
Üstad Hazretleri, Ankara'da bulunduğu sırada ahirzamanda ortaya çıkacağı Hadis-i Şeriflerde belirtilen özellikleri taşıyan şahısları görür ve Mustafa Kemal'in kendisine yaptığı teklifleri de elinin tersiyle ittikten sonra "…yalnız imanı kurtarmak yolunda vaktimi sarf edeceğim" 1 diyerek Ankara'yı terk ederek Van'a döner. Ancak hayatı boyunca; "...sergüzeşt-i hayatım şahittir ki hak gördüğüm meslekte gitmeye karşı korku elimi tutup men edememiş ve edemiyor..."2 diyen biri vardı: Bediüzzaman. 1- Şualar, s. 564. 2- Tarihçe-i Hayat, s. 279. 3- Mektubat, s. 629. 4- Age., s. 648.
Kaynak: Yeni Asya
04 Ocak 2026 00:48
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Üstad, Ümid Ve Nur Müjdelemiştir (3)
"…itikadım ve yakînimdir ki [Kesin olarak biliyorum ki] hak neşv-ü nema bulacaktır-eğer çendan toprak altında gizlense… Ve taraftar ve mültezimleri [Bu davaya üstlenenler] muzaffer olacaklardır-Eğer çendan zaman ve zeminin merhametsizliğinden, az ve zayıf olsalar [bile]…"1 Hizmetin gelecekte merhametsiz ve hukuk tanımaz bir zaman ve zemin beklediğini ve Kur'ân hizmetinde bulunanların da az ve zayıf olmalarına rağmen muzaffer olacaklarını, söyleyerek ümitleri daima taze tutmaya devam etmiştir. İhlâs Risalesinde; "…şiddetli düşmanlar ve savletli bid'alar mukabilinde…bizler gayet az, ve fakir ve kuvvetsiz olduğumuz halde gayet ağır ve büyük ve umumî ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur'âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş…"2 diyor ve Emirdağ Lâhikasında; "Bu vazifenin istinad ettiği kuvvet ve manevî ordusu, yalnız ihlâs ve sadakat ve tesanüd sıfatlarına tam sahip bir kısım şakirtlerdir. Ne kadar az da olsalar, manen bir ordu kadar kuvvetli ve kıymetli sayılırlar" 3 "Said elli bin nefer kuvvetindedir; onun için serbest bırakmıyoruz" diyen ehl-i dalâlet ve zındıkaya karşı da şöyle der: "Eğer korkunuz mesleğimden ve Kur'ân'a ait dellallığımdan ve kuvve-i maneviye-i imaniyeden ise elli bin nefer değil, yanlışsınız, meslek itibarıyla elli milyon kuvvetindeyim, haberiniz olsun" 4 diyerek ehl-i dalâletin evhamlarını boşa çıkarır. 1- Muhakemat, s. 23. 2- Lemalar, s. 390. 3- Emirdağ Lahikası, s. 456. 4- Mektubat, s. 120.
06 Haziran 2026 00:35

Risale-i Nur Kıymetlidir
Lût gibi rukn-i salabettir sözün" (Barla Lâhikası, s. 131.) (Risale-i Nur manevî, sağlam bir direktir) Ahirzamanda ortaya çıkacağı ayet ve hadislerle belli olan İslâm deccalini sözleri ve icraatlarını Allah'a isyan eden şeytanın sesi olarak tesbit ettikten sonra Risale-i Nur a karşı olan komite için, "Bu hizmete karşı şeytan-ı racimden başka hiç kimsenin karşı gelmeye hakkı yoktur" (Mektubat, s. 104) diyerek onlara layık oldukları yerleri göstermiştir. Daha sonra İslâm'ı ve Kur'an'ı ortadan kaldırmak isteyen zihniyet öncelikle insanların aklından ve kalbinden "Haşir" inancını kaldırmak için çalışmalar yaparlarken, Bediüzzaman Hazretleri de Barla'da ölümden sonra dirilmeyi iki kere iki dört edercesine Onuncu Sözü yani Haşir Risalesini telif edip önce mecliste dağıtarak suratlarına öyle bir şamar vurdu ki, nereden geldiklerini anlayamadılar. Bu komite sonra Kur'ân'daki müteşabih ayetleri ve Kur'ân'daki tekrarların lüzumsuzluğu iddialarını neşretme çalışmaları ile Kur'an'ı halkın nazarında küçük düşürmek isterken Barla'dan Mu'cizat-ı Kur'aniye risalesi olan 25. Sözün neşri ile bu planları da akim kalır. Evet, mülk ve meleküt aleminde kıyamete kadar devam edecek olan ve çok geniş cephesi olan savaş devam etmektedir. Onlar bilmiyorlar ki, Kur'ân'ın Arş-ı A'zama dayandığını, bilmiyorlar ki, Kur'ân'ı muhafaza edenin kâinatın yaratıcısı yüce Rabbimiz olduğunu ve ahirzamanda Kur'ân'ın tercümesi olan Risale-i Nur'da, kâinatı ayakta tutan Esma-i Hüsnaların en etkili şekilde anlatıldığını gözleri ile gördükleri halde inanmayan Ebu Cehil'in uzantılarından başka kimler olabilir. Allah'a isyan eden şeytanın sesi Risale-i Nur vasıtası ile kesilmiştir. Bediüzzaman Hazretleri; "Ahmed Galip Bey'in fıkrası hoştur. Allah bu gibi kardeşlerimizin adedini çok arttırsın" der.
26 Mayıs 2026 00:23


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Rüyamdaki Zübeyir Gündüzalp
"Cihad-ı manevî olan mesleğimize taalluk eden bütün bahisler, ilk seferinde hazırlanan 'Hizmet Rehberi' adlı kitaba girmedi. Bu meselede bir tahşidat yapın ve mümkün mertebe bütün meselelerin girmesine gayret edin" 1 diyerek çalışmalara başlar. "Zübeyir Ağabeyi o yıllarda tanımış olsaydım, ben onu yediği pirinç lapasının üzerine kapattığı domates ile bırakır mıydım? Lokantadan götüreceğim yemeklerle onu doyurmaz mıydım?" diyerek yıllardır hayıflanıyordum. Rüyamda "Zübeyir Ağabey gelecekmiş" dediler, ona çok güzel yemekler hazırladım. Mehmet Emin Birinci Ağabey anlatıyor: "Zübeyir Ağabeyin okuduğu kitap o anda satılırdı. Misafir olan kimsenin gözüne mutlaka takılırdı. Bir risaleye, bir Zübeyir Ağabeye bakar dururdu. Hayret ederdi,ders bitince hemen kitabı satın alırdı…O derece tesirli (ihlâslı) Risale-i Nur okurdu." 2 Rüyamda Zübeyir Ağabeyden aldığım kitap elimdeydi, ama uyandığımda elim boştu. Şöyle diyordu: "Bugünlerde herkes sıkıntıdan şekva ediyor. Adeta ma-nevî havanın bozukluğundan, maddî ve umumî bir sıkıntı hastalığını vermiş. Hatta bana da birgün sirayet etti. Bizim her derdimize ilâç olan Risale-i Nur ile meşgul olanlarda, o sıkıntı hastalığı ya yok veya pek azdır."(Kastamonu Lâhikası, s. 360.) Rabbim bu hizmette ihlâsla bulunanlardan ve Zübeyrî çizgiden ayırmasın. 1- Y. Asya'nın manevî mimarı ZG, YAY, 1994 2- Z.Gündüzalp İ. Kaygusuz, s. 347.
10 Mayıs 2026 00:25

Haydi Zübeyir Olalım
1 Çok kitap okuduğunu ve okumak için başka kitaplar aradığını duyan Zübeyir'i Hafız Ahmet Efendi, Sabri Halıcı ile tanıştırır ve her şey orada başlar. Daha sonraki yıllarda kendisine "Cennette nasıl bir yer istersin?" diye sorulduğunda, şöyle cevap verir: "Risaleleri okuduğum Halıcı Sabri Ağabeyin dükkânının üst katı gibi bir yer bana yeter." Daha sonra Üstad ile tanışır ve ona hizmetkâr olmak istediğini söyleyince, Üstad "Benden dünya ve ahiret adına bir şey istemez ise kabul ediyorum" der ve hizmete başlar. "Büyük davalar âlim insanlar istemez, sadık ve fedakar hizmetkarlar ister" düsturu doğrultusunda, hem Üstadına hem de Risale-i Nur'a ömrünün son nefesine kadar istikametle hizmet eder. Üstad birgün; "Kardaşlarım aklım karışsa, Risalelerin şurasında yanlışlık var desem ne yaparsınız?" sorusuna karşılık Zübeyir Ağabey hiç düşünmeden "Üstadım, senin elini öperiz, ama biz Risale-i Nur'un yolundan ayrılmayız" diyecek kadar eserlere olan sadıkiyetini gösterir. 1- İbrahim Kaygusuz, Zübeyir Gündüzalp, s. 70.
01 Mayıs 2026 00:17