×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Bugünkü Türkiye'den Yüz Yıl Önceki Karacaova'ya

18. yüzyılda başlayan bir süreçte Osmanlı'nın adım adım "geri çekilmesi" neticesinde anayurtta toplanan nüfus Türk milli kimliğinin zemini oldu. En son değil ama bahsedilen tarih sürecindeki son büyük nüfus hareketi Cumhuriyetin başlangıcında Lozan Antlaşması gereği yapılan "mübadele" dir. (Ondan sonrasındakiler başka bağlamların konusu.) 1923-24'te gerçekleştirilen Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesinde Türkiye'ye gelen toplulukların kayda değer bir bölümü Selanik sancağının Karacaova bölgesindendir. Bu çerçevede tam 15 yıldır Hüseyin Aynalı'nın öncülüğü ve fedakarca çabaları sayesinde "Ata Topraklarına Yolculuk" konseptinde yılda iki kez Karacaova gezileri düzenleniyor. Daha doğrusu, oğlum sosyal medyada tur programının duyurusunu görmüş, "Gidelim mi" diye sordu, ben de dünden razı şekilde tamam dedim. Misafirperverlik demişken, biraz daha ayrıntıya gireyim: Nevor köyünde, Avustralya'da çalıştığı için iyi derecede İngilizce konuşan Fotis "Bu köyün kirazı meşhurdur" diyerek bize bir yerlerden bir kasa meyve getirtip ikram etti. Karacaova gezisinin organizatörü ve her şeyi Hüseyin Aynalı ile seyahatimizin her anını kolaylaştıran "Karacaova gönüllüsü" arkadaşımız İlker Baskın'ın yıllardır tanıdığı ve ailesi mübadelede Doğu Karadeniz'den buraya gelmiş olan Kostas'a ayrı bir yer ayırmam gerekiyor. Bizim arkadaşlarla ilk tanıştığında sert bir Yunan milliyetçisi olarak Türklere iyi gözle bakmadığını belli eden bu sevimli dostumuz artık "Bize her yer Trabzon" diyerek ifade ediyor iki milletin kardeşliğine dair inancını. Hatta annesi de dönüşümüzden önceki gece saatlerce uğraşıp 50 kişilik grubumuz için pişi ve ayran hazırlamış. Bugünkü Türkiye'den yüz yıl önceki Yunan Makedonya'sına yapılan söz konusu yolculuğun bende uyandırdığı "güncel izlenim" ise iki ülke arasında birtakım siyasi problemler yüzünden yaşanan soğuklukların toplumlar nezdinde bertaraf edilebilme fırsatının mevcut olduğuydu. Dolayısıyla orada birilerinin halkı "Türk tehdidi" ile korkutarak popülizmin düşman ihtiyacını karşılamalarına engel olmak bize düşer. Çünkü 9 milyon nüfuslu Yunanistan'ın kaygılarını izale etmek - 5 milyon nüfuslu Ermenistan için olduğu gibi - bizim tarafımızdan atılacak adımlarla mümkün olabilir.

İbrahim Kiras

Kaynak: Karar

30 Mayıs 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İbrahim Kiras

Bugünkü Manzaramız

Atatürk, 1930'da İsmet İnönü ve Fethi Okyar ile kontrollü bir muhalefet partisi (Serbest Fırka) kurma fikrini tartışırken şunları söyler: "Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatörlük manzarasıdır. Vakıa bir meclis vardır. Fakat dahilde ve hariçte bize diktatör nazarıyla bakıyorlar. (…) Halbuki ben cumhuriyeti şahsî menfaatim için yapmadım. Hepimiz fâniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum." (Osman Okyar-Mehmet Seyitdanlıoğlu, "Atatürk, Okyar ve Çok Partili Türkiye -Fethi Okyar'ın Anıları", İş Bankası Kültür Y., 2007, sh. 103-104) Serbest Fırka'nın akıbeti ayrı bir tartışma konusu ama Atatürk'ün gördüğü "manzara" karşısındaki hoşnutsuzluğu ve "Tarihe o suretle geçmek istemiyorum" demesi dikkate değer olmalı. Devamında şunu söylüyorlar mıdır: "Vardır ama Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçerek meclisin yürütmeyi denetleme yetkisini kaldırdık." Şunu da diyorlar mıdır: "Vakıa bir bağımsız yargı vardır ama bağımsız olduğuna da tarafsız olduğuna da hiç kimseyi inandıramıyoruz…" Sonra şunu da ekliyorlar mıdır: "Vakıa bir seçimli demokrasi var ama bu sahada da cumhuriyetin kuruluşundaki manzaradan ileri seviyede sayılmayız." Atatürk'ün bir muhalefet partisine ihtiyaç duyduğunda arkadaşı Fethi Bey'e ricada bulunup Serbest Fırka'yı kurdurması gibi bugün de ana muhalefet partisinin genel başkanı mahkeme tarafından tayin ediliyor. Dünyada benzeri olmadığı için "Türk tipi" dinilen yeni yönetim modeli çerçevesinde kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı, meclis denetimi ortadan kaldırıldı. "Güçlü iktidar, zayıf devlet" sonucunu doğuran bu modelin zaaflarının temel kaynağının kurumsallık başta olmak üzere demokrasi ve hukuk eksikliği olduğu ortada. Gelgelelim bugün "dahilde ve hariçte" görülen manzara, gelecek nesillere miras olarak bırakılmak istenebilecek bir hatıra değil.

06 Haziran 2026 00:01

İbrahim Kiras

Mutlak Butlan Zaferi Ve Kral Pirus'un Duası

Fakat iktidar partisinin vatandaştan "icraatını beğendirerek" oy alma ümidi kalmamış görünüyor. Özgür Özel liderliğindeki CHP'nin o süreçte gösterdiği direnç tabanı daha fazla kenetledi, hatta diğer partilerin seçmeninde de "Bu haksız bir siyasi operasyon" fikrini güçlendirdi. Öte yandan, Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın bir türlü azalmayan popülaritesine "çare" bulunamadı. Kamuoyu meseleyi "CHP'lilerin kendi aralarındaki bir çekişme" olarak görmüyor. Böylesi bir yükten kurutulup yeni bir enerjiyle ortaya çıkabilecek bir partinin "Mutlak Butlan" ın eseri olması ironiden daha fazla bir şey olur. Haddizatında iktidar partisinin, bu süreçteki tutumu itibarıyla, "değişim seçeneğini satın almış" görünmesi kendisi açısından en önemli risk. Epir Kralı Pirus'un M.Ö. 3. yüzyılda Roma Cumhuriyeti'ne karşı kazandığı savaşa gönderme. Kral Pirus, savaşı kazanmış olsa da ordusunun neredeyse tamamını kaybetmiş olduğu için "Tanrım, bir daha böyle bir zafer verme!" demiştir.

02 Haziran 2026 00:01

İbrahim Kiras

Güçlü İktidar Zayıf Devlet

Ne var ki Bilgi Üniversitesi'nin kapatılıp açılması olayı da en az " Butlan " kadar vahim bir gösterge. Halihazırda uygulanan Başkanlık sistemi " hotkutür " (haute couture) tarzda, yani " kişiye özel " olarak hazırlanmış bir model olduğu için işlevselliğinin, yönetme performansının, sorun çözme kabiliyetinin olup olmadığına bakılmamıştı zaten. 2017'de resmen, 2018'de fiilen başlayan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi döneminde ise grafiklerdeki ok işaretlerinin dümdüz aşağıya doğru gittiği bütün açıklığıyla görülüyor. Söz gelimi 6 Şubat deprem felaketinde yaşanan koordinasyon aksaklıkları, müdahalenin gecikmesi, kurumlar arası iletişimsizlik gibi sorunlar iyi çalışan propaganda aygıtı yardımıyla örtüldü. Gece yarısı kararnameleriyle başkanlar görevden alındı, " çünkü laf dinlemiyor adam " gerekçesiyle. Halkın önüne getirildiğinde " Daha hızlı karar alınabilecek " diye övülen yeni model maalesef " daha doğru " karar almayı temin edemedi. Haddizatında " iktidar alanını genişletebildiği kadar genişletmek " dışında amaç taşımayan bir siyaset anlayışına "daha iyi yönetim arayışı" yakıştırmak fazlasıyla naiflik olurdu. Sonuçta yeni model " iyi yönetim " getirmedi. Her alandaki bozulma kurumları etkisizleştiren, denge ve denetleme sistemini ortadan kaldıran, kuvvetler ayrılığına son veren kişisel yönetim anlayışına onay verilmesiyle başladı. Şunu daha önce de yazmıştım: Aslında AK Parti'nin bugün de kredisini kullanmaya devam ettiği " olumlu işler " parlamenter sistem içinde gerçekleşti. Buradaki asıl ilginç nokta AK Parti'nin bürokratik vesayetten şikâyet ettiği -yani gerçek anlamda iktidarda olup olmadığının bile tartışıldığı- zamanlarda " başarılı icraat " yapabilirken, daha sonra devletin bütün kurumlarına hükmettiği ve bu arada yargıyı, medyayı, sermayeyi de kontrol altında tuttuğu günlerde kötü yönetimin "kitabını yazması". 2017 anayasa referandumunda halkın yüzde 52'sinin evet demesiyle böyle bir yönetim modeline geçtik. Şimdi söz gelimi Bilgi Üniversitesi'nin kapatılıp açılması gibi tuhaflıkları tartışırken bunu unutmayalım.

28 Mayıs 2026 00:01

İbrahim Kiras

Hukuk Çok Mu Lazım, Devlet Otoritesi Yetmiyor Mu?

Son zamanlarda sık sık " Devlet hukuk demektir. Hukuk yoksa devlet yoktur " diye hatırlatmada bulunuyoruz. " Hukuk " Arapçada hak kelimesinin çoğulu, yani haklar demek oluyor. Tarihçilerin fikrine göre devlet kurumuyla beraber doğmuş, hukuk kurumu. Demek ki devlet hukuk için var. Buna karşılık, siyasi düzenin temeline mutlak gücü koyan Machiavelli'ye göre ise hukuk devlet için vardır. Ancak siyaset felsefecilerinin çoğunluğu " devlet hukuku korumak için oluşturulmuştur " görüşündedir. Gerçi eski çağlarda siyasi otoritenin " topluma adalet borcu " bugün devletten beklenen işlevi tam karşılamıyordu ama hukukun üstünlüğü, kuvvetler ayrılığı gibi kavramlar modern zamanlarda birden bire ortaya çıkmadı. Osmanlı yargı düzeninin hemen hemen 18. yüzyıl sonlarına kadar iyi kötü işlevini yerine getirdiğini görüyoruz. Büyük tarihçimiz Halil İnalcık bu bakımdan Osmanlı devlet idaresini " keyfi bir patrimonial sistem " olarak tanımlayan büyük sosyolog Max Weber'e şiddetle itiraz eder. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde Türk hukuk sisteminin modernleştirilmesi yolunda atılan adımlarla öncelikle " hukukun üstünlüğü " fikri anayasal zemine taşındı. Ne var ki 1950 sonrasının şehirleşme, sanayileşme ve demokratikleşme süreçlerinde devlet seçkinleri ile toplum arasında baş gösteren " uyum problemi " yeni oluşan sorunları çözümsüz bırakırken " hukuk fikri " alanında modernleşme tarihimizden miras alınan birikimi de heba edecek bir yola girildi. 1980 sonrasının Türkiye'sinde toplumu ve sivil siyaseti kontrol altında tutmayı misyon edinen bürokrasi görevi adalet dağıtmak olan yargı kurumuna neredeyse bir siyasi parti işlevi yükledi. 2000'li yıllarda iktidara gelen AK Parti kadroları bürokratik vesayeti sona erdirmeyi vadetmişti. Mamafih gelinen noktada yargının siyasallaşma performansı hepimize 80'leri, 90'ları aratır hale geldi. İsterseniz devlet kelimesini hukuk olarak da okuyabilirsiniz.

26 Mayıs 2026 00:01

İbrahim Kiras

Geri Dönüşü Zor Bir Yola Girdik

2023'teki CHP kongresinin iptali talebiyle iki yıl sonra açılan davada beklenen karar da bir yıl sonra açıklandı. Söz konusu kongre hiç yapılmamış sayılarak yasal delegelerce parti yönetiminin belirlendiği seçim geçersiz kabul edildi. Öncelikle mahkemenin görevden aldığı mevcut CHP yönetiminin 19 Mart sonrası yaptığı gibi ısrarlı bir direniş ve protesto seferberliğine gideceği anlaşılıyor. Kongre iptalinin sonucu olarak CHP'de bölünmenin gerçekleşeceği, daha doğrusu şimdiki parti yönetiminin yuvalarından ayrılarak yeni bir partiyle siyasi mücadeleye devam etmek zorunda kalacağı belli. Dahası, eski yönetimin CHP'nin tarihsel yükünden azade yeni bir partiyle daha geniş kitlelere ulaşıp daha büyük bir başarı kazanabilmesi de ihtimal dışı değil. Ne var ki geleceğe yönelik siyasi projeksiyonlar geliştirebilmek için şimdiki hamlenin arkasından bir baskın seçimin gelip gelmeyeceği belirleyici faktör olacak. Öyle anlaşılıyor ki bu türden siyasi senaryoları önümüzdeki süreçte bol bol konuşacağız. 2023'teki CHP kongresine ilişkin itirazları o dönemde değerlendiren YSK kongrenin geçerli olduğuna hükmetmişti. Dolayısıyla bilahare ortaya atılan birtakım iddialar üzerinden CHP Kongresi'nin bütün sonuçlarıyla birlikte 'yok hükmünde' kabul edilmesi talebiyle yerel mahkemelerde açılan davaların yasal ve anayasal zemini yok. Anayasa yerel mahkemelere siyasi parti kongrelerinin sonuçlarını "yok hükmünde" sayma yetkisi vermiyor.

23 Mayıs 2026 00:01

İbrahim Kiras

Dışarıda Konuşulan İçeride Duyulmayan

Bu hususta bizzat Erdoğan da şunları söylemişti: "Sayın Trump'ın gerek birinci döneminde gerekse ikinci döneminde Türkiye-ABD ilişkilerinde farklı bir süreci yaşıyoruz. Gerek F-35 konusu gerek F-16 konusu gerekse Halk Bankası ile ilgili aramızdaki ilişkiler konusunu bugün etraflıca görüşme fırsatı bulacağımıza inanıyorum. Heybeliada Okulu ile ilgili üzerimize ne düşerse biz onu zaten yapmaya hazırız." Öyle anlaşılıyor ki F-35, F-16 ve Halk Bankası konularında karşı tarafın atacağı adımlar karşılığında biz de Ruhban Okulu meselesini çözmeyi vaat ediyorduk. ABD Başkanı Trump ise Erdoğan ile yapacağı görüşmeyi duyurduğu açıklamasında F-35, F-16 konularının yanında "büyük miktarda Boeing uçak satışı" konusunun ele alınacağını söylemişti. Uluslararası ilişkilerdeki "al-ver" anlayışına uygundu. Bu arada, CAATSA yaptırımları kalkmadığı için "yerli ve milli" savaş uçağımız Kaan'ın motorunu ABD'nin vermediğini de Washington'daki görüşmeler vesilesiyle anladık. O günlerde bu sütunda "ABD tarafının neler istediği - ve hatta neler alacağı - belli olsa da Türk tarafına bu alışverişin 'alış' kısmından ne düşeceği meçhul görünüyor" diye yazmıştım... F-35, F-16 konuları belirsizliğini koruyor. Oysa Trump "Türkiye ile F-35 konusunda kolayca anlaşabiliriz" demişti. Trump bu konuda "kolayca anlaşabiliriz" diyor ama galiba anlaşamıyoruz. Buna karşılık, Halkbank meselesi "kolayca" çözülecek gibi duruyor. Sürekli F-35 meselesiyle birlikte zikredilen F-16 konusundaki problemin ise ne olduğu belirsiz. Türkiye ile ABD zaten Biden döneminde 40 adet yeni F-16 savaş uçağı satışı konusunda anlaşmıştı. Yolcu uçağı sipariş etmek veya doğalgaz anlaşması yapmak gibi "jestler" sınıfından bir "jest" olmaz bu.

14 Mayıs 2026 00:01

İbrahim Kiras

Hükümet Çözecek Ama Dış Güçler Bırakmıyor

Psikoloji ve sosyal psikoloji teorilerine göre ise böyle bir durumda "çoğunlukla" meşrulaştırma mekanizmaları devreye giriyor. Bu yüzden insanları rasyonel yollarla, yani akılla mantıkla ikna etmek çoğu zaman mümkün olmuyor. Biz insanlar, hem mevcut durumu meşrulaştırma ihtiyacı duyuyoruz hem de yapmış olduğumuz tercihleri. Daha önce başka bir vesileyle söz etmiştim: Bir insan inançlarıyla davranışları arasında uyumsuzluk ortaya çıktığında iç dünyasını rahatsız eden bu uyumsuzluğu çözmek zorunluluğu duyar Prof. Leon Festinger'e göre. Ama aslında dördüncü bir yol var: Psikolojideki " yansıtma" mekanizması. Söz gelimi, ekonomideki problemleri oy verip seçtiğimiz hükümet çözemiyorsa, sorumluluk başka birilerine yansıtılabilir. "Çözecek ama dış güçler bırakmıyor" gibi bahaneler bulunabilir veya muhalefet partileri "iktidara yardımcı olmuyor" diye suçlanabilir. Psikolojide "öğrenilmiş çaresizlik" denilen durum. Bu mekanizmayı araştıran psikoloji bilgini Martin Seligman, denek olarak köpekleri kullandığı bir deney yapmış. 24 köpeğin üç gruba ayrıldığı deneyde birinci gruptaki köpeklere 500 voltluk zararsız bir elektrik şoku verilmiş. İkinci gruba ise böyle bir imkan verilmemiş. Bilahare insanlar üzerinde yapılan benzer deneylerde de aynı sonuçlar ortaya çıktı ve şunu öğrenmiş olduk: Düzeni değiştiremeyeceğine inanan kişi enerjisini mevcut durumu değiştirmeye değil meşrulaştırmaya harcıyor.

12 Mayıs 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İbrahim Kiras

Muhalefetin En Büyük Dezavantajı

Türkiye'yi 23 yıldan beri yöneten bir iktidar var zahirde… Eğitimde, sağlıkta, tarımda ve maalesef neredeyse bütün alanlarda "geriye gidiş" çoktandır herkes tarafından görülebiliyor. Bu çerçevede siyasi savunmasını da epey zamandır "dış politika hattında" kuruyor. Bu alanda iktidarın doğrudan bilinç altımıza ulaşan dış politika diskuru, "yerli savunma sanayii mitolojisi" ile beraber en büyük "seçim güvencesi". Dış politikanın gerçekleri değil, ihtiyaca göre kurgulanmış bir dış politika anlatısı söz konusu elbette. Çünkü Türk toplumu, "atlarımızın nallarının üç kıtayı çiğnediği asırlarda" olduğu gibi, yeniden saygı duyulan ve çekinilen bir ülke olmamızı istiyor. Şunu da unutmamak lazım: Her siyasi iddia büyük bir "hikaye" ye dayanmak durumunda. Bu anlamda çok güçlü ve etkili bir "dış politika ve savunma hikayesi" var bugünkü iktidar cephesinin. Güçlü ve etkili, çünkü eski bir "büyük hikaye" nin iskeletine giydirilmiş yeni ve işlevsel bir hikaye bu. Hükümetin, söz gelimi Rusya-Ukrayna savaşında her iki tarafa da aynı mesafede durması "çok yönlü dış politika" olarak tanımlanıyor. Bu çerçevede tahıl koridoru krizinde Türkiye'nin arabulucu rolü üstlenmiş olması "Türkiye artık dünyada oyun kurucu bir aktör" değerlendirmesine zemin oluşturuyor. Rusya'dan alınan S-400 füzeleri "Batı blokuna olan bağımlılığımızı azaltma stratejisinin bir unsuru…" diye izah ediliyor… Türkiye'yi yönetenlerin dünyayı yönetenlerle aynı fotoğraf karesinde yer alması bile dış politika alanındaki başarımızın göstergesi olarak görülebiliyor. Ne var ki esasen "teknik bir alan" olması gereken dış politikanın giderek iç siyasetin uzantısı haline getirilmesi milli menfaatlerin her zaman siyasi beklentilerin önünde tutulmasını zorlaştırıyor.

09 Mayıs 2026 00:01

İbrahim Kiras

Mutlak Butlan: Hukuk Devletine Kibrit Suyu

Bugünlerde yeniden yüksek sesle "hakkında mutlak butlan kararı çıkacak mı, çıkmayacak mı" diye söz konusu edilen "işlem" ise 2023'te gerçekleştirilen CHP kongresi. 2023'te Özgür Özel'in genel başkan seçildiği CHP kongresinin iptali talebiyle iki yıl sonra açılan davanın ne gibi "siyasi sonuçlar" doğurabileceğine dair değerlendirmeler yapıyor herkes. Nihai olarak Yüksek Seçim Kurulu (YSK) onay verir. Nitekim sonradan dava konusu yapılacak olan CHP kurultayının sonuçlarına ilişkin o dönemde itirazda bulunuldu, YSK toplanıp itirazları değerlendirdi ve kongrenin geçerli olduğuna hükmetti. Dolayısıyla bilahare ortaya atılan birtakım iddialar üzerinden CHP Kongresi'nin bütün sonuçlarıyla birlikte 'yok hükmünde' kabul edilmesi talebiyle yerel mahkemelerde açılan davaların yasal ve anayasal zemini yok. Anayasa yerel mahkemelere siyasi parti kongrelerinin sonuçlarını 'yok hükmünde' sayma yetkisi vermiyor. Demek ki anayasal kurallar belirli bir mantık çerçevesinde belirlenmiş olduğu için birtakım "pratik" amaçlar uğruna bunları delmek, en azından sistemin işleyişinde kaos yaratır. Tartıştığımız konu bağlamında da Yüksek Seçim Kurulu'nun yetki alanı çiğnenmemelidir Ancak buna rağmen yerel mahkemelerde "mutlak butlan" talebiyle davalar açıldı geçen yıl. Bu arada, AK Partililerin son günlerde kendi aralarında yaptıkları tartışmalardan öğrendiğimiz kadarıyla meğer "mutlak butlan" konusunda bir karara varılmış. Anayasa gereği hükümleri kesin ve temyize kapalı olan bir yüksek yargı kurumunun verdiği nihai karar tanınmayıp konu yerel mahkemelere taşınmıyordu.

05 Mayıs 2026 00:01

İbrahim Kiras

Abd'yi Yapay Zeka Yönetseydi

Hasbelkader bir ülkenin kaderine hükmetme gücünü ele geçiren kişilerin ihtirası bazen aklının önüne geçebiliyor. Netanyahu'nun getirdiği İran'a saldırı planına ABD Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı, CIA Direktörü, Genelkurmay Başkanı dahil hemen herkes karşı çıkıyor ama Başkan'ın bu husustaki niyetinin kesin olduğu görülünce bunların hepsi birden yelkenleri suya indiriyor. İki boyutlu bir "insani zaaf" problemi var burada. İlk olarak "kısa vadeli iç politika kazancı" peşindeki muhteris bir siyasetçinin ülkesinin çıkarını riske atmaktan çekinmeyen cüreti söz konusu. Elindeki yetkiyi suistimal ederek İran'a savaş açan Trump'ın üç kuruşluk kişisel çıkarı ve fantezileri uğruna, ABD'nin uğradığı zararları bir yana bırakın, bütün dünya çok ciddi bir maliyet ödemek zorunda bırakıldı. Böyle bir felaketi önleyebilecek bir mekanizmanın ABD sistemi içinde mevcut olmadığı ortaya çıktı. Var ama kesin etkili bir formül maalesef söz konusu değil. Yine de Trump'ı engellemek mümkün olmadı. Demek ki insan unsurunu devreden çıkarmayacaksak, sistemi "insani zaaf"lardan korumanın tek yolu demokrasi bilincinin ve hukuk kültürünün toplumda kök salmasıdır.

30 Nisan 2026 00:01

İbrahim Kiras

Sol Niye Seçim Kazanamıyor

O zaman aldığım notlara göre, KYK yurtlarında kalan öğrencilerin "Yurtta verilen yemek karnımızı doyurmuyor" şikâyeti AK Parti'li eski milletvekili Hüsnüye Erdoğan'a sorulmuş. Eski vekilin TV yayınında verdiği cevap şöyleydi: "Peygamberimiz midenizin 3'te 1'ini boş bırakın diyor." AK Partililer de dahil büyük çoğunluğun vicdan eksikliğinden kaynaklandığını düşündüğü bu ifadelere kimileri ise "Burası laik bir devlet, burada yasalara göre hareket edilir, ayetlere hadislere göre değil" diyerek tepki gösterdi. İşin siyaset cephesine baktığınızda, "laik refleks" sonucu çıkan kavgalarda kazanan taraf hiçbir zaman CHP olmuyor. Ancak CHP tabanından ve CHP yönetiminden ayrı "CHP camiası" diye bir olgu var bu ülkenin siyasi ve sosyal yapısı içinde. CHP'li olmasa da CHP'ye oy vermese de CHP'den ayrılıp başka partiye gitse de CHP camiası içinde daima yeri olan kişiler ve gruplar söz konusu. 2018'de CHP'den milletvekili olup 2020'de TİP'e geçen Kadıgil, geçenlerde verdiği bir röportajda Kemal Kılıçdaroğlu genel başkan olmadan önce CHP'ye oy dahi vermediğini söylemiş. Onlar TV'deki yayında gazeteci Şule Aydın'ın, "Geçmişe baktığınızda aldatılmış hissediyor musunuz?" sorusuna ise "Evet, hissediyorum" cevabını vermiş TİP Sözcüsü. "Neden dolayı" diye soracak olursanız, anladığım kadarıyla TİP'li siyasetçinin kendisini aldatılmış hissediyor olması CHP camiasındaki genel hissiyatın bir parçası. 2023 seçimi hakkında " niçin " kaybettik diye değil, "kimin yüzünden" kaybettik diye sorulduğunda verilen cevap Kılıçdaroğlu oluyor çünkü. Bugün CHP camiasında "bir numaralı kötü adam" Erdoğan değil, Kılıçdaroğlu. Bunun ise CHP camiasının " hissiyat " dünyasıyla yakından ilgisi var. O dünyada bir yandan "2023'te herkesten oy alabilecek bir aday çıkarılmalıydı" deniliyor, bir yandan da "önümüzdeki seçimde" o bahsedilen " herkes "ten oy almayı zorlaştıracak bir dil kullanılıyor.

28 Nisan 2026 00:01

İbrahim Kiras

En Pahalı Fiyasko

Son olarak, ABD Türkiye Büyükelçisi Barrack'ın tuhaf sözleri gündeme geldi. "Bu coğrafyada insanlar bir tek güçten anlıyor. Onun için burası için en uygun yönetim modeli güçlü liderlik rejimleridir" şeklindeki açıklaması tepki çeken Büyükelçi, Fox News'a verdiği mülakatta bu sefer kendisini şöyle savundu: "Arap Baharı sonrası Batı tipi demokrasiyi hızla benimsemeye çalışan ülkelerin çoğu kaosa, iç savaşa veya yeni otoriterlik biçimlerine sürüklendi. Buna karşılık Körfez monarşileri gibi istikrarlı ve sonuç odaklı yönetimler güvenlik, ekonomik büyüme, modernleşme ve yaşam standartlarında gerçek iyileşmeler sağladı. İsrail bölgede canlı bir demokrasi olarak dikkat çeken bir istisnadır." Büyükelçi, bu coğrafyada "fazla demokrasinin" başarı şansının olmadığı görüşünü savunma ve temellendirme sadedinde Körfez monarşileri dışında Türkiye'yi de örnek olarak gösteriyor: "Türkiye başkanlık sistemi ve düzenli çok partili seçimlerle, Başkan Erdoğan liderliğinde güçlü merkezi yönetimin istikrar, ekonomik dinamizm ve iddialı bölgesel etki sağlayabildiğini gösteriyor." (Çevirinin kaynağı: serbestiyet. Övgülerin dozu o kadar yüksek ki The Wall Street Journal bile Trump'ın elçisini "Fazla Türkiye yanlısı" diye eleştirdi. Şimdiki büyükelçinin seleflerinden farklı bir dil kullandığı muhakkak ama kendisini "Türkiye yanlısı" olarak tarif etmek için fazladan gerekçelere ihtiyaç olduğu muhakkak. Bir büyükelçinin "özel yetkili" de olsa kendi başına politika belirleyebileceği de düşünülemez. Aynı mukayeseyi ekonomide yapmak isterseniz, 2002-2012 arasındaki 10 yıl boyunca -yani "Eski AK Parti" döneminde- hep 2 TL'nin altında olan dolar kurunun bugün nerede olduğuna göz atın. Yani, "dost ve müttefik" çevreler ne derse desin, içinde bulunduğumuz sıkıntılardan kurtulmak için önce yönetim zihniyetini ve sonra yönetim tarzını değiştirmek gerekiyor.

25 Nisan 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha