
Nisan ayında tüketici fiyatları bir önceki aya göre %4,18 arttı. Nisan ayı enflasyonunun 2025-2024'ün aynı aylarındaki %3,00 ve %3,18 den yüksek gelmesi, 2023 seçimlerinden sonra göreve başlayan Mehmet Şimşek döneminde enflasyonla mücadelede bir arpa boyu yol gidilmediğinin kanıtı sayılabilir. Bir önceki yıla göre tüketici fiyatları artış oranı %32,37 oldu. 12 aylık ortalamalara göre değişim oranı ise %32,43 şeklinde gerçekleşti. MAAŞ ZAMLARI MANİPÜLASYONU Yandaş yayın organları enflasyon verilerinden önce "emeklinin zam oranı belli oldu", "kamu çalışanlarının maaş artışı oranı ne olacak?" benzeri haberleri öne çıkarıyorlar. ÜRETİCİ FİYATLARI DA YÜKSELİŞİ SÜRDÜRDÜ Nisan ayında yurt içi üretici fiyatları da (YÜFE) %3,17 arttı. Asıl önemlisi Nisan 2026 itibarıyla yıllık %28,59'luk artış bir yıl öncesi %22,50'nin çok üzerinde. Tüketici fiyatları gıdada %3,70, ulaştırmada %4,29 ve konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlarda %7,99 yükseldi. Yıllık değişimler ise sırasıyla %34,55, %35,05 ve %46,60 olarak manşet enflasyonu %32,37'nin hayli üzerinde gerçekleşti. Ulaştırma grubu, Mart ayının ardından Nisan'da da özellikle yurt içi hava yolu taşımadığındaki19,32 ve yurt dışı hava yolu taşımacılığındaki %16,79 zamlanmanın ardından %4,29 arttı. FİYATLAR GEÇİCİ DEĞİL Geçtiğimiz hafta yayımlanan Dünya Bankası'nın Nisan 2026 Emtia Piyasaları Görünüm Raporu'nda, iyimser bir senaryoya göre Mayıs sonunda savaşa bağlı emtia arz kesintileri sona ererse bile üretimdeki %60'lık yükseliş çekişli fiyat artışlarının 2026'da enerjide %24, gübrede üredeki %60'lık yükseliş çekişli %31 ve gıdada %2 gerçekleşeceğine dikkat çekiliyor. Bu öngörüler de enflasyonun Şimşek'in yorumladığı gibi "geçici" kalmayacağına işaret ediyor. Otomobil satışlarında bir önceki yılın aynı ayına göre %13, otomobil ihracatında %39.6, beyaz eşya satışlarında %3.4 ve beyaz eşya ihracatında %29.1 düşüş söz konusu. İSO İmalat PMI endeksi de Nisan ayında 47,9'dan 45,7'ye gerileyerek Covid pandemisinden bu yana en hızlı daralmayı kaydetti.
Kaynak: Birgün
05 Mayıs 2026 05:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Enflasyon Ve Gündelik Hayat
Mayıs ayında tüketici fiyatları yüzde 1,71 arttı. Böylelikle yıllık enflasyon yüzde 32,61 oldu. Yüzde 50 enflasyon ortamında ücretimiz yüzde 100 artsa, belki yine "bir kahveye 250 TL ödemekten" yakınabiliriz ama, hayat pahalılığı bizim için geçerli değildir. Özellikle 2023 Mayıs seçimlerinden sonra ekonomide sert bir şok yaşamasak da günden güne yoksullaştığımızı, alım gücümüzün zayıfladığını, geriye dönüp baktığımızda aynı tüketim düzeyimizi koruyamadığımızı, alışkanlıklarımızı sürdüremediğimizi, yani hayat pahalılığının belirginleştiğini görüyoruz. TOPLUMSAL KATMANLAR VE ENFLASYON Eğer toplumun krem tabakasındaysanız; "Artık D. P. şampanyası içemiyorum, H.-D. dondurması yiyemiyorum, İsviçre'de St. Moritz'e kayağa gidemiyorum, yatımın mürettebatını azalttım, bir süredir Business Class'ta uçamıyorum, ben de tasarrufa yönelmek zorunda kaldım" diyorsanız sizin için fazla üzülemiyoruz. Ama orta gelir grubundaki beyaz yakalılardan, asgari ücretlilere, emeklilere, kamu çalışanlarına uzanan; tüm ücretli kesimleri kapsayan bir yelpazede yer alan ezici çoğunluk için yavaş, sinsi, derinden ilerleyen; ancak bugünden 6 ay, 1 yıl, 3 yıl öncesine geri döndüğümüzde belirgin bir şekilde kendini hissettiren bir yoksullaşma süreci söz konusu. Burada magazin dergilerindeki gibi ölçeklendirip, "Olumlu cevaplarınız 15-20 arasındaysa yoksullar arasına hoşgeldiniz" veya "0-5 arasındaysa korkmayın enflasyon sizi teğet geçti" gibi bir şablona oturtmak söz konusu değil.
09 Haziran 2026 06:00

Adil Bir Dünya Mümkün
Sizlere Thomas Piketty ve kendisi gibi küresel gelir ve servet adaletsizliklerinin çözümüne odaklanan çalışma arkadaşlarının hazırladığı, ufku 2100 yılına kadar uzanan Küresel Adalet Raporu'ndan söz ediyorum. İnsanlığın yoksul yarısının küresel servetten aldığı pay %2'den %30'a yükseliyor; öyle bir dünya ki herkes yeterince tüketebiliyor, hiç kimse aşırı tüketmiyor. (Thomas Piketty ve diğerleri, A good life for the 99% isn't a pipe dream, The Guardian 4 Haziran 2026). Piketty 4 Haziran 2026 tarihli The Guardian gazetesindeki yazısında raporu böyle tanıtıyor. Daha az çalışma daha fazla özgürlük: Daha kısa çalışma süresine işaret eden tarihsel sürece uygun olarak, 2100'de yıllık çalışma süresi 2100 saatten 1000 saate gerileyecek. Toplam çalışma saatlerinin eğitim ve sağlık için harcanan bölümü bugünkü %11'den 2100'de %43'e çıkacak. Eşitsizliğin geriletilmesi: Gelir ölçeği 1'den 5'e, servet ölçeği 1'den 10'a değişen bir şekilde daralacak. 2 derecenin altında küresel ısınma: Şimdiki eşitsizlik ve yavaş karbonsuzlaşma temposuyla 4 dereceye doğru giden küresel ısınma, hızlı bir karbonsuzlaşma ve sürdürebilirlik önlemleri altında 1.8 dereceye geriletilecek. Servetin yeniden dağıtımı: En yoksul %50'nin küresel servet içindeki payı 15 kat artışla bugünkü %2'den %30'a sıçrayacak. Buna karşı milyarderler sınıfının serveti bugün 100 ise 1'e kadar düşerek, toplamda %6 oranından %0.05'e inecek.
06 Haziran 2026 05:00

Düşen Büyüme Yükselen Baskı
Türkiye ekonomisi 2026 yılının ilk çeyreğinde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 2,5 büyüdü. Bir önceki çeyrekle karşılaştırılan mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış büyüme ise sadece yüzde 0,1 oldu. 2024'teki yüzde 3,3 ve 2025'teki yüzde 3,6'lık büyüme performansını da hatırlarsak, ekonominin potansiyelinin altında ağır aksak bir performans sergilediğini söyleyebiliriz. Hatta 2026'da temponun daha da yavaşlayacağı, büyük olasılıkla Orta Vadeli Programda öngörülen yüzde 3,8 büyüme hedefinin oldukça altında kalınacağı tahmin edilebilir. Ekonomi TL cinsi fiyatlarla 67,5 trilyonluk bir büyüklüğe ulaşırken ilk çeyrek deflatörü de yüzde 32,4 olarak uygulanmış. 2026 ilk çeyreğinde hanehalkı tüketimi yüzde 4,8 artarken geçmiş dönemlerde oldukça hızlı seyreden yatırımlar bu çeyrekte yüzde 3'e gerilemiş. TÜKETİM ÇEKİŞLİ BÜYÜME Büyümenin 3,7 puanı tüketimden gelmiş. Mal ve hizmet ihracatının yüzde 12,7 azalması büyümeyi 2,9 puan aşağı çekerken ithalattaki yüzde 2 daralma ise 0,5 puan olumlu katkı yapmış. Küresel ticaretin söz konusu çeyrekte yüzde 5,3'lük bir artış gösterdiği düşünülürse, yaşanan sorunun küresel konjonktürün izdüşümü değil, Türkiye'nin kendi yapısal sorunlarından kaynaklandığı rahatlıkla söylenebilir. 31 Mart 2024 seçimlerinde CHP'nin birinci parti olması, giderek daha geniş halk kitlelerini peşinden sürüklemesi bilindiği gibi 19 Mart 2025'te İmamoğlu'nun göz altına alınmasıyla eşik atlayan mesnetsiz yargılamaları ve cezalandırmaları getirdi. Bugün ise "dezenflasyon" programı diye sunulan Şimşek reçetesi yüksek faizle yabancı girişlerine/yerli rantiyelerin TL'de kalıp dövize yönelmemesine dayanıyor. Hatta biraz daha ileri giderek, AKP'yle organik bağı bulunan bazı sermaye kesimlerinin madem muhalefet zayıflatılıyor, bizim açımızdan mevcut iktidarın rejim değişikliği hedefine ulaşacağı bir "istikrar" dönemi geliyor diye avuçlarını ovuşturduğu bile söylenebilir.
02 Haziran 2026 05:00


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Mutlak Toparlan Çağrısı
Sadece ihtiraslarının peşinde koşan kaybettiklerini bir türlü kabul edemeyen "kimliğini yitirmiş" bir güruhturlar. Anlaşılıyor ki, iktidar zaten pek demokratik sayılamayacak "normal'' koşullarda bile seçime girecek cesareti kendinde göremiyor. Ancak bölünmüş, parçalanmış, kendi kavgalarından başını kaldıramayan bir muhalefet tablosuyla seçime gidilirse Saray'ın egemenliğinin sürebileceğini düşünüyor. Ana muhalefetin liderini bile kendi atayarak yola devam etmekten başka çare göremiyor. Gelgelelim mutlak butlan kararının açıklanmasından sonra başta sol partiler, sendikalar, meslek kuruluşları gelmek üzere toplumsal muhalefetin tüm unsurları bu haksız ve hukuksuz karara karşı net bir tavır aldılar. Örgütlü-örgütsüz tüm vicdanlı bireyler de tepkilerini dile getirdiler. Kendi sosyal çevremde kafası karışan, yaratılmaya çalışılan CHP içi kaos ortamından tereddüde kapılan hiç kimse çıkmadı. Aksine insanların rejime öfkesi kabardı, haksızlığa uğrayana sahip çıkma duygusu güçlendi. Zaten toplumun büyük çoğunluğunun aklını çelemeyeceklerini, kalplerini kazanamayacaklarını kendileri de biliyorlar. Tüm istedikleri, bizlerin karamsarlığa kapılması, ülkede köklü bir değişim olacağından umudu kesmesi, siyaset ve toplumsal mücadelelerden elini eteğini çekmesi, kadere rıza göstermesidir. Ya da yola getirilmiş, düzenin sınırlarını zorlamayan, kaybetmeye alışmış bir muhalefetin kendi dümen sularına girmesi… ASYA TİPİ DEMOKRASİ Bir dönem Avrupa tipi demokrasiden söz edenler; giderek muhalefet liderlerinin tutuklandığı/siyasetten menedildiği, binaların basıldığı, yolsuzluk/darbecilik/azmettirme gibi suçlardan kovuşturulduğu Pakistan, Hindistan, Bangladeş gibi Asya ülkelerinden adeta kopya çekiyorlar. Trump'ın otoriter, ülkesinde "dediğim dedik" lider tipinden hoşlandığını, Rahip Brunson vakasındaki gibi fırça çekince yola geldiğini bildiği Erdoğan'la kimyasının uyuştuğunu biliyoruz. O da Gazze konusunda tüm esip gürlemesine karşın, Trump'a yönelik "Dünyanın asırlardır beklediği lider" tarzı abartılı iltifatlarla ABD'ye sadakatini kanıtlamaya çalışıyor. Türkiye'yi ezeli ve ebedi lideri Trump diye tarif edilen "Barış Kurulu" gibi garip emperyalist oluşumlara sokuyor. ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve bir tür Ortadoğu Bölge Valisi Tom Barrack'ın bölge ülkelerine layık gördüğü "şefkatli Monarşi" modelinden "Osmanlıcı kodlarıyla" cesaret alıyor. Bir dönem George Soros'un Türkiye için sarf ettiği "En önemli ihraç ürününüz ordudur" sözünü doğrularcasına Avrupa'nın zayıf savunma gücüne asker katkısı yapma kozuyla baskıcı eğilimlerinin sineye çekileceğini düşünüyor. Nitekim mutlak butlan kararı Avrupa kurumlarınca kınansa da büyük bir gürültü koparmadı. AB çevrelerinde aşırı sağın yükselişiyle zaten erozyona uğrayan demokrasi, insan hakları, özgürlükler gibi duyarlılıkları reel politikaya kurban etme eğilimi ağır bastı. EKONOMİDE MANEVRA ALANI KALMADI Son gelişmelerden sonra, seçimlere göreceli rahatlamış, sade yurttaşın aklını çelme potansiyeli bulunan bir ekonomi görünümüyle gidebilme olasılığı kalmadı. O nedenle ana gündemin muhalefete yönelik yargı operasyonları olduğu, sade yurttaşın "Geçim koşullarım kötüleşse de en azından hapiste değilim" diyerek avunmasının planlandığı bir sürecin ülkeyi bekleme olasılığı çok yüksek. 2023 seçimlerine gidilen süreçte zaten finansal piyasalarda bir yabancı varlığı kalmamıştı. Rezervleri tamamen tüketme pahasına dolar kuru 20 TL'de tutulabilmiş, yerli yatırımcıların daha fazla dövize yönelmesi engellenebilmişti. Bu sayede yüzde 8,5 politika faiziyle sandık başına gidilmesi sağlanmıştı. Halbuki bugün politika faizi yüzde 37 iken fiilen gecelik fonlama marifetiyle yüzde 40 faiz uygulanıyor. Bu faizle bile yabancıları tutmak, yerlilerin dövize geçmesini önlemek giderek zorlaşıyor. Enflasyonun daha fazla kontrolden çıkmamasının başlıca koşulu, döviz kurlarının yatay seyretmesidir. Bugünkü konjonktürde döviz ancak yüksek faizle zapt edilebiliyor. Mutlak butlan kararı sonrası bu faizlerin bile yetmeyeceği düşünülerek ek sıkılaştırılmaya gidildi, 8 haftalık kredi artış limitleri daha da daraltıldı. Kredilerin reel anlamda daraldığı koşulların durgunluğa davetiye çıkaracağı apaçık ortada. TEK AMAÇLARI DÖVİZİ TUTMAK Mutlak butlan kararının ardından Perşembe günü Borsa İstanbul'da yüzde 6,5'e varan kayıplar Cuma günü Türkiye Varlık Fonu'nun ve kamu bankalarının yoğun alıma geçmesiyle yerini yüzde 4,9'luk keskin bir yükselişe bıraktı. Böylelikle kamu kaynakları seferber edilerek hisse senetlerindeki yabancıların ve teminat tamamlama güçlüğü çeken bir takım yerli yatırımcıların "salimen" tahliyesi sağlanmış oldu. Rezerv satışlarının da Perşembe günü 6,5-7 milyar doları bulduğu tahmin ediliyor. Finansal piyasalar için en kritik bir gösterge kabul edilen 2 yıllık devlet tahvili faizi ise yüzde 44,65'e yükseldi. 5 yıllık gösterge nitelikli Euro tahvilin faizi yüzde 6,80 dolaylarında geziniyor. Şu anda yabancıların Türkiye'de 45,8 milyar doları hisse senetlerinde, 15,3 milyar doları DİBS'lerde, 23,2 milyar doları döviz ve 36 milyarı doları TL mevduat olmak üzere halen 120 milyar dolar finansal varlığı bulunuyor.
26 Mayıs 2026 05:00

Ekonomi İkili Kıskaçta
Geçtiğimiz hafta cari denge verileri ve Merkez Bankası'nın (TCMB) 2026 2'nci Enflasyon Raporu yayımlandı. Cari açık Mart ayında 9,7 milyar dolarla Ocak 2023'ten bu yana en yüksek düzeyinde gerçekleşti. Daha da vahimi, yılın ilk üç ayının cari açığı 23,7 milyar dolara ulaşarak Orta Vadeli Program'da tüm 2026 yılı için öngörülen 22,3 milyar doları daha şimdiden aştı. Enflasyon Raporu'nda da 2026 yılı hedefi yüzde 16'dan yüzde 24'e, tahmini ise yüzde 18'den yüzde 26'ya çekilerek bir anlamda dezenflasyon programında havlu atıldı. Ayrıca bir tahmin aralığı sunma uygulaması da "enflasyon görünümünün belirsizliği" bahanesiyle rafa kaldırıldı. ENFLASYONA SAVAŞ BAHANE OLDU Öncelikle, enflasyon sorununu "rapor döneminde yaşanan jeopolitik gelişmeler" şeklinde ifade edilen İran Savaşına, bu sürecin küresel enerji ve emtia fiyatlarındaki yükselişe bağlama eğilimi hissediliyor. Gelgelelim aynı metinde 2026 yılı enflasyon beklentilerinin Ocak-Nisan aralığında gelişmiş ülkeler için yüzde 2,1'den yüzde 2,8'e; gelişmekte olan ülkeler içinse yüzde 3,4'ten yüzde 4,0'e çekildiği bilgisi veriliyor. Nitekim, savaşın etkilerinin hissedildiği Nisan ayında manşet enflasyon yüzde 4,18'e ulaşırken, enerji fiyatlarını dışarıda bırakan B ve C endeksleri de yüzde 3,42 ve yüzde 3,46 gibi yüksek oranlarda artmış bulunuyor. Bu da yıllık yüzde 30'un üzerinde (yüzde 31,4) bir enflasyona denk geliyor. TCMB kendine teselli olarak enflasyonu ivme kaybeden kalemler olarak 2026'nın ilk 4 ayında yüzde 14,1 ve yüzde 14,7 artış gösteren kira ve eğitimi sıralıyor. Ancak bu "olumlu" veriler bile söz konusu faaliyetlerde yıllık yüzde 40'ın üzeri bir fiyat artışına işaret ediyor. Buna karşın gıda fiyatları enflasyonu yüzde 19,0'dan yüzde 26,3'e güncelleniyor. 2026'nın ilk 4 ayında genel fiyat endeksi yüzde 14,6 artmışken gıda fiyatlarında bu oranın yüzde 20,3 olduğunu biliyoruz. CARİ AÇIK ÇIĞIRINDAN ÇIKTI Mart ayında dış ticaret açığı 9,5 milyar dolar olurken, cari işlemler açığı 9,7 milyar dolarla bunun üzerinde gerçekleşti. Sanayi üretim endeksinin Mart ayında takvim etkilerinden arındırılmış olarak yıllık yüzde 1,1 azaldığı bilgisi adeta memnuniyetle veriliyor.
19 Mayıs 2026 05:00

Küresel Dengesizlikler Ve Türkiye
Bir kez daha dünya ekonomisinin gündeminde küresel dengesizlikler var. Bugün kaygı uyandıran Çin'in sırf 2025'te 1,2 trilyon dolar olmak üzere her yıl rekor dış ticaret fazlaları verebilmesi, buna karşın ABD'nin ise geçtiğimiz yıl 1,24 trilyon dolar dış ticaret açığıyla yüz yüze kalmasıydı. İşin içine hizmetler ticareti katılınca bu rakamlar ABD için 911 milyar dolar açığa, Çin için 735 milyar dolar fazlaya geriliyordu. Üstelik bu veriler, Trump'ın Çin'e yönelik uyguladığı korumacı politikalar sonucu ABD ile Çin arasındaki ticaretin kayda değer ölçüde daraldığı bir yılı yansıtıyordu. AB ise 2025'te 130 milyar avro dış ticaret fazlasına ulaşırken birliğin ihracatının dörtte birini gerçekleştiren Almanya tek başına 216 milyar avro, İrlanda ise 90 milyar avro dış ticaret fazlası rakamları yakalıyordu. G-7'YE UYARI Bu kapsamda Haziran 2026 Paris G-7 toplantısına sunulmak üzere aralarında IMF'nin önceki başekonomisti Gita Gopinath ve Uluslararası Ödemeler Bankası'nın başekonomisti Helene Rey'in de yer aldığı bir grup uzmana kapsamlı bir rapor hazırlatıldı. Özellikle YZ çekişli teknoloji hisselerine yatırımların ülkenin açıklarını finanse etmesini kolaylaştırdığı, ancak ani bir satış dalgasının yatırımları ve hanehalkı harcamalarını kısacağı, borçlanma maliyetlerini tırmandıracağı uyarısında bulunuluyor (G-7 Economists Memo on Global Imbalances, Chong-En Bai, Gita Gopinath, Helene Rey, Axel Weber). Küreselleşmenin İlk Çağı (1870-1914), Büyük Depresyon'a yol açan 1920'ler, Kapitalizmin Altın Çağı diye nitelenen 1945-1973 ve 70'lerin petrol krizlerinin ayrı ayrı ele alındığı bu çalışmada, bugün için dengesizliklerin duruma göre sürdürülebilir veya sürdürülemez olabileceği, ekonomik istikrar ve büyümeye katkı sağlayabileceği veya baltalayabileceği sonucuna varılıyor. AB içi dengesizliklerin "aşırı tasarrufa" değil, sürekli fazla veren Almanya'nın daha üst bir teknoloji ve üretkenlik düzeyi yakalamasına bağlı olduğunu söylüyor. Bunun nedeni, 2026'da 126 trilyon dolara ulaşması beklenen dünya ekonomisinde 1,6 trilyon dolarla yüzde 1,3'lük bir paya sahip olmamız. Ama kendi açımızdan ABD kadar alarm vermese de eksi 348 milyar dolar civarındaki net uluslararası yatırım pozisyonu (UYP) GSYH'nin yüzde 21'ini bulan oranıyla oldukça yüksek bir düzeyde. 2025 sonundan bu yana varlıklar 26 milyar dolar artarken, bunun 24,5 milyar doları altın rezervlerinin fiyatların yükselmesi kaynaklı sıçramasından kaynaklanmış.
12 Mayıs 2026 05:00

Dolar Ve F-35
Gelişmiş ülkelerde kamu borçlarının ABD'de yüzde 126 olmak üzere GSYH'nin yüzde 108'ine ulaşması; yapay zekaya yapılan büyük yatırımların o ölçüde kara dönüşmemesi tehlikesi; gölge bankacılık adı verilen serbest yatırım fonları (hedge funds) özel sermaye (private equity) yanında emeklilik ve sigorta fonlarının finans sistemi içerisinde ağırlıkları artarken borçlanarak yaptıkları kaldıraçlı yatırımların içerdiği riskler endişe yaratıyordu. Trump'ın askeri harcamaları 2027'de 1,5 trilyona çıkaracağını açıklaması, 36 trilyon doları bulan ABD devlet tahvili piyasalarında yeni bir belirsizlik kaynağı haline geldi. İngiltere Merkez Bankası Başkanı, küresel finansal sistemin gözetim ve denetiminden sorumlu organı Finansal İstikrar Kurulu (Global Stability Board) sözcüsü Andrew Bailey, G20 Maliye Bakanlarına, "çok sayıda kırılganlığın aynı anda harekete geçebileceği ve finansal istikrara büyük darbe vurabileceği" hatırlatmasında bulundu. FİNANSALLAŞMANIN YENİ AŞAMASI MI Küresel finansal sistemin 2007-2008'de büyük bir krizin patlak vermesine yol açan, spekülasyonlara ve aşırı kaldıraca (leverage) dayanan yapısını o dönem finansallaşma kavramı etrafında yoğunlukla tartışmıştık. Özellikle, "emekçiler kazandığını yer" varsayımını çürüten, sade yurttaşı hem borçlandırarak hem de yatırımcı sıfatıyla finansal sistemin içine çeken o tasarımın dinamiklerini irdelemiştik. Şimdi, Londra Üniversitesi'nden Marksist İktisatçı Costas Lapavitsas, "bilanço emperyalizmi" kavramı üzerinden 2007-09 Büyük Krizi sonrasında sistemin Finansallaşmanın 2. Aşamasına geçtiğini savlayan kapsamlı bir çalışma ile konuyu tekrar tartışmaya açıyor. Bu anlamda dolar ve F-35 farklı alanların metaforlarını değil, tek bir emperyal yapının iki ayrılamaz momentini temsil eder. ÇEVRE ÜLKELER VE EMPERYALİZM Dolar küresel ödeme, teminat ve likidite sağlama aracıdır. Faturalar genellikle dolar üzerinden hazırlanır. Hatta bugün Türkiye'de görüldüğü gibi döviz borçlarıyla yerel para kredi ihtiyacını karşılayabilir ya da yüksek faizli yerel para cinsi varlıklara yatırım yapabilir. Bilançolarını istedikleri gibi genişletemez, gölge bankacılık sistemini ABD'deki gibi fonlayamazlar. Parasal anlamda küresel ticaretin yüzde 90'ı deniz yoluyla yapılıyor ve ABD donanması ile müttefiki güçler bu rotaların garantörleri gibi davranıyor, dolar hegemonyasını zor kullanma kapasitesine dönüştürmeye çalışıyor. Ayrıca Lapavitsas aynı konuyu, A Topography of the New Dollar Imperialism New Left Review Ocak-Şubat 2026'da da işliyor.
28 Nisan 2026 05:00

Merkez'in Stagflasyon Korkusu
Diğer seçeneği politika faizini yüzde 40'a çıkarıp, gecelik faizi yüzde 43'e yükselterek faiz artışına gitmekti. Politika metnine, "Kurul enflasyon üzerindeki yukarı yönlü risklere karşı ihtiyatlı duruşunu vurgulamıştır." cümlesinin eklenmesi, faiz artışı seçeneğinin masada olduğu, ama tercih edilmediği (veya "yukarıdan" bu hamleye onay alınamadığı) şeklinde de yorumlanabilir. ÇARŞAMBA'NIN GELİŞİ NEW YORK'TAN BELLİYDİ Merkez Bankası Başkanı Fatih Karahan 13 Nisan'da ABD'de bir sunum yapmıştı. Politika metninde, "enflasyon üzerindeki olası ikincil etkilerin" altı çizilerek, küresel enerji ve diğer emtia fiyatlarının enflasyonu sıçratması kaygısı dile getiriliyor. 17 Nisan itibarıyla bunun 21 milyar dolarının geri alındığı hesaplanıyor (Şebnem Turhan Ekonomi Gazetesi 22 Nisan 2026). YENİ ŞAFAK'IN GÜLÜMSETEN BAŞLIKLARI İsterseniz bu noktada konuyu, yandaş yayın organı Yeni Şafak'ın 20 Nisan'daki, "Şimşek'in enflasyonla mücadele programı çöktü" ve 22 Nisan'daki, "Faiz Karahan'ın keyfi kararını bekliyor" başlıklarıyla bağlandıralım. Böylelikle enflasyon bir ölçüde dizginlenirken, aynı zamanda "carry trade" yoluyla yabancıların iştahını kabartan getiriler sunuluyor. Nitekim reel sektör şirketlerinin net döviz pozisyonları 2023 sonunda eksi 70 milyar dolarken, 2026 Ocak itibarıyla eksi 198 milyar dolara kadar açılmış durumda. Zaten Yeni Şafak'ın yüksek faizi konu ettiği haberinde mağdur kesimler, "Sanayici, tüccar, ihracatçı ve girişimcinin yanı sıra; ev, araba, beyaz eşya almak isteyen vatandaş" olarak sıralanıyor.
23 Nisan 2026 05:00

Gelişmeler Işığında Türkiye Ekonomisi
Yapay zeka alanına yapılan yoğun yatırımların ve faiz oranlarının düşük seyretmesinin etkisiyle IMF en son Ocak 2026'da revize ettiği bu yıla ilişkin yüzde 3,3 küresel büyüme tahminini yukarı çekmeye hazırlanırken yüzde 3,1 ile aşağı indirdi. Enflasyonun da yüzde 4,1'den yüzde 4,4'e yükselmesini bekliyor. Ayrıca çatışma sürecinin kolayca sönümlenmeyeceği olasılıklarını da göz önüne alarak, "ters" ve "şiddetli" başlıklarıyla olumsuz gelişmeler için de farklı kestirimlerde bulunuyor. Zaten durgun seyreden ekonomik büyümenin yüzde 0,5'lik bir kırpıntıyla yüzde 1,2'ye kadar düşeceğini düşünüyor. İhracatımızın en yüksek olduğu Almanya'nın sadece yüzde 0,7 büyüyeceği varsayılırken üçüncü sırada yer alan İtalya ekonomisinin yüzde 0,2 oranında daralacağını öngörüyor. Büyümenin yüzde 3,4 olarak gerçekleşmesi, enflasyonun yüzde 28,6 düzeyinde seyretmesi, cari açığın GSYH'nin yüzde 2,8'ine yükselmesi ve işsizliğin yüzde 8,3 oranıyla değişmemesi tahmin ediliyor. Bir fikir vermek için, 2026'da ülkede yüzde 1,7 büyüme, yüzde 3,8 enflasyon, yüzde 0,4 cari açık ve yüzde 4,2 işsizlik bekleniyor. ATEŞKESLE EKONOMİK GÖSTERGELERDE İYİLEŞME SINIRLI Savaşın üçüncü haftasının sonunda "10 koldan savaşın ekonomiye maliyeti" yazısında çizdiğimiz tabloya göre, küresel algıların da iyileşmesiyle ekonomik göstergelerde belirgin bir düzelme görülmesine karşın, hala tedirginlik sürüyor. Örneğin savaş öncesinde yüzde 36,20 olan 2 yıllık gösterge tahvil faizi yüzde 40,40'a yükselmişken şimdi yüzde 39,40 ile yüksek bir düzeyde kalmayı sürdürüyor. 10 Nisan haftasında yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 430 milyon dolar, tahvil piyasasında ise 1,3 milyar dolar tutarında net alım gerçekleştirdikleri görüldü. Mehmet Şimşek'in göreve geldiği dönemde, Aralık 2023 itibarıyla eksi 70 milyar dolar olan reel sektör şirketlerinin net döviz pozisyonu 2026 Ocak'ta eksi 197,6 milyar dolara evrilmiş bulunuyor. Yılın ilk iki ayının cari açığı 14,5 milyar dolara, 12 aylık kümülatif ise 35,5 milyar dolara fırlıyor. Orta Vadeli Program'da 63 milyar dolar öngörülen enerji ithalatında 20 milyar dolarlık bir artış 2026 yılı cari açığını 50 milyar doların üzerine taşıyacak. Söz konusu dönemde ihracat geçen yılın aynı ayına göre yüzde 6,4 oranında azalarak 21,9 milyar dolara düşerken ithalat yüzde 8,4 artarak 33,2 milyar dolara çıkmış. Nitekim Şubat 2026 itibarıyla borcunu ödeyemeyenlerin sayısı bireysel kredilerde 1 milyar 727 bine, kredi kartlarında 1 milyon 828 bine, toplamda da 2 milyon 704 bine yükselmiş bulunuyor.
18 Nisan 2026 05:00

Savaşların Ekonomik Maliyeti
CounterPunch sitesinde yazan Dean Baker, böyle "büyük bir dava" için 200 milyar dolarlık faturayı aşırı görmeyen turuncu saçlı başkanın, tasarruf önlemleri kapsamında, bunun küsuratı bile olmayan kamu televizyon yayınlarının 550 milyon dolarlık ödeneğini kestiğini hatırlatıyor. Baker'a göre, 2001'de askeri bütçe GSYH'nin yüzde 3'üydü. Şimdi Trump, savaş bütçesinin GSYH'nin yüzde 5'ine, yılda 1,5 trilyon dolar düzeyine çıkartılmasını planlıyor. org, Lessons From the Iran War: Making Enemies Makes Us Poorer, 6 Nisan 2026). Trump, bugün "Medicaid ve Medicare'in (65 yaş üstü ve yoksullara yönelik iki ayrı sağlık sigortası programı) maliyetini karşılamamız olanaksız. Bizim tek önceliğimiz askeri güvenliği sağlama almak" dedi. (Aslında AKP sözcülerinin emekli bayram ikramiyesi için "kaynak yok" söylemine ne kadar benziyor değil mi?) 3 Nisan'da açıklanan bütçe tasarısına göre, savunma harcamalarının yüzde 44 artırılarak, 2027'de 1,5 trilyona çıkarılması öngörülüyor. com, Trump's 1,5 Trillion for War Comes From Americans' Pockets, 7 April 2026). IMF Başkanı Kristalina Georgieva, Bloomberg'e verdiği mülakatta, "2026 için büyüme projeksiyonlarını yukarı doğru revize etmeyi planlarken, savaş dolayısıyla büyüme tahminini aşağı çekmek zorunda kaldık" dedi. Trump'ın zorlamasıyla, Haziran 2025'te alınan bir kararla NATO ülkeleri 2035'ten önce savunma harcamalarını GSYH'nin yüzde 5'ine çıkaracaklar. "Her tercih bir vazgeçiştir" sözünün hatırlattığı gibi, kaynakların buraya yönlendirilmesi altyapıya, kamu hizmetlerine, ekonomik güvenliğe, yeşil dönüşüme, toplumların giderek yaşlandığı göz önüne alınırsa sağlık ve emekli maaşlarına yapılacak harcamaların kısılması anlamına gelecek. Böyle süreçlerde savunma bütçesi GSYH'nin yüzde 2,7'si kadar genişliyor, bu hamle ortalama iki buçuk yıl sürüyor. Ortalama bir hızlı harcama dönemi bütçe açığının GSYH'nin yüzde 2,6'sı kadar artışına ve kamu borcunun GSYH'nin yüzde 7'si oranında yükselişine neden oluyor. 35 NATO ve AB ülkesinde savunma harcamalarının yüzde 80'i, hükümet tüketiminden, yani askeri personele, mühimmata ve alınan hizmetlere yapılan ödemelerden; yüzde 20'si ise askeri ekipman alımı ve altyapı yatırımlarından kaynaklanıyor. (IMF World Economic Outlook Chapter 2: Defence Spending: Macroeconomic Consequences and Trade-Offs, April 2026). Yine de kendi kısıtları içerisinde, Dünya Ekonomi Görünüm Raporu'nun bu bölümünün de çok vurucu bilgiler ve veriler içerdiğini söyleyebiliriz (Chapter 3, The Macroeconomics of Conflicts and Recovery, April 2026).
14 Nisan 2026 05:00

Macaristan'ın Kritik Seçimi
Macaristan 12 Nisan'da çok kritik bir seçime gidiyor. Avrupa Birliği (AB) üyeleri içerisinde en uzun süredir görev yapan, tam 16 senedir başbakanlık koltuğunda oturan Viktor Orban ilk kez dişli bir rakip Peter Magyar ile yarışıyor. Kamuoyu yoklamalarında iyice geriye düşen Orban'ı "garip bir koalisyon"; Trump, Putin ve Avrupa'nın tüm aşırı sağ partileri destekliyor. Magyar ise Orban'ı bir "mafya devleti" kurduğunu, türlü yolsuzluklara bulaşıp yandaşlarını zengin etmekten başka bir şey düşünmediğini, ekonomiyi kötü yönetip halkı yoksullaştırdığını öne sürüyor. ERDOĞAN'IN RUH İKİZİ BUDAPEŞTE'DE Samir Amin Monthly Review dergisinin Eylül 2014 sayısındaki "Faşizmin Dönüşü" başlıklı makalesinde Avrupa'daki faşist hareketlerle İslami faşizm, daha da ileri giderek Hindistan'da Başbakan Narendra Modi'nin partisi BJP arasındaki ortak zihniyet kalıplarını ortaya seriyor. Zaten Orban, Putin'in yanı sıra Recep Tayyip Erdoğan'ın kendi familyasına dahil ederek, marifetmiş gibi "liberal olmayan demokrasi" mensubu olarak zikrediyor. Genişçe yer verdiğimiz bu satırları 2014 yılında BirGün'de "Faşizm Kol Geziyor" başlığıyla kaleme almışız. Aradan 12 yıl geçmiş fazla bir ey değişmemiş, hala Orban ve Erdoğan iktidardalar. OTORİTERLEŞME HIZ KESMEDİ Orban zamanla tüm devlet organlarını, yargıyı, medyayı, ekonominin büyük kuruluşlarını kontrol altına aldıkça; yandaş sivil toplum kuruluşlarındaki kadroları, daha çok muhalefeti eleştiren "düzmece" siyasi parti mensupları, AB organları ve kamu bürokrasisinde yer alan taraftarları benzeri iktidarını onaylayan çevrelere ulufe akıttıkça, bu menfaat çemberlerinin dışında kalan kesimlerinden yoğun tepkiler yükseldi. Magyar ise Hıristiyanlar için "umre" anlamına gelen İspanya'daki Santiago de Compostela'yı ziyaret eder. Aslında Magyar partide tüm kontrolü elinde tutan, muhalefeti asla kabullenmeyen, kamppanyada sadece kendisi demeç verebilen tam da Orban'a benzer bir kişilik 2022'de muhalefetin ortak adayı Marki-Zay onu; kaba, kibirli ve ben merkezci bir kişilik olarak niteliyor. Ardından "kendisiyle evlenmeyeceğiz ki, Orban'ın hakkından ancak onun gibiler gelir" diyerek desteğini belirtiyor. Çünkü 2022'deki bizdeki "Altılı Masa" benzeri, en soldan-sağa faşist Jobbik artisine uzanan, sırf Orban-karşıtlığı üzerinden yükselen koalisyon toplumun güvenini kazanamamış, inandırıcı olamamıştı. Baştan söyleyeyim, 12 Nisan'da Macaristan seçmeni olmak, "iki şerden birini" tercih etmek zorunda kalmak isremezdim. Aslında Magyar'ın olası bir zaferi, Türkiye için de "yamalı bohça tarzı ilkesiz bir koalisyon" yerine, inandırıcı bir seçenek etrafında fikri yakınlığı bulunanların bir araya gelmesinin, "2024'teki gibi bir nevi kent uzlaşmasının" daha etkili bir seçenek olduğunu göstermesi açısından anlam taşıyacak.
11 Nisan 2026 05:00

Çin Bu Savaşın Neresinde?
Açıkçası, ABD ile küresel bir hegemonya savaşına tutuştuğu düşünülen, geçtiğimiz yıl ham petrol ithalatının yarısını, likit doğalgaz ithalatının üçte birini Ortadoğu'dan sağlayan Pekin'in bu süreçte "düşük profilli" bir çizgi izlediği görülüyor. Ayrıntılara girmeden önce rahatlıkla şunları söyleyebiliriz: Gerek Çin devletinin genel stratejisi gerekse Devlet Başkanı Xi Jinping'in kişiliği; ölçen, tartan, ani reflekslerden kaçınan, "itidalli" bir anlayış üzerinde yükseliyor. Uzun vadede ise; Çin, halen dünyanın en büyük sanayi üreticisi ve 2025 yılında mal ihracatı Trump'ın tüm tarife uygulamalarına rağmen yüzde 5 artışla 3,77 trilyon dolara yükseldi. Hatırlanırsa, 2023 yılında da Suudi Arabistan ile İran arasında barış sağlanması için Çin aracılık etmişti. İRAN'LA GİRİFT EKONOMİK İLİŞKİLER Bruegel sitesinde İran-Çin ekonomik ilişkilerini masaya yatıran Alicia Garcia-Herrero'ya göre; 2021 yılında iki ülke piyasa fiyatlarının altında bir bedelle Çin'e petrol satışını içeren 400 milyar dolarlık 25 yıla yayılacak bir anlaşma imzaladılar. 2025'te günde 1,4 milyon varil ithalatla ham petrol gereksiniminin yüzde 13'ünü İran'dan sağlıyor, bu Tahran'ın petrol ihracatının yüzde 80-90 arasındaki bölümünü oluşturuyordu. Ödemeler ABD'nin kontrolü altında bulunan SWIFT ödeme sistemini teğet geçerek, Çin'in CIPS sistemi üzerinden gerçekleştiriliyordu (What the war in Iran means for China, Alicia Garcia-Herrero, Bruegel, 17 March 2026). Özellikle son yıllarda ekonomilerinde çeşitlendirmeye yönelmişler, petrokimya sektörüne, güneş enerjisi projelerine, finansal hizmetler, turizm, madencilik, yapay zekâ gibi birçok alana yatırım yapmışlardı (A Post-American Persian Gulf?, Karen E. Young, Foreign Affairs, 1 April 2026). Ekonomik anlamda bölgede böylesine bir ağırlığı bulunan Çin'in, sadece Doğu Afrika'da Cibuti'de korsanlığa karşı harekete geçirdiği bir askeri üssü bulunuyor. Zaten emlak ve bankacılık sektöründe yaşadığı sıkıntılar, iç talebin bir türlü yeterince güçlenememesi, 5 yıllık büyüme hızının yüzde 4,5-5 aralığına çekilmesi, Çin'in işleyen bir küresel ekonomi isteğini güçlendiriyor. Pekin'in, "yeni kaliteli üretici güçlere" öncelik veren kalkınma stratejisi de bunu gerektiriyor. Çünkü ileri imalat sektörünün sermaye yoğun ve istikrarlı girdi temini gerektiren yani enerji, kritik mineraller, hassas ekipman ve bilgi ağlarına dayalı yapısının da jeopolitik çatışmaların yaygınlaşmasından zarar göreceğini biliyor (What the İran War Means for China, Zongyuan Zoe Liu, Foreign Affairs 30 March 2026). Öte yandan bir örnek daha, Çin'i ekonomik gücü nedeniyle, ABD gibi askeri çözümlere sarılmaktan çekinmeyecek saldırgan bir emperyalist gibi algılayanları, Pentagon'la arasında bir fark görmeyenleri yanıltmış görünüyor.
03 Nisan 2026 05:00