×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Fatih Polat

Halep'teki Suça Ortak Olmak

12 Ocak 2026 00:20

Türkiye'de bir önceki süreçte Öcalan'ın gönderdiği mesaj, 21 Mart 2013 günü Diyarbakır'daki Newroz alanında okunuyordu. Öcalan'ın o mesajını aynı anda, Nusaybin'e yürüyerek 500 metre uzaklıkta bulunan Suriye'nin sınır kasabası Kamışlı'daki Newroz'da dinleyen kitleyi takip ediyorduk. Halep'teki gelişmelere dair X'ten paylaşımlarda bulunan Foza Yusuf, Halep Üniversitesinde hukuk eğitimi görmüş. Foza Yusuf, sosyal medya hesabından Halep'e dair yaptığı paylaşımlarda, "Bir katliam yaşanıyor. Savaş suçları işleniyor. Evler ve hastaneler topçu ateşi altında" dedi ve ekledi: "Olanlar karşısında hâlâ uluslararası bir sessizlik var. Sessizliğiniz bizi öldürüyor." ABD başta olmak üzere, Suriye'yi bir yatırım sahası olarak gören emperyalist güçlerle bölgesel aktörler, kendi planlarını, şekil vermeye çalıştıkları Colani liderliğindeki HTŞ üzerinden realize etmeye çalışıyorlar. Cumhuriyet gazetesinin 9 Ocak 2026 tarihli manşeti bu açıdan tam bir numunelik. Manşetinde'Halep ateş topu' başlığını kullanan Cumhuriyet, üst başlığında "Şam ordusu, terör örgütü SDG'ye geniş kapsamlı operasyon başlattı" ifadelerini kullanmış. Halep'in Şeyh Maksud Mahallesi'nde kaydedilen bir görüntüde, Suriye ordusuna bağlı silahlı kişilerin, kadın bir İç Güvenlik Gücü üyesinin cansız bedenini "Allahu Ekber" sloganları eşliğinde bir binanın üst katlarından aşağı fırlattığı görülüyor. Halep'te bunlar yaşanırken Suriye Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklamada "ABD, Suudi Arabistan Krallığı, Katar, Türkiye Cumhuriyeti, Birleşik Krallık ve Sayın Mesud Barzani'ye, Suriye'nin istikrarını desteklemedeki ve toprak bütünlüğü ile egemenliğine gösterdikleri özendeki etkin ve verimli rolleri nedeniyle derin şükran ve takdirlerini" sunduklarını ekleyelim. Trump'ın yeni 'ulusal güvenlik stratejisi' belgesinin dayandığı "güç yoluyla barış" yönteminin küçük bir örneği diyebiliriz yaşananlara.

M. Said Zeki

Bizi Ümitsiz Bırakma Allah'ım!

12 Ocak 2026 00:19

"İnsanlar ne tuhaf, bedeni ölene ağlıyorlar da; gönlü ölene ağlamıyorlar" diyor şair. Neylerse güzel eyler." Şefkatini merhamet-i İlâhiyeden daha ileri sürme! Sen doğru, adil, istikamet üzere olduğun sürece başkalarının dalaleti sana zarar vermez. Unutma "zarara kendi rızasıyla girene şefkat edilmez." Elbette zalimlerin zulümlerini "müsbet hareket" düsturuyla haykıracağız. Mazlûmlara ve masumlara yardım ve duâ ederek hizmetimize devam edeceğiz. Ancak Kur'ân'ın bizlere gösterdiği çizgiyi aşmadan ve taşmadan, istikameti takip ederek. Bir günbatımı kızıllığı, bir çocuk öksüzlüğü, akşamın kimsesizliği ve sessizlik! Yalnızlık yanı başımızda ise, bir fincan kahve veya bir bardak çayımız ve bir kitabımız varsa elimizde… Gözden geçirelim, temize çekelim hayatımızı. Umutlarımızı, aşklarımızı, pişmanlıklarımızı… Gönlümüzün feraha, kalbimizin sevgiye, ruhumuzun huzura ihtiyaç duyduğu rikkatli, firkatli zaman dilimlerindeyiz. "Gizlice ve sessizce duâ" vakti. (A'râf, 55) "Yıllar sonra öğrendim ki; bağırıp çağırmana gerek yok! Sesini duymak isteyene, bir fısıltı bile yeter" diyor Farid Farjad. Önce keman sesi gibi ince bir hüzün.. sonra pişmanlık sızısı.. sonra yeniden gelen bahardaki tatlı heyecan... sonra yazın ısındıkça uzayan öğle ve güzel ikindi vakitleri gibi bir rüya, sonra firak! Rüzgâr gibi geçen ömür. Hayatın özeti, sonsuzluğun susuzluğu, ebediyet arzusu... Rahmet yetişiyor imdada sonra. Gizli günahların karanlık ateşinden kurtarıp rûhumuzu sağaltıyor, tefekkür ve nedamet damıtıyor, ferahlatıyor. İnsanın içi huzurla doluyor, hüzün şifaya dönüşüyor. Kendimizle ve Rabbimizle baş başa kaldığımız vakitlerde, duâ bir terapi oluyor, ruhumuzu dinlendiriyor. Kâinattaki varlıkların düşman olmadıklarını, bilâkis dost ve kardeş olduklarını hissediyoruz. Evet; insan sessizliğe kulak kesilince, kâinat bir orkestra oluyor. "Kulaktaki zar, nur-u îmân ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevî nidâları işitir." Yeter ki, günlük gürültü ve kirlerden ruhumuzu biraz uzaklaştıralım.

Süleyman Kösmene

Dünya Bunca Kötülükleri Neden Barındırıyor?

12 Ocak 2026 00:16

İstanbul'dan Hasan Doğan: " 'Gazze'de insanlık ölüyor. Allah dünyada bu kadar zulüm ve katliamlara niçin izin veriyor?' gibi sorular var. Felsefe de kötülükleri tartışıyor. Nasıl cevap vereceğiz?" David Hume'un, "Yaratıcı kötülüğü önlemek istiyor da, gücü mü yetmiyor? Öyleyse O güçsüzdür. Yoksa gücü yetiyor da, kötülüğü önlemek mi istemiyor? Öyleyse O, iyi niyetli değildir. Hem güçlü, hem de iyi ise, bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?" sorusunu hâlâ unutmadık. Meselâ dinler, felsefenin kötülük dediği problemlere "imtihan sırrı" diyor, "sabredilirse aşılır" diyor, "İnsanı kemâlâta yükseltir" diyor, "İnsanı gerçek mutluluğa ulaştırır" diyor, "İnsanı olgunlaştırır" diyor, "insanı günahlardan arındırır" diyor, "Allah'ın rızâsına kapı açar" diyor, "Allah'ın şefkatini celp eder" diyor, nihâyet "Allah'ın uyarısı ve ikazıdır" diyor. Bedîüzzaman Hazretlerinin kötülük problemine bakışını birkaç maddede ele alalım: 1-Bediüzzaman Said Nursî'ye göre, kötülüğü yaratmak "kötülük" değildir, kötülüğü kazanmak kötülüktür. Çünkü "yaratma" bütün sonuçlara bakar. Bazıları tedbirsizliği ile yağmurdan zarar görse, "Yağmurun yaratılmasının rahmet ve şefkatle ilgisi yoktur. Yağmur bir kötülüktür" diyemez. Kimileri tedbirsizliği veya kötü tercihi ile ateşten zarar görse, "Ateşin yaratılması kötülüktür" diyemez. 1 1- Mektûbât, Y.A. Neşr., Germany, 1994, s. 47.

Prof. Dr. Vişne Korkmaz

Ortadoğu Kaynarken: Yemen, İran Ve Suriye'de Neler Oluyor?

12 Ocak 2026 00:15

Aden ve Yemen'in güneyinin açıklarında Aden Körfezi ile Kızıl Deniz arasında harika bir stratejik konuma sahip Yemen'e bağlı bazı adalar, örneğin Socotra adası, BAE'nin kendi (Riyad'dan, Körfez'den ve Yemen'den bağımsız) bağlantısallığını geliştirdiği adresler oldu. Riyad da -zaten tarihsel olarak ileride savunma sahası olarak gördüğü Yemen'de alan kapatma işine girişti ama baktığımızda BAE'nin bağlantısallığının Somaliland ve Sudan üzerinden Kuzey ve Kuzeydoğu Afrika'da bir yay gibi gerildiği de görüldü. Fakat sahada HDK 2025'de ciddi ilerlemeler de sağladı. Dolayısıyla Riyad'da daha açık dengeleme stratejilerine kaymak zorunda kaldı: Sudan'da BAE'ni sıkıştıracak, Abu Dabi'yi soykırımcı grupları desteklemekle suçlayan sesler artarken Riyad, Sudan'da HDK'ne karşı ABD'nin yardımını istedi, Suriye'de yeni Suriye rejimini desteklemeye kaydı ve Yemen'de İran'ın sınırlanmasını da fırsat bilerek Husilere Uman aracılığıyla ulaşmayı denedi. Riyad'ın attığı tüm bu adımlar da BAE tarafından gözlemleniyordu. BAE-Suud mücadelesindeki son kırılma Somaliland'ın İsrail tarafından tanınması ile gerçekleşti. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim; Türkiye, İran'da apar topar bir rejim değişikliğini istemiyor. İran'ın gücü sınırlansa da hala belirli konularda elinde cezalandırma kapasitesi tuttuğu izlenimi veriyor ki, bu İran'ı İsrail'i dengelemede bir unsur yapmaya devam ediyor. Ama tabi ne istediğimizden bağımsız olarak çok ciddi şeyler oluyor İran'da. Uzun bir süredir yaptırımlar altında, petrol geliri giderek düşen bir ülke 12 gün savaşının ağırlığını da üstlenmek durumunda kaldı. Bunlar doğru tespitler ama bu sefer İran protestoları konusunda üç yeni şey söylememiz gerekiyor: 1)- İran'ın ileride savuma stratejisi de ABD ile nükleer eşikte bir ülke olarak pazarlık etme stratejisi de işe yaramadı. ABD ve İran hala anlaşabilir ve ABD İran'da 12 gün savaşından sonra rejim değişikliği için çabalamadı. Tüm bu seçenekler arasında halkın elitlerin "direnişi dayanıklı kıl" çağrısına tam destek vermesi çok mümkün değil. 2)- Rejim üzerindeki baskı ve Venezuela'daki geçiş süreci örneği milliyetçi reaksiyonu tam tetiklemeden rejimleri dönüştürmeye çalışmanın mümkün olduğunu düşündürdü. 12 gün savaşı öncesinde pek çok önemli isim hayatını kaybetti, rejim hemen insan kaynağını yeniledi ama bu yenilenme/yenileme süreçleri de bazı kalpleri kırdı. 3)- ABD'nin İran'a müdahale edebildiği/vurabildiği görüldü. Rusya'nın ya da Çin'in işine İran'ı kaybetmek gelmez, şu an Suudi Arabistan, Körfez ve Türkiye de İran'ı kaybetmek istemiyor ama ABD'yi caydırabilecekleri bir stratejik konjonktür yok ortada. İsrail, muhtemelen İran krizi üzerinden el ovuştururken, Suudi Arabistan BAE-İsrail hattını dengelemek için at koştururken, Umman hem İran hem Suudi Arabistan diplomasisinin parçası olmuşken, Türkiye, Somaliland'ın tanınmasına karşı çıkan bir bölgesel bir koalisyon oluşturmuşken ve ABD Venezuela-Grönland arası zafer sarhoşu iken çok güzel bir zamanlama yakalayan Suriye devleti, SDG'ye önemli bir darbe indirdi. Yine de 100 bin kişilik savaşçıdan, Şam'a girebilme olasılığından bahseden YPG'nin iki günde Halep'te iki mahalleyi tamamen kaybetmesi azımsanmayacak bir şeydir. Sahayı izleyen uzmanlar Halep operasyonunun hem bir gözdağı hem de bir deneme olduğunu düşünüyor. Halep eylemi, 10 Mart mutabakatına uymadığı takdirde PYD'nin her şeyi kaybedeceği mesajını veriyor.

Köşe Yazarı

12 Eylül Münkirleriyle Demokrasiyi Konuşmak...

12 Ocak 2026 00:14

Onlar için, 12 Eylül münkirleri tabirini kullandık. 12 Eylül'den önceki Türkiye'yi karalayarak, günümüz idarecilerinden şikâyetin caiz olmadığını, hatta 12 Eylül projesi dâhilinde, ihtilâlci Kemalistlerin "[28 Şubat] balans ayarına da" ihtilâl diyerek konuyu iyice sulandıranlarla, demokrasi meselesinin doğru olmadığını söylüyoruz. Demokrasinin ülkede kuvvetlenmesi, milletin demokrasiyi öğrenmesi ve Türkiye'yi komşularıyla birlikte küresel ihtilâlci ve sosyal Marksistlere karşı savunurken altı defa başbakanlıktan uzaklaştırılmış demokrasi kahramanı Süleyman Demirel'in mahiyetini bilmeden; Özal'ı demokrat görenlerle demokrasiyi konuşmanın, hakikate saygısızlık olduğunu düşünüyoruz. 12 Eylül münkirlerini, genellikle tarihimizin en dehşetli, derin ve küresel Marksistlerle entegreli ihtilâlini basite indirgerken görürsünüz. Size 27 Mayıs'tan, 12 Mart'tan, 28 Şubat'tan ve belki de 15 Temmuz'dan bahsedeceklerdir… Kemalistlerin bin sene devam edeceğini iddia ettikleri ihtilâllerinin, Troçki'nin "sürekli devrimiyle" münasebetini yerlilerimiz bilmiyorlardı. "Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalade safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler manevi ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır." (Kastamonu Lâhikası, s.24)

Filtreleme Haberleri

Yaşar İçen

Köleler-efendiler Ve Çobanlar-binalar

Fakat  "ahir zamanda köleler/cariyeler efendilerini doğuracak ve yalın ayak, üstü çıplak, fakir davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarışacakları" ikilisi son günlerde aklımdan çıkmaz oldu. Pek çok ilim insanı tarafından yorumlanan bu alametlerden ilki olan "köleler ve efendi çocukları" genelde şöyle meal olmuş; "a nnelerin, kendilerine köle muâmelesi yapacak çocuklar doğuracağı..." Aslına bakarsanız günümüz dünyasında bu yorum net bir şekilde yaşanıyor. Aslına bakarsanız "köleler ve onlardan doğan efendiler" alameti ile bu yorum çok daha fazla eşleşiyor. "Yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalar yaptırmakta birbirleriyle yarışmaları" alameti de para ve güç sayesinde öne çıkan cehaletin-cahillerin; bilgi, tecrübe, liyakat, asalet meziyetlerine sahip olan insanları alt ederek gösterişli ve görgüsüz şehirleri/ülkeleri inşa edeceğini ifade ediyor. Kıyametin alametleri arasında gösterilen "Kölelerin efendilerini doğurması ve yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının yüksek binalar yapmakta birbirleri ile yarışmaları" aslında birbiriyle bağlantılı. Sözünü ettiğim DELİ DÜNYA DÜZENİ, kıyametin alametleri arasında gösterilen "kölelerin doğurduğu efendiler ve gösterişli devasa binaları inşa eden çıplak ayaklı, kabak kafalı koyun çobanları" sayesinde mi geliyor diye soracak olursanız, sanırım çoktan geldi derim…

12 Ocak 2026 00:10

Köşe Yazarı

Siyasî Partiler Ve Demokrasi

Temel prensipleri hürriyet, meşveret, kanun hâkimiyeti ve gayesi de adalet olduğu için, demokrasi bu prensiplere uygun yürüyen ve değişen şartlara uyum sağlayarak kendisini geliştirebilen bir sistemdir. Hürriyeti ve adaleti ancak "kanun hâkimiyeti" ile sağlayacaksınız; herkesin uyması gereken kanunları da "meşveretle" yapacaksınız. Yoksa meşveretten sağlıklı karar ve kanun çıkmaz. "Kuvvet + rıza = iktidar" şeklinde formüle edilir. Buna "propaganda" denir. Reklamlarda fırsat eşitliği yoksa ve halkın haber alma hürriyeti kısıtlanmış ise buradan da sağlıklı bir sonuç çıkmaz. 1947 yılından itibaren yürütme, imparator ve hükümet ikili organı ile birlikte yürütülür. Parlamentoda "halk meclisi" ve "senato" olmak üzere iki kanat oluşturulmuştur. 1787 "Bağımsızlık Bildirgesi" ABD'nin günümüz siyaset işleyişinin temelidir. ABD'de "başkanlık sistemi" uygulanmaktadır. ABD Anayasası yetkiyi ulusal hükümet ve eyalet hükûmetleri arasında bölerek, federal bir sistem kurar.

12 Ocak 2026 00:09

Özer Akdemir

Adı Bende Saklı Arkadaşımla Memleket Sohbetleri

"İzmir bürokrasisinin önemli bir koltuğunda oturan adı bende saklı bir arkadaş" diye bir iki yazımda bahsetmiştim kendisinden. O gün, uzun uzun Göl Marmara'nın nasıl kurutulduğunu (Ki onun verdiği belgelerle bunun haberlerini defalarca yapmıştık), Gördes Barajı faciasını, Efemçuru Altın Madeni ile Marmara Gölü'nün kurutulması arasındaki akıl almaz ilişkiyi anlatmış, şimdi tek damla su kalmamış gölün adının artık "çöl marmara" olmasının acıklı öyküsünü bir de ondan dinlemiştim. 2025 yılında yaptığı ÇED dosyası ile kapasitesini 25 kat arttırmak istiyordu fabrika. Fabrikanın adeta zeytin denizi olan ovadaki zeytinliklere etkisinin olacağı ve bunun da normal olarak Zeytin Yasası'na takılacağını bilen şirketin, bu yasayı aşmak için ziraat fakültesi bölümünden emekli bir profesöre parasıyla "teknik rapor" hazırlattığını anlattım arkadaşıma. Ziraatçi hocanın teknik raporunda "Buralar zeytinlik sayılmaz" diye dayanak gösterdiği yasal düzenlemenin 2016 yılında Danıştay tarafından iptal edildiğini söylediğimde dudaklarını büzüp, "Hoca bilmiyor muymuş bu düzenlemenin iptal edildiğini" diye sordu. Bu'hoca'nın geçmişte Kaz Dağı'nda altın madeni yapılmasına karşı çıkanlardan birisi olduğunu, birçok köydeki protesto etkinliklerine ve bilgilendirmelere katıldığını, hatta bizim Çepeçevre Yaşam'a da konuk olup altın madenciliğinin Kaz Dağı'nda yol açacağı yıkımın tarım ve hayvancılık boyutunu sayısal verilerle anlattığını söylediğimde ise, "Tıpkı Karabiga hikayesi gibiymiş" diye göz kırptı. "Hakikaten bak! Şimdi aklıma geldi; Elmalı köyündeki altın madeni karşıtı eylemde bu zeytinci hoca da vardı, o dönek Karabiga'nın belediye başkanı da. İkisi ardı ardına konuştular. Ziraatçı hoca Kaz Dağı'nda altın madenciliği yapılmaması gerektiğini, bilimsel verilerle anlatmıştı. Karabiga belediye başkanı da ilçenin bakir kıyılarından birisine, Priapos Antik Kenti'nin dibine, Akdeniz Foku'nun yaşadığı mağaraların üstüne yapılmak istenen dev termik santrale karşı olduklarını, buna izin vermeyeceklerini söylemişti. Ertesi gün de bizi Karabiga'da ağırladı başkan. Hep birlikte santral yapılmak istenen yere gittik çekim için. Bir sonbahar günü, rüzgar ve arada çiseleyen yağmur altında bize ilçesinin güzelliklerini, Priapos Antik Kenti'nin önemini anlatarak bu bölgede termik santral yapılmasının cinayet olacağından dem vurmuştu." Sözün burasında muzipçe bir gülme tuttu arkadaşımı, "Ee sonra da bir numaralı termikçi oldu" değil mi?" dedi dudaklarına oturan müstehzi gülüşü gizlemeye çalışmadan. "Nereden bilebilirdik ki birader!" diye açtım ellerimi iki yana." Bizim programın yayımlanmasından bir süre sonra başkanın termikçilerin düzenlediği gezi ile Almanya'ya gittiğini öğrendik. Dönüşte de yapılacak santralin "çevreci-yeşil" olduğuna ikna edilmiş olarak döndü ki ne dönüş! Yüz seksen derece döndükten sonra bir kez daha CHP tarafından aday gösterildi ve yine seçildi iyi mi?" Acı acı gülme sırası bana gelmişti. "2018 yılında belediye başkanının bu dönüşünü 'kömür değil yüz karası' başlığı ile yazmıştım. Bilemezsin, bilemeyiz..." Arkadaşım, birkaç gün daha kalıp, rüzgarların ve yağmurların izin verdiği ölçüde Alexandria Troas'ın kalıntılarını, Dalyan köyündeki Kalpli Gölü, antik sütun ocağını ve bir gün de Bozcaada'nın boş sokaklarını gezip bitirdi kısa "kafa tatilini". Geçenlerde bir haber gönderdi bana. Bir fotoğrafın altına kopyalamıştı haberi. Birkaç ineğin yayıldığı düzlüğün gerisinde Karabiga'daki termik santralin bacası görünüyordu. Haberde termik santralin ortakları olan Alarko ve Cengiz'in ortaklık yapılarını değiştirdiklerini, birisinin termik santrali (Cengiz), diğerinin ise dağıtım işini alıp, ortaklıklarını bir başka biçime evirdikleri yazıyordu. Haberin altına da "Öküz öldü yine de ortaklık bozulmadı.

12 Ocak 2026 00:05

Köşe Yazarı

Sütü Köylü Üretiyor, Fiyatı İktidar Belirliyor

Ulusal Süt Konseyi (USK), çiğ süt fiyatını 22 Ocak'tan itibaren geçerli olmak üzere 22 lira 22 kuruş olarak açıkladı. Çiğ süt üreticisi köylüler, maliyeti 23 lira 93 kuruş olan çiğ süte en az 27 lira fiyat verilmesini istiyordu. Geçtiğimiz yıl 1 Ocak'tan itibaren geçerli olan fiyat, bu yıl "22 Ocak'tan itibaren geçerli" denildi. Toplantıda, "süt piyasasındaki gelişmeler" ile "2026 yılındaki enflasyon hedefleri ve riskler" değerlendiriliyor ve süt fiyatı belirleniyor. 3 kişi süt şirketleri, 3 kişi (tarım, ticaret ve maliye) bakanlıklarından, 3 kişi üniversitelerden olmak üzere toplam 12 kişilik konseyin 9'u zaten köylülerin dışından belirleniyor. Kalan 3 kişi de Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği (TSUMB), Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği (TDSYMB), Türkiye Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliği (HAYKOOP) süt üreticileri adına katılıyorlar. Fakat çiğ süt için bir cümle kurmadılar. Sosyal medyada isyan eden çiğ süt üreticisi köylüler, fiyatın çok altına sattıklarını belirtirken "Yozgat'ta 16 lira, bunlarda insaf yok", "Antep'te 3-5 ineği olan köylülerin elinden 10-12 liraya süt alıyorlar", "Osmaniye ilçelerinde 14 lira", "Afyon 18 lira", "Konya Doğanhisar 13-15 lira" yazan köylüler var. Çiğ süt üreticisi kazanamıyor ama süt ve süt ürünleri şirketleri milyar milyar kazanıyor. 2024 yılı ilk 500 büyük şirket arasında yer alan 7 şirket (Sütaş, Pınar, ESK, Yörükoğlu, Tarım Kredi, Tek Süt, Enka Süt) 95.5 milyar lira üretimden satış yaparken, 94 milyon dolarlık (Bugünün parasıyla yaklaşık 4 milyar liralık) ihracat yaptı.

12 Ocak 2026 00:05

Prof. Dr. D. Murat Demiröz

Iıı. Dünya Savaşı Bitti Mi Yeni Mi Başlıyor?

Geçen yazıda iki saatin aynı anda hızlandığını söylemiştim: biri Modelski'nin "uzun döngü" dediği hegemonya döngüsünün siyasî ritmi, diğeri teknoloji paradigmasının iktisadî nabzı. Geçen yazıda "uzun döngünün" isim babası Modelski'nin küresel hegomonya rejimlerinin nasıl doğup geliştiği ve yaşlanıp yıkıldığını anlatan yaklaşımını kısaca özetlemiştim. Bugün küresel hegemonya rejimi muhtemelen iki aşamadan birindedir: Ya makro – karar aşaması ki, bu aşamada sıcak savaşı da içerecek şekilde büyük sistem çatışmaları üzerinden küresel liderlik seçimi yapılır; ya da icra aşaması ki, bu aşamada yeni lider kuralları belirler ve kurumları inşa eder. Bir önemli nokta da şudur: her hangi bir küresel lider, makro aşamada mücadeleyi kazanırsa yeni dönemde tekrar küresel lider olabilir. Şimdi burada temel soru şudur: "Bugün uzun döngünün hangi aşamasındayız?" Çünkü aynı olaylar, aynı görüntüler, aynı çatışmalar iki farklı okuma üretebilir. Bir okumaya göre, "küresel savaş henüz bitmedi daha yeni başlıyor" diyenler vardır: Bunlara göre dünya hâlâ makro-kararın sert eşiğinde (yani sıcak savaş ihtimalini de içeren jeo –politik mücadelelerle) debelenmektedir. Diğer okumaya göre "karar büyük ölçüde verildi, küresel savaş (ABD'nin zaferiyle) sonlandı artık yeni rejim kuruluyor" diyenler bulunmakta: bunlara göre küresel düzen, kanla ve mürekkeple yeniden inşa edilmektedir. Bu senaryoya göre dünya, "kimin liderliğinde, hangi kurallarla" işleyeceği sorusunu henüz cevaplamış değil. Dünya'da ülkeler arasında çeşitli ittifaklar var; fakat bu ittifakların içinde "ittifak çerçevesi" ile "devletlerin ulusal çıkarları" arasında çatlaklar dolaşıyor. Bir yanda mevcut kurumların (IMF, Dünya Bankası, BM ve AB, NAFTA gibi entegrasyon alanları) içine sığmayan krizler; öte yanda "paralel düzenek" arayışları… Soru şudur: "Nereye kadar gidebilirim, ne kadarını alabilirim, ne kadar bedel öderim?" Eğer dünya hâlâ bu soruyu soruyorsa, makro-karar evresi bitmemiş demektir. Bizim durumumuzda bu, 11 Eylül 2001'den 2025 sonuna kadar gerçekleşen iç savaş, ayaklanma ve bölgesel çatışmalara karşılık gelir. Bunlar "niyet" değil, "işleyen düzenektir". İcra aşaması, kuralın soyut olduğu değil; kuralın "teknik" olduğu dönemdir. İcra aşamasında muhaliflik "bitmez"; fakat muhalifliğin manevra alanı pazarlıkla, baskıyla ve seçici çatışmalarla daraltılır ya da yönlendirilir. Tam da bu yüzden icra evresinin doğası "sükûnet" değildir: Müzakere + baskı + seçici çatışma aynı anda yürür. Bu senaryoda Pasifik, Orta Doğu ve Kuzey Buz Denizi, "ateşin büyüdüğü yer" olmaktan çok, "yeni düzenin mühendislik sahasına" benzer. Makro-karar döneminin özü "belirsizlik"tir: Sınırlar yoklanır, maliyetler test edilir, karşı tarafın iradesi ölçülür. Birincisi, dünyayı "savaş eşiği" ile "düzen mühendisliği" arasında sallanan bir sarkaç haline getirir: aynı gün hem müzakere masası kurulur hem masayı devirecek hamle yapılır. Yeni küresel rejimin "anayasa metni" çoğu zaman bir bildiride değil, standartlar toplamında yazılır. Üçüncüsü ödeme ve finansal erişim: yaptırımlar, ödeme ağları ve sermaye kanalları üzerinden "kim sistemin içinde, kim dışında" sorusuna teknik cevap veriyor. Eğer ilk ABD hegemonyasında olduğu gibi dünya devletleri pasif kalırsa bu "ciğerci dükkânını kediye emanet etmekten" farklı olmaz.

12 Ocak 2026 00:05

Yıldıray Oğur

Rojava Hayali Ve Hayalkırıklığı

Türkiye, kendi vatandaşı olan Kürtlerin ülkelerinin dış Kürtlere de sahip çıkmasını beklemesinden rahatsız olmamalı, hatta bunu büyük bir entegrasyon başarısı olarak görüp gereğini yerine getiren bir siyaset geliştirmeli. Hala elimizde bir çözüm süreci ve hala bir 10 Mart Mutabakatı var.

12 Ocak 2026 00:01

Köşe Yazarı

'Gönül Dağı' Dizisi 2. Kez 'Dalya' Dedi

İlk bölümü 17 Ekim 2020 tarihinde yayınlanan dizi, önceki akşam 200 bölümü geride bıraktı ve 2. kez ' Dalya' demenin gururunu yaşadı. Gazeteci Eylül Aşkın, Türkiye Haber Portalı'nın YouTube kanalında ilgiyle izlenen ' Eylül Aşkın İle ' programında bu kez Türk Rock Müziği'nin ve 90'ların efsane isimlerinden Mavi Sakal grubu kurucu üyesi müzisyen Tibet Ağırtan'ı konuk etti. Tiyatrokare'nin kurucusu Nedim Saban, usta oyuncuları sosyal medya hesabından paylaştığı özel bir fotoğraf ve anlamlı bir notla tebrik etti: "Ne mutlu bize! Bu yıl tiyatromuzun üç büyüğünün özel günlerini kutladık. Suna Keskin sahnede 61. yılını, Melek Baykal 50. yılını, Nevra Serezli ise 60. sanat yılını Tiyatrokare bünyesinde, alkışlar eşliğinde kutladı." Tiyatrokare sahnesinde yaşanan bu anlamlı anlar, tiyatro sanatına yıllarını vermiş 3 usta ismin izleyicilerle buluştuğu duygu dolu bir kutlamaya dönüştü.

12 Ocak 2026 00:01

Yusuf Ziya Cömert

'Dindar Olan İyidir' Yargısını Kim Bozdu?

"Yiğit düştüğü yerden kalkar." Bu bir atasözü. Düşünce, eğer kalkabilirsen, düştüğün yerden kalkarsın. Bu kadar basitse, yiğit olsun olmasın insanın düştüğü yerden başka bir yerden kalkması mümkün değilse o zaman böyle bir atasözüne de lüzum yok. Şu hâlde, bu sözün atasözü sayılması için cümlenin 'zarf'ını yani 'düştüğü yer'i vurgulamak gerekiyor. Şöyle diyor: "Sorunu oluştuğu yerde, oluşturan şeyde, yaratan ortamda, üreten problemde çözmeye odaklanın." (Hürriyet, 20 Mayıs 2016.) Doğru bir yaklaşım. "Yiğit düştüğü yerden kalkar. İslam bu topraklarda düştü. Bu topraklardan kalkacak." Söz böyle yorumlanınca işin içine biraz milliyetçilik giriyor. "Toplumda'dindar olan insan iyidir' yargısının yeniden güçlendirilmesi zorunludur" dedi. Burada düşünmemiz gerekiyor. "İyiliklerin kaynağının Müslümanlardan geldiği algısının toplumda kesin şekilde yerleştirilmesi gerekiyor." 'İyiliklerin kaynağının Müslümanlardan geldiği algısı'nı kendimizi değiştirerek mi, ıslah ederek mi yerleştireceğiz.

12 Ocak 2026 00:01

Köşe Yazarı

İran İçin Bu Kez Neden Farklı?

İran yönetimi 2009'daki Yeşil Hareket'i ve 2022'deki "Kadın, Yaşam, Özgürlük" ayaklanmasını hızla bastırmışken, bu kez protestolar şiddetlenirken güvenlik güçlerinin tepkisi görece yavaş kaldı. Rejim ancak 8 Ocak'ta protestolar ülke geneline patlak verdikten sonra ciddi bir baskı uygulamaya başladı. Mevcut protestolar, geçen Haziran ayında İran'ın İsrail ile 12 gün süren savaşının gölgesinde gerçekleşiyor. Bu tehdit, iç siyasi huzursuzluktan daha ağır basıyor; çünkü İsrail'in Hizbullah'a yönelik saldırıları ve Suriye'de Beşar Esad rejiminin çökmesi, İran'ı dış müdahaleye karşı caydırıcılıktan büyük ölçüde yoksun bıraktı. Haziran 2025'teki savaş sırasında İranlılar bayrağın etrafında birleşti ve rejim, özellikle başörtüsü konusunda dini kuralların uygulanmasını gevşeterek cevap verdi. Haziran savaşı bu eğilimleri hızlandırdı. Savaşı izleyen altı ayda riyali değerinin yüzde 40'tan fazlasını kaybetti, enflasyon ise yüzde 60'a kadar çıktı. Bu şüpheler, ABD Başkanı Donald Trump'ın kısa süre önce sosyal medyada ABD'nin "tetikte ve hazır" olduğunu, İranlı protestocuları "şiddetli bir baskıdan kurtarmak" için müdahaleye hazır bulunduğunu ilan etmesiyle pekişti. Bunun en bariz örneği, Arap Baharı sırasında Libya ve Suriye'de ABD ve bazı Avrupa hükümetlerinin askeri müdahaleyi meşrulaştırmak için protestocuları "koruma sorumluluğu"nu gerekçe göstermiş olmalarıdır. Özellikle, İran'ın Devrim Muhafızları, Suriye çatışmasının gazileriyle doludur. Böyle bir durumda, İran'ın dini liderini ve kilit siyasi-askeri liderleri hedef alan nokta atışı bir saldırı düzenlemeye, uluslararası sularda İran petrol tankerlerini ele geçirmeye ve ardından İslam Cumhuriyeti'nden geriye ne kaldıysa ABD taleplerini kabul etmesini istemeye yönelebilir. 6 Ocak'ta İran Savunma Konseyi stratejik duruşunu gözden geçirerek, "tehdit işaretleri" ile karşılaşılması hâlinde "önleyici tedbirler" alabileceğini duyurdu.

12 Ocak 2026 00:01

Raşit Yıldırım

Ücretlerde Şeffaflık

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), "şeffaflık" ilkesini (IV-56 sayılı Tebliğ) şu şekilde tanımlar: Açıklamadan yararlanacak kişi ve kuruluşların karar vermelerine yardımcı olacak şekilde; zamanında, doğru, eksiksiz, anlaşılabilir, yorumlanabilir ve düşük maliyetle kolay erişilebilir bilgiye ulaşmaları. Bazı şirketlerde 360 derece performans değerlendirmeleri, hatta çalışanların birbirlerinin ücret artışlarını etkilediği uygulamalar hayata geçirilmektedir. Ücretlerde şeffaflık meselesi, "ilke" ile "uygulama" arasındaki farkın en net biçimde ortaya çıktığı alanlardan biridir. Bu nedenle "tam şeffaflık olmalı mı?" sorusunun tek ve evrensel bir cevabı yoktur. Ücretlerde şeffaflık genellikle üç ana başlık altında ele alınır (1): 1. Yatay şeffaflık: Aynı kuruluşta, benzer pozisyonlarda çalışan kişilerin birbirlerinin ücretleri hakkında bilgi sahibi olmasıdır. 2. Dikey şeffaflık: Aynı kuruluşta farklı hiyerarşide bulunan çalışanların birbirlerinin ücretlerinden haberdar olmasıdır. 3. Ücret piyasası şeffaflığı: Çalışanların ve/veya işverenlerin, rakip firmalardaki ücret seviyelerine ilişkin bilgiye erişebilmesidir. Ücretlerde şeffaflık, ele alınan konunun niteliğine göre de farklılaşır: Bireysel ücretler: "Açık maaş" politikası uygulayan şirketlerde tüm çalışanlar birbirlerinin maaşlarını net olarak bilir. Avrupa Birliği'nin Ücret Şeffaflığı Direktifi (2023/970) de büyük ölçüde bu mantıkla kurgulanmıştır. Direktif; "eşit işe eşit ücret" ilkesinin uygulanabilirliğini artırmayı ve ücret ayrımcılığıyla mücadelede şeffaflık mekanizmalarını güçlendirmeyi hedefleyen bir hukuki çerçeve sunmaktadır. İşe alım ücretleri: AB Ücret Şeffaflığı Direktifi (2023/970), işverenlerin çalışan adaylarına işe alım sürecinde ücret veya ücret aralığına ilişkin bilgi vermesini öngörmektedir. Ücret sistemleri: İK uzmanlarının en çok üzerinde durduğu konu, ücret sistemlerinin adil, objektif ve şeffaf olmasıdır. Bu tür bir sistemde çalışanlar şu soruların cevabını net biçimde bilirler: Sistemin şeffaflığı "adalet algısını" doğrudan besler. · İşe alım ve ücret müzakereleri daha eşit koşullarda yürütülür. Ücretlerde tam şeffaflık ancak şu koşullarda anlamlıdır: · Yönetim, ücret farklarını rahatlıkla gerekçelendirebiliyorsa. Bireysel ücretler yerine; ücret bantlarının taban ve tavanlarının, adil ve objektif performans sisteminin ve "hangi koşulda ne kazanılacağının" önceden bilinmesi, şeffaflık ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacaktır. Journal of Economic Perspectives—Volume 38, Number 1—Winter 2024—Pages 153–180.

12 Ocak 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.