
"Eğer şeytandan sana bir fitleme (vesvese) gelirse hemen Allah'a sığın! Şüphesiz O işitendir, bilendir." (A'râf, 200) Çağımızın gençliği tarihin belki de en büyük imkânlarına sahip; fakat aynı zamanda en büyük yalnızlığı yaşayan nesli hâline geldi. Kur'an-ı Kerim insanın manevi bunalımlarının temel sebebini şöyle açıklıyor: "Kim benim zikrimden yüz çevirirse ona dar ve sıkıntılı bir hayat vardır." (Tâhâ, 124) Bugün gençlerin yaşadığı ruhsal daralmanın önemli sebeplerinden biri, kalplerin Allah ile olan bağının zayıflamasıdır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Dikkat edin! Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur." (Ra'd, 28) Modern dünya gençlere sürekli şunu fısıldıyor: "Daha çok kazanırsan mutlu olursun." "Daha çok beğeni alırsan değerli olursun." "Daha güzel görünürsen huzurlu olursun." Fakat şeytan da aynı yalanı farklı şekillerde fısıldamaya devam ediyor. "Ben değersizim." "Kimse beni sevmiyor." "Ben başarısızım." "Hayatın anlamı yok." "Allah beni affetmez." Oysa bunların önemli bir kısmı şeytanın insanı karanlığa sürükleyen telkinleridir. Resûlullah (as.s.) şöyle buyurmuştur: "Şeytan insana gelir ve: 'Şunu kim yarattı, bunu kim yarattı?' der. Sonunda: 'Peki Allah'ı kim yarattı?' diye vesvese verir. Böyle bir durumla karşılaşan Allah'a sığınsın ve bu düşünceleri terk etsin." (Buhârî, Müslim) Peygamber Efendimiz'in tavsiyesi açıktır: Vesveseyle konuşmak değil, Allah'a sığınmak... Hâlbuki Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Kullarım sana beni sorarlarsa bilsinler ki ben onlara çok yakınım." (Bakara, 186) Sen yalnız değilsin... Bu nedenle çözüm sadece psikolojik tekniklerde değil; kalbi Allah'a bağlamaktadır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyuruyor: "Biz Kur'an'dan, müminler için şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz." (İsrâ, 82) Genç kardeşim! Şunu unutma: Allah'a bir adım atan kuluna Allah rahmetiyle yaklaşır. s.) şöyle buyuruyor: "Allah Teâlâ buyurdu ki: Kulum bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir arşın yaklaşırım." (Buhârî) Belki de ihtiyacımız olan şey yeni bir telefon değil... Yeni bir eğlence değil... Yeni bir çevre değil... Belki de ihtiyacımız olan şey, uzun zamandır ihmal ettiğimiz Rabbimize yeniden dönmektir. Bugün depresyonun, kaygının ve yalnızlığın kuşattığı gençliğe Kur'an'ın çağrısı hâlâ yankılanıyor: "Eğer şeytandan sana bir fitleme gelirse hemen Allah'a sığın!" Çünkü bazen bir insanı kurtaran şey, yıllarca aradığı cevap değil; secdede bulduğu huzurdur.
Kaynak: Milat
16 Haziran 2026 00:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İlmin Zirvesi: Hiçbir Şey Bilmediğini Bilmek
"İlmin üç aşaması vardır: Birinci aşamada kibir vardır, ikinci aşamada tevazu vardır, üçüncü aşamada ise kişi hiçbir şey bilmediğini bilir." Bu söz, ilim yolculuğunun özünü anlatan derin bir hakikattir. Oysa Allah Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir." İnsan ne kadar öğrenirse öğrensin, Allah'ın sonsuz ilmi karşısında bildikleri bir damla bile değildir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Kim Allah için tevazu gösterirse Allah onu yükseltir." Gerçek âlimlerin ortak özelliği de budur. Kur'an'da Rabbimiz şöyle buyurur: "Allah'tan kulları içinde ancak âlimler gereğince korkar." Buradaki korku, cehaletin korkusu değil; ilahi azamet karşısında duyulan hayret, saygı ve teslimiyettir. Artık "Ben biliyorum" demek yerine "Allah daha iyi bilir" demeyi öğrenmiştir. Çünkü bilir ki mutlak ilim yalnızca Allah'a aittir. Belki de kendimize şu soruyu sormanın vakti gelmiştir: Çünkü gerçek ilim, çok şey bilmek değil; Allah'ın sonsuz ilmi karşısında ne kadar az bildiğini fark edebilmektir.
20 Haziran 2026 00:00

Tebdili Kıyafet Nerede Kaldı?
Bir zamanlar yöneticiler vardı... Makam odalarının kalın duvarlarının arkasına saklanmayan, önlerine konulan süslü raporlarla yetinmeyen yöneticiler. Çünkü bilirlerdi ki gerçekler makam koltuklarında değil, hayatın içinde saklıdır. Oysa vatandaşın yaşadığı hayat bambaşka... Emekli geçinemiyor, gençler gelecek kaygısıyla boğuşuyor, esnaf artan maliyetler altında eziliyor, kiracılar ev bulamıyor, işsizler umutlarını her geçen gün biraz daha kaybediyor. Halkın nabzını tutmanın yolu yüksek duvarlı toplantı salonlarından değil, sokaktan geçer. Gerçek enflasyon market raflarında, gerçek işsizlik iş bulamayan gençlerin gözlerinde, gerçek geçim sıkıntısı ise ay sonunu getirmeye çalışan ailelerin evlerinde görülür.
19 Haziran 2026 00:00

Elem Dolu Azaptan Kurtuluşun Reçetesi
Bu ticaretin ilk şartı Allah'a ve Resûlü'ne samimiyetle iman etmektir. İkinci şart ise malımızla ve canımızla Allah yolunda mücadele etmektir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "Şüphesiz Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır." (Tevbe, 9/111) Demek ki müminin malı da canı da aslında Allah'a aittir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir." (Tirmizî) Ne yazık ki günümüzde birçok insan dünya ticaretinde en küçük zarardan korkarken, ahiret ticaretindeki büyük kayıpları önemsememektedir. Resûlullah (s.a.v.) bu gerçeği şöyle ifade eder: "Dünya, müminin zindanı; kâfirin ise cennetidir." (Müslim) Mümin bilir ki gerçek mutluluk dünyanın geçici nimetlerinde değil, Allah'ın huzurunda elde edilecek ebedî saadettedir. Çünkü insanın cennete girmesinin önündeki en büyük engel günahlarıdır.
17 Haziran 2026 00:00

En Büyük Kayıp: Allah'ı Unutturan İnsanlarla Geçen Bir Ömür
İnsan hayatında birçok kayıp yaşar. Yüce Allah şöyle buyurur: "Sabah akşam Rablerinin rızasını isteyerek O'na dua edenlerle beraber sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma." (Kehf, 18/28) Bu ayet, insanın çevresinin iman hayatı üzerindeki etkisini açıkça ortaya koymaktadır. Allah Teâlâ, Hz. Peygamber'e (sav) bile salih insanlarla beraber olmasını emrediyorsa, bizim buna ne kadar muhtaç olduğumuzu düşünmek gerekir. Kur'an o korkunç manzarayı şöyle tasvir eder: "O gün zalim kimse ellerini ısırarak şöyle diyecektir: 'Keşke Peygamberle birlikte bir yol tutsaydım. Yazıklar olsun bana! Keşke falancayı dost edinmeseydim. Çünkü bana gelen zikreden beni o uzaklaştırdı.'" (Furkan, 25/27-29) Dikkat edelim; ayette kişinin pişmanlığı kaybettiği servet için değildir. Onu Allah'ın yolundan uzaklaştıran arkadaşları içindir. Hz. Peygamber (sav) de dost seçiminin önemini şu sözleriyle ifade etmiştir: "Kişi dostunun dini ve yaşayışı üzeredir. Öyleyse sizden biri kiminle dostluk ettiğine dikkat etsin." (Ebu Davud, Edeb, 16; Tirmizî, Zühd, 45) Ne kadar derin bir uyarı! Bir başka hadis-i şerifte ise Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Salih arkadaş ile kötü arkadaşın misali, misk taşıyan kimse ile körük çeken kimsenin misali gibidir. Misk taşıyan ya sana ikramda bulunur, ya ondan satın alırsın yahut ondan güzel bir koku duyarsın. Körük çeken ise ya elbiseni yakar ya da ondan kötü bir koku duyarsın." (Buhârî, Zebâih, 31; Müslim, Birr, 146) İnsan da böyledir. Yüce Allah şöyle buyurur: "Allah'ı unutan ve bu yüzden Allah'ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın." (Haşr, 59/19) Allah'ı unutan insan aslında kendisini de kaybetmiştir. Çünkü Rabbini kaybeden yönünü kaybeder. Gerçek kardeş, seni dünyanın geçici menfaatlerine değil, Allah'ın rızasına yönlendirendir. En büyük kazanç ise Allah'ı hatırlatan dostlarla birlikte yaşanan bir hayattır. Kalıcı olan yalnızca Allah'ın rızası ve O'nun huzuruna hangi kalple çıktığımızdır.
15 Haziran 2026 00:00

İnsanı İnsan Yapan Üç Değer: Din, Akıl Ve Ahlâk
Nice zenginler vardır ki gönüllerde hiçbir değeri yoktur; nice fakirler vardır ki Allah katında ve insanların kalbinde sultan olmuşlardır. Hz. Ömer (r.a.) insanı insan yapan değerleri şu veciz sözle özetlemiştir: "Bir kişinin iyi olmasının ölçüsü dinidir, şahsiyetli olmasının ölçüsü aklıdır, asaletli olmasının ölçüsü ise ahlâkıdır." Bu söz sadece bir nasihat değil, aynı zamanda insan karakterini inşa eden bir hayat düsturudur. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." (Hucurât, 49/13) Dikkat edilirse ayette üstünlüğün ölçüsü mal, makam veya soy değildir. Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle: "Şüphesiz namaz hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar." (Ankebût, 29/45) Eğer ibadetler insanı değiştirmiyor, merhametli, dürüst ve adaletli hale getirmiyorsa kişi şekli korumuş, ruhu kaybetmiş demektir. Ancak insanı ayakta tutan sadece din değildir. Allah'ın en büyük nimetlerinden biri olan akıl da insanın şahsiyetinin temelidir. Kur'an'da defalarca "Akletmez misiniz?", "Düşünmez misiniz?" diye sorulması boşuna değildir. Hz. Ali'nin şu sözü bu hakikati ne güzel anlatır: "Hakkı insanlarla tanıma; insanları hak ile tanı." Bugün birçok insan kişiler üzerinden hakikati arıyor. Din insanı iyi yapar, akıl ise ona şahsiyet kazandırır. Bir insanın hangi aileden geldiği değil, nasıl yaşadığı önemlidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyurarak peygamberlik görevinin merkezine ahlâkı yerleştirmiştir. Başka bir hadis-i şerifte ise: "Müminlerin iman bakımından en mükemmeli, ahlâkı en güzel olanıdır." buyurmuştur. Çünkü insanı yücelten şey sahip oldukları değil, uğruna yaşadığı değerlerdir.
14 Haziran 2026 00:00

Allah'ın Rahmetini Yanlış Anlamak
Namazı terk ediyor, Allah'ın emirlerini hafife alıyor, haramları hayatının bir parçası hâline getiriyor; ardından da: "Kalbim temiz, Allah affeder." diyor. Kur'an-ı Kerim'de Yüce Allah şöyle buyurur: "Kim bir kötülük yapar yahut nefsine zulmeder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhamet edici bulur." Dikkat edelim: Ayette affedilen kişi günah işleyen değil, günahından sonra Allah'a yönelip bağışlanma dileyen kişidir. Bir başka ayette ise şöyle buyurulur: "Ey iman edenler! Allah'a içten ve samimi bir tevbe ile tevbe edin." Demek ki kurtuluşun anahtarı günahı sürdürmek değil, günahı terk ederek tevbe etmektir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Akıllı kişi nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışan kimsedir. Aciz kişi ise nefsinin arzularına uyan ve sonra Allah'tan temennilerde bulunan kimsedir." Bugün birçok insan nefsinin arzularına teslim olmuş halde yaşarken, Allah'ın rahmetini kendisine garanti edilmiş gibi görüyor. "Allah affeder" diyerek günahı normalleştirmeyelim. "Kalbim temiz" diyerek Allah'ın emirlerini hafife almayalım.
12 Haziran 2026 00:00

İnsanın Doymayan İştahı Ve Toprakla Sona Eren Hırs
Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurur: "Âdemoğlunun bir vadi dolusu altını olsa bir vadi daha ister. Onun ağzını topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder." Bu hadis, insan tabiatını tarif eden en çarpıcı hakikatlerden biridir. Kur'an bu gerçeği sert bir uyarıyla önümüze koyar: "Çokluk yarışı sizi oyaladı. Nihayet kabirleri ziyaret edinceye kadar." (Tekâsür, 1-2) Dünya hırsı insanı sadece oyalamaz; aynı zamanda körleştirir. Resûlullah (sav) bu tehlikeyi önceden haber verir: "Dünya tatlı ve çekicidir. Allah sizi onda imtihan etmektedir." Demek ki sorun dünyaya sahip olmak değildir. Kur'an bu yüzden uyarır: "Mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer imtihandır." (Teğâbün, 15) Bugün insanlık bu imtihanda zorlanmaktadır. Ama hadisin son cümlesi, karanlığın içinde güçlü bir umut taşır: "Allah tevbe edenin tevbesini kabul eder." Ne kadar savrulmuş olursa olsun, insan için dönüş kapısı açıktır. Kur'an bu umudu şöyle ilan eder: "Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin." (Zümer, 53) Toprak her insanı susturur; ama tevbe, insanı daha ölmeden diriltir.
09 Haziran 2026 00:00

Hucurât Suresi: Kaybettiğimiz İnsanlığın Yeniden İnşa Reçetesi
Tam da böyle bir zamanda Kur'an'ın 49. suresi olan Hucurât Suresi adeta çağları aşan bir medeniyet manifestosu olarak karşımıza çıkıyor. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: "Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa zarar verir de sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurât, 6) Peygamber Efendimiz (sav) bu konuda şöyle buyurmuştur: "Kişiye yalan olarak, duyduğu her şeyi anlatması yeter." (Müslim) Ne kadar da çarpıcı bir uyarı... Hucurât Suresi sadece haber doğrulamayı öğretmez; aynı zamanda adaleti emreder: "Adaletli olun. Şüphesiz Allah adaletli davrananları sever." (Hucurât, 9) Ne yazık ki insanlar adaleti kendileri için isterken başkalarına karşı kolayca zalimleşebiliyor. Hucurât Suresi ise "İnsanların arasını düzeltin" diyerek barışı ve kardeşliği emrediyor. Peygamber Efendimiz (sav): "Size namazdan, oruçtan ve sadakadan daha faziletli bir ameli haber vereyim mi? İnsanların arasını düzeltmektir." buyurmuştur. Surenin belki de en çok ihmal edilen emirlerinden biri şudur: "Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin." (Hucurât, 11) Bugün ekranlar, sosyal medya platformları ve günlük sohbetler insanlarla alay etmenin sıradanlaştığı ortamlara dönüşmüş durumda. Ardından Kur'an şu ağır uyarıyı yapıyor: "Kötü lakaplarla birbirinizi çağırmayın." Bir insana taktığınız aşağılayıcı bir lakap, onun kalbinde yıllarca kapanmayacak yaralar açabilir. Peygamber Efendimiz (sav) buyuruyor: "Kim bir Müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıplarını örter." (Buhârî, Müslim) Buna rağmen kusur araştırmayı marifet sanan bir toplum haline geliyoruz. Daha büyük binalara değil, daha büyük vicdanlara...
08 Haziran 2026 00:00

Uçak Biletleri: Kimsenin Dokunamadığı Düzen
Bir zamanlar bir malın fiyatı vardı. Aynı ürünü sizden önce alanla aranızda üç kat, beş kat fiyat farkı oluşmazdı. Bugün ise uçak bileti satın almak adeta borsada hisse senedi almak gibi bir hâle geldi. Ama bir yolcu 1.500 liraya alırken diğeri 6.000 liraya almak zorunda kalıyor. Çünkü havayolları buna "dinamik fiyatlandırma" diyor. Kimse "Bu nasıl bir ticaret anlayışıdır?" diye sormuyor. Temel gıda ürünlerinde tavan fiyat tartışılır. Bir koltuğun maliyeti kalkıştan beş dakika önce artmıyor ki fiyatı artsın.
07 Haziran 2026 00:00

Kadını Dişiliğiyle Değil, Kişiliğiyle Görmek
Bir toplumun medeniyet seviyesi, kadınlarına nasıl baktığında gizlidir. Çünkü kadın, önce bir beden değil; bir akıl, bir vicdan, bir şahsiyet ve bir insandır. Oysa erdemli bir toplumun bakış açısı bunun tam tersidir. Erdemli toplumlar kadını bedeniyle değil, kişiliğiyle değerlendirir. Kur'an-ı Kerim üstünlüğün ölçüsünü açıkça belirlemiştir: "Ey insanlar! Şüphesiz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizi tanımanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır." Bu ilahî ölçüde ne erkek olmak bir üstünlük sebebidir ne de kadın olmak bir eksikliktir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Sizin en hayırlınız, kadınlarına karşı en hayırlı olanınızdır." Bu hadis, kadına verilen değerin bir iman ve ahlak meselesi olduğunu göstermektedir. Çünkü şahsiyet sahibi kadın güçlüdür; düşünen kadın sorgular; bilgili kadın üretir; ahlaklı kadın toplumu dönüştürür. Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar." Bu ayette kadın ve erkek, toplumun inşasında birlikte sorumluluk taşıyan bireyler olarak tanımlanmaktadır. Kadın yalnızca seyreden değil; üreten, yön veren ve sorumluluk alan bir şahsiyettir.
06 Haziran 2026 00:00

Gerçek Tasavvuf Kur'an Ve Sünnet Dairesinde Olandır
Bugün "tasavvuf" adı altında öyle şeyler konuşuluyor ki, insan bazen hayret ediyor. Kimi bir şahsı hatasız görüyor, kimi dinin ölçüsünü insanların sözlerine göre belirliyor, kimi de Kur'an ve sünnetten uzaklaşmayı "maneviyat" zannediyor. Bunun ölçüsü ise yalnızca Kur'an ve sünnettir. Çünkü Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: "Size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldığınız müddetçe asla sapıtmazsınız: Allah'ın Kitabı ve benim sünnetim." Gerçek tasavvufun merkezinde zikir vardır; fakat o zikir şuursuz bir tekrar değil, kalbi dirilten bir kulluktur. Kur'an'ın emrettiği gibi: "Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur." Fakat unutulmamalıdır ki, Allah'ın zikri insanı namazdan uzaklaştırmaz; aksine secdeye yaklaştırır. Kur'an çok açık konuşuyor: "Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur." Demek ki Allah'a giden yol, Resûlullah'ın yolundan geçer. İmam Mâlik'in şu sözü asırlar boyu bir ölçü olmuştur: "Bu ümmetin sonu, ancak ilk neslin düzeldiği şeyle düzelir." Sahabe nasıl yaşadıysa, gerçek tasavvuf da odur: Az konuşmak… İnsanlara bağlanmak değil, Allah'a teslim olmaktır.
05 Haziran 2026 00:00

Putlardan Türbelere: Şeytanın Değişmeyen Oyunu
Yüce Allah, Hz. Nûh'un kavmini anlatırken şöyle buyurur: "Ve dediler ki: Sakın ilahlarınızı bırakmayın; özellikle Vedd'i, Süvâ'yı, Yeğûs'u, Yeûk'u ve Nesr'i terk etmeyin." (Nûh, 71/23) Müfessirlerin naklettiğine göre Vedd, Süvâ, Yeğûs, Yeûk ve Nesr; Hz. Nûh'tan önce yaşamış sâlih ve takvâ sahibi kimselerdi. Bu insanlar vefat edince şeytan, onların unutulmaması için kabirlerinin başına heykeller yapılmasını telkin etti. Fakat şeytanın planı uzun vadeliydi... Abdullah b. Abbas (r.a.) şöyle demiştir: "Nûh kavmindeki bu isimler sâlih kişilere aitti. Onlar ölünce şeytan, onların oturdukları yerlere heykeller dikmelerini telkin etti. İlk nesil bunlara tapmadı. Fakat o nesil ölünce ve ilim unutulunca insanlar onlara ibadet etmeye başladılar." (Buhârî) Ne kadar ibret verici bir tablo... İnsanlar bir sabah kalkıp da "Bugün putlara tapalım" demedi. Önce aşırı sevgi geldi. Bu yüzden Resûlullah (s.a.v.), ümmetini kabirler konusunda defalarca uyarmıştır: "Allah, peygamberlerinin kabirlerini mescit edinen Yahudi ve Hristiyanlara lanet etsin." (Buhârî, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmuştur: "Sizden öncekilerin yaptığı gibi kabirleri bayram yeri haline getirmeyin." (Ebû Dâvûd) Çünkü İslam, insanların kalplerindeki sevginin zamanla kutsamaya, kutsamanın da ibadete dönüşebileceğini bilir. Hâlbuki Kur'an'ın çağrısı son derece açıktır: "Mescitler Allah'ındır. O hâlde Allah ile birlikte başka hiç kimseye dua etmeyin." (Cin, 72/18) Mümin için ölçü şahıslar değil, hakikattir. Dua yalnız Allah'a yapılır, yardım yalnız Allah'tan istenir, ibadet yalnız Allah'a sunulur.
04 Haziran 2026 00:00