×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

'Koleksiyonerlik Sahip Olmaktan Çok Katılım Göstermeye Evriliyor'

28 Haziran 2026 07:00

Küratör ve sanat danışmanı Banu Seyhan'la küratör Hicran Aksöz bugünün sanat dünyasını, koleksiyonerlerin değişen profilini ve Türkiye'nin uluslararası sahnedeki yerini değerlendirdi. Güncel sanat sahnemizdeki dönüşümü anlamak için küratör ve sanat danışmanı olan Banu Seyhan ve küratör Hicran Aksöz'le konuştuk; koleksiyonerlikten genç sanatçıların yaşadığı zorluklara, NFT'nin mirasından sanatın coğrafyasına birçok meseleyi masaya yatırdık. Banu Seyhan: Geleneksel koleksiyonerlik anlayışı yerini daha dinamik, eklektik ve uluslararası bir vizyona bırakıyor. Hicran Aksöz: Hâlâ ağırlıklı olarak yatırım aracı olarak görülüyor. Bir sergi açılışında "Bu işin fiyatı ne, kaça gider" diye soranlar, "Bu iş bana ne anlatıyor" diye soranlardan çok daha fazla. Ama son 5 yıldır özellikle 30'lu yaşlardaki yeni koleksiyonerlerde bir kırılma yaşanıyor; onlar için sanat sadece bir değer saklama aracı değil, aynı zamanda bir vizyon ve paylaşım alanı. Banu Seyhan: Her ikisi de birbirini besleyecek şekilde varlığını sürdürüyor. Banu Seyhan: Yeni nesil koleksiyonerler çok daha cesur, bağımsız ve deneyim odaklı. Bir de genç koleksiyonerler aracısız iletişimi seviyor; Instagram'dan sanatçıya mesaj atıp "Şu işini almak istiyorum" diyor. Hicran Aksöz: Sanat piyasasını baştan aşağı değiştirdi. Banu Seyhan: Sosyal medya, sektördeki 'seçici ve korumacı' duvarları yıkarak demokratikleşmeye büyük katkı sağladı. Hicran Aksöz: Furya bitti, evet. Hicran Aksöz: Bence üç büyük eğilim var: Birincisi, ekoloji ve iklim krizi. ◊ İstanbul sanatın merkezi olmayı sürdürüyor.

'Kuyumu Kazanlar Olduysa Bile Güçleri Yetmedi Çünkü Ben Büyük Bir Güçtüm'

28 Haziran 2026 07:00

36 sene önce çıkardığı 'Bir Efsane'yle pop müziğin fitilini ateşleyen isimlerden oldu. Hakan Peker'le buluşuyoruz; hayatını, öldükten sonra neden anılmak istemediğini, pop müziğin dünü ve bugününü konuşuyoruz. 'Bir Efsane' koyardım. Yıllar içerisinde lakabım oldu; "Pop müziğin efsane ismi Hakan Peker" diye. Evet, ben de efsane star. Bir de kral diyorlar. 1981 Türkiye Dans Şampiyonası'nda şampiyonluk aldım. 1983'te dans grubu kurdum. Dans olayı Türkiye'de yavaşlayınca 89'da 'Bir Efsane' albümünü çıkardım. 1986-1989 arası dramdı. 7'inci gün oldu, o dönem kasetçiler vardı biliyorsun, bir baktım her yerde 'Bir Efsane' çalıyor. Kasetçiye girdim; "Bu kim" dedim, "Hakan Peker, acayip satıyor" dediler. Unkapanı'na gittim, paraya ihtiyacım vardı, şirkete "Bana 500 lira verir misiniz" dedim, 2 bin lira verdiler. "İsteyen eleştirsin, sen bırakma, devam et, yılma, üret çünkü sen yapıyorsun" derdim. TRT'nin tek kanal olduğu dönemde 'Bir Efsane' ve üç şarkım denetimden geçmişti. Şarkı patladıktan sonra basın "Dansçı Hakan Peker'in şarkısı patladı" deyince herhalde orada yönetim kurulu benim dansçı olduğumu anladı. Ve TRT'den bir sene kadar boykot yedim. "Beni geciktirebilirsiniz ama engelleyemezsiniz" dedim ve hakikaten engelleyemediler. Sonra Zafer Peker'in 'Diyemedim'inin de olduğu 'Sensiz Olmaz' ve Özlem Tekin'in 'Aşk Her Şeyi Affeder mi?' şarkısının olduğu 'Kime Ne' albümü... Ama eski şarkılar popülerliğini hâlâ koruyor... 90'larla 2000'ler arasında ülkenin yaş ortalamasının yüzde 60'ı 18 yaş grubuydu. Şimdi yüzde 60'ı yaşlı, yüzde 40'ı genç. Buradan şu çıkıyor: Şu an gece kulüplerine giden, parası olan, o eski genç ve 90'ları dinleyen kitle. O yüzden de bütün gece kulüplerinde 90'lar, 2000'ler çalıyor. "Abi, bu sene yaza damga vuracaksın" diyorlar. Şimdi romantik şarkılar yaptığınızda 'Aman ne ağlak' diyorlar. "Tamam, biz sana saygı duyuyoruz. Lütfen kenara çekil" demek gibi. Senden genç jenerasyondan insanlar çıkıyor; "Hocam mocam" falan diyorlar. Ama Hakan Peker'in 1'inci ölüm yıldönümü bilmem ne filan gibi şeyler de istemiyorum. Soruyorlar, "Abi nasıl genç kalıyorsun", "Estetik yaptırıyorum" diyorum, "Yok, inanmayız" diyorlar. "Hiçbir şey yaptırmıyorum" diyorum, "İnanmıyoruz" diyorlar. "Beni alsana, evlenelim", "Madem bekârsın, ben sana bakarım" diyorlar. Babamı 4 yaşımdayken trafik kazasında kaybettim, 32 yaşındaydı, çok gençti. Abim Zafer Peker'le aynı babadan iki kardeşiz. 14-15 yaşlarımdayken 'çay'lar vardı. O zaman bir hocayla tartışmam oldu, dayak yedim. 18 yaşımda profesyonel olarak Deniz Erkanat'ın dans grubuna girdim.

'Hayatımızın Anların Toplamı Olduğuna İnanıyorum'

28 Haziran 2026 07:00

Gazeteci, yazar Yenal Bilgici'nin ilk romanı 'Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Kılavuzu' çıktı. Hayatın bir film şeridi gibi değil, fragmanlar olarak hatırlandığına inanan Bilgici derin bir aşkı anlattığı romanı için "Böyle özgürce uçup gitmekle beraber bir yandan da birisinin yanına konabilme isteği vardır ya, onu anlatmayı istedim" diyor. Bir tesadüfle başlayan, gerçek aşkın iki kahramanı. ◊Haruki Murakami'nin Türkçede'Koşmasaydım Yazamazdım' adıyla yayımlanan bir kitabı vardır. Hem yürüme hem yazar olma hikâyesidir... İnsanla zaman bir şekilde birleşiyor ya da zamanla mekân ve insan bir şekilde bir araya geliyor ve o seni daha dünyaya ait kılıyor. İstanbul bir rota cenneti aslında. Serçe öğretiyor yürümeyi biraz Kuzgun'a. Benim en sevdiğim rota da o. Eminönü'nden girip Yeni Cami'nin yanından kıvrılarak Mahmutpaşa civarına yürümek. ◊İstanbul demişken romanda işlenen temalardan biri köklenmek. Öncesinde 18 yıl İskenderun'da yaşadım. İstanbul'a da üniversite için gittim. İstanbul'da da geliyor ama bir fark var. Artık İstanbul'da bir evim yok. İnsan hikâyesiyle uğraşıyor. İstanbul her zaman içimde taşıdığım bir konu. Cemal Süreya'nın dizesi gibi: "An ki fıskiyesi sonsuzluğun..." Yani sonsuz olanak, imkân... Ama o anı fark etmek gerçekten çok zor. Bir gazeteci için çırak olarak yetişme, biriyle göz göze gelip ona âşık olma imkânı ortadan kalkıyor. 'Tesadüfün Böylesi' diye bir film vardı. O evren de birazcık böyle sıkıcı bir evren gibi geliyor bana. Çok insan "Yeni hayatın da bir sürü imkânı var" diyebilir. Ben ona inanmıyorum. Ve hemen de vazgeçilmesi gereken bir hayat değil bu. Dünya seyretmeye değer" diyor.

Filtreleme Haberleri

Yeni Aşkıyla Tatilde

Oyuncu Ümit İbrahim Kantarcılar, Bodrum Torba'da yeni sevgilisiyle objektiflere yansıdı. Aşk dolu halleriyle dikkat çeken Kantarcılar ve sevgilisi, yaz sezonunun tadını doyasıya çıkarırken o anlar objektiflere böyle yansıdı.

28 Haziran 2026 07:00

Rock Konseptli Tanıtım

Kanyon'da düzenlenen gecede Marshall'ın yeni ses ürünleri tanıtılırken, Gripin sahne aldı.

28 Haziran 2026 07:00

Önce Sohbet Sonra Şaplak!

Gönül Dağı'nın başrol oyuncusu Berk Atan, sezon finalinin ardından soluğu Alaçatı'da aldı. Önceki gün, Dalyan The Beach of Momo'da sevgilisi ile görüntülendi.

28 Haziran 2026 07:00

Ödülü Tatil

Kent Üniversitesi Psikoloji Bölümü'nde eğitim gören güzel model, okulunu 3.50 gibi yüksek bir not ortalamasıyla, "Onur Öğrencisi" olarak bitirmenin gururunu yaşıyor.

28 Haziran 2026 07:00

Kız Kıza Deniz Keyfi

Oyuncu Özge Yağız ve Yaren Güldiken, Bodrum Torba'da tatil yapıyor. Keyifli vakit geçiren ikili, plajın suyla buluştuğu sığ noktaya oturarak uzun süre sohbet etti.

28 Haziran 2026 07:00

İstanbul'a Veda Ettiler

Dünyaca ünlü Alman rock efsanesi Scorpions, 60. kuruluş yıl dönümü turnesi kapsamında 24 Haziran gecesi İstanbul'u salladı.

28 Haziran 2026 07:00

Daha 17'nin Melekleri

Daha 17, bu akşam saat 20.00'de Kanal D'de.

28 Haziran 2026 07:00

Birbirimizi Tanıma Sürecindeyiz

"Çağla Hanım'ın adına bir şarkı yapar mısınız?" sorusuna ise "Direkt adına bir şarkı yapmam ama onu düşünerek yazacağım şarkılar olabilir" cevabını verdi. Melisa Döngel ile aşk yaşadığı dönemde yazdığı 'Melisam' sözünü daha sonra 'Manitam' olarak değiştiren Sefo, "İlişki değişince şarkı da mı değişti?" sorusuna kahkaha atıp "Arkadaşlarımdan bahsettiğim bir şarkıydı" yanıtını verdi.

28 Haziran 2026 07:00

'Daha 17' Dizisinin Leyla'sı Ceren Ayruk'tan Samimi Açıklamalar: 'Başına Buyruk Olduğum İçin Ailemi Zorladım'

