×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Almanya'da Türkoloji Öğrenimi Tehlikede

"BÜYÜK BİR SAYGISIZLIK!" Türkçe'nin Almanca'dan sonra Hessen'de konuşulan "en büyük ve en köklü ikinci anadil" olduğunu hatırlatan Asar, imza kampanyasıyla ilgili açıklamasında, kendi müsteşarlığı döneminde okullarda Türkçe dersleri ve Türkçe öğretmenliği eğitimi alanındaki çalışmalara, pilot projelere dikkat çekerek, "Türkoloji kürsüsünün kapatılmasının büyük emeklerle hazırlanan bilimsel altyapının bir kalemde yok sayılması" anlamına geldiğini belirtti. Asar, "Bu hem büyük bir kaynak israfı, hem de eyaletimizde yaşayan 160 binden fazla Türkiye kökenli insanın kimliğine, kültürüne ve eğitim haklarına yönelik büyük bir saygısızlıktır. Hessen'de Türkçe, evlerde en çok konuşulan ikinci dil konumundadır ve bu dilin akademik ayağını kesmek, geleceğimizin öğretmenlerini yetiştirmeyi imkansız kılacaktır" dedi. Başta Hessen eyaletindeki Türkiye kökenli toplum olmak üzere konuya duyarlı herkesi imza kampanyasına katılmaya davet eden Ayşe Asar'ın bu konuyla ilgili çağrısı şöyle: "Hessen'deki Türkiye kökenli toplum olarak bu skandala karşı tek bir yürek halinde, hep birlikte güçlü bir kamuoyu oluşturmamızın büyük önemini bir kez daha vurgulamak isterim. Eğer sesimizi gür ve bir arada çıkarabilirsek, bu haksız karardan geri adım atılmasını sağlayabiliriz. Burada çok kritik bir noktanın altını çizmek gerekiyor. Bizim tepkimiz ve eleştirilerimiz, bütçe kesintileri ve tasarruf baskıları altında ezilen Giessen Üniversitesi'ne yönelik değildir. Üniversite yönetimi de bu dar boğazın kurbanı edilmektedir. Asıl muhatabımız ve eleştirmemiz gereken odak, Hessen'deki eyalet hükümetinin siyasi iradesidir. Bu siyasi anlayış, yüz binlerce insanımızın kültürel kimliğini, ana dili hakkını ve toplumsal varlığını doğrudan ilgilendiren, aynı zamanda stratejik ve jeopolitik olarak bu kadar büyük öneme sahip bir alanı kolayca gözden çıkarabilmekte, görmezden gelebilmekte ve ihmal edebilmektedir. Bu mücadele sadece bir üniversite kürsüsünü kurtarma mücadelesi değil. Hessen'deki Türkiye kökenli toplumun siyasi ve kültürel ağırlığını, iradesini ve haklarını koruma mücadelesi olabilir. Kamuoyunda hep birlikte baskı yaratabilirsek, eyalet hükümetine geri adım attıracak gücündeyiz." BİR BİLİM POLİTİKACISI Geçtiğimiz yıl şubat ayındaki genel seçimlerde Hessen eyaletinden federal milletvekili olarak seçilen Asar, 2019-24 yıllarında bu eyaleti yöneten Hıristiyan demokrat-Yeşiller koalisyon hükümeti döneminde Kültür ve Bilim Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapmış, Hessen'deki tüm üniversite ve yüksek okullardan sorumlu en üst düzey bürokrat olmuştu. Federal Milletvekili olduktan sonra da partisinin Meclis Grubu'nun "Bilimsel Araştırma, Teknoloji ve Uzay Bilimleri Sözcülüğü"nü üstlendi. Örneğin Frankfurt Üniversitesi'ne bağlı Türkoloji Bölümü 2005-2007 yıllarında "tasarruf ve yeniden yapılanma" sürecine tabii tutularak, kapatılmıştı.

Gürsel Köksal

Kaynak: Birgün

04 Haziran 2026 14:03

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Gürsel Köksal

Ahmet Telli'nin Frankfurt Seyahatnamesi!

Hem kendi insiyatifiyle, hem de davet aldıkça sık sık ziyaret ettiği Avrupa kentlerinin başında Frankfurt var. Ahmet Telli, çeşitli zamanlarda Halkevi ve Alevi Kültür Merkezi başta olmak üzere Frankfurt'taki demokratik kitle örgütlerinin düzenlediği etkinliklerin, Türk – Alman Kulübü'nün ve son olarak da 2022 yılında Uluslararası Tiyatro'nun (Internationales Theather Frankfurt) konuğu oldu. Ahmet Telli de bu ziyaretlerden memnundu. Bir keresinde biz Frankfurt'luların "Ülkü Ablası"nı (geçen yılın sonunda 90'ncı yaş gününü kutladık) evinde ziyaret etmişti. Onunla Türkiye'deki sosyalist harekete, 1970'ler Ankarası'na ilişkin sohbeterine tanık olanlar da var aramızda.

14 Temmuz 2026 13:15

Gürsel Köksal

Avrupa'nın Kendi Nato'su Olabilir Mi?

Önce önümüzdeki dönemde daha da "Avrupalılaştırılacağı" ileri sürülen NATO'nun en azından Avrupa'daki liderliğini üstlenmesi beklenen Almanya'nın Başbakanı Friedrich Merz'in Ankara'dan ayrılırken yaptığı değerlendirmelere bir göz atalım: "Sayın bayanlar ve baylar, şu anda Ankara'daki NATO zirvesini sonlandırıyoruz. Bu yılki NATO zirvesinin Ankara'da, son derece çalkantılı bir dönemde gerçekleşmesi ve hazırlanmasındaki çabalarından dolayı Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bir kez daha şahsen teşekkür ettim. Her şeyden önce, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşı tırmandırmaya devam ettiğine tanık oluyoruz. Bunun hepimiz için sonuçları var. Euro-Atlantik bölgesinde özgürlük, güvenlik ve refah için sonuçları var. Bu nedenle, geçen yıl Lahey'deki NATO zirvesinde, savunma harcamalarımızı on yıllık bir dönemde milli gelirlerin yüzde beşine çıkarmayı kabul etmiştik. Ankara'da, ilk sonuçları değerlendirme fırsatı bulduk ve sonuçlar son derece olumlu. Sadece son on iki ayda, NATO'nun Avrupa üyesi ülkeleri savunma harcamalarını 100 milyar avrodan fazla artırdı. Almanya'nın payı yaklaşık 25 milyar avro. Savunma harcamalarımızı neredeyse 125 milyar avroya çıkardık. 2022'den bu yana dört yıl içinde savunma yatırımlarımızı ikiye katladık. Böylece Lahey'de kararlaştırılan yüzde beş hedefine planlanandan çok önce ulaşacağız. Bu rakamlar sözlerimizi eyleme dönüştürdüğümüzü gösteriyor. Bu büyük girişime kendimizi adadık ve bunu gerçekleştiriyoruz—kimseye iyilik yapmak için değil, kendi güvenliğimizi güçlendirmek için. Bunu kendi çıkarımız için yapıyoruz. Rusya her gün siber saldırılar, sabotaj, casusluk ve hedefli dezenformasyon yoluyla kararlılığımızı test ediyor. Bu nedenle, Ankara'da NATO Antlaşması'nın 5'nci maddesine olan bağlılığımızı açık ve net bir şekilde yeniden teyit etmemiz çok önemliydi." Merz "Ankara ruhu" gibi kavramlarla süslediği değerlendirmesinin sonunda da şöyle diyor: "Yani Ankara'da her açıdan başarılı olduğumuz iyi bir gün geride kaldı. Yeni NATO'yu kurma yolunda önemli bir adım attık. Şöyle özetlemek isterim: Bugünden itibaren NATO her zamankinden daha da Avrupalıdır ve transatlantik bağı da güçlü bir biçimde kalacaktır. Erişilmez güçte kalacaktır, her şeyden önce de birlik içinde." Bizce "NATO 3.0" olarak tarif edilen bu yeni durumun üç önemli ayağı var: Birincisi meşhur 5'nci madde, ikincisi hep vurgulanan "birlik içinde olma" durumu, üçüncüsü da Trump'lı ABD'nin bu birliğin bir parçası olması. "Başarılı zirve" imajına rağmen bütün bunların doğru olmadığını biliyoruz. 5'nci madde ve Trump Amerika faktörünü de Almanya'nın en büyük radyo televizyon kurumlarından WDR'nin Brüksel NATO muhabirinin zirve değerlendirmesinden aktaralım: "Bugün, birçok Almanın kendisine şu soruları sorduğu bir gün: İran'la savaş mı? Bu daha ne kadar sürecek? Benzin ve dizel fiyatları yine mi artacak? vesaire. Bence bugün, neyin artık eskisi gibi devam edemeyeceğinin her zamankinden daha net görülebildiği bir gün. Bu da bildiğimiz şekliyle NATO'nun hikayesidir. Not almanız için söylüyorum: Donald Trump, bugünden itibaren İran'la karşı uluslararası hukuka aykırı bir savaşı yeni bir boyuta taşıyor. Kendisini bu konuda eleştiren İspanya ile ticareti askıya almak istiyor. Bu savaşın bir NATO operasyonu olmadığını belirten ülkelere de benzer tehditler savuruyor. Ah, bir de tabii ki Grönland'ın ABD'nin bir sonraki eyaleti olması gerekiyor. Müttafik kelimesi Trump için muhtemelen yabancı bir sözcük. Farklı bir şekilde ifade etmek gerekirse: Bugün yaşananlardan sonra, Rusya'nın olası bir saldırısında—diyelim ki Litvanya'ya—böyle birinin gerçekten ABD'den asker göndereceğine kim ciddi ciddi inanabilir? Ben, NATO'nun karşılıklı savunma taahhüdü olan 5. Madde'nin öldüğüne inanıyorum. Ve bununla birlikte bildiğimiz şekliyle NATO da ölmüştür. Politikacıların çıkıp 'Bu doğru değil, NATO'nun nabzı hâlâ atıyor' demelerini anlıyorum. Ancak bence kendileri de gerçeği çok daha iyi biliyorlar." Bildiğimiz NATO öldü, Yeni NATO'nun nasıl olacağını bilemiyoruz. Misafirlere bir de kitap hediye etmiş Cumhurbaşkanı: "Cesaret Politikası: Erdoğan ve Türkiye'nin Yükselişi". Ankara'dan gayet memnun, hem silahlanmış hem de entelektüel destek almış vaziyette ayrılan liderler, şimdi önce kendi halklarına, her fırsatta "demokratik sistemle yönetilen ve demokrasileri korumayı hedefleyen ülkelerin ittifakı" olarak tanımladıkları NATO'nun hiç de "demokratik olmayan" bir ülkesindeki misafirliklerini ve o ülkenin liderinden alıp bellerine taktıkları tabancalarını izah edecekler.

11 Temmuz 2026 05:00

Gürsel Köksal

Dünya Kupası Hezimeti De Aşırı Sağa Güç Verecek

Göreve geldiğinden beri zaten "sevilmeyen politikacılar" listesinin en başında yer alan Merz, önce Ekvador'a, sonra da Paraguay'a yenilerek turnuvadan ayrılan milli takımla ilgili olarak "Her ne kadar elenmek canımızı yaksa da... Ne harika bir maçtı! Bu Dünya Kupası'ndaki mücadeleniz ve takım ruhunuzla ülkemizi hayran bıraktınız. Sizinle gurur duyuyoruz.!" mesajıyla ağır tepkiler aldı. MERZ'İN KENDİSİNE ATTIĞI GOL İşin kötüsü siyasetten ekonomiye tüm alanlardaki başarısızlıklar ve memnuniyetsizlerden beslenen aşırı sağcı parti AfD'nin (Almanya için Alternatif) "milli spordaki" hezimetten de güçleneceği kesin. İktidardaki Hristiyan ve sosyal demokrat partiler koalisyonunun toplam oy oranı ise yüzde 34'e kadar gerilemiş durumda (CDU/CSU yüzde 22 ve SPD yüzde 12). Aslında Almanya'ya 2014'te Brezilya Dünya Kupası'nda şampiyonluğu getiren milli takımdaki üstün başarılı göçmen kökenli oyuncular (Mesut Özil, Sami Khedira, Jerome Boateng, Miroslav Klose, Lukas Podolski ve Shkodran Mustafi) sayesinde, ülkedeki yabancı düşmanlarının sesi bir süre kesilmişti. Ancak 2018'de Rusya'daki turnuvada durum değişti. Özil'in Londra'da Erdoğan'la birlikte çektirdiği fotoğraf ve hediye ettiği imzalı Arsenal formasının üzerindeki "Sayın Cumhurbaşkanım'a saygılarımla" sözleriyle tartışma daha da alevlendi. GÖÇMEN OYUNCULAR Daha sonra Almanya Milli Takımı'nın kaptanlığına kadar yükselen İlkay Gündoğan, Mesut Özil'le birlikte vatandaşı oldukları ülkenin, yani Almanya'nın Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier'i Berlin'deki Bellevue Sarayı'nda ziyaret etti. "Almanya'nın değerlerine bağlı olduklarını ve Alman millî takımı için oynamaktan gurur duyduklarını" açıklayarak bu skandalın neden olduğu zararları azaltmaya çalıştılar. "Başarılı olduğum zaman Alman, kaybettiğimizde göçmen oluyorum" diyerek eleştirilerini sürdüren Özil de milli takımdan istifası ve ondan sonraki Türkiye macerasıyla buradaki tahribatın daha da büyümesine neden oldu. Bu gollerin üçü Türkiye kökenli bir ailenin çocuğu olan Deniz Undav'dan geldi ve tıpkı bir zamanlar Mesut Özil'e olduğu gibi o da medyada adeta bir "ulusal kahraman" gösterildi.

03 Temmuz 2026 05:00

Gürsel Köksal

Ege'de Türk-yunan Dostluğu Senfonisi: Göç Bitmeyen Bir Yaradır

Fuat Saka'nın göçmenlerin acılarından, umutlarından ve Ege'nin "karanlık suları"nda yaşanan insanlık dramlarından esinlenerek bestelediği Göç Senfonisi, yeniden doğduğu coğrafyada dinleyiciyle buluşacak. "Karanlık Sular" alt başlığını taşıyan eser, 3 Temmuz Cuma akşamı Bodrum Turgutreis'te, 4 Temmuz Cumartesi günü ise Datça'da Muğla Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası tarafından seslendirilecek. Saka, göç temasına yönelme nedenini şu sözlerle ifade etti: "Yaşamımın 20 yılını zorunlu olarak çıktığım yurtdışında geçiren ve kısa sürede sürgüne dönüşen göçmenliği hemen her açıdan yaşayan bir sanatçı olarak insanlığın en önemli sorunlarından biri olan göç konusunda yeni ve kalıcı bir müzik eseri vermek benim için bir görevdi." Göçün yalnızca bugünün değil, insanlık tarihinin en eski meselelerinden biri olduğunu vurgulayan Saka, "Göç bitmeyen bir yara, dinmeyen bir sızı" dedi. Saka, eserin "Karanlık Sular" alt başlığını taşımasının nedenini ise Bodrum ve Datça konserleri üzerinden şöyle anlattı: "Bodrum ve Datça, Türkiye'nin masmavi deniz kıyısındaki en güzel yerlerinden. Ancak bu denizin suları Avrupa'ya göç etmek, sığınmak için geçiş yolu olarak kullananlar için hiç de masmavi değil. Buralar birçok insanın yaşamını yitirdiği karanlık sular aynı zamanda. Bu başlığı bizim senfonimize tam da bu nedenle verdim." "ŞANSLI HİSSEDİYORUM" Atinalı solist Ioanna Forti, Göç Senfonisi'nin beş şarkısını seslendirecek. Forti, "Bir sanatçının bu konuda bir eser ortaya koymasını cesurca buluyorum. Özellikle de bizzat göç deneyimi yaşamış bir sanatçıysa... Gerçekten çok güçlü bir eser" dedi. Göç Senfonisi'nin hazırlık sürecinde Türk dili ve kültürünü daha yakından tanıdığını belirten Forti, şunları söyledi: "Sanatçı Fuat Saka'yı keşfetme ve Türk dili ile kültürünü bu denli yakından tanıma fırsatı bulduğum için kendimi gerçekten çok şanslı hissediyorum. 'Karanlık Sular'ın hazırlık sürecinde o kadar etkilendim ki Türkçe dersleri almaya başladım. Türkçe telaffuza ve dilin akışına mümkün olduğunca yaklaşabilmek için çok çalıştım." Göç Senfonisi'nin dikkat çeken yönlerinden biri de klasik orkestra yapısını geleneksel enstrümanlarla buluşturması olacak. KABINA SIĞMAYAN PROJE Çoban kavalıyla senfoniye geleneksel tınılar taşıyan Cihan Yurtçu ise Göç Senfonisi'ni "kabına sığmayan bir proje" olarak tanımladı.

02 Temmuz 2026 05:00

Gürsel Köksal

Kadir Abi, Almanya'da Da Derin İzler Bırakarak Gitti

Örneğin Almanya'daki en eski ve kapsamlı Türk film etkinliği olan Nürnberg'deki "Türkiye Almanya Film Festivali"nin 2016 yılında, "Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali"nin de 2019 yılındaki onur konuğu olarak Almanya'ya gelmişti. Kadir İnanır'ın cenazesine katılmak üzere Türkiye yolculuğu öncesinde kendisine ulaşabildiğimiz Nürnberg Film Festivali Başkanı Adil Kaya, "Kadir İnanır festivaliminiz açısından da çok özel bir değerdi. Onu tarif etmek gerçekten çok zor. Kaybını kabul etmek ise çok daha da güç. Nürnberg'de onu Avrupa'nın en önemli sinema oyuncularından Mario Adorf karşılamıştı. Adorf, onunla görüşmelerinden o kadar etkilenmişti ki, törende kendisine ödülü takdim ederken yaptığı konuşmasında 'Kadir, kardeşim benim, bu kadar güzel bir insan nasıl olunabilir!' demişti. Milliyetçi-ırkçı tayfadan vaz geçtim de, Kadir İnanır'ın enternasyonal sanatçı ve insancıl derinliğinin değerini kimler iyi anlayabildi?" diye konuştu. ALMANYA'YA BAĞLANTILI FİLMLER Kadir İnanır, 2019 yılında da "Uluslararası Frankfurt Türk Film Festivali Onur Ödülü"nü almıştı. Frankfurt'taki festivalin o yılki açılış filmi de İnanır'ın rol aldığı son sinema filmi "Kapı" olmuştu. Ünlü oyuncunun kariyeri boyunca kamera karşısına geçtiği 180'in üzerinde sinema filmi arasında, son filmi "Kapı"dan başka, başrollerini Türkan Şoray'la paylaştığı 1972 yapımı "Dönüş" ve başrollerini Filiz Akın'la paylaştığı 1974 yapımı "Almanyalı Yarim" gibi filmler de Almanya bağlantılı öyküleri içeriyordu.

27 Haziran 2026 20:05

Gürsel Köksal

Nato Zirvesi Öncesinde Batı'nın Erdoğan'a Bakışı

Önümüzdeki günlerde NATO zirvesine ev sahipliği yapacağı için Türkiye'yle ilgili Batı medyasındaki yayınlarda sıkça rastladığımız gibi bu analiz de görece sert bir başlıkla ve giriş cümlesiyle başlıyor, anca "Türkiye'nin (ya da Erdoğan'ın bizzat kendisinin) Batı için ne kadar vazgeçilmez" olduğuna dair değerlendirmelerle bitiyor. Şöyle başlıyor: "Türkiye. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ülkesindeki demokrasiyi tasfiye ediyor. Ancak şu an dünya siyasetinde açısından onu görmezden gelmek mümkün değil. Batı, temmuz başında Ankara'da yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu farklı durumu nasıl idare edeceğini kendine sormak zorunda." Analizin içinde Erdoğan'a ilişkin başlıktakinden daha sert ifadeler de var. Erdoğan'ın 2023 seçimlerinden sonra popülaritesinin azaldığına ve hemen hemen tüm metropollerdeki seçimleri kaybettiğine dikkat çekildikten sonra "Cumhurbaşkanı, artık bir seçimi olağan yollarla kazanamayacağının fark etmiş olmalı. Muhtemelen bu yüzden de ülkeyi artan bir şiddetle yönetiyor" deniliyor. Bundan sonrasını aktaralım: "Devlet başkanının Türkiye'yi bir otokrasiye dönüştürme sürecini ne kadar utanmazca yürüttüğü, en büyük muhalefet partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'ne (CHP) karşı tutumunda açıkça görülüyor. Geçen yıl, en popüler CHP'li siyasetçi olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nu sözde yolsuzluk iddiasıyla tutuklattı. Ardından çok sayıda üst düzey CHP'li yetkiliyi de hapse attırdı. Mayıs ayında bir adım daha ileri gitti. Bir mahkeme, muhtemelen Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen talimatla, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in görevden alınmasına karar verdi." Burada dergiyle görüşen Özel'in Batı'ya yönelik çağrılarına, Türkiye'de demokrasinin kesin olarak ortadan kaldırılmasına, bundan sonra artık serbest seçimlerin yapılamayacağına dair tespitlerine ve "Avrupalı dostlarımız, eşiklerinde bir otokrasi mi yoksa bir demokrasi mi istediklerine karar vermeli ve buna göre hareket etmeliler" uyarısına da yer veriliyor. "Erdoğan'ın kendisini NATO ortağı olarak vazgeçilmez kıldığı"nı tespitini yapan Erdmann'la ilgili bölüm de şöyle: "Başarının arkasında siyasi bir strateji yatıyor. Erdoğan artık başka devletlerin, Türkiye'deki insan hakları durumunu gerekçe göstererek silah satışını reddettiği bir 'yalvaran' olmak istemiyor. Erdoğan'ın damadının sahibi olduğu Baykar gibi en önemli silah şirketlerinin birçoğu devletle iç içe geçmiş durumda ve devlet demek Erdoğan demektir. Savunmaya yoğun bir şekilde yatırım yapmak, Erdoğan'ın birçok Avrupa ülkesinden daha önce attığı önemli adımlardan biriydi. Diğeri ise ülkesini jeopolitik olarak ustaca konumlandırmasıydı. Martin Erdmann, hem NATO'yu hem de Türkiye'yi iyi tanıyor. Almanya'nın NATO'da temsilcisiydi ve ittifakın en üst düzey makamları arasında yer alan NATO Genel Sekreter Yardımcılığı'nı beş yıl yürüttü. 2015-20 yılları arasında da Almanya'nın Ankara Büyükelçisiydi. Görev süresi boyunca Erdoğan'a yönelik darbe girişimini ve ardından gelen siyasi tasfiyeleri, Türkiye'nin başkanlık sistemine dönüşümünü ve Deniz Yücel ile Peter Steudtner gibi Alman vatandaşlarının tutuklanmasını yaşadı. Erdmann, Ankara'daki hükümeti övecek biri değil. Yine de şöyle diyor: 'Erdoğan kendisini NATO ortağı olarak vazgeçilmez kıldı.' Emekli büyükelçi, Türk Cumhurbaşkanı'nı şu anda dünyada yaşanan çoklu krizlerin az sayıdaki kazananından biri olarak tanımlıyor. 'Türkiye, Avrupa için istikrarsız bir bölgenin dayatmalarına karşı bir güvenlik duvarıdır.'" Analize göre Erdmann'ın değerlendirmesinin Brüksel ve Ankara'daki Batılı diplomat ve politikacılar da paylaşıyor. Avrupalı bir üst düzey diplomat bu durumu şöyle özetliyor: "Türklerden Rusya'ya baskı yapmamıza yardım etmelerini istiyoruz. Türk silah sanayisinden de yararlanabiliriz." Artık Batı'nın Erdoğan'a, onun Batı'ya ihtiyacından daha fazla ihtiyacı olduğuna işaret edilen analiz şöyle bitiyor: "NATO kritik bir aşamadan geçiyor. Trump, ayrılmakla tehdit etti. Avrupalılar, Erdoğan'ı ABD başkanıyla bir köprü kurabilecek biri olarak görüyorlar. NATO zirvelerinden önce sürprizleri önlemek için birçok detay önceden görüşülür. Ancak Trump söz konusu olduğunda, pek çok şey onun o anki ruh haline bağlıdır ve ev sahibi burada etkili olabilir. Türkiye NATO zirvesine en son 22 yıl önce ev sahipliği yapmıştı. Yani Haziran 2004'te, George W. Bush'un Irak Savaşı'nın başlamasından yaklaşık bir yıl sonra. Bugün hala görevde olan tek NATO lideri ev sahibi Erdoğan." ABD'nin desteğini kesmesine rağmen Ukrayna son dönemlerde savaşta durumu kendi lehine çevirmeye başlar gibi oldu.

27 Haziran 2026 05:00

Gürsel Köksal

"Selamün Aleyküm Sigarası"nın Öyküsüyle Türk–alman Tarihi

Yalçın, Dresden'de 1900'li yıllarda kurulan ve cami görünümlü mimarisiyle tarihe geçen Yenice Sigara Fabrikası'nın öyküsünden hareketle "Selamün Aleyküm Sigarası / Osmanlı – Almanya İlişkilerinde Tütün ve Siyaset" başlığı altında yayınlanan kitabında, sadece bu fabrikayı değil, öncesi ve sonrasına ilişkin bir bölümü ilk kez ortaya çıkan zengin bir tarihi, siyasal ve kültürel arka planını da ele alarak uzun okurlarıyla uzun bir yolculuğa çıkıyor. Almanya'da 30 yıl boyunca Türkçe öğretmenliği de yapan Yalçın, bu konuyu araştırmaya 2017 yılında Bochum'daki Güneş İlkokulu'da öğrencileriyle "Ben kimim, nereden geldim?" ve "Türkiye – Almanya ilişkileri" konusunu işlerken Dresden'deki yedi minareli, üç şerefeli, kubbeli sigara fabrikasıyla karşılaştıktan sonra başlamış. Günah değil mi?" sorusu üzerine başlattığı ve yıllar süren araştırmalarının sonunda ortaya çıkan 408 sayfalık, çok sayıda tarihi belge ve görsel malzeme içeren kitabı kısa bir süre önce İstanbul'da Yeni Anadolu Yayınları (YAY) tarafından yayınlandı. Yalçın kitabıyla ilgili olarak "Bu kitap bir tarih kitabı değildir" diyor, ancak Bochum'dan başlattığı, Dresden ve İstanbul'da sürdürdüğü yıllar süren tarih yolculuğunun bu kapsamlı belgesel eserin, o dönemleri araştıran tarihçiler için de zengin bir kaynak olduğuna şüphe yok. Türk tütününün Avrupa'ya uzanan serüveninin yanısıra, 1600'lerden sonra Avrupa'da yayılan "Türk modası", Saksonya Kralı'nın kurduğu "Yeniçeri Ordusu" ve mehter takımı gibi renkli ayrıntıları da içeren kitap, aynı zamanda Alman emperyalizminin Osmanlı İmparatorluğu'na nüfuz etme siyasetini tarihsel arka planıyla birlikte daha iyi anlayabilmek için önemli bir başvuru eseri niteliğinde. Bu konu derste önlerine geldiğinde öğrencilerine okuyup, öğrenmeye, aratıştırıp yazmaya ve soruları yanıtlamaya söz verdiğini belirten Yalçın, kitabını o dönemki öğrencilerine seslendiği bir mektupla noktalıyor: "Sizlere söz verdiğim zaman bu konunun derinliğini, genişliğini, önemini bilmiyordum. İyi ki varsınız." 40 KİTAPLI, ÇOK ÖDÜLLÜ YAZAR Kemal Yalçın, 1952 yılında Denizli'nin Honaz bucağında doğdu. Isparta Gönen Öğretmen Okulu'nda okudu. İstanbul Çapa Yüksek Öğretmen Okulu ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi. Türkiye'de felsefe öğretmenliği, gazetecilik ve yayıncılık yaptı. Yazarlık hayatına 1973'de başladı. Bugüne kadar 40 kitap yayınladı. Kitapları, yazıları, şiirleri 16 dile çevrildi. Kitaplarının hepsini Almanya'da yazdı. Şiir, öykü ve romanlarında barış, kardeşlik, dostluk, vefa, toplumsal uyum, birlikte yaşam, insan ve doğa sevgisini işledi. Anadolu'nun Evlatlarının başlarına gelen acı ve tatlı olayları, Türkiye'de tabu olan konuları ele aldı. Emanet Çeyiz adlı romanıyla Türk edebiyatında mikro tarih belgesel roman tarzında yeni bir çığır açtı.Anadolu'nun Evlatlarının gerçek romanlarını yazdı. Seninle Güler Yüreğim adlı belgesel romanı, 2015 yılında ABD'de sahnelendi. Duisburg-Essen Üniversitesi Turkistik Bölümü tarafından 2016 yılında "Kemal Yalçın Arşivi" kuruldu. Haymatlos adlı kitabında, 1933-1945 döneminde, Nazi rejiminden kaçarak Türkiye'ye sığınmış olan Alman bilim insanlarının ve Haymatlos Almanların Türkiye'de yaşadıkları hayatı romanlaştırdı. Almanya'da iki dilli çocuk kitapları yayınladı. Almanya'da, Bochum şehrinde, 30 yıl Türkçe Öğretmenliği yaptıktan sonra 2018 yılında emekli oldu. Halen Almanya ve Türkiye'de yaşamaktadır. Yalçın'ın şiirleri, romanları, araştırmaları, çocuk kitapları şimdiye kadar çok sayıda saygın edebiyat ödülüne layık görüldü. 1998 yılında aldığı "Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı Roman Başarı Ödülü" ve "Abdi İpekçi Dostluk ve Barış Özel Ödülü"yle, bir yıl sonra aldığı "Türkiye–Yunanistan Dostluk ve Barış Ödülü" gibi.

24 Haziran 2026 14:52

Gürsel Köksal

Usta Müzisyen Hasan Yükselir: "Dünya Müziklerini Buluşturarak Ortak Yaşam Alanları Yaratıyoruz!"

Almanya'da Türkiye kökenli kültür sevdalılarının düzenlediği ve farklı kültürleri, gelenekleri buluşturan müzik festivallerinin başında gelen MainWelt Müzik Festivali'nin 12'ncisi de geride kaldı. Usta Müzisyen Hasan Yükselir'in Genel Sanat Yönetmenliği'ni üstlendiği festival, yıllardır Frankfurt'un komşu kenti Offenbach'taki tarihi Büsing Sarayı'nda gerçekleştiriliyor. Bu yılki festivalde Şef Fırat Yükselir yönetimindeki Capitol Senfoni Orkestrası, çeşitli ülkelerden gelen dünya müziğinin seçkin sanatçılarıyla aynı sahnede buluştular. Başladığından beri bu etkinliğin konseptini belirleyen ve kendisi de solist olarak sahnede yer alan Genel Sanat Yönetmeni Hasan Yükselir, festivalin "neyi başardığı?" sorusunu şöyle yanıtlıyor: BİR GELECEK PROVASI "MainWelt Musik Festivali sadece bir müzik etkinliği değil. Farklı kimliklerin eşit şekilde var olduğu, çeşitliliğin üretken bir güce dönüştüğü, birlikte üretmenin, birbirini dinlemenin ve ortak bir ses oluşturmanın somutlaştığı bir ortak yaşam alanıdır. Bu yönüyle festival, insanların birbirine yabancılaşmadığı, aksine birbirinin sesinde kendi varlığını bulduğu bir gelecek provasıdır. Demokratik, çoğulcu, barışçıl ve birlikte yaşam kültürünün canlı bir modeli. Farklı kimlikleri tanıyan ve bütün kimliklerin birlikte, eşit olarak var olmasını sağlayan bir anlayış, bireylerin topluma olan aidiyetini güçlendirir. Bu anlayış toplum içinde karşılıklı saygıyı artırır, toplumsal dayanışmayı güçlendirir ve 'farklılık içinde birlik' ilkesini yaşama geçirir. Sonuç olarak toplumsal barışı ve ortak yaşamı daha sağlam temellere oturtur. Sonuçta Almanya da yaşıyor, festivali Almanya'nın Offenbach am Main şehrinde yapıyoruz. Dolayısıyla bu yaklaşım, Almanya bağlamında özellikle önemli. Çünkü Almanya da artık çeşitlilik sadece bir gerçeklik değil, aynı zamanda yaşayan demokrasinin vazgeçilmez bir koşulu ve barış içinde birlikte yaşamanın temelidir." YENİ BİR MÜZİKAL HAKİKAT! "Farklı coğrafyalardan gelen geleneksel ezgilerin klasik batı orkestrası kalıpları içine sokularak bir nevi "ehlileştirildiği" veya entegrasyon adına asimile edildiği yönündeki bir düşünce, seyircilerin kafasında bir soru işareti olarak gelişebilir. Kültür-sanat dünyasında genel kabul gören bir algı vardır. Batı klasik formları, arkasındaki devasa müzik endüstrisinin de gücüyle, her şeyi yutan baskın bir merkez olarak konumlanır. Bu merkez kuşkusuz çok güçlüdür. Ancak, yerel ya da dışarıdan gelen gelenekleri bu yapının içinde eriyen edilgen unsurlar olarak görmek, bana göre eski, tek taraflı ve eksik bir anlayıştır. Farklı coğrafyaların özgün sesleri, Batı formlarının içinde erimek yerine, onunla dinamik bir etkileşime girer, merkezi sarsar, zenginleştirir ve kendi özgünlüğünü koruyarak yeni bir müzikal hakikat doğurur. Böyle düşünmeyi tercih ederim. EŞİTLER ARASI REZONANS İLİŞKİSİ "Geleneksel Anadolu, Balkan veya Tunus ezgilerinin bir klasik batı müziği formatlı bir oda orkestrasıyla buluşması, baskın bir kültürün diğerini 'ehlileştirmesi' ya da 'asimilasyon' değil; farklı müzikal hafızaların birbirini dönüştürdüğü, eşitler arası bir rezonans ilişkisidir. Mesela müzik tarihi, ezilenlerin veya savaş, sefalet nedenleriyle göçenlerin müziğinin, hiçbir kalıba sığmayıp dünyayı nasıl dönüştürdüğünün en somut kanıtlarıyla doludur. Fakat bu İspanya'dır. Aksine sınırları yıkarak kendi egemenliklerini ilan etmişlerdir." Festivalde solist olarak da sahneye çıkan Usta Sanatçı Hasan Yükselir, kızı Dijle'ye düet yaparken, arkadaki orkestrayı yöneten şef de oğlu Fırat Yükselir idi. SOSYOLOJİK GERÇEKLİK! "Ayrıca sosyolojik bir gerçeklikle yüzleşmek zorundayız. MainWelt Müzik festivali bunları başarıyor, ömrümüz yettiğince daha nice ve çok güzel müzikal değerlerle karşılaştırmayı buluşturmayı hedefliyoruz."

23 Haziran 2026 18:42

Gürsel Köksal

Almanya'nın Büyük Hezimeti

Yeni seçilen üyeler 1 Ocak 2027 tarihinden itibaren Güvenlik Konseyi'nde, beş daimi üye ülke ve 2026-27 dönemi için seçilmiş olan diğer geçici ülkeler Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Liberya, Letonya, Kolombiya ve Bahreyn'le birlikte yerlerini alacaklar. ABD VE İSRAİL'İ DESTEKLEDİ En sonuncusu 2019-20 yıllarında olmak üzere Federal Almanya şimdiye kadar altı kez Güvenlik Konseyi'nde geçici üye olarak yer almış ve bu son üyelik sürecinin sonunda, yani 2020 yılında 2027-28 dönemi için yeniden başvuruda bulunmuştu. Almanya'nın da katılmasıyla birden bire Almanca konuşan, iki komşu ülke birbirine "rakip" olmuştu. Başvurusunu geç yapmasına rağmen Almanya'da ise, zamanı geldiğinde bu "küçük" AB ülkesini oylamada geride bırakacağına dair beklenti çok güçlüydü. Almanya 2020'deki Almanya değildi. Portekiz 134, Avusturya 131 oy alırken Almanya ise sadece 104 oyla geride kaldı. Avusturya basınında Almanya'ya karşı kazanılan bu başarı, "yeni bir Cordoba Mucizesi" olarak kutlanıyor. Arjantin'de 1978'de oynanan Dünya Kupası'nda Avusturya, bir önceki kupada Dünya Şampiyonu olan Almanya'yı 3-2 yenerek daha ilk turda elenmesine neden olmuştu. Sonuçta Avusturya da elenmişti ancak, Almanya'da "Cordoba Hezimeti" olarak tarihe geçen bu durum, komşu ülke için yine de "mucize"ydi. Almanya'nın bu kez de Amerika kıtasının kuzeyindeki New York'ta Avusturya'ya yeni bir "mucize" hediye etmiş oldu.

05 Haziran 2026 05:00

Gürsel Köksal

Alman Askerine Ülke Dışında Yeni Görevler

Almanya Trump'ın İran'a karşı yürüttüğü saldırılara destek talebini "bu bizim savaşımız değil" diyerek reddeden ilk ülkelerdendi. Suriye'de iç savaş sürerken Türkiye hava sahasını korumak için NATO'nun "Aktif Savunma" operasyonu kapsamında 2013 yılında Kahramanmaraş'a konuşlandırılan bu birlikler, iki ülke arasındaki ilişkilerdeki sorunlar nedeniyle iki yıl sonra buradan ayrılmıştı. O dönemler Alman hava kuvvetlerinin bu operasyon kapsamında İncirlik'te konuşlandırılmasından 2017 yılında Türkiye'nin Alman milletvekillerinin bu üssü ziyaret etmesine izin vermemesi üzerine çıkan krizin ardından vazgeçilmişti. Yani Almanya yıllar sonra yeniden Türkiye'nin hava savunmasına aktif destek vermeye karar vermiş durumda. Alman hükümetlerinin (sosyal demokratların dâhil olduğu koalisyonlar dahil, ki son yıllardaki tüm koalisyonlarda ya büyük ya da küçük ortak olarak yer alıyorlar) aslında geçmişte de Türkiye'deki "tek adam yönetimiyle" pek büyük sorunu yoktu. Wadephul'un Almanya'nın Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üyelik sürecini destekleyeceğine ve silah sanayi alanında iki ülke arasındaki işbirliğini geliştirileceğine dair açıklaması, Türkiye'yi hem NATO'nun "önemli bir üyesi", hem de AB'nin "önemli bir ticaret ortağı" olarak övmesi, Genelkurmay Başkanı Bayraktaroğlu'nun geçen ayki Almanya'yı ziyareti, Almanya'nın Ankara'daki Büyükelçisi Sorg'un Türkiye'yle ilgili olumlu açıklamaları, geçmişteki soğuklukların geride kaldığını gösteriyor. Almanya 1950'li yıllardan 1990'lara kadar askerlerini ülke dışına sadece manevralara ya da insani yardım operasyonlarına katılmak üzere gönderdi. 1991 yılından bu yana önce Körfez Savaşı'nda, sonra Balkanlardaki savaşta, daha sonra Afganistan'da, Afrika'da, ardından Akdeniz'de ve Kızıldeniz'de Alman askeri birlikleri, çeşitli uluslararası askeri görevler üstlendiler. Bütün bunlar tabii ki "savunma" ve potansiyel saldırganı "caydırma" amaçlı. Sosyal demokratların ortak olduğu hükümetten Türkiye'deki sosyal demokrat muhalefete yönelik "yargı darbesiyle" ilgili bırakın eleştiriyi, sıradan bir "endişe" açıklaması bile gelmedi. Bu da tabii ki iki ülke arasındaki "stratejik ilişkiden" kaynaklanıyor. Karşıdaki potansiyel saldırgan da "günümüzün Hitleri" ilan edilen Putin ile İran'daki kanlı molla rejimi olduğu için barış hareketi "abandone olmuş" durumda.

23 Mayıs 2026 05:00

Gürsel Köksal

Almanya Barış İçin Aracı Olabilir Mi?

Rusya'da kutlanan "Zafer Günü" vesilesiyle bir açıklama yaparak, Ukrayna'yla barış görüşmelerine hazır olduklarını açıklayan Putin'e ilk ret yanıtı Almanya'dan geldi. Putin, Nazi Almanyası'nın kayıtsız şartsız teslim olduğu 9 Mayıs'ta (Batı Avrupa'da 8 Mayıs) Moskova'da düzenlenen geleneksel kutlamalardan sonra yaptığı açıklamada, Almanya'nın eski Başbakanı Schröder'i de arabulucu olarak önermişti. Schröder, dört yıl önce, Ukrayna Savaşı başladıktan kısa bir süre sonra, kendi inisiyatifiyle de arabuluculuk girişiminde bulunmuş, Putin ve Ukraynalılarla görüşmeler yapmıştı. Putin'le olan yakın dostluğu ve Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra Rus enerji firmalarının temsilciliklerini üstlenmesi nedeniyle ağır eleştiriler alan Schröder, "arabulucu" olarak şimdi bizzat Rusya devlet başkanı tarafından gündeme getirildi. PUTİN'İN SÜRPRİZ ÖNERİSİ Putin barış görüşmelerini gündeme getirip bir Alman politikacıyı arabulucu olarak önerirken, Almanya'nın sosyal demokrat Savunma Bakanı Pistorius ise Ukrayna'nın başkenti Kiev'de iki ülke arasındaki çok sayıda ortak silah ve cephane üretimi projeleriyle ilgili işbirliğini geliştirmeye kararlı oldukları mesajı veriyordu. Öte yandan gelişmeleri serinkanlılıkla değerlendiren bağımsız analistler bu durumun gerçekten de bir barış fırsatına yol açabileceğine işaret ettiler. Bunlar Putin'in artık savaşın başındaki maksimalist taleplerini içermeyen yeni açıklamalarının yanı sıra, Moskova'da önceki yıllardakinin aksine "tanksız-topsuz" yapılan geçit törenindeki düşük katılımı bir "yumuşama" mesajı olarak görüyorlar. Ancak Putin'in önerisi, onun Ukrayna'ya şu anda en büyük askeri ve ekonomik yardım veren Avrupa'nın en büyük ülkesi olan Almanya'nın ağırlık koyabileceği bir süreci kabul ettiğini gösterdiği için ciddi bir fırsattı. Son olarak Nazi Almanyası'nın teslim olduğu 8 Haziran "Kurtuluş günü'nde" ülkenin dört bir yanında, 150 yerde binlerce anti faşist öğrenci, derslere girmeyerek sokağa çıkıp bir yandan "savaşa hayır" mesajlarını topluma iletirken, diğer yandan da zorunlu askerlik hazırlıklarını protesto ettiler.

15 Mayıs 2026 05:00

Gürsel Köksal

Trump Almanya'dan Asker Çekerse Ne Olur?

Merz sözkonusu toplantıda İran savaşıyla ilgili konuşurken Trump'ın "açık bir stratejisi olmadığı"nı ileri sürmüş ve Trump'ın başlattığı ABD – İran arasındaki müzakereler sırasında İran'daki yönetimin "Amerika'yı aşağıladığı" yorumunu yapmıştı. Bu vesileyle Almanya'yla ilgili daha önce de hem kendisi, hem de yardımcıları tarafından dile getirilen "çökmüş ülke" tespitini de tekrarladı, Almanya'daki Amerikan askerlerini geri çekeceğini duyurdu. Askeri kaynaklara göre Almanya'da toplam 39 bin Amerikan askeri görevli ve bunların 5 binin çekilmesi sözkonusu. Askeri uzmanlarca "Amerika'nın Avrupa'nın ortasındaki, hiçbir zaman batmayacak savaş gemisi" olarak tanımladıkları Ramstein askeri üssündekiler başta olmak üzere diğer askeri karargahlar, birlikler ve tesislerle ilgili bir karar yok. Almanya'nın "sadık bir müttefik" olduğunu, Almanya'nın ABD'nin desteğine ihtiyacı olduğunu ve bu destekten dolayı da şükran içinde olduğunu her fırsatta dile getiriyorlardı. Merz ise bir yandan kendisini överken, diğer yandan da Avrupa Birliği'ne ve tabii ki Almanya'ya hasmane tavrını sürdüren, her fırsatta NATO'nun kendileri için yük olduğunu ileri sürerek, ABD'nin üyelikten ayrılmasından yana olduğunu dile getiren, Avrupa'nın "baş düşman" ilan ettiği Putin'e övgülerde bulunan Trump'la çok istediği birlikteliğin mümkün olmadığını görmüştü elbette. Savaşın ilk döneminde İran'ın beklediğinden daha dayanıklı çıkması üzerine NATO ülkelerini yardıma çağıran Trump'a İspanya'dan sonra ilk itiraz "Bu bizim savaşımız değil!" diyen Merz'den geldi. Trump, bunun üzerine "ABD'nin NATO'dan ayrılabileceği!" tehdidini yineledi. Merz'in gerilimi artıran son Trump eleştirisi Almanya'nın (tabii Avrupa'daki müttefikleriyle birlikte) ABD'den bağımsız "güvenlik" stratejilerine olan güveninden kaynaklanıyor olabilir. Merz, Trump'la olan iyi ilişkilerinde bir değişiklik olmadığını söylerken, Savunma Bakanı Pistorius da sözkonusu "asker çekme" planının yeni bir şey olmadığını, bunun çok önceden planlanmış olduğunu hatırlatarak, ana akım medyadaki paniğe karşı durdu.

07 Mayıs 2026 05:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha