
ABD'nin müttefiklerinden biri de İsrail'dir. Bu nedenle İsrail, ABD'nin Ortadoğu'daki kalesi, ABD de İsrail'in güvenliğinin vazgeçilmesidir. ABD Başkan Yardımcısı bu dönemsel çıkar anlaşmazlığını, "İsrail'in ABD'nin en yakın ortaklarından biri olduğunu, ancak en yakın müttefikler arasında bile zaman zaman çıkar farklılıklarının yaşanabileceğini" belirterek açıklamaya çalışmış, devamında da "İsrail ABD'nin çok yakın bir ortağıdır. Fakat yakın ortaklar arasında bazen çıkarlar örtüşür, bazen de farklılaşır" diyerek Trump yönetiminin önceliğinin Amerikan çıkarları olduğunu söylemiştir. Ancak Netenyahu'nun " En iyi ailelerde bile zaman zaman taktik anlaşmazlıklar yaşanır. Biz her zaman bunları çözmenin bir yolunu buluruz" şeklindeki açıklamasıyla Trump yönetimiyle ciddi bir kriz yaşandığı yönündeki durumu küçümsemeye çalışması dikkat çekmiştir. İsrail halkına "tüm düşmanlarını yok etme' sözü veren Netanyahu'nun Lübnan'daki katliamlara rağmen Hizbullah'ı yok edememesi ve İsrail ordusunda artan intihar vakaları Netanyahu'nun durumunu daha da vahim bir hale getirmiş durumdadır. Trump ile görüşmesinde, en azından nihai metnin İran'ın nükleer programına yönelik ortak endişeleri gidermesi hususunda güvence talep ettiği de söylenmektedir. İsrail, anlaşmada sadece ABD çıkarlarının göz önünde tutulmasından ve İran'ın özellikle İsrail'e karşı kazanan taraf olarak algılanmasından rahatsızlık duymaktadır. Ayrıca Netanyahu, muhalifleri tarafından, İsrail'i ABD'nin barış şartlarını doğrudan kabul eden bir devlet haline getirmekle de suçlanmaktadır. Bunun üzerine İsrail Savunma Bakanı'nın, İran'ın nükleer silah edinmesini önlemek için bağımsız hareket etme yeteneğini koruduğunu ve buna göre hazırlanacaklarını ifade etmesinin, üzerlerindeki baskıyı hafifletme düşüncesinden kaynaklandığı söylenebilir. *** -Bu durumda İsrail'in; ABD'nin İran'la yaptığı anlaşmaya rağmen, işgal ettiği bölgelerden çekilmeyeceği, bir müddet için ateş kese uyacağı, sonra düşük yoğunluklu bir çatışmayı tercih edeceği, müteakiben de saldırılarını, İran olmasa da onun vekil güçlerine karşı Gazze'de, Batı Şeria'da ve özellikle Lübnan'da devam ettirerek, hem üzerlerindeki siyasi baskıyı hafifletecek hem güvenliğini pekiştirecek hem de kısmen de olsa Siyonist emellerini sağlayacak hedeflere ulaşmaya çalışacağı, Suriye'de ulaştığı durumu tahkim edecek girişimlerini de sürdüreceği beklenmelidir. -İsrail'in rahatsızlıklarından birisinin de Türkiye'nin, ABD'yle İran arasında uzlaşma sağlanması için arabuluculuk yapan ülkeler arasında yer alması ve Trump'la olan konjonktürel iyi ilişki görüntüsü olduğu düşünülmektedir. -Bir diğer önemli konu da yabancı gazetecilerin Trump'a sordukları "İsrail ile Türkiye arasında bir çatışma çıkma ihtimali var mı?" sorusuna Trump'ın "Türkiye ile böyle bir şeyin yaşanacağını sanmıyorum; en azından ben başkanken olmaz" şeklinde cevaplaması ve bunu da liderler arasındaki ilişkiye bağlamasıdır.
Kaynak: Yeni Çağ
19 Haziran 2026 00:01
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Cambaza Bakarken Yaşananlar
Evvelki haftadaki yazımda, BM, AB, ABD, Yunanistan ve GKRY'nin, Kıbrıs konusunu bir sorun olarak nitelendirerek sürekli olarak Türk tarafını müzakere masasına çekip, KKTC'nin varlığına son vermeye çalıştığını ve Kıbrıs konusunu "sorun" olarak kabul ettiğimizde, masaya oturma tuzağına düşeceğimizi belirtmiş ve hakkımız olmasına rağmen önümüze "çözelim" diye sürülen konulara çare arayışlarına girmemiz halinde elimizdekileri de kaybedeceğimize değinmiştim. Bu kapsamda AB Akdeniz Komiseri Šuica, AB'nin Kıbrıs sorununun kapsamlı çözümüne yönelik sürecin her aşamasını desteklemeye hazır olduklarını ve BM çatısı altında resmi müzakerelerin yeniden başlamasını desteklediklerini ve süreçte "aktif ve yapıcı rol" oynamaya hazır olduklarını belirtmiş, ayrıca BM Genel Sekreteri'nin Kişisel Temsilcisi Holguin'in 08 Haziran 2026'da Kıbrıs'a gerçekleştirdiği ziyaretin de Kıbrıs sorununun geleceği açısından önemli bir dönemeç olabileceğini sözlerine ilave etmiştir. KKTC Cumhurbaşkanı'nın, Kıbrıs Türk halkının çözüm talebinin yüksek seviyede olduğunu, sadece kendisine oy verenler için değil, ondan çok daha geniş bir kesim için bunu söylediğini, kendisini çözüm iradesiyle görevlendirilmiş bir kişi olarak gördüğünü ve halkının dünyadan izole olmak değil, dünyayla buluşmak istediğini açıktan ve bir devlet politikası olarak ifade etmesi, konunun "Birleşik Devlete" doğru şekillenme temayülünde olduğunu göstermektedir. Kıbrıs sorunu, 1974'de çözülmüş ve 1983'de bitmiştir. Karşımızdaki Rumların, olayları çarpıtarak Türk düşmanlığını aşıladığı ve kindar bir nesil yetiştirdiği dikkate alınmalı, onlar "Enosis" peşinde koşarken, Türk tarafı birleşme heveslisi olmamalıdır. Müzakerelerden uzak durulmalı, son tahlilde masaya ancak "Egemen, eşit iki ayrı devlet" statüsünde KKTC'nin tanınması/tescili için oturmalıdır. -1971'de Anayasa Mahkemesi, özel yüksekokulların kapatılması ve YÖK'e bağlanması kararı almış, Ruhban Okulu, Yükseköğretim Kurulu'na bağlanmayı reddettiği için öğrenci kabul edememiştir. -1971-1972 eğitim döneminde "Heybeliada Özel Rum Lisesi" adını taşıyan okul, sonraki yıl patrikhane tarafından tamamıyla kapatılmıştır. -Fener Rum Patriği ve ABD BE Barrack'ın açıklamalarından, Heybeliada Ruhban Okulu'nun Eylül 2026'da törenle açılacağı öğrenilmiştir. -Ekümenikliğin, "devlet içinde devlet" anlamına geldiği ve bunun da Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi olan Lozan Anlaşmasına aykırı olduğu unutulmamalıdır. *** -Bir diğer önemli konu da "Terörsüz Türkiye" ile ilgili çalışmaların, biz cambaza bakarken, ana gayesinden uzaklaşarak, Ülkemizin/Türk Milletinin birliğinin, beraberliğinin, bütünlüğünün, üniter yapısının ve ulus devlet anlayışının zedelemesine, demokrasimizin ve devlet işleyiş sisteminin aşınmasına ve iç siyasete de alet edilmesine imkân vermemesi için hassas ve dikkatli olunmasıdır. "Terörsüz Türkiye" kapsamında hazırlanan yasa tasarısının, bölücü siyaset yapanlar tarafından terörist başının değerlendirmesine başvurmak için İmralı'ya götürülerek görüş alınmasının Türk Milleti nezdinde sıkıntı yaratacağı düşünülmelidir.
12 Haziran 2026 00:01

Türkiye'ye Karşı Dirsek Teması
Buna Türkiye'nin Pakistan ile olan dayanışmasına karşı hamle yapmak, bölgede ve Doğu Akdeniz'de de çıkar sağlamak için bu ülkelerle işbirliği içinde olma girişimlerinde bulunan Hindistan'ı da dahil ettiğimizde birbiriyle bağlantılı Hindistan-İsrail-GKRY-Yunanistan-BAE ittifakının oluştuğu görülmektedir. Diğer taraftan da Türkiye'nin Keşmir konusunda Pakistan'ı desteklemesi ve 2025'te "Sindoor Operasyonu" sırasında Pakistan'a drone tedarik etmesi, Hindistan tarafından düşmanca hareket olarak nitelendirilmiş, Hindistan bu nedenle Türk mallarına boykot başlatmış, Yunanistan, GKRY ve Ermenistan'la olan ittifakını güçlendirmiştir. İsrail Kültür ve Spor Bakanının Türkiye'yi doğrudan hedef alan skandal açıklamasında Türkiye'yi açıkça tehdit ederek "düşman ülke" ilan etmesi, düşmanlığın seviyesini göstermesi açısından önemlidir. Hindistan Başbakanıyla GKRY liderinin karşılıklı ziyaretleri de karşılıklı işbirliğini arttırmış, GKRY liderinin ifadesiyle "stratejik ortaklık" niteliğine ulaşmıştır. Gelişme Türkiye tarafından dikkatle takip edilmekte ve durum, "Hindistan Türkiye'ye karşı Rumları silahlandırıyor" algısı yaratmaktadır. Türkiye'nin Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Afrika Boynuzu'ndaki genişleyen askeri ve diplomatik varlığı hem İsrail'i hem de Hindistan'ı rahatsız etmekte, İsrail, Türkiye'nin bölgedeki politikalarını, özellikle Hamas ile ilişkiler ve Filistin konusuna verilen güçlü desteği, doğrudan bir güvenlik tehdidi olarak görmekte, bu durum İsrail'in Türkiye'yi çevreleme politikasını öne çıkarmaktadır. ABD Başkanı, İran'la bir anlaşma hâlinde Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır, Pakistan, Katar ve Ürdün'ün İbrahim Anlaşması'na katılmasının "zorunlu olması " gerektiğini, bunu yapmamanın "kötü niyet göstergesi" olacağını söylemiştir. Bunun temelini 2025'deki Pakistan-S. Henüz tam olarak şekillenmeyen ve "İslami NATO" olarak ta adlandırılabilen bu oluşumun, Pakistan-S.
05 Haziran 2026 00:01

Kıbrıs'ta Yeniden Müzakere Süreci Mi?
Adada uzun yıllar Türk tarafına yapılan zulümlerin son bulması için özellikle Türkiye'nin talepleriyle BM nezdinde yapılan görüşmeler sonucunda yapılan anlaşmayla Kıbrıs Cumhuriyeti kurulmuştur. Durumun kontrolden çıkması, Türklerin tamamen yok edilmeyle karşı karşıya bırakılması ve adanın Yunanistan'a ilhakını sağlayacak bir darbe yapılması üzerine Türkiye, 1974'de garantörlük hakkını kullanarak Adaya müdahale etmiştir. Ortaya çıkan durumun çözümü için BM ve muhatap ülkelerle yapılan müzakereler sonuç vermemiş, neticede 1983 yılında mevcut federe devlet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adıyla bağımsızlığını ilan etmiştir. Böylece Kıbrıs sorunu, 1974'de çözülmüş ve 1983'de bitmiş, ortada bir sorun kalmamıştır. BM, AB, ABD, Yunanistan ve GKRY, özetle Batı, Kıbrıs konusunu bir sorun olarak nitelendirerek sürekli olarak Türk tarafını müzakere masasına çekip, KKTC'nin varlığına son vermeye çalışmıştır. Kıbrıs konusunu "sorun" olarak kabul ettiğinizde, masaya oturma tuzağına düşer ve hakkınız olmasına rağmen önünüze "çözelim" diye sürülen konulara çare arayışlarına girerseniz elinizdekileri de kaybedersiniz. Bugüne kadar federasyona yanaşmayan Rum-Yunan ikilisinin, artık BM'nin ortaya koyduğu iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyonu "Birleşik Kıbrıs" olarak kabule yanaştığı ve müzakerelerin ara verildiği yerden başlamasını istediği belirtilmektedir. Türk tarafı bu tuzağa düşmemeli, uyguladığı politikadan sapmamalıdır. Müzakerelerden uzak durulmalı, son tahlilde masaya ancak "Egemen, eşit iki ayrı devlet" statüsünde KKTC'nin tanınması/tescili için oturmalıdır. Rum liderin, hedeflerinin 2026 yazında bir Gayrı resmî Çok Taraflı Konferans toplanması olduğunu, hazırlık kapsamında da BM Kıbrıs özel temsilcisinin adaya geleceğini söylemiştir.
29 Mayıs 2026 00:01

Nato Zirvesi Ve Bölesel İttifak Arayışları
NATO Zirvesi 7-8 Temmuz 2026 tarihleri arasında Ankara'da gerçekleştirilecektir. NATO'nun devlet ve hükûmet başkanlarının güvenlik konuları hakkında resmî kararlar alacağı bu zirvenin; Rusya-Ukrayna savaşının devam etmekte olması, ABD/İsrail-İran Savaşı'nın yansımaları ve bunun yarattığı etkiyle Bölgede ihtiyaç duyulan İttifak arayışları ve Trump'ın NATO konusundaki beklenmeyen tutumu dikkate alındığında, diğerlerinden farklı olacağı ve radikal değişikliklerin görüşülmesini de beraberinde getireceği düşünülmektedir. Pakistan-Suudi Arabistan-Türkiye-Katar dörtlü savunma paktı Pakistan ile S.Arabistan Eylül 2025'de "Stratejik Savunma Anlaşması" adıyla bir anlaşma imzalamıştır. Anlaşmanın en kritik maddesi de NATO Anlaşmasının 5. maddesiyle benzerliği olan, taraflardan birine yönelik saldırının, her iki ülkeye de yapılmış sayılmasıdır. Ankara'da yapılacak olan NATO Zirvesine, NATO diyalog Ortaklarının yanı sıra Körfez ülkelerinin, Suriye ve diğer Arap ülkelerinden de bazılarının davet edilebileceğine ilişkin bazı haberlere rastlanmıştır. Bölgede İsrail gibi emperyalist bir saldırgan varken ve NATO'nun başat ülkesi ABD'de her hal ve şartta bu ülkenin arkasındayken, Bölge Ülkelerinin, sıklıkla karşılaşıldığı gibi İsrail saldırısına uğraması halinde NATO'nun, dolayısıyla da Türkiye'nin sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kalması muhtemeldir. -Zirvede Türkiye, NATO'nun Boğaz'da Beykoz mevkiinde kurulmakta olan NATO Deniz Unsuru Komutanlığına ve Adana'da tesis edilmekte olan NATO kolordu karargahına yüklenecek fonksiyonların aleyhinde olmaması için hazırlıklı olmalıdır. -ABD/NATO'nun, Romanya ve Bulgaristan'ın NATO üyeliğinden yararlanarak Karadeniz'e erişim için Avrupa iç su yollarının, özellikle Tuna Nehrinin askeri amaçlarla kullanmasıyla birlikte "Kanal İstanbul" projesiyle de Montrö'yü by-pass etmesine karşı tedbirli olunmalıdır. -Türkiye'nin bölgedeki çatışmalara NATO çerçevesinde dahil olması ve NATO'nun, dolayısıyla ABD/İsrail'in bölge planlarının bir parçası olma tehlikesi taşıması nedeniyle, durumunu yeniden gözden geçirmesinde fayda görülmektedir.
22 Mayıs 2026 00:59

Türkiye-ab İlişkilerinde Yeni Bir Dönem
Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) ile ilişkileri, başlangıç noktasına bağlı olarak farklılık gösterse de ortaklık anlaşmasından itibaren 60 yılı aşkın bir süredir inişli çıkışlı olarak devam etmektedir. Bu süreçte Türkiye AB'ye girmek için girişimlerde bulunmuş, AB ise genellikle Türkiye'nin birliğe kabul edilmemesi yönünde bir tavır takınmıştır. Her ne kadar AB, süregelen süreçte Türkiye'nin kriterleri yerine getirmediğini ileri sürse de, Türkiye'nin bütün kriterleri tam olarak yerine getirmesi durumunda dahi, AB örgütünün kısmen, üye ülkelerden bir bölümünün de kararlı ve belirgin bir şekilde siyasi tercihler nedeniyle Türkiye'nin üyeliğe alınmasına karşı tutum içinde olduğu ve olmaya da devam edeceği anlaşılmıştır. Ancak son birkaç yıldır yaşanan olaylara istinaden, AB'nin ve AB üyesi olmayan Avrupa ülkelerinin, Türkiye'ye karşı ilgisinin arttığı gözlemlenmektedir. Leyen, AB'nin genişlemesini desteklediğini ve Rus, Türk veya Çin etkisine girmeden bunun Avrupa Kıtasının tamamını kapsaması gerektiğini ifade etmiş, Avrupa'nın bugüne kadar Rusya'dan ucuz enerji, Çin'den ucuz işgücü, ABD'den de güvenlik desteği alma döneminin sona erdiğini, AB'nin kendi güvenliği ve ekonomik gücünü yeniden inşa etmesi gerektiğini sözlerine ilave ederek daha bağımsız olmaları gerektiğini belirtmiştir. Fransa, Yunanistan ve GKRY, Türkiye'nin Avrupa Güvenlik Mimarisi içinde yer almasına karşı olduğu için AB tarafından oluşturulan 150 milyar euroluk Avrupa için Güvenlik Eylemi (SAFE) programına katılmasını veto etmişlerdir. AB'nin, NATO'nun ortak savunma ilkesi 5.madesine benzer maddesi olan ve 2009'da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması'ndaki 42.7 "karşılıklı savunma maddesine" işlerlik kazanması üzerinde çalıştığı ve özellikle bunun GKRY'de yapılan AB Devlet veya Hükümet Başkanları Gayrıresmi Toplantısında üzerinde durulduğu bilinmektedir. GKRY'nin ısrarıyla Bürüksel NATO karargahında, "karşılıklı savunma" maddesi için bir simülasyon tatbikat yapılacağı ve senaryolar içinde, GKRY'nin saldırıya uğraması halindeki (Türkiye/KKTC) reaksiyonların da yer alacağı bildirilmiştir. Fransa, GKRY ile Garantörlük anlaşmasına aykırı olmasına rağmen, Haziran 2026'da imzalayacağı savunma anlaşmasıyla adaya daimî asker yerleştirerek Doğu Akdeniz'deki askeri varlığını kalıcı hale getirecektir. Birleşik Krallık, AB üyesi olmamasına rağmen Avrupa güvenlik mimarisi içinde kritik bir aktör olmaya devam etmektedir. -AB'nin Türkiye ile yaşadığı siyasi ve ideolojik anlaşmazlıklar devam etse de, Jeopolitik dengeler değiştikçe Avrupa'nın Türkiye'ye bakışının değiştiğini ve Türkiye'nin Avrupa'nın vazgeçilmez güç merkezlerinden biri hâline gelmekte olduğunu, güçlü ordusu ve savunma sanayiine sahip olduğunu da düşünerek, Ankara'yı dışlayan bir Avrupa Güvenlik Mimarisi oluşturmanın gerçekçi olamadığını anladığı söylenebilir. -Bu durumda Türkiye'nin Avrupa Güvenlik Mimarisi içinde yer alması için siyasi engellerin nasıl aşılacağı Türkiye'nin değil, AB'nin sorunudur.
15 Mayıs 2026 00:42

"Terörsüz Türkiye" Sürecinde Beklenti Farkı
Terörün gündem oluşturmadığı bir dönemde ortaya atılan ve bir müddet sonra yönetim tarafından "Terörsüz Türkiye" adı verilen süreç, bir buçuk yıldır devam etmektedir. "Terörsüz Türkiye" konusunun ortaya atılırken, yönetimin hiçbir beklenti olmaksızın örgütün feshi ve silah bırakmasını ön planda tutmasına karşılık, bu konuda muhatap alınan terörist başı ve bölücü parti liderleriyle dağdaki sözde liderlerin söylemlerinin ve taleplerinin farklı olduğu müşahede edilmiştir. - Terörist başı ifadelerinde ve mesajlarında; önlerindeki dönemin Kürt toplumu açısından yeni bir kuruluş dönemi olduğuna, Kürtlerin inkâr, imha ve baskı politikalarına maruz kalması nedeniyle dönüşümün gerçekleşemediğine, Kürt gerçeğinin siyaset, ekonomi, eğitim, sağlık ve kültürel alanlarda kendi iradesini ortaya koyabilmesi gerektiğine, bunun da güçlü bir siyasal ve toplumsal kurumlaşmayla, demokratik toplum ve bilinçli bir süreçle mümkün olabileceğine işaret etmektedir. - Bölücü siyaset yapan siyasi liderler de söylemlerinde ve mesajlarında Kürtlerin; Türkiye'de Kürt kimliğinin tanınması, ana dilinde eğitim, anayasal güvence, yerel demokrasi, eşit yurttaşlık ve yönetime ortak olma istediklerini belirtmekte, cezaevindekilerin özgür olmasını, dağdakilerin demokratik siyasete katılabilmelerini, sürgündekilerin evlerine dönebilmelerini, terörist başının da statüsü ve çalışma koşullarının yasal düzenleme ile teminat altına alınmasını ve halkıyla buluşmasının önünün açılmasını, yapılacak yasal düzenlemenin de herkesi kapsamasını, soruşturma, kovuşturma, kırmızı bültenle arananlar dahil, herkesin tek bir yasadan yararlanmasını talep etmektedir. - Dağdaki terör örgütü sözde yöneticisi ise, sürecin geleceği tehlikede olduğunu söylemiş ve bu nedenle sürecin dondurulduğunu açıklamış, yönetimin önce silahların bırakılması, sonra yasal düzenleme yapılması yaklaşımını da eleştirmiştir. - Diğer taraftan Barrack da; Türkiye ile PKK terör örgütü arasındaki barış sürecine hayran kaldığını, gelinen sürecin Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsadığını, herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı olduğunu, zaman içinde kendi devletlerini kuramamış olmalarının üzüntü verdiğini, artık bulundukları ülkelerde entegrasyonla hak ettikleri refaha ulaşabileceklerini söyleyerek, adeta 'büyük Kürdistan'ın tablosunu çizmiştir. -Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk Milleti denmiştir. -Barış, savaşanlar arasında olacağına, terörle, terör örgütüyle, teröristle de mücadele edileceği için onunla da barış söz konusu olamayacağına göre, ülkemizin birlik ve beraberlik içinde olan vatandaşları arasında "barış sağlanması" ifadesi de yerine oturmamaktadır. -Terörsüz Türkiye" konusunun beklenmedik bir periyotta ortaya atılmasından dolayı yerli ve milli olduğu hususunda bir şüpheye imkân bırakmaması ve devam eden sürecin bölücüler ve dış mihraklar tarafından istismar edilmesine de fırsat verilmemesi önem arz etmektedir.
08 Mayıs 2026 00:01

Çıkar Arayışları Ve Çatışmaları
Hiçbir kasıtla olmayan bu kayıplar, özellikle Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan bir müddet sonra başlayan ve zaman geçtikçe de artan bir şekilde, Ermeniler tarafından çarpıtılmış, sayısı ve niteliği de abartılarak "soykırım" olarak nitelendirilmiş ve bu konuda yoğun bir propaganda faaliyetine girişilmiştir. "20. yüzyılın en korkunç trajedisi" ve "Ermeni Soykırımı" ifadelerini kullanmış, "silahsız ve masum insanların kendi şehir ve köylerinde acımasızca katledildiği" gibi türlü iddialar ileriye sürmüş ve Rusya'nın bu konudaki tutumunun değişmeyeceğini belirtmiştir. Mesajda "Ermeni soykırımı" ifadesini kullanması, Türk-Rus ilişkilerinde provokatif bir adım olarak görülmüştür. Bu davranışın, Ermenistan'ın AB'yle ilişkilerini güçlendirmesini önleme ve onu yeniden Rusya'nın güvenlik ve etki alanına çekme, Rusya hakimiyetindeki güvenlik paktlarından uzaklaşma isteğini kırma ve Ermenistan üzerindeki tarihi nüfuzunu "soykırım" kartını kullanarak hatırlatma düşüncesinden kaynaklandığı, söylenebilir. ABD'nin tutumu: ABD basınından bir kısmının, Trump üzerinde algı oluşturup, ısrarla bu olaya "soykırım" dedirtmeye çalışmasına, önceki Başkan Biden'ın kendi dönemindeki açıklamasında "soykırım" ifadesini kullanmasına rağmen, Trump yaptığı 24 Nisan açıklamasında "Büyük Felaket" ifadesini kullanmıştır. Aslında Trump'ın açıklamalarındaki "tarihi trajedi", "büyük felaket" gibi ifadeler dahi Türkiye için bir haksızlıktır. - Bir diğer çıkar çatışması konusu da Yunanistan'ın "Düşmanımın düşmanı dostumdur" anlayışıyla İsrail ile işbirliği yapması, buna GKRY'nin de katılmasıyla ittifak oluşturmasıdır. - Şubat 2026'da İsrail, Yunanistan, GKRY milletvekillerine ilave olarak ABD milletvekillerinin, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki artan etkisine karşı iş birliğini güçlendirmek amacıyla İsrail Meclisi Knesset'te gizli bir toplantı gerçekleştirdiği de bu kapsamda dikkate alınmalıdır. Macron, Atina'da ziyaretinde se " Türkiye'den gelebilecek olası bir tehdit durumunda, Fransa'nın Yunanistan'ın yanında olacağını" söylemiş ve sözlerine "Burada olacağız. Fransa-Yunanistan ittifakı budur" ifadesini de eklemiştir. - Bu durumda ittifak ekseninin Fransa-Yunanistan-GKRY-İsrail şekline geldiği, çıkar odaklı olduğu ve Türkiye'ye karşı bir birliktelik oluşturduğu görülmektedir. - 23-24 Nisan'da GKRY'de düzenlenen AB Devlet veya Hükümet Başkanları Gayriresmi Toplantısı'nda, NATO'nun ortak savunma ilkesi 5. Maddenin AB'ye uyarlanması üzerinde durulmuştur.
01 Mayıs 2026 00:01

Yeni İttifak Arayışları
Küresel olmayan ancak bölgesel olarak teolojik amaçla genişlemek ve güçlenmek isteyen Radikal Dinci Siyonizm hedefli İsrail de, başta ABD'den olmak üzere Batı'dan aldığı siyasi, askeri ve ekonomik destekle Filistin'i yok etmek, Gazze'ye çökmek, Suriye ve Lübnan'da genişlemek, İran'ı da etkisiz hale getirmek ve sözde "vadedilmiş toprakların" tamamında hegemonya kurmak için saldırgan bir politika benimsemiş olup, bunu fütursuzca icra etmektedir. Ortadoğu'da cereyan eden olumsuz tablonun "baş mimarı" ABD'dir. ABD, İsrail'i, Ortadoğu'daki politikalarını uygulamak ve bölgede bir manivela olarak kullanmak için desteklemekte, onu "bölgedeki kalesi" olarak görmektedir. ABD'nin Rusya ve Çin'i kontrol etmek için oluşturduğu politika ve stratejisinin, NATO'nun stratejisi haline gelmesini de sağlamış, NATO'nun Rusya içlerine kadar doğuya doğru genişlemesini teşvik etmiş ve NATO'nun üye sayısının 32ye ulaşmasında etkin rol oynamıştır. Bu kapsamda Ukrayna'nın da NATO'ya girmesi için bilerek yaptığı girişimlerle Rusya'yı kışkırtarak Ukrayna'ya saldırmasına sebep olmuştur. (Rusya'nın Ukrayna topraklarındaki stratejik yerleri kontrol etmek için NATO'nun bu girişimini bahane olarak kullandığını da göz ardı etmemek gerekir.) ABD'nin amacının, çıkacak savaşta Ukrayna'yı, NATO ülkelerini de işin içine dahil ederek azami olarak desteklemek, uzun soluklu bir savaşla Rusya'nın kaynaklarını tüketmek, onu yormak ve yıpratmak, Çin'le olan bağını sekteye uğratmak ve sıklet merkezini Asya-Pasifik'e kaydırarak Çin'i çevrelemek olduğu değerlendirilmiştir. Müesses Nizamın, ABD'nin, geniş bir alanda hegemonya sağlamasını NATO'ya borçlu olduğunu, Pasifik Batısı ve Güney Doğu Asya'da etkinlik için, NATO ülkeleriyle bağlantılı ittifaklar kurmayı NATO sayesinde gerçekleştirdiğini, Trump dönemindeki aşırılıkların ABD'ye prestij kaybettirdiğini ve bunun etkinliğini ve gücünü de sorgulanır hale getirdiğini bildiği ve bu bilinçle hareket edeceği öngörülmektedir. Temmuz 2026'da Türkiye'de yapılacak NATO Zirvesi'nde, ana konuların yanında, NATO'nun sarsılan prestijinin de yeniden kazandırılmaya çalışılacağı düşünülmektedir. Bu görüntünün, Pakistan'ın rakibi Hindistan tarafından "İslami NATO" olarak nitelendirilmesini, karamsarlığa düşen İsrail tarafından da yakında "Radikal İslamcı İttifak" olarak yaftalanmasını yadırgamamak ve bunlara aldırmamak gerekir.
24 Nisan 2026 00:01

Yunanistan'ın Fırsattan İstifade Girişimleri
Türkiye, devam eden savaşta İran füzesi gibi gösterilip kimin olduğu belli olmayan ve "sahte bayrak" olarak nitelendirilen füzelerin havada tahrip edildikten sonra Türkiye topraklarına düşmesi sonucunda, infiale kapılmayıp aklıselim içinde hareket ederek savaşa girmemiştir. Ancak Yunanistan bu savaşı ve Türkiye'ye müteveccih "sahte bayrak" nitelikli füzeleri, kendisine de yönelebileceği varsayımıyla tehdit olarak görmüş, bu kapsamda Kerpe ve Semadirek adalarıyla Girit-Rodos arasındaki stratejik yerlere Patriot sistemlerini konuşlandırmış, GKRY'ne de 2 adet F-16, 1 adet C-130 ve 2 adet firkateyn göndermiştir. Yunanistan bu davranışıyla, sürekli olarak ihlal ettiği, hatta birçok sahada kalıcılık da yaratan Lozan ve Paris anlaşmalarını bir kez daha ihlal etmiştir. Türkiye bu durumun kabul edilemez olduğunu belirtirken Yunanistan Başbakanı da "Yunanistan, savunma güçlerinin operasyonel konuşlandırılması konusunda kimseyle müzakere etmez" diyerek uluslararası hukuku bir kez daha ihlal ettiklerini alenen ortaya koyarak tepkilere aldırmamıştır. Türkiye Dışişleri de bu tutumun Lozan Barış Antlaşması ile güvence altına alınan hakların ihlali olduğu vurgulayarak, Atina yönetimine "yanlış yoldan geri dön" çağrısı yapmış ve azınlık haklarının korunmasını yakından takip edileceğini bildirmiştir. Yunanistan'ın Ege, Akdeniz ve Kıbrıs'taki haksız ve hukuksuz tutumları karşısında, uluslararası ortamda savunma durumunda kalmamızın sebebi, Yunanistan'ın küresel güçlerden destek alması, ilişkilerimizin bozulduğu ülkelerle de "Düşmanımın düşmanı dostumdur" anlayışıyla Türkiye'ye karşı ittifak yapmasıdır. Fransa'yla ittifak Kıbrıs da uzanmış ve ABD/İsrail-İran savaşı sürerken Fransa Cumhurbaşkanı Macron, Yunanistan Başbakanı Miçotakis'le birlikte GKRY'ni ziyaret etmiştir. Hava savunması için İsrail'in " Demir Kubbe" benzeri bir sistem olarak "Aşil Kalkanı" projesini hayatiyete geçirmek için füze/roket sistemlerini tedarik etmekte ve birlikte ortak radar sistemleri kurmaktadırlar İsrail'in Yunanistan'la işbirliği, hem Türkiye tehdidi hem de Türkiye'ye tehdit ortak paydasında birleşmiş ve bir eksen oluşturmuş durumdadır. -(İSRAİL, ABD, YUNANİSTAN, GKRY) Bu ülkelerin milletvekilleri Şubat 2026 ayında, Türkiye'nin bölgedeki artan askeri ve siyasi nüfuzuna karşı İsrail Meclisi'nde bir toplantı gerçekleştirmiş olup, zirvede "Ankara'nın yükselişini dizginleme" planları masaya yatırılmıştır. -(LİBYA) Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki Deniz Yetki Alanlarından " Münhasır Ekonomik Bölge " konusunda bölge ülkelerinin kendi aralarında sağladığı mutabakatların ortaya çıkarttığı çarpıklığı düzeltmek için, Libya meşru hükümeti olan Trablusgarp Yönetimiyle anlaşma yapması Yunanistan'ın oyununu bozmuştur.
17 Nisan 2026 00:01

Türkiye-nato İlişkilerindeki Hassasiyetler
ABD, NATO'nun lokomotif ülkesi olup, NATO içinde oldukça söz sahibidir. NATO'ya destek vermekte, ancak diğer taraftan da NATO'yu kendi politika ve stratejilerine göre yönlendirmeye çalıştığı da bilinmektedir. Bunun en bariz örneğini, ABD'nin Rusya ve Çin'e karşı olan politikasının, NATO'nun stratejisi haline gelerek kabul edilmesinde görmek mümkündür. ABD, çevrelemenin tam anlamıyla yapılabilmesi amacıyla, içinde NATO ülkelerinden bir kısmının ve Güney Kore, Japonya, Tayvan, Filipinler, Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin de bulunduğu NATO'yla bağlantılı ittifaklar kurmuştur. ABD Rusya'yı batısından sıkıştırmak ve daha fazla bir alanda etkinlik yaratmak için NATO'nun Avrupa'da doğuya doğru genişlemesini öngörmüş, NATO'yu da bu konuda teşvik etmiş ve onun stratejisi haline de getirmiştir. Bu nedenle NATO ülkelerinin sayısı, tüm doğu Avrupa'yı kapsayabilecek şekilde 32 üyeye kadar ulaşmıştır. Şimdi de İstanbul Boğazı Beykoz'da NATO deniz unsuru komutanlığının kurulması için Türkiye'den talepte bulunulduğu ve Türkiye'nin de buna olumlu cevap verdiği ve bu konudaki hazırlıklar çerçevesinde, Anadolu Kavağı/Beykoz'da konuşlanması planlı deniz unsur komutanlığına, Çok Uluslu Kuvvet-Ukrayna Operasyonel Karargâhı Komutanı ve Komutan Yardımcısı'nın (Fransız ve İngiliz) bir ziyarette bulunduğu öğrenilmiştir. ABD/NATO'nun, Romanya ve Bulgaristan'ın NATO üyeliğinden yararlanmayı, Karadeniz'e erişim için Avrupa iç su yollarını, özellikle Tuna Nehrini askeri amaçlarla kullanılmayı düşündükleri, ayrıca "Kanal İstanbul" projesinin Montrö'yü by-pass etme keyfiyetinin de olduğu söylenebilir. Bu çok uluslu NATO karargahının, Türkiye'nin bölgedeki çatışmalara NATO çerçevesinde dahil olması ve NATO'nun, dolayısıyla ABD/İsrail'in bölge planlarının bir parçası olma tehlikesi taşıması nedeniyle, durumunun yeniden gözden geçirilmesinde fayda görülmektedir. NATO'nun, masraflarının çoğunu ABD karşılıyor diye ABD'ye yük olduğu ifade edilse de aslında ABD'nin, NATO'yu çıkar amaçlı ve emperyal amaçları için kullanmaya çalıştığı için NATO'ya yük olduğu da düşünülmelidir. ABD, politikalarını uygulayabilmek için 31 ülkenin NATO'ya katılmasına öncülük etmiştir. NATO genişledikçe etki alanın artmasını da NATO'ya borçludur. Belki bazı Avrupa ülkeleri de bundan memnun olabilir.
10 Nisan 2026 00:01

"Terörsüz Türkiye" Sürecindeki Çekinceler
"Terörsüz Türkiye" isminden anlaşılan amacı kabul etmeyecek hiç kimse yoktur. Ancak bölücü siyaset yapanlar, işledikleri cinayetlerin hatırlanmaması için "terör" yerine "barış" denmesini istemekte, barışın savaşan devletler, çatışan toplumlar ve aşiretler ve kavga edenler arasında olacağını bilmelerine rağmen, Türkler ile Kürtler arasında barıştan söz etmektedirler. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi, "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran halka Türk Milleti denir" ifadesine dayanmaktadır. Anayasamızda "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk'tür" hükmü yer almaktadır. Bunlar bilinmesine rağmen, "Terörsüz Türkiye" sürecini fırsat olarak gören bölücü siyasetçilerin, süreci amacı dışına çıkararak, terörle ulaşamadıklarını siyasetle alma peşine düştükleri ve süreci, bugüne kadar çoğunlukla üstü kapalı olarak ifade ettikleri bölücü ve yapısal konuları fütursuzca söyleme, talep etme ve pazarlık yapma imkânı olarak kullandıkları müşahede edilmiştir. İçerideki bölücüler, konuyu "Kürt Sorunu" olarak görmekte ve süreci, olmayan bu sorunu çözmek için bir fırsat olarak nitelendirmektedir. Yönetim, "Terörsüz Türkiye" derken, mecliste kurulan komisyona, sanki yokmuş gibi "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu" adını vermesiyle kavramda bir karışıklık yaratılmasına sebep olmuş, bu da bölücüleri cesaretlendirmiştir. Terörsüz Türkiye projesi için ABD Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, "Türkiye ile PKK arasındaki barış sürecine nasıl bakıyorsunuz?" sorusuna, "Hayranım, bence bu 40 yıllık bir kafa karışıklığı iklimi. Yürütülen barış sürecine baktığınızda çok iyi profesyoneller var. Yöneticileriniz Öcalan "terörist başı" diğer Kürtlerle ilişki kurma konusunda harika bir iş çıkardılar. Bence bu yol daha uzun. Kürtlerin yaşadığı dört büyük ülke arasındaki yanlış anlamaların tüm parçalarını kapsıyor. Herkesi bir araya getirme ve Kürtlerin kendi yaşamlarını kendilerinin belirlemesine imkân tanıma fırsatı. Bu yüzden Kürtler için umutluyum. Suriye bunun harika bir örneği oldu." diye cevap vermiştir. Hem iç siyasette hem de ABD BE tarafından ortaya atılan "Osmanlı millet sistemi" ve "Türk-Kürt-Arap" ittifakına ihtiyatla yaklaşılmalıdır. "Yeni Türkiye modeli" diye ortaya atılan modelin, "ulus devlet" yapımızı yok edeceği ve bunun bir ABD projesi olduğu da dikkate alınmalı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesi ve anayasası dışındaki bir arayışın, bulunduğumuz coğrafya, jeopolitik gerçeklere uymadığı, iç tehdit oluşturacağı, ülkeyi bölünmeye kadar götürebileceği, birlik ve beraberliğimizi bozacağı hesaba katılmalıdır.
03 Nisan 2026 00:01

Sonu Kestirilemeyen Savaş
Bir tarafta Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken, diğer tarafta ABD ve İsrail'in İran'a saldırmasıyla başlayan savaş devam etmektedir. ABD ve İsrail tarafından İleri sürülen sebep, İran'ın başta nükleer olmak üzere uzun menzilli füzeleri ve rejiminden dolayı İsrail'e, bölgeye hatta ABD'ye tehdit teşkil etmesi olarak ifade edilmiştir. İran bir taraftan ABD'nin bölgeye gelen güçleriyle ve İsrail'le çatışırken, diğer taraftan da Körfez ülkelerindeki ABD üslerini hedef almıştır. Trump, savaşta kendilerine beklediği kadar destek olmayan ve Hürmüz Boğazının kapatmasıyla ortaya çıkan krizi bertaraf etmek için yaptığı çağrıya da olumlu cevap vermeyen Avrupa ülkelerine tepki göstermiş, özne kullanmadan Avrupalı liderlere "Korkaklar" demiş ve ABD'siz NATO'nun da "kâğıttan bir kaplan" olduğunu söyleyecek kadar da ileri gitmiştir. Ortak bir tutum izlemek için Riyad'da toplanan, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 12 bölge ülkesi, bir bildiri imzalamıştır. Ancak bildiride sadece İran'dan saldırılarını durdurması talep edilmiş, ABD'ye hiçbir şey söylenmemiş, İsrail ise İran'a saldırdığı için değil de Lübnan'a saldırdığı ve bölgede yayılmacı bir politika izlediği için kınanmıştır. The Econimist dergisinin; "İran seferberliği Trump'ın siyasi 'süper güçlerini' elinden alırken, köşeye sıkışan başkanın hem içeride hem dışarıda daha kontrolsüz adımlar atma riski her geçen gün artıyor" değerlendirmesi dikkat çekicidir. Trump'ın İran'a önce 48 saat, ardından da 5 gün süre vermesi, savaştan bir an önce sıyrılmak istediğini göstermekte, savaşın bundan sonra düşük yoğunlukta devam etmesi beklenmekte, ne zaman sona ereceği de kestirilememektedir. Türkiye bir NATO ülkesidir. Hatta İsrail'in, amacına hizmet edeceği için ABD'ye bu konuda İran savaşında olduğu gibi baskı yapması da söz konusu olabilir. Dağılması halinde Türkiye'nin üzerindeki NATO zırhı kalkacağından ve yukarıda belirtilen İsrail'in "sıranın Türkiye'ye geleceği" sözünün gerçekleşmesindeki engel kalkmış olacağından, ABD'yle birlikte Türkiye'ye karşı operasyon yapılmasının da önü açılmış olur. ABD'nin güç ve prestij kaybı, İsrail'in saldırganlığını da frenleyecektir. Bu durum, İstiklal savaşı kahramanı, İkinci Cumhurbaşkanımız rahmetli İsmet İNÖNÜ'nün "Yeni bir dünya kurulur, Türkiye de bu dünyada yerini bulur" sözünü hatırlatmaktadır.
27 Mart 2026 00:01