
Truman, 1933'ten itibaren Amerikan Kongresi' nde senatör olarak yerini almıştı ve bu arada, 2. Dünya Savaşı' nın özel şartları gerekçe gösterilerek, arka arkaya 4 dönem Başkan seçilen Franklin Roosevelt'in siyasetlerini de destekliyordu ve " Eğer Almanya'nın kazandığını görürsek Rusya'ya yardım etmeliyiz; eğer Rusya kazanacak gibi olursa, o zaman Almanya'ya yardım etmeliyiz. Böylece birbirlerini mümkün olduğunca çok öldürmelerini sağlarız. " diyordu.. Roosevelt de, ölümünden 80 gün önce Truman'ı, 20 Ocak 1945'de Amerikan Başkan Yardımcılığı'na getirmişti. Birinci Dünya Savaşı' ndan sonraki Yeni Dünya Düzeni'ni kurmak iddiasıyla tertiplenen; 1 Eylül 1939'da başlayıp 6 yıl süren İkinci Dünya Savaşı' nda Almanya, 8-9 Mayıs 1945'de, kesin olarak yenilgiyi kabul ve teslim olmuştu. Savaş devam ederken, Roosevelt ölmüş, Truman Şubat-1945 sonunda Başkan olduktan 25 gün sonra Almanya da teslim olmuş ve İkinci Dünya Savaşı Avrupa'da sona ermişti. Ancak Japonya'nın bu çağrıyı reddetmesi üzerine, 6 Ağustos'ta Hiroşima'ya ve 9 Ağustos'ta Nagazaki'ye atom bombası atıldı. 1948 yılında konuyla ilgili bir mülâkatta; "Amerika Birleşik Devletleri Başkanı olarak, bu silahı ilk kez kullanıp kullanmamaya dair kaderi belirleyen bir sorumluluğum vardı. Bu, vermek zorunda kaldığım en zor karardı. (...) Bu kararı, hükûmetimizdeki en yetkili insanlarla yaptığım görüşmeler ve uzun bir değerlendirmenin ardından verdim. Bombayı, savaşı hızlıca sonlandırmak ve sayısız hayatı -hem Japon, hem de Amerikan- kurtarmak için kullanmaya karar verdim." diyordu. * Atom bombası nın ilk kez kullanışının 50. yılında, 1995-Ağustosu'nda, o dönemin Amerikan Başkanı Bill Clinton' a, 'Mr. Trump ayrıca, Allen için 'tek başına hareket eden' bir " yanız kurt" tahminini paylaşıp, " yalnız kurt " Allen'ın "çok hastalıklı bir kişilik" olduğunu öne sürdü. 1807'de Kabakçı Mustafa İsyanı sırasında, tahttan indirilen 3. Selîm' in, 1808'de Alemdar Mustafa Paşa tarafından tekrar tahta geçirilmek istenirken, Saray içinde meydana gelen taht kavgaları sırasında Padişah ilân edilmiş olan 4. Mustafa'nın bizzat verdiği emirle, Sultan 3. Selim'in öldürülmesi.. Ve yerine, (1774-1789 arasında sultanlık eden Birinci Abdulhamîd'den 100 sene sonralarda..) Veliaht Şehzade Abdulhamîd'in, ' 2. Abdulhamîd' (Abdulhamîd-i sânî /İkinci Abdulhamîd) unvanıyla Devlet'in başına getirilmesi..
Kaynak: Star
29 Nisan 2026 08:07
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Hangi Niyetle Olursa Yapılsın ''Itiraf''lar Öğreticidir
Sadece' siyasî itirafçılık' değil, her türlü ' itirafçılık', genelde bir za'fiyet olarak küçümsenmiştir, ama, geçmişte yaptığı hatalarını itiraf etmesi bile, insana ayrı bir kıymet kazandırabilir.. Bir suç örgütünün içinde vazife ve rol üstlenip, sonra da pişman olmak, az şey değildir ve hattâ itirafçıya ek bir değer ve itibar da kazandırır. Anlaşılıyor ki, Ana Muhalefet Partisi' nin lider değişikliğinin gerçekleştiği 38. Kongresi öncesinde ne gibi entrikaların, baskıların ve, delege iradelerinin değiştirilmesi için milyarlarca liranın bir takım kişilerin satın alınması, ' akçeli' işlerin döndüğü ve mahkemenin sözkonusu kongredeki karanlık ilişkilerin ' mutlak butlan 'la yok saymasını yansıtan buzdağı nın, suyun üzerinde görülen küçük bir görüntüsü olduğunu ve o cumûdiye' nin asıl büyük gövdesi görünmeyen kısmının, 100 yılı aşkın bir zaman boyunca milletimize neler yaşattığını da özetlemektedir. * ** Nûrullah Genç'e şifalar dileğiyle.. İstanbul Üniversitesinde okumakta olan Hindistanlı kardeşlerimden Uweis Khan, bir şiir gönderdi dün.. Üniversitede İktisad hocası da olan Nûrullah Genç'ten.. ' Uyan artık yiğidim..' başlıklı uzun şiiri.. Güzel bir şiir.. 30-35 yıl öncelerde yazdığı şiirlerini zevkle okuduğum bir isimdi, Nûrullah Hoca.. Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım..' mısralarının sahibi olan Nûrullah Hoca'ya bir tlf. * Bu vesileyle, Nûrullah hoca'nın şiirlerinden birkaç seçme de sunayım... Ufka bir bak yiğidim, inkılâba az kaldı.
05 Haziran 2026 08:52

'Nükleer Güç' Sahibi Ülkelerin, 'Başkalarının Da Bu Güce Sahib Olmaması' Çabaları Ne Kadar Gerçekçi?
news'in 1 Haziran haber bülteninde yer alan bir haber-yoruma göre, ABD Başkanı D. Trump, İran'la yaptığı barış anlaşmasına ilişkin müzakere haberlerinin çarpıtıldığı iddiasıyla, Mart-2026'da İran'a yönelik olarak önce kendisinin başlattığı savaşı sona erdirmek için büyük çaba harcadığı ve İran'la yapılan anlaşmada da, İran'ın nükleer silaha asla sahip olmayacağı çok açık bir şekilde yazılmıştı. Ama, şimdi, başta Amerika ve İsrail olmak üzere bir çok güç odakları, İran'ın bu anlaşmadaki taahhütlerine riayet etmediği kanaatindeler ve CNN bu iddiada başı çekiyor... CNN'in bir sözcüsü de, konuyla ilgili olarak, " Haberlerimizin arkasındayız " dedi.. Beyaz Saray'dan bir yetkili ise, Trump'ın İran'la ancak " kırmızı çizgileri " esas alan bir anlaşma yapacağını aktarıyor. * Mart-2026 başında ' 12 gün süren Amerikan-İsrail ortak saldırısı' sırasında, 'İran'ın bir çok güç kaynaklarının ve hele de nükleer silah merkezlerinin toptan imha edildiği 'ne dair iddialı açıklamalar yapıldıysa da, Amerikan kaynakları, hâlâ da İran'ın nükleer gücü nün korkusunu yansıtan açıklamalar yapmaktalar, tuhaf bir mantıkla.. Ama, bu hassasiyete rağmen, Sovyet Rusya 1951 yılında, sonra da İngiltere ve diğerleri o gücü kendi merkezlerinde ürettiklerini açıklamalarından birkaç sene sonra da Kuzey Kore, sonra Fransa derken, Ortadoğu denilen coğrafyada hemen her devletin bugün gizli veya açık olarak nükleer güce ve ondan da ilerisine, nükleer silaha sahib olduğu anlaşılıyor..
03 Haziran 2026 11:54

Tarihi Anlamaya Çalışırken, Komiklikleri Nasıl İzah Etmeli?
Pazar günleri, muhterem okuyucuların eleştiri ve görüşleri etrafında yaptığımız bir Hasbihal'e daha hayırlı çalışmalar dileği ve selâmlarımızla başlıyoruz.. * Ankara'dan 'dan T. Biçer isimli ve lise mezunu olduğunu söyleyen okuyucu diyor ki: 'Ben son 100 yıldır, ' devrim, inkılab, vs. ' filan diye anılan veya yapılanları okul hayatımda dinlerken, o konuda eleştiri yapan arkadaşların tavırlarını, bilgisizliklerine bağlıyordum.. ' --Evet, o konuda açık bir şey demedim.. - Bu yeni bir durum değil muhterem okuyucumuz.. Belki, bazı belgeler, Amerikan iç medyasına yeni yansımıştır.. Dış dünyada ise, bu konuya dair gizli çalışmaların yapıldığı, dünya efkâr-ı umûmiyesinden belgeli ilginç açıklamalar 30 yıl öncelerden beri biliniyor.. Bu gibi programlarda, mahkûmlar, psikiyatri hastaları, uyuşturucu bağımlıları ve askerlerin ve sıradan Amerikan vatandaşları nın gizlice kullanıldığı tartışılırken, bu yönde Amerikan istihbarat kurumlarının yalnız olmadığına da dikkat çekiliyor.. * Ankara'dan Sabri Taşçıoğlu isimli okuyucu diyor ki: İran - Amerika arasında geçen ay, bir sürtüşme oldu ve İsrail ve ABD, İran'a ortaklaşa saldırdı ve hava bombardımanı yaptılar, 12 gün boyunca.. Ama, anlamadık; Amerikan tarafı kazandık diyor, karşı taraf ise, tam bilmiyoruz.. diyor. Direndik diyen İran tarafı ise, iddiasında ısrar ediyor. Ama, Trump'ın, "ortada açık bir Amerikan fiyaskosu varken bunu zafer gibi sunmaya çalıştığı' Amerikan Kongresi'nde sık sık tartışılıyor.. * --Evet, bu okuyucu kardeşimizin değerlendirmeleri böyle.. Ama, Amerikan cebhesinde daha başka ilginç gelişmeler de oluyor, Trump'la ilgili.. Şöyle ki, ABD Kongresi'nin etkili isimlerinden Lindsey Graham, Nobel Barış Ödülü'nün adının, Trump'ın Arap-İsrail çatışmasını sona erdirmesi halinde Nobel Barış Ödülü'nün Trump Ödülü olarak değiştirilmesi gerektiğini söyledi, evvelki gün.. *Diyarbekir'den bir okuyucu da Dr. Med. Mustafa Yılmaz'ın, 21 Mayıs tarihli ve 'Gönüllü serflik: Minimalizm illüzyonu altında küresel mülksüzleştirme' ilginç ve uzun bir makalesini göndermiş.. Birkaç paragrafından bazı bölümleri aktaralım: 'İnsanlık tarihi boyunca mülksüzleştirme, kılıç zoruyla ya da açık sömürgecilikle gerçekleştirilen cebri bir süreçti; yirmi birinci yüzyılda ise bu süreç, rızayla üreten estetik bir illüzyonla, bir nevi "gönüllü kölelik" mekanizmasıyla yürütülmektedir. Bugün geniş kitlelerin mülkiyet hakkı ellerinden alınırken, bu trajik kayıp topluma bir "özgürleşme, hafifleme ve minimalizm" hikayesi olarak sunulmaktadır. (...) Modern kapitalizm, yapısal krizlerini aşmak ve sermaye birikimini sürdürmek için tarihinin en sinsi mülksüzleştirme dalgalarını devreye sokmaktadır. Orta ve alt sınıflar için konut ve arsa fiyatlarının erişilemez hale gelmesi, yapısal bir çaresizliği doğurmuş; küresel sermaye ise bu çaresizliği romantize ederek yeniden paketlemiştir. Küresel kapitalizmin bu acımasız mülksüzleştirme politikalarına karşı, İslam düşünce dünyasının geliştirdiği köklü ahlâkî-iktisadî esaslar en güçlü direnç hattını ve çıkış yolunu sunmaktadır. İslam iktisadının temeli olan "Mülkün mutlak sahibi Allah'tır ve servet içinizden sadece zenginler arasında dönüp dolaşan bir güç haline gelmemelidir" (Haşr, 7) ilkesi, bugünün finansal tekelleşmesine karşı duran en büyük adalet manifestosudur. (...) İslam fıkhında su, mera ve ateş gibi hayatî kaynakların (müştereklerin) özelleştirilerek tekelleştirilmesinin yasaklanması, mülkiyetin şirketlere devredildiği çağdaş feodalizme karşı, toprağın ve barınmanın bir rant aracı değil, insani birer " emanet " olduğunu hatırlatır. "Kapitalizm yalnızca emek gücünü sömürmez; aynı zamanda insanların yaşama alanlarını, geçim araçlarını, topraklarını, toplumsal bağlarını sistematik biçimde mülksüzleştirir. Göç, bu süreçlerin "yan ürünü" değil, zorunlu sonucudur." Aynı kamusal korumacılık, ' beka meselesi' haline gelen tarım arazileri için de acilen uygulanmalıdır. Bazan mutlaka değinilmesi gereken konulardan da uzak duruyorsunuz..' diyor.
31 Mayıs 2026 08:35

''Anaç Parti'' Yeni Bir Partinin Doğum Sancıları İçindeyken...
Çünkü, 1889'da ilk kez kurulan ve 'İttihad-ı Osmanî' adıyla faaliyete geçen ve 1900'lerin başından itibaren gizli şekilde, ' Birlik/vahdet ve ilerleme' mânasına gelen 'İttihad ve Terakki Cemiyeti ve '(hürler, hürriyetçiler mânasına gelen) ' Ahrar Fırkası' gibi sosyal ve siyasî teşkilatlanmalara, fırkalaşma /partileşme süreci bizim toplum yapımızda da taa o zamandan beri etkisini sürdürür. O beyliklerin en küçüklerinden olan ve bugünkü Bilecik-Söğüt civarında filizlenen Osmanlı Beyliği'nin zaman içinde diğer beyliklerle de bütünleşerek, ' dest ve ruh'u taqvâ' ile beslendiğini söylemenin abartı sayılamayacağı bir gelişim çizgisiyle 6 asrı aşkın bir zaman dilimi boyunca dünya siyasetini etkileyen bir Müslüman güç odağı halinde varlığını güçlü şekilde ortaya koyan Osmanlı Devleti'nin, Birinci Dünya Savaşı' nda uğradığı ağır yenilgiden sonra.. 1920'lerde Anadolu'da şekillenen ve dünyanın her bir yanındaki Müslüman halkların da ' hayır duaları' ve yardımlarıyla filizlenen İslamî direnişin, sonradan, içerden saptırma çabalarına rağmen, yok edilememesi üzerinde de, evet derinlemesine düşünülmesi gerekir.. Düşünelim ki, 1920'lerde Anadolu Müslümanları nın verdiği ve dünyanın her bir yanındaki diğer Müslümanların gözyaşları içinde dile getirdiği duaları ve her türlü desteklerini etkisiz hale getirmek için emperial odakların bu kez de içeriden nice tuzaklarla, özellikle 1840'lardan itibaren çalışacağı açıktı.. (Ki, ekliyelim, o ilk zamanlar Yeni Osmanlılar veya Jön Türkler diye isimlendirilen ve baştaki Sultan'ın etrafını kuşatan kadrolar, 6 asırlık Osmanlı'nın tarih sahnesinden atılmasının son demlerinde, İttihad-Terakki Cemiyeti, ortaya çıkmıştı.. * Ki, okumuş sınıflarımıza daha önceden ve büyük çapta ârız olan ve Avrupa görmüşlüğün de etkisiyle, aşağılık duygusuna kapılan ve kendilerini, halkın geneline nisbetle, 'münevver' / aydınlanmış olarak niteleyen ve 'bürokraside ve ekonomik hayatta sosyal kesimler', merhûm Ziya Paşa'nın 1870'lerde, ' Mösyö- pardon' diyerek eylersen, ' feth-i kelâm' (söze başlarsan), / Denilir her sözüne, aynı keramet gibidir..' veya 'Milliyeti nisyan ederek (unutarak), her işimizde,/ Efkâr-ı Freng'e (Frengistan / Avrupa diyarlarının düşüncelerine) tebaiyyet yeni çıktı..' mısralarında dile getirdiği anlayışın zebunu olmuşlardı, büyük çapta.. Ve de, toplumun zihin dünyasına, ' İslam'ın dışlanmasını hedef alan yeni bir dünya görüşü, hattâ darağaçları yla şırınga ediliyor ve 1930'larda, ' Bu ülkede, hâkim olan ırkî-kavmî ekseriyetin dışında kalanların tek bir hakkı vardır, o da sadece ekseriyetteki etnik unsura hizmet etmektir..' şeklindeki, o en kaba ırkçı anlayış bir yeni ' iman' gibi hayata hâkim kılınmak isteniyordu.. Ama, ilginçtir, ' halkın, halk tarafından ve halk için idare edilmesi' diye yaldızlı tariflerle sunulan yeni sistemde, 1923-1950 arasında, 'Ebedî ve Millî Şef' olarak anılan ilk iki ismin 27 yıllık ideolojik hâkimiyeti, ' Şef yönetimleri' veya diktatörlüğü halinde çok etkili alanlarda hükümfermâ olmuştu ve o yönetim anlayışı üzerine kurulan yeni sistem, başta Anayasa olmak üzere, bir çok kanunlarla belirleyici etki ve rolünü hâlâ da sürdürmektedir.
29 Mayıs 2026 13:02

Siyaseti, Sadece Bir 'Entrika Yumağı' Değil; İslamî Mânasıyla Da Öğrenip Hâkim Kılmak Mücadelesi Vermek Zorundayız
(1950, 1954 ve 1957 genel seçimlerinde millet tarafından kesin bir ekseriyetle seçilen merhûm Adnan Menderes' in de (1950-60 arasında) 10 yıl başbakanlıktan sonra, bir askerî darbe ile devrilip, Marmara'nın ortasında, Yassıada'da düzmece bir mahkemede yargılanıp, darbecilerin cinayet çapındaki bir siyasî yargılama kararıyla, 17 Eylûl 1961'de idâm sehpası na gönderilişi sırasında, ' siyaset yolunda ilerledikçe gördüm ki, siyaset meğer âteşten bir gömlekmiş..' deyişi düşündürücüdür. ' Halbuki, daha 10 yıl öncelerde, 15 Temmuz 2016 gecesi tekrar sahnelenmek istenen askerî darbe başarılı olsaydı, geçmiş nesillerin nice acı tecrübelerini yeni nesiller de tadacaklardı.. 1945-50'lerde doğmuş olanlar 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi'ni ve Başbakan Adnan Menderes'le Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan' ın düzmece bir mahkemede idam cezasına çarptırılmaları hâlâ da bir hukuk cinayeti olarak itiraf olunmamıştır.. * Bizim neslimiz, Harbokulu kom. Kur. Alb. Talât Aydemir ve yardımcılarının 27 Mayıs 1960'daki Askerî Darbe başta olmak üzere, 1962-63'lerde iki askeri darbe teşebbüsü de başarısızlıkla sonuçlanınca, Aydemir ve yakın çevresi ikinci darbe teşebbüsünden sonra, yargılanıp kurşuna dizilerek idam olundular. Sonra 12 Eylül 1980 Askerî Darbesi.. ve 28 Şubat 1997'de, Başbakan Erbakan'ın ve hükümetinin devlet yönetiminden uzaklaştırılması.. Ve, sonra, 15 Temmuz 2016' daki darbe teşebbüsü.. Bırakalım, yıl öncelerdeki ve 8-10 yıl ara ile yenilerinin de tezgahlandığı önceki darbeleri; şimdi üniversite sıralarında okuyan nesillerin büyük kesimi, 10 yıl öncelerde 15 Temmuz 2016'daki askerî darbe teşebbüsü hakkında bile derinlikli bilgilere sahip değiller..
25 Mayıs 2026 10:46

''Bin Dost Azdır Ve Bir Düşman Fazla!''
Pazar günleri, okuyucuların eleştiri, soru ve görüşlerine ayırdığımız bir diğer 'Hasbihal' e daha muhterem okuyucuları selamlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmaları temennisiyle başlayalım: *Trabzon'dan Kâmil Kasapoğlu isimli okuyucu; ' Amerikan Başkanı Trump, bizim C. Başkanımız Erdoğan'ı sık sık övüyor.. Bazıları bunu önemli bir gelişme sayıyorlar.. Biz ABD Başkanının öyle birinin C.Başkan'ımızı alkışlamasını nasıl yorumlamalıyız?' diyor.. --Trump'ın niyeti nedir bilemeyiz.. Daha evvelki akşam da, ' Çetin bir şahsiyet..' de diyordu Tayyib Bey için.. Bu övgüler karşısında Erdoğan sükut ediyor.. Kaldı ki, Trump'ın evvelki günlük not defterinde Erdoğan tarafından, kendisi hakkında söylenmemiş övücü sözlerin söylendiğini yazmak ihtiyacını ihtiyacını hissetti ve Erdoğan da o sözlerin söylenmediğini açıklayınca, Trump, o sözleri silmek zorunda kaldı.. He embodies it.' Bu yazılana bakıldığında,Erdoğan, Trump için güya şöyle demişti: ' Başkan Trump, dünyanın yüzyıllardır beklediği liderdir. ' Ama, Erdoğan'ın böyle bir konuşma yapmadığını resmî kaynaklar hemen ABD'ye bildirince, Trump, o notu sosyal medya hesabından silmek zorunda kaldı. Ama, daha da ilginç olan bir diğer ve iç siyasî sahnedeki gelişme de şöyle: AK Parti iktidarını zayıflatmak ümidiyle, her fırsattan istifade etmek isteyen bir takım tabela partileri veya ilginç teşekküller, Muhalefet partisine Mahkemece verilen ' Mutlak butlan..' kararını protesto etmek üzere, İstanbul Bakırköy'deki Özgürlük Meydanı'nda Ana Muhalefet Partisi'nin İstanbul İl Başkanı tarafından tertip olunan bir protesto gösterisine bir çok küçük partiler de katılması. *Abdullah Kul isimli okuyucu,, bir diğer mesajında da, bugün Müslüman halkların siyasî arenasında olanlar "zer, zor tezvir " den başkası değildir. ' diyor.. * Gümüşhane'den.
24 Mayıs 2026 12:53

''Nurtopu'' Gibi Yeni Bir Buhranımız Doğdu
Daha evvelki gün, sözkonusu siyasî partinin içindeki tartışmalardan nakledilen bir haber proğramında, sözkonusu, siyasî hareketin bilinen isimlerinden Berhan Şimşek 'in 'milletin inanç diğerleriyle mücadele etmek görüntüsünden kurtulmak gerektiği' ne dair' bir cümle, konuyla ilgili haberin içinde dile getiriliyordu.. Beğenelim veya beğenmeyelim, ya da kabul edelin veya etmeyelim; bugünkü iyasî yapının temelleri 1923 sonrasının hâkim anlayışını esas alır.. Mevcud anayasayann, yani mevcud kanun düzeni nin temelinde bile, hukuk anlayışının temeli açıkça gösterilmiş ve ' hukukun kaynağı olarak -mâlum- ilke ve inkılapların esas alındığı belirtilmiştir. * Aslında, 1921 tarihli Teşkilat-ı Esasiye Kanunu'nun, -yani, bugünkü deyimle- anayasaların herbirinin temel kuralları, darbelerin, darbecilerin yorumlarına göre şekilde şekle girmiştir. Çünkü anayasa metinlerini darbeci güçler başka türlü yorumlamıştır; mahkemeler ayrı, Meclis'teki iktidar veya güç odakları, ayrı.. Ve mevcud durumda, muhakkak ki, mevcud siyasî yapı nın aslî güç odaklarından birisi olan Ana Muhalefet Partisi'nin hangi ellerde olduğu- olacağı, hele de son ' mutlak bultan' kararı, herkese göre farklı bir yorum ve durum arzetmektedir. Ama, şimdi, alınacak her karar veya uygulama karşısında, ' rejimin kurucusu olan parti', bu ülkenin siyasî sıkıntılarının temel problemlerini daha bir kördüğüm eden bir güç odağı halinde, ülkenin 100 yıllık geçmişiyle, milletin karşısındadır. Ve tekrar edelim ki, milletimiz, bu siyasî harekete bir kez bile 'destek' vermemiş, onun ve 100 yıllık icraatını kesin ekseriyet halinde teyid etmemiş ve o 100 yıllık kadroların tahakkümlerine her seçimde hep reddiye işareti göstermiş ama, resmî ideolojinin dayatmasını millete zorla, darbelerle ' hukuk düzeni ve kanun adına' diyerek kabul ettirmek isteyen askerî darbelerle ve sair dayatma usûlleriyle sergileyen güçler, milletin üzerlerine vurduğu ' mutlak bultan ' damgasını görmezlikten gelmişlerddir.
22 Mayıs 2026 14:48


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Başka Dünyalar Kendi Aralarında İttifaklar Kurarken; Müslüman Dünyası Öldükten Sonra Mı Birlik Olacak?
Pazar Günleri, Okuyucuların eleştiri, soru ve görüşlerine tahsis ettiğimiz bu sütunda bir diğer 'Hasbihal'e daha, muhterem okuyucularımızı selamlayarak ve hayırlı çalışmalar içinde olmalarını temenni ederek başlayalım: * *İstanbul'dan Zehra Kerimoğlu ve Ankara'dan Namık Elmacı benzer konularda diyorlar ki: 'Ana Muhalefet Lideri, üzerinde maalesef kendi partisinden ailevî sıkıntılarını anlatıp bu durumun parti içi çalışmalarına olumsuz etkisi oluyor..' diye yakınan bir hanım m.vekiline, 'Partiden ayrılmak yerine, git, kocanı boşa.. Bu açıdan, öyle kocaman kocaman ve iddialı ' İslam İşbirliği Teşkilatı' gibi isimler taşıyan uluslararası kuruluşların sessizliğe bürünmesine demeli?' *Diyarbekir'den Şevki Ökkeş diyor ki: 'Haber şöyleydi: 'ABD Başkanı Trump, sosyal medya hesabından, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığının (CENTCOM) Hürmüz Boğazı'ndaki savaş gemilerine saldırı düzenlendiğine yönelik duyurusuna ilişkin paylaşım yaptı ve ABD ordusuna ait üç muhrip gemi Hürmüz Boğazı'ndan " ateş altında çok başarılı şekilde geçti..' dedi.. İran ise o gemilere ateş açıldığını ve bölgeden kaçtıklarını açıklayınca.. Trump, " Üç muhrip gemi de hasar görmedi, ancak İranlı saldırganlara büyük zarar verildi. Tamamen yok edildiler ve tümüyle imha edilmiş donanmalarının yerini almak için kullanılan çok sayıda küçük tekneyle birlikte denize gömüldüler." diyordu.. Trump, ABD'ye aid muhrip gemilere yönelik olarak İran güçlerince füze ve ' insansız hava aracı saldırısı' olduğunu ancak bunların "kolayca düşürüldüğünü" de iddia etti. İran'ı "delilerin yönettiğini" de iddia eden Trump, "Eğer nükleer silah kullanma şansları olsaydı hiç tereddüt etmeden kullanırlardı, ama böyle bir fırsata asla erişemeyecekler' ifadelerine yer verdi. 'İran yetkilileri' de ona cevap mı vermeliydi... Ekleyelim, Trump'ın aklî melekelerinin ne kadar sağlıklı olduğu konusunda psikiatri / ruh sağlığı alanındaki uzman doktorlarca, ciddî soruları gündeme getirdikleri de ayrı bir konu.. Mesela, bazı tv. yorumcuları, İran'ın başı, Hürmüz Boğazı'nda Amerika ile de dertte iken, niye Körfez'deki irili-ufaklı Arab rejimlerine saldırdığını soruyorlar. Halbuki, o küçük-küçük beylikler, 1972'lerde İngiliz emperyalizmi tarafından oluşturulmuş ve İngiltere'nin gücü zayıflayınca ise, onun yerini Amerikan emperyalizmi ve onun Ortadoğu şubesi konumundaki Siyonist İsrail almıştı.. Evet, asıl düşünülmesi gereken konu budur..' * Ali Diyarbekirli isimli okuyucu da, 15 Mayıs tarihli yazımıza not düşerek özetle şöyle diyor: 'Dünya düzeni yeniden şekillenecektir, bu kaçınılmaz bir durum. ' Bu, önemli mi?' denilebilir; evet, önemli.. Çünkü bir isim, tuhaf ve çirkin tedaîlere, çağrışımlara yol açıyorsa, işin gerçeğini öğrenmek gerekir.. --Yok muhterem kardeşim.. *İstanbul'dan Cemal Aydın kardeşimiz de, 15 Mayıs tarihli yazımızın son cümlesinin meselenin özünü net olarak ortaya koyduğunu belirterek, o cümleyi tekrarlamış: ' Zâlimlerden daha cesur olmayan toplumların kurtuluş ümidleri, bir ham-hayal olmaktan ileri geçmeyecektir...' *
17 Mayıs 2026 16:30

Trump'ın Tehditleri, İran'a Baş Eğdirebilir Mi?
* İran'ın başkenti Tahran'ın kuzeyindeki Tecriş Meydanı'nda kalabalık kitleler, 28 Şubat'ta Güney İran'daki Minab kasabasında bir okula düzenlenen saldırıda hayatını kaybeden 170 öğrencinin portrelerinin yer aldığı fotoğraf ve pankartların önünden geçiyorlar, gözyaşları ve mâtem feryadları içinde.. 10 Mayıs 2026 Pazar tarihli ' Câm-ı Cem' gazetesinin ön sayfasında, ABD Başkanı Trump'ı hicveden bir karikatür ise, görenleri tebessüm ettiriyor. Trump ise, sosyal medyada, Tahran'ı yaklaşık 50 yıldır Amerika Birleşik Devletleri ile "oyun oynamakla" suçluyor ve " Artık gülemeyecekler!" diye ekliyor.. Büyük ekseriyeti şiî Mülüman olan İran halkı ise, ' Kerbelâ Faciası' için asırlarca yaktıkları ağıtlarla da daha bir yoğunluklu besleniyor.. ABD ordusu da 13 Nisan'dan bu yana İran limanlarını abluka altına aldı ve 61 ticarî gemiyi geri çevirdiğini, dördünü ise etkisiz hale getirdiğini açıkladı; Cuma günü, ablukayı kırmaya çalıştıklarını söylediği iki İran petrol tankerine saldırdı. İran İnkılab Muhafızları ise, İ ran petrol tankerlerine veya ticarî gemilerine yapılacak herhangi bir saldırının, bölgedeki ABD üslerine ve düşman gemilerine "ağır bir saldırı" ile karşılık bulacağını belirtti. İran temsilcisinin sosyal medyada yaptığı açıklamada, "Fransız ve İngiliz gemilerinin veya herhangi bir başka ülkeye aid gemilerin, Hürmüz Boğazı'nda uluslararası hukuku ihlal eden yasadışı ABD eylemleriyle olası herhangi bir işbirliği için orada bulunması, silahlı kuvvetler tarafından kararlı ve derhal bir karşılıkla karşılanacaktır" dedi. Amerikan emperyalizminin oluşturduğu ve dünya kamuoyu'na tek gerçek gibi sunulan yazıda özetle şöyle deniliyordu: ' Bombaların düşmesinin üzerinden henüz altı gün geçmişken, Başkan Trump İran'daki savaşı sona erdirmek için İran'ın "şartsız teslimiyeti " olmadan barış anlaşması olmayacağını ' söyledi. Ancak, benzin fiyatlarının fırlaması, Trump'ın popülaritesinin, halk nezdindeki itibarının düşmesi ve Amerikalıların çoğunun savaşa karşı olduğunu göstermesi üzerine Trump, bir barış anlaşmasının mümkün olabileceğini de dile getirmiş ve iki ülke arasındaki en tartışmalı konuların çoğuna dair ABD teklifini değerlendirmesi üzerine, " Çabuk bitecek" tahmininde de bulundu. İran'la yeni dönem savaşın 28 Şubat 2026 günü başlamasından bu yana Trump, 'savaşın yakında biteceğini ve İran'ın ya hızla bir barış anlaşması imzalaması, ya da yok edilmesi' gerektiğini söyleyip duruyor.. Ancak, bu tahminler hiç gerçekleşmiyor.. (...) Trump, İran hakkında, "Görüşmeler çok iyi gidiyor ama şunu anlamaları gerekiyor, eğer anlaşma imzalanmazsa çok acı çekecekler" dedi. 28 Şubat 2026'da başlayan ve ABD ve İsrail'in İran askerî ve hükümet tesislerini hedef alan " Destansı Öfke Operasyonu " diye anılan hava saldırılarıyla başlayan İran Savaşı'nın geride bıraktığı yıkım, kenarından teğet geçilecek basit bir tahribat değildi. Nisan ayında "Bütün bir İran medeniyeti yok olacak" tehdidinde bulunmuştu. Ancak bu sert söylemler İran'ın teslim olmasına yetmedi.. "Trump'ın, İranlılara savaşı gerçekten sona erdirebilecek türden tâvizler vermeye hâlâ yanaşmayışı ve zorlamanın sonunda İran'ı ABD şartlarına göre bir anlaşma imzalamaya zorlayacağına kendisini inandırmaya devam ediyor" diyor. İran halkına yönelik mesajında, " Özgürlüğünüzün saati geldi (...) kaderinizin kontrolünü ele geçirme ve müreffeh ve şanlı bir geleceği başlatma zamanı.." diyerek... * Savaş Yetkileri Yasası olarak adlandırılan federal bir yasa, askerî bir çatışmanın 60 günü aşması halinde Başkan'ın Kongre'den onay almasını şart koşuyor.
11 Mayıs 2026 08:04

Herkese Yeni Hayaller Kurduran ''Yeni Bir Dünya Savaşı'' Ortamına Doğru...
Avusturya- Macaristan İmparatorluğu Veliahdi Ferdinand ve hanımı Sofia'nın ziyaret etmekte oldukları Saraybosna'da, 'Millî Kütüphane'den çıktıkları bir sırada, 28 Haziran 1914 günü, bir 'sırb nasyonalisti militan tarafından öldürülmesi'yle bir Dünya Savaşı'nın çıkacağı herhalde planlanmış değildi.. Sadece, 6 asırlık Osmanlı'nın çökmesine müncer olması bile ne kadar büyük olsa da, o savaşın, topyekûn, en az 30 milyonun hayatına mal oluşu da önceden tahmin edilemezdi herhalde.. Evet, Birinci Dünya Savaşı, zâhiren 1-2 kişinin öldürülmesiyle patlak vermişti.. Ve, 6 asırlık bir büyük devlet gümbür-gümbür yıkılmıştı. * Osmanlı'nın emperial dünyada, artık 'hasta adam' diye anılması ve varlığını koruyamıyacağı, dünya savaşının ortaya yığınla devletler çıkaracağı ve 6 asırlık Osmanlı devletinin de buharlaşabileceği dillerde söylenmeye başlarken ve Osmanlı'nın okumuş sınıfları arasında da, 'Osmanlı artık eski Osmanlı değil..' gibi yorumlarla geleceğe aid acı tahminler daha bir yaygınlaşacaktı.. Ama, gelişmeler ümid ettiği gibi olmamış ve 'Ölmez..' dediği 6 asırlık devlet tarûmâr oluvermiş ve 'Birinci Dünya Savaşı'nın sonundaki boğuşmadan geride kalan yığınla devletler de varlıklarını korumaya çalışırken, bu sefer de, 2. Dünya Savaşı patlak vermişti.. Ancak, hemen bütün bu ülkelerin stratejik yorum merkezlerinin herbiri, bir yeni dünya buhranının ortaya çıkması halinde, ayakta kalabilmek için, dünyada hangi büyük gücün altına girmelerinin kendileri için 'kurtarıcı' olacağının hesabı içindeler.. Bugün, Ortadoğu devletlerinin pekçoğunun temel yorum merkezlerinde, özellikle de, İran Körfezi etrafında, ABD, İsrail ve İran arasında savaş eşiğine kadar gelen gerilimlerin yarınlarda ortaya neler çıkaracağı tahmin edilemiyor.. Chicago Üniversitesi'nden Prof. John Mearsheimer bu konuda görüş bildirirken, Trump'ın siyasetine, "Trump devasâ bir hata yaptı." diyerek karşı çıkıyor ve ' 28 Şubat 2026'da başlayan savaş, İran'a muazzam bir zarar verdi.
04 Mayıs 2026 10:06

19. Yüzyıl Sömürgecilik Anlayışı Geri Dönüyor...
Önce, 27 Nisan Çarşamba günkü yazımızda, Washington'da bir otelde 'Beyaz Saray Muhabirleri' nce verilen bir yemeğe katılan Trump'ın, silâhların patlaması üzerine, Trump ve ailesinin ve diğer yetkililerin derhal o mekândan kaçırılmasını belirtmiş ve 140-150 yıl öncelerin ' ateist' şairi Tevfik Fikret'in, 2. Abdulhamîd'e yapılmak istenen bir saldırıdan netice alınamaması üzerine, 'Ey şanlı avcı, ' dâm'ını, tuzağını bîhûde kurmadın! Trump, " Bu saldırı beni İran'daki savaşı kazanmaktan alıkoymayacak. Bunun bu konuyla bir ilgisi olup olmadığını bilmiyorum. Bildiklerimize dayanarak pek öyle olduğunu düşünmüyorum." ifadelerini kullandı. Esasen, 2. Meşrutiyet sonrası iktidarı ele geçiren İttihad -Terakkî Cemiyeti kadrolarının, daha sonra, Osmanlı'nın dağılmasını takiben yeni ismiyle Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetleri' nin ve sonun da Cumhuriyet Halk Fırkası' na (CHP'ye) dönüşen gelişmeler içinde, değişmeyen, Avrupa'ya, galiplere benzemek isteyen eğilimlerin, maalesef, halen de etkisizleştirilememiş olması, 2 milyarı bulan dev nüfusu ve büyük imkânlarına rağmen, İslam dünyası ve Müslüman halkları için derin bir kaygı oluşturmalıdır.. * Sultan 2. Genç Osman' ın isyancı yeniçeriler ce Yedikule zindanlarına götürülerek orada boğulması; Sultan 3.Selim'in ise, 1808'deki taht kavgaları sırasında öldürülmesi çok uzakta kalmış hadiselerden değildi.. Onun da ilginç bir sima olduğunu düşünmek için; Sultan Birinci Abdulhamîd'in 1788'de Tuna kıyılarında Rusya karşısında, 30 bin kadar Osmanlı askerinin kılıçtan geçirildiği ve savaşın kaybedildiği haberini alınca, derin bir üzüntüye kapılıp felç geçirdiğini ve öylece vefat ettiğin de bu vesileyle hatırlayalım.) * 2. Abdulhamîd' in 33 yıllık hükûmeti bütün dünya Müslümanlarını bir irade ve bayrak altında birleştirmek mânasındaki bir İslamî vahdet siyasetinin önündeki engelleri kaldırmak için çırpınmasına rağmen, o dönemin önde gelen ' Müslüman beyin 'lerin bu siyasete destek vermek bir yana, bir de 2. Abdulhamîd'in en muhalifleriyle işbirliği yapmalarının mantığı, henüz de izah edilebilmiş değildir.. Kezâ, Müslüman halkımızın hâfızasında ve nezdinde ayrı bir saygın yeri bulunan M. Âkif'in Safahat'ında yer alan " Âsım" şiirinde Abdulhamîd'den, ' Yıldız'daki baykuş ' olarak söz etmesini ve " Ortalık şöyle fena, böyle müzebzep işler;/ Ah o Yıldız'daki Baykuş ölüvermezse eğer,/ Âkıbet çok kötü (...) "Çoktan beridir vardı benim bir derdim; /Gideyim, zâlim'i ikaz edeyim, isterdim. /Değil mi korkudasın, var kabahatin mutlak!" gibi şiirler yazmasını anlamak, izah ve tevil etmek zor olsa gerek.. (Kaldı ki, Âkif, Tevfik Fikret' in İslam düşmanlığına cevap veren 100 kadar mısraını, ' gelecek nesillere intikal etmesin, diyerek, Safahat' ından çıkarırken, 2. Abdulhamid aleyhindeki şiirlerini silmemiş olması, daha bir ilginçtir..) * Amerika'nın İran'a yönelik olarak, iki hafta öncelerde, -fiilen- ilân ettiği savaş etrafında ve benzeri saldırılarda, hangi Müslüman halk veya Müslüman coğrafyası saldırıya mâruz kalırsa, bütün Müslümanların bu gibi işgal ve saldırılara karşı topyekûn bir tutum belirlemesi sorumluluğuna önceki yazılarımızda da değinmiştik.. Bu fiilî savaş devam ediyor. Evet, İran, ilki geçen Haziran'da ve sonuncusu da son 50 gündür olmak üzere, Amerika ve İsrail bombardıman uçaklarının ağır saldırılarına uğradı, ama, İran'ın da siyonist İsrail rejiminin büyük merkezlerinden Tel-Aviv'e fırlattığı füzelerin, havada yakalanamaması ve böylece, ' siyonist İsrail'in rejimin müthiş ve karşı konulamaz ve aşılamaz sanılan hava savunma sisteminin iş göremez hale getirilmesi', dünya kamuoyunda da şaşkınlık meydana getirmiş bulunuyor. Bu durum karşısında, İsrail hava sahasının ' demir kubbe' denilen ve her türlü saldırıyı havada etkisiz hale getirdiği söylenen yüksek teknolojinin işe yaramaması, en çok da bizzat İsrail rejimini ve toplumunu dehşete sürüklemiş bulunuyor. Bu durum, hele de Amerikan emperyalizmi tarafından beklenmiyordu ve ABD Başkanı çılgın Trump, bu çaresizlik karşısında, yüksek perdeden tehditlerle, İran'ı yerle bir edeceğini, yeryüzünden sileceğini söylüyor. Ama, bu tehditlerin hemen ardından da, 'İran'ın görüşmek istemesi halinde, bunu memnuniyetle karşılayacağını' ifade eden, ' Beni arayabilirler.. ' açıklamalarıyla başarısızlıklarını gizlemeye çalışan ilginç psikolojik savaş taktikleri ne başvuruyor. Halbuki, 19. asırda görülen sömürgecilik siyasetlerine daha net olarak dönülebileceğini anlatan bu gibi tehditler karşısında, - halklarının ekseriyeti Müslüman olduğu için- ' İslam ülkeleri' diye nitelenen ve ' İslam İşbirliği Teşkilatı' etrafında, - en azından kağıt üzerinde -, zâhiren birleşmiş olan ülkelerden ortak bir itiraz ve protestonun yükseltilememesi ve bu ülkelerin hemen her birinin, 'Beni sokmayan yılan, isterse bin yıl yaşasın..' dercesine, kenarda temaşacı kalması, yarınlarda emperial şeytanî emellerin, bu ülkelerin her birisini de birer birer yutmayı planlayacağına zemin hazırlayacağı, yılanın herkesi sokacağı gözden ırak tutulmamalıdır. * " İranlılar görüşmek isterse beni arayabilirler. İran'ın petrol altyapısı havaya uçmadan önce, yaklaşık 3 günü kaldı" gibi dehşetli tablolar çizen Trump, ' İran'ın, elinde var olduğu anlaşılan 450 kg. 'zenginleştirilmiş uranyum'u da teslim etmesi gerektiğini ve İran'ın nükleer bir güç olmaması gerektiğini dile getiriyor. Ama, bu arada İran'ın, misillemeleriyle, 'Körfez ülkelerindeki ABD askerî varlıklarına ve üslerine milyarlarca dolarlık zarar verdiği ' de öne sürülüyor. Nitekim, ' The Hill' gazetesinin haberinde, ' İran'ın, Körfez ülkelerinde pistler, gelişmiş radar sistemleri, düzinelerce uçak, depolar, komuta merkezleri, uçak hangarları ve uydu iletişim altyapısını vurduğu' belirtildi. Nitekim, bu konu Amerikan Kongresi'nde 29 Nisan günü ele alınınca, Amerikan Savaş Bakanı Pete Hegseht, çaresiz durumda, ' Bana Kongre emir veremez ve hesap soramaz, ben emri ancak Başkan Trump'tan alırım.' diyecek bir noktaya bile düştü. Dahası, geçen hafta, ABD merkezli Fox News'e konuşan Trump, ' İran ile savaşın "çok yakın zamanda" sona ereceğine ve ABD'nin galip geleceğine inandığını' söylerken; 1 Mayıs akşamı ise, savaşın kolayca sona ermeyeceğini, konuları halletmeden bırakıp kenara çekilmek gibi bir yola baş vurmayacağını ve uzuun süreli askerî karşılaşmaların devam edeceğini ' söylüyordu. "İranlılar görüşmek isterse bizi arayabilirler. " ifadelerini kullanıyor.
02 Mayıs 2026 13:00

Muhterem Okuyucuları Yeniden Selamlayış...
Hele de bu mezar taşlarından ziyaretçilere verilen mesajlarda karşınıza öylesine bir derin tefekkür örnekleri çıkar ki, insan, o mezar taşlarından yansıyan cümlelerden çok şeyler öğrenebilir. Hattâ, hiç bir şey yazılmamış mezar taşlarında bile, ziyaretçilere öyle derin mesajlar vardır ki, cildler dolusu kitaplar okunduğunda bile elde edilemeyecek dersler verebilir. ' Ben de bir zamanlar Süleyman idim / Âteşe -rüzgâra hükümran idim / Sanmayın Sultan Süleyman idim... /Galada körükçü Süleyman idim.' yazısından bile alınacak çok dersler vardır.
23 Nisan 2026 08:31