Ekranda izlerken, "Leyla'nın güzelliği nedir ama ya?" dedirtiyor. Kanal D'nin yeni dizisi ' Daha 17'nin izlenmeleri milli maçları geçti. Hem Leyla'yı hem de Ceren'in kendi dünyasını konuştuk. Leyla'nın içinde bulunduğu dünyadan ayrışması ama bunu tüm kibarlığını koruyarak, isyan ederken bile olgunca bir tavırla yapması ilgimi çekmişti. Cıvıl cıvıl neşeli ve heyecanlı bir karakter olmasının yanı sıra içinde bulunduğu durumlar dolayısıyla duygusal bir profil de çiziyordu. Duygusal olarak zorlamaktan ziyade Leyla'nın kafasının çalışma şekli benim de kafamı çok karıştırdı başta çünkü sürekli "Ondan uzak durmalıyım" diyen bir zihinle "yakınında olmalıyım" diyen bir kalple mücadele ediyor. Ama bunu bir dezavantaj olarak görmekten ziyade kendimi geliştirmek için bir motivasyon olarak görüyorum. Çok fazla yeni oyuncu, yeni yüz var. Bu yüzden çok disiplinli ve tutkuluyum. Kendime olan inancım ve özgüvenim de büyük rol oynuyor. Leyla'nın yaşadıkları ve sahneleri duygusal ağırlıklı, buna kontrast olarak cıvıl cıvıl kız. Gençlik dizileri bence çok sağlam motivasyon olmasa da 7'den 70'e izlenir, keyifli işlerdir. HEM SERT HEM YUMUŞAK KARAKTERLERE UYUMLU BİR GÖRÜNÜŞÜM VAR Çok doğal ama bir yandan da Avrupai bir güzelliğin var. Babam aslen Ordulu, annem de Samsunlu. Ama Arnavut ve Gürcü göçmenliği de var, çoğu Karadenizlide olduğu gibi. Daha az uyumlu bir insan olmak isterdim.

28 Haziran 2026 07:00

​Deniz Uğur'dan Ece İrtem'in Ardından Acı İtiraf: 'Bu Sektörde Herkes Rakiptir, Takım Oyuncusu Değil'

Şöhreti de gördü, yalnızlığı da... Her halükarda ayakta kalmayı başaran sevgili Deniz Uğur, yıllardır konuşulmayan gerçekleri, hayatın ona öğrettiklerini ve kalbinde taşıdığı izleri anlattı. 35 yaşında hayatını kaybeden oyuncu Ecem İrtem 'in ardından söyledikleri de çok dikkat çekiciydi. Kimse, kimsenin iç dünyasında neler olup bittiğini bilmiyor ama o ağızlarını açıp atıp tutma hakkını kendilerinde görüyorlar. "Ar" etme, yani utanma duygusunun kalmadığını görmek. Sosyal çürüme çok vahim durumda. GERÇEKLERİ KONUŞMAK KİMSENİN İŞİNE GELMİYOR Ece'nin ardından konuşulanları duyunca "Asıl konuşulması gereken şey bu değil" dedin. Bu liste uzayıp gider. Herkes de bu garabeti kanıksamış, içinde bir şekilde yuvarlanıp gidiyor. Ece, eski bir röportajında 60-70 audition'a girdiğini söylemiş. Bile bile, göz göre göre "düzen bozuk kalsın" deniyor. Çelik gibi sinirlerin olması lazım. YENİ, GENÇ YAZARLARA DA İMKAN VERİLMİYOR Ama toplumda şöyle bir algı var: "Oyuncular çok para kazanıyor." Asla öyle değil. Bir kez büyük bir gelir eşitsizliği var. Dizinin bir bölüm bütçesinin yarısı belli isimlere veriliyor, gerisi "güçlü oyuncu kadrosu" diye pazarlanan "ana kast" arasında paylaştırılıyor. Çok zekice senaryolar yazılamadığını, genç ve yetenekli yazarlara şans vermektense hep aynı senaristlerle çalışıldığını da artık fark etmek lazım. Oyuncunun kaşesi ne kadar olursa olsun zaten bölüm yayınlandıktan 8, 10, 12 bazen 14 hafta sonra ödeme almaya başlıyor. Dizi tutarsa, sonradan ödemeler rayına oturuyor ama 4. bölümde yayından kaldırılabilir de tabii. Ben gençlere direkt "oyuncu olmayın" diyorum. Birtakım zor tecrübelerden dolayı erken olgunlaşmak durumunda kaldılar, umuyorum ki bu onları hayatlarında daha güçlü insanlar yapacaktır.

28 Haziran 2026 07:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.