
"Cavallo Rampante" (Şahlanan At) logosunu her zaman çok beğenmişimdir. Ferrari'nin bugün dünya çapında bir tutkuya dönüşen "Şahlanan At" logosunun da çok özel bir hikayesi vardır. 1923 yılında İtalyan Kontes Paolina Baracca, firma kurucusu Enzo Ferrari'ye, savaş pilotu olan oğlunun uçağında bulunan şahlanan at figürünü hediye eder. İstediği kadar 2,5 saniyede 96 kilometre hıza çıksın; koyu Ferrari tutkunları bu yeni modeli adeta protesto ediyor. Apple'dan ayrıldıktan sonra LoveFrom şirketini kuran Jony Ive ve Marc Newson'un tasarladığı "Luce" (Işık) adlı elektrikli Ferrari modelinin, 550 bin eurodan satışa sunulması da ayrı bir tartışma yarattı. Ferrari'nin ilk elektrikli modeli "Luce", Vatikan'da Papa 14. Tanıtımın hemen ardından Milano Borsası'nda Ferrari hisseleri yaklaşık yüzde 8 değer kaybetti. İtalya Başbakan Yardımcısı Matteo Salvini yaptığı açıklamada: "Ferrari'den başka her şeye benziyor. Acaba Enzo Ferrari görse ne derdi? Üstelik aşırı pahalı." ifadelerini kullandı. 1.035 beygir gücündeki 310 km hız yapabilen araç için Ferrari'nin eski CEO'su Luca Cordero di Montezemolo ise bir efsanenin yok edilme riskinden söz ederek şöyle konuştu: "Umarım o muhteşem Şahlanan At logosunu kaldırırlar. Bu, Made in Italy ruhuna bir hakarettir. Tek tesellim, Çinliler'in bunu kopyalamayacak olması." Ferrari müşterilerinin büyük bölümünü, Körfez ülkelerinin zenginleri ile Silicon Valley'in genç, dinamik ve beyaz gömlekli teknoloji girişimcileri oluşturuyor. Dört tekerlekten çekişli yeni Ferrari Luce için şirketin patronu ve başkanı John Elkann ise tasarımın iddialı olduğunu ve başarı beklediklerini belirterek şunları söyledi: "Bu yeni model, Ferrari'yi dünya çapında anında tanınır hale getirerek geleceğe taşıyacaktır." Benim içimdeki Ferrari'den de sanki bir şeyler eksildi. Doğrusu, "Şahlanan At" logosunun zarar görmesini istemem. Ferrari aslında yalnızca bir otomobil markası değildir. Çünkü Ferrari'nin tasarımında sadece mühendislik değil, duygu da vardır. Elektrikli Ferrari modeli, Ferrari tutkunlarını ikiye böldü. Elektrikli Ferrari ise birçok tutkun için ilk kez "sessiz bir Ferrari" fikrini gündeme taşıdı. Çünkü "Şahlanan At" sadece bir logo değildir.
Kaynak: Cnn
29 Mayıs 2026 11:35
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Nasıl Olsa Kazanırız Yenilgisi
Hatta daha da ileri giderek, "Lokum gibi eşleşmeler" yorumunu yaptık ve kendimizi bir anda dev aynasında gördük. Her birinin boyu 1.90 metrenin üzerinde. Daha çok zaman var. Ancak bu kez karşımızdaki ekip, adeta "Çanakkale Geçilmez" savunması yaptı. Evet, "Nasıl olsa kazanırız" şartlanması bizi yaktı. Ancak bazı oyuncularımızın maça yeterince adapte olamaması ve Teknik Direktör Vincenzo Montella'nın oyuncu değişikliklerinde geç kalması, onu bu yenilginin başlıca sorumlularından biri hâline getirdi. Zaten büyük ölçüde onun yönetiminde hem Avrupa Şampiyonası'na hem de Dünya Kupası'na katılma başarısını gösterdik. Montella'nın hatası şuydu: Madem Kenan'ın sakatlığı ciddi değildi, o zaman ilk dakikadan itibaren sahada olabilirdi. "Atamayana atarlar" sözü de boşuna söylenmemiştir. Tekrar ediyorum: Bu yenilgi, "Nasıl olsa kazanırız" anlayışının getirdiği ağır bir yenilgidir.
14 Haziran 2026 11:21

Evet - Hayır Derken, Aynen
TRT'de 1985 yılında pazar günleri yayınlanmaya başlayan ve büyük ilgi gören Evet – Hayır yarışma programını, efsane sunucu rahmetli Erkan Yolaç yönetiyordu. Yarışmacılar, belirli bir süre boyunca sorulan sorulara "evet" veya "hayır" diye yanıt vermeyecekti. Erkan Yolaç, soruları peş peşe sıralayıp bir de tuzaklar ekleyince yarışmacıların büyük çoğunluğu refleks olarak "evet" ya da "hayır" diyordu. Zaten Erkan Yolaç'ın ününe ün katması ve programın rekor düzeyde izlenmesi, "evet" ve "hayır"ın çaresizlik yaratmasındandı. Günümüzde bu programı, Power FM'de akşam kuşağında radyo sunucusu Geveze yapıyor. Çünkü yarışmacılar sıkıştıklarında bu iki kelime yerine "aynen"i kullanmaya başladılar. Geveze, yarışmada "aynen" kelimesinin kullanımını da yasaklayınca yarışmacılar karşısında üstünlüğü ele geçirmiş oldu. Özellikle telefonda bir soru sorduğunuzda karşılığında mutlaka "aynen" yanıtı geliyor. Karşımdaki hanım, 2 dakika 6 saniye içinde tam 11 kez "aynen" kelimesini kullandı. "evet" ve "hayır" çoktan mazide kalmış. Ağzımdan refleks olarak "aynen" kelimesi çıktı. Rahmetli Erkan Yolaç'ın "Evet – Hayır" yarışmasından sonra, Geveze'nin de "aynen" kelimesini yasaklamasını oldukça yerinde buluyorum.
13 Haziran 2026 09:29

Dünya Kupası'nda Bir Hakemimizin Olmaması Beni Kahrediyor
Dünya Kupası nihayet bugün başlıyor. Meksika, Kanada ve ABD'nin ev sahipliği yaptığı bu dev futbol şölenine 24 yıl sonra yeniden katılıyoruz. Bu arada FIFA tarafından görevlendirilen ve 52 orta hakemden biri olan Somalili Omar Abdülkadir Artan, diplomatik pasaporta sahip olmasına rağmen herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin ülkeye alınmadı. FIFA Hakem Kurulu Başkanı, eski İtalyan hakem Pierluigi Collina'nın belirlediği listede, Dünya Kupası'na katılmayan ülkelerden bile çok sayıda orta hakem bulunuyor. Örneğin Çin Halk Cumhuriyeti'nden, El Salvador'dan, Gabon'dan ve Moritanya'dan hakemler var; ancak Türkiye'den bir hakem yok! Yapılan hesaplamalara göre organizasyonun ev sahibi olan üç ülkeye sağlayacağı toplam gelir yaklaşık 90 milyar dolar olacak. Maçları yerinde izleyecek futbolseverlerin otel, ulaşım, yeme-içme ve diğer harcamalarının en az 25 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Dünya genelinde yaklaşık 2 milyar kişinin maçları televizyon ve dijital platformlardan takip edeceği tahmin ediliyor. Uzmanlar, turnuva boyunca yaklaşık 1,2 milyar kutu bira tüketileceğini, ikinci sırada ise kolanın yer alacağını öngörüyor. Bu Dünya Kupası'nda Milli Takımımız'ın yanı sıra bir orta hakemimizin de düdük çalması, moral açısından ilaç gibi gelirdi.
11 Haziran 2026 10:15

Tatlı Hayat: Orient Express'in İkinci Baharı
Kendine özgü laciverte çalan renkleri ve üzerlerindeki altın sarısı "Wagons-Lits" yazısı beni heyecanlandırdı. Orient Express'in yolu yeniden İstanbul'a düşecekti. Çünkü ilk resmi seferin 22 Ekim'de yapılacağı açıklanmıştı. Paris'ten hareket edecek, yataklı ve iki restoran vagonundan oluşan bu trenin adı Orient Express olarak belirlendi. İlk imzalar 4 Temmuz 1883'te Paris'te atıldı. Şark Ekspresi'nin güzergahı Paris, Münih, Salzburg, Viyana, Budapeşte ve Bükreş üzerinden İstanbul Sirkeci Garı olarak planlanmıştı. İlk sefer 4 Ekim 1883 yılında gerçekleştirildi. Yolcular arasında ünlü isimlerin yanı sıra Sultan II. Abdülhamid ile röportaj yapmak isteyen İngiliz gazeteciler de bulunuyordu. Agatha Christie'nin Pera Palas'ın 411 numaralı odasında yazdığı Doğu Ekspresi'nde Cinayet, Şark Ekspresi'ni konu alan eserlerin en ünlülerinden biridir. Orient Express ile ilgili ilk film ise Almanlar tarafından II. Dünya Savaşı sırasında, 1944 yılında propaganda amacıyla çekildi. Orient Express son düzenli seferini 1977 yılında yaptı. Benim Bakırköy'de hızlı tren peronunda gördüğüm Orient Express ise yepyeni bir hattın habercisiydi. Ostiense, Roma'nın ikinci büyük garı. Roma ile İstanbul'u yeniden buluşturan bu yeni hattın adı ise "La Dolce Vita – Orient Express", yani "Tatlı Hayat – Şark Ekspresi". Belki hepimiz La Dolce Vita – Orient Express'in lüks vagonlarında seyahat edemeyeceğiz. Bu yolculuk için sabit bilet fiyatı yaklaşık 2.000 euro, yani yaklaşık 1 milyon TL. Ancak şimdiden yer bulmanın oldukça zor olduğu söyleniyor. Daha çok Amerikalılar'ın ilgi gösterdiği bu Agatha Christie atmosferindeki "Tatlı Hayat" yolculuğu, eminim benim gibi birçok seyahat tutkununu heyecanlandırıyordur.
07 Haziran 2026 11:35

Norma Jeane Mortenson 100 Yaşında!
Norma Jeane Mortenson'un birkaç lakabını sıralasam; örneğin "Sarışın Bomba", "Seks İlahesi", "Bayan Erkek Avcısı", "Masumiyetin Ötesi"... Henüz 36 yaşındayken, kapısında Latince "Cursum Perficio" yani "Yolumu Tamamlıyorum" yazan, yeni taşındığı evinde yaşamına son veren Marilyn Monroe'dan başkası değildi. 5 Ağustos 1962'de Los Angeles'taki 12305 Fifth Helena Drive adresindeki evinde ölü bulunduğunda Hollywood mateme büründü. Marilyn Monroe, anlatıldığına göre yalnız ve saf bir kadındı. 1,66 metrelik boyu modellik için idealdi. Sonra 1947'de "Tehlikeli Yıllar" filminde küçük bir rol alması dikkatleri üzerine çekmesine yetti. John Huston'un "The Asphalt Jungle" filminde ünlü yönetmenin onu adeta bir süs eşyası gibi kullanması, kariyerindeki şansın dönüm noktalarından biri oldu. Marilyn Monroe, salon komedileri için biçilmiş kaftandı. O "süs eşyası", birden işlenebilir bir koz haline geldi. 1953'te Henry Hathaway'in "Niagara" filminde şelaleler önünde adeta şov yaptı. Film seyirci ve hasılat rekorları kırarken, 27 yaşındaki Monroe artık Hollywood'un hakim seks sembolüydü. "Erkekler Sarışınları Sever" filminde saf görünüşlü ama zeki bir kadını başarıyla canlandırdı. Ardından "Bir Milyonerle Nasıl Evlenilir?" filminde baştan aşağıya seksi bedeni ve mimikleriyle oynadı. Ama sonrasında Marilyn Monroe'yu ikon yapan, tek karesiyle simgeleşen film geldi: "Yaz Bekarı". "Sarışın Bomba", arka arkaya çoğunluğu komedi olan filmlerde rol alır. "Bazıları Sıcak Sever" filminde mafyadan kaçan Tony Curtis ile Jack Lemmon, Marilyn Monroe'nun da yer aldığı kadınlar orkestrasına kadın kılığına girerek sığınırlar. Marilyn Monroe dikkatini veremez, repliklerini unutur. "Kestik!" sesleri haykırışa dönüşür. 1961'de Nevada çöllerinde çekilen "Uyumsuzlar" filminde Clark Gable ve Montgomery Clift arasında kalan Monroe, Roslyn karakterini canlandırmakta zorlanır. Tamamlanamayan son filmi "Something's Got to Give" sırasında ise dönüşü olmayan bir yola girer. 5 Ağustos 1962'de Marilyn Monroe'nun ölüm haberi dünyaya bomba gibi düşer. Marilyn Monroe'nun yaşamındaki en büyük gizemlerden biri de Kennedy ailesiyle olan ilişkisiydi. Bence Marilyn Monroe yaralı bir kuş gibiydi. İmajını yaratmak için çok çalışan, komedi ustası, zeki ve çok okuyan bir kadındı. "Sarışın Bomba"ya ikinci eşi Joe DiMaggio sahip çıktı. Doğumunun 100. yılında hâlâ en çok taklit edilen ve en çok anımsanan Marilyn Monroe'nun hayatı da bir film gibiydi.
04 Haziran 2026 10:59

Ennio Morricone Bayramıma Damgasını Vurdu
The Beach Boys, The Supremes, The Kinks, The Temptations, Dave Clark Five, Herman's Hermits, The Minstrels, The Byrds, Bee Gees ve The Animals gibi topluluklar… The Beatles'ın en sevdiğim şarkılarından biri olan "Things We Said Today"i de araya sıkıştırdım. Luciano Pavarotti'nin "Caruso"sunu pür dikkat dinlerken birden aklıma büyük maestro Ennio Morricone geldi. Hemen YouTube'a girdim ve "The Best of Ennio Morricone"yi açtım. Henüz yedi yaşındayken piyano başına oturmuştu Ennio Morricone. "Bir Avuç Dolar İçin", "İyi, Kötü ve Çirkin" derken şöhreti dünyaya yayıldı. "Bir Zamanlar Amerika", Giuseppe Tornatore'nin Oscar ödüllü "Nuovo Cinema Paradiso"su ve Joan Baez'in seslendirdiği, Sacco ile Vanzetti'nin trajik hikâyesini anlatan filmin unutulmaz ağıtı… Yanıtı tek kelimeydi: Sonra eklemişti: "Odama çekilir, piyanomun başına otururum. İlham geldiğinde notalar kendiliğinden akmaya başlar." Notaların bu sihirbazını tanımak benim için büyük bir onurdu. 2020 yılında, 91 yaşındayken geçirdiği talihsiz bir düşme sonucu kalçasını kırdı ve aramızdan ayrıldı. Ennio Morricone'yi her dinlediğimde, böylesine büyük bir başarının nasıl elde edildiğini hep düşünmüşümdür. Bu nedenle Ennio Morricone'nin eserleri sinema tarihinin yaşayan hafızasıdır. Bazı besteciler filmlere müzik yazar. Ennio Morricone ise müziği filmin ayrılmaz bir karakterine dönüştürürdü. Bayramda Ennio Morricone'nin eserlerinin büyük bir bölümünü yeniden dinlemek bana huzur ve mutluluk verdi.
01 Haziran 2026 09:58

Cannes Film Festivali'ne Julıanne Moore Damgasını Vurdu
Aktif gazetecilik yaptığım dönemde Hollywood (Oscar), Cannes (Altın Palmiye) ve Venedik (Altın Aslan) Film Festivaller'i arasında mekik dokurdum. Oscar ödüllerinden sonra en itibarlı sinema etkinliği Cannes Film Festivali'dir. Öncelikle Hollywood'a bağımlıdır. Geçen hafta sonu 79. Cannes Film Festivali'nin sonuçları açıklandı ve Rumen yönetmen Cristian Mungiu, siyaset kokan "Fjord" filmiyle Altın Palmiye ödülüne layık görüldü. Örneğin Büyük Ödül'ü alan Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev, "Minotaur" filminde Putin'e seslenerek Ukrayna işgaline son vermesini ve katliamı durdurmasını talep eden siyasi bir mesaj verdi. Yönetmen, "Bu kıyımı durdurabilecek tek insan Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Putin'dir ve görevini yapmalıdır" dedi. Ancak Cannes'a davet edilen Oscar'lı oyuncu Julianne Moore, düzenlediği basın toplantısında çok sert konuştu ve bağımsız sinemayı desteklerken Hollywood yapımcılarını ağır şekilde eleştirdi. Bu çıkış, bağımsız sinemanın yuvası sayılan Cannes'da büyük yankı uyandırdı. Hollywood'ta ise ciddi bir panik yarattı. İtibarlı oyuncu Moore'un bu çıkışının, sinema dünyasında silahlı ve şiddet içerikli yapımları ne ölçüde etkileyeceği bilinmez; ancak belki de sinemayı yeniden romantik bir döneme taşıyabilir. Bu vahşet sinema dünyasında sürekli işlendiğinde ise tehlikeli bir algı ortaya çıkıyor: "Eğer haklıysan silaha sarılabilirsin… Kendi hakların için masum insanları öldürmek normaldir." Tam da bu aşamada sinemanın etkisi devreye giriyor. Bu çıkışı elbette büyük yankı uyandırdı. Eğer sanat dünyası ona destek verirse, belki de şiddeti ve savaşı normalleştiren bu anlayışa güçlü bir "dur" denilebilir. Sırada Venedik Film Festivali var.
28 Mayıs 2026 11:34

Futbol Turizmine Taksici Darbesi
Her biri ülkemiz için büyük bir gelir ve özellikle önemli bir döviz kaynağıdır. Final maçı, 20 Mayıs 2026'da İstanbul'da oynanacaktı. Bu, en az 50 bin taraftarın İstanbul'a gelmesi demekti. Konuk taraftarlar ayrılırken "I Love You İstanbul" şarkıları söylediler. Taksimetre açmayan, TL yerine yabancı para isteyen, 1 kilometrelik yola 15 sterlin ücret yazan, taraftarları azarlayan, yolcunun yanında sigara içen, radyoyu sonuna kadar açan ve sürekli korna çalan bu tür taksi şoförleri ülkemizin imajını ciddi şekilde zedeliyor. Özellikle yabancı turistlerden hak edilmeyen ücretler talep edilmesi, taksimetrenin açılmaması ya da kısa mesafelerde yüksek ücret istenmesi artık kabul edilebilir değildir. Buna rağmen bazı şoförlerin hala eski alışkanlıklarla hareket etmesi hem sektörün itibarına hem de ülkemizin turizm geleceğine zarar veriyor. İstanbul'a gelen bir turistin ilk karşılaştığı kişiler çoğu zaman taksi şoförleri oluyor. Çünkü turizm sadece otellerden ibaret değildir. Bugün futbol turizmiyle milyonlarca döviz ülkeye giriyorsa, yarın kültür turizmiyle, kongre turizmiyle ve spor organizasyonlarıyla çok daha büyük gelirler elde edilebilir. Sanırım İstanbul Taksiciler Esnaf Odası bu konuda önemli kararlar almalı. Bir örnek vereyim: İngiltere'de taksi şoförü olmak için tam 4 yıllık bir eğitimden geçmek gerekiyor. Tüm şoförlerin müşterilerin verdiği adresleri ezbere bilmeleri gerekiyor. Unutulmamalıdır ki turizm sadece otel doluluklarıyla ölçülen bir sektör değildir; bir turistin ülkeden ayrılırken yanında götürdüğü izlenim, aslında o ülkenin dünyadaki itibarıdır. Ancak yaşanan kötü bir deneyim, bugün sosyal medya çağında saniyeler içinde binlerce insana ulaşarak bir ülkenin turizm imajına ciddi zarar verebilir. Turizm güven ister.
23 Mayıs 2026 12:36

Şimdi De Evcil Hayvan Turizmi
Deniz ve dağ turizmi bu yaz yine tatilcilerin vazgeçilmezi olacak. Ayrıca bir de kongre turizmi var. Özellikle İtalya bu yıl yepyeni bir turizm sektörüne imza attı: "Turismo a 4 zampe" (4 pati turizmi), kısacası evcil hayvan turizmi. Evcil hayvanların bir ülkeden diğerine götürülmesi sırasında alınan vergiler, bazı ülkeler için yeni bir gelir kapısı yaratıyor. Ama bu duruma sadece "kasaya giren para" açısından bakmak, işin en kolay tarafı. "Travelnostop" turizm sitesinden edindiğim bilgiye göre İtalya'da 16,5 milyon çipli evcil hayvan varmış. Bu durumda yetkililer "Bebek arabasından tasmaya" adı altında bir araştırma yapmışlar. Avrupa'da 89,6 milyon köpek ve 108,3 milyon kedi varmış. Şimdilerde aileler tatile artık evcil hayvanlarıyla çıkıyorlar. Ama şu da var; bazı ülkeler evcil hayvanlar için günlük vergi alabiliyor. Yine "Travelnostop"a göre evcil hayvan turizminin getirisi 9,5 milyar Euro'ya ulaşmış durumda ama yine de yeterli bulunmuyor. Çipli kedi ve köpekler Avrupa'da ülkeler arasında rahatlıkla dolaşabiliyorlar. Bugün insanlar için evcil hayvanlar bir "eşya" değil. Bugün ülkeler arasında yapılan evcil hayvan seyahatlerinde doğrudan klasik bir "gümrük vergisi" uygulanmasa bile; sağlık sertifikaları, çip işlemleri, pasaport uygulamaları, kontrol ücretleri ve bazı özel giriş harçları zamanla yeni bir ekonomik alan yaratmış durumda. Fakat işin bir başka boyutu daha var: DOĞA Doğanın sert koşulları, özellikle küçük ve hassas türler için her zaman yaşama şansı sunmuyor. · Evcil hayvan pasaportu ve sigorta sistemi ise işin uluslararası düzen boyutu. Ortak bir sistem kurulsa, ülkeler arası geçiş çok daha kolay olacak. Dijital çip ve güvenlik sistemleri ise işin görünmeyen ama en kritik tarafı. Turizm giderek yayılıyor ve derinleşiyor.
20 Mayıs 2026 11:06

Giorgia Meloni 100 İnek Eder Mi?
Hikaye 2022 yılına dayanıyor. Faşist rejim hayranı, Benito Mussolini'ye olan tutkusu ile bilinen aşırı sağcı İtalya'nın Kardeşleri Partisi'nin lideri Giorgia Meloni'nin seçimleri kazanıp başbakan olması sırasında, Uganda Cumhurbaşkanı'nın oğlu General Muhoozi Kainerugaba, Twitter hesabından Meloni'ye 100 inek karşılığında evlenme teklif etmişti. Karşılığında tam 100 inek öneriyordu. Uganda açısından bakıldığında bu teklif, "BU KADIN ÇOK KIYMETLİ " demenin farklı bir yoluydu. Ancak son dönemde Meloni oy kaybetti. Bu nedenle sosyal medya, yaşanan tüm bu olumsuz gelişmelerin ardından "100 inek" önerisini yeniden gündeme taşıdı. Sert çıkışlarıyla dikkat çeken, güçlü lider imajı çizen Meloni; ekonomik sıkıntılar, düşen oy oranları ve Avrupa'daki siyasi yalnızlaşma nedeniyle kamuoyunda yıpranmaya başladı. Tam da bu nedenle "100 ineklik evlenme teklifi" gibi sempatik ve sıra dışı hikayeler yeniden dolaşıma sokuluyor. Tüm bunların yanı sıra İtalya'nın kadın başbakanı, kendi adına bir karşı propaganda başlatarak onlarca "Ciao Italia" temalı sosyal medya afişi yayımladı. Görüyoruz ki özdeyişler her zaman gerçekçidir: "Neydim, ne oldum…" Meloni'nin şu anda yaşadığı durum tam da bu… "100 ineklik kadın" imajını sevimli bir politik hikayeye çevirmek. Roma'da kahvede oturan emekli de, Napoli'de limon satan esnaf ta, Milano'daki iş insanı da aynı şeyi düşünür: "Tamam güzel konuştun… Peki hayatımız değişiyor mu?" Yıllarca İtalya'da yaşamış bir gazeteci olarak şunu net söyleyebilirim: İtalya'da seçmen duyguyla yaklaşır ama kararını ekonomiyle verir. İtalya yalnızca bir Avrupa ülkesi değil, aynı zamanda Akdeniz'in merkez kapılarından biri. Çünkü İtalya artık sadece tarih satamaz. Meloni bugün hala güçlü bir figür olabilir. Ama İtalyan halkı sonunda yine aynı soruyu soracaktır: "Tamam…
16 Mayıs 2026 15:06

Ketçabın 200 Yıllık Hikayesi, Asya'dan Amerika'ya Uzanan Yol
Ketçap bugün dünyanın en sıradan soslarından biri gibi görünse de aslında arkasında büyük bir ticaret, göç ve pazarlama hikayesi vardır. Amerika'da taze domates pahalı, ketçap ise ucuzdur. İtalya'da ise domates ucuz, markalı ketçap daha pahalıdır. Amerikalılar için hamburgerde ketçap olmazsa olmazdır. Aile boyu ketçap en çok satılandır. Kimi insan ketçabın yanında mayonez de ister. Ancak son zamanlarda ünlü şefler, ketçaba alternatif soslar yaratmaya başladılar. Ama elbette üzerine, adeta tabu sayıldığı için ketçap konmuyor; onun yerine domates, fesleğen ve zeytinyağıyla hazırlanan taze soslar tercih ediliyor. Araştırmacılara göre ketçabın atası, Çin ve Güneydoğu Asya'da kullanılan "ke-tsiap" ya da "kê-chiap" adlı fermente balık sosuydu. Domatesli ketçap ise 19. yüzyılda Amerika'da ortaya çıktı. Çünkü ketçap dünyanın her yerinde aynı görünür ama aslında hiçbir yerde tadı; tam olarak aynı değildir. Amerika'daki ketçap daha şekerli olabilirken, Almanya'da sirke oranı daha yüksek tutulur. KÜRESEL GÖRÜNÜP,YEREL DAVRANMAK. Bu nedenle ketçap sos olarak aynı zamanda kültürel adaptasyonun da simgesidir. Aslında "ketçap" bir ürün ismidir. Çünkü ketçap yalnızca bir tat değildir; alışkanlıktır. Genç şefler artık ketçabı "eski dünyanın sosu" gibi görmeye başladılar. Yani rakipleri değişse de ketçap kendini sürekli yenileyerek oyunda kalmayı başarıyor. Ketçap hala tahtından indirilemiyor. Ama servis yapılırken ketçap masada yoksa ''Ketçap yok mu?'deniyor Belki bir gün …
14 Mayıs 2026 10:45

Kapı Önüne Ayakkabı Koymak!
Nihayet kapı önlerine ayakkabı, ayakkabılık, terlik, paspas hatta sair eşyaların bırakılması Yargıtay tarafından yasaklanıyormuş. Bir apartmanda, sitede hatta özel mülklerin kapı önlerinde, evin içinde bulunması gereken eşyaların dışarıya konması komşuluk hakkının ihlali sayılıyor ve Sulh Hukuk Mahkemesi'ne şikayet edilmesi gerekiyor. Maalesef ülkemizde, evin içine dışarıdan gelebilecek kir nedeniyle özellikle ayakkabılar kapı önüne bırakılıyor. Oysa sıra sıra dizilmiş ayakkabılar zaman zaman tehlike oluşturabiliyor. Buna karşılık ortak yaşam kurallarının yeterince benimsenmediği yerlerde kapı önleri zamanla küçük bir depoya dönüşebilmektedir Batı'da, özellikle ABD'de, kapı önüne eşya bırakmak suç teşkil eder ve cezası da oldukça ağırdır. Sadece eşya bırakmak değil, yoğun kar yağışında kapı önlerini temizlemek de ev sahibinin sorumluluğundadır. Aslında 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu yürürlükte; ancak kimse tarafından uygulanmıyor. Ortak alanlar ihlal edilemez. Ev sahibi, "Sürekli uyarıyoruz ama dinlemiyorlar. Belediye'ye de şikayet ettik fakat sonuç alamadık." diye hayıflanıyordu. Bu durumun temelinde biraz da Kat Mülkiyeti Kanunu'nun yeterince bilinmemesi yatıyor. Pek çok insan apartman koridorlarını, merdiven boşluklarını ve kapı önlerini kişisel alan gibi görmeye devam ediyor. Oysa bu alanlar özel mülk değil, ortak kullanım alanıdır. İnsanlar denizden geldiklerinde kumlu terliklerini, ıslak sabolarını veya plaj ayakkabılarını daire içine sokmak istemiyor ve kapı önüne bırakıyor. Çünkü kapı önüne bırakılan her ayakkabı, çoğu zaman "Burası benim alanım" düşüncesinin göstergesidir. Batı ülkelerinde kapı önüne eşya bırakılması çoğu yerde yasaktır. Çünkü ortak alan herkesindir. Bizim Kıyıkışlacık'taki evimiz bahçeli ve müstakil bir özel mülk.
12 Mayıs 2026 10:42