Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Herkes Okusun Diye
Yeni Asya Dergi Grubu olarak, "Herkes okusun diye" anlayışıyla hazırladığımız yıl sonu kampanyamızı avantajlı fiyatlarla sürdürüyoruz. Kampanya kapsamında iki farklı abonelik seçeneği yer almakta: - 4 dergi–1 yıllık abonelik: Normalde 8.300 TL olan paket, kampanya süresince 7.900 TL. - 3 dergi–1 yıllık abonelik: Normalde 7.200 TL olan paket, kampanya süresince 6.900 TL. Her iki abonelik seçeneğinde de 12 ay boyunca sabit fiyat garantisi uygulanmakta olup, kargo ücretleri müessesemiz tarafından karşılanacak. İ İletişim: www.yeniasyakitap.com ve WhatsApp: 0545 599 54922 ** Takvim Kampanyası: Sizden Tutuklu ve Mahkûmlara Yeni Asya olarak bu yıl da sosyal sorumluluk anlayışımızın bir yansıması olarak "Sizden Tutuklu ve Mahkûmlara Hediye Takvim Kampanyası"nı hayata geçirmiş bulunuyoruz. "Mahkûmların her günü nurlansın" niyetiyle hazırlanan bu çalışma, okuyucularımızın desteğiyle anlam kazanmakta. 10–18 Ocak 2026 tarihleri arasında, TÜYAP A.Ş. tarafından organize edilen 18. Çukurova Kitap Fuarı'nda standımızda siz değerli okurlarımızı ağırlamaktan büyük memnuniyet duyacağız.
12 Ocak 2026 00:25


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Öğrenmenin Yaşı Yoktur
İnsanoğlu doğduğu andan itibaren bir öğrenme yolculuğuna başlar. Zaman ilerledikçe bilgi çeşnisi değişir, yöntemler farklılaşır, ihtiyaçlar dönüşür; fakat bir gerçek hiç değişmez: Öğrenmenin yaşı yoktur. Yaşı kaç olursa olsun. Bu ikisi birleştiğinde öğrenme çok daha kalıcı olur. Gerçek anlamda öğrenmek isteyen için engel yoktur. Yaşlılık, yoksulluk, engellilik ya da zor şartlar — hiçbirisi öğrenme azmine karşı duramaz. "Artık geç kaldım" sözü, öğrenmenin önündeki en büyük zihnî duvardır. Yaş ilerledikçe tecrübe artar; öğrenme bu tecrübeyle birleştiğinde bilgelik doğar. "İki günü eşit olan ziyandadır." (Hadis-i Şerif). Önemli olan öğrenme aşkıdır.
12 Ocak 2026 00:23

"Hiç Utanmadınız Mı?"
*** Maltepe Belediye Meclisi'nin AKP'li üyesi Yusuf Özgün'ün, meclis toplantısında "Açlık diyorsunuz, Şükrü bey nerede. Boyu 1.60 sanırım. Kilosunun, 1.60'a göre diyelim bir 10 kilogram fazlalığı var. Bu ülkede açlık olsaydı boyuna göre fazlalığı olmazdı" demesi gündem oldu. Bekler'in, "Bu ülkede 5.5 kişi 18.900 lira ile geçimini sağlayacak. Bunlar emekliler içinde en alt grup, yazıktır, günahtır, Allah'tan korkun, kuldan korkun. Siz bunu nasıl verdiniz ya? Hiç mi utanmadınız? 18.900 lira maaş alan elektrik parasını başka ödüyor da, 150 bin lira alan başka mı ödüyor? Ekmeği, benzini başka fiyata mı alıyor? Bunu kalkıp biriniz savunsun" sözleri açlık çeken emekli ve asgari ücretlinin sesi oldu. 2020 yılı sonlarında Meclis'te CHP Grup Başkanvekili Engin Altay, ekonominin kötü gidişini anlatırken, "Millet aç' deyince hoplamayın arkadaşlar, millet aç, perişan. Evet, herkesin midesine bir şey giriyor, kuru ekmek giriyor" diye konuşmuş, AKP Denizli Milletvekili Şahin Tin ise oturduğu yerden "O zaman aç değil demek" diyerek sataşmada bulunmuştu. Altay'ın, "Kuru ekmek… Bu tutanağı alacağım, bak, göreceksin, milletten özür dileyeceksin" sözlerine Tin, "Sen kendin dedin 'Midesine ekmek giriyor' dedin" diye karşılık vermişti. Altay da, "Milletin midesine kuru ekmek giriyor sadece diyorum, Beyefendi diyor ki: 'O zaman aç değiller" demişti.
12 Ocak 2026 00:21

Halep'teki Suça Ortak Olmak
Türkiye'de bir önceki süreçte Öcalan'ın gönderdiği mesaj, 21 Mart 2013 günü Diyarbakır'daki Newroz alanında okunuyordu. Öcalan'ın o mesajını aynı anda, Nusaybin'e yürüyerek 500 metre uzaklıkta bulunan Suriye'nin sınır kasabası Kamışlı'daki Newroz'da dinleyen kitleyi takip ediyorduk. Halep'teki gelişmelere dair X'ten paylaşımlarda bulunan Foza Yusuf, Halep Üniversitesinde hukuk eğitimi görmüş. Foza Yusuf, sosyal medya hesabından Halep'e dair yaptığı paylaşımlarda, "Bir katliam yaşanıyor. Savaş suçları işleniyor. Evler ve hastaneler topçu ateşi altında" dedi ve ekledi: "Olanlar karşısında hâlâ uluslararası bir sessizlik var. Sessizliğiniz bizi öldürüyor." ABD başta olmak üzere, Suriye'yi bir yatırım sahası olarak gören emperyalist güçlerle bölgesel aktörler, kendi planlarını, şekil vermeye çalıştıkları Colani liderliğindeki HTŞ üzerinden realize etmeye çalışıyorlar. Cumhuriyet gazetesinin 9 Ocak 2026 tarihli manşeti bu açıdan tam bir numunelik. Manşetinde'Halep ateş topu' başlığını kullanan Cumhuriyet, üst başlığında "Şam ordusu, terör örgütü SDG'ye geniş kapsamlı operasyon başlattı" ifadelerini kullanmış. Halep'in Şeyh Maksud Mahallesi'nde kaydedilen bir görüntüde, Suriye ordusuna bağlı silahlı kişilerin, kadın bir İç Güvenlik Gücü üyesinin cansız bedenini "Allahu Ekber" sloganları eşliğinde bir binanın üst katlarından aşağı fırlattığı görülüyor. Halep'te bunlar yaşanırken Suriye Dışişleri Bakanlığının yaptığı açıklamada "ABD, Suudi Arabistan Krallığı, Katar, Türkiye Cumhuriyeti, Birleşik Krallık ve Sayın Mesud Barzani'ye, Suriye'nin istikrarını desteklemedeki ve toprak bütünlüğü ile egemenliğine gösterdikleri özendeki etkin ve verimli rolleri nedeniyle derin şükran ve takdirlerini" sunduklarını ekleyelim. Trump'ın yeni 'ulusal güvenlik stratejisi' belgesinin dayandığı "güç yoluyla barış" yönteminin küçük bir örneği diyebiliriz yaşananlara.
12 Ocak 2026 00:20

Bizi Ümitsiz Bırakma Allah'ım!
"İnsanlar ne tuhaf, bedeni ölene ağlıyorlar da; gönlü ölene ağlamıyorlar" diyor şair. Neylerse güzel eyler." Şefkatini merhamet-i İlâhiyeden daha ileri sürme! Sen doğru, adil, istikamet üzere olduğun sürece başkalarının dalaleti sana zarar vermez. Unutma "zarara kendi rızasıyla girene şefkat edilmez." Elbette zalimlerin zulümlerini "müsbet hareket" düsturuyla haykıracağız. Mazlûmlara ve masumlara yardım ve duâ ederek hizmetimize devam edeceğiz. Ancak Kur'ân'ın bizlere gösterdiği çizgiyi aşmadan ve taşmadan, istikameti takip ederek. Bir günbatımı kızıllığı, bir çocuk öksüzlüğü, akşamın kimsesizliği ve sessizlik! Yalnızlık yanı başımızda ise, bir fincan kahve veya bir bardak çayımız ve bir kitabımız varsa elimizde… Gözden geçirelim, temize çekelim hayatımızı. Umutlarımızı, aşklarımızı, pişmanlıklarımızı… Gönlümüzün feraha, kalbimizin sevgiye, ruhumuzun huzura ihtiyaç duyduğu rikkatli, firkatli zaman dilimlerindeyiz. "Gizlice ve sessizce duâ" vakti. (A'râf, 55) "Yıllar sonra öğrendim ki; bağırıp çağırmana gerek yok! Sesini duymak isteyene, bir fısıltı bile yeter" diyor Farid Farjad. Önce keman sesi gibi ince bir hüzün.. sonra pişmanlık sızısı.. sonra yeniden gelen bahardaki tatlı heyecan... sonra yazın ısındıkça uzayan öğle ve güzel ikindi vakitleri gibi bir rüya, sonra firak! Rüzgâr gibi geçen ömür. Hayatın özeti, sonsuzluğun susuzluğu, ebediyet arzusu... Rahmet yetişiyor imdada sonra. Gizli günahların karanlık ateşinden kurtarıp rûhumuzu sağaltıyor, tefekkür ve nedamet damıtıyor, ferahlatıyor. İnsanın içi huzurla doluyor, hüzün şifaya dönüşüyor. Kendimizle ve Rabbimizle baş başa kaldığımız vakitlerde, duâ bir terapi oluyor, ruhumuzu dinlendiriyor. Kâinattaki varlıkların düşman olmadıklarını, bilâkis dost ve kardeş olduklarını hissediyoruz. Evet; insan sessizliğe kulak kesilince, kâinat bir orkestra oluyor. "Kulaktaki zar, nur-u îmân ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevî nidâları işitir." Yeter ki, günlük gürültü ve kirlerden ruhumuzu biraz uzaklaştıralım.
12 Ocak 2026 00:19

Dünya Bunca Kötülükleri Neden Barındırıyor?
İstanbul'dan Hasan Doğan: " 'Gazze'de insanlık ölüyor. Allah dünyada bu kadar zulüm ve katliamlara niçin izin veriyor?' gibi sorular var. Felsefe de kötülükleri tartışıyor. Nasıl cevap vereceğiz?" David Hume'un, "Yaratıcı kötülüğü önlemek istiyor da, gücü mü yetmiyor? Öyleyse O güçsüzdür. Yoksa gücü yetiyor da, kötülüğü önlemek mi istemiyor? Öyleyse O, iyi niyetli değildir. Hem güçlü, hem de iyi ise, bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?" sorusunu hâlâ unutmadık. Meselâ dinler, felsefenin kötülük dediği problemlere "imtihan sırrı" diyor, "sabredilirse aşılır" diyor, "İnsanı kemâlâta yükseltir" diyor, "İnsanı gerçek mutluluğa ulaştırır" diyor, "İnsanı olgunlaştırır" diyor, "insanı günahlardan arındırır" diyor, "Allah'ın rızâsına kapı açar" diyor, "Allah'ın şefkatini celp eder" diyor, nihâyet "Allah'ın uyarısı ve ikazıdır" diyor. Bedîüzzaman Hazretlerinin kötülük problemine bakışını birkaç maddede ele alalım: 1-Bediüzzaman Said Nursî'ye göre, kötülüğü yaratmak "kötülük" değildir, kötülüğü kazanmak kötülüktür. Çünkü "yaratma" bütün sonuçlara bakar. Bazıları tedbirsizliği ile yağmurdan zarar görse, "Yağmurun yaratılmasının rahmet ve şefkatle ilgisi yoktur. Yağmur bir kötülüktür" diyemez. Kimileri tedbirsizliği veya kötü tercihi ile ateşten zarar görse, "Ateşin yaratılması kötülüktür" diyemez. 1 1- Mektûbât, Y.A. Neşr., Germany, 1994, s. 47.
12 Ocak 2026 00:16

Ortadoğu Kaynarken: Yemen, İran Ve Suriye'de Neler Oluyor?
Aden ve Yemen'in güneyinin açıklarında Aden Körfezi ile Kızıl Deniz arasında harika bir stratejik konuma sahip Yemen'e bağlı bazı adalar, örneğin Socotra adası, BAE'nin kendi (Riyad'dan, Körfez'den ve Yemen'den bağımsız) bağlantısallığını geliştirdiği adresler oldu. Riyad da -zaten tarihsel olarak ileride savunma sahası olarak gördüğü Yemen'de alan kapatma işine girişti ama baktığımızda BAE'nin bağlantısallığının Somaliland ve Sudan üzerinden Kuzey ve Kuzeydoğu Afrika'da bir yay gibi gerildiği de görüldü. Fakat sahada HDK 2025'de ciddi ilerlemeler de sağladı. Dolayısıyla Riyad'da daha açık dengeleme stratejilerine kaymak zorunda kaldı: Sudan'da BAE'ni sıkıştıracak, Abu Dabi'yi soykırımcı grupları desteklemekle suçlayan sesler artarken Riyad, Sudan'da HDK'ne karşı ABD'nin yardımını istedi, Suriye'de yeni Suriye rejimini desteklemeye kaydı ve Yemen'de İran'ın sınırlanmasını da fırsat bilerek Husilere Uman aracılığıyla ulaşmayı denedi. Riyad'ın attığı tüm bu adımlar da BAE tarafından gözlemleniyordu. BAE-Suud mücadelesindeki son kırılma Somaliland'ın İsrail tarafından tanınması ile gerçekleşti. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim; Türkiye, İran'da apar topar bir rejim değişikliğini istemiyor. İran'ın gücü sınırlansa da hala belirli konularda elinde cezalandırma kapasitesi tuttuğu izlenimi veriyor ki, bu İran'ı İsrail'i dengelemede bir unsur yapmaya devam ediyor. Ama tabi ne istediğimizden bağımsız olarak çok ciddi şeyler oluyor İran'da. Uzun bir süredir yaptırımlar altında, petrol geliri giderek düşen bir ülke 12 gün savaşının ağırlığını da üstlenmek durumunda kaldı. Bunlar doğru tespitler ama bu sefer İran protestoları konusunda üç yeni şey söylememiz gerekiyor: 1)- İran'ın ileride savuma stratejisi de ABD ile nükleer eşikte bir ülke olarak pazarlık etme stratejisi de işe yaramadı. ABD ve İran hala anlaşabilir ve ABD İran'da 12 gün savaşından sonra rejim değişikliği için çabalamadı. Tüm bu seçenekler arasında halkın elitlerin "direnişi dayanıklı kıl" çağrısına tam destek vermesi çok mümkün değil. 2)- Rejim üzerindeki baskı ve Venezuela'daki geçiş süreci örneği milliyetçi reaksiyonu tam tetiklemeden rejimleri dönüştürmeye çalışmanın mümkün olduğunu düşündürdü. 12 gün savaşı öncesinde pek çok önemli isim hayatını kaybetti, rejim hemen insan kaynağını yeniledi ama bu yenilenme/yenileme süreçleri de bazı kalpleri kırdı. 3)- ABD'nin İran'a müdahale edebildiği/vurabildiği görüldü. Rusya'nın ya da Çin'in işine İran'ı kaybetmek gelmez, şu an Suudi Arabistan, Körfez ve Türkiye de İran'ı kaybetmek istemiyor ama ABD'yi caydırabilecekleri bir stratejik konjonktür yok ortada. İsrail, muhtemelen İran krizi üzerinden el ovuştururken, Suudi Arabistan BAE-İsrail hattını dengelemek için at koştururken, Umman hem İran hem Suudi Arabistan diplomasisinin parçası olmuşken, Türkiye, Somaliland'ın tanınmasına karşı çıkan bir bölgesel bir koalisyon oluşturmuşken ve ABD Venezuela-Grönland arası zafer sarhoşu iken çok güzel bir zamanlama yakalayan Suriye devleti, SDG'ye önemli bir darbe indirdi. Yine de 100 bin kişilik savaşçıdan, Şam'a girebilme olasılığından bahseden YPG'nin iki günde Halep'te iki mahalleyi tamamen kaybetmesi azımsanmayacak bir şeydir. Sahayı izleyen uzmanlar Halep operasyonunun hem bir gözdağı hem de bir deneme olduğunu düşünüyor. Halep eylemi, 10 Mart mutabakatına uymadığı takdirde PYD'nin her şeyi kaybedeceği mesajını veriyor.
12 Ocak 2026 00:15


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

12 Eylül Münkirleriyle Demokrasiyi Konuşmak...
Onlar için, 12 Eylül münkirleri tabirini kullandık. 12 Eylül'den önceki Türkiye'yi karalayarak, günümüz idarecilerinden şikâyetin caiz olmadığını, hatta 12 Eylül projesi dâhilinde, ihtilâlci Kemalistlerin "[28 Şubat] balans ayarına da" ihtilâl diyerek konuyu iyice sulandıranlarla, demokrasi meselesinin doğru olmadığını söylüyoruz. Demokrasinin ülkede kuvvetlenmesi, milletin demokrasiyi öğrenmesi ve Türkiye'yi komşularıyla birlikte küresel ihtilâlci ve sosyal Marksistlere karşı savunurken altı defa başbakanlıktan uzaklaştırılmış demokrasi kahramanı Süleyman Demirel'in mahiyetini bilmeden; Özal'ı demokrat görenlerle demokrasiyi konuşmanın, hakikate saygısızlık olduğunu düşünüyoruz. 12 Eylül münkirlerini, genellikle tarihimizin en dehşetli, derin ve küresel Marksistlerle entegreli ihtilâlini basite indirgerken görürsünüz. Size 27 Mayıs'tan, 12 Mart'tan, 28 Şubat'tan ve belki de 15 Temmuz'dan bahsedeceklerdir… Kemalistlerin bin sene devam edeceğini iddia ettikleri ihtilâllerinin, Troçki'nin "sürekli devrimiyle" münasebetini yerlilerimiz bilmiyorlardı. "Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalade safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler manevi ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır." (Kastamonu Lâhikası, s.24)
12 Ocak 2026 00:14

Mersin'deki Programın Ardından
Her sene Ocak ayının ilk günlerinde Mersin'de yapılan 3-4 günlük okuma programının müsbet manadaki etkileri de, yankıları da devam ediyor. Bizi Bolu'dan, Antep'ten, Gölcük'ten gelen ağabeylerle birlikte orada birkaç gün daha misafir ettiler. Ne var ki, Mersin'deki muhabbet fedâileri bu zor işe talip oldular ve bunu bihakkın yerine getirmeye de muvaffak oldular. Her bölgeden gelip Mersin'de ikamet eden arkadaşlarımız var. Bizi onlar misafir ettiler. Bir haslet ve meziyet olarak, onlarda bir sahabe mesleği olan "isar hasleti"nin tezâhürünü gördük. Hiç abartısız ifade edelim ki: Her bölgeden gelen kalabalık sayıdaki misafirleri günlerce hem evlerinde, hem hizmet merkezinde misafir eden Mersinli muhabbet fedâileri, o ezberi bozacak, o kanaati tashih edecek bir cömertlik hasletini fiilen ortaya koymuş oldular. Mevsim itibariyle bakıldığında, Aralık sonu veya Ocak ayı başlarında en rahat, en ideal ve en uygun yer olarak Mersin öncelikli bir şehir konumunda. Şiddetli soğuklar sebebiyle birçok vilâyette sıcaklık −11 dereceyken, Mersin'de hava sıcaklığı +11 derece olarak kaydedildi.
12 Ocak 2026 00:12

Ayaz: Sağlık, Adalet Ve Bir Demokrasi Turnusolu Olarak Kış
Sağlık, yalnızca bireysel biyolojiyle değil; kişinin nasıl yaşadığı, nerede yaşadığı ve hangi toplumsal ilişkiler içinde var olabildiğiyle şekillenir. Dünya Sağlık Örgütünün "sağlığın sosyal belirleyenleri" olarak tanımladığı gelir düzeyi, barınma koşulları, çalışma biçimleri, sosyal destek ağları ve kamusal hizmetlere erişim; kış aylarında daha görünür, daha sert ve daha belirleyici hale gelir. Aynı soğuğa maruz kalan iki beden, aynı şekilde üşümez. Tıpta "mevsimsel duygudurum bozukluğu" olarak adlandırılan tablo da salt güneş ışığı eksikliğiyle açıklanamaz. Sosyal izolasyon, yalnızlık, ekonomik kaygılar ve güvencesizlik; kışın ruh sağlığı üzerindeki etkisini derinleştirir. Kış bize şunu hatırlatır: Sağlık bireyin değil, toplumun durumudur. Birilerinin ısınabildiği, birilerinin donduğu bir düzende "tam iyilik hali"nden söz edilemez. Gerçek bir iyilik hali; seçkin semtlerin eczanelerinden alınan vitaminlerle değil, mahallelerin ısınma sorununu çözerek, sağlıklı gıdayı lüks olmaktan çıkararak ve "üşümenin" yalnızca fiziksel bir his değil, değiştirilebilir bir toplumsal durum olduğunu kanıtlayarak mümkündür. Enerji politikaları, barınma düzenlemeleri ve sosyal destek mekanizmaları, soğuğun sağlık üzerindeki etkisini belirler.
12 Ocak 2026 00:11