
Köprübaşı'nda yapılan basın açıklamasında konuşan Eğitim İş Eskişehir Şube Başkanı Fadime Arslan, "Eğitim-İş olarak, Cumhuriyetimizin en temel harcı, en sarsılmaz sütunu olan laik, bilimsel ve kamusal eğitimin, bizzat Milli Eğitim Bakanlığı eliyle nasıl planlı bir tasfiye ve imha operasyonuna maruz bırakıldığını ortaya koymak için bugün tüm Türkiye'de alanlardayız. Okullarımızın nasıl birer şiddet, sömürü ve ideolojik dayatma laboratuvarına dönüştürüldüğünü tüm çıplaklığıyla haykırmak için buradayız. Karşımızdaki tablo artık basit bir 'aksaklık', bir 'yönetim hatası' ya da sıradan bir 'bütçe yetersizliği' değildir. Türkiye'de eğitim sistemi bugün sadece sorun yaşamıyor; Türkiye'de eğitim sistemi, tepeden tırnağa bizzat siyasi iktidar ve onun bakanı tarafından kurulan sistematik bir şiddet rejimiyle yönetiliyor" şeklinde konuştu. Ardından söz alan Eğitim Sen Eskişehir Şube Başkanı Özkan Demirkol da, "2025-2026 eğitim-öğretim yılı bugün tamamlanırken, Türkiye'de eğitim sistemi kronikleşen köklü sorunların, piyasacı dönüşümün ve laiklik karşıtı kuşatmanın gölgesinde tarihinin en derin yapısal krizlerinden birini geride bırakmaktadır. Sendikamız Eğitim Sen tarafından hazırlanan "Yıl Sonu Eğitimin Durumu Raporu", Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin ve siyasi iktidarın sınıfsal-siyasal tercihlerle eğitimi kamusal bir hak olmaktan çıkarıp nasıl bir ticari pazar alanına dönüştürdüğünü somut verilerle ortaya koymaktadır" diye konuştu. Yusuf Tekin'in yıl sonu karnesini kamuoyuyla paylaşan Demirkol, "Çeyrek asırda özel okulların payı yüzde 1,9'dan yüzde 8'e ulaşmış, sistemdeki her 4 resmi okula karşılık 1 özel okul düşer hale gelmiştir. Türkiye, öğrenci başına harcamada OECD ortalamasının çok altında kalarak halkın çocuklarını niteliksiz eğitim almaya mahkûm etmiştir. Öğretmenlik mesleği kadrolu, sözleşmeli ve "ücretli" olarak dikey bölünmüştür. Eğitim fakültesi diplomalarını fiilen yok sayan 'Milli Eğitim Akademisi' dayatmasıyla öğretmen adayları güvencesizliğe ve 32 bin 351 TL sefalet ücretine mahkûm edilmiştir. Sınava giren her 100 öğretmenden sadece 14'ü atanabilirken, 800 bini aşkın ataması yapılmayan öğretmen güvencesiz iş piyasasına ve umutsuzluğa itilmiştir" dedi.
Kaynak: Evrensel
27 Haziran 2026 02:24
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Bartın'da İşçi Servisi İle Otomobil Çarpıştı: 3 Yaralı
Bartın-Karabük kara yolunda minibüs ile otomobilin çarpışması sonucu meydana gelen zincirleme kazada 3 kişi yaralandı. Çarpışmanın etkisiyle savrulan otomobil yol kenarındaki bir bahçeye devrildi. Servis minibüsünde bulunan 10 fabrika işçisi ile kazaya karışan ilk otomobilin sürücüsü K.D. kazayı yara almadan atlattı.
02 Temmuz 2026 20:51

1 Ölü, 1 Kayıp! Kızılırmak'ta Can Pazarı... Çamaşır Yıkayan Çocuklar Akıntıya Kapıldı
Çevredekilerin müdahalesiyle Gülistan Şahin kurtarılırken, 13 yaşındaki Zerda Şahin'in cansız bedenine ulaşıldı, 15 yaşındaki Gülseren Şahin'i arama çalışmaları sürüyor. Olay, saat 12.00 sıralarında Kızılırmak'ın Gemerek ilçesine bağlı Burhan köyü mevkiinde meydana geldi. Aileleriyle birlikte köye mevsimlik işçi olarak gelen Gülistan Şahin, Zerda Şahin ve Gülseren Şahin çamaşır yıkamak için ırmak kenarına gitti.
02 Temmuz 2026 20:10

Yeneroğlu'ndan Göktaş'ın Gözaltına Alınmasına Tepki: Suçlu İlan Edip Sonra Madde Arıyorlar
Yeneroğlu, Göktaş'ın kendi iradesiyle yurda dönmesine rağmen savcılık açıklamasında "yakalandı" ifadesinin kullanılmasını eleştirerek, sürecin mizah ve ifade özgürlüğüne yönelik bir gözdağına dönüştürüldüğünü söyledi. Yeneroğlu, Deniz Göktaş hakkında "dini değerleri aşağılama" iddiasıyla soruşturma açılmasını ve gözaltı sürecinin uygulanış biçimini eleştirerek şu ifadeleri kullandı: "Komedyen Deniz Göktaş hakkında, sahne gösterisi gerekçe gösterilerek soruşturma açılması; üstelik kendi iradesiyle yurda dönen bir kişinin havalimanında gözaltına alınıp savcılık açıklamasında 'yakalandı' diye sunulması, üstüne de ters kelepçe takılarak görsellerinin servis edilmesi ülkenin ve yargının hali pür melali olmuş." Yeneroğlu, iktidarın en küçük itirazı, mizahı ya da eleştiriyi bastırılması gereken bir unsur olarak gördüğünü belirterek, "Cezalandırmak istedikleri insanı önce suçlu ilan ediyor, sonra da hangi maddelerden gözaltına alacaklarına karar veriyorlar" dedi. Yeneroğlu, Türk Ceza Kanunu'nun 216/3. maddesinde öngörülen cezanın altı aydan bir yıla kadar hapis olduğunu hatırlatarak, suç için öngörülen cezanın üst sınırının bir yıl olması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 100/4. maddesi uyarınca tutuklama yasağı bulunduğunu ifade etti. Yeneroğlu, TCK 216/3 bakımından cezalandırma için fiilin "kamu barışını bozmaya elverişli" olması gerektiğini vurguladı. Yeneroğlu'na göre Göktaş'ın gözaltına alınması ve "yakalandı" diliyle sunulması, yalnızca bir kişiye yönelik bir işlem değil; sahneye çıkacak, yazı yazacak, konuşacak ve eleştirecek herkese verilmiş açık bir mesaj.
02 Temmuz 2026 20:09

Dışişleri'nden Suriye'deki Saldırıya Sert Kınama
Açıklamada, "Suriye'nin başkenti Şam'ın Hicaz bölgesinde bugün gerçekleştirilen ve can kayıplarına yol açan saldırıyı güçlü şekilde kınıyoruz." ifadesi yer aldı. Suriye'nin başkenti Şam'ın en işlek noktalarından biri olan tarihi Hamidiye Çarşısı'na giden yol üzerindeki Adalet Sarayı yanındaki kafede meydana gelen patlamada 5 kişinin öldüğü, 16 kişinin de yaralandığı duyurulmuştu.
02 Temmuz 2026 19:52


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ayşe Tokyaz Cinayeti'nde Savcılık Kararını Verdi! İşte İstenen Ceza
Eyüpsultan'da cesedi valiz içinde yol kenarında bulunan üniversite öğrencisi Ayşe Tokyaz'ın öldürülmesine ilişkin Cemil Koç'un da arasında bulunduğu 9'u tutuklu 11 sanığın yargılandığı davada mütalaa açıklandı. Küçükçekmece 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde adliyedeki büyük salonda görülen duruşmaya, 4'ü tutuklu 5 sanık ile avukatları katıldı. Cumhuriyet savcısı tarafından açıklanan esas hakkındaki mütalaada, sanık Cemil Koç'un maktul Ayşe Tokyaz'ı tasarlayarak, canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürdüğü ifade edildi. Savcılık, sanık Cemil Koç hakkında "kadına karşı tasarlayarak, canavarca hisle veya eziyet çektirerek kasten öldürme" suçundan ağırlaştırılmış müebbet istedi. Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, olayın 11 Temmuz 2025'te ortaya çıktığı, maktul Ayşe Tokyaz'ın hayatından endişe eden kardeşinin polise başvurmasıyla sürecin başladığı aktarıldı.
02 Temmuz 2026 19:49

Adliyede Gergin Anlar! İbb Davasında Hakim İle Tartışan İmamoğlu Salondan Çıkarıldı
İmamoğlu, Murat Ongun'un avukatı Daniş ile mahkeme başkanı arasında yaşanan savunma süresi tartışmasına değinerek, "Bulunduğumuz bu dava hem Türkiye'nin hem de dünyanın ne yazık ki ilgisini çeken, hem Türkiye'nin hem de milletimiz adına da çok da itibarlı bir süreç olmayan bir zaman dilimini önümüze koyan bir davadır. Şu ana kadar en azından bu savunma kısmı, ya da sorgu diyorsunuz yanlış bir ifadede bulunmayayım, düzgün bir şekilde yürütülmeye gayret edildi. Tabii dün itibarıyla Murat Bey savunmasını bitirdi, avukatı Rahşan Hanım savunmasına başladı. Siz de hani bugün bitmesi gerektiğini, 9 Temmuz'un son tarih olduğunu söylediniz. Şu anda Murat Bey neredeyse bu dosyanın en fazla isminin geçtiği ama aynı zamanda eylemlerle de yargılandığı arkadaşımız. Doğal olarak avukatları da neredeyse 1,5 yıldır süren bu zulüm üzerine hazırlıklarını yaptı ve ifadeleriyle beraber de bugün savunmasını toparlamak istiyorlar. Arzuları bugün akşamüstü bu işi toparlamak. Ardından da kalan zaman diliminde yine Tuncay Yılmaz arkadaşımız da avukatlarıyla beraber bu akşam kalan süreçte zamanı toparlayabilirler diye gözüküyor. Şimdi bunu alt alta koyduğumuzda, Fatih Bey ve İnan Bey ile de konuştuk. Onlar da çok kısa bir zaman diliminde süreci toparlayabilecekler gibi gözüküyor. Yani pazartesi sabah başladıkları takdirde toparlayabilecekler diye gözüküyor. İnan Bey'in ifadeleriyle, avukatlarından bilgi almadım ama hani İnan Bey'in ifadesiyle toplamda 3-3,5 saatlik bir zaman diliminde toparlayabileceği öngörülüyor. Fatih Bey'in çok önemli bir savunma süreci var. Avukatları da uzun bir hazırlık yaptılar. Bunları alt alta dizdiğimizde 9 Temmuz imkansız gözüküyor" dedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, "Biz de heyet olarak değerlendirme yaptık. Normal yargılamada savunmanıza devam edin, bugün toparlayın. Bu anlamda koyulan kurala müdahale etmeyeceğiz. Sorgu sırasını değiştirmeyeceğiz. Normal sorgu sırasıyla devam edeceğiz. Tuncay Yılmaz'ın savunmasını alacağız. Sonrasında sizinle devam edeceğiz. 9'una kadar da biz bu işi tamamlayacağız. Alamadığımız savunmaları 2'nci celseye almaya karar verdik" dedi. İmamoğlu ise, "Hayır Sayın Başkan. Ekrem İmamoğlu 'örgüt lideri' diye tanımlanmış bu iddianamede. Daha önce de 2 kez kabul ettiğiniz üzere, benden önce bütün arkadaşların tamamlaması ve en son benim savunmamın onların savunması üzerine inşa edilmesinin doğru olduğunu kabul ettiniz" dedi. Mahkeme başkanı cevaben, "Eylem sayısı olarak Fatih Bey sizden daha uygun durumda. Eylem sayısı aynı" dedi. İmamoğlu, "Sayın Başkan, 'aynı' dediğiniz zaman sizin bile nasıl inandığınızı ben anlayamıyorum. Eğer bakın 9 Temmuz'da milli seferberlik ilan edileceksek bilelim. Bu ülkede bizim bilmediğimiz bir şey olacaksa bilelim, ona göre hareket edelim. Bizi niye bir ayara sokuyorsunuz, onu anlamadım" dedi. Pehlivan, "Benim bu aşamadaki talebim şu; Ekrem İmamoğlu açısından da söylüyorum. Sıralama konusunda vermiş olduğunuz kararı uygulamaya devam etseniz ve yine takdir ettiğiniz şekilde 9 Temmuz tarihinde duruşmayı sonlandırsanız, Ekrem İmamoğlu da 10 Ağustos tarihinde başlayan celsede savunmasını yapsa; hem bugüne kadar meslektaşlarımız ve sanıklar bu sıraya göre hazırlandılar, programlarını buna göre yaptılar, hem de bu düzen korunmuş olur" dedi. Beyoğlu Belediye Başkanı İnan Güney savunmasında, "Öncelikle iddianamenin 'yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır' şeklindeki hükmü karşılamadığı, şahsıma isnat edilen fiillerin somutlaştırılmadığı yönündeki itirazımı; dolayısıyla adil yargılanma hakkımın ve savunma hakkımın kısıtlandığını belirtmek isterim. Dosyam sürekli renk değiştirdi, suç unsuru değiştirdi, konu değiştirdi, taraf değiştirdi. Dosyada değişmeyen tek şey benim tutukluluğum oldu. İddianame hakkımda somut, bireyselleştirilmiş, maddi delillerle desteklenmiş mesaj, mail, para hareketi, kamera görüntüsü, yer, zaman, kişi, bedel içeren hiçbir ama hiçbir delil içermiyor. Çürüteceğimiz belge yok, delil yok. Ne var Sayın Başkanım? Savcılık makamında oluşmuş bir şüphe var. Benim göremediğim bir delil var ise savunmamın sonunda bol bol soru olarak sormanızı rica ederim Başkanım. Veremeyeceğimiz cevabımız yoktur. 19 Ağustos 2025'te suç örgütü üyeliğinden tutuklanmıştım. Şimdi iddianame 'örgüte üye olmamakla birlikte yardım' diyor. Dolayısıyla lehe gelişme olmuştur. Ben böyle bir örgütün varlığını kabul etmediğimi de vurgulamak isterim. İddianamede isnat edilen suçlarla doğrudan ilgisi olmayan çok sayıda ifadeye ve değerlendirmeye yer verilmiştir. Bu ifadelerin benim hangi somut eylemimi, hangi suç unsurunu, hangi tarih ve işlem bakımından ortaya koyduğunu açıkça göstermek zorundadır. Oysa iddianamede eylemlerle ilgisi olmayan birçok beyan yan yana getirilmiş ancak bu beyanların benim şahsıma yönelen suçlara nasıl bağlandığı açıklanmamıştır. Bu ifadelerden hangisi benim gizli ortak olduğumu söylüyor? Hangisi benim hile teşkil edecek bir işlem yaptığımı söylüyor? Hangisi benim kamu zararına yol açan hileli bir davranışta bulunduğumu söylüyor? Hangisi benim örgüte bilerek ve isteyerek yardım ettiğimi somut olarak anlatıyor? Cevap açıktır: Hiçbiri" dedi. Güney, "HTS raporunda tespit edilenler delil olarak değerlendirilmiştir. HTS ve baz kayıtları ancak dosyada mevcut olan başka somut, maddi ve doğrudan delilleri destekleyen yardımcı delil niteliğinde değerlendirilebilir. Yardımcı delil, adı üzerinde yardımcıdır. Yardımcı delilin destekleyeceği bir ana delil bulunmalıdır. Ana delil yoksa yardımcı delilden tek başına suç sonucu çıkarılamaz. Gözaltına alınmadan 1 hafta önce tüm banka hesap hareketlerim MASAK'tan alınmış, incelenmiş; ancak şüpheli bir hareket, olağan dışı bir transfer olmadığı görülmüştü. Bu nedenle de iddianamede MASAK raporundan kaynaklı bir suç isnadı yazılmamıştır. Gizli ortak diye iddia edilen arkadaşlarla ya da başka şüphe uyandıracak birileriyle 1 lira para hareketi olmadığı görüldüğünden bu raporlar, gizli ortaklığın olduğuna değil, olmadığına delildir. Bana yöneltilen suçlama, örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım ettiğim iddiasıdır. Olduğuna inanmadığım, olmayan bir örgüte yardım etmekle suçlanıyorum. Ancak bu suçun oluşması için sadece birilerini tanımak, aynı siyasi çevrede bulunmak, telefonla görüşmek veya aynı şehirde, aynı ilçede yaşamak yeterli olmamalıdır. Bu suçun oluşması için kişinin var olduğu iddia edilen örgütün amacını bilerek ve isteyerek, o amaca hizmet eden somut bir yardım eyleminde bulunması gerekir. Yani ortada bilerek ve isteyerek yapılmış bir yardım olmalıdır. Burada örgütün varlığı şu anda dahi kanıtlanmış değildir. İddianamede benim hakkımda kullanılan ifadeler; 'yakınıdır', 'arkadaşıdır', 'duydum', 'sistemde olduğu bilinir' gibi yoruma, duyuma dayalı ifadelerdir. Belediye başkanlığını kaybetmiş birisi olsaydım, siyasi görevi olmayan birisi olsaydım bu iddianame yazılır mıydı? Bırakın suçu, en ufak bir suça şüphe dahi olmayan bu konularla ilgili ne soruşturma açılırdı ne dava açılırdı. Dolayısıyla bu; Beyoğlu Belediyesi'ni kazanmış olmamızdan yazılmış bir iddianame, kesinlikle siyasi bir davadır. Oysaki iddianame siyasal aidiyete göre değil, somut fiil ve delillere göre yazılmalıydı. Siyaset adliye koridorlarında değil, sokakta, halka hizmette yarışmalıydı. Yıllarca 22 dolardan pankart yaptırmışlar Beyoğlu Belediyesi'ne. On binlerce pankart yapılmış. Kaç paradan yapılmış bu pankartlar? 22 dolardan yapılmış. Biz kaç paraya yaptık aynı pankartı? 2 buçuk dolara yaptık. Eğer tersi olsaydı, o dönem 2 buçuk dolara yapılan bir işi biz bugün 22 dolara yapıyor olsaydık; iddianamede muhtemelen bir eylem olarak da o yer alacaktı" dedi.
02 Temmuz 2026 19:34

İran Lideri Hamaney Babası İçin Düzenlenecek Törene Katılamayacak
Hindistan'ın "Indiatoday" haber sitesine konuşan Hamaney'in Hindistan'daki Temsilcisi Ayetullah Elahi, İsrail'in İran liderlerine yönelik devam eden tehditlerinin, Mücteba Hamaney'in törene katılamamasının nedeni olduğunu belirtti. İsrail'in İran'la "yarın" savaşa girebileceğini söyleyen Katz, İran lideri Hamaney hakkındaki soruya ise onun "ölüm için işaretlenmiş" olduğunu iddia etmişti. ABD-İsrail'in 28 Şubat'taki saldırısında hayatını kaybeden İran'ın önceki lideri Ayetullah Ali Hamaney için 4-9 Temmuz arasında Tahran, Kum, Necef, Kerbela ve Meşhed kentlerinde cenaze törenleri düzenlenecek.
02 Temmuz 2026 19:29