×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Buğday Da Ovp'ye Takıldı

Mayıs ayı başında maliyeti 30.90 TL olan yaş çaya 35 TL fiyat açıklandı. Oysa ki, çay üreticisi köylüler 40 TL fiyat, (5 TL'de prim talebiyle) 45 TL bekliyordu. Geçen yıl 13.5 TL olan buğday fiyatı yüzde 22 artışla bu yıl 16.5 TL olarak açıklandı. İki aydır sürekli "Bu yıl yağmur çok yağdı, buğday üretiminde rekor artış olacak" haberleri yapıldı. Ne zaman fındık üreticisinin fiyat beklentisi yükselse hemen "Rekolte yüksek çok üretim olacak, fiyattan kaybettiğinizi daha çok satıştan kazanacaksınız" güzellemeleri, bombardıman halinde devam eder. TMO Genel Müdürü "Yağışlar çok oldu sulama giderleri azaldı, verim yükseldi rekolte çok" diyerek, buğdaya kimseye beğendiremedikleri düşük fiyatı neden verdiklerini açıklamaya çalıştı. Yüzde 40 zamlanan mazot, yüzde 47.5 artış olan gübre, fiyatı katlanan tarım ilacı, işçilik, biçer parası vs. bunlar hesaplarında yok. Açıklanan buğday alım fiyatı, girdi fiyat artış oranlarını karşılamadığı gibi, bırakalım ENAG'ın (bağımsız araştırmacıların) hesapladığı yüzde 53 yıllık enflasyon rakamını, TÜİK'in açıkladığı yüzde 32 enflasyonu bile karşılamıyor. Eskiden Cumhurbaşkanı Erdoğan, bol hamaset üzerinden tarım ürünlerine fiyat açıklardı. R.T. Erdoğan da bu tepkileri göğsünde yumuşatmak üzere "Bir gram dahi ürün ziyan olmayacak ofis kendisine getirilen tüm ürünleri alacaktır" dedikten sonra "İran krizi nedeniyle artan girdi maliyetlerinin farkındayız, temel destek ve planlı destek miktarlarını güncelleyeceğiz" dedi. Edirne'den köylüler "Buğdayın maliyeti 21.5 lira, fiyat açıklanmadan önce tüccarlar 18-20 liraya buğday alıyordu, şimdi fiyatı aşağı çektiler" diye isyan ediyorlar. Erdoğan, "20 milyon ton depolama kapasitesi ile TMO teslim edilen tüm buğdayı alacak" diyor da TMO'ya ürün teslimi sorunlarının çözümüne ilişkin bir şey söylemiyor. Saray iktidarı, TMO'nun 1 Ekim'den itibaren 18.5 TL'den buğday, 14 TL'den arpa satacağını açıklayarak, şirketlere hasat sonrasına da fiyat garantisi vermiş oldu. Suyu şişeleyip satan şirketler 2024 yılında 11.8 milyar litre, 2025 yılında 12.6 milyar litre suyu şişeleyip sattılar.

Köşe Yazarı

Kaynak: Evrensel

15 Haziran 2026 00:05

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

İstanbul'da Sıfır Atık Masalı, Ankara'da Ormanın Talanı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın eşi Emine Erdoğan'ın himayesinde yapılan Sıfır Atık Forumuna 183 ülkeden 500'ü aşkın kurum ve 5 binden fazla kişi (bakanlar, eski devlet yöneticileri uluslararası kurum temsilcileri de) katılarak deneyimlerini paylaşmışlar. 4 günlük festivalden geriye ne kadar atık kaldı, 183 ülkeden gelen misafirlerin gelişi, gidişi, uçağı, konvoyu, eskortu ne kadar karbona sebep oldu ne kadar atık bıraktılar onları bilmiyoruz. Ticaret Bakanlığı verilerine göre 2024 yılında 1 milyon 290 bin ton plastik atık ithalatı yapılmış. İthal edilen atıkların geri dönüşümünde de "sıfır atık" kuralının işlediği söylenebilir. 2020 ile 2023 yılı ortasına kadar atık tesislerinde çıkan 372 yangının başka bir açıklaması olamasa gerek. Bin odalı sarayında yaşayanların "İnsan ne kadar az şeyle yaşayabilir, şehir yaşamından uzak çadırda yaşam" söyleşileri yapması da ayrı bir çelişki. Bir de tabi "Doğanın sesini dinlemek ve onunla yeniden bağ kurmak için Hisseden Adam söyleşisi" var ki, evlere şenlik. Ankara'da AKP milletvekillerinin verdiği yasa teklifiyle geçtiğimiz hafta başlayan "Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi" görüşmeleri devam ediyor. Yasa teklifi ile karbon yutak ormanlarının kurulması, sektörün ihtiyaç duyacağı karbon sertifikalarının ülkemiz kaynaklarından karşılanması amaçlanmaktadır" deniliyor. Böylece yasanın amacı ve kime hizmet edeceği ortaya konmuş oluyor. Sektör dedikleri sermayedarlar hem kirletecek hem de karbon yutak alanı adı altında tahsis edilen ormanları karbon ticaretinin konusu haline getirecekler. Yasa teklifi ile (OGM) Orman Genel Müdürlüğüne, karbon yutak alanları kurma, kurdurma ve mevcut ormanları bedel karşılığı tahsis etme yetkisi verilmek isteniyor. Böylece ormanların şirketlere tahsisinin önü açılıyor. Ayrıca karbon yutak alanı oluşturma bahanesiyle tarım alanlarının şirketlere özel orman alanı olarak tahsis edilmesi ise diğer bir sorun. Kesinleşmiş orman kadastrosunda orman görünen alanların hukuken yok hükmündeki tapu kayıtları aracılığıyla özel mülkiyete dönüştürülmesi ve bunu da tapu sahiplerinin açtığı davalarda tazminat, yargılama giderleri vs. giderler nedeniyle hazinenin zarara uğraması ile gerekçelendirerek, hazinenin zararının azaltılması bahanesiyle bu alanların yasa yoluyla ormandan çıkarılması sağlanıyor. Tıpkı çıkardıkları imar afları gibi yeniden 2B düzenlemesi ile ormandan çıkarılacak alanları genişletiyorlar. 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde İstanbul'da sıfır atık masallarıyla uyutulan halka Ankara'da ülke ormanlarının yıkımı ve talanı dayatılıyor. Her konuda olduğu gibi "Bütün ormanların gözetimi devlete aittir.

08 Haziran 2026 00:05

Köşe Yazarı

Boşuna Adı Caddelere Verilmiyor

18 yıl Marshall Boya AŞ'de biriktirdiği tecrübeye, 5 yıl Al Jazeera Türkiye'de televizyon yöneticiliğini kattıktan sonra, 10 aylık Anadolu Ajansı deneyimini de eklemiş ve 6 yıllık Gübretaş yöneticiliğini de üstüne koymuş bir bakandır kendisi. 2025 yılı bütçesi görüşülürken, Plan Bütçe Komisyonunda 16.6 milyon baş olan büyükbaş hayvan varlığını 17.7 milyon başa çıkaracaklarını ve 3 yıl içinde ithalatı bitireceklerini söylemişti de hepimizi güldürmüştü. Oysa, 2020 ve 2021 yıllarında Türkiye büyükbaş hayvan varlığı 18 milyondan fazlaydı ve ithalat devam ediyordu. 2025 yılında 17.7 milyon büyükbaş hayvan varlığına rağmen 739 bin baş hayvan ithalatı yapıldı. Bir tarım bakanlığı düşünün, kendisine bağlı Et ve Süt Kurumu (ESK) aracılığıyla kilosunu 3 dolara ithal ettikleri hayvanları köylüye 6 dolara satsın. "İktidar ithal ettiği hayvanı iki katı fiyata köylüye satıyor" diye tepki görünce de "Sattık ama niye sattık, bir sor bakalım" diyerek "Elde edilen gelirle hayvancılığı destekleyeceğiz" açıklaması yapsın. Tarım Bakanı İbrahim Yumaklı "2024 başından itibaren artık yurt dışından tedarik işini sadece ESK yapıyor. Bu durum bazı çevreleri rahatsız etti. Eskiden bu iş sadece belirli bir kesimin tekelindeydi" diyerek genel müdürüne kol kanat gerer. Çünkü; ESK genel müdürünün de dediği gibi "Hem kişisel faaliyetleri hem de bahse konu şirketin faaliyetleri, ilgili mevzuata ve etik kurallara uygun şekilde yürütülmektedir." Velhasıl bakanlıkta her şey kitabına uygun yürütülürken, adının caddelere verilmesine kim itiraz edebilir. "Durmak yok, ithalata devam." İbrahim Yumaklı'nın bakanlığına bağlı her kurumun ayrı başarıları var. Bu sayede 2022, 2023, 2024 yıllarında toplam 5.5 milyar lira faizden gelir elde etmiş. Satılamayan kurbanlık vasıflı hayvanlar, kurumun "Hayvan alım kriterleri ve uygulama esasları talimatları" doğrultusunda satın alınacakmış. Amacın "Üreticinin yanında olmak" olduğunu açıklayan ESK, satış sıkıntısı karşısında mağduriyet yaşanmamasını hedefliyormuş. Sen de "Hayvanı 20 bin TL'ye mal etmişim, ESK 7-8 bine almak istiyor, üstelik parayı da 40 gün sonra ödeyecek" diye uygulamayı beğenme.

01 Haziran 2026 00:05

Köşe Yazarı

Bulutu Değil Geleceğimizi Çalıyorlar

Hal böyle olunca "İsrail yağmurumuzu çalıyordu, İran'a açtıkları savaş nedeniyle hava sahaları kapandı yağmurumuzu çalamıyorlar" konuşmaları arttı. Bulut tohumlama, yağmur çalma, yağmur bulutu çalma hatta "Bizde fırtına olmazdı, İsrail fırtına yaratıyor" vs. pek çok söz havada uçuyor. Bulut tohumlama, yoğun su damlacıkları yüklü bulutlara gümüş iyodür bırakılarak, su damlacıklarının etrafında buz oluşturulması sonucu bulutun ağırlığının artırılarak yağışa dönüşmesi olarak belirtiliyor. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) bulut tohumlama ile yağışın en iyi koşullarda yüzde 0 ile yüzde 20 arasında artırabildiği ve yüzde 20 olan üst sınırın ancak zaten yağmaya hazır, nem yüklü bulutların üzerinde uygulanabildiğini belirtiyor. 1940'lardan bu yana kimi ülkelerin uyguladığı bu yöntemin sonucunda yeni bulut üretilmediği, yoktan nem yaratılmadığı ve rüzgar düzeninin değiştirilemediği de belirtiliyor. Türkiye yağış rejiminin batıdan yani Avrupa ve Balkanlardan geldiğini, o nedenle de bulut çalmanın teknik olarak mümkün olmadığı belirtiliyor. Ülkemizdeki yağışların ABD ve İsrail'in, 28 Şubat'ta İran'a açtıkları savaştan iki hafta önce başladığı belirtiliyor. Almus Barajı taşmadan 60 bin dekar tarım alanının sular altında kaldığı düşünüldüğünde, taşma sonrası sular altında kalan tarım alanı miktarının katlanarak arttığı bir gerçek. Amasya, Adana, Antalya, Anamur, Avanos, Havza, pek yerde yoğun yağış ve akarsuların taşması sonucu tarım ve yaşam alanları sular altında kaldı. 30 bin dekar tarım alanı sular altında kalırken 10 bin 500 kanatlı hayvan, 80 büyükbaş, 43 küçükbaş hayvan telef olmuş. Asi Nehri'nin taşması sonucu Sinanlı Mahallesi'nde erkenci erik ağaçlarını yerinden söküp sürükleyecek kadar su basan tarım alanlarında ekili alanları bırakalım, dikili alanlardan mahsul alınamayacağı belirtiliyor. Bu koşullarda iktidar tarafından ölene Allah'tan rahmet, yaralılara şifa dileyip, "Çiftçimizin yanındayız, gereken yapılacaktır" demek sorunu çözmüyor.

25 Mayıs 2026 08:36

Köşe Yazarı

Ambarın Anahtarı Sende, Ama Ürün Senin Değil

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, Dünya Bankasından sağlanacak kaynakla tarım ve gıda sektörüne yatırım yapacak kişilere 24 ay geri ödemesiz 7 yıl vadeli 10 milyon dolara kadar kredi finansman imkanı sağlayacaklarını söyledi. Çiftçilerin gününü kutlayıp, şirketlere verilecek teşvikleri açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Göreve geldiğimiz 2002 yılından buyana çiftçimizin üzerine titredik" diye de ekledi. 2006 yılında çıkardıkları Tarım Kanunu'nda "tarım desteklerine ayrılan pay GSYH'nin (milli gelirin) yüzde 1'inden aşağı olamaz denmesine rağmen tarım desteklerine ayrılan pay hiçbir zaman yüzde 1'i bulmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan her yıl, tarım desteklerinin ne kadar attığını söyleyerek önceki yıllara göre rakamın büyüdüğünü anlatıyor. Rakam büyüyor ama GSYH'deki oran büyümüyor hatta küçülüyor. Çıktığı yıldan bu yana yüzde 1'i bulmayan tarım desteklemeleri, binde altı ile başladı, birkaç yıldır binde iki seviyesinde kaldı. Tarım Kanunu'na göre tarım desteklemeleri kapsamında 777 milyar TL destek verilmesi gerekirken 168 milyar TL destek verildiği düşünüldüğünde, "Üzerine titredikleri buysa, titremeseler ne olurdu" sorusunu siz düşünün. Çiftçiler Günü'nde Beştepe'de topladıkları köylülere "Ambarın anahtarı kimdeyse güç ondadır" dedi ama ülkede, ambarlar üretimle değil ithalatla doluyor. Geçen yıl 3.4 milyon ton, bir önceki yıl ise 9.4 milyon ton buğday ithal edildi. Geçen yıl 8.1 milyon ton mısır üretimine karşılık 5.7 milyon ton ithalat yapıldı. Her yıl ortalama 350 bin ton pirinç ithal ediyoruz. Geçen yıl 116 bin ton kuru fasulye, 595 bin ton kırmızı mercimek, 300 bin ton nohut, 91 bin ton yeşil mercimek ithal edildi. Ayçiçeğinde 4.5 milyon ton. 2025 yılında 580 bin baş hayvan ithalatı yapılması planlanırken 739 bin baş hayvan ithal edildi. 2026 yılında 500 bin baş hayvan ithalat planı yapılırken ilk iki ayda 150 bin başın üzerinde sığır, 3 bin 154 ton kırmızı et ithalatı yapıldı. Velhasıl evde akşam yemeğine etli nohut ve pilav yapmaya kalksanız; soğan Hindistan'dan ithal, kırmızı et (Polonya, Macaristan, Romanya, Brezilya, Uruguay'dan) ithal, ayçiçeği yağı Ukrayna'dan ithal, nohut Meksika'dan ithal, pirinç (ABD, Yunanistan, Bulgaristan, Arjantin ve Hindistan'dan) ithal.

18 Mayıs 2026 00:30

Köşe Yazarı

Şirketlere Vergi Muafiyeti, Köylüye Ötv-kdv

Geçtiğimiz günlerde de riskli yapıların ve alanların dönüştürülmesi, tapu, imar, çevre, kooperatifler, TOKİ, kadastro ve yapı denetimi başta olmak üzere çok sayıda düzenlemeyi kapsayan "Tapu Kanunu ile bazı kanunlarda ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi" Mecliste kabul edilerek geçip gitti. Geçip gitti, gitmesine de torbaya ekledikleri maddeyle, 9-20 Kasım tarihleri arasındaki Antalya'da yapılacak olan COP31 (İklim Konferansı) ile ilgili geçici bir madde eklendi. Kurumlar vergisinin yani şirketlerin ödeyeceği verginin, imalattan ihracat yapan şirketlere yüzde 20'den yüzde 9'a, ihracat yapan şirketlere yüzde 14'e indirilmesi vb. gibi her türlü kolaylık için şirketlere vergi istisnası getiriyorlar. Maden şirketleri, KDV Kanunu'nun 13/c maddesi kapsamında; altın, gümüş, platin arama, işletme, zenginleştirme ve rafinaj faaliyetlerinde kullanılan makine-teçhizat alımları için (katma değer vergisi) KDV'den muaf. İkinci elini alırken yüzde 8'e kadar KDV ödüyor. Fakat köylü hem yem katkıları (premiksler) hem de flake (ezme) yemler (arpa, mısır flake vb.) için yüzde 20 KDV ödüyor. Vergi indirimi nedeniyle yüzde 70 vergi ödemiyor. Termik santrallere KDV ve gümrük vergisi istisnası var. Milyonlarca ton tarım ürününü üretirken kullandığı tarım ilacına yüzde 18 KDV ödüyor. Milyonları, milyarları kazanan şirketlere neredeyse "Sen vergi verme" diyen AKP iktidarı söz konusu köylüler olunca mazottan traktöre, pulluktan süt sağma makinesine, tarım ilacından gübreye kadar pek çok kalem üzerinden vergi alıyor. 14 Mayıs Perşembe günü Tüm Üretici Köylüler Sendikasının (TÜM KÖY SEN) yöneticileri, diğer tarım örgütleriyle birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir yasa teklifi verecek. Muhalefet partilerinin hepsine çağrı yapan TÜM KÖY SEN "Köylünün kullandığı mazottan ÖTV ve KDV kaldırılsın" diyerek vermek istediği yasa teklifine milletvekillerinden destek bekliyor.

12 Mayıs 2026 00:15

Köşe Yazarı

Çayda Sömürüye Son

Kuru çay üretiminde 3.3 milyon tonla Çin birinciyken, 1.4 milyon tonla Hindistan ikinci. Yılda 3 milyon ton çay tüketen Çin ve 1.2 milyon ton çay tüketen Hindistan'dan sonra Türkiye 250 bin tonla üçüncü sırada. Sıralama 247 bin ton Pakistan ve 132 bin ton Rusya diye devam ediyor. Dünya çay ihracatının yüzde 70'ini (1.4 milyon tonu) Kenya, Çin, Sri Lanka ve Hindistan yaparken, sıralama listesinde Türkiye 5 bin 400 tonla ancak yirmi yedinci sırada yer alıyor. Yerli milli hamasetiyle yıllardır halktan oy alan AKP'nin iktidarda olduğu 2021'de yaklaşık 25 bin, 2024'te 17 bin 400 ton, 2025'te ise yaklaşık 16 bin ton çay ithal edildi. Giresun, Trabzon, Rize, Artvin illerinde 810 dekar alanda, 208 bin çay üreticisi, 1.4 milyon ton yaş çay üretiyor. 187 çay farikasının 138'i özel çay şirketlerine ait. Çay üretiminin modernize edilmesi ve Pakistan'ın çay talebinin karşılanması hedeflenen çay fabrikası günlük 5 ton çay işleme kapasitesine sahip. Çay üreticisi bu duruma itiraz edince de Erdoğan "Biz ÇAYKUR'un alım fiyatını açıklıyoruz, ülkede serbest piyasa var, şirketlerin kaça alacağına karışmayız" diyor. Çay konuşulurken esnafı, üreticisi, işçisi herkes "Çayın sahibi yok" diyor. Esnaf "Şehirde çay fabrikasından başka fabrika yok, ekonomide, esnafın geçimi de çaya bağlı" diyor. Çay üreticisi "Yaş çay alım fiyatı masraflarımızı bile karşılamıyor, kilo başı ödenen destekleme primi ise iki yıldır 2 lira. Akaryakıt fırladı, gübreye gelen zamlara yetişilmiyor. Yaş çay fiyatı yerinde sayıyor. Savaş her şeyi zamlandırdı" diyor. ÇAYKUR işçisi ise "Çalışıyoruz aldığımız maaş düşük, aynı zamanda çay üreticisiyiz çayın fiyatı düşük, üretiyoruz işliyoruz yine de yüzümüz gülmüyor" diyor.

04 Mayıs 2026 00:05

Köşe Yazarı

Silah, Savaş, Ölüm, Yıkım=kapitalizm

Çernobil Nükleer santral patlamasının 40. yılında nükleer santrallerle birlikte nükleer silahlanmanın tartışılması doğru olacaktır. ABD ve İsrail, İran'da Nükleer tesisleri, nükleer santrali bombalıyor. Kapitalist dünyanın zorbalığının sonucu olarak çıkan bu savaşlarda "Nükleer silah kullanılır mı?" sorusu tartışılırken ABD Başkanı Trump'ın "İran'ı taş devrine göndereceğiz" sözleriyle nükleer silah kullanılacak mı kaygısı daha da arttı. ABD, dünyada en çok nükleer savaş başlığına sahip bir ülke. Atom Bilim İnsanları Federasyonu'nun 2025 Dünya Nükleer kuvvet durum raporuna göre, 9 ülkenin 12 bin 331 nükleer savaş başlığı var ve yaklaşık 9 bin 700'ü askeri stoklarda yer alıyor. Rusya ve ABD 5 bin üzeri, Çin 600, Fransa 290, İngiltere 225, Hindistan 180, Pakistan 170, İsrail 90 ve Kuzey Kore 50 nükleer savaş başlığına sahipler. İCANW (Uluslararası Nükleer Silahların Kaldırılması Kampanyası) verilerine göre İtalya 35, Türkiye 20, Belçika 15, Almanya 15, Hollanda 15, (Belarus'ta tam sayı bilinmese de) 6 ülke ABD nükleer silahlara ev sahipliği yapıyorlar. ABD'nin "bu silahların operasyonel gücünü elinde bulundurduğunu" ısrarla belirttiği düşünüldüğünde sürekli yerli ve milli hamaseti yapan AKP iktidarının emperyalizm işbirlikçiliği ve bağımlılık ilişkilerini de ortaya koyuyor. Nükleer silahlar taktik ve stratejik olarak ayrışırken Rusya'nın 1912, ABD'nin ise 200 taktik nükleer silahı bulunurken bunların bir tanesinin patlayıcı gücünün Hiroşima'ya atılanın 20 katı olduğu belirtiliyor. İtalya ve Belarus gibi, bir ay önce "yurtta sulh, dünyada sulh" diye paylaşım yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan da imzalamıyor. ABD'nin İran'a açtığı savaşa karşı ABD'de 9 milyon, Avrupa ülkelerinde yüzbinlerce "krallara hayır" diyerek sokağa çıkan işçi emekçinin kendi ülke yönetimlerine 'nükleer silahların yasaklanması anlaşmasını imzala' diye baskı yapması gerekiyor.

27 Nisan 2026 00:05

Köşe Yazarı

Çernobil'in 40. Yılı: Temiz Enerji Değil Sömürü Projesi

Bugün, 1986 yılında meydana gelen Çernobil Nükleer Santrali patlamasının 40. yılı. 26 Nisan gecesi Çernobil Nükleer Santrali'nin 4. reaktöründeki patlama sonucu, 2 bin tonluk çatı havaya uçarken, reaktördeki erime nedeniyle Hiroşima ve Nagazaki'ye atılan atom bombalarının yaydığı radyasyonun daha fazlası, suya ve toprağa karıştı. Bölgenin tasfiyesinde görev alan 830 bin kişiden yaklaşık 125 bini sonraki 20 yılda hayatını kaybederken, bazı kaynaklar toplamda 200 bin kişinin bu patlama nedeniyle hayatını kaybettiğini, 70 binden fazla kişinin de kalıcı olarak sakat kaldığını öne sürüyor. 1987'de Brezilya'daki Goiânia nükleer kazasında 4 kişi ölürken 112 bin kişi radyasyondan etkilendi. 3 Mayıs 1986'da Karadeniz'den Trakya'ya, İç Anadolu'dan İskenderun Körfezi'ne kadar geniş bir alan radyasyon yüklü bulutlarla kirlendi. Dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral "Türkiye'de radyasyon vardır diyen dinsizdir" derken, 14 Ağustos'ta üniversitelerde radyasyonla ilgili izinsiz yayın yapılmasını yasakladılar. İçeride halkı ve üniversiteleri susturmaya çalışsalar da yurt dışına ihraç edilen tarım ürünleri geri döndükçe korku ve kaygı büyüyünce, Bakan Cahit Aral "Radyasyon yok, çayınızı korkmadan için" diyerek gazetecilerin önünde çay içmişti. Dönemin Başbakanı Turgut Özal, "Yayıldıkça etkisi azalıyormuş" derken, cunta lideri Kenan Evren "Biraz radyasyondan zarar gelmez" demişti. Almanya radyasyon içeren 62 ton çayı geri yollayınca, o yıl toplanan 145 bin ton çay, "harmanlanınca radyasyon azalıyor" denilerek önceki yıldan kalma 55 bin ton çayla harmanlanıp piyasaya sürüldü. Çernobil ve etkileri üzerine inceleme yapılması için oluşturulan ODTÜ ekibinde yer alan İnci Gökmen, "Sezyum elementinin yüzde 85'inin toprağın üst 12 santimetresinde, toprakta ve yosunda tespit edildiğini" açıkladı. Tıpçılar "Sezyum organ seçmez" diyerek insan vücudunda her yere yerleşebileceğini söylüyor. Nükleer santrallerin bunca zararı gündeme geldiğinde Akkuyu NGS (Nükleer Güç Santrali) başta olmak üzere inşa edilen NGS'ler için ilk savunma "bunlar yeni nesil nükleer reaktör" oluyor. Dünyada elektriğin ortalama fiyatı 4-5 dolar/cent ve Türkiye'de ise ortalama fiyatı 6,7 dolar/cent seviyesindedir. Akkuyu NGS'den 12,35 dolar/cent'ten elektrik alınacak. 1998'de nükleer santral ihalesine Fransızlarla ortak giren Siemens firmasının yetkilisi "Türkiye radyoaktif atıklarını Toroslar'ın altına gömebilir" derken dalga geçer gibi "Türkiye'nin parlak zekalı insanları gelecek 20 yılda nükleer atıkların çözümünü bulacaktır" dedi.

26 Nisan 2026 00:30

Köşe Yazarı

Onlar Zenginleşirken Biz Geleceğimizi Kaybediyoruz

Hepsi de anı cümleyi kurdular "Biz görevimizi yapıyoruz." İş makinesi ile köyün tarlasına, bağına, bahçesine, merasına ormana girmeye çalışan şirket elemanı da "Biz görevimizi yapıyoruz" dedi. Tarım ve yaşam alalarını korurken önlerine kalkanlarla dikilen asker ve polis de "Biz görevimizi yapıyoruz" dediler ve ardından da, "Görevini yapan memura direnmeyin" dediler. O nedenle de 6 köyde 679 parselde verilen acele kamulaştırma kararıyla zeytinlik alanlarının hatta evlerinin bile kamulaştırılıp kömürden elektrik üreten YK Enerji'ye (Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerine) verilmesine direniyorlar. YK Enerji biri 1987 diğeri 1995 yılandan bu yana çalışan Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerini 2014 yılında yapılan özelleştirme sonrası satın aldı. Bütün itiraz ve eylemlere rağmen çıkarılan "maden yasasının" verdiği yetkiyle, maden şirketleri lehine oluşan etkiyi, Milas'ta İkizköy üzerinden görmüş olduk. 2030 yılına kadar da yerli kömür santrallerinde üretilen 1 MWh (1000 kWh) elektrik 75 dolardan alınacak. AKP iktidarı 2018 yılında çıkardığı "Elektrik Piyasası Kapasite Mekanizması Yönetmeliği" ile enerji şirketlerine kullanmadığımız elektriğin parasını ödemeye başladı. Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) verilerine göre bu kapsamda 2024 yılında 25'i kömür, 18'i doğal gaz olmak üzere 43 enerji şirketine ödenen toplam 13 milyar lira ödedi. Aynı yıl YK Enerji kapasite mekanizması kapsamında 746 milyon lira aldı.

20 Nisan 2026 00:05

Köşe Yazarı

Süt Sanayicisi Destekleniyor, Süt Üreticisi Kaderine Terk Ediliyor

Et ve Süt Kurumu bu satışı, sütten mamul ve yarı mamul yapan "İşletmelerin üretim maliyetlerini desteklemek" üzere yapacağını duyurdu. Yani "Satarım, satmam, kime ne?", "İstediğime satarım, istemediğime satmam, size ne?" diyor. Ulusal Süt Konseyi (USK), referans satış fiyatı 22.22 TL olan çiğ sütün, şubat ayında 20.45 olan çiğ süt üretim maliyetinin 1.34 TL artışla mart ayında 21.79 TL'ye çıktığını açıkladı. USK aynı zamanda çiğ süt referans satış fiyatını da belirleyen kurum ama "Artan yem fiyatları ve girdi maliyetleri nedeniyle acilen çiğ süt alım fiyatı artırılmalıdır" diyen de kendisi. Yeni alım fiyatı açıklamıyor, "Artırılmalıdır" diyor. Toplantıda "süt piyasası, enflasyon hedefleri ve riskler" değerlendiriliyor ve bu piyasa, enflasyon hedefi ve riskler çerçevesine göre bir çiğ süt fiyatı belirleniyor. Çünkü Tüm Et, Süt ve Damızlık Sığır Yetiştiricileri Derneği (TÜSEDAD), 1 kg çiğ sütün mart ayı maliyetinin 28.13 TL olduğunu belirtiyor. Süt üreticisi köylüler Adana Kozan'da 17 TL'ye, Kadirli'de 12 TL'ye sütünü veriyor. Manisa'dan bir köylü, "11-12 TL'ye süt alıyorlar, zam yap deyince 'Başka alan varsa ona ver' diyorlar" diyerek isyan ediyor. Tarım Bakanlığı ve ESK, besicilere ve süt üreticilerine "Artan yem maliyetlerini düşürmek ve üretimi artırmak üzere yem dağıtıyoruz" demiyor. "Süt para etmezse inekler kesime gider, hayvan varlığı azalır, ithalat artar" dese de Saray yönetimi kimseyi duymuyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği verilerine göre son bir yıllık dönemde besi yeminde yüzde 37.3, süt yeminde yüzde 34.1 fiyat artışı olduğu belirtiliyor. Yem Sanayicileri Birliği, 2025 yılında üretilen 30.7 milyon ton karma yem için ihtiyaç olan ham maddenin yüzde 54'ünün, yani 16.5 milyon tonunun ithalat yoluyla karşılandığını belirtiyor.

13 Nisan 2026 00:10

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Zengine Ötv'siz Pırlanta, Elmas; Köylüye Ötv'li Mazot

Bir ay boyunca "Elmasta, pırlantada özel tüketim vergisi (ÖTV) geliyor", "Kıymetli taşlara vergi geliyor" diye haberler yapıldı. TBMM'de ekonomiye ilişkin düzenlemeleri de içeren "bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi"nde, elmas ve pırlanta gibi kıymetli taşlardan yüzde 20 ÖTV alınmasına ilişkin düzenleme torba yasadan çıkarıldı. Saray iktidarı, pırlanta ve elmastan ÖTV düzenlemesinin geri çekilme gerekçesini "jeopolitik gelişmeler" olarak açıklıyor. "Ne alaka?" demeyelim; alakayı İstanbul Sanayi Odasının 2025 tarihli kuyumculuk ve mücevherat sektör raporu kuruyor: "Ham kıymetli taşlar büyük ölçüde Afrika ya da Kanada'dan Antwerp ve Dubai'ye gelmekte, bunların yüzde 95'i parlatma ve kesim işlemleri için Hindistan'a gönderilmektedir. Daha sonra bunların bir bölümü, kıymetli taşlardan mücevher üretimi için Türkiye'ye gelmektedir." Raporda ayrıca, kuyumculuk ve mücevherat sektörünün 2023 yılı toplam cirosunun 18.1 milyar doları aştığı belirtilirken önemli bir noktaya dikkat çekiliyor: Kıymetli taşlarda ÖTV'nin kaldırılmasıyla, taş kesiminde önemli bir noktaya gelindiği, ithal edilen ham taşların kesildikten sonra yüksek değerlerle ihraç edildiği ve Türkiye'nin aynı zamanda güçlü bir pazar olduğu ifade ediliyor. Mazottan litre başına (Her ne kadar bir aydır kademeli alınsa da normalde) 13.90 TL ÖTV alınıyor. Bu durumda köylüler, tarımda kullandıkları 3.5 milyar litre mazot için 48.6 milyar lira ÖTV ödüyor. Mazotun bugünkü KDV'sinin litre başına 13.22 TL olduğu düşünüldüğünde, 46.3 milyar TL de KDV olarak ödeniyor. Pırlanta, elmas ve inciden KDV almayan iktidar, tarıma 168 milyar destek ayırdığını söylerken bunun yaklaşık 95 milyar TL'sini ÖTV ve KDV olarak geri alıyor. Milyarlarca dolar karşılığı elmas, pırlanta ve inci satan şirketler, yasa çıkmış olsaydı yaklaşık 1.9 milyar TL ÖTV ödeyecekti. TÜM KÖY SEN, 14 Mayıs'ta farklı partilerden milletvekillerinin imzasıyla köylünün kullandığı mazottan ÖTV ve KDV'nin kaldırılması için yasa teklifi verdirecek.

06 Nisan 2026 00:15

Köşe Yazarı

Bu Yıkımı İzleyerek Durduramayız

İran Kızılayı, 28 şubattan bu yana 61 bin 555 ev, 19 bin şirket, 275 sağlık merkezi ve 500 okulun hasar gördüğünü açıkladı. Geçtiğimiz günlerde ABD Merkez komutanlığı 9 binden fazla hedefi vurduğunu 140 geminin de hasar aldığını açıklarken, İran da ABD'ye ait savaş gemilerini batırdığını duyurdu. ABD merkezli İklim ve Toplum Enstitüsü (CCI), ABD ve İsrail'in İran'a başlattıkları savaşın ilk iki haftasında, savaş kaynaklı sera gazı emisyonlarının 5 milyon ton karbondioksiti aştığını belirtiyor. Benzer durum 1990-91 Körfez savaşında yaşanmış ve Kuveyt'te ateşe verilen petrol kuyularından atmosfere yayılan yoğun kurum ve zehirli gazlar nedeniyle "siyah yağmur" yağmıştı. İran'ın Buşehr nükleer santrali ve çevresi de 10 günde 3 kez bombalandı. İran'ın elektrik üreten tek Nükleer santrali olan Buşehr NGS, ABD ile İsrail'in, İran üzerinde hakimiyet kurması için savaşın en önemli noktası haline geldi. Buşehr Nükleer santralinin, Çernobil'de patlayan 1000 MW gücündeki 4. ünitenin gücüne eşit olduğu ve Nükleer santralin zarar görmesi sonucu oluşacak sızıntının Çernobil'e benzer hava, su ve toprak kirliliği ortaya çıkaracağı da başka bir gerçek. Bugün savaşın ve ekolojik yıkımın durması için konuşmayan kapitalistler ve siyasi temsilcileri, Kasım ayında Türkiye'de toplanan COP 31 İklim Konferansında vaazlarına devam edecekler. "Yıkımın eşiğindeyiz, dünya kirleniyor, küresel ısınmayı durduralım, ağaç dikelim" vs diyecekler. Cumartesi günü "Krallara hayır" adı verilen protestolara farklı merkezlerde toplam 9 milyon kişi katılarak ABD tarihinin en büyük protestosunu yaptılar. İtalya'nın başkenti Roma'da "Krallara hayır, onların savaşına hayır" diyerek toplanan on binlerce kişi ABD ve İsrail'i protesto etti.

30 Mart 2026 00:05

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha