×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Haberi Yapay Zeka ile Özetinden Okuyun. Neden Habokado?

Avrupa Parlamentosu Türkiye Raporu Taslağında Avrupa Ülkeleri Eleştirildi: 'Yaşananlara Cılız Ses Çıkarıyorlar'

15 Haziran 2026 04:00

Taslakta, "Hukukun üstünlüğünün aşınması karşısında AB kurumlarının ve birçok AB üye ülkesinin cılız sesinden ve yetersiz açıklamalarından derin endişe duyulmaktadır" dendi. Türkiye'nin basın özgürlüğü endeksinde 180 ülke arasında 159. olduğuna işaret edildi. "Avrupa Parlamentosu, siyasi partilerin ve muhalefet üyelerinin hedef alınmaya devam etmesini, özellikle son bir yılda ana muhalefet partisi CHP'ye yönelik artan baskıyı kınıyor" denirken Ekrem İmamoğlu'nun tutukluluğuna işaret edilerek, "İstanbul'un demokratik olarak seçilmiş belediye başkanı İmamoğlu, 19 Mart 2025'ten beri uydurma suçlamalarla, siyasi baskının izlerini taşıyan ve bireysel sorumluluk ilkesi gibi ceza hukukunun temel ilkelerini açıkça ihlal eden bir şekilde cezaevinde bulunmaktadır; bu durum, yaygın olarak, bir sonraki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ana muhalefet adayını siyasi olarak saf dışı bırakma girişimi olarak değerlendirilmektedir" sözleri kullanıldı. Bu kapsamda, "Parlamento, Komisyon Başkan Yardımcısı/AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi'ne, insan hakları ve temel özgürlüklerin ciddi ve kasıtlı ihlallerinden sorumlu Türk yetkililere karşı, AB Küresel İnsan Hakları Yaptırım Rejimi kapsamında, AB'deki varlıkların dondurulması da dahil olmak üzere kısıtlayıcı tedbirler alınması çağrısını yinelemektedir; bu yetkililer arasında, kayyum rolünü üstlenenler ve onları atayanlar veya devletin baskıcı mekanizmasında kilit rol oynayanlar, örneğin eski İstanbul Başsavcısı Akın Gürlek gibi isimler yer almaktadır; Gürlek'in yakın zamanda Adalet Bakanı olarak atanmasından dehşete düşülmektedir; bu durum, kariyeri boyunca her zaman siyasi bir gündemi takip eden siyasi bir aktör olduğunu göstermektedir" sözleri sarf edildi. "Parlamento, Türkiye'de hukukun üstünlüğünün aşınması karşısında diğer AB kurumlarının ve birçok AB üye ülkesinin cılız sesinden ve yetersiz açıklamalarından derin endişe duymaktadır; üst düzey AB yetkililerinin, özellikle ülkeye yaptıkları resmi ziyaretler sırasında, devam eden demokratik gerilemeyi tutarlı ve kamuoyu önünde ele almamalarının, Türk sivil toplumunu daha da yabancılaştırma ve AB'nin imajını ve güvenilirliğini, Türk toplumunun en AB yanlısı kesimleri de dahil olmak üzere, uzun zaman alacak bir şekilde zedeleme riski taşıdığının altını çizmektedir; AB büyükelçisini ve Türkiye'deki AB üye devletlerinin büyükelçilerini, önde gelen tutuklu şahsiyetleri ziyaret etmeye, ilgili davalara katılmaya, siyasi partilerin ve muhalefet üyelerinin ve muhalif seslerin hedef alınmasına karşı kamuoyu önüne çıkmaya ve bu konuda Türk makamlarıyla sistematik olarak endişelerini dile getirmeye, aynı zamanda sivil toplumla yakın temaslarını sürdürmeye çağırmaktadır" ifadeleri kullanıldı. "Parlamento, Türkiye'ye, komşuluk ilişkilerinde iddiacı veya saldırgan değil, yapıcı bir yaklaşım sergilemesi yönündeki çağrısını yineler; Yunanistan Başbakanı Miçotakis ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasında Şubat 2026'da gerçekleşen zirve gibi üst düzey toplantılar da dâhil olmak üzere, Yunanistan ile Türkiye arasında devam eden diyaloğu memnuniyetle karşılar; Türkiye'nin Yunanistan'a karşı resmi bir savaş tehdidini (casus belli) sürdürmesinden derin endişe duyduğunu ifade eder ki bu, müttefikler ve iyi komşular arasında akla hayale sığmayacak bir durumdur; Türkiye'nin; Mavi Vatan doktrinini öne çıkarmasını, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti gibi AB üye devletlerinin egemenliğini ve egemenlik haklarını ihlal etmeye devam etmesini esefle karşılar" sözleri kaydedildi. Türkiye-Ermenistan normalleşmesine genel olarak olumlu yaklaşılırken, "Parlamento, Türkiye'yi bu süreci kendi imkânlarıyla, üçüncü bir ülkeyle olan ilişkilerine bağımlı kalmadan kararlı bir şekilde ilerlemeye teşvik eder" dendi.

Örsan K. Öymen

Devlet Ve Millet

15 Haziran 2026 04:00

Millete hizmet için değil, devleti yönetenlere ve hükümete hizmet için var olan bir " devlet ", devlet değildir. Böyle bir " devlet " olsa olsa, oligarşi tarafından işgal edilmiş bir " devlet " olur; devletle milleti karşı karşıya getiren bir " devlet " olur; anayasada belirtildiği gibi, milletin egemenliğine, cumhuriyete ve demokrasiye dayalı bir devlet olmaz. Yapılan tüm araştırmalarda, CHP Genel Başkanı Özgür Özel 'in liderliğindeki CHP birinci parti çıkmaktadır; CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, AKP Genel Başkanı ve " Cumhurbaşkanı " Recep Tayyip Erdoğan' ı yenmektedirler. AKP bu nedenle milletin egemenliğini, özgür ve serbest bir seçim ortamını ortadan kaldırmıştır; İmamoğlu'nun üniversite diplomasını hukuka aykırı biçimde iptal etmiştir ve İmamoğlu'nu tutuklu yargılamak yolunu seçmiştir; Yavaş'ı aday olması durumunda " telef etmekle " tehdit etmiştir; hukuka aykırı " mutlak butlan " kararıyla Özel'i "görevden alıp", 13 yılda girdiği 13 seçimi kaybeden ve artık AKP'ye doğrudan da hizmet eden Kemal Kılıçdaroğlu'nu CHP'ye fiili kayyum olarak atamıştır! *** AKP, MHP ve Kılıçdaroğlu'nun ekibi tarafından dile getirilen "devlet aklı" aslında, devleti işgal eden oligarşinin, hükümetin ve onu destekleyen ABD emperyalizminin "aklından", daha doğrusu akılsızlığından başka bir şey değildir! Devlet kurumlarını yönetenler, demokrasiyle ve halkın egemenliğiyle; düşünceyi ifade, yayınlama, örgütlenme özgürlüğüyle; yargı bağımsızlığıyla; laiklikle ilgili anayasanın 2., 6., 7., 8., 9., 11., 14., 24., 25., 26., 28., 34., 42. ve 138. maddelerinin uygulanmasını sağlarlarsa, akıllıca hareket etmiş olurlar.

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Korumasız Tl'nin Faturası

15 Haziran 2026 04:00

Ancak yüksek faiz, yalnızca reel sektörü baskılamakla kalmıyor; aynı zamanda enflasyonu dolaylı olarak besleyen yeni bir baskı kanalı da oluşturuyor. Bir yanda enflasyonu düşürmek için yüksek faiz uygulanırken, diğer yanda döviz hesapları neredeyse hiçbir caydırıcı yükümlülükle karşılaşmıyor. Çünkü; enflasyon ve yüksek faiz sarmalının arkasındaki temel sorun, vatandaşların tasarruflarını Türk Lirası yerine dövizde tutması olarak dikkat çekiyor. Ekonomide dövize yönelik talebin artması, kur üzerinde baskı oluşturuyor. Mayıs 2023'te yüzde 38 olan enflasyon, faizler yüzde 8,5'ten yüzde 50 çıkarılmasına rağmen hedeflenen seviyeye düşürülemedi. Yüzde 75 ile zirveyi gören enflasyon, yüksek faiz politikasında ısrar edildiği halde mayıs itibarıyla yüzde 32,6 seviyesinde bulunuyor. Yüksek döviz talebi devam ettiği sürece, Türk Lirası'ndan kaçışı önlemek için faizlerin yüksek tutulması gerektiği savunuluyor. Bu durum, para politikasının hareket alanını daraltırken faiz indirimlerini de zorlaştırıyor. 400 milyar dolar ithalatın faturası üç yıl önce 800 milyar TL iken, kurların yükselmesi nedeniyle aynı miktardaki ithalat için Türkiye'deki üreticinin ödediği miktar 2,1 trilyon liraya çıktı. Ham madde maliyeti 1,3 trilyon lira artan üretici, maliyet kanalıyla ağırlaşan yükü hem fiyatlara yansıttı hem de ihacat yaparken rekabet zorluklarıyla karşılaştı. Devreye alınmasını önerdiğimiz Türk Lirasını Koruma Sistemi, Türk Lirası'nın güvenilirliğini yeniden inşa etmeyi ve dövize bağımlı, spekülatif kazanç döngüsünü kırmayı amaçlıyor.

Filtreleme Haberleri

Biz İnandık Siz De İnanın!

Türkiye dün sabah, Dünya Kupası'nda Avustralya ile ilk maçına çıkan A Millilerimiz için ayaktaydı. A Milli Futbol Takımı'nın 2026 FIFA Dünya Kupası D Grubu'ndaki ilk maçında Avustralya ile karşı karşıya geldiği mücadele, Türkiye'nin dört bir yanında kurulan dev ekranlarda binlerce taraftar tarafından takip edildi. Sabahın erken saatlerinde meydanları dolduran futbolseverler, ay-yıldızlı ekibe destek verirken, karşılaşmanın 2-0'lık mağlubiyetle sonuçlanması büyük üzüntü yarattı. İzmir'de Konak Meydanı'na kurulan dev ekran önünde toplanan vatandaşlar, 24 yıl sonra Dünya Kupası'nda mücadele eden A Millilerin heyecanına ortak oldu.

15 Haziran 2026 04:00

Barışa Beyrut'ta Sabotaj Girişimi

Aşırı sağcı bakan X'te yaptığı paylaşımda, Beyrut'un güney banliyölerine atıfta bulunarak "Dahiye titremeli" ifadelerini kullanarak zarar gören her İsrail askeri için bin Hizbullah savaşçısının öldürülmesi çağrısında bulundu. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich de İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'dan "Dahiye'deki binaları yıkmasını" istedi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhammed Bakır Zülkadir ise saldırıya ilişkin, "İslam savaşçılarının cevabı yakındır" dedi. Trump, "Lübnan da dahil olmak üzere bölgeye barış getirecek bir anlaşmaya çok yakınız ve tüm taraflar gerilimi azaltmalı. Saldırı çok anlamsızdı" dedi.

15 Haziran 2026 04:00

252 Günlük Şanlı Direniş

Üsküdar halkının İsrail'e destek veren McDonald's'a karşı başlattığı eylem 252 gündür devam ediyor. Eylemciler her gün akşam namazı sonrasında McDonald's yakınında toplanıp "Mahallemizde McDonald's istemiyoruz" diyor. Eylemciler arasında her gün 3 çocuğuyla birlikte gelen de var, 6,5 yaşında hiç kaçırmadan boykot ruhunu diri tutanda. Üsküdar'da Bahçelievler Mahallesi sakinleri, yaşadıkları mahallede McDonald's açılmasını 252 gündür protesto ediyor. Boykot nöbetine uzun süredir katıldığını belirten Bilal Kandemir ise şunları söyledi: "Gelmediğim gün benim için kayıp gibi oluyor. Eylemi başta küçük bir adım olarak görüyorduk. Zamanla toplumsal bir bilinç oluşturduğumuzu fark ettik."

15 Haziran 2026 04:00

Yerli Boreal'le Suv'a Doping

SUV segmentinin büyüdüğünü ve Renault'nun buradaki payını artırmak istediğini söyleyen MAİS Genel Müdürü Bahaettin Tatoğlu "Boreal'i yalnızca 'Türkiye'de üretilen' bir model olarak değil, aynı zamanda 'Türkiye için tasarlanan ve Türk kullanıcıların ihtiyaçlarına göre geliştirilen' bir model olarak konumlandırıyoruz. Türkiye'nin en büyük segmenti olan ve hızla büyüyen C-SUV segmentinde Renault Boreal'in 2027 yılında Türkiye'nin en çok satan otomobili olmasını hedefliyoruz. Genişleyen SUV ürün gamımızla binek satışlarımızın yarısını bu segmentte olmasını hedefliyoruz " açıklamasını yaptı. Clio, Megane Sedan ve Duster ile Türkiye'nin en güçlü yerli ürün gamlarından birine sahip olduklarını ifade eden Tatoğlu, "Bursa'da üreteceğimiz Renault Boreal'in de bu başarı hikayesine katılmasıyla birlikte dört yerli modelden oluşan ürün gamımızı daha da güçlendirecek, pazardaki liderliğimizi daha da ileriye taşıyacağız. Türkiye'de yüzde 40'ın üzerinde yerli katkı oranıyla üretilecek olan Renault Boreal, bu sayede ÖTV muafiyetinden yararlanabilecek. Modelin, uzun süredir bu segmentte yeni bir model bekleyen müşterilerimiz için önemli bir alternatif oluşturacağını düşünüyoruz" diye konuştu.

15 Haziran 2026 04:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Deprem Sigortasında Çıta Yükseldi

Zorunlu Deprem Sigortası'nda azami teminat tutarı 2,4 milyon liraya yükselirken, milyonlarca konut sahibi için sağlanan güvence de genişledi. Türkiye'de deprem riskine karşı finansal koruma sağlayan Zorunlu Deprem Sigortası'nda (DASK) teminat limitleri yeniden yükseltildi. Son düzenlemeyle birlikte azami teminat tutarı 2,4 milyon liraya çıkarılırken, metrekare başına sigorta bedelleri de artırıldı. Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından afetlere karşı finansal dayanıklılık konusu daha fazla önem kazanırken, sigorta sektöründe "koruma açığı" olarak tanımlanan fark da yeniden gündeme geldi. Sigorta şirketleri son dönemde DASK'ı tamamlayan ürünlere ağırlık verirken, sektörde "zorunlu poliçe" anlayışından daha kapsamlı korumaya dayalı yeni bir döneme geçiliyor.

15 Haziran 2026 04:00

İsrail'e Bölgesel Dışlama

Haydut devlet İsrail'in Gazze, Lübnan ve İran merkezli saldırgan politikaları, bölge ülkelerini Tel Aviv'den uzaklaş-tırıyor. BAE'nin İran'la gerilimi düşürme hamlesi, Türkiye-Suudi Arabistan koridoru ve Türkiye-Mısır yakınlaşması, Suudi Arabistan-Pakistan iş birliğinin gelişmesi Ortadoğu'da İsrail'i dışarıda bırakan yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Suudi Arabistan'ın, ABD'de Trump yönetiminin tüm baskısına rağmen işgalci güç İsrail ile normalleşmeyi reddetmesi, Katar, Pakistan ve Türkiye gibi bölgenin güçlü aktörleriyle iş birliği süreçlerini geliştirmesi en önemli sinyali oluşturuyordu. İsrail'in Gazze'den Lübnan'a, İran'dan Suriye'ye uzanan saldırıları bölge ülkelerinde güvenlik kaygılarını artırırken, birçok Arap başkentinde İsrail artık istikrarsızlığın temel kaynaklarından biri olarak görülmeye başladı. Bir dönem Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC) kapsamında İsrail'in Hayfa Limanı'nı merkeze alan planlar gündemdeyken, bölgesel savaşların ardından Riyad yönetiminin rotasını Türkiye'ye çevirmesi dikkat çekti. İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve bölgesel gerilimi tırmandıran politikaları, en yakın müttefiki ABD'de de rahatsızlık oluşturmaya başladı. Axios'un iddiasına göre Trump, Netanyahu'yu "Dikkatli olsan iyi edersin, yoksa yakında tek başına kalacaksın" sözleriyle uyardı. BAE'nin İran'la gerilimi azaltma çabaları, Suudi Arabistan'ın Türkiye ile stratejik projelere yönelmesi, Mısır-Türkiye ilişkilerindeki normalleşme ve Körfez ülkelerinin ortak güvenlik anlayışında yaşanan değişim, yeni bir bölgesel eksenin işaretleri olarak görülüyor.

15 Haziran 2026 04:00

Orhan Bursalı

Zaman Bitti, Öğretmenleri Döven Ülke, Bir Dönem Kapandı, Unutun

Atatürk'ün en çok önem verdiği... Sözün bittiği bir konu da CHP... Her şey açık seçik. İktidarın yeni yandaşları KK ve adamlarına teslim ettiği CHP'de bir gelecek aramanın olanaksızlığı çoktan ilan edildi. Verirse, evet, istinafın kararı doğrudur kararı verir. Bana göre bunu bile vermeyecek, çok işimiz var havasıyla kararı geleceğe yayacak, KK ve adamlarının CHP'nin işini tam bitirmelerini bekleyecek. İktidarın iki yıldır büyük yatırımlar yaptığı, uğruna 100 milyar dolar harcadığı bu kararı iptal etmeye cesaret edecek bir kurum ben görmüyorum. Hukuksuz sistemin hukuksuz KK ve adamlarının CHP'si, ilkelerinden, geçmişinden, Atatürk'ten varlığından tamamen arınmıştır; başındaki kişi, anayasaya uymayan iktidarın izdüşümüdür. Meclis, "yargı müktesebatı" nın bir parçasıdır. Partide İmamoğlu ve Özel'den zırnık parça kalmayacaktır.

15 Haziran 2026 04:00

Olayların Ardındaki Gerçek

Mutlak Butlan Ve Kılıçdaroğlu Modeli

CHP Genel Merkezi'nin kuşatılması, Türk siyasal tarihine demokrasinin "tahrip" edildiği kara bir gün olarak geçecektir. 13 yıl genel başkanlığını ve milletvekilliğini yaptığı CHP'ye hukuken tartışmalı mutlak butlan etiketiyle gelen Kılıçdaroğlu'nun yönetim modeli de açıklığa kavuşmuş bulunuyor. Kılıçdaroğlu, "Ben mutlak butlan başkanıyım, CHP tüzüğü beni bağlamaz" diyor. - Parti meclisinin 57 üyesinin 28'i istifa etti. CHP Meclis grubundan 100'ü aşkın milletvekili kendisine karşı olduğunu açıkladı, Kılıçdaroğlu cevap bile vermiyor. - Kendisinin atadığı merkez yönetim kurulu üyeleri "İstifalar önemli değil, beş kişi kalsak bile CHP'yi biz yöneteceğiz" diyor. - Mutlak butlancı Kılıçdaroğlu bunlar yetmezmiş gibi, son konuşmalarında siyasal iktidarın dış politikasına paralel görüşler ileriye sürerek "Yeniden Osmanlı coğrafyasına yönelmeliyiz" diyor. - Bir yandaş yazarın belirttiği gibi, "Kemal Bey adım adım CHP'yi geri alıyor". Bu yandaş yazar yazısına şöyle devam ediyor: "Kılıçdaroğlu soğukkanlılığını kaybetmeden, ihraç taleplerinin parti meclisini konsolide etmeye, orta yolcuları yanına çekmekten hukuki süreci lehine çevirmeye kadar attığı her adımla CHP'yi adım adım geri alıyor." Bir zamanlar "Bay Kemal" diye aşağılanan Kılıçdaroğlu böylece yandaş basının gözdesi oluyor. Bu durumda, yukarıda belirtilen tablo karşısında, Kılıçdaroğlu, Türk siyasal tarihine AKP siyasi iktidarının çok sevdiği "mutlak butlancı" ve "CHP'yi bölen adam" olarak geçecektir.

15 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Ahlakını Yitiren Hukuk - Başar Yaltı

Etik felsefenin bu yaklaşımları hukuk alanına uygulandığında, öncelikle "Hukukun ahlakı olur mu" sorusu gündeme gelir. Nasıl ki bir kişiye "ahlaksız" dendiğinde, ondan beklenilmeyen, onaylanmayan bir davranış sergilediği ve kınandığı anlatılmak istenirse, benzer biçimde, bir hukuk düzeni için de kendi varlık nedenine ve temel ilkelerine aykırı davrandığında, "ahlakını yitirdiği" söylenebilir. Bu nedenle, "Hukukun ahlakı nedir" sorusuna açıklık getirmek gerekir. Tarihsel gelişim içinde hukuk düzeni; keyfilikten yasallığa, gelenekten kurala ve ahlaki ilkeden pozitif norma doğru evrilmiş, modern dönemde ise "hukuk devleti" anlayışına ulaşmıştır. Kimilerince de "Hukuk, asgari ahlaktır." Bu çerçevede hukukun ahlakı, onu hukuk yapan temel niteliklerde; yani adalete yönelmiş, eşitlikçi, öngörülebilir, tutarlı ve güven veren, keyfilikten uzak yapısında aranmalıdır. Bu mekanizmaların başında ise yargı gelmektedir. Oysa bir zamanlar Hâkimler Savcılar Kurulu'nun (HSK) internet sayfası açılışında uzunca süre yer verilen "Türk Yargı Etiği Bildirgesi"ne göre; "Hâkimler ve savcılar, görevlerini yerine getirirken adaletin en hassas ve doğru şekilde dağıtıldığından emin olan, mesleki sorumluluk içinde davranan,...toplum nezdindeki saygınlıklarının korunmasının Türk yargısının itibarını da yükselteceğinin bilincinde olan, 'hakim, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin' insanlardır", denilmekteydi. Bildirgede sekiz ana başlık, 61 alt başlık altında yargıç ve savcıların uyması gereken etik kurallar sıralandıktan sonra, belirlenen etik ilkelerin yargıçlar için bağlayıcı olduğu belirtilmiştir. İbretlik son örnek, "mutlak butlan" davası ve kararıdır. Bu kararla, bir kez daha; yargının siyasal bir mekanizmaya dönüştüğü, sorun çözmek yerine kargaşa yaşanmasına neden olduğu, yargı sisteminin hukuk zemininden iyice uzaklaştığı, Yüksek Seçim Kurulu'nun kendi varlık nedenini dahi inkâr ettiği, sonuç olarak topluma, "Berlinde hâkimler var" dedirtecek bir güven verilmediği ortaya çıkmıştır. "Tuhaf zamanlar"dan geçtiğimiz çok açık.

15 Haziran 2026 04:00

Köşe Yazarı

Demokrasi Sınavı

CHP'nin eline koluna dolandırılan "mutlak butlan" siyasetteki mücadelede seçmen desteğinin, meydanlardan yükselen mesajın etkisine ilişkin tartışmaları da alevlendirdi. Kılıçdaroğlu cephesinin, Özel yönetiminden yana toplanan imzalara, delegelerin çağrılarına, meydanlardan yükselen "şimdi, derhal kurultay" çağrılarına kulak tıkaması CHP içindeki demokratik işleyişi yaralamak demektir. Geçen haftaki yazıda "CHP içinde yaşananları, iktidar cephesine altın tepside sunulan bir gündem savıcı olarak da okumak mümkün" demiştik. Butlanın sahneye çıkarıldığı 21 Mayıs'tan bu yana gündem savcılıkta yeni bir evreye girildi. Altı ok ilkelerini sapmalara girmeden koruması gereken CHP'nin iç tartışmalara hapsedilme çabalarının bu dönemde yaşanması rastlantı mı derseniz, tartışmalı.

15 Haziran 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.