
"Karıncaezmez" ve "miskali zerre şerden" kalbi ürpererek korkan insanımız vardı. O insan ile buluşmadıktan sonra hiçbir tedbir, hiçbir ceza huzur ve güven sağlamaz. Jinekoloji bilim dalında verilen bilgiler ve gelişmeler ananın ve dünyaya getireceği "ahsen'i takvim insanın" yücelik değerini gösterir. Bundan sonra insan olarak dünyaya gelecek "halden hale dönüşerek" gelişen o varlık her tür ihtiyacını ananın canından kanından, iliğinden, sıcaklığından, sükûnetinden, kısacası genlerine varıncaya kadar her değerini anadan alarak gelişir. "Siz düşünmez misiniz? O akıttığınız menileri yaratan siz misiniz? Yoksa onu yaratanlar biz miyiz?" (Vakia:56/58,59) Buna rağmen onun en çok çilesini çeken anadır. Eğer ana "insan tipinde kuduz canavar" ise dünyaya gelen bebek de öyle olur. Yoksa onu yaratanlar biz miyiz?" (Vakia:56/58,59) Buna rağmen onun en çok çilesini çeken anadır. Onun için ana, "Allah Teâlâ'nın fıtrat üzere" yarattığı biri ise, bebek te öyle olur. Eğer ana "insan tipinde kuduz canavar" ise dünyaya gelen bebek de öyle olur. Öyle ise şimdi tercihimizi yapma zorundayız. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem konu ile ilgili ne ilginç açıklama yapıyor; "Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar.
Kaynak: Yeni Akit
03 Mayıs 2026 02:02
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Evet, Değer Mi?
Sorumluluk düzeyinde kalmayıp emri bil maruf ve nehyi anilmünker görevlerini terk etmeleri sebebiyle günahkâr oluyorlar.
21 Haziran 2026 02:23

Değer Mi?
Genelde canlı ve akıllı varlık olan insan gerçeklerle karşılaştığında denge kurma pozisyonuna girer. Hayat sahnesine gelip sonsuza doğru yolculuğa çıkmış olan özellikle akıllı varlık insan kendini sahneye çıkaran Alîm Allah'ın ilmine kulak tıkamazsa dengeyi ayarlar. Bunları akıllı varlık insana telkin eden ancak Allah Teâlâ'dır. "Allah'a ve peygamberine itaat edin ki, rahmete erdirilesiniz" (Ali İmran:3/132) Bu ayetteki iki esasa yoğunlaşıp dikkat etmek aklın gereğidir. "Bu Kur'an indirdiğimiz mübarek kitaptır. Bu Kitaba tabi olun, emirlerine bağlanın ve Allah'a ittika edin ki, merhamet edilirsiniz." (Enam;6/155) Ayette görüldüğü gibi Kur'an gibi muazzam ve mübarek kitaba tabi olunması emredilmektedir. Bununla beraber hem dünyada hem de âhirette saadet ve selamet yollarına girmelerini telkin ediyor. Bunu ciddiyet ve ihlasla anlamaları için Salih aleyhisselam'ın mücadele tarzını örnek gösteriyor ve ders almalarını istiyor; "Ey benim kavmim, niçin iyilikten önce kötülüğü acele edip istiyorsunuz? Allaha istiğfar ederseniz, Onun rahmetine nâil olabilirsiniz." (Neml:27/46) diyor. Bu ayeti kerimede Hazreti Salih aleyhisselam "istiğfarın" ileri düzeyde çok etkin bir reçete olduğunu anlatıyor.
14 Haziran 2026 01:48

Sinek Aklı Karşısında İnsanın Hali!?
Küçücük canlı bir varlık olan sinek, değişime yönelmemiş ve görevlerini hiç aksatmadan varlığını sürdüregelmiştir. O sinek haliyle devirler ve çağlar sürecinde kendine tahsis edilen görev dışında bir başka hayat tarzına savrulmamıştır. Sisteme leke kondurmadan nesilden nesile "vahyi" dışına çıkmamış tüm benliği ile vahyi çerçevesinde görevini sürdüregelmiştir. Özellikle Yaratan ve her şeyi aralıksız Yöneten Allah Teâlâ'nın vahyine bağlı kalan bal arısı Mekân edindi, kendine kodları verilerek tahsis edilen yolların dışında yol aramadı. Yine Allah Teâlâ'nın vahyine sadık ve bağlı kalarak yediklerini karnına indirdi. İnsanlara şifa olarak hazırladı. Kendine lazım olandan fazlasına tamah etmedi. Özellikle İslam davasını savunma ve yaşama sevdasında olan müslüman insanların hiç olmazsa "nuha akılları" ile düşünmeleri çok önem arzetmektedir. (Tâhâ:20/54) Ayeti kerimede mutlak kudret ve mutlak hikmet Sahibi Allah Teâlâ, bütün insanlara hayat sahibi olduğu şuurunu hissettirip hatırlatıyor. Gelen ayette ise insana yalnız yiyip içen canlı değil, paylaşan varlık olduğunu hatırlatıyor. (Hac:22/46) Bunlarla muhasebe ve muhakemeyi genişletebiliriz. Bir de bu sinek karşısında insana bakın!
07 Haziran 2026 02:06

Sinek Aklı…!
Çevrede otları temizlemeye başladım. Çevrede geniş yapraklı ve ince yapraklı otların arasında bu ısırgan otu neden insanın canını acıtıyor. Ben belirli ve belirsiz düşünceler karmaşası halinde iken Salih'in sesi ile irkildim. "Arı oğul veriyor, İlhan ağabey haber vermiyor" sesini duydum, başımı kaldırdım. Bu olaya hiç te yabancı değildim. Olay üzerine Salih ile konuşmaya başladık. Salih döndü, maskesini ve eldivenlerini taktı. Salih beni uyardı. Salih avuçladığı arıları kovaya koyarken arada kopan parçalar da birbirlerinden kopmadan topaç halinde yerlerine iniyorlar. Bir kısım arı hâlâ önce konduğu yere doğru uçuşuyor ve aynı yere sarılmaya zorlanıyor. Ve farklı akışlara kapılmayın! "Senin Rabbin, bal arasına şöyle vahyetti: 'Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları kovanlardan kendine evler edin. Sonra her tür meyveden ye. Rabbinin uygun hale getirdiği yollarına gir' O arıların karınlarından renkleri muhtelif şerbet çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz ki, bunda tefekkür edip düşünen toplum için elbette ibretler vardır." (Nahl:16/68,69) Sinek aklına bakın.
31 Mayıs 2026 02:09


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Karşı Güce Tepki Ve Duanın Etkisi
Kayyûm Allah Teâlâ, çağlara, Evrene ve tüm insanlığa kıvamında sistemler yerleştirmiştir. Hazreti Mûsâ aleyhisselam önünde deniz, arkasında amansız düşman Firavun ve askerleri belirdi. O da dua etti. Hazreti Mûsâ aleyhisselam kavmi ile karaya çıktı. Hazreti Eyyub aleyhisselam hasta oldu. "Rabbim, bana bir zarar dokundu. Sen merhametlilerin en merhametlisisin" dua etti. Destanımsı güzelliklerini "dövmelerle" kirlettiler. Ev harici işlere yönlendirdiler, "bitpazarı ürünlerine" benzettiler. "Biyolojik analar babalar" kız ve erkek çocuklarının varlıklarını unuttular. Kısacası daha nice keşmekeşin yaşandığını "sağır sultan" bile duydu. (Nahl:16/72) Haydi, biz de bu tür aile için dua edelim.
24 Mayıs 2026 01:48

Aile Tahribatı Kasdî Tuzaklardır
Çünkü bizde aile, var olma ya da yok olma noktasındadır. Cumhuriyetin ilk ve korkunç baskı döneminde bir Türk kadınını "Avrupa Hristiyanları" rehin aldılar. Onu sembolik olarak "kâinat güzeli" ilan ettiler. Özellikle "Halife-i ruyi zemin" görevi yasaklandı ve makamı ilgâ edildi. O zaman "Avrupa Hristiyanları" ve işbirlikçisi "Siyonist caniler" ortaklaşa toplumun temeli olan aileyi de tarumar ettiler. Kadın, evin erkeği "kıvamında dürüst adamlarını" suçlayacak pozisyona gelmişti. Yönetimdeki aktörler kocası ile karısını birbirlerine "eş" yaptılar. Ayni zamanda kadına, kocasında "kıvamında dürüst adam" kanaatini de çökerttiler. Ailenin çocuklarını da önce İngiliz sonra da Amerikan eğitim programlarının hırçın İslam düşmanı bozgunculara kayıtsız şartsız teslim ettiler. Bunların da yetmeyeceği için bir formül daha ihdas ettiler.
10 Mayıs 2026 01:38


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İstiğfar, Tefekkür, Zikir, Şükür (5)
Şimdi dokuzuncu ayetin mealini okuyoruz; "Ey müminler! Cuma günü, namaz için çağrı yapmak üzere ezan okunduğu zaman hemen Allah'ın zikrine gidin. Alışverişi bırakın. Bu zikre yürüyüp gidişiniz sizin için en hayırlı olanıdır, eğer bilirseniz." (Cuma:62/9) Görüldüğü gibi "Ey müminler" diye başlayan ayet manidar ve anlamlı mesaj veriyor. O müminlerin beşerî yorumlara sapmadan, beşerî tereddütler girdabına kapılıp şaşırmadan, "Allah ve Resûlünün beyanlarına" uyma sorumluluğu çerçevesinde kalacaklarını hatırlatıyor. Allah Teâlâ Gününü belirleyerek "Cuma günü, namaz için çağrı yapmak üzere nidâ edildiği zaman" yani ezan okunduğu zaman Allah'ın zikrine gidin, buyuruyor. O halde müminler hangi diyârda olursa olsunlar Cuma günü o nidâ olan ezan sesini duyarsa fasılasız ve tereddütsüz emre uyarak "Allah'ın zikrine" koşar adımlarla illâki gitmelidirler. Burada ezan sesini duymak şarttır, "Allah'ın zikrine" gitmek meşruttur. Evet, "Allah'ın zikrinin" gereği, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in uyguladığı gibi müminlerin aynen yapmasıdır. Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem'in din adına yaptığı her uygulama Kur'an-ı Kerim'de olanlar "vahyi metluvdur," Kur'an-ı Kerim'de olmayanlar da "vahyi gayri metluvdur." "Ona itaat eden Allah'a itaat etmiş olur." Bu kadar çok önemli beyanlar, İslam dünyasında yanlış ve haksız tartışmaların doğrusu gün ışığı gibi aydınlatmaktadır. "Namaz bitince yeryüzüne dağılın, Allah' ın fazlından rızkınızı araştırın. Allah' ı çok zikredin ki, iki cihan saadet ve selametine eresiniz" İki cihan saadet ve selameti felahtır.
26 Nisan 2026 02:04

İstiğfar, Tefekkür, Zikir, Şükür (4)
"Namaz bitince yeryüzüne dağılın, Allah'ın fazlından rızkınızı araştırın. Allah'ı çok zikredin ki, iki cihan saadet ve selametine erebilesiniz." Ayet mealindeki namaz Cuma namazıdır, haftalık zikirdir. "Taabbudîdir" Taabbudî olduğu için kul, kulluğu gereği teslimiyeti ile yapma mükellefidir. "Namaz bitince yeryüzüne dağılma" olayı canlılık, hareket kıyam ve sahip olunan değerlere sadakat bilinç ve azmidir. Peşinden gelen Allah'ın fazlından rızkınızı isteyerek araştırın. Sadakatin gereği de Allah'ı çok zikretmesidir. Bu da kulların İki cihan saadet ve selametine ermeleridir. "Kim İslâm'dan başka bir din ararsa, bidata dalarsa elbette ondan kabul edilmez ve ahirette de ebedî ziyana uğrayan mücrimlerden olurlar." (Ali İmran: 3/85) Birçok alanda kimileri İslam'ı, beşerî yorumlarla "Hakka batılı giydiriyorlar." Farkına varamıyorlar. "Allah indinde din, sadece İslâm'dır. Kendilerine kitap verilmiş olanların karmaşası ise kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtilaf yalnızca hasetten dolayıdır. Her kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, Allah hesabı çabuk görendir." (Ali İmran:3/19) Şimdi meseleye tam yoğunlaşalım. "Ey iman edenler! Cuma günü, namaz için çağrı yapmak üzere ezan okunduğu zaman hemen Allah'ın zikrine gidin. Alışverişi bırakın. Bu zikre yürüyüp gidişiniz sizin için en hayırlı olanıdır, eğer bilirseniz." (Cuma: 62/9) Bu ayeti kerime karşısında bütün müslümanlar yükümlülük taşımaktadırlar. Kıyasiye önemli böyle bir meseleyi anlatabilmek için "hasta bölgeye neşter vurmak" kaçınılmaz olmuştur.
19 Nisan 2026 02:08

İstiğfar, Tefekkür, Zikir, Şükür (3)
Bundan önceki yazımızda zikrin, "ayakta, oturarak ve yan üzere yatarak" yapılması hakkındaki ayet mealini vermiştik. (Araf:7/205) Ayeti kerimede zikrin ne zaman ve hangi ruhaniyetle yapılacağı anlatılmaktadır. (Müzzemmil:73/1-8) Kitaptan sana vahyedileni tilavet ile oku. (Ankebud:29/45) Burada "Allah'ın zikri en büyüktür" ifadesinden maksat namazdır. Namaz için Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem; "Namaz dinin direği, cennetin anahtarıdır" buyurarak "zikrin en büyüğü" olduğu haberini vermektedir. Böyle hayatî değer namaz dengeler merkezidir; Ey müminler, sizi ne mallarınız, ne evlatlarınız Allah'ın zikrinden alıkoymasın. (Munafıkûn:63/9) Ayeti kerimeye dikkatle yoğunlaştığımızda çok manidar bir ayrıntı ile karşılarız. Çünkü "Allah ve Resûlüne muhalefet" isyandır ve şirktir. Fakat Allah'ın katında pek büyük ecir vardır. Gerçekten münafıklar Allah'a karşı hile yapmaya kalkışırlar. Hem de onlar Allah'ı pek az zikrederler. (Nisa:4/142) Onların Allah'ı pek az zikretmeleri, kalplerinde nifak illeti yerleşmiş olduğundandır. Cuma namazından sonrası için Cenab-ı Hak emir verir; Namazı kılıp bitirdiğinizde yeryüzüne dağılın, Allah'ın fazlından rızkınızı araştırın. (Cuma:62/10) Bu ayeti kerime ile bundan öncekini karşılaştırınca verdikleri mesaj insanı ikileme zorluyor.
12 Nisan 2026 02:16

İstiğfar, Tefekkür, Zikir, Şükür (2)
İlgili ayetlerin ilkinde evrensel beyan ilgi çekmektedir; "Gerçekten yerin ve göklerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün münavebeli gidiş ve gelişinde lüb akıl sahipleri için apaçık ve net deliller vardır." Dikkat edilirse ayete başlangıçta; yerin ve göklerin yaratılışından, devamında, gecenin ve gündüzün münavebeli gidiş ve gelişinden, ifadeleri kullanılıyor. Bu sistemin kuruluşu "eğer on beş milyar yıl" ise bu şaşmaz ve sapmaz hesabı yapanın nasıl bir kudret olduğuna ulaştırıyor. Şüphesiz, sen vaadettiklerinden caymazsın dönmezsin." (Ali İmran:3/190-194) Bakın, Rahman Allah neler anlatıyor! Nihayet Rableri de onların dualarına şöyle icabet ediyor: "Muhakkak ki ben, içinizden gerek erkek ve gerek dişi olsun hayır işleyen hiç kimsenin yaptığını zâyi etmem. Hem de " ey mutmain nefis Rabbine dön. Kullarım arasına gir. Gir cennetime! Bu sorulara bakıp değerlendirme yapınca zikir ibadetinin ihtişamı gün ışığı gibi netleşiyor. Rabbimiz, yalnızca Ali İmran suresinin beş ayetinde zikir ibadetinin mahiyetini manidar ifadelerle beyan etmektedir. İlgili ayetlerin ilkinde evrensel beyan ilgi çekmektedir; "Gerçekten yerin ve göklerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün münavebeli gidiş ve gelişinde lüb akıl sahipleri için apaçık ve net deliller vardır." Dikkat edilirse ayete başlangıçta; yerin ve göklerin yaratılışından, devamında, gecenin ve gündüzün münavebeli gidiş ve gelişinden, ifadeleri kullanılıyor. İnsan bu iki anlatımın ilgisi, münasebeti ve açılımı gibi meselelere anlıyor, yoğunlaşıyor. Yerin yaratılışı, insanın yaratılışının evrelerini, maddi varlığında ki elementlerden ruhunun yüklenmesine varıncaya kadar nice hikmet ve alametleri hatırlatıyor. Bu vesile sayesinde insanı, göklerin yaratılışına ve sonsuzluk kavramına yoğunlaştırıyor. Gecenin ve gündüzün münavebeli gidiş ve gelişinde nice hikmet ve nice alametler olduğunu hatırlatıyor. Bunca dersler insanın benliğini arındırıyor. Gece ve gündüzün programlarında günlük ve yıllık saniye kadar sapma olmadığını düşündürüyor. Bu sistemin kuruluşu "eğer on beş milyar yıl" ise bu şaşmaz ve sapmaz hesabı yapanın nasıl bir kudret olduğuna ulaştırıyor. Bütün bunlar ve daha nice uyarıcı hikmetler insanın beyin ve kalp hareketlerini canlandırarak zirveleştiriyor. Beyin ve kalp hareketlerini canlandırarak zirveleştiren gelişme aklını tanıtıyor. Aklın kemâle ermesi ve kalp sadeleşmesi insanı varlık hikmet seviyesine ulaştırıyor. "O lüb akıl sahipleri ayakta iken, oturur iken ve yanları üzerine yatarlar iken Allah'ı zikrederler. Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler: 'Rabbimiz sen bunu boş yere yaratmadın, sen münezzehsin, bizi ateş azabından koru' derler!" Görüldüğü gibi insan "kul olma" mertebesinde lüb akla sahip oluyor. Her haliyle "Allah'ı zikretme" şerefini yaşıyor. Devamında kalbini, beynini ve benliğini beşerî zaaf ve kirlerden arındırıyor. Nice âlemi özellikle Göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler. Bununla Allah katında has sınıfa yükselirler. Cehennemi ve ateşini "ayne'l yekin" derecesinde kabul eder Allah'a sığınırlar; "Ey Rabbimiz, gerçekten sen kimi ateşe sokarsan, şüphesiz onu hor ve perişan edersin. Orada zalimlere hiç yardımcıları da yoktur" der dua ederler. Ey Rabbimiz! Biz, 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir nidâ edici işittik, hemen iman ettik. Ey Rabbimiz! Artık günahlarımızı bağışla ve bizim kusurlarımızı bizden örtüp bizleri salih kullar ile beraber öldür." Dua devamla; "Ey Rabbimiz! Peygamberlerine karşı bizlere vaadettiklerini bizlere ihsan eyle. Ve bizleri Kıyamet gününde perişan etme. Şüphesiz, sen vaadettiklerinden caymazsın dönmezsin." (Ali İmran:3/190-194) Bakın, Rahman Allah neler anlatıyor! Nihayet Rableri de onların dualarına şöyle icabet ediyor: "Muhakkak ki ben, içinizden gerek erkek ve gerek dişi olsun hayır işleyen hiç kimsenin yaptığını zâyi etmem. Hep birbirinizdensiniz, din yönünden erkek ve dişiniz birbirinize dost ve yardımcılarısınız. (Ali İmran:3/190-195) Şimdi gördünüz mü? Ekber, Ekrem ve Erham Mabudumuz, Allah kendini zikreden kullarına borçluluk ahdini veriyor. O kullarının yürekleri hoplatıyor, çenelerini titretiyor. O gönüllere umut pompalıyor. Hem de " ey mutmain nefis Rabbine dön.
05 Nisan 2026 01:43

İstiğfar, Tefekkür, Zikir, Şükür
Hûd aleyhisselam kavmine neler anlatıyor, iyice dinleyelim; "Ey kavmim Rabbinize istiğfar edin, sonra ona tevbe edin ki üzerinize gök bol bol feyizli bereketini indirsin ve sizi, kuvvetinize kuvvet katarak güçlendirsin. Sakın suçlu günahkârlar olarak haktan uzaklaşmayın" (Hud:11/52) Bu ayeti kerimenin muhteviyatı önemlidir. Onları helâk etti. Ahirette de pişman olduklarını derinden duyacaklar ve isyanlarının ceremesini başkalarına yüklemek isteyecekler; "Sorgulamada cehennemlik kâfirler diyecekler ki: " Ey Rabbimiz, bizi cin ve insanlardan saptıranlardan kim varsa bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım, onlar en aşağılıklardan olsunlar." (Fussilet:41/29) Bu ibretlik nedamete düşmemesi için Rabbimiz insana akıl gibi bir enerjik güç vermiştir. İnsan dünya hayatında akıl enerjisini iman ve fikir potansiyeli ile tefekkür ederse neler sağlayacağını bir daha görelim. Yukarıda ilgili ayeti kerimede Hûd aleyhisselam kavmine çok önemli hayatî bir meseleyi anlatıyor ve uyarıyordu; "Rabbinize istiğfar edin, sonra ona tevbe edin" diyerek büyük bir felakete maruz kalmamaları husussunda onları teşvik ediyordu. Bununla kurtulmuş olacaklardı ve çok hayatî bir mükâfata nail olacaklardı. Allah üzerlerine su ile gökten bol bol feyizli bereket indirip kuvvetlerine kuvvet katacak daha çok güçlendirecekti. Felakete maruz kalmamaları için de; "Mücrimler olarak haktan uzaklaşmayın" buyurarak güven ve huzur içinde yaşamaları nimeti ile onları ödüllendirecekti. Onlar ise isyana devam ettiler. Mallarına, zenginliklerine ve güçlerine güvenerek aldandılar. Allah böyle aldanıp felakete sürüklenenleri birçok beyanlarla uyarmaktadır. Bunlardan Haşr suresinde Cenabı Hak; "Sakın siz Allah'ı unutanlar gibi olmayın yoksa Allah da sizi kendinize unutturur. Onlar istiğfar ettikleri müddetçe Allah onlara azap edecek değildir." (Enfal:8/33) Hele bir bakın! Zikir ibadetine başlangıçta okunan ve nice günâhın bağışlanmasında kurtuluş reçetesi olan "istiğfar" değeri biçilmez büyük sermayelerden de ne kadar değerli olduğunu Rabbimiz Allah nasıl müjdeliyor!? Bir de zikir ibadetinin etkili faydalarını düşünün. Esselamu aleykum Zikir ibadetinin geniş ve bereketli yelpazesini teşkil eden istiğfar, hamd, şükür ve tefekkür kalbin muharrik gücü, aklın güvenli omurgası ve ilâhî nimet vesilesidir. Bunların her biri beşer havsalasının algılamakta çok zorlanacağı hazinelerdir. Öncelikle istiğfar, beşerin çaresiz ve muhtaç kaldığı hallerde hayır habercisidir ve ilâhî reçetedir. İnsanların imdadına yetişen bu reçete uygulayanlara hayat iksiri olur. Hûd aleyhisselam kavmine neler anlatıyor, iyice dinleyelim; "Ey kavmim Rabbinize istiğfar edin, sonra ona tevbe edin ki üzerinize gök bol bol feyizli bereketini indirsin ve sizi, kuvvetinize kuvvet katarak güçlendirsin. Sakın suçlu günahkârlar olarak haktan uzaklaşmayın" (Hud:11/52) Bu ayeti kerimenin muhteviyatı önemlidir. Günümüzden binlerce belki yüz binlerce yıl önce Hazreti Hûd aleyhisselam kavmine bunları açıklıyordu. Bundan bin dört yüz küsur yıl önce de Rabbimiz son Peygamber Hazreti Muhammed sallallahu aleyhi ve selleme vahyettiği Kitabında bu meseleyi ayniyle anlatıyor. Ad kavminin peygamberlerine isyanlarını hatırlatıyordu. Allah onlara sarsar denilen yüksek şiddetli ses ve kuru hem de dondurucu rüzgâr ile yedi gece sekiz gün estirdi. Onları helâk etti. İrem kenti bütün zenginlikleri ile beraber kurudu virâne oldu. Ne kendilerinden bir insan, ne de yüksek ve geniş evlerinden bir eser kaldı. Bu ve benzeri felaketleri yalnız Kur'an anlatmıyor. Önceki kitaplarda da anlatıyorlar. Burada kaybeden elbette Ad kavmi idi. Malları ve canları ile korkunç sarsar rüzgâr azabı ile içi boşalmış hurma dalları gibi kurudu kaldılar. Daha nice kavim aynı sebepler ve aynı isyanlar yüzünden kimi suda boğuldu. Kimi şiddetli depremlerde batarak yok oldu. Kimi de diğer doğal afetler ile helâk oldu. Ahirette de pişman olduklarını derinden duyacaklar ve isyanlarının ceremesini başkalarına yüklemek isteyecekler; "Sorgulamada cehennemlik kâfirler diyecekler ki: " Ey Rabbimiz, bizi cin ve insanlardan saptıranlardan kim varsa bize göster, onları ayaklarımızın altına alalım, onlar en aşağılıklardan olsunlar." (Fussilet:41/29) Bu ibretlik nedamete düşmemesi için Rabbimiz insana akıl gibi bir enerjik güç vermiştir. "Ey Rasûlüm, sen onların aralarında oldukça Allah onlara niçin azap etsin. Onlar istiğfar ettikleri müddetçe Allah onlara azap edecek değildir." (Enfal:8/33) Hele bir bakın!
29 Mart 2026 02:33

"Kıldan İnce Kılıçtan Keskin"(14)
Zikir ibadeti Rahman, Rahîm ve Ğaffar Allah Teâlâ tarafından ısrarla hüküm olarak emredilmektedir. "Allah kelâmını en güzelini, ayetleri birbirine benzer ve ikişer ikişer olarak bir kitap halinde indirdi. Rablerinden, kalpleri hoplayarak ürperenler derileri ondan haşyet ile titrer, sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine yumuşayarak uygun hale gelir. O Kur'an Allah'ın hidayet rehberidir, onunla dilediğini hidayete kavuşturur ve her kimi ki, dalalete düşürür, artık onun hiçbir yol göstereni kalmaz." (Zümer:39/23) Kalbin yegâne ilacı ve yegâne manevî desteği zikirdir. Şimdi Rabbimizin emrine dikkat edip düşünelim; "Ey müminler, Allah'ı çokça emredilen zikir ile zikrediniz. Ve O'nu sabah ve akşam çokça tesbih ederek zikredin. (Ahzab:33/41,42) Zikir ibadetini emreden Allah ise, emredilen müminlerin ne yapmaları gerekir? Cevabı; ya isyandır, ya "semi'na ve eta'na" dinledik itaat inanç ve azmiyle hareket edip yapmaktır. Aksi takdirde "iman etmemiş müslümanlar" a düşmüş olurlar. "Mü'min erkek ve mü'mine kadın Allah ve Resûlü bir işe hükmettiğinde kendi işlerinden hiçbir şeyi seçme hakkı yoktur. Her kim Allah'a ve Peygamberine isyan ederse artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur." (Ahzab:33/36) Bu kadar net, bu kadar ciddi, bu kadar kesin emir karşısında günümüz müslümanlarının durumuna bir bakın! Siz değerli okurlarıma bir ipucu vereceğim. Kur'an'ın bu hükmü de ne kadar sahipsiz kaldı değil mi?! Esselamu aleykum Kalbin, Rabbimizin yarattığı gibi çalışması için kullanma kılavuzu gerekir. Bu kılavuza göre, kalbin yegâne enerjisi, eğitim ile mümkündür. Kalp eğitimin kademeleri; akıl, iman ilim, irfan, istikamet, eylem, zikir ve irade gibi maddelerdir. Sorumluların bu kılavuzu aynen uygulamaları şarttır. Gerçekleştirmeleri mecburidir. Ancak burada kabul edilemez ve dayanılmaz cehalet ve tefrika virüsü hortlar. Müslümanların kendi aralarında en çok ihtilafa düştükleri çok önemli ibadetlerden biri kuşkusuz zikirdir. Çok önemli, çok hassas ve çok ciddi emirlerle yapılmasını emreder. Zikir ibadeti Rahman, Rahîm ve Ğaffar Allah Teâlâ tarafından ısrarla hüküm olarak emredilmektedir. Kur'an'ı Kerim'de birçok ayetle zikrin hemen hemen detayı, zamanı ve nitelikleri verilmekte ve devamı emredilerek müslümanlar uyarılmaktadırlar. Aynı oranda ruhaniyeti bile inceliklerine varıncaya kadar mana iklimi halinde sunulur. Kulun Allah ile âdeta birebir buluşma olayı açıkça yaşanır hali görülür. "Allah kelâmını en güzelini, ayetleri birbirine benzer ve ikişer ikişer olarak bir kitap halinde indirdi. O Kur'an Allah'ın hidayet rehberidir, onunla dilediğini hidayete kavuşturur ve her kimi ki, dalalete düşürür, artık onun hiçbir yol göstereni kalmaz." (Zümer:39/23) Kalbin yegâne ilacı ve yegâne manevî desteği zikirdir. Allah Teâlâ'yı zikredemeyecek kadar gaflete mahkûm olup katılaşan kalp hayırsız kalptir, paslı ve kilitlidir. Zikir gibi ulvî lezzetten mahrum kalır. Mana ikliminin ulaşılmaz lezzetli nimetinden mahrum eder. Bu kalp sahibi, mümin de olsa dünya ona dar gelmeye ve zindan hayatı yaşatmaya başlatır. Allah Teâlâ, zikir ibadetinden mahrum kalan müminleri çok ince ve can alıcı bir üslupla uyarır ve hassasiyetle intibaha çağırır. "Müminler için hâlâ vakit gelmedi mi ki, kalpleri Allah'ın zikrine yumuşayıp uygun hale gelsin ve inen Kur'an'a hürmet ile canlansın. Ve bundan önce kendilerine kitap verilmiş, sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri katılaşmış, çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olmasınlar." (Hadid: 57/16) Burada çok ciddi uyarılar vardır ve derin gaflete maruz kalmış olanlara hikmet dolu dersler verilmektedir. Müminlerin mutlaka Allah Teâlâ'yı zikretmeleri gerekliliği hatırlatılır. Allah Teâlâ'yı zikretmeme ihtimal oranı yüksek olduğu uyarısı yapılır. Zikir hususunda müminlerin gaflete düştükleri ve bundan kurtulma azimlerinin az olduğu bilgisi verilir. Dünya hayatında iken müminlerin zikir iklimine girerek kalplerini temizlemeleri öğütlenir. Müminlerin zikir görevlerini yapmadıkları takdirde kısacık dünya hayatında ömürlerini gafletle geçirmeleri kınanır. Şimdi Rabbimizin emrine dikkat edip düşünelim; "Ey müminler, Allah'ı çokça emredilen zikir ile zikrediniz. "Mü'min erkek ve mü'mine kadın Allah ve Resûlü bir işe hükmettiğinde kendi işlerinden hiçbir şeyi seçme hakkı yoktur. Her kim Allah'a ve Peygamberine isyan ederse artık apaçık bir sapıklık ile sapıtmış olur." (Ahzab:33/36) Bu kadar net, bu kadar ciddi, bu kadar kesin emir karşısında günümüz müslümanlarının durumuna bir bakın!
15 Mart 2026 02:28