×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Ahlaki Kriz Karşısında Susmanın Vebali

Şimdi her şeyi biliyorsunuz ama hâlâ susuyorsunuz." (Sartre) Sartre'nin ifadesiyle aslında herkes her şeyi biliyor. Yaşadığımız toplumda, her şeyin kötü gittiğini, ahlaki krizin her geçen gün daha da derinleştiğini, erdemli olmanın artık bir değer ifade etmediğinin herkes farkında. Ama ne hikmetse toplumda öncü rolü oynaması gereken entelektüeller, kanaat önderleri, siyasi aktörler toplumda olup bitenler karşısında suskunluğa gömülmüş durumdalar. Kimse hukukun göz göre göre yok edilişi, " Hz. Ömer adaleti " sloganları eşliğinde adaletin yerle bir edilişi, tutuklama ve gözaltı süreçlerinde kadınlara reva görülen vicdan yaralayıcı durumlar karşısında erdemli bir tavır ortaya koymuyor ya da koyamıyor. Neredeyse her yazıda altını çizmeye çalıştığım bir gerçeği yeniden ifade etmek gerekiyor galiba… Maalesef biz, hukukun en üstün değer olduğu, hesap verilebilirliğin, şeffaflığın hayati bir öneme sahip olduğu bir kültürel gelenekten gelmiyoruz. Oysa biz Müslüman bir toplumuz ve bu durum bize önemli sorumluluklar yüklüyor, dahası bu din özünde her an hesap verilebilir olmayı vazetmektedir. Prof. Dr. Ali Bardakoğlu Hoca'nında belirttiği gibi, "Din hiç kimsenin olmadığı bir yerde bile samimiyeti, kendimize karşı dürüstlüğü, kendimize ve Yüce Yaratan'a karşı hesap verebilir olmayı öğütler. Böylelikle devlet, insanların özel ilişkilerine müdahale hakkına sahip oluyor. " (Nasıl Bir Devlet, s.93-94) Bugün Müslüman dünyada kronik hale gelen baskıların, İslam ahlakını teşvikten ziyade ahlaksızlığa teşvik için kullanıldığına dikkat çeken el-Efendi'nin şu tespiti son derece önemli: " Maalesef bu tavır, ulemanın İslami eğilimli despotları desteklemelerine yol açtı. g.e, s. 147-148) Kabul etmek gerekiyor ki günümüz Müslüman toplumları ahlaki üstünlüğü kaybettiler.

Mehmet Ocaktan

Kaynak: Karar

17 Haziran 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Mehmet Ocaktan

Enflasyonu Düşüremedik Ama Tavuklara Kayyım Versek…

Bir kere bu meselenin Adalet Bakanlığı ile bir ilgisi olamaz. 19 Mart 2025'te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 'na bir sahur vakti yapılan operasyondan bu yana, iktidar sanki memleketi yönetme işini askıya alarak her sabah milleti yeni bir operasyonla uyandırmak gibi, kendisine yeni bir icraat alanı icat etmiş bulunuyor. Bilindiği gibi 2019 yerel seçimleri öncesinde de iktidar, memleketin huzurunu bozan, enflasyonu azdıran " patates-soğan çetesi "ni keşfetmiş ve onları millete açıkça ilan etmişti. Hatta öyle ki Ticaret Bakanlığı, " yandım, bittim " diyerek patateslerini köy meydanına döken çiftçi hakkında idari para cezası verileceğini, halkı kin ve nefret duygusuna sevk ile Cumhurbaşkanı'na hakaret suçlarından savcılığa suç duyurusunda bulunulacağını bile açıklamıştı. O günleri hatırlayalım iktidar tarafından " patates-soğan çetesi " olarak tanımlanan tüccarlara kaşı adeta bir kampanya başlatılmıştı. Sanırsınız ki soğan ve patatesler isyan hareketi başlatmış ve rejim " beka tehlikesi "yle karşı karşıya kalmıştı. Ama gerçek sandıkta anlaşılmıştı ki sokaklarda patates, soğan kovalamanın AK Parti iktidarına zerrece bir faydası olmamış ve 2019 yerel seçimlerinde İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirleri kaybetmişti. Sonra' butlan ' diye bir yöntem icat edilerek Kemal Kılıçdaroğlu'nun da yardımıyla CHP'nin nefesi kesildi ama bu operasyon da AK Parti'nin derdine çare olamadı. Nitekim henüz yeni parti kurulmadan yapılan anketler gösteriyor ki CHP'den ayrılması muhtemel büyük kitlenin kuracağı parti, şu anda bile AK Parti ile başa baş durumda.

15 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Bugün İnadına Yeni Şarkılar Söylemek Lazım

Tıpkı usta şair İsmet Özel' in " Mazot " şiirinde olduğu gibi… Bu da gelir bu da geçer ağlama./ Evet bugünler de geçecek ve biz şarkılarımızı söylemeye devam edeceğiz. Sezen'in şarkısı bittiğinde, kalbimizin aşk kalesine yaslanıp Simon Garfunkel' ın " April, Come She Will " şarkısını dinleyeceğiz. İkilinin 1966 tarihli Sounds of Silence albümünde yer alan bu zamansız eser, mevsimlerin geçişiyle bir ilişkinin soluşunu anlatan kusursuz bir folk başyapıtıdır. Paul Simon'ın yazdığı, Art Garfunkel'in o eşsiz ve melankolik vokaliyle hayat verdiği bu kısa ama vurucu şarkı, sözlerindeki metaforlarla adeta bir şiir tadındadır. Bir aşkın evriminin anlatıldığı şarkı, melodisi ve oya gibi işlenmiş sözleriyle Simon'un en güzel baladlarındandır. Şimdi hiç zaman kaybetmeden, onlarca kişilik bir orkestraya bedel olan, Paul Simon'ın usulca çaldığı ve Art Garfunkel'in sakince yorumladığı bu muhteşem eserle kalp kırıklıklarımızı yeniden tamir edeceğiz.

14 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Dindarlar Adaletin, Allah'ın Yeryüzündeki Terazisi Olduğuna İnanır Mı?

Dolayısıyla bütün dinler, insanların fıtraten bildiği bu ilkelerden sapmalarını önlemek ve onların "istikamet üzere" olmalarını sağlamak üzere gelmiştir. Hz. Peygamber'in, "Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim" demesinin hikmeti de budur. Aristoteles adaleti, "ahlâkî erdemlerin bütünü" olarak tanımlamıştır. Sadece şu ayet bile adaleti nasıl anlamamız gerektiği konusunda çok önemli bir rehberdir: "Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz öfke, sakın sizi adaletsiz davranmaya sevk etmesin!…" (Maide/8) Zaman zaman bu köşede, Müslüman toplumlarda hukukun, adaletin olmadığını bu yüzden de reel dünya ile irtibatlarının koptuğunu ve baskıcı yönetimlere mahkum oldukları konusunda uyarılarda bulunuyorum. Bu arada sadece ayetler ve hadisler değil, İslam kültüründeki özdeyişlerin bile "adalet" vurgusu yaptığını hatırlatmak gerekiyor. Eminim ki şu özdeyiş bile adaletle ilgili ufkumuzu zenginleştirecektir: "Adalet, Allah'ın yeryüzündeki terazisidir…* Prof. Dr. Mustafa çağrıcı "Kur'an'ın Ahlak Çağrısı" kitabında, ünlü İslam filozofu Farabi'nin adaletle ilgili şu tespitine yer veriyor: "Ülkenin parçaları (etnik, dini vb. gruplar) ve bunların çeşitli alt sınıfları sevgi sayesinde bir araya gelip birbiriyle ilişki ve bağ kurar; adalet ve adilane işler sayesinde de ayakta kalıp (toplumsal) varlığını korur." (s.178) Yine Çağrıcı Hoca'nın, ahlak konularına toplumsal fayda odaklı bakan Maverdi'den naklettiği şu sözler ise son derece çarpıcıdır: "Kapsayıcı adalet (adlün şamilün), insanları birbiriyle kaynaşmaya götürür, saygıya yöneltir. Kapsayıcı adalet sayesinde ülkeler mamur olur, servetler büyür, nüfus artar, onun sayesinde yönetim ve devlet güvende olur." (a.g.e, s.178) Hal böyleyken, Türkiye dahil pek çok Müslüman ülkede hukukun, adaletin bu kadar itibarsızlaştırılması gerçekten iç acıtıcı bir durumdur. Ne yazık ki bu karanlık fotoğrafı, "derin bir ahlaki çöküş" ifadesi dışında tanımlamak pek mümkün gözükmüyor. Evet demokrasi kültürünü içselleştirememiş bir kültürden geliyoruz kabul. Ama biliyoruz ki yüzyıllar içinde dünya değişmiş, nesiller değişmiş, aklın ve bilimin yeni ufuklar açtığı dünyada insanlık, hukuk ve adalet anlayışında geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde bir merhaleye ulaşmış. Gelin Müslüman bir toplum olarak nasıl bir çaresizlik içinde olduğumuzu, adalet anlayışımızın ne halde olduğunu ve insanlığımızın nasıl bir görüntü oluşturduğunu hep birlikte şu fotoğraf karesinde seyredelim. İBB davasında yargılanan Medya AŞ Genel Müdürü Fatoş Pınar Türker geçen hafta Silivri'de savunmasını yaptı. İki kızıyla birlikte yaşadığını belirten Türker, konuşması sırasında sık sık zorlandı, ağladı ve salonda duygusal anlar yaşandı. Savunmayı izleyen seyirciler ve sanıklar da Türker'in anlattıklarını gözyaşlarıyla dinledi. Türker, 19 Mart'ta evine polislerin geldiği anı anlatarak, çocuklarının yaşadığı korkuyu dile getirdi. Polislerin eve girdikten sonra telefonunu aldığını ve hiçbir şeye dokunmamasını söylediğini belirten Türker, çocuklarının ağladığını, onlara su bile vermesine izin verilmediğini söyledi. Çıplak arama sürecini anlatırken zorlanan Türker, bu uygulamanın insanların onurunu kırmak için yapıldığını şu sözlerle aktardı: "Böyle arşiv odası gibi bir yere aldı kadın memur beni. Eşofmanını da indir' dedi." Türker, tutuklandıktan sonraki ilk sabah SEGBİS'e çıkarıldığını ve karşısındaki ekranın bir mahkeme salonuna değil, savcının ofisine bağlandığını söyledi. Türker, savcının sözlerini şöyle aktardı: "'Hâlâ avukat diyorsun bana. Eh, artık Sosyal Hizmetler alır senin çocuklarını' dedi." Açıkçası bu yürek burkan ifadeleri okurken içimde derin bir acı hissettim. Hepimizin yüzünü kızartan bu utancı tarif etmekte kelimeler kifayetsiz kalıyor… Bu nasıl bir dünya Allah aşkına… Yıllardır bir masal gibi anlata anlata bitiremediğimiz "Hz.

12 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Bugünlere Nasıl Geldiğimizi Sorgulasak Mı?

Ancak her şeye rağmen 70-80 yıllık bir demokrasi tecrübemiz vardı, ağır-aksak da olsa işleyen bir hukuk sistemine sahiptik. Dolayısıyla oturup, "neden dünyanın hiçbir yerinde adı bile bilinmeyen 'butlan' garabetini önce biz icat ediyoruz, neden kayyımla siyaseti terbiye etmekten bu kadar keyif alıyoruz" diye hayıflanmanın hiçbir anlamı yok. Maalesef bu selefi zihniyet yüzünden "Vahiyle beşeri unsurlar" arasındaki bağ zaafa uğradığı için Kur'an'ın mesajını anlama konusunda da sıkıntılar oluşmuştur. Bu çerçevede, KURAMER'in çalıştaylarından oluşan "Geçmişten Günümüze İslam Düşüncesi" kitabında yer alan Prof. Dr. Zeki İşcan 'ın konuşmasındaki bazı tespitlerin altını çizmem gerekiyor. Son dönemde, İmam Maturidi'nin Arap diline bağlı olarak Kur'an'ı anlama üzerine çalışmalar yaptığını belirten İşcan, Maturidi'nin dilin mahzurlarıyla ilgili şu tespitine yer veriyor: "Maturidi, Kur'an şöyle buyurmuştu, çünkü Araplar bunun böyle olduğunu kabul ederler. Araplar böyle söylerler. Arapların örfü böyle olduğu için, Araplar böyle bir adete sahip olduğu için Allah böyle söylemiştir" der. Bugün bunları dillendirmenin bile zor olduğunun altını çizen İşcan 'ın şu tespiti gerçekten muhteşem: "Bugün halihazır İslam yorumundan herkes memnun. Keyifleri yerinde. Cemaatler memnun. İktidar memnun. Lüks Müslümanlığı." (s.182-183) Evet kelimenin tam anlamıyla bir ' lüks Müslümanlığı' dönemini yaşıyoruz. Müslüman ülkeler olarak eğitim problemini halledemedik, halen dünyada en az eğitim alan ülkeler arasında yer alıyoruz.

10 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Memleketimizin Bereketini Faizci Chp Kaçırmış Olabilir Mi?

Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın İstanbul'daki 3. Dünya İslam Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı konuşmayı dinlerken, gayri ihtiyari böyle bir başlık aklıma takıldı. Herhalde Erdoğan, şu sert ifadeleri kendi iktidarına karşı kullanmamıştır: "Faizin olduğu yerde bereket olmaz. Sömürünün, haksızlığın, etik ve ahlak dışı rekabetin olduğu yerde bereket bulunmaz. Yalnızca kâr maksimizasyonu ve tüketim hırsının dikkate alınıp toplumsal refah ve adaletin dışlandığı bir ortamda bereket kendisine yer bulamaz." Eminim ki Cumhurbaşkanının bu sözlerini dinleyen herkes de çok doğal olarak, "Bak sen şu CHP'ye… 25 yıldır uyguladığı faizci politikalar yüzünden memleketin bereketini kaçırdı, zaten faizci bunlar" deme ihtiyacı hissetmiştir. Türkiye halen yılda 60 milyar dolar faiz ödüyor. Gerçi Hayrettin Karaman Hoca, Kur Korumalı Mevduat'a ödenen faizin 'caiz' olduğunun altını çizerek diyor ki: "Bazı hocalar, devletin ödemesinin faiz olduğu kanaatindeler. Ben bu kanaatte değilim, 'devletin ödemesi hibedir', diyorum." Aslında esas tartışılması gereken mesele şu: İktidar, KKM'ye büyük miktarlarda faiz öderken hocaların fetvalarıyla faizciliği meşrulaştırıyor. Ama ekonomi bilimiyle asla izahı mümkün olmayan yöntemlerle kağıt üzerinde faizleri düşürürken ise "Nas var nas, sana bana ne oluyor?" argümanını kullanıyor. Bu arada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'İslam ekonomisi' bağlamındaki şu sözlerinin de altını çizmek gerekiyor: "Değerlerimizi küresel ekonomi aktörlerine iyi anlatmak, mevcut sistemi bu hasletler ışığında tadil, tamir ve revize etmek Müslümanlar olarak hepimizin öncelikli misyonu olmalıdır." Keşke Müslüman dünya, hiçbir temel dayanağı ve karşılığı olmayan şu 'İslam ekonomisi' tanımlamasından kurtulabilse. 2019 yılında henüz pandemi tehlikesi tam başlamadan Avrupa'da politika faizi sıfır, mevduat faizleri ise yüzde eksi 0,50 ve marjinal fonlama faizleri de yüzde 0,25'lerdeydi. Şu anda Euro Bölgesi faiz oranı yüzde 2,15. Bizde ise politika faizi yüzde 37. Görüldüğü gibi, Avrupa ile mukayesesi bile mümkün olmayan iç karartıcı bir tablo ile karşı karşıyayız.

08 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Butlan Zaferine Chp'liler Neden Seviniyor?

Siyasette tam bir kaos döneminin yaşandığı şu günlerde, "butlan zaferi" ile CHP'nin başına dönen Kemal Kılıçdaroğlu cephesinde adeta bahar rüzgarları esiyor. CHP'li değilim ama başta genel başkan Özgür Özel olmak üzere, bütün CHP'lilerin genel merkezden polis nezaretinde yaka-paça dışarı atılmasından bir vatandaş olarak demokrasi adına endişe duyduğumu belirtmem gerekiyor. Meselenin kim haklı ya da kim haksız noktasında değilim. Farz edelim ki Kılıçdaroğlu haklı, öyle olsa bile insan 'kendi ailesi' olan CHP'yi bu hallere düşürmez. Çünkü dün Kılıçdaroğlu'na en ağır hakaretleri eden, onu itibarsızlaştırmak için yalan rüzgarları estiren iktidar gazetecileri, bugün onu yere göğe sığdıramayarak adeta sevinç şarkıları söylüyorlar. AK Partililer de her ne kadar butlan konusunda "görmedik, duymadık, bilmiyoruz" politikasıyla sevinçlerini gizlemeye çalışsalar da aslında lisanı hal ile mutlu olduklarını çok da saklayamıyorlar. Son yapılan açıklamaya göre, Kılıçdaroğlu, 900 delegenin imzasıyla yapılan kurultay çağrısına bütün kapıları kapatmış bulunuyor. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Ana muhalefet partisi içinde gerilimler bizi ilgilendirmiyor. Kurultay salonlarından, mahkeme salonlarına taşan bu siyasi ve hukuki gerilimlerde yokuz, olmadık ve olmayacağız" dese de toplum butlan meselesini hukuki değil, siyaset mühendisliği olarak değerlendiriyor.

05 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Yolsuzluk Ve Hukuksuzlukta Başarı Hikayesi Her Millete Nasip Olmaz

Ayrıca "mutlak butlan" ve kayyım gibi yeni icatlar da bizim aziz milletimize aittir. Ne zaman ekonomik kriz yüzünden yoksulluk çeken büyük kitlelerin sesi yükselmeye baş lasa, yöneticilerimiz " Biz Osmanlı gibi büyük bir imparatorluğun varisleriyiz, atalarımız ilayi kelimetullah uğruna büyük fetihler yapmış, Viyana kapılarına dayanmıştır" benzeri hikayelerle ekonomik krizi, yoksulluğu unutturmayı çok iyi biliyorlar… Mesela, World Justice Project (WJP) Hukukun Üstünlüğü Endeksi'nin 2025 yılı raporuna göre Türkiye'nin, 143 ülke arasında 118. Sırada olduğu açıklandığında aynı şekilde yöneticilerimiz, "Dış güçler, bizim gelişmemizi çekemedikleri için bizi hukuk tanımaz bir ülke olarak tanıtıyorlar. Oysa biz Hz. Ömer'in adaletini örnek alan bir adalet anlayışına sahibiz" benzeri hamasi masalları anlatmayı çok severler… 182 ülke ve bölgenin değerlendirildiği endekste küresel ortalama 42 puana düşerken, Türkiye 31 puanla 182 ülke arasında 124. sırada yer aldı. Dindar ve muhafazakar hassasiyetleri yüksek olan geniş toplum kesimleri, ekonomik kriz yüzünden büyük mağduriyetler yaşasalar da iktidarımız, "Hz. Ömer adaleti" ve "fakirliğin faziletleri" gibi ulvi hedeflere işaret eden bu tür masallarla, halkımızın sıkıntılarını unutmasında büyük bir fedakarlık örneği sergiliyor. MG'yi Türkiye'de temsil eden Doğan Trend Otomotiv, daha önce SAIC Motor ile Türkiye'de üretim yatırımı için temasların ilerlediğini açıklamıştı. Ama sonunda MG bizi değil, İspanya'yı seçti.

03 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

İstanbul'daki Medeniyetimizin Göğsüne Bizans Dövmesini Kim Yaptı?

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan 29 Mayıs'ta İstanbul'un fethi vesilesiyle yaptığı konuşmada dedi ki: " Her kim İstanbul'un statüsü değişsin diyorsa, bunlar Topkapı'da okunan Kur'an'ı, Ayasofya'da okunan ezanı içine sindiremeyenlerdir. Her kim İstanbul'da inşa ettiğimiz yüksek medeniyeti görmezden gelerek 'göçebe barbarlar Anadolu'da medeniyeti tahrip etti' diyorsa, pelerinini kaldırın göğsüne kazınmış Bizans dövmesi ile karşılaşırsınız. " Bu topraklara hayat ve ruh veren değerlerle beslenen hiç kimsenin, Cumhurbaşkanının bu sözlerine elbette bir itirazı olmayacaktır. Bazı marjinal ve marazi tipler hariç, bu ülkede yaşayan kimse de İstanbul'un fethinden rahatsız olmayacaktır. 1994'te Tayyip Erdoğan'ın Refah Partisi'nden belediye başkanı seçilmesiyle başlayan on yılı bir tarafa bıraksak bile İstanbul'u tam 15 yıl AK Parti yönetti. Ve İstanbul dahil bütün Türkiye'yi kültürel bir çölleşmeye mahkum ettiğimiz için tarihsel mirasımızı da adeta bir ' amele medeniyeti 'ne dönüştürdük. İstanbul'u 2019'da CHP'ye kaptıran Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın konuşmasında, İstanbul'u kaybetmenin derin üzüntüsüyle birlikte, bu şehri yabancı güçlere karşı kaybetmiş gibi bir söylem dili hakimdi sanki. Siyaset yolculuğuna 2002 yılında başlayan AK Parti, sadece İstanbul'da değil, bütün Türkiye'de milyonların gönlüne girerek 2019'a kadar belediyelerde önemli başarı hikayeleri yazmış bir partidir. Ancak AK Parti, özellikle 2019'dan sonra ' devlet partisi ' olmanın da getirdiği güçle birlikte, geniş toplum kesimleriyle kurduğu gönül bağını kaybettiği için pırıltısını da kaybetmiştir. Yüzyıllarca medeniyetlere başkentlik yapmış olan dünyanın ve Türkiye'nin incisi İstanbul'un göğsünde 'Bizans dövmesi' olmasın ama tarihsel ve kültürel mirasımızı kirleten ucube gökdelenler de olmasın.

01 Haziran 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Trump'a Rest Çekecek Müslüman Bir Lider Aranıyor

Trump'ın silahlarla donattığı insanlık katili Netanyahu, Gazze'de bebekleri, çocukları, kadınları ve bütün sivilleri bombalarla yok ederek soykırım suçu işliyor ama bir tek Müslüman ülke lideri çıkıp " Bu katilin ortağı sensin, katliamları hemen durdur " deme erdemini gösteremiyor. Ya aklımızı başımıza alıp akıl ve bilimle dünya ile yarışabilecek bir devletleri inşa edeceğiz ya da 7-8 milyonluk bir İsrail'in bile ayağının altında paspas olmaya devam edeceğiz. Her gün Türkiye dahil Müslüman ülkeleri aşağılayan açıklamalar yapan Amerikan Başkanı Trump, İran'la savaşı bitirmek için Türkiye ve Arap ülkelerinin İsrail'le ilişkilerinin normalleşmesini şart koştu. İsrail'in güvenliği için önemli olan İbrahim Anlaşmaları'nı öncelikle Suudi Arabistan ve Katar'ın imzalaması gerektiğini belirten Trump, Türkiye dahil diğer ülkelerin de bunu takip etmesinin ' zorunlu ' olduğunu söyledi ve " aksi halde felaket olur " tehdidinde bulundu. Oysa Türkiye, belli aralıklarla darbelerle kesilmiş olsa da 70-80 yıllık bir demokrasi tecrübesine sahip bir ülke. Özellikle de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan gibi her vesileyle İsrail'e karşı en sert söylemleri dillendiren bir liderin çıkıp açıkça " Ey Trump, Gazze'de binlerce bebeği ve sivili katleden Netanyahu denen bu katil için Müslümanlara hakaret etmekten vazgeç " diye adeta haykırmalıdır.

29 Mayıs 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Muhalefetsiz Demokrasi Türklüğün Şanındandır!

Kaldı ki 70-80 yıllık bir tecrübeye rağmen Türkiye bile henüz evrensel hukuk normlarına dayalı bir demokratik sistem inşa edebilmiş değil. Oysa halen yürürlükte olan anayasası itibariyle Türkiye, kağıt üzerinde bir demokrasi ülkesidir. Komplo teorilerine itibar etmeyen birisi olarak, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinde demokrasinin imkansız olduğunu, bu ülkelerde daha çok monarşi yönetimlerinin hakim olması gerektiğini söyleyen Amerikan büyükelçisi Tom Barrack'ın sözleri üzerinden baktığımda sanki birilerinin Türkiye için başka roller biçtiği gibi bir hisse kapılıyorum. En son CHP'nin 38. Kurultayı konusunda verilen "mutlak butlan" kararıyla birlikte Türkiye'de de muhalefetsiz bir "demokrasi modeli" ne doğru gidişin yolu açılmış bulunuyor. Çok dramatik bir durum ama belki de Barrack'ın dediği gibi Türkiye, Suudi Arabistan, İran ve benzeri ülkelerin demokrasi ile değil, monarşi ile yönetilmeleri daha uygundur! Ancak halen yaşamakta olduğumuz siyasi kaos iklimine rağmen, Türkiye gibi azımsanmayacak demokrasi birikimine sahip bir ülkenin son tahlilde demokrasi dışında bir seçeneğinin olmadığını da bilmek gerekiyor. Büyük şairimiz Yahya Kemal'in "Süleymaniye'de Bayram Sabahı" şiirinin büyük rüyasıyla bütün okuyucularımın Kurban Bayramı'nı yürekten kutluyorum.

27 Mayıs 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Elveda Demokrasi!..

Ne zaman "Galiba bu kez başarıyoruz, makus talihimizi yenerek biz de normal demokratik bir ülke olacağız" diye umutlansak daha sevincimizi bile yaşayamadan tarifi imkansız sıkıntılara maruz kalıyoruz. Ancak şimdi dünyada bir eşi benzeri daha bulunmayan, üstelik de demokratik yollarla seçilmiş sivil bir iktidar döneminde "butlan" elbisesi giymiş yeni bir durumla karşı karşıyayız. Çok net olarak ifade etmek gerekirse İstinaf Mahkemesi'nin, CHP'nin 38. Kurultayı ile ilgili verdiği "mutlak butlan" kararını hukuk mantığı ile izah etmek mümkün değildir. 12 Eylül 1980 darbesinin ardından kurulan Milli Güvenlik Konseyi, darbe sonrasında tüm siyasi faaliyetleri durdurdu. Sonrasında Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Adalet Partisi (AP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Milli Selamet Partisi (MSP) dahil olmak üzere tüm siyasi partiler kapatıldı ve mal varlıkları hazineye devredildi. Yıl 2026, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 'butlan' kararı ile kapatıldı. Şimdi birileri çıkıp "Bu parti kapatma değil, sadece mahkemenin verdiği bir butlan kararıdır" diye aklımızla alay etmeye kalkmasın. Öylesine tehlikeli bir adım atıldı ki; bundan sonra YSK denetiminde yapılan her seçim için hatta bir muhtar seçimi için bile "muhtar para dağıtarak seçmen ayarladı" iddiası üzerinden bir mahkeme kararı çıkartılıp seçim iptal edilebilir.

25 Mayıs 2026 00:01

Mehmet Ocaktan

Türkiye, Soykırım Suçlusu İle Aynı Fotoğrafta Olmaya Devam Eder Mi?

Ama bugün "Siyonist Naziler" in Filistin'deki mezalimini gördükçe, içimden bu İsrailli Führerler'in de bir gün aynısını yaşamasını istemediğimi söylesem yanlış olur. Birkaç gün önce Yusuf Ziya Cömert köşesinde "Nazilerin ruhu siyonistlere 'hulul' etti" cümlesiyle başlayan harika bir tespitte bulundu: "Vampir filmlerinde yerleşmiş bir gelenek vardır. Vampir seni ısırıp kanını emince vampir olursun. O filmlerdeki gibi, Hitler siyonistleri ısırdı, kanlarını emdi, siyonistler Nazi oldu. Toplu katliam, toplu sürgün, toplu hırsızlık, toplu gasp, toplu zulüm. Filistinlileri binlerce yıldır yaşamakta oldukları ülkelerinden sürdüler. Filistinlilerin vatanlarını çaldılar." Gazze'de Amerikan desteği ile soykırım suçu işleyen 'Siyonist Naziler' in eşkıyalığı bitmiyor. 40 ülkeden 426 aktivistin olduğu Küresel Sumud Filosu'nu savaş gemileriyle kuşattı ve ateş etti. ABD'nin, İsrail'in Filistin Yönetimi adına topladığı ancak uzun süredir alıkoyduğu milyarlarca dolarlık vergi gelirinin önemli bir kısmı olan 5 milyar dolarını, Trump'ın öncüsü olduğu ve Türkiye'nin de kurucuları arasında olduğu Gazze Barış Kurulu'na aktarmayı planladığı bildirildi. BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese plana sert tepki göstererek, "Bu üç kez hukuka aykırıdır. Filistin yağmalanacak bir yer değildir" ifadelerini kullandı. Dolayısıyla, iktidar bugüne kadar dillendirdiği "Filistin hamaseti" ile örtüşmese de o kurulda kalmaya devam edecektir.

22 Mayıs 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha