×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

1.yakakent Türk Somonu Festivali

Bir zamanlar kıyı balıkçılığıyla anılan bu sahil kasabası, bugün milyar dolarlık ihracat hedeflerinin konuşulduğu bir üretim merkezine dönüşüyor. Türk somonu artık bir su ürünü olmanın dışında Karadeniz'in dünyaya açılan yeni markası hâline geliyor. Yakakent Belediye Başkanı Şerafettin Aydoğdu, Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz, Genel Müdür Yardımcısı Hüseyin Akbaş, Yetiştiricilik Daire Başkanı Tanju Özdemirden, İl Müdürü Kemal Yılmaz, Samsun Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Necmi Çamaş, SUYMERBİR Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Sermed ve Türk somonu üretiminin öncü isimlerinden Osman Parlak festivalin merkezindeki isimlerdi. Ak Parti Samsun Milletvekilleri Ersan Aksu ile Orhan Kırcalı, MHP MYK Üyesi Mustafa Çavuş, Yakakent Kaymakamı Muhammed Sadi Taşyapan, Bafra Kaymakamı Mustafa Altınpınar, Alaçam Kaymakamı Fatih Kayabaşı, Bafra Belediye Başkanı Hamit Kılıç, Alaçam Belediye Başkanı Ramazan Özdemir, Bafra Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Serdal Sefa Kocabaş, OMÜ Rektörü Fatma Aydın, Samsun Üniversitesi Rektörü Mahmut Aydın, SAMKON Genel Başkanı Hasan Kaya Aşcı, YADEF Genel Başkanı Eyüp Baş, MASİYAD Yönetim Kurulu Başkanı Enes Eğerci, ALDEF Genel Başkanı Şinasi Aydın ve Japonya Büyükelçiliği Misyon Şefi Yardımcısı Tahara Koji da organizasyonda yer aldı. Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürü Turgay Türkyılmaz tarafından açıklanan verilere göre Türk somonu üretimi, 2015-2017 yıllarında oldukça sınırlı seviyedeyken bugün yüz binli tonlar konuşulmaya başlandı. Bu üretimin ekonomik karşılığı ise yaklaşık 500 milyon dolarlık ihracat geliri. 2028 yılı için belirlenen hedef ise 3 milyar dolarlık ihracat. Samsun ve Sinop İlleri Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Birliği Başkanı ve Su Ürünleri Yetiştiricileri Üretici Merkez Birliği Başkan Yardımcısı. Parlak'ın festivalde verdiği rakamlar sektörün ulaştığı boyutu net biçimde ortaya koyuyor: 100 bin ton somon ihraç edildi, 15 bin ton ise iç piyasada tüketildi. Türkiye'de kişi başı balık tüketimi hâlen 7-8 kilogram seviyesinde. Dünya ortalaması ise bunun oldukça üzerinde. "Haftada iki gün balık, ömür boyu sağlık" sloganı aslında ekonomik olduğu kadar halk sağlığına dönük bir çağrı niteliği taşıyor. İç tüketimin 2030 yılında 50 bin tona çıkarılması hedefleniyor. Türk somonu artık Karadeniz'in gastronomik kimliğinin bir parçasına dönüşüyor.

Talip Bayram

Kaynak: Diriliş Postası

15 Mayıs 2026 15:41

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Talip Bayram

İstanbul'da Türkmen Mutfağı Ve Samsaland

Orta Asya'nın uçsuz bucaksız bozkırlarında doğan Türkmen mutfağı, doğal yemeklerden oluşan bir sofra kültürü. Bu, Orta Asya'nın kadim mutfak kültürünün daha geniş kitlelerle buluşmasının da hikâyesi. Sofranın en dikkat çekici yıldızı kuşkusuz bu kadim Orta Asya lezzeti ve bu coğrafyada başlı başına bir ana yemek. İnce açılmış hamurun içine yerleştirilen etli harçla hazırlanan bu geleneksel lezzet, dışı kıtır, içi ise son derece sulu bir yapıya sahip. Orta Asya'daki ülkelerde sokak lezzeti olarak büyük ilgi görüyor. Belki de bu yüzden SamsaLand'ın ruhunu en iyi anlatan ürünlerden biridir. Geleneksel yöntemle buharda pişirilen mantı, hamurun yumuşaklığını koruyan özel bir yapıya sahip. Rusya ve Orta Asya coğrafyasında yaygın olan Pelmeni, daha küçük boyutlu ve yoğun et dolgulu bir mantı türü. Orta Asya mutfağının vazgeçilmezlerinden biri de şaşlıktır. Sabah başlayan kahvaltı servisi öğleden sonra 15.00-16.00 saatlerine kadar devam ediyor. Dar bir yerde faaliyet gösteren restoran, yıllar boyunca Türkmen ve Orta Asya mutfağının özgün lezzetlerini İstanbul'un damak tadıyla buluşturuyor. İlk günlerde müşterilerinin önemli kısmını Orta Asya kökenli aileler oluştururken zamanla Türk misafirlerin de bu mutfağa yoğun ilgi göstermesi işletmenin hedefini büyütüyor. Şirinevler'in ardından Küçükçekmece Gölü kıyısında bulunan yeni adresiyle SamsaLand, yüzlerce misafiri ağırlayabilen büyük bir restorana dönüşüyor. Yaklaşık 300-350 kişilik kapasitesiyle dikkat çeken bu büyümenin en değerli yanı ise işletmenin ruhunu kaybetmemesi. Özetle SamsaLand, Türkmen ve Orta Asya mutfağı özelliğiyle Türk mutfak kültürünün köklerini anlamak açısından son derece önemli bir yere sahip. Anadolu'da yediğimiz belki pek çok yemeğin ilk izleri Orta Asya bozkırlarında görülür.

05 Haziran 2026 13:25

Talip Bayram

Gastronomide Kadının Gücü

Antalya'da faaliyet gösteren Döşemealtı Kadın Kooperatifi, Bursa'daki Umurbey Girişimci Kadınlar Derneği ve Karabük'te üretimlerini sürdüren Karabük Uğraşan Kadın Üretim ve İşletme Kooperatifi; kadın emeğinin ekonomik değere dönüşürken aynı zamanda bir sosyal kalkınma hikâyesi yazabileceğini gösteriyor. Antalya'nın bereketli toprağında yükselen Döşemealtı Kadın Kooperatifi, bugün yöresel üretimin, kültürel hafızanın, kadın emeğinin ve yerel mirasın da güçlü temsilcilerinden biri olarak dikkat çekiyor. Kadın Kooperatifi Başkanı Ayten Çot öncülüğünde yürütülen çalışmalar, gastronominin sofrada son bulan bir lezzet yolculuğu olmadığını; aynı zamanda üretimin, kültürün ve dayanışmanın geleceğe taşınan güçlü bir miras olduğunu gösteriyor. Bugün Döşemealtı Kadın Kooperatifi, yerel kalkınmayı destekleyen üretim modeliyle kadın dayanışmasının güçlü bir simgesi hâline gelirken, toprağın bereketini geleceğe taşıyan ilham verici bir başarı hikâyesi yazmayı sürdürüyor. Bursa'nın Gemlik ilçesine bağlı Umurbey'de faaliyetlerini sürdüren Umurbey Girişimci Kadınlar Derneği, bugün bir kadın dayanışması hareketi; aynı zamanda yöresel kültürün, üretimin ve sosyal kalkınmanın da güçlü bir temsilcisi olarak öne çıkıyor. Dernek Başkanı Nesrin Girit öncülüğünde büyüyen bu yapı, "Kadın üretirse gelişir, kadın gelişirse dünya değişir" anlayışını hayatın içinde karşılık bulan bir üretim hikâyesi olarak yaşatıyor. Karabük'te kadın emeğini dayanışmayla buluşturan Karabük Uğraşan Kadın Üretim ve İşletme Kooperatifi, bugün bir üretim merkezi, yokluk içinden doğan büyük bir azmin ve toplumsal dayanışmanın simgesi olarak da dikkat çekiyor. 1999 yılında yaşanan büyük sel felaketi, yılların emeğini bir anda alıp götürdüğünde geriye küçülen bir atölye ve büyüyen bir mücadele kaldı. Doğa yürüyüşlerinde ziyan olan meyvelerden ilham alan Melahat Bayram, 2021 yılında kadın dayanışmasına dönüşen güçlü bir kooperatif hikâyesi başlattı. Bin liralık sermaye ve büyük emekle kurulan Karabük Uğraşan Kadın Üretim ve İşletme Kooperatifi, bugün yalnızca üretim yapan bir merkez değil; gençlere meslek kazandıran, kadın emeğini görünür kılan ve Batı Karadeniz'in ata tohumu siyez buğdayını yeniden toprakla buluşturarak çiftçilere katma değer sağlayan önemli bir dayanışma modeli hâline geldi.

23 Mayıs 2026 00:00

Talip Bayram

Sınırın Eşiğinde Bir Düş "Risus Park"

Yaşar Balkaya'nın hikâyesi, bir işletmenin kuruluşundan çok daha fazlasını anlatır. Risus Park, doğayı sofralara, huzuru odalara taşıyan bir anlayışın somut hâli. Kemalpaşa'nın sınır çizgisinde yükselen bu mekân, misafirlerine kendilerini ait hissedecekleri bir atmosfer sunuyor. Yaşar Balkaya'nın hikâyesi, 2015 yılında Hopa'nın dar sokaklarında açılan mütevazı bir kafe ile filizlenir. "Bordo Mavi" adıyla hayat bulan bu küçük başlangıç, aslında daha büyük bir hayalin ilk adımı. 2019 yılına gelindiğinde ise bu hayal, Risus'un temelleriyle somutlaşıyor. On beş odalı yapısıyla Risus Park, kalabalık tatil komplekslerinin gürültüsünden uzak bir anlayışı temsil eder. Sofrada kurulan coğrafya: Gastronominin Dili Risus Park'ın mutfağı, Şef Haluk Acar yönetiminde Karadeniz'in bereketli doğasının bir yansıması. Geleceğe dair planlar arasında daha büyük bir otel projesi bulunsa da mevcut yapının samimi ruhunu korumak isteyen Risus Park, konuklarına konaklama ve yemek deneyiminin ötesinde bir yaşam alanı sunuyor. Akdere Şelalesi'nin serin sularında yüzmek, doğayla kurulan bağın en yalın hâli. Karadeniz'in yeşille maviyi aynı ufukta buluşturan kıyısında yükselen Risus Park Restaurant Hotel, bölgesel turizm ve gastronominin tanıtımına öncülük eden anlamlı bir buluşmaya ev sahipliği yaptı. Kemalpaşa Belediye Başkanı Erhan Yılmaz, Hopa Kemalpaşa Esnaf ve Sanatkârlar Odası Başkanı Samet Cihan, Hopa Kemalpaşa Şoförler Odası Başkanı Kadir Ustabaş, Hopa Ticaret Odası yönetim kurulu üyesi Serdar Yenigül. 2019 yılında başlayan hikâyesiyle Risus Park, Kemalpaşa'nın turizmdeki simgelerinden biri haline geliyor. Otel, deniz ve dağ manzarası, sahile uzanan terası, doğal atmosferi ve konfor anlayışıyla misafirlerine huzurlu bir deneyim sunuyor.

08 Mayıs 2026 12:29

Talip Bayram

Her Sofra Bir Hikâye

Akdeniz'in rüzgârı, portakal çiçeklerinin kokusunu şehre usulca yayarken, Antalya bir kez daha sofraların ve hikâyelerin kesiştiği o büyük buluşmaya hazırlanıyor. 27 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen bu lansman, Antalya'nın gastronomi sahnesindeki yerini bir kez daha hatırlatırken, aynı zamanda geleceğe dair güçlü bir çağrı niteliği taşıyordu. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin ev sahipliğinde düzenlenecek olan festivalin 8–10 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşeceği duyurulurken, şehir adeta şimdiden o üç günün ritmine kapılmış gibiydi. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 800 bin ziyaretçiyi ağırlayan festivalin bu yıl çok daha geniş bir katılımla gerçekleşecek olması, Antalya'nın gastronomi turizmi açısından ne denli güçlü bir potansiyele sahip olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Antalya da bu anlamda bir tatil şehri ama aynı zamanda bir lezzet durağı, bir keşif rotası haline geliyor. "Her Sofra Bir Hikâye" Bu cümle, ilk bakışta sade görünse de içinde katman katman anlamlar barındırıyor. Antalya Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Büşra Özdemir'in sözleri, şehrin ruhunu yansıtan bir perspektifi ortaya koyuyordu. Antalya, sahip olduğu 19 coğrafi işaretli ürün ve 200'ye yakın başvurusuyla bu alanda en güçlü illerden biri olarak öne çıkmaya hazırlanıyor. Gökmen Sözen ve ekibinin koordinasyonunda FoodFest Antalya da bu doğallığın izlerinin açıkça görüldüğü bir festival. Antalya'nın yerel lezzetlerini kendi yorumuyla yeniden ele alırken, katılımcılara yemek yapmayı ve aynı zamanda o yemeğin ruhunu anlamayı da öğretiyordu. Arapsaçlı Ayran, Kabak Çiçeği Dolması ve Fıstıklı Limonata gibi lezzetler, o gün tatmak için ve hissetmek için sunulmuş gibiydi. Tüm bu anlatının merkezinde ise Antalya'nın kendisi vardı. FoodFest Antalya da bu potansiyeli görünür kılan, onu uluslararası bir platforma taşıyan önemli bir araç haline gelmişti. Antalya artık denizi, güneşi ve tarihiyle birlikte mutfağıyla da anılan bir şehir. Artık burada bir tabak yemek, bir lezzet, bir davet, bir keşif ve bir yolculuk anlamına geliyor.

01 Mayıs 2026 17:57

Talip Bayram

Türkiye'de Peynirin Coğrafi İşaret Serüveni

2. Antalya Uluslararası Coğrafi İşaretler Zirvesinin ikinci gününde düzenlenen "Sütün Beyaz Yolculuğu: Sınırları Aşan Peynirler" paneli, bir coğrafyanın, kültürün ve emeğin aynı masada buluştuğu bir hafıza mekânı gibiydi. Oturumun moderatörlüğünü AntreGourmet'ten Neşe Aksoy Biber üstlenirken, "Kars'tan Edirne'ye Türkiye Peynirleri" başlığı altında ülkenin zengin peynir çeşitliliği ele alındı. Bugün Türkiye'de toplam 48 adet coğrafi işaret tescilli peynir bulunuyor. Bunların 30'u mahreç işareti, 18'i ise menşe adı ile korunuyor. Üstelik bu zenginlik ulusalla sınırlı değil; 2 peynirimiz Avrupa Birliği'nden coğrafi işaret tescili. Erzincan Tulum Peyniri ve Ezine Peyniri. Türkiye'nin dört bir yanına yayılan 30 mahreç işaretli peynir, bu emeğin ve çeşitliliğin en somut göstergesidir. Gaziantep'te Antep Peyniri, Konya'da Atlantı Dededağ Tulum Peyniri, Balıkesir'de Ayvalık Kelle Peyniri ve Manyas Kelle Peyniri bu çeşitliliği derinleştirir. Liste uzadıkça aslında Türkiye'nin peynir atlası da genişler: Bergama Tulum Peyniri, Elbistan Kelle Peyniri, Gümüşhane Deleme Peyniri, Kepsut Bükdere Küflü Katık Peyniri, Maraş Parmak Peyniri, Muş Eski Kaşarı, Sakarya Abhaz Peyniri, Savaştepe Mihaliç Kelle Peyniri, Çankırı Küpecik Peyniri, İvrindi Kelle Peyniri, İzmir Tulum Peyniri, Yüksekova Çirek Peyniri… Türkiye'de hâlen 17 mahreç işareti başvurusu yapılmış peynir bulunuyor. Aho Peyniri, Ardeşen Mincisi, Biga Çıbrıka Otlu Rulo Peyniri, Elmalı Söğle Peyniri, Erzurum Kandirif Peyniri, Karaisalı Kavsara Peyniri, Tire Çamur Peyniri, Uzunköprü Beyaz Peyniri gibi daha nice peynir, resmî tescil yolculuğunda sırada bekliyor. Benzer şekilde 6 menşe adı başvurusu yapılmış peynir de bu mirasın geleceğini işaret ediyor: Akseki Çimi Peyniri, Bartın Manda Kalıp Peyniri, Düzce Abaza Peyniri, Düzce İsli Peyniri, Karaburun Kopanisti Peyniri ve Keles Sorgun Peyniri.

24 Nisan 2026 17:18

Talip Bayram

Antalya Tarih Yazıyor…

Yerelden Küresele Bir Değer Köprüsü" temasıyla kapılarını açan bu zirve, aslında bir etkinlikten çok daha fazlası; bu, toprağın sadakatine verilmiş bir söz, geçmişin mirasına duyulan derin bir saygı. ATSO Atatürk Konferans Salonu'na bu zirve için adım attığınızda o muazzam sinerjiyi iliklerinize kadar hissetmeniz mümkün. Salonda elbette üst düzeyde protokol üyelerinin ağırlığı vardı. Ama onun yansıra salonda Türkiye'nin kültürel kodlarını sırtında taşıyan devasa bir irade vardı. Zirvenin ev sahibi ATSO Başkanı Yusuf Hacısüleyman, ev sahibi olmanın nezaketiyle kısa tuttuğu konuşmasında Türkiye'nin özüne ait hikayelerin yaşatılması gerektiğini savundu. Vali Şahin'in liderliğinde oluşan bu farkındalık bilincinin, Antalya'nın iş dünyası için ne kadar kıymetli olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Yavuz Tekelioğlu ve YÜciTa Zirvenin bence gerçek sahibi ve bu oluşumun mimarlarından, YÜciTA Başkanı Prof. Dr. Yavuz Tekelioğlu, kürsüde adeta bir orkestra şefi gibiydi. Antalya'da 16 ay önce başlatılan o büyük seferberliğin hikayesini anlatırken, Antalya'nın Türkiye'de en çok başvuru yapan kent olmasının tesadüf olmadığını, bir "mobilizasyon" ruhuyla hareket edildiğini belirtti. Tekelioğlu; "Antalya'yı gastronomide uluslararası bir destinasyon yapmak hedefi, aslında yerelden evrensele uzanan o köprünün en güçlü ayaklarından birini oluşturuyor" dedi. Prof. Dr. Mehmet Zanbak ve AciMER Hemen ardından söz alan zirvenin 2.mimarı ve ortaklarından AciMER Müdürü Prof. Dr. Mehmet Zanbak, coğrafi işaretleri "kültürel hafızanın ve kimliğin en somut yansıması" olarak betimledi. "Topraklarımızın binlerce yıllık birikimi olan yöresel ürünlerimiz, birer ticari malın ötesinde, kültürel hafızamızın, emeğimizin ve kimliğimizin en somut yansımaları. Bu çerçevede Akdeniz Üniversitesi olarak "Gelecek Coğrafi İşaretlerle Gelecek" mottosuyla çıkılan bu yolda, yerelden küresele uzanan bu değer köprüsünü hep birlikte inşa ediyoruz. 2024 yılında Türkiye'de bir ilke imza atarak Üniversitemiz bünyesinde Türkiye'nin ilk ve tek akademik araştırma merkezi olma özelliğini taşıyan Coğrafi İşaretler Uygulama ve Araştırma Merkezi (AciMER)'ni kurduk." ifadelerini kullandı. Zirvenin açılışında kürsüye çıkan Antalya Valisi Sayın Hulusi Şahin'in ifadelerinde, bir idarecinin ve bir memleket sevdalısının heyecanı vardı. Geçen yılki ilk zirveden bu yana katedilen yolu anlatırken, "Aradan geçen bir yılda 19 olan tescil sayımız, başvurularla birlikte 200'ün üzerine çıktı" dediğinde, salondan yükselen alkış bir sayıya değil, bir başarı öyküsüneydi. Şahin, bu başarının formülünü "şehrin tüm unsurlarının bir araya gelmesi" olarak tanımladı. STK'lar, odalar, belediyeler ve devletin ana yapısının nasıl bir "kenetlenme" örneği sergilediğini anlatırken, coğrafi işaretlerin ticari bir marka değil, çocuklara öğretilmesi gereken bir "eğitim materyali" ve insanlığın yüksek değerleri olduğunu vurgulaması zihnimde derin bir iz bıraktı. Vali Şahin'in eşi Ebru Şahin Hanımefendi'nin de zirveye olan zarif desteği, bu meselenin teknik bir süreçten ziyade bir aile ve toplum hassasiyeti olduğunu hissettiriyordu. Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak ise rakamlarla bir vizyon çizdi. Türkiye'nin coğrafi işaret zenginliğinde dünyada Çin'den sonra ikinci sırada olmasının gururunu paylaşırken, AB tescilinin bir ürünü "Şampiyonlar Ligi"ne taşıdığını ifade etmesi, üreticilerimiz için en büyük motivasyon kaynağıydı. Yıllık 1,5 milyar avroluk ihracat tahminini daha da yukarılara çekmek için "doğru pazarlama ve tanıtım" stratejilerinin önemine vurgu yapan Durak, tescilin bir kağıt parçası değil, bir ekonomik kalkınma anahtarı olduğunu hatırlattı. Salonda ayrıca Isparta Vali Yardımcısı Halil İbrahim Ertekin, Avrupa Komisyonu'ndan Joao Onofre, Antalya Ticaret Borsası Başkanı Ali Çandır, FAO Türkiye Temsilcisi Vekili Dr. Ayşegül Selışık gibi isimlerin varlığı, meselenin küresel boyutunu ve disiplinler arası önemini perçinliyordu. Brezilya ve Fransa tarım ataşelerinin orada bulunması, Antalya'da kurulan bu köprünün ayaklarının okyanus ötesine kadar uzandığının kanıtıydı. Açılış konuşmalarının ardından fuaye alanına geçtiğimde, kendimi adeta bir zaman tünelinde ve devasa bir lezzet haritasında buldum. Burası Anadolu lezzetlerinin sergilendiği bir fuarı andırıyordu. Kendi adıma, belirtmeliyim ki; zirve boyunca her bir standı, her bir üreticinin el emeği göz nuru dökülen tezgahını tek tek ziyaret ettim. Orada, Manavgat tahini, Serik bıçağı, Kadriye çileği, Alanya tropikal meyveleri, Finike portakalı, Antep ilinden gelen onlarca ürün, keşkek, pilav, Korkuteli Yelten tarhanası Karyağdı Armudu yanık dondurma, Adıyaman'dan gelen Atmalı kooperatifinin ürünleri gibi birer hikayesi olan ürünler vardı. Akseki obruk peynirinden Adıyaman'ın badem ve kuru siyah üzümüne, incirine, Gaziantep'in baklavasından Antalya'nın kendi öz lezzetlerine kadar uzanan o muazzam yelpazede, her bir tescilli ürünün aslında birer "coğrafi mühür"dü. Ziyaret ettiğim tüm stantlarda tanıştığım o koca yürekli üreticilere ve her biri ayrı birer sanat eseri olan yöresel ürünlerimize önümüzdeki günlerde bu köşede, ayrıntılı ve hak ettikleri o derinlikle geniş yer vereceğim. Çünkü biliyorum ki; her bir ürünün anlatılmayı bekleyen bir destanı, her bir elin öpülesi bir emeği var. 2. Antalya Uluslararası Coğrafi İşaretler Zirvesi, 16-18 Nisan tarihleri arasında takvimde yer alan bir not değil; Türkiye'nin yerel değerlerini küresel bir markaya dönüştürme kararlılığının bir ilanı. Vali Hulusi Şahin'in çizdiği yol haritası, Prof. Dr. Yavuz Tekelioğlu'nun bilimsel tutkusu, Yusuf Hacısüleyman'ın vizyonu ve üreticilerimizin sönmeyen heyecanı bir araya geldiğinde; "Yerelden Küresele Bir Değer Köprüsü" bir tema olmaktan çıkıp, üzerinden geleceğin geçtiği sağlam bir gerçekliğe dönüşüyor.

17 Nisan 2026 14:18

Talip Bayram

"Gıda Güvenliği" Neden Önemli?

Bakanlığın kamuoyuyla paylaştığı verilere göre, son açıklanan listede 25 yeni ürün daha ifşa edildi. Bugün sofralara konan ve hakiki "zeytinyağı" diye satılan üründen başka yağların çıkması, "kıyma" diye tüketilen bir gıdada bambaşka hayvansal içeriklerin bulunması ya da "bal" adı altında doğallıktan uzak karışımların sofralara girmesi, bu durumun ekonomik bir hilenin ötesinde insan sağlığını tehdit eder boyutlara ulaştığını açıkça gösteriyor. Bugün yaşanan tağşiş vakaları bize açıkça gösteriyor ki, gıda güvenliği artık bir tercih değil, insan onurunu ve sağlığını korumak adına vazgeçilmez bir zorunluluk. · Sorun: Tohum yağı karıştırılması · Ürün tipi: Naturel sızma zeytinyağı Zeytinyağı, Anadolu'nun en eski ve en değerli besinlerinden biri. Antik çağlardan bu yana "sıvı altın" olarak anılan bu ürün hem sağlık hem de kültür açısından büyük bir değere sahip. Ancak son denetimlerde, "naturel sızma zeytinyağı" etiketiyle satılan bazı ürünlere daha ucuz olan tohum yağlarının karıştırıldığı tespit edildi. Tüketici, aslında satın aldığını düşündüğü üründen çok daha düşük bir kaliteyle karşı karşıya kalır. · Sorun: Kanatlı eti ve sakatat karıştırılması · Ürün tipi: Kıyma, sucuk Et, insan beslenmesinde en hassas ve en çok güven gerektiren ürünlerin başında gelir. Ancak yapılan analizlerde, "kuzu kıyma" veya "kasap sucuk" olarak satılan bazı ürünlerde kanatlı eti (tavuk, hindi) ve hatta sakatat (taşlık gibi) bulunduğu ortaya çıkmıştır. · Sorun: Eritme tuzu kullanımı · Ürün tipi: Kaşar peyniri Süt ve süt ürünleri, doğallığın ve saflığın sembolü olarak kabul edilir. · Sorun: Taklit ve tağşiş (şurup katkısı vb.) · Ürün tipi: Süzme çiçek balı Bal, doğanın en saf armağanlarından biri. Ancak yapılan denetimlerde "süzme çiçek balı" olarak satılan bazı ürünlerin taklit veya tağşiş içerdiği belirlenmiştir. Resmî listeye ulaşmak için: https://guvenilirgida.tarimorman.gov.tr/ Ayrıca "Güvenilir Gıda Platformu" üzerinden yayımlanan duyurular da incelenebilir. Gıda, bir tüketim nesnesi gibi görülse de aslında bir güven meselesi. Üretici ile tüketici arasında kurulan bu görünmez bağ, toplumun genel ahlâk yapısının da bir yansıması. Çünkü en nihayetinde, insan ne yerse odur.

11 Nisan 2026 17:46

Talip Bayram

Beslenme Ruh Halimizi Etkiler Mi?

Fransız gastronom Jean Anthelme Brillat-Savarin'in 1825 tarihli Lezzetin Fizyolojisi (Physiologie du goût) eserinde, "Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" ifadesi beslenme alışkanlıklarımızın sadece fiziksel sağlığımızı değil, karakterimizi, kültürümüzü ve sosyal kimliğimizi de yansıttığını belirtiyor. Bu bağlamda zaman zaman bazı zayıf rivayetlerde de olsa Hz. Muhammed'e atfedilen "kuzu eti tüketin, yumuşak huylu olursunuz" anlamındaki sözü ile et türleri ile mizaç arasında bir ilişki kurulduğu anlatılmaktadır. Günümüzde bu ilişkiyi açıklayan en önemli kavramlardan biri "bağırsak–beyin ekseni". • Serotonin, halk arasında "mutluluk hormonu" olarak bilinir ve ilginç bir şekilde vücuttaki serotonin üretiminin yaklaşık %90'ı bağırsaklarda gerçekleşir. • 2017 yılında Psychiatry Research dergisinde yayımlanan bir meta-analiz, Akdeniz tipi beslenmenin depresyon riskini anlamlı ölçüde azalttığı belirtiliyor. • 2019 yılında The Lancet Psychiatry dergisinde yayımlanan "SMILES" çalışması, beslenme düzeninde yapılan iyileştirmelerin depresyon hastalarında anlamlı düzeyde iyileşmelere katkı sağlayabildiğini gösteriyor. • Omega-3 yağ asitleri (balık, ceviz), beyin hücrelerinin iletişimini güçlendirir. , 2010, American Journal of Psychiatry). Uludüz, beslenmenin beyin sağlığı ve ruh hali üzerinde doğrudan etkileri bulunduğunu ve Akdeniz tipi beslenmenin hafızayı desteklediğini, bilişsel işlevlerin korunmasına katkı sağladığını; omega-3 ve antioksidan açısından zengin gıdaların (balık ve yeşil yapraklı sebzeler gibi) ise zihinsel yorgunluğu azaltarak ruh halini olumlu yönde etkilediğini belirtiyor. • Fermente gıdalar (yoğurt, kefir): Bağırsak florasını güçlendirir • Taze meyve ve sebzeler: Antioksidan etkiler • Kuruyemişler ve tohumlar: Sağlıklı yağlar ve magnezyum • Tam tahıllar: Dengeli enerji ve serotonin desteği Olumsuz etkileyebilenler: • Aşırı rafine şeker: Kan şekeri dalgalanmaları → ruh hâli iniş çıkışları • Ultra işlenmiş gıdalar: Enflamasyonu artırabilir • Aşırı kafein: Kaygıyı tetikleyebilir Örneğin 2020'de Nutrients'te yayımlanan bir çalışma, yüksek şeker tüketiminin depresyon riskini artırabileceğini ortaya koymaktadır. "Ne yiyorsak oyuz" ifadesi, mecazi bir anlatım olsa da bilimsel açıdan önemli bir gerçeğe işaret eder.

04 Nisan 2026 00:03

Talip Bayram

Saray Mutfağı

Medeniyetlerin katman katman biriktiği İstanbul, taşın, toprağın ve tarihin ve aynı zamanda damakların da başkentidir. Osmanlı saray teşkilatının kalbinde yer alan Matbah-ı Amire, elbette bir mutfak ama aynı zamanda disiplinin, hiyerarşinin ve belki de kusursuzluğun hüküm sürdüğü bir gastronomi merkezi. Bu yönüyle saray mutfağı, İstanbul'un ve bütün bir Osmanlı coğrafyasının damakta birleştiği bir zirvedir adeta. Bu noktada saray mutfağı, Türkiye'nin elindeki en güçlü anlatılardan biridir. Çünkü her yemek, bir hikâye taşır: bir padişahın damak zevki, bir seferin hatırası ya da bir coğrafyanın bereketi Saray Mutfağı hikâyesinin başlangıcını tek İstanbul'a bağlamak eksik kalır. Çünkü Osmanlı'nın ilk nefesini aldığı Bursa, saray mutfağının köklerini taşıyan toprakların başında gelir. İlk saray mutfağının Bursa'daki ikametgâh çevresinde şekillendiğine dair güçlü işaretler var. Sarayın en temel gıda maddesi olan buğdayın büyük kısmının Bursa'dan sağlanması, "has fırın"ın un ihtiyacının bu topraklardan karşılanması tesadüfi değildir. "Simidgerân-ı Bursa" adıyla teşkil edilen görevli grubunun varlığı, bu sistemin ne denli organize olduğunu gösterir. Tüm bunlar, saray mutfağını yaşayan bir mirasa dönüştürebilir. Neticede saray mutfağı ne İstanbul'a ne de Bursa'ya aittir. İstanbul'un kalbi sayılan Sultanahmet'te, tarihin hissedildiği bir noktada yer alan Deraliye Restaurant, Osmanlı saray mutfağının günümüze taşınan bir temsili. Restoranın ismi, İstanbul'un kadim adlarından birine gönderme yapar; Osmanlıca kökenli "Der Aliye", yani "Yüce Kapı"… İstanbul, kadim mutfağıyla dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçileri büyüleyen bir lezzet başkentidir. Ottoman Hotel Imperial bünyesinde hizmet veren Matbah, Otelin Genel Müdürü Serdar Balta ve Şef Kadir Yılmaz yönetiminde Türk ve Osmanlı saray mutfağı konusundaki başarısını hem ulusal hem de uluslararası alanda kanıtlamıştır. Adını Osmanlı saray mutfağından alan Matbah, bir restoran değil; aynı zamanda kültürel bir yolculuk sunar.

27 Mart 2026 22:56

Talip Bayram

İstanbul'un İftar Mekanları

Bu yüzden tercihim çoğu zaman gösterişli salonlardan ziyade esnaf lokantalarından yana olur. Biri Beylikdüzü Kavaklı'da döneriyle tanınan Dönerci Hamit Efendi; diğeri ise Fatih Topkapı'da, ustalığın ve lezzetin adresi Kebapçı Murat Usta. Topkapı Caddesi üzerinde, mütevazı tabelasının ardında büyük bir emek saklayan Kebapçı Murat'ta iftar sofrasına oturdum. Bu mekânın ardında Diyarbakır'dan İstanbul'a uzanan uzun ve sabırlı bir yolculuk var. Aslen Mardinli ama Diyarbakır doğumlu Murat Karacadağ'ın hikâyesi, çocuk yaşta dayısının yanında başlıyor. Henüz 5-6 yaşlarındayken ateşle, közle ve etle tanışan küçük bir çocuğun, yıllar içinde ustaya dönüşmesinin hikâyesi bu. Dile kolay, bu rakam ticari bir başarı olmasının yanında sabrın, emeğin ve istikrarın adı. İstanbul'un bir başka ucundan, İkitelli'den gelen bir aile, dürümlerini özellikle Murat Usta'nın hazırlamasını rica etti. Elbette Kebapçı Murat denildiğinde ilk akla gelen o meşhur Diyarbakır usulü ciğer kebabı. 2006 yılında Topkapı Caddesi'nde kendi dükkânını açtığında arkasında yılların birikimi, yanında ise en büyük destekçisi eşi vardı. "Bu lezzet herkesin muradı" diyerek bir kurum kültürü oluşturmuş olması boşuna değil. Yazılarımda sürekli bahsettiğim ve iftarınızı burada açmalısınız dediğim esnaf lokantalarından biri de Dönerci Hamit Efendi. İstanbul'un kalabalık semtlerinden biri olan Beylikdüzü'nün denize açılan yüzü Kavaklı, son yıllarda konut projelerinin yansıra, mahalle ruhunu yaşatan küçük esnafıyla da dikkat çekiyor. İşletmenin sahibi Muhammed Çağa, daha çocuk yaşlarda dedesinin yanında eti tanımış bir isim. Mekâna verilen "Hamit Efendi" ismi de bu yüzden. Dönerle ilk tanıştığı, ete dair ilk heyecanını paylaştığı kişi olan dedesi Hamit Bey'in adı. Muhammed Çağa'nın hikâyesindeki sır, ailesinden gelen hayvancılık tecrübesi. 7-8 yıl kadar da dönerci mekanlarında çalışarak büyük bir tecrübe elde etmiş. Kullandığı et karışımı bu bilinçli tercihin bir sonucu: Afyon ve Balıkesir'den temin edilen yüzde 65 dana ve yüzde 35 kuzu oranı. Çağa'ya göre döner, sabır isteyen bir ustalık işi. Burada döner, makineden çıkan standart bir ürün değil; her gün yeniden kurulan bir ustalık sahnesi.

06 Mart 2026 00:15

Talip Bayram

İklim İçin Ortak Vicdan

Yeni Arayışlar Girişimi Platformu Derneği (YAPDER) tarafından gerçekleştirilen 18. Küresel Isınma Kurultayı'nda, iklim krizinin giderek derinleşen etkilerine, çevresel risklerinin yanı sıra ekonomik ve toplumsal sonuçlarına dikkat çekildi. Gazeteciler Cemiyeti Genel Sekreteri olduğu dönemde iklim değişikliğini gündeme getirdiğinde karşılaştığı direnç, aslında toplumun genel refleksinin bir yansımasıydı: Oysa bugün gelinen noktada, "bizimle ne alakası var?" sorusu yerini "biz ne yapacağız?" sorusuna bırakmış durumda. Kurultayın ev sahibi olan Alko Okulları adına konuşan Murat Çeliker'in "yaşayan okul" mottosu, belki de günün en anlamlı ifadelerinden biriydi. 39 ilçede 800'ü aşkın gıda kontrol görevlisi, yaklaşık 135 bin gıda işletmesi, 2025 yılında 230 bini aşkın denetim… Türkiye'nin gıda ithalatının yaklaşık yüzde 60'ının, ihracatının ise yüzde 30'unun bu süreç üzerinden yönetilmesi, İstanbul'un stratejik konumunu daha da belirginleştiriyor. "Sıfır atık" kavramının, atığı bir kaynak olarak görmesi ise zihinsel dönüşümün temel taşlarından biri. Okan Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Beyza Toksoy'un moderatörlüğünde "İş Dünyasında Yeşil Dönüşüm Zamanı" başlıklı panelde, dönüşümün sertifikalardan ibaret olamayacağı açıkça dile getirildi. Çepneli Holding Yönetim Kurulu Başkanı Saadettin Çay, "mış gibi yapma" kültürünü eleştirirken aslında toplumun kronik bir hastalığına işaret ediyordu. 40-50 yıl ayakta kalacak bir yapıyı inşa ederken bugünün maliyet hesabıyla değil, yarının iklim koşullarıyla düşünmek gerekiyor. Gazeteci Recep Erçin'in moderatörlüğünde gerçekleşen "COP31 ile Güvenli Gelecek" panelinde, Antalya'da düzenlenecek COP31'in Türkiye için büyük bir fırsat olduğu vurgulandı. 5. İhlas Matbaacılık ve Ambalaj Genel Müdürü Kadri Yeltekin 6. İMES Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Akar 11. Oğuz Gıda CEO'su Enes Örer 12. ORGE Elektrik Yönetim Kurulu Başkanı Nevhan Gündüz 15. TGRT Haber Editörü Özay Erat 16. Uluslararası Taşımacılık ve Lojistik Hizmet Üretenleri Derneği Başkanı Bilgehan Engin 18. Üsküdar Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürü Pelin Kıvrıkoğlu Her biri kendi alanında, kimi israfı azaltarak, kimi alternatif enerji yatırımlarıyla, kimi lojistikte karbon ayak izini düşürerek, kimi yerel yönetimde sıfır atık uygulamalarını yaygınlaştırarak bu ödüle layık görüldü. Ne ekonomi ondan bağımsız ne tarım ne enerji ne de eğitim…

28 Şubat 2026 15:03

Talip Bayram

Ramazan Öncesi Gastronomi Gündemi

Son günlerde gastronomi gündemi; Sakarya'da kırmızı et sektörünün geleceğine dair yürütülen akılcı arayışlardan Avrasya Gastronomi ve Aşçılar Federasyonu'nun İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü ile gerçekleştirdiği iş birliğine, Ahmet Karaman'ın Aşçılar Derneği Başkanlığına seçilmesine ve Lokanta Feriye'nin uluslararası listelerde elde ettiği başarıya uzanan dikkat çekici bir hareketlilik sergiledi. "Hayvancılık ve Kırmızı Et Sektörünün Dünü, Bugünü, Yarını" başlığıyla düzenlenen toplantının açılışını GÜP Başkanı Celal Toprak yaptı STB Başkanı Mustafa Genç ise katılımcılara hitap etti. Sakarya Ticaret Borsası'nın temel önceliğinin, üyelerinin rekabet gücünü artırırken "Güvenilir Ürün" yaklaşımını korumak olduğunu vurgulayan Genç; kırmızı et ve hayvancılığın gıda arzı, fiyat dengesi, kırsal kalkınma ve halk sağlığı açısından stratejik önem taşıdığını dile getirdi. Türkiye'nin kırmızı ette yaklaşık %93 oranında kendi kendine yeterli olduğunu, arzın yalnızca %7'sinin ithalatla karşılandığını belirterek arz güvenliği açısından yapısal bir sorun bulunmadığını ifade etti. Besilik erkek sığır desteklerinin yeni modelle önemli ölçüde artırıldığını, yerli etçi ırk üretimini güçlendirmek amacıyla "Kırsalda Bereket Hayvancılığa Destek Projesi"nin uygulamaya alındığını aktardı. 2002–2024 döneminde kırmızı et üretiminin %170 artarak 2 milyon tonun üzerine çıktığını, kişi başına üretimin de kayda değer biçimde yükseldiğini söyledi. Tarım yazarı Gazi Kutlu konuşmasında; Küçükbaş hayvancılığın yeniden önceliklendirilmesi, meraların korunup ıslah edilmesiyle et fiyatları üzerinde doğrudan bir iyileşme sağlanabileceğini belirtti. Avrasya Gastronomi ve Aşçılar Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Karaman ve Başkan Yardımcısı Durmuş Yılmaz, 15 Ocak Perşembe günü İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nü ziyaret ederek İl Milli Eğitim Müdürü Murat Mücahit Yentur ile bir araya geldi. İstanbul Boğazı'nın kıyısında, tarih ile zarafeti aynı sofrada buluşturan Lokanta Feriye, İngiltere'nin köklü gazetelerinden The Times tarafından yayımlanan "İstanbul'un En İyi 11 Restoranı" listesine girerek uluslararası alandaki konumunu bir kez daha pekiştirdi. Daha önce Michelin Rehberi'nde 2023, 2024, 2025 ve 2026 yıllarında; Gault Rehberi'nde ise 2024, 2025 ve 2026 yıllarında yer alan restoran, bu kez The Times listesiyle başarısını taçlandırdı.

21 Şubat 2026 01:31

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha