
"Yıldızlar SSS Holding" e bağlı "Doruk Madencilik" isimli firmadan, yerin altında döktükleri terin karşılığı olan ücret ve kıdem tazminatını almak için onurlu bir mücadele başlattılar. Devlete ve ülkeyi yönetenlerden üç bakanın (çalışma, ulaştırma, aile ve sosyal güvenlik) verdiği "garanti" ye güvenerek 15 Mayıs'a kadar geçecek 15 gün içinde tüm alacaklarının ödeneceği güveni ve güvencesiyle çalıştıkları yere döndüler. Lakin onlara "söz" ve "garanti" verenlerin Doruk Madencilik'in patronu kadar bile güvenilemeyecek kişiler olduklarını kısa sürede gördüler. Bir yandan onlar bir yandan da medya konuya sahip çıkmaya devam ederse Doruk Madencilik başta olmak üzere bu sektörde iş yapan tüm işverenlere insan çalıştıranların "yan gelip yatma" gibi hakları olmadığını öğrenmelerine yarayacak bir ders verilebilir.
Kaynak: Cumhuriyet
06 Haziran 2026 04:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İki Olay Ve Biz...
İkincisi "NATO zirvesi" isimli toplantıya katılmak üzere bazıları NATO'yla uzaktan bile ilgisi olmayan 32 ülkenin cumhurbaşkanı veya başbakanını Ankara'da ağırlamamıza imkân veren iki günlük toplantılardı. Bunu da görünür kılan sorun, NATO üyesi ülkelerin NATO'nun savunma sorunlarını ABD'nin sırtına yükleme kolaycılığından vazgeçmek için her yıl milli gelirlerinin artık yüzde 2.5'ini değil, yüzde 5'ini savunma giderlerini karşılamak için ayırmaya söz vermeleriydi. Örneğin, Türkiye'ye aziz dostu "Tayyip Erdoğan'ı mutlu edecek kadar eli dolu gideceğini" söylemişti. Bu sözler başta iktidar çevreleri olmak üzere bazı kesimleri çok heyecanlandırmış, "Trump F-35 savaş uçaklarının Türkiye'ye satılmasını engelleyen kararı kaldıracak" yorumlarına yol açmıştı. Trump Türkiye'ye geldikten sonra da aynı sözleri Erdoğan'a da söylemiş olmalı ki Erdoğan beş adet F-35 alacağımızı söyledikten bir gün sonra Trump bu konuyu soran gazetecilere "Düşüneceğiz" dedi. Bir de Ankara halkına yaklaşık bir haftalık acımasızca sıkıntılı bir "açık hapishane" hayatı yaşattı.
11 Temmuz 2026 04:00

İtibar...
"İtibar", özellikle de "devletin itibarı" söz konusu olduğunda Türkiye'yi yönetenler ile geri kalan 86 milyon yurttaş arasında ciddi bir anlayış farkı olduğu; 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da yapılacak NATO zirvesi vesilesiyle ülkemiz adına utanç verici görüntüler eşliğinde bir kez daha ortaya çıktı. Benim gazeteciliğe başladığım 1952 yılında konuştuğumuz polis amirleri Türkiye'nin demokratik sisteme geçtiği 1946'dan önceki tek partili yıllarda cumhurbaşkanı ve başbakan gibi önemli kişiler Ankara dışına çıkıp bir ili veya bir yeri ziyaret ettiğinde polisin ilk tedbir olarak o şehirde yaşayan potansiyel kriminallerle içki ve uyuşturucu bağımlılığı olan kişileri toplayıp o ziyaret bitinceye veya tören tamamlanıncaya kadar gözaltında tutmak olduğunu söylerlerdi. Oysa 2026 yılında yani insan hakları, hukukun üstünlüğü ve bireysel özgürlüklerin konuşulmadığı bir dakikamızın geçmediği, bazılarının "Türkiye Yüzyılı" nı yaşadığımız iddiasıyla şişindiği bu tarihte görüyorsunuz ki aralarında "ülkemizde yeşil ve toprakları verimli hale getirilmiş bir Tükiye yaratmak "tan başka hiçbir amacı olmayan TEMA Vakfı gönüllüsü (Cumhuriyet'e göre 15, Sözcü gazetesine göre 45 kişi) "tedbiren" gözaltına alınmışlar. Devletin itibarını korumak gayretiyle yürürlüğe konan bu saçmalıklar orada dururken bu konuya biraz daha yakından bakmakta yarar var: Devletin itibarı böyle görgüsüzce alınan önlemlerle değil, pasaportlarınızın bir yabancı ülkeye gittiğinizde gümrük kontrolünü yapan görevli elinde üç kere dolanmadan, "Bu sahte mi değil mi?" kuşkusuna uğramadan geçmenize imkân verildiği zaman vardır.
27 Haziran 2026 04:00

Öğretmene Dayak...
Bu resme en uygun kişi olan Dini Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e gelince: Yüzlerce öğretmen günlerdir polisten dayak yerken Bursa'da düzenlenen "Türkiye'nin Peynir Kültürü: Lezzet Buluşması" etkinliğinde sunulan peynirlerin tadına bakmakla ve sanatçı Onur Şan 'ın söylediği türkülere eşlik etmekle meşgulmüş. Gerçek şu ki Yusuf Tekin'in Türkiye Cumhuriyeti okullarındaki "laik eğitim" i kaldırıp Osmanlı Maarif Nezaretleri dönemi müfredatını uygulamaktan başka bir derdi ve amacı yoktur. Eğitimin "laik" olmasına o yüzden karşıdır. Türkiye'nin her tarafında valilerin, kaymakamların ve milli eğitim müdürlerinin gözü önünde her gün alenen molla yetiştiren medreseleri o yüzden "gözü gibi" korumaktadır. Çocuklarımıza çağdaş ve uygar (laik) eğitim verilmesi için çırpınan Eğitim İş ve Eğitim-Sen gibi sendikalar başta olmak üzere, Yusuf Tekin'in Milli Eğitim Bakanlığı'na itiraz etmeyen (en azından benim bildiğim) tek bir çağdaş sendika ve öğretmen kuruluşu yoktur.
20 Haziran 2026 04:00

Örnek Olur Mu?
Böyle düşünmemin nedeni merhum İsmet İnönü 'nün, "çok partili hayat" a girdiğimiz 1946'dan sonra -sadece CHP'lilerden değil, sevmediği insanlardan dahi- en acımasız siyasi rakipleri hakkında hiçbir zaman aşağılayıcı bir söz söylediğine tanıklık etmiş olmamamdır. Söz İsmet Paşa'dan açılmışken merhum Kemal Satır'la arasında geçen bir konuşmayı aktarmak isterim: Tarih 1963-64 olacak. Başbakan Yardımcısı Dr. Kemal Satır bir gün Başbakan İsmet İnönü'nün makamına girer ve çok kızgın bir dille kendisi ve İsmet Paşa hakkında, hatta CHP hakkında da aslı astarı olmayan şeylerden söz eden bir siyasi hakkında şikâyette bulunur. İsmet Paşa, Kemal Satır'a yanıt verir: "Sana ben çareyi söyleyeyim: Unutmayı öğren!" der. İsmet Paşa'nın verdiği bu ders, siyasi hayatta değil ama Ordu'nun Mesudiye ilçesinde ilk olarak 1991'de başlattığımız, dünyada bir örneği daha var mı bilmiyorum ama bir eşini bulamadığımız Mesudiye ilçe kurultayını 16 senedir yaşatmamız ve hâlâ aynı heyecan ve coşkuyla sürdürdüğümüz toplumsal birlikteliğimizi korumamız konusunda çok yardımcı oldu. Kurultay her yıl temmuz ayının ilk hafasının cumartesi günü saat 10'da çağrısız olarak ilçe merkezindeki "Yılmaz Korkmaz Kültür ve Toplantı Salonu" nda toplanır, Mesudiye'nin sorunlarıyla ilgilenen herkese açıktır.
13 Haziran 2026 04:00

Sağduyu Şimdi Lazım...
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Dairesi "görevsizlik" kararı verseydi sorun şimdiye kadar çoktan çözülmüş ve ne CHP ne de siyasi hayatımız bu kadar büyük bir çalkantı içine düşerdi. Türkiye'mizin 23-24 senedir sırtında taşıdığı Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı sonunda ulaştığımız son aşama budur. Oysa mahkeme bu sonuca yol açmadan önce anayasanın 79'uncu maddesini gösterip "Bu dava bizim görev alanımız içinde değildir. O nedenle 'görevsizlik' kararı veriyoruz" diyebilirdi. Böyle bir fırsat CHP'nin eline 1960'ın bahar aylarında geçmiş fakat DP iktidarının "CHP hükümeti devirmeye teşebbüs ediyor" şeklindeki sözlü suçlamaları henüz resmen dava konusu olmadan 27 Mayıs ihtilali meydana gelmiş ve Türkiye "seçimle ve barış içinde iktidarı değiştirme" şansını bir kere daha kaybetmişti.
30 Mayıs 2026 04:00

Geçmişten Ders...
Aylardır konuşulan "Mutlak butlan kararı verilir mi, verilmez mi?" tartışması nihayet bitti. AKP iktidarıyla çok uyumlu çalışan Türk yargısı, "yetkili" olup olmadığını tartışmaksızın "CHP'nin 38. olağan kurultayı" başta olmak üzere daha sonra toplanan iki olağanüstü, bir "olağan" kurultay dahil son üç yılda yapılan dört kurultayı "mutlak butlan" ile malul saydı ve hepsini sonuçlarıyla birlikte "yok" saydı. Bunu geçmişte yaşadıklarımıza bakarak söylüyorum: CHP böyle ağır bir darbeyi ilk olarak 14 Aralık 1953 günü TBMM'nin kabul ettiği "CHP mallarına el koyma" amaçlı yasanın Demokrat Parti çoğunluğunca kabul edilip yürürlüğe girmesiyle yaşadı: Olay özetle şu idi: 14 Mayıs 1950 günü yapılan genel seçimde DP 400 küsur sandalyeli parlamentoda muhalefetin aldığı 68 sandalye hariç birkaç küçük parti temsilcisi ve bağımsız milletvekili hariç tüm sandalyeleri kazanmıştı. Ancak ilk günlerde karşılıklı çok zarif jestlerle başlayan iktidarmuhalefet ilişkisi DP milletvekillerinin " İsmet Paşa haksız kazanç sağladı. Yurt gezilerinde devlet fabrikalarının müdürlerinden 'hediye' adı altında rüşvet aldı. Milli Mücadele döneminde o Anadolu'ya isteyerek gelmedi. Kuvayı Milliyeciler onu Ankara'ya kaçırdı. İnönü savaşlarında da galip gelmedi. Halka öyle yutturuldu. Oğlu Ömer Teknik Üniversite'de öğrenciyken arabayla kaza yaptı, bir yabancıyı öldürdü. İnönü camileri 'ahır' olarak kullandırdı" gibi aslı astarı olmayan iddialar ortaya attı. CHP'ye ikinci "öldürücü" darbe 1959 sonlarıyla 1960'ın başlarında vuruldu: CHP'yi kapatıp kurtulmak için bu partinin gizli bir örgütlenmeyle hükümet devirmeye çalıştığı bizzat iktidarın yöneticileri tarafından ileri sürüldü ve bu konuları "soruşturma" ve yargılayıp hüküm verme yetkisine sahip bir "komisyon" kuruldu.
23 Mayıs 2026 04:00

Bir Çözüm Var
MHP lideri Devlet Bahçeli o yüzden son bir hamle daha yaptı ve "tıkanma" nın görünürdeki son sebebini gündeme taşıyarak "Konu eğer Abdullah Öcalan'a bir statü verelim mi vermeyelim mi sorusuna bir cevap aramaksa cevabı ben veriyorum" demeden zihnindekileri paylaştı. Bahçeli'nin, Öcalan'a "statü" görüntüsü altında bir şey verme, sorunu çözme gayreti içinde görünse de önerdiği "barış süreci, ve siyasallaşma koordinatörlüğü" diplomatik platformda hiç de hafife alınmayacak kadar önemli bir "statü" dür. Başında bulunduğu Milliyetçi Hareket Partisi'nin 7 Mart 2027'de yapılacağı açıklanan 15'inci olağan kurultayında partinin tüzüğünü değiştirtebilir, genel başkanlık yanında bir de "eş genel başkanlık" makamı yaratılabilir, o makam Abdullah Öcalan'a verilir ve Öcalan'a statü verme meselesi Türk ulusunu sıkıntıya sokmadan çözülür.
16 Mayıs 2026 04:00

İşte Resmimiz...
AKP iktidara gelince ilk olarak "yasak, yoksulluk ve yolsuzlukla" mücadele edecekti. Onlardan bir kısmını sizinle paylaşayım istedim: 4 Aralık 2025-Karar gazetesi: "Üniversiteli işsizlikte, liderlik koltuğundayız." "Üniversitelerde görülen plansızlık diplomalı işsizlik sorununu ortaya çıkardı." 12 Ocak 2026-Sözcü gazetesi: "Kadına şiddette 37 ülkenin birincisiyiz." "Türkiye 37 ülkenin yer aldığı OECD içinde ilk sırada. Şiddet türleri arasında ekonomik ve psikolojik şiddet de var." 2 Ocak 2026-Sözcü gazetesi: "Hukukun üstünlüğünde Angola bile bizi geçti." "Hukukun üstünlüğü endeksinde Türkiye geçen yıla göre bir basamak geriledi, 118'inci oldu. El Salvador ve Angola'nın gerisinde kaldı." 30 Ocak 2026-Karar gazetesi: "AİHM 2025 bilançosuna göre başvurular azalsa da tablo değişmedi." 10 Aralık 2025-Karar gazetesi: "Taksi endeksinde utandıran birincilik." "Seyahat sigortası şirketi Allclear'ın Reddit'teki analizi, turistlerin en fazla taksi dolandırıcılığına Türkiye'de maruz kaldığını gösterdi." 22 Mart 2026-Sözcü gazetesi: "Freedom House 2026 Türkiye raporunu açıkladı: Özgürlükte çakıldık. " "Türkiye'özgür olmayan ülkeler' arasında gösterildi. Adil yargılamadaki notumuz 4 üzerinden sıfır oldu. Aldığımız en yüksek puan ise sadece 1." 4 Nisan 2026-Cumhuriyet gazetesi: "Okul saldırılarının ardından bireysel silahlanma da yeniden tartışılıyor: 26 Nisan 2026-Sözcü gazetesi: "Büyüme, enflasyon ve faiz yükü dengesizliği Türkiye'yi zirveye taşıdı: Sefalet endeksinde dünyada üçüncüyüz." 28 Nisan 2026-Cumhuriyet gazetesi: "Türkiye ölümlü iş kazalarında Avrupa'da birinci, dünyada üst sıralarda yer alıyor." "Dünya İş Sağlığı Günü'nde meslek örgütleri, yılda en az 2 bin kişinin hayatını kaybettiğini hatırlatarak kamusal denetimin artırılmasını istedi. 30 Nisan 2026-Sözcü gazetesi: "İşsizlik alarm verdi. Atıl işgücü zıpladı." "Ekonomide yaşanan kriz nedeniyle milyonlarca kişi iş aramayı bıraktı. Atıl işgücü oranı son dört yılda yüzde 22.4'ten yüzde 31.5'e çıktı." 30 Nisan 2026-Sözcü gazetesi: "Sınır Tanımayan Gazeteciler Basın Özgürlüğü Raporu: Basın özgürlüğünde dört sıra geriledik." "Geçen yıl 159. sırada yer alan Türkiye 2026 yılında 180 ülke içerisinde 163'üncü sıraya geriledi." Türk basını 195 yıllık tarihi boyunca hiçbir zaman gerektiği kadar özgür olamadı.
02 Mayıs 2026 04:00

Donald Trump
Onlara benzeyen ama konumuna bakınca "devlet adamı" demek isteyeceğiniz bir kişiden, adıyla sanıyla ABD Başkanı Donald Trump'tan söz edeceğim. Şimdi dünyayı tek başına yönetecek bir "büyük ve güçlü ABD" yaratmaya soyunan Donald Trump, Almanya'dan ABD'ye göç etmiş bir ailenin çocuğudur. Trump o yüzden bir "devlet adamı" kimliğine hiçbir zaman sahip olamamıştır. Bana sorarsanız Donald Trump'ın, Binyamin Netanyahu'yla kafa kafaya verip giriştikleri İran ve Hürmüz macerası gibi, "NATO'dan ABD'nin çıkabileceği" yolundaki sözü de TV'de program yaparken söylediği "Kovuldun!" sözü kadar altı boş bir ifadedir. O nedenle Trump ve yobaz kafalı Yahudilerin, Güneydoğu Anadolu'nun Fırat'a kadar olan kısmını Yahudi topraklarına katmayı amaçlayan hayaller 20'nci asrın başında İngiltere Başbakanı Lloyd George ve Yunan hayalperestlerin uğradığı gibi çok ağır bir yenilgiyi ortaya çıkaracaktır. Özetle, Trump konusunda söylenebilecek olan şudur: Donald Trump -ABD başkanı unvanını taşısa da- aslında "rant zengini" bir işadamıdır.
18 Nisan 2026 04:00

Çare Var!
CHP lideri Özgür Özel, toprağa tohum atan çiftçi sabrıyla koşulların olgunlaşmasını ve topraktan yeşil bir "Ben buradayım. Zamanı gelince büyüyeceğim, hem de benden beklediğin ürünü vereceğim" demesini bekliyor. Sadece Özgür Özel ve CHP Genel Merkezi değil, AKP iktidarının CHP'li belediyelere yönelik uyguladığı "soykırım" politikasından bezginlik duyan milyonlarca seçmenin de istediği, Özgür Özel'inkinden farklı değil. Ama önümüzde hâlâ baharın vaat ettiği güzellikleri bir çırpıda elimizden almaya kararlı " kırağı" lı günler olabilir. Elimizde "demokrasi"nin adından başka bir şey kalmamış olsa bile, kalan bize yeter. Yaygın bir halk protestosuna gelmeden önce CHP Genel Başkanı Özel'in yapabileceği ve acilen yapması gereken bir şey daha var: Öteki partileri işbirliğine ikna etmeden önce, halktan üzerinde "Sandığı hemen önümde istiyorum" yazılı 28 milyon imza toplayıp iktidarın önüne koymayı amaçlayan bir kampanya vardı.
11 Nisan 2026 04:00

Tomurcuklanma...
Bunları herhangi bir yerden bir bilgi aldığım için değil, uzun süredir CHP Genel Başkanı Özgür Özel 'in kamuoyuna benimsetmeye çalıştığı "erken seçim" çağrıları nihayet "tomurcuk verme" aşamasına yaklaşıyormuş gibi bir algı içinde olduğum için yazıyorum: Nitekim Özgür Özel, "Madem erken seçime yanaşmıyorsunuz, hiç değilse bir 'ara seçim' yolu açalım da miyonlarca seçmen gerçekten 'sandığı önünde' istiyor muymuş, istemiyor muymuş görelim" anlamına gelen son çıkışı yaptıktan sonra siyasi kulislerde başlayan hareketliliği önemsediğim için yazıyorum. Bahsettiğim "tomucuklanma" ya gelince: Özgür Özel bir yılı aşkın süredir üstlendiği ve hâlâ canlı ve heyecanlı bir tempoyla sürdürdüğü mitinglerde yüzlerce defa tekrarladığı "erken seçim" taleplerine öteki partilerden olumlu ya da olumsuz hiçbir tepki alamıyordu. Kaldı ki sadece "altılı masa" değil, ta 1950-60 arasında merhum Osman Bölükbaşı'nın lideri olduğu Cumhuriyetçi Millet Partisi ile Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu'nun lideri olduğu Hürriyet Partisi ve CHP arasında oluşturulmak istenen "Güç Birliği" isimli ittifak, Bölükbaşı'nın "Biz ittifakta diğer partilerle eşit durumda olmalıyız" ısrarı yüzünden dağılmıştı. 1957 seçiminden sonra CHP ile Hürriyet Partisi arasında tekrar denenen ittifak da işlevsiz kalmış, sonuç vermemişti.
04 Nisan 2026 04:00

Sakin Mi, Duyarsız Mı?
"Pergamon Denizcilik" isimli bir firmaya ait "Altura" isimli 140 bin ton kapasiteli Türk tankerinin makine dairesinde önceki gün İstanbul Boğazı'nın 14 mil (27 km) açığındayken bir patlama meydana gelip gemi hasara uğrayınca İsrail/ ABD ile İran arasında 28 Şubat 2026 günü sabah erken saatlerde başlayan savaşın bizimle şaka yapmadığı inkâr edilemez şekilde ortaya çıktı. İlginçtir, bu bilgilerin yayımlandığı günkü gazetelerde AKP Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı'nda Erdoğan, İsrail-İran savaşı nedeniyle bölgede oluşan krize dikkat çekerek "Partimize oy versin veya vermesin, milletimiz bu fırtınalı dönemde Allah'a hamdediyor. İyi ki Türkiye'yi AK Parti yönetiyor" dedi. Bunu biz de "ihtiyatla" AKP iktidarının hanesine olumlu bir puan olarak kaydedelim. Ne ABD'nin savaşı başlatıcı aktörlerden biri olmasını eleştirdi ne de İsrail'in Anadolu'nun da yarısını içine alan "Büyük İsrail" rüyasından söz etti. Unutulmasın ki Erdoğan 1 Eylül 1939'da başlayıp beş buçuk sene sonra 9 Mayıs 1945'te 50 milyon kadar cana mal olduktan sonra biten İkinci Dünya Savaşı'ndan Türkiye'yi tek mermi yakmadan çıkaran İkinci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü 'den hiçbir zaman "iyi" bir ifadeyle söz etmeyen hatta denk düşüp düşmediğine aldırış etmeden onu "iki ayyaştan biri" (diğeri tahmin edileceği gibi Atatürk'tür) olarak nitelendirir.
28 Mart 2026 04:00