
Bu hafta başından itibaren Arnavut Halkı, Amerikan Başkanı Trump'ın kızı İvanka Trump, damadını Siyonist Jared Kushner, kendi Başbakanlarını Edi Rama ve hükümetini protesto etmek için sokaklara döküldü. Protestolara katılan halk, koruma altında olan bölgelerde yürütülen usulsüz inşaat faaliyetlerine karşı "Arnavutluk Bizimdir" ve "Biz satılık değiliz" pankartlarıyla, her geçen gün katılım daha da artarak ülkesinin peşkeş çekilmesinden onurlu bir şekilde korumaya çalışıyor. Trump ailesi her ne kadar yapmak istedikleri 1.4 milyar dolarlık yatırım ülke için son derece gerekli olacağını söylese de esasında planlanan ultra lüks 1,000 villalık tatil köyü, 6-10,000 arası odalı 5 yıldızlı otel ve misafirlerin ulaşımını sağlamak için inşaa edilecek olan özel hava alanını korkunç bir doğa katliamı olmaktan yanı sıra ülkenin en stratejik Adası Siyonistlere adeta "peşkeş" çekilmesidir. Bu sefer Başbakan Rama'ya göre "dış güçler" İran olduğu iddia etmişti, ancak saçmaladığı sözler karşısında halkın öfkesinin arttığını görünce, inşaat Arnavut halkı için binlerce iş imkanı yaratacağını, onlara yabancı yatırımcıları korkutmaması gerektiğini söyledi. Oysa Başbakan Rama kendisi bizzat Jared Kushner'in şirketine 2021 yılında özel devlet statüsünü vererek devlet koruması altına aldıktan sonra, bu senenin Nisan ayında da bölgeyi "özel koruma" statüsünden çıkartan yasaları geçiren ve ardından da Kushner'in şirketine inşaat ruhsatı veren kişiydi. Tabii bu "elit" çevre için projeyi hayat geçiren Başbakan Rama'yı da unutmamamız gerekiyor. Yani, tıpkı Siyonistler Filistin'i işgal ederken "halkı olmayan topraklar, toprağa sahip olmayan halk" jargonunu yine burada da kullandığını görüyoruz. Dolayısıyla Arnavut halkı bugün "FLAMİNGO DEVRİMİ" adı altında sokaklara dökülürken esasında Büyük İsrail Projesi'ne karşı hepimizi korumaya çalışıyor.
Kaynak: Yeni Çağ
08 Haziran 2026 00:01
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ruhban Okulu Eylül'de Açılıyormuş…
Heybeliada'da bulunan Rum Ortodoks Patrikhanesine bağlı Ruhban Okulu 1971 yılına kadar din adamları yetiştiriyordu. Dünyadaki tüm Rum Ortodoks mezhebine mensup Hristiyanların dini önderliğini yapan Patrik ve İstanbul Başpiskoposu Bartholomeos da bizzat Heybeliada'daki Ruhban Okulu'ndan mezundur aynı zamanda. Okul, 1 Ekim 1844 yılında Sultan Abdülmecid döneminde Osmanlı Devlet'inden resmi izin alınarak açıldı ve Cumhuriyetimizin 1923 yılında kurulmasıyla birlikte her hangi mevzuatında değişiklik yapılmadan 1971 yılına kadar din adamları yetiştirmeye devam etti. Söz konusu 127 yıl içinde yaklaşık 1.000'den fazla din adamı yetiştiren okulda sadece Türkiye'de Rum Ortodoks Kilisesi için değil, Yunanistan, Balkanlar, Orta Doğu ve dünyanın çeşitli yerlerde hizmet eden mezunlar verdi. O da okulun lise kısmı yani Heybeliada Özel Rum Lisesi eğitimine 1972 yılına kadar devam etti. Yani, Türk Devleti Rum Patrikhanesini hedef aldığından dolayı Ruhban Okulu kapatılmadı. Günümüze geldiğimizde 3 Mart, 2023 tarihinde Heybeliada'daki okulun restorasyonu için ruhsat izni verildi. Verilen tarih son derece manidar zira 3 Mart, 1924 tarihinde Cumhuriyetimiz kurulduktan sadece 5-6 ay sonra aynı gün içinde, yani 3 Mart, 1924'te en önemli devrim yasaları yürürlüğe konuldu. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Atatürk, din işlerini devletin denetimi altına alarak Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü gibi benzeri yapılar oluşturduktan sonra "özerk" statülerine de kaldırılmış oldu. Adalar Belediyesi 15 Haziran-15 Ekim arasında tüm Adalarda inşaat faaliyetlerini durdurma kararı ve uygulaması olmasına rağmen Ruhban Okulu için nedense bu yasak yürürlükte değil. Tıpkı 1971 yılında Türkiye Cumhuriyetinin Anayasa Mahkemesinin verdiği karara Patrikhane uymadığı gibi yine belediyelerimizin de aldığı kararlara uymuyor, çünkü şu an son hızla tadilatlarına ve arka bahçesinde bulunan alanda yerin altında 250 kişilik toplantı salonunun inşaatına ara vermeden devam ediyor. Fener Rum Patriği Bartholomeos, Atina'daki Yunan basınına 11 Mayıs 2026 tarihinde Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili "müjde" vererek "görkemli bir açılışla yeniden okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak ve Eylül ayında da açılışını kutlayacağız" dedi. Oysa bina hiç bir zaman kapanmadı ve her gün 09.00-12.30 arasında ziyaretçi almaya devam ediyor. Bu konuyla ilgili Reuters'ın yaptığı haberde "Halki ilahiyat okulu (Yani Ruhban okulu) EKÜMENİK PATRİKHANENİN ana teoloji okulu olarak Doğu Ortodoks Kilisesi'ne merkezi bir rol oynamaktadır" olarak belirtiyor.
15 Haziran 2026 00:01

İki Chp, Bir Akp
Türkiye, 16 Nisan 2017 tarihinde parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişi öngören anayasa değişikliğini YSK'nın 2 milyon mühürsüz oy pusulasını geçerli sayarak Cumhuriyetimizin kurucu sitemini sonlandırdı. Muhalefetten çekilmiş olacak çünkü Cumartesi günü Kılıçdaroğlu'nun açıklamalarına bakılırsa parti içinde kendisi bizzat devri sabık süreci başlatmış olacak. Kılıçdaroğlu, Özel ve yönetimi hakkında iddia ettiği gibi bir takım "dosyaları" açıklayacak, Özel ise onlara cevap vermek yerine hiç olmadığı kadar Atatürk'e sığınıp kalkan olarak kullanmaya çalışacak. Dosyalar açıklandıkça kimisi "iftira" diyecek kimisi ise ikna olup Özel'e desteğini kesecek. CHP ile yatılacak, CHP ile kalkılacak. Zira bu iş kendisinin Afyon Belediye Başkanı hakkındaki olan iddialara karşı "kocanı boşa da gel" gibi bir durum söz konusu değildir. İki CHP ile bir AKP'den Türk Milletinin lehine bir sonuç çıkmaz!
01 Haziran 2026 00:01

İçimizdeki İrlandalılar Değil, Almanlar Esas Tehlike!
Bünyesinde bulunan 27 üye ülkenin dışında Orta Doğu'ya, Orta Asya, Hindistan gibi onun Güney Asya olarak konumladırdığı veya Türkiye gibi "köprü ülke" olarak tanımladığı bölgelere ekonomik varlıktan öte, siyasi olarak da varlık gösterip, iç dengelerde oyun kurucu olmaya çalışıyor. Bunu bünyesinde kurduğu ve finanse ettiği 20,000'in üstünde STK'ları her ülkeye "insani yardım" kuruluşları adı altında görevlendirdiği, finanse ettiği medya kuruluşlarından, fon sağladığı yerel kurumlarla yaptığı iş birliği üzerinden veya çalışmaya son derece zayıf ama kullanışlı siyasetçiler üzerinden gerçekleştiriyor. Amerika nasıl NATO üzerinden bulunduğu ülkelerde belli güç elde etmeye çalışırken, Almanlar da Avrupa Birliği üzerinden bu gücü kendilerine sağlamaya çalışıyor. Özellikle 2010 yılında Arap Baharının başlamasıyla Amerika ve israil Orta Doğu'yu dizayn etmeye çalışırken, Avrupa Birliği de kendi üyelerini ve Türkiye'yi dizayn etmeye kalkıştı. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra yaklaşık 1.500 dernek kapatılırken, bunların arasında çok sayıda Almanların da yönettiği veya Türkiye'ye getirdiği yabancı dernekler vardı.
25 Mayıs 2026 00:14

Kendi Güneşimizi Neden Suudi Arabistan'dan Satın Almak Zorunda Bırakılıyoruz?
Bu hafta ilk kez 2017 yılından sonra bir Amerikan Başkanı Çin'i ziyaret ettiğini görmüş olduk. Apple veya Tesla gibi firmaların sahipleri Çin'in 800,000 milyon nüfuslu orta sınıfının 7.4 Trilyon dolarlık harcama gücünden yararlanmak isterken, Boeing de belirsiz bir şeklide belki 200 uçak satmayı başarmıştır. Çin'in kendi insanına güvenerek NVİDİA'ya cevabı çok net olarak "Çok teşekkürler ancak sizden almıyoruz, kendimiz üreteceğiz" oldu. Dolayıysa ürün satmak isteyen Amerika ve ona sunulan ürünü satın almayı kabul etmeyen Çin'den özellikle bugünlerde Türkiye ve Suudi Arabistan arasında iktidar tarafından yapılmak istenen Solar enerji anlaşması neden yapılmaması gerektiğine dair çok önemli gerekçeleri ortaya koyuyor. Suudi Arabistan ile Türkiye arasında 3-4 Şubat 2026 tarihinde Sivas ve Karaman'da olmak üzere Suudilerin 30 yıllığına iki yenilenebilir enerji tesislerini kurma projesine Riyad'da imza atıldı. Birincisi Suudiler bize bir şey satmak isterken ve özellikle kendi topraklarımızı ilgilendirirken bu kadar önemli bir anlaşma Türkiye de yapılmaması Türk Devletine ve Türk Milletine ağır bir hakarettir. İkincisi Suudilerin yenilenebilir enerji projeleri onların "Vizyon 2030" stratejileri doğrultusunda petrolün dışında alternatif gelir kaynakları yaratma hedefleri arasında olmakla birlikte aynı zamanda jeopolitik açısından "yayılma" planlarının bir parçasıdır. Dolayısıyla özellikle bu anlaşma ile Çin'in NVİDİA şirketinin teklifi kıyaslarsak Çin'in kendi devlet çıkarlarını koruduğu gibi mevcut iktidar tarafından Türk Devletinin çıkarları korunmadığını görüyoruz.
18 Mayıs 2026 00:19

Liberalizm Çöktü, Avrupa'da Karşı Devrim Başladı…
Büyük Orta Doğu projesini hayata geçirmek için Amerika'nın 2010 yılında başlatmış olduğu Arap Baharı, 2011 yılında Süriye'de darbe yapabilmek için ortaya sürdüğü İŞİD, HTŞ ve YPG, yine 2021 yılında Afganistan'dan geri çekilip ülkeyi Taliban'a bırakması, 2022'de Ukrayna savaşını başlatması ve son olarak da 28 Şubat 2026 tarihinde İran'a karşı başlattığı saldırılar birçok ülkenin ekonomisini derinden sarsmakla birlikte devasa boyutta Orta Doğu'dan özellikle Türkiye'den sonra Avrupa'ya nüfus transferine sebep oldu. Arap Baharı ile birlikte Libya, Tunus, Mısır, Yemen, Bahreyn, Ürdün, Fas, Cezayir, Irak, Sudan ve Lübnan'da planlı iç karışık ve stratejik ekonomik buhranla birlikte ülkedeki yönetimlerin değişimesi sağlandı ancak Afganistan ve Suriye'de sadece hükümetler düşmedi, milyonlarca genç, sıcak çatışma tecrübesi olan ağırlıklı erkek nüfus, Türkiye ve Avrupa'ya geçerek ülkelerin sosyolojisini değiştirdi. Liberallerin savunduğu "çok kültürlülük" esasında birçok ülkenin "kültürsüzleşme" sürecine girmesini sağladı. Avrupalılar yeniden milliyetçiliği, ulus devlet yapısını ve öz kimliklerine hasret kaldıkça ve yeniden keşfettikçe, Avrupa Birliği'nin liberal, küreselci "masal" varyantı gerçek dışı politikaları da tamamen çökmeye başladı. Geçen hafta, Almanya'nın en önemli ve saygın anket ve araştırma şirketi olan INSA-Meinungsteren'in yayınladığı ankette, Doğu Almanya'da Eylül ayında yapılacak olan seçimlerde AfD Partisi sadece birinci parti gelmekle kalmıyor, Başbakan Merz, Alman tarihinde en az beğenilen Başbakan olarak tarihe geçtiğini ve 1980'li yıllardan itibaren en hızlı güven kaybeden hükümet olduğunun da gösterilmesini sağladı. Almanya değişirse, Avrupa değişecek, Avrupa değişirse de bölge de değişmek zorunda kalacaktır.
11 Mayıs 2026 00:01

Sırada Suudi Arabistan Var
Amerika, İran'a saldırarak iki rakibine yani, Çin ve Suudi Arabistan'a zarar vermeyi hedefledi. Rusya'dan %15-20'sini, Suudi Arabistan'dan %15'ini ve %10'unu da Irak'tan temin ediyor. Geride kaldı Çin'in diğer en önemli tedarikçisi olan Suudi Arabistan var. Çin, Suudi Arabistan'dan ihtiyacının sadece %15'ini almış olsada, Suudi Arabistan için durum aynı oranda değil, zira Çin, Arabistan'dan en fazla petrol alımı yapan müşterisidir. İran'ın Hürmüz Boğazı'nı, Körfez ülkelerine kapatmadan önce, Arabistan'ın günlük üretiminin yaklaşık %27'sini Çin alıyordu, yani üretilen her 4 varilden 1 tanesi Çin içindi. Dolayısıyla Hürmüz Boğazının kapatılması Suudi Arabistan ve Çin arasında tedarik zincirinin en azından geçici olarak bozulmasını da Amerika sağlamış oldu. Ancak, savaşın devamı pek mümkün gözükmediğinden Amerika, Suudi Arabistan'a karşı daha kalıcı ve vurucu bir şeklide zarar vermek istediğinden, geçen hafta OPEC'in en önemli üyelerinden birisi olan Birleşik Arap Emirlikleri'nin 1 Mayıs tarihinden itibaren üyeliğine son verilip ayrılmasını sağladı. OPEC, dünya petrol üretiminin %40'ını ve petrol rezervlerin %80'ine hakim olan bir dev karteldir. Savaş sonrası, kendisine açtığı bu yeni yolda tam kapasite olarak ürettiği petrolü satabilecek ve daha da önemlisi kendi maliyetleri Suudi Arabistan kadar yüksek olmadığından varil fiyatlarını 40 ile 60 Dolar arasına geri çekerek satabilecek. Zira Suudi Arabistan, "Hedef 2030" vizyonu ile 150 milyar Doların üstüne yatırımlar yaparak olağanüstü dev inşaat projelerine ve spor alanlarında, henüz geri dönüşleri olmayan ve artık karşılanamaz gibi gözükmeye başlayan projelere imza attı.
04 Mayıs 2026 00:01

Orban'ın Dönemi Bitti Mi, Yoksa Yeni Mi Başlıyor?
Atmış iki yaşında Başbakan Viktor Orban, onaltı yıllık iktidarından sonra adeta bir hezimet yaşararak 45 yaşında Peter Magyar'ı Macaristan'ın yeni başbakanı olmasını sağladı. Bir hafta sonra kesinleşen seçim sonuçlarına göre Magyar'ın Tisza Partisi, 199 milletvekili mecliste 141 milletvekili kazanırken, Orban'ın Fidesz Partisi, kendisi dahil sadece 52 milletvekili kazanabildi. Seçimlerde yaklaşık 20 parti yarıştı ve yarışanlar aralarında 6-8 parti kendini sol, liberal veya yeşiller İdeolojisinde olarak tanımladı. Yine 4-6 parti kendini merkezde konumlandırırken 4 ile 6 parti arasında da sağ, milliyetçi ve muhafazakar olarak seçimlere katıldılar. Peter Magyar, 4 Mayıs tarihinde yemin ederek hükümetini kurarak iktidarını başlatmış olacak. Kutsal Taç, Macaristan'ın kurucusu Birinci Stephan' ait ve Macaristan'ın 1,000 yıllık tarihini, kimliğini ve daha da önemlisi DEVAMLILIĞINI simgeliyor. Krallar, mutlak güç sahibi olarak değil "Taç Adına" hüküm sürerlerdi, bu da Kutsal Taç Doktrini olarak bilinir. Magyar'da Orban gibi Avrupa Birliği'nin "Federal" bir yapıya dönüşmesine, ortak bir dış politikası olmasına, Ukrayna'nın Avrupa Birliği'ne girmesine, Avrupa Birliği'nin Rusya ile bağlarının tüm üyelerin kesmesine ve Rus gazını boykot edilmesine tamamen karşı duruyor. Cumhurbaşkanı ve aynı zamanda Peter Magyar'ın eşi olan dönemin Adalet Bakanı istifa etti ve Magyar, 20 yıl görev yaptıktan sonra Orban'ın partisinden ayrılıp Tisza Partisi'ni devraldı. Böylece Orban, yanında 20 yıl yetiştirdi en yakın kurmaylarından biri olan Magyar'a yeni görevini tebliğ etti. Avrupa, Amerika için çok daha uyumlu hale gelir ve en önemlisi Macaristan adına 2022 yılından itibaren bloke edilen yaklaşık 35 milyar Euro, koşulsuz olarak Macaristan'a ödenmesi de sağlanır.
20 Nisan 2026 00:01

Miga - Make İran Great Again
Bu hafta sonu Amerika ve İran, Pakistan'ın başkenti olan İslamabad'da Amerika'nın teslim olma koşullarını görüşmek için bir araya geldi. Amerika bu görüşmeyi her ne kadar "ateşkes koşulları" olarak lanse etmeye çalışsa da gerçek o ki bu görüşme özünde Amerika'nın yaşadığı bu felaket yenilgiden en az hasarla kurtulabilme çabasıydı. Ancak burada İran'ın eli çok güçlüyken, Amerika'nın eli tamamen boş olduğundan bu görüşme bir "ateşkes" görüşmesi değil tam tersi bir "teslimiyet" görüşmesi olarak bakılmalı ve bu açıdan da yorumlanmalıdır. Amerika'nın en güçlü silahı olan "dolar" ticaretin hâlâ egemen parasıydı. Ancak, bir gün sonra yani 28 Şubat günü, sabah 08.15'te tüm belirttiğim koşullar ortadan sırasıyla kayboldu. Bu da Körfez ülkeleri için günlük 2 milyar dolar, küresel ekonomide yarattığı enflasyon, enerji stokların azalması, tedarik zincirlerin bozulması nedeniyle günlük ortalama 20 ile 30 milyar dolar arasında zararın önü açıldı. Petrolün varil fiyatı 56-57 dolardan şu an 97-110 dolara kadar yükselmiş durumda. İran'a karşı yürürlükte olan yaptırımların bir kısmı İslamabad'daki görüşmeleri gerçekleşebilsin diye Amerika, korkusunda ilk 7 milyar doları cumartesi günü görüşme öncesi İran için serbest bırakmak zorunda kaldı. İran, Hürmüz Boğazının kontrolünü ve geçişlerini tamamen ele aldı ve "dost ülkelerin" dışında Amerika ve İsrail ve onlara bağlantılı olan gemilerin geçişlere de 42 gündür izin vermiyor. Daha önceden geçişlerin ücretsiz olan Hürmüz Boğazı artık her gemiden İran tarafından, Umman ile paylaşmak üzere 2 milyon dolar karşılığında İran parası veya Yuan para birimi olarak tahsil edecek. Böylelikle Amerika'nın en güçlü silahı olan "dolar" artık "YUAN" ile tedarik zincirinin birinci halkasına terk edilmeye başlandı. Dolayısıyla, Amerika İran'a saldırarak hedeflerinin arasında sadece 86 yaşında Dini Lideri Hamaney'i değiştirebildi ancak burada da 56 yaşında olan oğlunun gelmesini sağladı. Amerikan Başkanı Donald Trump, "Make Amerika Great Again" sözü ile gelmiş olabilir ancak "Make İran Great Again" gerçeği ile gideceği kesindir…..
13 Nisan 2026 00:01

Değişim, İran'dan Değil Körfez'den Başlıyor
Amerika ve İsrail'in İran'a karşı düzenlediği saldırılarda ve işledikleri savaş suçlarında birinci ayı geri bırakırken onların en önemli arka bahçeleri olan Körfez ülkeleri adeta yıkılmaya başladı. İran, Körfez ülkelerindeki önce Amerikan askeri üslerine ardından da misilleme olarak ona yapılan saldırıların karşılığını vererek Amerika'nın en büyük silahı olan DOLAR'ı direkt hedef aldı. Her körfez ülkesinin konumu, Amerika ve İsrail sermayesine sağladığı avantajlar kadar da farklıdır ancak çok önemli ortak özellikleri de var ve bu ortak özellikler onları İran'a karşı son derece savunmasız ve kırılgan yapıyor. Katar'a batığımızda, Amerika'nın en büyük ve önemli Al Udeid Hava Üssü'ne ev sahipliği yapıyor. Öte yandan İsrail için de büyük önemi var zira, Birleşik Arap Emirlikleri ile birlikte İbrahim Anlaşmalarını imzalayan ikinci ülkedir ve İsrail ile İran'a karşı özel güvenlik işbirliği anlaşması bulunuyor. Gördüğünüz gibi tüm Körfez ülkeleri farklı stratejik önemleri var Amerika için ancak bunların arasında en kritik olan ülke Birleşik Arap Emirlikleridir. Emirlik, İsrail'in en yakın müttefiki olmakla birlikte özellikle Dubai'in çektiği yabancı sermaye ve dev yatırım, finans şirketleri sayesinde New York'tan sonra bölgenin 2.Wall Street'i olarak biliniyor. Dolayısıyla İran, Hürmüz Boğazını Amerika, İsrail ve dolar para birimine kapatırken yarattığı ekonomik krize bilinçli olarak Dolar yerine Yuan'nın kullanılmasını önererek de ekonomik krizden çıkış yolunu da gösteriyor.
06 Nisan 2026 00:01

İran, Tüm Dengeleri Kalıcı Olarak Değiştirdi
Dünya, 28 Şubat tarihinden itibaren Amerika ve İsrail'in, İran'a saldırması sonrası Amerika'nın inanılmaz derecede abartıldığını ve İran'ın da inanılmaz derecede hafife alındığını görmüş oldu. İran, bu saldırı için 47 yıldır hazırlık yaparken, Amerika'nın, aynı süreyi hazırlık yapmadan sadece İran'ı tehdit ederek geçirdiği artık daha net anlaşıldı. Böylece Amerika'nın "tek beden herkese uyar" savaş ve saldırı stratejisi feci şekilde çökmüş oldu. Artık Amerika asla eski Amerika olmayacaktır. Operasyon İran'da yönetim değişikliğini sağlamak için başlatılırken, çok kısa süre içinde 86 yaşında dini lideri Hamaney'yi 56 yaşında oğlu Hamaney'i ile değiştirilmesi ile sadece sonuçlandı. Tahmin edildiği gibi yönetim çökmedi, halk sokaklara döküldü dökülmesine ancak "kahrolsun Amerika ve İsrail" demek için tek yürek oldular. Amerikan Başkanı Trump, özellikle Suudi Arabistan Prensi Muhammed bin Selman için "Benim K.çımı yalayacağını hiç düşünmemişti" sözleri de Amerika'nın Körfez ülkelerine karşı bakış açısını ilk kez bu kadar şeffaf bir şekilde gösterdi.
30 Mart 2026 00:01

"Zevzeklik" Yapanlar Meğer Çok Haklıymış!
İran, 28 Şubat gününden itibaren Amerika ve İsrail'in yoğun saldırısı altındadır. Öncellikle 28 Şubat gününden itibaren yaşananlara "savaş" demek son derece yanıltıcı olur, zira Amerika ve İsrail resmi olarak İran'a savaş açmadı, İran'da Amerika veya İsrail'e savaş ilan etmedi. Amerika ve İsrail, ortada tehdit olmadan saldırıyor, İran ise doğal olarak meşru müdafaa hakkını kullanıyor. Dünya petrol tüketimin %20'si, küresel deniz yoluyla yapılan petrol ticaretin %25-30'u ve küresel LNG ticaretin de yaklaşık %20'si bu boğazdan geçiyor. Küresel ticaretin değeri ise yaklaşık %10'u Hürmüz Boğazı üzerinden gerçekleşen akışlara bağlıdır. Boğazdan yılda 40,000 gemi geçiyor, bu da her gün 110 gemi demektir. Bu gemiler yılda yaklaşık 15 milyon ton yani yaklaşık günde 40 bin ton tahıl, 2-3 milyon varil petrol ve petrol ürünleri taşınması anlamına gelir. Günlük olarak yaklaşık 350 milyon dolar değerinde "hayati" denilecek ürünlerin ticareti sadece Boğazdan geçer. Dolayısıyla, bugün görüyoruz ki 20 Temmuz, 1936 yılından imzalanan Montrö Sözleşmesi, Türkiye için olağanüstü diplomatik bir zaferidir. 4 Nisan 2021 tarihinde 103 emekli amiralimizin ortak yayınladıkları "Montrö Bildirisini" hatırlayıp, tekrar değerlendirmemize büyük fayda olacaktır. Böylece İran'nın uğradığı saldırılara karşı Hürmüz Boğazı üzerinden uyguladığı jeopolitik manevra esasında kısa süre içinde bizlere kendi Boğazlarımız üzerinden kimlerin "zevzeklik" yaptığını göstermiş oldu.
23 Mart 2026 02:02

Nato'dan Çıkmak İçin Bundan Daha İyi Zaman Olamaz
Kuşkusuz ki tartışılan bir çok konu arasında Amerikan savunma sanayisinin devasa yatırımları, milyarlarca dolara mal olan olağanüstü pahalı uçakları, jetleri, uyduları, füzeleri ve uyarıcıları, nerdeyse %10 fiyatına İran tarafından üretilen yerli balistik füzeler karşısında etkisiz bırakılması Amerika'nın savunma sanayisine ciddi yolsuzluk ve var olan gücünün çok üstünde reklam yaptığı olma ihtimalini de göstermiş oldu. İran Devrim Muhafızları Sözcüsü ise ayni gün, İran daha 2012-13 yılında ürettiği füzelerini şu ana kadar kullandığını ve daha özellike 12 Günlük savaş sonrası yüksek kapasite ile üretilen daha gelişmiş füzelerini henüz kullanmadıklarını ve bunların kullanılmasına sıra gelmesi için daha 6 aylık füze stokları olduğunu açıkladı. Bu savaş 15'ci gününü geri bırakırken Amerika ve NATO ile ilgli bir başka son derece önemli iki soruyu daha doğdu. Bu durum da Trump'ın NATO için istediği katkı payının %2'den %5'e yükseltmesi gerçekçi bir yaklaşım olması yeniden tartışılması gerekiyor. İran, Amerika ve İsrail'e karşılık vermek için Bahrein, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Ürdün, Katar ve Irak'ta bulunan Amerikan askeri üslerini vurdu. Şimdi bu durum bize gösteriyor ki dünyada yaklaşık 800 Amerika üssü barındıran 55 ülke esasında düşünülenin tam aksine Amerika'dan dolayı güvende olmadığımız ortaya çıktı. Dolayısıyla, son 15 gün bize gösterdi ki, gerçek, güçlü ve bağımsız savunma yapabilmek için İran gibi tamamen kendi üretiminiz olması gerekiyor.
16 Mart 2026 00:01