibi Tottenham 4-2-3-1 dizilişinde; kalede Vicario, savunmada Porro, Danso, Van de Ven, Davies, orta sahada Palhinha, Gray, iler. Maça savunmadan uzun toplarla başlıyor beyaz formalı Tottenham, 4. dakikada orta sahada Palhinha'nın Kamara'ya müdahalesi sert ve gereksiz, oyun bir süreliğine dururken sonrasında yerini Tielemans'a bırakıyor 44 numara. 11'de Villa atağında Malen uzaklardan yokluyor rakip kaleyi, forvet hattında Watkins yedek kulübesinde maça başlarken 26 yaşındaki Hollandalı ilk 11'de. 13'te soldan kullandığı ilk kornerde pozisyon üretemiyor Villa, misafir takım ilk 15 dakikada topa yüzde 69 oranında sahip olurken rakip kaleyi bir kez yokluyor. Temponun yükselmediği, iki takımın da 3. bölgede net pozisyon üretemediği ilk 20 dakikadan sonra 22'de öne geçen Villa oluyor. İki dakika sonra ikinci gole yaklaşıyorlar, Rogers'ın pasında Cash'in sert vuruşunda gole izin vermiyor Vicario, ilk 30 dakikada Villa sahayı daha iyi parselleyen takım. Villa'nın topa yüzde 64 oranında sahip olduğu, rakip kaleyi sekiz kez yokladığı beş dakika uzatılan devre 2-0 üstünlüğüyle kapanıyor. 55'te fark bire iniyor, Muani'nin asistinde sağ çaprazdan uzak köşeye sert vuruyor Odobert, skor 2-1'e gelirken Tottenham umutlanıyor. 64'te Villa'da iki değişiklik, McGinn ve Malen yerlerini Sancho ve Watkins'e bırakıyor. 72'de 3. gole yaklaşıyor Villa, ceza sahasının sağından taşıdıkları topta Buendia'nın kaleciyi geçen vuruşunu çizgiden çıkartıyor rakip savunmada Porro. 83'te Tottenham'da Porro ve Odobert'in yerlerine Spence ve Solanke sahada. Dört dakika uzatılan maçta başka gol olmayınca ilk devrede bulduğu gollerle 2-1 kazanan Villa 4. tura yükseliyor.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Anadolu'dan Yükselen Dijital Vizyon: Bartın'da Akkaya Dönemi

12 Ocak 2026 04:36

Bugün sizlere, Karadeniz'in adımlar atan bir isimden, Bartın Üniversitesi (BARÜ) Rektörü Prof. Dr. Ahmet Akkaya'dan bahsetmek istiyorum. Malumunuz, geçtiğimiz günlerde 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü idrak ettik. Göreve gelir gelmez, daha koltuğu Ocak'ta da gazetecileri unutmadı. Kurumu, İstanbul'da İletişim Başkanı Prof. Dr. Burhanettin Duran'ın teşrifleriyle "Dijital kadar açan bir rektörün olması, taşranın kabuğunu kırdığının resmidir. dijital çağı okuyan bir ferasetin ürünü. İstanbul'daki o etkinlikte konuşulan "Yapay Zekâ ve görüyoruz. Bu bölümler, Bartın'ın sadece bugününe değil, 20-30 yıl sonrasına yapılmış en stratejik yatırımdır. Bunun en net örneği, "Milli Teknoloji Atölyesi" projesidir. "Bilim Kafe" ile Kampüsten Şehre İnen Bilim Bartın denilince akla eskiden sadece Amasra ve o eşsiz doğası gelirdi. Şimdi bu markanın yanına, en az onun kadar parlak bir "BARÜ" markası eklendi. YÖK işbirliği ile hayata geçirilen "BilimKafe" etkinlikleriyle akademisyenleri halkın ayağına götürdü. Tios Antik Kenti'nde kez "gülümseyen" figürünün keşfedilmesi, Rektör Akkaya'nın tarihe ve arkeolojiye verdiği önemin bir nişanesidir. Ayrıca geleceğimizin teminatı evlatlarımız için düzenlenen Çocuk Edebiyatı Çalıştayı ve Türkçemizin bayraklaşması adına gerçekleştirilen 17. Uluslararası Dünya Dili Türkçe Sempozyumu, Rektör Akkaya'nın kültürel mirasa verdiği önemin nişanesidir. Bu bilimsel şölen, 8. Uluslararası Ar-Ge Proje Pazarı ile taçlandı. Times Higher Education (THE) "Araştırma Kalitesi" kategorisinde başardı. URAP sıralamasındaki yükseliş ve GreenMetric Yeşil Üniversite endeksinde dünyada ilk 170'e girmesi, bu yükselişin istikrarlı olduğunu kanıtlıyor. Prof. Dr. Ahmet Akkaya'nın vizyonu Bartın sınırlarını çoktan aşmış durumda.

Köşe Yazarı

Özel'in, İngiltere Başbakanı Starmer'a Neden Sitem Ettiği Anlaşıldı…

12 Ocak 2026 04:34

Sabah Gazetesi dün, "Suç örgütü yöneticisi olmak, suç örgütüne üye olmak, irtikap, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, kişisel verileri hukuka aykırı ele geçirmek, ihaleye fesat karıştırmak ve casusluk" suçlarından tutuklu yargılanan CHP'li eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu liderliğindeki İBB'deki yolsuzluk vurgununda, Cebeci hafriyat sahası ve taş ocaklarını tekeline alıp yıllık 200 milyon dolara yakın gelir elde eden firari Murat Gülibrahimoğlu'nun 2022-2025 yılları arasında 10 kez özel jetle İstanbul'dan yurt dışına çıkış yaparken, paraların büyük kısmını da Ekrem İmamoğlu'nun talimatıyla Londra'ya taşıdığı iddialarına ilişkin yeni gelişmeleri aktardı. Firari Murat Gülibrahimoğlu'nun 2022-2025 arasında en az 10 kez özel jetle İstanbul'dan yurt dışına çıkış yaptığını, bu seyahatlerin büyük çoğunluğunu geri dönüş kaydı olmadan, kısa süreli ve kapalı uçuşlar şeklinde gerçekleştirdiği belirlenmişti. Ertan Yıldız ifadesinde; "Murat Gülibrahimoğlu, Cebeci hafriyat sahasını ve taş ocaklarını tekeline aldı. İstanbul'un hafriyat döküm işlerinin yüzde 70'i onun kontrolündeydi. Yıllık 200 milyon dolara yakın gelir sağladı. Bu paraların büyük kısmı Londra'ya aktarıldı. 2025 Mart'ta özel jetle kaçtı. Duyduğuma göre Londra'daki paranın yarısı Ekrem İmamoğlu'na ait" demişti. Hatırlarsanız, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanmasının ardından 24 Mart 2024'te, İngiliz devlet kanalı BBC'yi çağırıp, "Bütün Avrupa tepki gösteriyorken İngiliz İşçi Partisi'nin, Starmer'ın bu konuda herhangi bir şey söylememesini gerçekten anlayamıyoruz. Terk edilmişlik hissediyoruz. İstanbul'un büyükşehir belediye başkanını alıp hapse koyuyorlar ve İngiltere buna ses çıkarmıyor. O zaman bu nasıl dostluk, bu nasıl kardeş parti, bu nasıl demokrasiyi birlikte savunmak? Gerçekten çok kırgınız" sözleriyle sitem etmişti. Hatta bir Kızılderili Atasözü der ki; "Bir nehirde iki balık kavga ediyorsa, oradan az önce uzun bacaklı bir İngiliz geçmiştir…" Sanki bu söz de İmamoğlu'nun, 26 Ocak 2022'nin o karlı kış gecesinde İngiliz büyükelçi ile yediği yemekten sonra yaşananları anlatıyor gibi.

Filtreleme Haberleri

Hüseyin Öztürk

Bir Devir Üç Veli

Sanki dünyanın ve insanlığın merkezî noktası gibidir. İnsanlık tarihinin yazılıp da Anadolu'dan bahsedilmediği bir tarih yoktur. Hangi medeniyete uğrak vurulacak olsa, içinde mutlaka Anadolu vardır. Dile getireceğimiz kitabında da "Ahi Evren", "Hacı Bektaş-ı Veli" ve Yunus Emre'yi kaleme almış. Bin yıllık tarihimizin toplumsal ihya ve inşacılarından üçünü anlatmış.

12 Ocak 2026 04:30

Köşe Yazarı

Müslüman Dünyanın İman Sınavı

Bugün İslam dünyası sayıca güçlü, harita üzerinde geniş, nüfus olarak kalabalık. Sorun silah eksikliği değil, sahici iman eksikliğidir. Bugün Müslüman coğrafyalara baktığımızda ortak bir manzara görüyoruz: Devletler var ama adalet zayıf. İbadet var ama hayata yön veren bir iman yok. Bugün ise Müslüman toplumlarda yaygın olan anlayış şu: İnanalım ama düzen bozulmasın, konuşalım ama bedel ödemeyelim, şikâyet edelim ama sorumluluk almayalım. Söz var, ama eylem yok. Daha da acısı, bu bağımlılık hâli zamanla normalleşmiş, hatta "realizm" diye pazarlanır olmuştur. Müslüman toplumlarda bir başka büyük sorun da parçalanmışlıktır. Bu parçalanmışlık, Müslümanları kolay yönlendirilen, kolay kışkırtılan ve kolay bastırılan topluluklar hâline getirmektedir. Büyük binalar, yüksek bütçeler ve güçlü söylemler; adalet, ahlâk ve sahici iman eksikliğini örtmeye yetmemektedir. Çözüm, yeniden iman–ahlâk–eylem bütünlüğünü kurmaktır. Tarih değişmez bir ölçü koymuştur: Hak, kalabalık olduğu için değil; sahici olduğu için galip gelir. Sahici iman ise az başlar; ama tarihi yeniden yazar.

12 Ocak 2026 04:27

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ali Karahasanoğlu

İp'li Milliyetçiler, Ortaklarınız Yine "Barış" İstismarı Yapıyor

Güneydoğu'da birçok ilçemizde çukurlar kazılıp özerklik ilan edilmeye kalkışıldığında sessiz kalıp, ne zaman ki teröristler çukurlara gömülmek üzere güvenlik görevlilerimiz tarafından operasyon başlatıldı, hemen kafayı çıkarıp, "Barış için akademisyenler bildirisi" hazırlayıp imzaya açanlar ve "barış istiyoruz" diyerek hümanist rollerine yatanlar, ama gerçekte teröristleri kurtarmaya çalışanlara, defalarca "Terörsüz Türkiye'ye siz de bir omuz verin" dedik. İstanbul 1 Nolu Barosu başkanlığını o bildiriye imza atan İbrahim Kaboğlu yaptığı halde, bir tane açıklama yapıp da "Terörsüz Türkiye" ye destek vermediler. Bir yıldır kendilerini aradığımız, defalarca "Terörsüz Türkiye'ye destek verin" çağrısı yaptığımız halde karşılık bulamadığımız Barış İçin Akademisyenler Bildirisine imza atanlar, şimdi yine kafayı çıkardılar. Barış Akademisyenleri, "Barış Bildiri'sinin 10. yılını hatırlayalım" diyerek yine utanmadan bir bildiri yayınlamışlar.. "Bugün KHK'lı hocalarımızın iadelerinin engellenişine odaklanıyoruz" diyerek, aslında amaçlarının "barış" değil... "Savaş" olduğunu, ama başarısızlık olduğunda, hemen kafayı çıkarıp, "barış bayrağı" açtıklarını ilan etmişler.. Bu sefer biraz utangaçlar. Açık açık, "Suriye'de SDG ile barış istiyoruz" dememişler. diyememişler.. "SDG Halep'te mahallelere silahlı unsurlarını soktuğunda sessiz kaldık. Şimdi Suriye ordusu o SDG'lileri çıkarırken, '10. yıl' bahanesi ile, bir açıklama yapalım" demişler ama.. "SDG'ye karşı, savaşta ancak kullanılacak silahlarla katliam yapılıyor" dememişler. diyememişler.. 10. yıl bahanesi ile yayınladıkları bildiriden bazı bölümler şöyle: "Bugün Barış Bildirisi'nin 10. Yıldönümü; 10 yıla birlikte bakalım. Bu suça ortak olmayacağız başlıklı bildiri 11 Ocak 2016'da yayınlandı. Barış için akademisyenler şiddetin durmasını barışa dönülmesini talep etti. Hükümet bu çağrıyı barışçıl bir talep olarak değil devlet düşmanlığı olarak değerlendirdi." Ne kadar yalancılar, ne kadar sahtekarlar, görüyor musunuz.. 2015'in Ağustos'undan itibaren, PKK'lı teröristler, Güneydoğu'da birçok ilçede, özerklik ilan etmiş.. "Siz ne yapıyorsunuz, deli misiniz" dememişler.. Akademisyenler bildiri imzalayıp, "barış" demişler.. Devlet buna hemen uymamış.. Hatta Karar gazetesinde göreceksiniz.. Barış için akademisyenler bildirisine imza atanların, tekrar üniversitelere geri dönüp, gençleri zehirlemeleri için haber yapacaklar.. Ben de PKK'ya silah bıraktırmak istenildiğinde, "şehid ailelerinin hakkı ne olacak" diyen Sözcü'ye sorayım..

12 Ocak 2026 04:24

Köşe Yazarı

Nvıdıa Golan Tepeleri'nde Ne Yapıyor?

İnsani yardım, teknoloji, sermaye ve veri aynı potada eritiliyor. Burada tarafsızlık iddiası, fiilen Türkiye'nin Suriye'nin güneyinde yıllardır inşa ettiği insani meşruiyet alanını "istenmeyen aktör" söylemiyle daraltma çabasına dönüşmektedir. Hastane, bu haliyle bir sağlık tesisinden çok, insani alanın kontrolünü yeniden tanımlamaya yönelik sivil görünümlü bir ileri üs niteliği taşımaktadır. Tam da bu noktada, NVIDIA başta olmak üzere küresel teknoloji devlerinin İsrail'de yoğunlaşan yatırımları dikkat çekici hâle geliyor. NVIDIA'nın İsrail'de arazi satın alarak kalıcı bir kampüs kurması, on binlerce kişiyi istihdam etmeyi planlaması ve süper bilgisayar ile dev sunucu çiftliklerini bu coğrafyaya konuşlandırması, basit bir "yatırım tercihi" olarak açıklanamaz. İnsani yardım, yumuşak güç üretme kapasitesinden çıkarılıp jeopolitik bir enstrümana dönüştürülmekte; teknoloji yatırımları ekonomik büyümenin ötesinde, dijital egemenlik ve veri kontrolü aracı hâline gelmektedir. Türkiye'nin sahadaki varlığı ise bu yeni dilde askerî bir rakip olarak değil, "rahatsız edici", "istenmeyen" ya da "dışlanması gereken" bir unsur olarak çerçevelenmektedir. Türkiye, yalnızca yardım götüren değil, insani yardımın kurallarını ve standartlarını belirleyen bir aktör olma iddiasını güçlendirmelidir. Aynı şekilde teknoloji meselesi, artık ekonomi sayfalarının konusu olmaktan çıkmıştır. Bu modelde insani yardım nüfuz aracına, teknoloji egemenlik aracına, sermaye ise sessiz ama etkili bir jeopolitik çarpana dönüşmektedir.

12 Ocak 2026 04:23

Abdullah Şanlıdağ

Suriye Ordusu Halep'te Kürtleri Mi Katletti?

AK Parti iktidarının başlatmış olduğu terörsüz Türkiye süreci devam ederken, ta başından beri PKK'nın almış olduğu kararlara tam uymayan Suriye'nin PKK'sı konumundaki YPG/SDG, Suriye'de çıban başı olmaya devam ediyor. "Suriye ordusu Halep'te Kürtleri katlediyor", "Türkiye ve Suriye birlikte Kürtlere saldırıyor" gibi iddialar, sahadaki gerçeklikle örtüşmeyen söylemler olarak dolaşıma sokuluyor. Aslında SDG, sadece Mazlum Abdi'den ibaret değil. Halep'te yaşanan gerilim, Suriye ordusu ile SDG/YPG/Asayiş gibi silahlı örgütlenmeler arasındadır. Yani Suriye ordusu Halep'te (Şeyh Maksud ve Eşrefiye) Kürtlerle değil, sözde onları temsil ettiğini söyleyen SDG'nin milisleriyle çatışmaktadır. Bu süre zarfında yaklaşık 170 bin Kürt ve Arap sivilin bölgeden ayrılması, "abluka altında yüz binlerce Kürt" söyleminin neden gerçekliği yansıtmadığını da göstermektedir. Halep'te tansiyonun düşmemesinin temel nedeni, 10 Mart Mutabakatı'nın hayata geçirilmemesidir. Bu bağlamda yaşananlar, bir "Kürt karşıtlığı" değil, egemenlik ve silahların tek elde toplanması meselesidir. Sonuç: Kürtlerin menfaati direnişte değil, müzakerede Halep'te yaşananlar gösteriyor ki, Suriye ordusu Kürt halkıyla değil, silahlı örgütlerle çatışmaktadır. "Kürtler katlediliyor" söylemi, sahadaki gerçekleri çarpıtan siyasi bir propagandadan ibarettir.

12 Ocak 2026 04:17

Örsan K. Öymen

İran'daki Kervan

D ünyadaki 200'e yak ın ülke içinde teokrasiyle yönetilen ve 21. yüzy ılda orta ça ğ paradigmasını yaşatan sadece birka ç ülke kald ı. İran da bunlardan birisidir. Y üzlerce y ıl Zerd ü şt dinine inanan Persler, Arapların 7. y üzy ılda İran'ı işgal ve istila etmesiyle birlikte, baskı altında İslam dinini se çmek zorunda kald ılar. O g ün bugündür İran'daki halkın b üyük ço ğunluğu M üslümand ır. 14. y üzy ıldan itibaren İran k ültürü ne yaz ık ki gerileme d önemine geçti, Avrupa'daki Rönesans, Reformasyon ve Ayd ınlanma devrimlerini kendi i çine ta şıyamadı. Uzun y ıllar Fransa'da korunan ve örgütlenen Ayetullah Humeyni 1979'da İran'da İslamcı bir darbe ger çekle ştirdi ve Pehlevi ailesinin monarşik d üzenini y ıktı, onun yerine teokratik bir d üzen kurdu. *** 1979'dan sonra İran'da laiklik ortadan kaldırıldı, h ükümete muhalif olan binlerce insan idam edildi, on binlerce insan hapishaneye at ıldı, milyonlarca insan ülkesini terk etmek zorunda kald ı. İran g ünümüzde dünyan ın en acımasız diktat örlükleri aras ında yer almaktadır.

12 Ocak 2026 04:00

Orhan Bursalı

Yanardağ'dan Aysever'e... Suskunluğun Anatomisi

Tutuklamak i çin de İstanbul B üyük şehir veya İmamoğlu iddianamesine son anda eklenen baştan sona uyduruk bir "casusluk" su çlamas ına dahil edilerek... Buras ı T ürkiye abicim, demokrasinin üst üste ça ğ atladığı konusundaki iktidar ve taraftarlarının zırva a ç ıklamalarına aykırı davranıyorsan bu "yalan" ın ceremesini çekmeye haz ır olacaksın. Bir yandan i çeri atacaks ın; diğer yandan isimleri yaygın olarak bilinen, iktidar yanlısı olmayan gazetecileri arada sırada üçer be şer ifade vermeye ça ğırarak "Ayağını denk al" uyarısı yapacaksın. Enver de Ekrem Bey'in babası Hasan İmamoğlu 'nun " Ömrüm boyunca bu ülkeye komünizm gelmesin diye mücadele ettim, pi şmanım. Kom ünizme art ık gerek yok. Çünkü istedikleri zaman komünizm ilan ediliyor. Mal ınıza, m ülkünüze el konuluyor" sözlerini ele ştirmiş ve "Hasan İmamoğlu, oğlunun başına gelenlerin sağcılıktan dolayı geldiğini anlayamamış. Cumhuriyetin ahlakını bozan, Menderes'ten bu tarafa gelen b ütün sa ğcılardır. Sağcılık su çtur. Sa ğcı olduğunuz zaman ahlaksız olursunuz ya da ahlakınız ahlaksızlık olur" s özleriyle halk ı kin ve d ü şmanlığa teşvik ettiği "tespit edilmiş" (ama solculuğa her t ürlü hakaret serbest, bu sa ğcılara doğuştan verilmiş). Hasan Bey, aslında "Kom ünizme art ık gerek yok. Çünkü istedikleri zaman komünizm ilan ediliyor. Mal ınıza, m ülkünüze el konuluyor" sözlerine, "Demek ki sa ğcılığa karşı m ücadele etmeliymi şim" s özlerini ekleseydi, Enver'in ele ştirisine gerek kalmazdı. Bugüne kadar ülkemizde bir solcu iktidar alt ında mala m ülke el kondu ğu g örülmedi, ama bu iktidar döneminde "suç örgütü" iddias ıyla her şeye el konabiliyor. Ayıp ediyorum tabii, ça ğdaş otoriter ve otokratik eğilimli hangi ülkede ele ştiri özgürlü ğ ü var diyeceksiniz.

12 Ocak 2026 04:00

Yusuf Kaplan

Osmanlı Ruhu Ve Yeni Dünya Düzeni

Yüreği hakikat için atan, hakikat uğruna varolma çilesi çeken, hakikatin olmadığı, ayaklar altına alındığı bir dünyanın / modernitenin ipini çeken, moderniteyi çarmıha geren, kendi ifadesiyle "üst insan" Nietzsche nasıl da sarsıcı bir şekilde haykırmış ve isyan etmişti: "Ahlâkımız, felsefemiz dekadansın formlarına dönüştü, karşı devrim sanattır" demişti. Ve şöyle devam etmişti büyük, yaşamanın bedelini yapayalnız kalsa da hakikatin izini sürmekten aslâ vazgeçmeyen çilekeş hakikatli düşünür: "Avrupa uygarlığı ölüler evini andırıyor. Virüs, bütün vücudu kaplamak üzere… Çöl büyüyor… Çöl büyüyor…" Böyle giderse, fazla değil iki asır içinde insanlığı çok büyük bir yok oluş felâketi bekliyor iki asır içinde, demişti. Sonra Avrupa, Avrupa"yı kuran büyük güçler arasındaki ürpertici cihan savaşları sonrasında çeyrek asırda harab u tûrâb oldu, yerle bir oldu, tarihten çekildi. Sadece İkinci Dünya Savaşı'nda 70 milyon insan öldü. Ne oldu bu cihan savaşlarının sonucunda, biraz yakından bakalım… Birinci Cihan Savaşı, düvel-i muazzama'nın Osmanlı'yı bitirme, topraklarını ve kaynaklarını paylaşma savaşıydı. Osmanlı bitirildi, mezhep ve etnisite üzerinden yapay ve kanlı sınırlar çizildi, bu sahte, sorunlu sınırlar üzerinden toprakları ve kaynakları paylaşıldı. Osmanlı coğrafyası, geri dönüşü olmayan büyük bir parçalanmanın, dağılmanın ve yok olmanın eşiğine sürüklendi. Her tür işgale ve katliama hazır hâle getirildi. Birinci Cihan Savaşı, Osmanlı'nın tarihten çekilmesi için çıkarılmıştı. Düvel-i muazzama aç kurt gibi Osmanlı'ya saldırdı dört bir taraftan: Osmanlı bu emperyalist kuşatmaya dayanamadı, dayanamazdı. Ama asıl içerden vuruldu! Ne olduysa içeriden oldu! Kale içeriden ele geçirildi! Medeniyet iddiaları yok edildi. Ülke kapana kıstırıldı. Laiklik üzerinden çocuklarımızın hayal görme, rüya görme, iddia sahibi olma melekeleri yok edildi! Bir millet kültürel inkâr, kültürel soykırım yaşadı, gelinen noktada da kültürel intiharın, yok olmanın eşiğine sürüklendi. Emperyalistler ve işbirlikçileri, çağdaşlaşma, laikleşme vesaire gibi masallarla milleti ayartarak insanlığı yeniden ayağa kaldıracak büyük medeniyet iddiaları, rüyaları, hayalleri olan bir Türkiye'yi yok edecek noktaya ulaştılar! Dışarıdan ele geçirilemeyen Türkiye içeriden ele geçirilmiş ve kuşatılmıştı. Osmanlı'nın durduruluşu, aynı zamanda, dünyanın dengelerini de alt etti. Şu an bizim coğrafyamız üzerinden bütün dünyada da yansıyan büyük kaos, büyük yıkım, büyük soykırım, Osmanlı"nın olmamasının neticesidir. Osmanlı ruh demekti. Osmanlı adaletin, hakkaniyetin ve merhametin temsilcisiydi, o yüzden dünyanın ruhuydu. Bu dünya yıkılmalıdır, kökü kazınmalıdır bu dünyanın, tarihe gömülmelidir, dünyayı bu hâle getirenler, cehenneme çevirenler hesap vermelidir insanlığın önünde! Osmanlı ahlâkın timsaliydi, insanlığın ruhuydu. Adaletin, hakkaniyetin ve merhametin en mükemmel ve en zirve örneklerini geliştiren hakikat medeniyetinin zirvesi Osmanlı. O yüzden Batı'da bile insaflı düşünürler "Gel ey Osmanlı" diyerek haykırıyorlar.

12 Ocak 2026 04:00

Yasin Aktay

Suriye Herkes İçin Ve Ancak Herkesle Birlikte… Fırat'ın Doğusunda Sdg Sosyolojiye Aykırı

Bu tarz bir yapılanmanın ne kadar faşizan bir baskı kurabileceğinin tarihte sayısız örnekleri vardır. Suriye'de de Kürtler yüzyıl boyunca bizdekinden çok daha kötü bir ayırımcılığa tabi tutuldular. Esed ve ABD'nin Kürtler için düşündüğü şey zaten Suriye'nin sosyolojisine son derece aykırı bir konumdu. Fırat'ın doğusunda (Rakka, Deyrzor, Haseke'i içeren bölgede) Kürtlerin toplam varlığı yüzde 15'i geçmez. SDG'ninse bünyesindeki silahlı unsurların yüzde 75'i Araplardan oluşuyor. SDG'ye burada da bir rol kalmamıştır. Orada SDG olarak var olmasını gerektirecek hiçbir sosyolojik zemini de yok zaten. Yüzde 80'lik Arap nüfusu üzerinde yüzde 15'i aşmayan nüfusuyla ancak baskıcı ve kanlı bir diktatörlükle yeni bir tür Baas yönetimi kurulabilir. Buna özeniyorsa bu bir Kürt hakkı değil Kürtler adına bir haksızlık. Suriye'de Eşrefiye ve Şeyh Maksut'un Kürtlerinin bu SDG haksızlığından kurtarılmasından sonra Suriye makamlarından gelen mesajlar son derece olumlu. Ahmed Şara"nın Aşiretler ve Doğu Bölge Temsilcisi Cihad İsa Eş-Şeyh'in hem Kürtlere hem Arap aşiretlerine ayrı ayrı hitap eden şu çağrısı mesela: Barış hayatı tercih etmek, Savaş ise ağır bir sorumluluktur... Fırat'ın doğusundaki Arap aşiretlerinin şeyh ve ileri gelenlerine, Toprağın, tarihin ve kaderin ortakları olan Kürt kardeşlerimize sesleniyoruz: Bugün sizlere ne bir düşmanlık diliyle, ne üstünlük iddiasıyla, ne de tehdit üslubuyla hitap ediyoruz. Aksine, Suriye'ye, onun evlatlarının kanına ve yıllardır acı, çatışma ve bölünmüşlükle yıpranmış gelecek nesillerine duyduğumuz samimi kaygı ve sorumluluk duygusuyla sesleniyoruz. Yakın ve uzak tecrübeler açıkça göstermiştir ki savaş yalnızca yıkım üretir. Öfkenin anlık cazibesine kapılan silah, vatan ortaklarının üzerine doğrultulduğunda bir devlet inşa edemez. Savaş, şehirlerden önce köyleri yıkar; düşmanları düşürmeden önce toplumsal dokuyu parçalar; intikamın, nefretin ve dış müdahalelerin kapanması zor kapılarını aralar. Yeni Suriye hükümeti, üstlendiği milli ve tarihî sorumluluğun bilinciyle şunu açık ve net şekilde vurgulamaktadır: Birinci ve asli tercihi barış, diyalog ve milli ortaklıktır. Hukukun çatısı altında, ayrımcılığın ve dışlamanın olmadığı, tüm vatandaşların eşit olduğu bir devlet inşa etmektir. Çünkü barış zayıflık değil, bilakis hikmetin en yüce mertebesidir. Yeniden imarın, mültecilerin geri dönüşünün, ekonominin istikrarının ve herkesin onurunun korunmasının tek yolu da barıştır. Fırat'ın doğusundaki Arap aşiretlerine: Sizler tarih boyunca toplumun emniyet supabı, toprağın ve namusun koruyucusu, istikrarın temel direği oldunuz. Bugün rolünüz her zamankinden daha büyüktür: Sürüklenmenin değil aklın, gerilimi tırmandırmanın değil sükûnetin, ayrıştırmanın değil birleştirmenin rolü. Güçlü aşiret, silahı çoğaltan değil; fitneyi önleyen, canları ve kanları koruyan, vatanın menfaatini dar hesapların üstünde tutan aşirettir. Kürt kardeşlerimize: Sizler Suriye'nin asli bir parçasısınız. Kökleriniz bu toprağın tarihine derinlemesine uzanır. Fedakârlıklarınız inkâr edilemez, haklarınız pazarlık konusu yapılamaz. Kürtlerin Suriye'deki geleceği, ulusal çevresiyle çatışmakta ya da geçici dış projelere bel bağlamakta değil; tüm evlatlarıyla güçlü ve adil tek bir devlet içinde samimi bir ortaklıkta yatmaktadır. Şunu açık ve sorumluluk bilinciyle söylüyoruz: Savaş, yeni Suriye hükümetinin arzuladığı bir seçenek değildir; ona yönelmez, onu temenni etmez. Çünkü bedelinin herkes için, istisnasız, çok ağır olacağını bilmektedir. Ancak aynı zamanda devlet, ülkenin birliğini, egemenliğini ve vatandaşlarının güvenliğini koruma görevinden de vazgeçemez. Eğer savaş dayatılır, barış için alan bırakılmazsa; onu körükleyen ve sebep olan taraf, sonuçlarının siyasi, ahlaki ve tarihî sorumluluğunu bütünüyle üstlenecektir. Bugün açık bir yol ayrımındayız: Ya diyalog kapısını açan, yeni bir toplumsal sözleşmenin temelini atan, her bileşene devlet içinde hakkını veren barış yolu… Ya da kazananı olmayan, geleceği bulunmayan, hatırası bile hayırla anılmayan savaş yolu... Gelin, ölümü değil hayatı, tepkiselliği değil aklı, dar projeleri değil vatanı, savaşı değil barışı seçelim. Bu bir tehdit değil, sorumluluk mesajıdır. Bu bir uyarı değil, umut çağrısıdır. Bu, "Suriye herkes için vardır ve ancak herkesle birlikte inşa edilir" diyen milli bir mesajdır.

12 Ocak 2026 04:00

Turgay Yerlikaya

Devrimi Beklemek: İran'ı Sıraya Koymak

İran-İsrail gerilimi ve Trump'ın İran'a yönelik tutumu dikkate alındığında, protestoların genişlemesi durumunda İran'ın geleceğine dair soru işaretlerinin artması da kaçınılmaz. Bir önceki yazıda Lindsey A. O'Rourke'nin "Covert Regime Change" isimli kitabına atıf yaparak ABD'nin, Soğuk Savaş dönemi'ndeki rejim değişikliklerini hangi araçlar üzerinden mümkün hale getirdiğini detaylandırmıştım. Daha yakından bakıldığında, İran sınırları içerisinde Venezuela tarzı bir operasyon yapmak hiç de olası değil. İran-İsrail savaşı, her ne kadar İran'ın yeterince güçlü olmadığını gösterse de bir askeri müdahale ile kolayca çökertilemeyeceğini de teyit etmiştir. İran açısından en olası senaryo ise siyasi suikastlar. Muhsin Fahrizade ve Kasım Süleymani sonrasında İran-İsrail savaşı sürecinde, generaller başta olmak üzere Hamas'ın üst düzey isimlerine yönelik bu tehditler artsa da rejimin varlığını tehdit edecek sonuçlar üretememiştir. ABD ve İsrail açısından İran'daki en muhtemel senaryo İran'daki elit gruplar içerisinde bir ayrışma yaratabilmek. Her ne kadar Batı basını devrim beklentisini Batılı başkentlerin İran Büyükelçiliklerine yönelik protestolar üzerinden çerçevelendirse de İran'ın mevcut gerçekliği bu göstergeler üzerinden okunamaz.

12 Ocak 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.