
Diriliş Postası Genel Yayın Yönetmeni Değerli Gazeteci Ersoy Dede dünkü yazısında "Özgür Özel'in Akıl Hocası Arınç'mı?" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Zaten yazının son cümlesi sözün bittiği yer; "Manisa, mentor ve FETÖ." Şimdi gelelim bu konunun Çetin'ce tarafına… Düşünsenize, adınız FETÖ ile anılmış, adı FETÖ ile anılan, siyaseten durdukları yer olarak iki ters kutup siyasi partinin, iki parti dışına itilmiş, ya da dışlanmış iki bilinen isimi(Bülent Arınç-Özgür Özel) her türlü tartışmaya açık yan yana fotoğraflar veriyor. Haa, kendilerine sorarsanız ikisi de partilerinin dava adamları. Kimi sessizce köşesine çekildi, kimi eleştirilerini yaptı, kimi ise bir zamanlar omuz omuza yürüdüğü kadroların tam karşısında yer aldı. Bir siyasi partinin kuruluşunda yer alıp, partinin büyümesi için mücadele edip, milyonlarca insana o davanın doğruluğunu anlatacaksın ve ardından yıllarca savunduğun o hareketin karşısında konumlanacaksın. Ancak, bir davanın kurucularından olan isimlerin, yıllarca mücadele ettikleri siyasi çizginin karşısında görüntü vermeleri doğal olarak "sadakat" ve "ilke" tartışmalarını da kaçınılmaz hale getirir. Dava adamı olmak ile siyaset adamı olmak arasında önemli bir fark vardır. Siyaset adamı şartlara göre yer değiştirebilir.
Kaynak: Diriliş Postası
05 Haziran 2026 13:20
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ağır Bir Sorumluluktur İnsana Kelimelerle Dokunabilmek
Yıllar önce (2004 yılının sonlarına doğru) Mersin'in bir köyünde çobanlık yapan Ahmet Kaplan isimli bir çoban kasabaya indikçe kiloyla aldığı gazete ve kitaplarla kendisini geliştirip, sonrasında Hürriyet gazetesinde bir yazarın yazısından etkilenip, yine kasabaya indiği bir gün internet salonuna girip o köşe yazarına mesaj atıyor. Ahmet'i İstanbul'a davet ediyor. Muhabir soruyor; "Artık bir Holding'in yöneticisisin, paranda var, kendi paranla almak istediğin bir kaç kitap ismini söylermisin" diye soruyor. Ahmet parasıyla alacağı ilk 10 kitabı ve yazar ismini sıralıyor. Yazarlığımın daha ilk yıllarında çoban Ahmet'in kalbine kelimelerle dokunmak beni fazlasıyla etkilemişti. Geçen hafta Cumartesi köşemde " Anadolu'da Merve olabilmek" başlıklı yazıyı yazdım. Yazdığım yazı Merve ile Asya'yı çok etkilemiş. Ayrılırken Asya yanıma yaklaştı, elinde bir zarf bana uzattı; "Çetin ağabey sana bir mektup yazdım, bunu yalnız kalınca oku dedi. Sarılıp vedalaşıp ayrıldım oradan... Annem bana senin yazını gösterdiğinde önce sadece fotoğraflara baktım. Sonra annem sessizce okumaya başladı. Okurken bazı yerlerde sustu. Gözleri doldu ama ağlamamaya çalıştı. Ben fark etmedim sandı… Ama ben annemi en iyi tanıyan kişiyim. Sen yazında annemi anlatmışsın ama aslında biraz da beni anlatmışsın gibi hissettim. Çünkü ben küçükken annemin neden bazen geceleri uyumadığını, neden herkese karşı güçlü durmaya çalıştığını tam bilmiyordum. Şimdi biraz daha anlıyorum. Ben annemi hep güçlü sanıyordum. Meğer güçlü olmak bazen çok yorucu bir şeymiş… Senin yazını okuyunca annem ilk defa "görülmüş" gibi hissetti bence. Çünkü insanlar dışarıdan bakınca hemen konuşuyor ama kimse bir annenin içinde ne yaşadığını bilmiyor. Ben annemle gurur duyuyorum Çetin abi. Çünkü o hiç pes etmedi. Bazen çok yorulduğunu gördüm. Bazen sessiz kaldığını gördüm. Ama yine de benim elimden hiç bırakmadı. Senin yazında annem için söylediğin güzel sözleri okuyunca çok mutlu oldum. Sanki biri gelip bize: "Yalnız değilsiniz" demiş gibi oldu. Yazımın başında da dediğim gibi marifet Asya'nın kalbine dokunabilmekti.
29 Mayıs 2026 12:46

İmamoğlu Ve Özel' İn Hırsı Chp'ye Asrın En Büyük Zararını Verdi
Gelelim Özgür Özel'e. Atatürk'ün arkasına bu kadar saklanıp, onun adını bu kadar çok kullanıp, aynı zamanda Atatürk'ün karakter ve duruşuna bu kadar aykırı davranış, CHP tarihinde hiç bu kadar uç noktalara gelmemişti. Türkiye bir hukuk devleti diye ortalıkta bağıran Özgür Özel ve avaresi aynı hukukun verdiği karara karşı çıkıyor, daha vahimide bunu hukuk yoluyla değil örgüt lideri edasında bir tutum ve davranışla yapıyorlar! Şu an Özgür Özel ve yanındakiler kendi içerisinde, kendi seçtikleri insanlar tarafından satılıp ifşa edildiler. O yüzden hiç öyle sağa sola çatmaya yeltenip, ak kaşıkmış gibi davranıp, "yok derdimiz ülke" lafları etmesinler. Anadolu tabiriyle, "ettiğinizi buldunuz." "Allah yanınıza bırakmadı." Bu kadar net… Partinin başına geldiği günden buyana sokağa çıkma, sokağa dökülme, toplumu kaos'a sürükleme gibi bir güdüyle hareket edip, bir siyasi parti başkanı olmaktan çok uzak, sanki bir militan gibi davranışlar sergileyen Özgür Özel ve tarafları bu sevdalarını Pazar günü bolca gerçekleştirme şansı buldu, bulmuşken de partisini bir güzel talan edip, ucuz şovlara tenezzül edip, polisin görevini yapmak için girmesini bile vitrine sürüp buradan nemalanma acizliğini de sergilediniz… Aynı bahaneleri geçmiş zaman PKK terör örgütü de bolca kullanıp, Kürt halkını böyle kandırmaya ve böyle bir çakma üretilmiş algıyı pazarlamaya yeltenmişti. Sonrasında kolluk güçlerinin yakaladığı birçok teröristin Kürt ya da Türk olmadığı, sünnetsiz olduklarını dönemin bazı komutanları ifşa edip söylemişlerdi.
26 Mayıs 2026 19:33

Ve Anadolu'da Merve Olabilmek...
Geçen hafta cumartesi köşe yazım "Anadolu'da kadın olmak" tı. Bu hafta da Anadolu'da kadın baskısına inat, kendi olmayı başarma mücadelesini, Merve olabilmeyi yazacağım... Anadolu'da kadın olmak zaten başlı başına bir savaştı. Mesele Anadolu'da "Merve" olabilmeyi becermekti… Boşanmış bir kadın. Sürekli olarak psikolojik şiddet gören ve eve hapis olmuş, hareket alanı kalmamış, çırpınıp duran, tanıdığını sandığı ama hayatın süreci içerisinde aslında hiç tanımadığı ve beklide rahatsızlığı olan bir adamın sürekli olarak psikolojik şiddetine maruz kalmış bir annenin bunları alt etmeyi başarıp, çocuğunu da bu arbededen yara almadan kurtarmayı başarmışlığın adıydı Merve. Anne Merve ile bir Kapadokya gezimde, Ürgüp'te tanıştım. 9 yaşındaki kızı Asya' da sohbetimize katıldı. O zaman tanıştım Merve'nin öyküsüyle... Ben konuşurken bazen gözüm Merve'den çok Asya'ya kayıyordu… Çünkü o küçük kız, annesinin sadece bir anne değil, aynı zamanda hayata karşı savaşan bir kadın olduğunu hissediyordu. "Kadın susar" diyen anlayışa karşı, kızına "Kadın konuşur, kadın başarır" demek isteyen bir yürekti. Çünkü güçlü kadın, boyun eğmeyen kadındır. Bugün Anadolu'nun dört bir yanında binlerce Merve yaşıyor. Merve bu yazıyı ve satırları okuduğunda şunu bilmesini istiyorum: Sen sadece kızını büyütmüyorsun Merve. Ve belki bir gün Asya da başka bir kadına güç olacak. Selam olsun Merve, Asya ve ailesine...
23 Mayıs 2026 00:00

Türkiye'nin Yeni Bir Devletci Muhalefete İhtiyacı Var
Son dönemde ise ana muhalefet cephesinden gelen görüntü, bir "iktidar alternatifi" görüntüsünden çok, kendi içinde yönünü kaybetmiş bir yapıya dönüşmüş durumda. Ara ara niye ısrarla Atatürk'ün değilde İnönü'nün CHP'si dediğimin altını kalın kalın çizgilerle bir kez daha çiziyorum. Açayım biraz daha İnönü'nün CHP'sinde bu ülkenin ve Atatürkçülüğün gördüğü zararları. -Milli Şef" dönemi ve tek adam yönetiminin sertleşmesi. -Atatürk döneminde bile güçlü liderlik vardı ama İnönü döneminde bu yapı daha katı hale geldiği yazıldı, çizildi. -Basın üzerindeki baskılar arttı. Muhalif seslere alan daraldı. CHP devletle tamamen iç içe geçti, devlet kendisiymiş gibi davranışı çok abarttı. Farklı siyasi düşünceler uzun süre baskılandı. -Eleştirmenlere göre bu durum, Cumhuriyet'in "halk egemenliği" ruhuna zarar verdi. Atatürk'ün bazı önemli kadroları tasfiye edildi. İnönü'nün, Atatürk'e yakın bazı isimleri sistem dışına ittiği sık sık dile getirildi. Özellikle, Kazım Karabekir, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy gibi isimlerle yaşanan siyasi kırılmalar, "kurucu kadronun dağıtılması" olarak yorumlandı. İnönü döneminde başlayan geri çekilme ve sonraki süreçte sistemin bitirilmesi, "eğitim devriminin yarım kalması" eleştirilerine yol açtı. II. Dünya savaşı yıllarındaki ekonomik baskılar. Özellikle, Varlık Vergisi, Ekmek karne sistemi, yüksek yoksulluk, zorunlu askerlik süreleri toplumda büyük huzursuzluk oluşturdu. En ağır eleştirilerden biri de Varlık Vergisi üzerinden geldi. Bazı milliyetçi ve Kemalist çevreler, İnönü döneminde Batı'ya daha bağımlı bir çizgi oluştuğunu savundu. Birçok siyasal yorumcuya göre CHP'nin "devlet partisi" görüntüsünün güçlenmesi İnönü döneminde hızlandı. Bu nedenle, Anadolu ile bağın zayıfladığı, halkın dini hassasiyetlerinin küçümsendiği, tüm bunlar toplumda CHP'ye karşı bir kopuş oluşturmuş, bunun sonucunda da 1950'de Demokrat Parti büyük halk desteğiyle iktidara geldi. * Terörsüz Türkiye vurgusunu daha iyi anlama adına, toplumun Atatürk'e olan sevgi ve saygısını daha iyi görme adına, bugün iç ve dışta yapılan tüm hamlelerin gerçek Atatürkçülük olduğunu kavrama adına, bir döneme duruş ve haklı isyanlarıyla imza atmış olan rahmetli A.Cem Ersever'in istifa dilekçesindeki sekiz maddelik açıklamanın önemli birkaç maddesini kendi ağzından sizinle paylaşıyorum: "17 Mart 1993 tarihine kadar Jandarma Genel Komutanlığı İstihbarat Grubu'nun (JİTEM) kurucu ve komutanı idim. İhsan ve Ali Beyler de bu teşkilatın kadrolu istihbarat memurlarıydılar. Toplumun Atatürk sevgi ve saygısı ve hayranlığı kullanılarak başka emellere çekilmişti. Ersever'in de JİTEM'i kurma amacı da aynen buydu. O yüzden de karalandı, yok sayıldı ve varlığı inkâr edildi. Varlığını belgelerle ilk olarak o dönem yazdığım "C.Ersever ve JİTEM Gerçeği" kitabında yayınlamıştım.
20 Mayıs 2026 23:50

Anadolu'da Kadın Olmak
Bir süredir aile durumlarından ötürü Anadolu'ya yakın aralıklarla gidip geliyorum. Daha kadınlığını fark etmeden zorla evlendirmeler, kendi fikri sorulmadan, "baba öyle uygun gördü" diye katledilen hayatlar. Bir de kadın az bir mutsuzluğunu dile getirip yapamıyorum' a yeltendiğinde de "el âlem ne der" baskısıyla sindirilip o mutsuzluğa mahkûm ediliyor… Anadolu'da kadın olmak, bir ömür boyunca herkese yetip, kendine yetememektir bazen. "Kadın kısmı susar" denilerek yetiştirilen milyonlarca kız çocuğunun, yıllarca kendi sesini bile unutmasıdır Anadolu'da kadın olmak… Erkek gece geç saatte eve gelince "işi vardı" denip kadın biraz geç kalınca, biraz kendi olmaya yeltendiğinde namusu sorgulanır. Ama bir gün bile çıkıp "Ben yoruldum" diyemiyor. Çünkü öyle bir düzende kadının yorgun olma hakkı bile yok. Ve gördüm ki, Anadolu'da kadının gözyaşından güç alan adamlar var. Kadının gözyaşından beslenenden ne eş olur, ne baba, ne insan. Ve gözlemlerimin kızgınlığıyla yüksek sesle söylüyorum, Kadın bir erkeğin gölgesi değildir, bir evin hizmetçisi hiç değildir. O yüzden Anadolu'nun kadınları artık sadece hayatta kalmaya değil, yaşamaya da hakkı olduğunu hatırlamalıdır.
15 Mayıs 2026 22:44

Avrupa Birliği Türkiye'ye Muhtaç Hale Geldi
Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi Üyesi AK Parti Kayseri Milletvekili Dr. Murat Cahit Cıngı Avrupa'nın artık eski Avrupa olmadığını, buna karşılık Türkiye'nin küresel sistemde vazgeçilmez bir aktöre dönüştüğünü söyledi. Ben 2004 yılında Avrupa Birliği'nin demokratik eksikliklerini çalışırken bile sistemin sorunlu olduğunu görüyordum. Bugün 27 üyeli yapı daha da karmaşık hale geldi. Türkiye bugün Avrupa için bir güvenlik duvarı konumunda. 1963'ten 2002'ye kadar Avrupa Birliği bizi kapıda bekletti ama biz uzun yıllar alternatif üretmedik. Bugün ise Türkiye Afrika'da, Balkanlar'da, Kafkasya'da ve Türk dünyasında çok etkili bir ülke haline geldi. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu yaklaşımı ben "360 derece diplomasi" olarak tanımlıyorum. 2025-2026 eğitim döneminde mesleki eğitime yönelen öğrenci oranında Kayseri Türkiye birincisi oldu.
14 Mayıs 2026 13:43

Yeni Yüzyılın Güç Haritasını Türkiye Çiziyor
Atatürk'ün resmini duvara asmak, imzasını kolumuza yazmak, Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in Cumhuriyet değerlerini yok sayıp İnönü zihniyetini Atatürkçülükmüş gibi pazarlamak değilmiş Atatürkçülük… Dahası; Türkiye'nin ilk kıtalar arası Balislik Füzesinin burun kısmına M.K. ATATÜRK imzasını atmaktır gerçek Atatürkçülük… Okuyun NUTUK'U ve Atatürk dönemini gerçek kaynaklardan. Bir dönem kendi silahını üretmekte zorlanan, en basit savunma ihtiyaçlarında bile dışarıya bağımlı hale getirilen Türkiye, bugün insansız hava araçlarından savaş gemilerine, füze sistemlerinden milli savaş uçağı projelerine kadar birçok alanda dünyada dikkat çeken bir yükseliş sergiliyor. Bu yükseliş tesadüf değil. Bu yükseliş; yıllardır kurulan baskılara, ambargolara ve "yapamazsınız" diyen anlayışa verilmiş tarihi bir cevaptır. Güçlü savunma sanayisi, yüksek teknoloji üretimi ve stratejik bağımsızlık. Çünkü güçlü Türkiye yıllarca alışılmış dengeleri değiştiren Türkiye anlamına geliyor. Bu yüzden Türkiye'nin savunma hamleleri sadece içeride değil, dışarıda da dikkatle takip edilmekte. Türkiye'nin savunma sanayindeki yükselişini anlamak için bir kavramı çok iyi anlamak gerek: "Tam bağımsız Türkiye." Çünkü tam bağımsızlık sadece bayrağın dalgalanması değil. Bugün Türkiye'nin yerli İHA'lar, savaş gemileri, füze sistemleri ve milli savaş uçağı projelerine bu kadar önem vermesinin altında yalnızca güvenlik kaygısı yoktur. Bunun altında, yıllardır düşünü kurduğumuz "Tam bağımsız Türkiye" hedefidir.
13 Mayıs 2026 16:07

"Kayseri Modeli" Devletin Elini Çocuğun Omzuna Koyan Sosyal Seferberlik
Kayseri Valisi Gökmen Çiçek öncülüğünde hayata geçirilen ERVA Spor Okulları, klasik bir spor projesinin çok ötesinde. Bir annenin, "Oğlum ölsün diye dua ediyorum" feryadıyla başlayan süreç bugün 17 bin çocuğa ulaşan büyük bir sosyal dayanışma hareketine dönüşmüş durumda. Kayseri'de kurulan sistem yalnızca polisiye tedbirleri değil; sporu, eğitimi, psikolojik desteği, iş dünyasını, öğretmenleri ve aileleri aynı hedefte buluşturuyor. Yani mesele "suç işleyen çocuğu cezalandırmak" değil; o çocuğu yeniden kazanmak… Gökmen Çiçek: 17 bin öğrenci, 120 antrenör, 180 eğitimci, psikolojik danışmanlar, tarih öğretmenleri, üniversite öğrencileri, iş dünyası temsilcileri aynı anda görev yapıyor. Çetin Ağaşe: Sayın Valim beni en çok etkileyen proje "Sensiz Olmaz" projesi.. Gökmen Çiçek: Çetin Bey.. Bu model; devletin, milletin, ailenin, okulun ve iş dünyasının aynı hedefte birleştiği büyük bir toplumsal dayanışma hareketi. Belki de Türkiye'nin bugün en çok ihtiyaç duyduğu şey tam olarak bu: Bir çocuğa yeniden "yalnız değilsin" diyebilmek…
12 Mayıs 2026 18:55

Siz Koyun Bu Yazının Başlığını!
Gazze ve Ortadoğu'da bu kadar çok çocuk katledilirken, insan katledilirken kalemim başka bir şeyler yazmaya direndi, yanaşmadı. UNRWA Genel Komiser Philippe Lazzarini, "Bu savaş çocuklara karşı bir savaş. Çocukluklarına ve geleceklerine karşı bir savaş" dedi. Gazze'deki sağlık otoritesinin son dört ayda en az 12 bin 300 gencin öldüğünü ve bu rakamın 2019-2022 yılları arasında dünya genelinde 12 bin 193 olduğunu gösteren son verilerini "sarsıcı" olarak nitelendirdi. Gelecek demek, çocuk demek, geleceğin her şeyi demek. Ne kadar çocuk zarar görüp, ne kadarı yok edilirse o ülkenin geleceği de o kadar kararıp yok olur. Henüz oyun oynaması gereken yaşta, hayal kurmayı yeni öğrenmişken, "gelecek" kelimesinin ne demek olduğunu bile tam kavrayamamışken… Bu artık sadece savaş değil, geleceğin yok edilmesidir. Çünkü çocuklar sadece bugünün masumları değil, yarının ihtimalleridir. Milyarlarca insanın 8-10 kan emiciye mağlup olma acizliği mesele. Çocuklarımızın, yarınlarımızın yok edilmesinden daha büyük bir başka savaş yok! Bırakın sosyal medyalarınızdan "ne yedik, bugün ne giyelim, kime ne gösterelim" paylaşımlarını.
06 Mayıs 2026 13:10

Türk Olmak Bir Kimlikten Fazlasıdır
23 Nisan okul kutlamalarında çocukların Mehter Marşı söylemesinden rahatsız oldu CHP güruhu. Batılı düşman devletler Osmanlı'dan rahatsızdı, bunu anlarım, çünkü Osmanlı onların burunlarından getirmiş, korku salmış, hatta ayak bastığı yerleri almış. Vs vs… Zaten bunların cevabını geçtiğimiz günlerde CHP Genel Başkanı Özgür Özel vererek noktayı koydu; "Biz İsrail'in yanındayız" dedi!.. Tabi ki Osmanlı'yı, Mehter marşını hazmedemezler. Çünkü Haçlı zihniyetinin kâbusudur Osmanlı… * "Türkler kimdir?" sorusu, yüzeyde basit gibi görünür. Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki ilişki de tam olarak böyledir. Türkiye Cumhuriyeti ise bu mirasın üzerine inşa edilmiş yeni bir formdur. Osmanlı'nın geçmişi, Türkiye Cumhuriyeti için bir yük değil; birikimdir. Türkiye'nin kimliği, yalnızca Cumhuriyet ile ya da yalnızca Osmanlı'yla açıklanamaz. Osmanlı Devleti ile Türkiye Cumhuriyeti'ni birbirinden koparmaya çalışmak, tarihi parçalamaktır. Birini anlamadan diğerini tam olarak kavramak mümkün değildir.
01 Mayıs 2026 18:01

Devlet İsterse Oluyormuş…
Geçtiğimiz günlerde 18 yıllık faili meçhul bir dosya sümen altından cesurca sümen üstüne çıkarıldı... Heyecanlandı çünkü kahraman bir hukuk adamı, hâkimliğinden itibaren cesurca verdiği kararlarla kendinden bahsettiren Sayın Akın Gürlek şimdide Bakanlığı sürecinde kimsenin cesaret edemediği "Faili Meçhul" cinayetleri aydınlatmak için düğmeye bastı. 18 yıl önce işlenmiş bir cinayet aydınlatılabiliyorsa, bu artık bir ihtimal değil, kanıtlanmış bir gerçektir: Devlet isterse oluyor. Bu dosyalar sıradan değil. Sayın Adalet Bakanı Akın Gürlek, ortaya koyduğunuz bu performans, Türkiye'de adalet mekanizmasının geçmişin en derin noktalarına kadar uzanabileceğini göstermiştir. Türkiye'nin hafızasında yer etmiş, yıllardır tartışılan tüm faili meçhul dosyalar yeniden açılmalıdır. Bu suikastların önünün kapatılmasının Ana sebeplerinden birisi, Türkiye'nin içeride ve dışarıda yakalayacağı güç ve bağımsız bir Türkiye'nin istenmemesiydi. Buna aykırı duran kim varsa hedefe kondu, "senmisin bizim ülkenizi yıkmak için kurduğumuz oyunu bozmaya uğraşan..." Çünkü önemli suikastların kurbanlarının, ölmeden önce kavgasını verip haykırıp söylediklerine dönüp bakarsanız, içerideki oynanan oyun ve hainlikleri haykırdıkları görülecektir. Vs. vs. vs… O yüzden evet bu ülkede haksız yere öldürülüp sümenaltı edilen her faili meçhul cinayetler aydınlatılmalı. 2 tane vesikalık resimle 30-35 yıl, hem de devletin neredeyse bütün İstihbarat Teşkilatları tarafından kullanıldığı, bu süreçte bir sürü şeylerin perde arkasına şahit olmuş bir adam, (Adı Mahmut Yıldırım)saklanmış, öldü denilmiş ölüsü ortada yok, dirisi ortada yok, öldüyse mezarını bilen hiç yok! Yani diyorum ki, koca bir toplumu iki vesikalık resimle kandırma cüreti gösterenler de çıksın o sümenin altından. Susurluk kazasından sonra dönemin Milletvekili Sedat Edip Bucak akli dengesini kaybetti diye lanse edilerek sümen altına konulmuştu. Oysaki o Sedat Edip Bucak ile kazadan aylar sonra (7-8) Ankara Tandoğan'da bulunan kendisine ait inşaat şirketinde kendisiyle bir araya geldiğimde akli dengesi gayet yerindeydi, çay içip sohbet edebilmiştik! Türkiye'nin dışında da düşman devletlerinin fırsatını kolladığı insanlar vardı, örneğin Sedat Edip Bucak gittiği her yere koruma ekibiyle giderdi, diğerleri de ondan geri kalmayan insanlardı.
29 Nisan 2026 16:45

"Ben Oyuncak İstemedim… Sadece Ölmemeyi İstedim"
Bir şekilde anne ve babasının desteğiyle sosyal medyadan bana ulaşıp, tüm dünya liderlerine hitaben yazdığı mektubu mesaj yoluyla gönderen, bu mektubu köşe yazımda yayınlamam için "lütfennn" başlığıyla ricada bulunan 12 yaşındaki kızımızın isteğini, yüreğimin en derin yerinden gelen bir sorumlulukla yerine getiriyorum. "Çetin ağabey… Ben bunu dünya çocukları için yazdım. İsmimi yazma olur mu? Sen yeter ki yazımı yayınla…" dedi. "Tamam, çocuk. 23 Nisan'da sana verecek bir devlet makamım yok, benim yazmak için köşem var, seve seve köşem bugün senin" dedim. "Devletleri yöneten, yönetmeyen bütün büyüklerime merhaba… Benim adım yok… Çünkü benim gibi çok çocuk var. Ben 12 yaşındayım… Ama artık kendimi çocuk gibi hissedemiyorum. Siz büyüksünüz. Ama ben sanki sizden önce büyümek zorunda kaldım. Size aslında oyuncağımı anlatacaktım, en sevdiğim rengi, arkadaşlarımla oynadığım oyunları. Ama artık oyun yok. Artık saklambaç yok. Artık'ebe' yok… Çünkü bazı geceler gökyüzünde yıldızlar olmuyor, çığlıklar oluyor, patlayan sesler oluyor, yıkılan evler oluyor. Ben o sesleri unutamıyorum. Siz buna ne diyorsunuz bilmiyorum. Biz buna korku da diyemiyoruz artık. Çünkü korku geçer diye biliyorum, ama bu geçmiyor… Ben haritada ülkeleri öğreniyordum. Öğretmenim 'Dünya çok büyük' demişti. Ama şimdi şunu düşünüyorum. Dünya bu kadar büyükse. Biz neden kaçacak bir yer bulamıyoruz? Annemin elini çok sıkı tutuyorum. Bırakırsam kaybolur diye korkuyorum… Bazen anlıyorum. Eller yetmiyor. Siz çok konuşuyorsunuz, televizyonda görüyorum. Bir sürü amca konuşuyor. İsimlerinin yanında uzun uzun unvanlar yazıyor. Ama madem bu kadar çok bilen insan var, biz neden hâlâ korkuyoruz? Eğer o büyüklerin gücü yetmiyorsa bizi korumaya, o zaman o kadar büyük olmaları ne işe yarıyor? Biz konuşmaların içinde sadece bir kelime arıyoruz, "Durun…" Ama kimse durmuyor. Siz sınırlar çiziyorsunuz, biz mezar yerlerini öğreniyoruz, siz "güç"diyorsunuz, biz korkuyoruz. Siz "zafer" diyorsunuz, biz cenaze görüyoruz. Bazen hiçbir şey yapmamış çocuklar ölüyor. Hiçbir şey… Ben size kızgın değilim. Sadece anlamaya çalışıyorum. Bir çocuğun yaşaması için daha ne yapması gerekir? Ben sadece okula gitmek istiyorum, koşmak istiyorum, düşmek, ağlamak, sonra tekrar kalkmak. Ama bazı çocuklar artık hiç düşemiyor, çünkü büyüyemeden toprağa düşüyorlar. Ve bir daha kalkamıyorlar… Siz büyüksünüz, sizi herkes dinliyor. Ben küçüğüm, belki beni kimse dinlemez. Ama şunu söylemezsem olmaz. Biz ölünce sadece bir çocuk gitmiyor. Bir gelecek gidiyor, bir umut gidiyor, belki bir doktor, belki bir öğretmen. Belki de sizin düzeltemediğiniz dünyayı düzeltecek biri. Ama siz buna sadece 'sayı' diyorsunuz. Ben sayı değilim… Biz sayı değiliz. Biz çocuğuz… Eğer bir gün hiç çocuk sesi kalmazsa, eğer oyuncaklar tozlanırsa, eğer anneler çocuklarını değil, mezarlarını ziyaret ederse, o zaman bilin. Hiç bir şey kazanmadınız. Sadece bizi kaybettiniz… Benim söyleyeceklerim bunlar. Umarım söylediklerim kalplerinize dokunmuştur. Umarım…" Bu bir hikâye değil.
24 Nisan 2026 17:15