×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Çapları Bu Kadar!

Tüm deliller aleyhine olmasına ve süreci başlatan yine parti delegesi olmasına rağmen, herhangi bir ceza verilmemiş olmasına rağmen sadece 13 yıl partilerine genel başkanlık yapmış olan kişinin göreve iadesi kararı için isyan bayrağı çektiler, mensuplarını direnişe çağırdılar. Özel de: "Bu karar benim için yok hükmündedir, binadan da odamdan da çıkmıyorum." dedi. Halbuki mahkeme kararında, delegelere baskı yapıldığı, bavullarla getirilen dolarların pazarlıklar sonucunda otellerde delegelere dağıtıldığı, iPhone telefonlar ile iPad tabletlerin verildiği, oy karşılığı olarak evler, arabalar verildiği ve yine bazı delegelere iş imkanı sağlamak sözü verilerek seçim sonucunun değiştirildiği, bir kısım delegelerin ve yakınlarının İstanbul Büyükşehir Belediyesinde işe alındıkları ve yine birçok delegeye Belediye Başkanlıkları olmak üzere siyasi görev olarak sözler verildiği iddiasıyla davayı bizzat CHP delegelerinin açtığını o yüzden mutlak butlan kararı verildiğini yazıyor! Yarg ı sadece açılan davaya bakarak görevinin gereğini yapmış. CHP yönetimi bunu hep yaptı/yapıyor! Yüzyılın yolsuzluk davası CHP'lilerin şikâyetiyle ve itiraflarıyla ortaya çıkıyor ama kabahatli iktidar oluyor! Binlerce döviz CHP'lilere gidip geliyor, kabahatli iktidar oluyor! Mahkeme ayrıca CHP dışından iktidara yakın birilerini de kayyum olarak atamıyor, mutlak butlan gereği görevi genel kuruldan önceki CHP yönetimine veriyor. Yani 2023 seçimlerinde yere göğe sığdıramadıkları cumhurbaşkanı adayı yaptıkları 13 yıl genel başkanlık yapmış Kılıçdaroğlu'na görev veriyor. CHP hem Yargıtay'a hem YSK'ya itiraz etti. Mutlak butlan kararı çıkınca partideki eski genel başkanlarının fotoğrafını yırtıp atmaları, göreve iade edilen eski genel başkanlarının telefonuna cevap vermemeleri, sorunun aslında parti ile iktidar arasında değil kendi aralarında olduğunu göstermektedir. Kendilerine 13 sene genel başkanlık yapmış olana da hain diyenlerde kalite var mıdır?!

Resul Tosun

Kaynak: Star

24 Mayıs 2026 12:21

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Resul Tosun

Emanet Ata Binen Tez İner!

Fakat batımızdaki Yunanistan ve güneyimizdeki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) hâlâ batının ve İsrail'in etkisi altında Türkiye karşıtı politikalar geliştirmeye çalışıyorlar. AB, Türkiye'ye karşı GKRY'ni himayesine almıştır! Evet, İsrail işlediği onca savaş suçunun örtebilmek/öteleyebilmek için Yunanistan ve GKRY ile anlaşma yaparak; aynı şekilde ABD, Yunanistan ve GKRY ile Houston'daki 3+1 Enerji Diyaloğu'nda Doğu Akdeniz Enerji Merkezi'nin (EMEC) kurulması için iyi niyet belgesi imzalayarak Türkiye'ye karşı ittifaklarını derinleştirdiğini zannediyor. Karabağ' da gerçekleri gördükten sonra doğru istikametin Türkiye ile barış içinde yaşamaktan geçtiğini gördü. İnşallah Yunanistan, GKRY ve İsrail benzer bir gerçekle karşılaşmadan Türkiye ile dostane ilişkilere yönelirler, yoksa Başkan Erdoğan'ın, "Türkiye'nin güvenliği Hatay'da değil Şam'da Beyrut'ta başlıyor" ikazı çok nettir! Ayrıca hatırlatmakta fayda var 6 Temmuz'daki NATO konferansından sonra Türkiye Mavi Vatan doktrini ile ilgili olarak Karasuları Kanunu' nu dünyaya duyuracaktır. Bu kanun gereği Türkiye karasularının Adalar Denizi'nde (Ege'de) 6 mil, Akdeniz'de 12 mil olduğu ilan edilecektir. Ondan sonra Atina'nın Adalar Denizi'nde (Ege'de) karasularını 12 mil ilan etmesi savaş sebebi sayılacaktır!

14 Haziran 2026 09:06

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Resul Tosun

Tam Bir 'Öz Yurdunda Garipsin' Hikayesi!

CHP, 1950 yılından beri halkın iradesini hep küçümsemiştir, seçilenlerin yönettiği devlet kurumlarını itibarsızlaştırmayı ilke edinmiştir. Eğitim Bir-sen 2. Nolu Şube Başkanı Mahmut Akay olayın ertesi günü o zihniyetin maskelerini indiren bir açıklama yaptı. 'Dün yaşananlar, okulda ilk defa yaşanan istisnai olaylar değil.' diyen Akay 2016'daki mezuniyet töreninde de benzer olayların yaşandığını hatırlatarak diyor ki:' Okulda yaşananlar müdüre sırt dönmekle sınırlı değil. Yönetmelik ve kanunların etrafından "Geleneklerimiz var." diye dolaşmak, kendilerini öğretmen ve idarenin yerinde hatta üzerinde konumlandırmak, okul disiplinini yetkililere bırakmadan kendi devrecilik hiyerarşileri üzerinden sağlamak, okula çağrılan bir misafire sunulacak plaket takdimini bile müdüre bırakmama mücadelesine girmek, bunlara boyun eğmeyen idarecileri, mezun derneklerini de arkalarına alarak baskılamak gibi başka herhangi bir okulda akla bile gelmeyecek olaylar ve nicesi yaşandı geçmişte.' Akay olayı mezun derneklerinin eylemi olarak değerlendirerek diyor ki: 'Mezun derneklerinin öğrencileri koç başı gibi kullanarak okulu yönetmek istemeleri. Diyor ki: '1- Okulda Abitur adlı bir sistem uygulanıyor. Alman hükümeti yıllık ortalama 5 Milyon Euro harcıyor buraya. 2- Türkiye'de kalmak isteyenlerin okulda YKS'ye hazırlanma gibi bir şansı yok. Çünkü bütün sayısalcı öğretmenler Alman, hiç Türk sayısalcı yok. Geçmişte Türk öğretmenlerden sayısalcı öğretmenler görevlendirildi ancak bu öğretmenler ve idare, mezunlar ve derneklerin lincine uğradı. 3- Odak Abitur olup Türkçe kültür ve yetenek derslerinin Abitur'a bir katkısı olmayınca öğrenci ne Türk öğretmenin dersine giriyor ne de (hafifleterek yazıyorum) ona gerekli saygıyı gösteriyor. 4- Abitur'a gitmek için Alman öğretmenlerin uygun görüşü gerekli olduğundan Türk öğretmenden esirgenen saygı ve değer Alman öğretmene cömertçe sunuluyor. 5- Mezunlar derneği para, kariyer yardımı vb. araçlarla öğrencileri kontrol ediyor. 6- Mevcut haliyle İstanbul Lisesi Türk milletine ve devletine değil Alman devletine hizmet ediyor. Şükür ki ahali sağlam da 75 yıldır onlara bu ülkeyi yönetme fırsatı vermiyor.

09 Haziran 2026 11:13

Resul Tosun

Tam Bir 'Öz Yurdunda Garipsin' Hikayesi!

CHP, 1950 yılından beri halkın iradesini hep küçümsemiştir, seçilenlerin yönettiği devlet kurumlarını itibarsızlaştırmayı ilke edinmiştir. Eğitim Bir-sen 2. Nolu Şube Başkanı Mahmut Akay olayın ertesi günü o zihniyetin maskelerini indiren bir açıklama yaptı. 'Dün yaşananlar, okulda ilk defa yaşanan istisnai olaylar değil.' diyen Akay 2016'daki mezuniyet töreninde de benzer olayların yaşandığını hatırlatarak diyor ki:' Okulda yaşananlar müdüre sırt dönmekle sınırlı değil. Yönetmelik ve kanunların etrafından "Geleneklerimiz var." diye dolaşmak, kendilerini öğretmen ve idarenin yerinde hatta üzerinde konumlandırmak, okul disiplinini yetkililere bırakmadan kendi devrecilik hiyerarşileri üzerinden sağlamak, okula çağrılan bir misafire sunulacak plaket takdimini bile müdüre bırakmama mücadelesine girmek, bunlara boyun eğmeyen idarecileri, mezun derneklerini de arkalarına alarak baskılamak gibi başka herhangi bir okulda akla bile gelmeyecek olaylar ve nicesi yaşandı geçmişte.' Akay olayı mezun derneklerinin eylemi olarak değerlendirerek diyor ki: 'Mezun derneklerinin öğrencileri koç başı gibi kullanarak okulu yönetmek istemeleri. Diyor ki: '1- Okulda Abitur adlı bir sistem uygulanıyor. Alman hükümeti yıllık ortalama 5 Milyon Euro harcıyor buraya. 2- Türkiye'de kalmak isteyenlerin okulda YKS'ye hazırlanma gibi bir şansı yok. Çünkü bütün sayısalcı öğretmenler Alman, hiç Türk sayısalcı yok. Geçmişte Türk öğretmenlerden sayısalcı öğretmenler görevlendirildi ancak bu öğretmenler ve idare, mezunlar ve derneklerin lincine uğradı. 3- Odak Abitur olup Türkçe kültür ve yetenek derslerinin Abitur'a bir katkısı olmayınca öğrenci ne Türk öğretmenin dersine giriyor ne de (hafifleterek yazıyorum) ona gerekli saygıyı gösteriyor. 4- Abitur'a gitmek için Alman öğretmenlerin uygun görüşü gerekli olduğundan Türk öğretmenden esirgenen saygı ve değer Alman öğretmene cömertçe sunuluyor. 5- Mezunlar derneği para, kariyer yardımı vb. araçlarla öğrencileri kontrol ediyor. 6- Mevcut haliyle İstanbul Lisesi Türk milletine ve devletine değil Alman devletine hizmet ediyor. Şükür ki ahali sağlam da 75 yıldır onlara bu ülkeyi yönetme fırsatı vermiyor.

09 Haziran 2026 04:08

Resul Tosun

Filistin'in Nekse'sini Bilen Var Mı?!

Hep Filistin Sorunu diye yazılır söylenir ama orada sorun çıkaran İsrail olduğu için sorunun doğru adı İsrail Sorunu' dur. İsrail'in 1967'de Ürdün, Mısır ve Suriye olmak üzere üç Arap ülkesine savaş açıp Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze, Golan Tepeleri ve Sina Yarımadası'nı işgal etmesiyle sonuçlanan 6 Gün Savaşı'nın başladığı 5 Haziran, Filistinliler tarafından her yıl "Nekse" adıyla anılır. Dedim ya sorun İsrail'dir. İsrail 1967'de işgal ettiği topraklardan Mısır'ın verdiği tavizler sorucu 1982'de sadece Sina'yı boşalttı. Evet, uluslararası hukuka göre İsrail Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze, Golan Tepeleri'nde işgalci sayılıyor. BM Güvenlik Konseyi, Kasım 1967'de aldığı 242 sayılı kararla İsrail'den Haziran 1967'de işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini istedi. Golan Tepeleri'nden çekilmeyi reddeden İsrail, 14 Aralık 1981'de çıkardığı yasayla burayı ilhak etti, ancak BM Güvenlik Konseyi 17 Aralık 1981'de aldığı 497 sayılı kararla İsrail'in ilhak kararını tanımadığını duyurdu. Gel gör ki, ABD Başkanı Donald Trump, 25 Mart 2019'da imzaladığı başkanlık kararıyla, "Golan Tepeleri üzerinde İsrail'in egemenliğini ABD'nin resmen tanıdığını" duyurarak tıpkı İsrail gibi karar, kanun, kural ve ilke tanımadığını gösterdi. Resmen tanımayan Arap ülkeleri bile İsrail'in 67 sınırlarına dönmesi ve iki devletli çözümün tahakkuku halinde İsrail'i tanıyacaklarını söylediler/söylüyorlar. 7 Haziran 1967 yani 52 yıl önce bugün, İsrail ordusu Doğu Kudüs'ü işgal etti.

07 Haziran 2026 22:16

Resul Tosun

Abraham Anlaşmaları Tuzağı!

İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn arasında 15 Eylül 2020'de imzalanan, Arap-İsrail normalleşmesine ilişkin ikili anlaşmalara Abraham Anlaşmaları deniyor. 1), diyaloğa teşvik (m.2), dostane ilişkiler (m.3), herkesin onurlu bir hayat sürmesi (m.4), bilim ve ticari ilişki işbirliği (m.5), çocuklar için çatışmayı sona erdirme (m.6) ve İsrail ile diplomatik ilişki (m.7) olarak özetleyebiliriz. Abraham Anlaşması' na imza atmak İsrail terörünü onaylamak anlamına geleceği için hiçbir ülke buna yanaşmayacaktır. Türkiye ve Suudi Arabistan'ın, başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız Filistin devletinin kurulması yani iki devletli çözümün tahakkuku halinde bu anlaşmanın imzalanabileceğini ilan etmiş olmaları, ABD'yi İsrail konusunda uyarıyor olsa da İsrail terör politikasını değiştirmediği için Trump'ın baskısının akamete uğrayacağı şimdiden bellidir. AK Parti iktidarına kadar Türkiye İsrail ilişkileri zaten Abraham Anlaşmaları'nın ötesinde bir dayanışma düzeyindeydi. Artık eski Türkiye yok. Başkan Erdoğan'ın yönettiği Türkiye, zalim ve terörist İsrail yönetimi ile anlaşmak için bir araya gelmek şöyle dursun onu mahkûm ettirmek için uluslararası ceza mahkemesine müracaat etmiş ve uluslararası camiada İsrail'in tuzaklarını bozan ve bozmaya devam eden bir ülkedir.

02 Haziran 2026 15:35

Resul Tosun

İşgalci Batının İçimizdeki Temsilcileri!

Bu zihniyetin siyasetteki en büyük temsilcisi altı asırlık Osmanlı çınarını on senede ortadan kaldıran İngiliz sefirinin arabasına at gibi koşulan Jön Türklerin ve İttihat Terakki'nin devamı olan CHP'dir. Bu algı tek başına CHP'nin yürüttüğü bir algı değil. CHP genel merkezinde yaşanan son gerginliğin sebebi tamamen yargı kararının uygulanmasını isteyen CHP'nin eski genel başkanı Kılıçdaroğlu'dur. Güvenlik güçlerinin yargı kararını tanımayan içerideki işgalcilere karşı müdahalesini –mesela- Der Spiegel, "Türk resmi makamları muhalefet merkezini boşalttırıyor." diye duyurdu. Euro News, "Türk polisi CHP genel merkezine girmek için gaz kullandı." diyerek yargı kararını görmezden geldi. BBC ise "Liderlerinin görevden alınmasının ardından Türk çevik kuvvetleri polisi muhalefet ofislerine baskın düzenledi." diyerek habere takla attırdı. Sosyalist Enternasyonal da İspanya ve Portekiz'deki yolsuzluk davalarında sosyalist partilerin genel merkezlerinin basılmasını görmezden gelip CHP hakkındaki mahkeme kararı hakkında, "temelsiz, dayanaksız, hukuka aykırı", "küstahça saldırı", "demokrasiye darbe" ve "siyasi rakipleri boğma girişimi" gibi ifadelerle iktidara yüklendi. İsrail boş durur mu, "muhalefet partileri basıldı muhalefet susturuldu özgür dünya sessiz" açıklamaları yaptı. Küfür tek millet! Yani yargı kararını tanımayıp uygulanmasına engel olmak için şiddet kullananın Özel olduğundan, kararı uygulamak isteyenin Kılıçdaroğlu olduğundan hiç bahsetmiyorlar. Bana göre zihniyet olarak Kılıçdaroğlu ile Özel arasında bir fark yok.

31 Mayıs 2026 16:34

Resul Tosun

'Ismail'in Gülüşü!'

Daha doğrusu hac ibadetinin bayramı. Yasin Aktay'ın, kurban ve hac üzerine teopolitik sosyolojik ve felsefi yaklaşımları ele aldığı yeni kitabının adı 'İsmail'in Gülüşü'. Genel olarak kurban hakkında özel olarak da Kurban Bayramı'ndaki kurbanı anlatırken nas olarak Hac suresi 37. ayetin ' O(kurba)nların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Sizden Allah'a ulaşacak olan tek şey takvanızdır." kısmı eksen olmuş. Kurban kelimesinin yakınlık anlamından hareketle, kurbanın 'Bir yandan Allah'a yaklaştırırken farklı insanları da birbirine yaklaştırır.' (s.47) diyor. 'Kurban emre itaat ile toplumsal rahmetin birleştiği yerdir. Ne yalnızca sosyal yardımdır ne de hikmetsiz bir ritüel.'(s.84) tespiti yapıyor. 'Kurban kıssası akıldışılık değil aklı aşan bir güven ilişkisidir.'(s.104); 'Kurban zahir ile batının fiil ile niyetin beden ile takvanın birleştiği yerdir.'(s.114) 'Kurban sevgisizliğin değil sevginin arınmasının hikâyesidir.'(s.114) 'Kurban Allah'a yaklaşmak için şeytandan ve sahte tanrılardan uzaklaşmak için yapılan bir harekettir.'(s.189) 'Hac umre Ramazan kurban ve bilhassa namaz halkların dirilişinin bizzat Allah tarafından temin edilmiş şiarlardır.'(s.208) 'İslam'da kurban şiddetin teolojisi değil, teslimiyetin tecrübesidir.'(s. 243) 'Kurban edilen aslında hayvan değil insanın içindeki kibir, sahiplenme ve benlik iddiasıdır.(s.273) Aktay kitabında kurbanın sembolik olduğunu kurban kesmek yerine bedelinin bağışlanması gibi görüşleri de reddederek bunun diğer ibadetleri ortadan kaldırmaya zemin hazırlayan bir sapma olduğunu uzun uzun örneklerle anlatıyor. Kitap diğer dinlerin kurban anlayışını ve felsefi boyutunu akademik verilerle analiz ediyor. Aktay, bir mümin akademisyen duruşuyla, felsefi ve sosyolojik tartışmalar içinde kurbanın hakikatinden taviz vermediği için takdiri ve tebriki hak ediyor. Yahudi İbn Meymun ile Müslüman İbn Arabi'nin kurbanın sembolik olduğu yorumlarına da cevap veriyor. (s.297-300) Kurbanın yanı sıra haccı da uzun uzun konu edinen kitabın entelektüel boyutu hayli yüksek. Aktay kitabın sonunda Filistin meselesini de kurban üzerinden yorumlayarak Gazze'deki mücadeleye temas ediyor, Siyonizm'in tüm Filistinlileri kurban olarak algıladığı sapkın anlayışa vurgu yapıyor. ' Siyonizm'de tanrı için kurban yoktur, devlet için kurban vardır. Mabet için kurban yoktur güvenlik için vardır. İbadet için kurban yoktur yerleşimci kolonyal düzenin sürekliliği için kurban vardır.(s.269) Gazze üzerinden bütün insanlığın cezalandırıldığına değinen Aktay, İslam dünyasının acziyetine de vurgu yaparak Gazze'deki direnişin fotoğrafını çekiyor ve okuyucuyu derin düşüncelere sevk ediyor. 'İsmail'in Gülüşü' fedakarlık ile iktidar, teslimiyet ile özgürlük, kutsal ile şiddet, ritüel ile hakikat arasındaki gerilimleri derinlikli ve özgün bir dille tartışan güçlü bir düşünce kitabı olmuş. Yasin Aktay kardeşimi kutluyorum. Peygamberimiz aleyhisselam, "İmkânı olup da kurban kesmeyen namazgâhımıza yaklaşmasın!" buyurmuştur. Bir kurban kesildiğinde Efendimiz ondan geriye ne kaldığını sormuştu. Hz. Aişe validemiz, 'Sadece bir kürek kemiği kaldı. ' cevabını verdi. Bunun üzerine Efendimiz, "Desene bir kürek kemiği hariç (bütün dağıttıklarımızın)hepsi bizim oldu." buyurmuştur.

26 Mayıs 2026 09:09

Resul Tosun

Altın Köprü!

Bu ortamda Rusya, Çin ve ABD başta olmak üzere kimi AB ülkeleri kendilerince hamle yaparken Türkiye de sürdürdüğü denge politikasıyla herkese anlamaya çalışacağı mesajlar veriyor. Ticari ilişkilerden savunma sanayine, enerjiden tarıma kadar birçok alanda işbirliği potansiyeli bulunan Belçika'nın kraliçesi Türkiye'yi ziyaret ediyor! Tam da Trump'ın Çin'i ziyaret ettiği zamana denk gelen Kazakistan ziyareti ve Türk Devletler Teşkilatı'nın gayri resmi toplantısı(!), Astana'da imzalanan "Ebedi Dostluk ve Genişletilmiş Stratejik Ortaklık Deklarasyonu", AB'ye de ABD'ye de Rusya'ya da Çin'e de İran'a da ve hatta İsrail'e de diplomatik füzeler ayarında mesajlar gönderdi. İsrail ile normalleşme anlaşması bile yapmayı düşünen Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev'in, " Türkiye, Avrupa ile Asya'yı birbirine bağlayan altın köprüdür" mesajı öyle yabana atılacak bir mesaj değildir. 7-8 Temmuz'da Ankara'da yapılacak olan 31 üye ülke başkanlarının katılacağı NATO zirvesi ise tüm gözlerin Türkiye'ye çevrileceği tarihi bir toplantı olacak! Düşündürücü olan ise böylesine savruk bir siyasi partinin hâlâ %25-30 onanında desteğe sahip olmasıdır!

19 Mayıs 2026 20:24

Resul Tosun

Maşallah!

1940 yılında motor hariç tüm aksamı yerli olarak bir tank üretilmiş, bu tank Cumhuriyet Bayramı törenlerine de katılmış (s.135) ama tıpkı Nuri Demirağ hikayesinde olduğu gibi devlet sipariş vermediği için tarih olmuş! Altay tankı için de aynı durum ortaya çıkmış. Altay ismi İzmir'e ilk giren süvari alayının komutanı Fahrettin Altay hatırasına ALTAY olarak konmuş.(s149) Proje BMC'ye geçince ordunun istekleri doğrusunda yeni düzenlemeler yapıldığı için adını da Yeni Altay koymuşlar. 222) Altay için hazırlanan BATU motoru üretilinceye kadar ithal bir motor ile çalıştırılması planlanmış ancak yukarıda temas ettiğim gibi bu motoru üreten ülkeler uyguladıkları çifte standart ile Türkiye'ye vermemişler. Yalçıntaş bu bağlamda batının çifte standardını müşahhas örneklerle anlatmış.(s.344) Sadece Güney Kore güç gurubu vermeyi kabul etmiş. 296) Yalçıntaş kitabında Arifiye Tank Palet Fabrikası konusunda bir siyasi partinin olumsuz beyanları üzerinde durarak ismini vermiyor ama o partinin CHP olduğunu biliyoruz. CHP'nin "Katarlılara satıldı" şeklinde özetlenecek kara propagandası, Türkiye'ye hayli zaman kaybettirmiş ama nihayetinde Altay tankı ortaya çıkmış. Bu hususta Yalçınta ş özetle, Arifiye Tank Palet Fabrikası'nın mülkiyeti Savunma Bakanlığında kalmak suretiyle, 25 yıllığına işletmenin BMC'ye devredildiğini, buradaki işletmenin tamamen savunma bakanlığına mensup 100 çalışanın gözetiminde yani devlet kontrolünde olduğunu, yabancı çalışan bulunmadığını, burada palet dürbün ve mercek gibi optik araçlar ve obüs topları üretildiğini, Altay tankının motorunun toplandığını ve BMC'nin fabrikayı modern bir tesis olarak 25 yıl sonunda devlete devredeceğini anlatıyor. 106-107, s.378) Kitap boyunca bu gelişmelerin Bakanlık, Savunma Sanayii Başkanlığı ve sivil sektörün nasıl koordineli bir şekilde çalıştığı anlatılıyor. Birçok alanda bürokrasinin özel sektöre engeller çıkardığı bilinir ama kitapta savunma sanayiinde bürokrasinin (Savunma Sanayi Başkanlığı, Savunma Bakanlığı, TSK, Dışişleri) özel sektörü teşvik eden bir anlayışla hareket ettiğini görüyoruz. Yalçıntaş da bu uğurda yaptığı çalışmayı vatani bir görevi ifa etmek olarak algılıyor ve 'Yıllar içinde beni en çok gururlandıran an, Batu güç gurubuyla donatılmış Yeni Altay'ın ilk kez hareket ettiği andır." diyor. (s.444) Arifiye hakkında medyadaki olumsuz yayınlar konusunda 'Medya iletişim sürecini çok doğru yönetemedik.' (s.365) tespitiyle iletişim eksikliğini itiraf eden Yalçıntaş, hem CEO olduğu dönemde iletişime önem vererek olumsuz algıyı nasıl bertaraf ettiğini anlatıyor hem de bu kitap ile bana göre iletişim alanındaki açığı fazlasıyla kapatmış oldu. Muasır medeniyet seviyesine çıkmayı hedef gösteren siyasi parti, savunma sanayiine sürekli engel olurken, Başkan Erdoğan yönetimi Türkiye'yi savunma sanayii dâhil birçok alanda muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkartma başarısı göstermiştir. Bugün Türkiye artık savunma sanayiinde yüzde 80'e varan yerlilik ile dünya devleri arasına girmiştir.

17 Mayıs 2026 16:48

Resul Tosun

Abd'nin Osmanlı'ya Vergi Ödediği Yıllar!

300 yıl Osmanlı'ya bağlı bir eyalet olarak yönetilen Cezayir'in Cumhurbaşkanı Abdulmecid Tebbun geldi. Hem kuzey Afrika sahillerini batının saldırılarından korumak hem de Endülüs Müslümanlarını İspanya'dan taşımak için 1517 Ocak ayında Oruç Reis 5000 Arap gönüllüsünün de desteğiyle büyük bir donanma ile Cezayir limanına girdi ve şehrin güvenliğini temin etti. Aynı sene Kahire'ye giren Yavuz Sultan Selim, Oruç ve Hayreddin Hızır beylere bahriye sancak beyi rütbesi vererek Cezayir'i Osmanlı topraklarına dâhil etmişti. İspanya Cezayir'e harp ilan etti. Oruç Reis'in şehadetinden sonra Kanuni, Cezayir'i Osmanlı sancağı statüsünden Osmanlı Eyaleti statüsüne yükselterek valiliğine de Barbaros Hayreddin Paşa' yı getirdi oğlu Hasan beye de sancak beyliği rütbesi verdi. 1520'de birilerinin kışkırtmasıyla Cezayir şehir halkının bir kısmı Osmanlı'ya karşı ayaklandı. Cezayir 1830 yılına kadar Akdeniz'den Karayip adalarına kadar Osmanlı sancağını dalgalandıran en önemli Osmanlı eyaletlerinden biriydi. Washington, Osmanlı eyaleti Cezayir ile temasa geçerek 5.9.1795 tarihinde 22 maddelik Türkçe bir anlaşma imzaladı. Buna göre ABD, Cezayir'e defaten 642 bin dolar ve her yıl 12 bin Osmanlı altını ödeyecek buna mukabil ABD esirleri serbest bırakılacak ve ABD gemilerine Atlantik'te ve Akdeniz'de dokunulmayacaktı. ABD 1803 te de bir diğer Osmanlı eyaleti olan Libya beylerbeyine yılda 20 bin dolar vergi vermeyi kabul etmişti. Cezayir halkı 1830'dan 1962'ye kadar süren Fransız sömürgesi ile Osmanlı idaresinin farkını çok iyi biliyordu. Yerli milli hareketler bizdeki 28 Şubat sürecinin kanlı versiyonu olarak Cezayir halkına kan kusturdu. Yanlış hatırlamıyorsam eski Cezayir cumhurbaşkanlarından biri 'Neden Osmanlı devletler topluluğu kurmuyorsunuz?' diye Türkiye'ye sitem etmişti.

12 Mayıs 2026 02:12

Resul Tosun

Avrupa Türklerden Öğrendi!

1721 yılında İngiliz Büyükelçisi Lady Montague bu aşının nasıl yapıldığını görmüş İngiltere'ye dönünce anlatmış ama kabul ettirememiş. Türklerin asırlarca uyguladıkları çiçek aşısına Avrupa uzun süre direnmiş ancak 1764 yılında Fransız Tıp Akademisi bu aşının faydalı olabileceğini kabul etmiş. 15. Luis 1774'de çiçeğe yakalanmış aşı yapılması teklifini reddetmiş ve ölmüş! Bu bilgileri Yılmaz Öztuna'nın iki ciltlik Osmanlı Devlet Tarihi'nin ikinci cildinin 188. sayfasından özetledim. Mesela 16. asırda Hindistan Şah-ı Cihan'ın özel hekimliğini yapan İstanbul'da tıp tahsili gören Ahmet oğlu Mehmed'in İstanbul'a döndüğünde yazdığı Kâmusu'l-Etıbba isimli kitabında organ naklinin ilk emareleri görülmektedir. 4. Murad'ın hekimi Emir Çelebi 1624'te yazdığı Enmüzec fi't-Tıb isimli eserinde cesetler üzerinde teşrih (anatomi, otopsi) yaptığından bahseder. 1788'de Dr. Kohn Heward, "Akıl hastalarını tedavi etmeyi Avrupa, Türklerden öğrendi." demiş. Sinoplu Mümin Çelebi 2. Murad'a sunduğu Zahırey-i Muradiye' sinde 25 bölüm halinde akıl ve ruh hastalıklarını incelemiş ve Osmanlı ülkesinde akıl ve ruh hastaneleri yükselmeye başlamış ve tıp medreselerinde ihtisas klinikleri olarak kullanılmıştır. 2. Beyazıd'ın Edirne hastanesinde ruh ve akıl hastaları çiçek, yemek ve musiki ile tedavi ediliyordu. Yılmaz Öztuna'nın bu nadide eserinin 615 sayfalık birinci cildi olan Siyasi Tarih'i okudum.

10 Mayıs 2026 10:55

Resul Tosun

Onların Türkiye'ye İhtiyacı Daha Fazla!

Bunu AB'ye üyelik konusunda öyle fazla açık ettiler ki dün Başkan Erdoğan, "Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır.." demek zorunda kaldı. 1975 yılında müracaat eden Yunanistan 1981 yılında AB'ye üye kabul edildi. Türkiye'nin 30 yıl gerisinden gelen 10 demir perde ülkesi toptan üyeliğe kabul edildi. Ama AB'ye 1959 yılında müracaat eden Türkiye'nin üyeliği aradan 67 sene geçmesine rağmen kabul edilmedi! AB'nin 15 Temmuz darbe girişimi konusunda da Türkiye'ye beklenen desteği vermediğini hatırlatan Başkan Erdoğan dedi ki: "İlk başvuru tarihimiz olan 1959'dan beri Avrupa içerisinde özellikle belli kesimlerde Türkiye'ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadık. Kimi zaman demokrasimizi, kimi zaman ekonomimizi, kimi zaman nüfusumuz üzerinde, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirerek. Her seferinde Türkiye'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak bir bahane mutlaka buldular." Birlikteki stratejik şaşılığa da vurgu yapan Başkan Erdoğan AB'ye şu ifadelerle resti çekti: " Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değil Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir. Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı AB'nin küresel aktör ve çekim merkezi olmayacağı anlaşılmalıdır. Biz varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak bir ülke değiliz. AB, Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalıdır. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerin nüfuz alanına sıkışmış haldedir. Yeni aktörlerin boy verdiği küresel sistemin çok kutupluluğa evrildiği yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer alıyor. Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Avrupa yol ayrımındadır. Ya Türkiye'nin küresel ağırlığını birlik için fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edecekler." Evet Türkiye Yüzyılı'nın doğum sancıları bunlar!

05 Mayıs 2026 10:30

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha