×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Fıkradan Sızan Görünmezin İtirafı

Geçtiğimiz günlerde İzmir'de lüks bir özel hastanenin kürsüsünde, Türkiye'nin en büyük sermaye patronlarından biri tarafından anlatılan "Kürt kadın hasta" fıkrası da bu yüzden yalnızca bir fıkradan ibaret değildir. Bir hastane, bir sermaye "imparatoru", bir etnik gönderme ve bir kadın figürü aynı cümlenin içinde buluştuğunda, ortaya sıradan bir dil sürçmesi çıkmaz; toplumun en derin katmanlarını görünür kılan bir toplumsal röntgen filmi çıkar. Doktorun hastaya "soyunun" demesi ve hastanın beklenmedik bir 'saflıkla' cevap vermesi üzerine kurulu bu mizah kalıbı, dünyanın birçok yerinde dolaşır. Artık soru, fıkranın komik olup olmadığı değildir. Pierre Bourdieu'nun "sembolik iktidar" dediği şey tam burada devreye girer. Artık kapılarda "Zenciler, Yahudiler giremez" yazmıyor. Artık yoksul Kürtler kadar varsıl Kürtlerin de bu hastaneye mesafeli olacağını fısıldamak mı istedi "imparator" bilemeyiz! Ekonomi-politik, paranın sadece mal değil, aynı zamanda "sessizlik" de satın aldığını söyler. Türkiye'nin en büyük reklam vereni olan bir holdingin "imparatoru" bu fıkrayı anlattığında, merkez medya o sözlerin ağırlığını eritmek için kurumsal bir sünger gibi hareket etti. Reklam gücüyle kamuoyunu, basını kontrol etme başlığında Koç Grubu tarihsel olarak hep önlerdedir; Erol Toy'un 50 yıl önce isimleri değiştirerek anlattığı o sermaye refleksi ve sessizlik imparatorluğu, bugün de hiç değişmeden yürürlükte adeta. Nitekim bu sessizlik imparatorluğunun barikatları, gazetemiz Evrensel'de Emirhan Durmaz imzasıyla manşetten giren "Koç-kondu: Fıkra ile açılan Amerikan Hastanesinin rant öyküsü" haberinin diğer hiçbir medyada yer bulamamasıyla somutlaşmıştır. 50 yıl önce İmparator'da anlatılan o sermaye refleksi bugün de yürürlüktedir: Güç, sadece kendi lüksünü ve rantını inşa etmez; holding medyasının reklam zırhıyla kendi günahını örtecek mutlak bir sessizlik de satın alır.

Zeki Gül

Kaynak: Evrensel

15 Haziran 2026 00:06

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Zeki Gül

Eksilen Ritüeller, Ağırlaşan Ruhlar

Bir bayram daha geçti. İnsanlık tarihinin büyük bölümünde beden, hayatta kalmak için enerji harcardı. Yakın zamanda Fransa'nın obezite tedavisinde kullanılan iğneleri devlet geri ödeme kapsamına almaya başlaması, meselenin yalnızca bireysel irade ya da beslenme tercihleriyle açıklanamayacak kadar yapısal bir toplumsal dönüşüm olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Bayram ziyaretlerinin o tatlı yorgunluğu, kartpostalların kırtasiyelere gidilip özenle seçilmesi ve postaneye gidiş aslında toplumsal bünyeyi diri tutan küçük ama ısrarlı hareketlerdi. Bugün eksilen tam da bu küçük hareketlerdir. Ve obezitenin en derin karşıtı, tam da burada gizlidir: hareketsizleşen bir çağda, yeniden insan gibi hareket etmeye cesaret etmek.

01 Haziran 2026 00:08

Zeki Gül

Metabolik Yurttaşlık: Bedenin İç Siyaseti Ve Kayyım Refleksi

İnsan bedeni 'metabolik bir yurttaşlık' hukukuyla çalışır. Beden, milyarlarca hücrenin bir arada yaşama formüllerini bulduğu, mikro düzeyde işleyen muazzam bir "politik sistemdir". Hücrelerin birbiriyle iletişimi, kaynak paylaşımı, kriz anlarındaki tepkileri ve merkezi yönetim biçimleri, insanlığın kurduğu toplumsal sistemlerin biyolojik prototiplerini de içerir. İnsan bedeni, içinde milyonlarca yurttaş misali hücrenin yaşadığı bir devletten ziyade; devlet fikrinin kendisini sürekli yeniden ürettiği biyolojik bir 'çatışma' alanıdır adeta. Bedenin "hukuku" dediğimiz şey, tam da bu görünmez yaşamsal akdin sürekliliğidir. Bazen "düşman", sistemin kendi çoğalma arzusudur. Belki de insan, kendi içinde kurduğu bu 'biyolojik cumhuriyeti' hiçbir zaman tamamlayamaz. Beyni ise bir diktatör ilan edemeyiz, çünkü beyin alt organlardan (örneğin bağırsak mikrobiyotasından, hormonlardan, karaciğerden) gelen sinyaller, veriler ve "onaylar" olmadan tek bir adım bile atamaz. Oysa yaşam, merkezileştikçe değil; farklılıkların birbirini yaşatabildiği ölçüde sürer.

25 Mayıs 2026 08:17

Zeki Gül

Karanfil Ve Hakikat

Aynı isim, iki ayrı varlığa açılır. Aynı madde, zamanın içinde farklı anlamlara bürünür. Karanfil hem baharat hem çiçekse, kelimeler de tek bir hakikate sığmaz; aynı adın içinde çoğalan anlamlar bazen aynı dünyayı paylaşanları birbirine yabancılaştırır. Aynı gerçeklik, farklı dillerde uzaklaşır. İnsan gerçeği değil, adını savunur çoğu zaman; tartışma "Ne doğrudur?"dan "Hangi ad doğrudur?"a kayar. Kutuplaşma, bazen fikirlerin değil adların çatışmasıdır; aynı kelimeler farklı yaralara açılır. Karanfil gibi: Hem çiçek, hem baharat.

18 Mayıs 2026 00:05

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Zeki Gül

Özgür Hekim, Özgür Toplum

Çünkü hekimlik yalnızca hastalık tedavi eden bir uzmanlık değildir; aynı zamanda insanın kırılganlığına tanıklık eden etik bir pratiktir. Pandemi döneminde bunu açık biçimde yaşadık: Hekimler kimi zaman "kapasite yeterli" demeye zorlanırken, yoğun bakım koridorlarında başka bir gerçekle karşılaşıyordu. Ağır hasta mahpusların, tıbbi raporlara rağmen "toplum güvenliği" gerekçesiyle tahliye edilmemesi ise sağlığın idari bir cezalandırma aracına dönüşebildiğini göstermektedir. Bu nedenle hekimlikte özerklik yalnızca klinik karar özgürlüğü değildir. Tam da bu nedenle insan hakları meselesi hekimlik için dışsal bir alan değildir. Bu yüzden "Hekim meslek örgütleri insan haklarıyla değil yalnızca özlük haklarıyla ilgilenmelidir" yaklaşımı, farkında olmadan hekimliği daraltır. Aynı zamanda sağlık hakkını savunmak, bilimsel bilginin bağımsızlığını korumak, hekimin etik karar alanını genişletmek, sağlık hizmetini piyasa ve güvenlik baskısından korumak, toplumun gerçeğe erişim hakkını savunmaktır. Çünkü sonunda mesele yalnızca hekimin özgürlüğü değildir.

