Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Bizi Ümitsiz Bırakma Allah'ım!
"İnsanlar ne tuhaf, bedeni ölene ağlıyorlar da; gönlü ölene ağlamıyorlar" diyor şair. Neylerse güzel eyler." Şefkatini merhamet-i İlâhiyeden daha ileri sürme! Sen doğru, adil, istikamet üzere olduğun sürece başkalarının dalaleti sana zarar vermez. Unutma "zarara kendi rızasıyla girene şefkat edilmez." Elbette zalimlerin zulümlerini "müsbet hareket" düsturuyla haykıracağız. Mazlûmlara ve masumlara yardım ve duâ ederek hizmetimize devam edeceğiz. Ancak Kur'ân'ın bizlere gösterdiği çizgiyi aşmadan ve taşmadan, istikameti takip ederek. Bir günbatımı kızıllığı, bir çocuk öksüzlüğü, akşamın kimsesizliği ve sessizlik! Yalnızlık yanı başımızda ise, bir fincan kahve veya bir bardak çayımız ve bir kitabımız varsa elimizde… Gözden geçirelim, temize çekelim hayatımızı. Umutlarımızı, aşklarımızı, pişmanlıklarımızı… Gönlümüzün feraha, kalbimizin sevgiye, ruhumuzun huzura ihtiyaç duyduğu rikkatli, firkatli zaman dilimlerindeyiz. "Gizlice ve sessizce duâ" vakti. (A'râf, 55) "Yıllar sonra öğrendim ki; bağırıp çağırmana gerek yok! Sesini duymak isteyene, bir fısıltı bile yeter" diyor Farid Farjad. Önce keman sesi gibi ince bir hüzün.. sonra pişmanlık sızısı.. sonra yeniden gelen bahardaki tatlı heyecan... sonra yazın ısındıkça uzayan öğle ve güzel ikindi vakitleri gibi bir rüya, sonra firak! Rüzgâr gibi geçen ömür. Hayatın özeti, sonsuzluğun susuzluğu, ebediyet arzusu... Rahmet yetişiyor imdada sonra. Gizli günahların karanlık ateşinden kurtarıp rûhumuzu sağaltıyor, tefekkür ve nedamet damıtıyor, ferahlatıyor. İnsanın içi huzurla doluyor, hüzün şifaya dönüşüyor. Kendimizle ve Rabbimizle baş başa kaldığımız vakitlerde, duâ bir terapi oluyor, ruhumuzu dinlendiriyor. Kâinattaki varlıkların düşman olmadıklarını, bilâkis dost ve kardeş olduklarını hissediyoruz. Evet; insan sessizliğe kulak kesilince, kâinat bir orkestra oluyor. "Kulaktaki zar, nur-u îmân ile ışıklandığı zaman, kâinattan gelen mânevî nidâları işitir." Yeter ki, günlük gürültü ve kirlerden ruhumuzu biraz uzaklaştıralım.
12 Ocak 2026 00:19

Dünya Bunca Kötülükleri Neden Barındırıyor?
İstanbul'dan Hasan Doğan: " 'Gazze'de insanlık ölüyor. Allah dünyada bu kadar zulüm ve katliamlara niçin izin veriyor?' gibi sorular var. Felsefe de kötülükleri tartışıyor. Nasıl cevap vereceğiz?" David Hume'un, "Yaratıcı kötülüğü önlemek istiyor da, gücü mü yetmiyor? Öyleyse O güçsüzdür. Yoksa gücü yetiyor da, kötülüğü önlemek mi istemiyor? Öyleyse O, iyi niyetli değildir. Hem güçlü, hem de iyi ise, bu kadar kötülük nasıl oldu da var oldu?" sorusunu hâlâ unutmadık. Meselâ dinler, felsefenin kötülük dediği problemlere "imtihan sırrı" diyor, "sabredilirse aşılır" diyor, "İnsanı kemâlâta yükseltir" diyor, "İnsanı gerçek mutluluğa ulaştırır" diyor, "İnsanı olgunlaştırır" diyor, "insanı günahlardan arındırır" diyor, "Allah'ın rızâsına kapı açar" diyor, "Allah'ın şefkatini celp eder" diyor, nihâyet "Allah'ın uyarısı ve ikazıdır" diyor. Bedîüzzaman Hazretlerinin kötülük problemine bakışını birkaç maddede ele alalım: 1-Bediüzzaman Said Nursî'ye göre, kötülüğü yaratmak "kötülük" değildir, kötülüğü kazanmak kötülüktür. Çünkü "yaratma" bütün sonuçlara bakar. Bazıları tedbirsizliği ile yağmurdan zarar görse, "Yağmurun yaratılmasının rahmet ve şefkatle ilgisi yoktur. Yağmur bir kötülüktür" diyemez. Kimileri tedbirsizliği veya kötü tercihi ile ateşten zarar görse, "Ateşin yaratılması kötülüktür" diyemez. 1 1- Mektûbât, Y.A. Neşr., Germany, 1994, s. 47.
12 Ocak 2026 00:16

Ortadoğu Kaynarken: Yemen, İran Ve Suriye'de Neler Oluyor?
Aden ve Yemen'in güneyinin açıklarında Aden Körfezi ile Kızıl Deniz arasında harika bir stratejik konuma sahip Yemen'e bağlı bazı adalar, örneğin Socotra adası, BAE'nin kendi (Riyad'dan, Körfez'den ve Yemen'den bağımsız) bağlantısallığını geliştirdiği adresler oldu. Riyad da -zaten tarihsel olarak ileride savunma sahası olarak gördüğü Yemen'de alan kapatma işine girişti ama baktığımızda BAE'nin bağlantısallığının Somaliland ve Sudan üzerinden Kuzey ve Kuzeydoğu Afrika'da bir yay gibi gerildiği de görüldü. Fakat sahada HDK 2025'de ciddi ilerlemeler de sağladı. Dolayısıyla Riyad'da daha açık dengeleme stratejilerine kaymak zorunda kaldı: Sudan'da BAE'ni sıkıştıracak, Abu Dabi'yi soykırımcı grupları desteklemekle suçlayan sesler artarken Riyad, Sudan'da HDK'ne karşı ABD'nin yardımını istedi, Suriye'de yeni Suriye rejimini desteklemeye kaydı ve Yemen'de İran'ın sınırlanmasını da fırsat bilerek Husilere Uman aracılığıyla ulaşmayı denedi. Riyad'ın attığı tüm bu adımlar da BAE tarafından gözlemleniyordu. BAE-Suud mücadelesindeki son kırılma Somaliland'ın İsrail tarafından tanınması ile gerçekleşti. Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyelim; Türkiye, İran'da apar topar bir rejim değişikliğini istemiyor. İran'ın gücü sınırlansa da hala belirli konularda elinde cezalandırma kapasitesi tuttuğu izlenimi veriyor ki, bu İran'ı İsrail'i dengelemede bir unsur yapmaya devam ediyor. Ama tabi ne istediğimizden bağımsız olarak çok ciddi şeyler oluyor İran'da. Uzun bir süredir yaptırımlar altında, petrol geliri giderek düşen bir ülke 12 gün savaşının ağırlığını da üstlenmek durumunda kaldı. Bunlar doğru tespitler ama bu sefer İran protestoları konusunda üç yeni şey söylememiz gerekiyor: 1)- İran'ın ileride savuma stratejisi de ABD ile nükleer eşikte bir ülke olarak pazarlık etme stratejisi de işe yaramadı. ABD ve İran hala anlaşabilir ve ABD İran'da 12 gün savaşından sonra rejim değişikliği için çabalamadı. Tüm bu seçenekler arasında halkın elitlerin "direnişi dayanıklı kıl" çağrısına tam destek vermesi çok mümkün değil. 2)- Rejim üzerindeki baskı ve Venezuela'daki geçiş süreci örneği milliyetçi reaksiyonu tam tetiklemeden rejimleri dönüştürmeye çalışmanın mümkün olduğunu düşündürdü. 12 gün savaşı öncesinde pek çok önemli isim hayatını kaybetti, rejim hemen insan kaynağını yeniledi ama bu yenilenme/yenileme süreçleri de bazı kalpleri kırdı. 3)- ABD'nin İran'a müdahale edebildiği/vurabildiği görüldü. Rusya'nın ya da Çin'in işine İran'ı kaybetmek gelmez, şu an Suudi Arabistan, Körfez ve Türkiye de İran'ı kaybetmek istemiyor ama ABD'yi caydırabilecekleri bir stratejik konjonktür yok ortada. İsrail, muhtemelen İran krizi üzerinden el ovuştururken, Suudi Arabistan BAE-İsrail hattını dengelemek için at koştururken, Umman hem İran hem Suudi Arabistan diplomasisinin parçası olmuşken, Türkiye, Somaliland'ın tanınmasına karşı çıkan bir bölgesel bir koalisyon oluşturmuşken ve ABD Venezuela-Grönland arası zafer sarhoşu iken çok güzel bir zamanlama yakalayan Suriye devleti, SDG'ye önemli bir darbe indirdi. Yine de 100 bin kişilik savaşçıdan, Şam'a girebilme olasılığından bahseden YPG'nin iki günde Halep'te iki mahalleyi tamamen kaybetmesi azımsanmayacak bir şeydir. Sahayı izleyen uzmanlar Halep operasyonunun hem bir gözdağı hem de bir deneme olduğunu düşünüyor. Halep eylemi, 10 Mart mutabakatına uymadığı takdirde PYD'nin her şeyi kaybedeceği mesajını veriyor.
12 Ocak 2026 00:15

12 Eylül Münkirleriyle Demokrasiyi Konuşmak...
Onlar için, 12 Eylül münkirleri tabirini kullandık. 12 Eylül'den önceki Türkiye'yi karalayarak, günümüz idarecilerinden şikâyetin caiz olmadığını, hatta 12 Eylül projesi dâhilinde, ihtilâlci Kemalistlerin "[28 Şubat] balans ayarına da" ihtilâl diyerek konuyu iyice sulandıranlarla, demokrasi meselesinin doğru olmadığını söylüyoruz. Demokrasinin ülkede kuvvetlenmesi, milletin demokrasiyi öğrenmesi ve Türkiye'yi komşularıyla birlikte küresel ihtilâlci ve sosyal Marksistlere karşı savunurken altı defa başbakanlıktan uzaklaştırılmış demokrasi kahramanı Süleyman Demirel'in mahiyetini bilmeden; Özal'ı demokrat görenlerle demokrasiyi konuşmanın, hakikate saygısızlık olduğunu düşünüyoruz. 12 Eylül münkirlerini, genellikle tarihimizin en dehşetli, derin ve küresel Marksistlerle entegreli ihtilâlini basite indirgerken görürsünüz. Size 27 Mayıs'tan, 12 Mart'tan, 28 Şubat'tan ve belki de 15 Temmuz'dan bahsedeceklerdir… Kemalistlerin bin sene devam edeceğini iddia ettikleri ihtilâllerinin, Troçki'nin "sürekli devrimiyle" münasebetini yerlilerimiz bilmiyorlardı. "Bu asırdaki ehl-i İslâmın fevkalade safderunluğu ve dehşetli cânileri de âlicenâbâne affetmesi ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve binler manevi ve maddî hukuk-u ibâdı mahveden adamdan görse, ona bir nevi taraftar çıkmasıdır." (Kastamonu Lâhikası, s.24)
12 Ocak 2026 00:14

Mersin'deki Programın Ardından
Her sene Ocak ayının ilk günlerinde Mersin'de yapılan 3-4 günlük okuma programının müsbet manadaki etkileri de, yankıları da devam ediyor. Bizi Bolu'dan, Antep'ten, Gölcük'ten gelen ağabeylerle birlikte orada birkaç gün daha misafir ettiler. Ne var ki, Mersin'deki muhabbet fedâileri bu zor işe talip oldular ve bunu bihakkın yerine getirmeye de muvaffak oldular. Her bölgeden gelip Mersin'de ikamet eden arkadaşlarımız var. Bizi onlar misafir ettiler. Bir haslet ve meziyet olarak, onlarda bir sahabe mesleği olan "isar hasleti"nin tezâhürünü gördük. Hiç abartısız ifade edelim ki: Her bölgeden gelen kalabalık sayıdaki misafirleri günlerce hem evlerinde, hem hizmet merkezinde misafir eden Mersinli muhabbet fedâileri, o ezberi bozacak, o kanaati tashih edecek bir cömertlik hasletini fiilen ortaya koymuş oldular. Mevsim itibariyle bakıldığında, Aralık sonu veya Ocak ayı başlarında en rahat, en ideal ve en uygun yer olarak Mersin öncelikli bir şehir konumunda. Şiddetli soğuklar sebebiyle birçok vilâyette sıcaklık −11 dereceyken, Mersin'de hava sıcaklığı +11 derece olarak kaydedildi.
12 Ocak 2026 00:12

Ayaz: Sağlık, Adalet Ve Bir Demokrasi Turnusolu Olarak Kış
Sağlık, yalnızca bireysel biyolojiyle değil; kişinin nasıl yaşadığı, nerede yaşadığı ve hangi toplumsal ilişkiler içinde var olabildiğiyle şekillenir. Dünya Sağlık Örgütünün "sağlığın sosyal belirleyenleri" olarak tanımladığı gelir düzeyi, barınma koşulları, çalışma biçimleri, sosyal destek ağları ve kamusal hizmetlere erişim; kış aylarında daha görünür, daha sert ve daha belirleyici hale gelir. Aynı soğuğa maruz kalan iki beden, aynı şekilde üşümez. Tıpta "mevsimsel duygudurum bozukluğu" olarak adlandırılan tablo da salt güneş ışığı eksikliğiyle açıklanamaz. Sosyal izolasyon, yalnızlık, ekonomik kaygılar ve güvencesizlik; kışın ruh sağlığı üzerindeki etkisini derinleştirir. Kış bize şunu hatırlatır: Sağlık bireyin değil, toplumun durumudur. Birilerinin ısınabildiği, birilerinin donduğu bir düzende "tam iyilik hali"nden söz edilemez. Gerçek bir iyilik hali; seçkin semtlerin eczanelerinden alınan vitaminlerle değil, mahallelerin ısınma sorununu çözerek, sağlıklı gıdayı lüks olmaktan çıkararak ve "üşümenin" yalnızca fiziksel bir his değil, değiştirilebilir bir toplumsal durum olduğunu kanıtlayarak mümkündür. Enerji politikaları, barınma düzenlemeleri ve sosyal destek mekanizmaları, soğuğun sağlık üzerindeki etkisini belirler.
12 Ocak 2026 00:11

Köleler-efendiler Ve Çobanlar-binalar
Fakat "ahir zamanda köleler/cariyeler efendilerini doğuracak ve yalın ayak, üstü çıplak, fakir davar çobanlarının yüksek binalar yapmada yarışacakları" ikilisi son günlerde aklımdan çıkmaz oldu. Pek çok ilim insanı tarafından yorumlanan bu alametlerden ilki olan "köleler ve efendi çocukları" genelde şöyle meal olmuş; "a nnelerin, kendilerine köle muâmelesi yapacak çocuklar doğuracağı..." Aslına bakarsanız günümüz dünyasında bu yorum net bir şekilde yaşanıyor. Aslına bakarsanız "köleler ve onlardan doğan efendiler" alameti ile bu yorum çok daha fazla eşleşiyor. "Yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalar yaptırmakta birbirleriyle yarışmaları" alameti de para ve güç sayesinde öne çıkan cehaletin-cahillerin; bilgi, tecrübe, liyakat, asalet meziyetlerine sahip olan insanları alt ederek gösterişli ve görgüsüz şehirleri/ülkeleri inşa edeceğini ifade ediyor. Kıyametin alametleri arasında gösterilen "Kölelerin efendilerini doğurması ve yalın ayak, başı kabak, çıplak koyun çobanlarının yüksek binalar yapmakta birbirleri ile yarışmaları" aslında birbiriyle bağlantılı. Sözünü ettiğim DELİ DÜNYA DÜZENİ, kıyametin alametleri arasında gösterilen "kölelerin doğurduğu efendiler ve gösterişli devasa binaları inşa eden çıplak ayaklı, kabak kafalı koyun çobanları" sayesinde mi geliyor diye soracak olursanız, sanırım çoktan geldi derim…
12 Ocak 2026 00:10

Siyasî Partiler Ve Demokrasi
Temel prensipleri hürriyet, meşveret, kanun hâkimiyeti ve gayesi de adalet olduğu için, demokrasi bu prensiplere uygun yürüyen ve değişen şartlara uyum sağlayarak kendisini geliştirebilen bir sistemdir. Hürriyeti ve adaleti ancak "kanun hâkimiyeti" ile sağlayacaksınız; herkesin uyması gereken kanunları da "meşveretle" yapacaksınız. Yoksa meşveretten sağlıklı karar ve kanun çıkmaz. "Kuvvet + rıza = iktidar" şeklinde formüle edilir. Buna "propaganda" denir. Reklamlarda fırsat eşitliği yoksa ve halkın haber alma hürriyeti kısıtlanmış ise buradan da sağlıklı bir sonuç çıkmaz. 1947 yılından itibaren yürütme, imparator ve hükümet ikili organı ile birlikte yürütülür. Parlamentoda "halk meclisi" ve "senato" olmak üzere iki kanat oluşturulmuştur. 1787 "Bağımsızlık Bildirgesi" ABD'nin günümüz siyaset işleyişinin temelidir. ABD'de "başkanlık sistemi" uygulanmaktadır. ABD Anayasası yetkiyi ulusal hükümet ve eyalet hükûmetleri arasında bölerek, federal bir sistem kurar.
12 Ocak 2026 00:09

Adı Bende Saklı Arkadaşımla Memleket Sohbetleri
"İzmir bürokrasisinin önemli bir koltuğunda oturan adı bende saklı bir arkadaş" diye bir iki yazımda bahsetmiştim kendisinden. O gün, uzun uzun Göl Marmara'nın nasıl kurutulduğunu (Ki onun verdiği belgelerle bunun haberlerini defalarca yapmıştık), Gördes Barajı faciasını, Efemçuru Altın Madeni ile Marmara Gölü'nün kurutulması arasındaki akıl almaz ilişkiyi anlatmış, şimdi tek damla su kalmamış gölün adının artık "çöl marmara" olmasının acıklı öyküsünü bir de ondan dinlemiştim. 2025 yılında yaptığı ÇED dosyası ile kapasitesini 25 kat arttırmak istiyordu fabrika. Fabrikanın adeta zeytin denizi olan ovadaki zeytinliklere etkisinin olacağı ve bunun da normal olarak Zeytin Yasası'na takılacağını bilen şirketin, bu yasayı aşmak için ziraat fakültesi bölümünden emekli bir profesöre parasıyla "teknik rapor" hazırlattığını anlattım arkadaşıma. Ziraatçi hocanın teknik raporunda "Buralar zeytinlik sayılmaz" diye dayanak gösterdiği yasal düzenlemenin 2016 yılında Danıştay tarafından iptal edildiğini söylediğimde dudaklarını büzüp, "Hoca bilmiyor muymuş bu düzenlemenin iptal edildiğini" diye sordu. Bu'hoca'nın geçmişte Kaz Dağı'nda altın madeni yapılmasına karşı çıkanlardan birisi olduğunu, birçok köydeki protesto etkinliklerine ve bilgilendirmelere katıldığını, hatta bizim Çepeçevre Yaşam'a da konuk olup altın madenciliğinin Kaz Dağı'nda yol açacağı yıkımın tarım ve hayvancılık boyutunu sayısal verilerle anlattığını söylediğimde ise, "Tıpkı Karabiga hikayesi gibiymiş" diye göz kırptı. "Hakikaten bak! Şimdi aklıma geldi; Elmalı köyündeki altın madeni karşıtı eylemde bu zeytinci hoca da vardı, o dönek Karabiga'nın belediye başkanı da. İkisi ardı ardına konuştular. Ziraatçı hoca Kaz Dağı'nda altın madenciliği yapılmaması gerektiğini, bilimsel verilerle anlatmıştı. Karabiga belediye başkanı da ilçenin bakir kıyılarından birisine, Priapos Antik Kenti'nin dibine, Akdeniz Foku'nun yaşadığı mağaraların üstüne yapılmak istenen dev termik santrale karşı olduklarını, buna izin vermeyeceklerini söylemişti. Ertesi gün de bizi Karabiga'da ağırladı başkan. Hep birlikte santral yapılmak istenen yere gittik çekim için. Bir sonbahar günü, rüzgar ve arada çiseleyen yağmur altında bize ilçesinin güzelliklerini, Priapos Antik Kenti'nin önemini anlatarak bu bölgede termik santral yapılmasının cinayet olacağından dem vurmuştu." Sözün burasında muzipçe bir gülme tuttu arkadaşımı, "Ee sonra da bir numaralı termikçi oldu" değil mi?" dedi dudaklarına oturan müstehzi gülüşü gizlemeye çalışmadan. "Nereden bilebilirdik ki birader!" diye açtım ellerimi iki yana." Bizim programın yayımlanmasından bir süre sonra başkanın termikçilerin düzenlediği gezi ile Almanya'ya gittiğini öğrendik. Dönüşte de yapılacak santralin "çevreci-yeşil" olduğuna ikna edilmiş olarak döndü ki ne dönüş! Yüz seksen derece döndükten sonra bir kez daha CHP tarafından aday gösterildi ve yine seçildi iyi mi?" Acı acı gülme sırası bana gelmişti. "2018 yılında belediye başkanının bu dönüşünü 'kömür değil yüz karası' başlığı ile yazmıştım. Bilemezsin, bilemeyiz..." Arkadaşım, birkaç gün daha kalıp, rüzgarların ve yağmurların izin verdiği ölçüde Alexandria Troas'ın kalıntılarını, Dalyan köyündeki Kalpli Gölü, antik sütun ocağını ve bir gün de Bozcaada'nın boş sokaklarını gezip bitirdi kısa "kafa tatilini". Geçenlerde bir haber gönderdi bana. Bir fotoğrafın altına kopyalamıştı haberi. Birkaç ineğin yayıldığı düzlüğün gerisinde Karabiga'daki termik santralin bacası görünüyordu. Haberde termik santralin ortakları olan Alarko ve Cengiz'in ortaklık yapılarını değiştirdiklerini, birisinin termik santrali (Cengiz), diğerinin ise dağıtım işini alıp, ortaklıklarını bir başka biçime evirdikleri yazıyordu. Haberin altına da "Öküz öldü yine de ortaklık bozulmadı.
12 Ocak 2026 00:05

Sütü Köylü Üretiyor, Fiyatı İktidar Belirliyor
Ulusal Süt Konseyi (USK), çiğ süt fiyatını 22 Ocak'tan itibaren geçerli olmak üzere 22 lira 22 kuruş olarak açıkladı. Çiğ süt üreticisi köylüler, maliyeti 23 lira 93 kuruş olan çiğ süte en az 27 lira fiyat verilmesini istiyordu. Geçtiğimiz yıl 1 Ocak'tan itibaren geçerli olan fiyat, bu yıl "22 Ocak'tan itibaren geçerli" denildi. Toplantıda, "süt piyasasındaki gelişmeler" ile "2026 yılındaki enflasyon hedefleri ve riskler" değerlendiriliyor ve süt fiyatı belirleniyor. 3 kişi süt şirketleri, 3 kişi (tarım, ticaret ve maliye) bakanlıklarından, 3 kişi üniversitelerden olmak üzere toplam 12 kişilik konseyin 9'u zaten köylülerin dışından belirleniyor. Kalan 3 kişi de Türkiye Tarımsal Süt Üreticileri Merkez Birliği (TSUMB), Türkiye Damızlık Sığır Yetiştiricileri Merkez Birliği (TDSYMB), Türkiye Hayvancılık Kooperatifleri Merkez Birliği (HAYKOOP) süt üreticileri adına katılıyorlar. Fakat çiğ süt için bir cümle kurmadılar. Sosyal medyada isyan eden çiğ süt üreticisi köylüler, fiyatın çok altına sattıklarını belirtirken "Yozgat'ta 16 lira, bunlarda insaf yok", "Antep'te 3-5 ineği olan köylülerin elinden 10-12 liraya süt alıyorlar", "Osmaniye ilçelerinde 14 lira", "Afyon 18 lira", "Konya Doğanhisar 13-15 lira" yazan köylüler var. Çiğ süt üreticisi kazanamıyor ama süt ve süt ürünleri şirketleri milyar milyar kazanıyor. 2024 yılı ilk 500 büyük şirket arasında yer alan 7 şirket (Sütaş, Pınar, ESK, Yörükoğlu, Tarım Kredi, Tek Süt, Enka Süt) 95.5 milyar lira üretimden satış yaparken, 94 milyon dolarlık (Bugünün parasıyla yaklaşık 4 milyar liralık) ihracat yaptı.
12 Ocak 2026 00:05