11 Mayıs 2026 00:07

Zeki Gül

Sembollerin Körlüğü, Farkların Kibri

Ünlü İngiliz Sanatçı Banksy'nin yüzü bayrakla kapanmış heykeli ile yine bir İngiliz Sanatçı Grayson Perry'nin 2012'de yaptığı 'Küçük Farklılıkların Kibri (The Vanity of Small Differences)'adlı sanat eserleri aynı toplumsal sinire iki farklı uçtan dokunmakta: Biri "Büyük sembollerle körleşmeyi", diğeri "Küçük farklarla kibir üretmeyi" gösteriyor. İlk yorumlara göre Banksy "Vatanseverlikle körleşmiş ve doğrudan gözeten uygulamaları" tasvir etmekte. "Vatanseverlikten körleşme" ile insan bedeninde biyolojik/metabolik süreçler arasındaki ilişki ise derindir. Bu sorunun biyolojideki karşılığı "aşırı savunma"dır. Otoimmün hastalıklar tam da bu paradoksu taşır: Koruma, saldırıya dönüşür. "Biz"in korunması, "öteki"nin görülmesini engelleyen bir filtreye dönüşebilir. Bu tür biyolojik benzetmeleri elbette açıklayıcı değil, düşünsel ayna olarak kullanabiliriz: Çünkü toplumlar hücre değildir; ama hücreler bize bir "denge mantığı" öğretir. Bu nedenle mesele "Vatanseverlik iyi mi kötü mü?" sorusu değildir. Grayson Perry'nin 'Küçük Farklılıkların Kibri' serisi ise bu büyük anlatının diğer ucunu işaret eder: Burada körleştiren şey artık devasa semboller değil, incelikle büyütülmüş küçük ayrımların kibridir. Banksy'de bayrak nasıl görmeyi engelleyen bir perdeyse, Perry'de bu kez gündelik zevkler, estetik tercihler ve sınıfsal incelikler birer "mikro-bayrak" gibi çalışır. Not: Grayson Perry'nin "Küçük Farklılıkların Kibri" adını taşıyan 6 büyük boy halıdan oluşan serisi Pera Müzesi ve British Council işbirliğiyle 2015 yılında Türkiye'de de sergilenmişti.

04 Mayıs 2026 00:03

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Zeki Gül

Denize Bırakılmayan Karanfiller Ve Ttb'nin Geleceği

Beri yanda, faili meçhul cinayetlerde katledilen tüm sağlıkçılar için 1998'de Suruç'ta öldürülen Dr. Mehmet Emin Ayhan anısına tam 28 yıldır her 14 Mart Tıp Bayramı'nda İzmir'de denize bırakılan karanfiller ise bir başka hafıza biçimini temsil ediyordu. TTB'nin tarihi, yalnızca özlük hakları mücadelesi değildir. Bu tarih, devletin boşluk bıraktığı alanlarda filizlenen bir "karşı-kamusal aklın" hikayesidir. Bu nedenle TTB hiçbir zaman nötr olmadı. Hannah Arendt'in işaret ettiği gibi, kötülük çoğu zaman sıradanlaşarak, "görevini yapma" konforuna sığınarak var olur. "Zarar vermeme" yalnızca hastaya değil, topluma karşı da bir sorumluluktu. Bir yanda toplumsal sorumluluğu ve hakikati önceleyen bir hat, diğer yanda giderek "düzenle uyum" diliyle konuşan, teknikleşen bir yaklaşım. Yakın zaman önce eski bir TTB başkanı beyefendinin, İzmir Tabip Odası seçimlerinde desteklediği grup adına karşı listeden bir kişiyi arayıp "Neden broşürlerinizi üç dilli basmadınız" hadsizliği ile aynı kentte o grup aleyhine baskı kuran ve kendisini iktidarın küçük ortağı partinin kadrosundan başhekim olarak tanıtan bir yöneticinin oda seçimlerine müdahil olmasında kullandığı dilin örtüşmesi elbette bir tesadüf değil. Tam da bu eşikte, Türkiye'de hafıza yeniden kuruluyor.

27 Nisan 2026 00:09

Zeki Gül

İhtiyaç Ayrışmakta Değil, Onarmakta Yenilik: Ttb

Kurumlar da böyledir. Onlar; ortak emeğin, ortak yaraların, ortak itirazın ve ortak umudun buluştuğu dayanışma alanlarıdır. Bir dostla dertleşmek, bir yazıyla topluma dokunmak ya da sessizce bir sergiyi izlemek... Hepsi aslında "Buradayım ve farkındayım" demenin bir yolu. Çünkü hayat, 'Biriktirdiğimiz anılardan ziyade, başkasında bıraktığımız izlerin toplamıdır.' Bu, kurumlar için de böyledir… Bugün meslek odalarında ve sendikalarda ihtiyaç duyduğumuz şey, kendine "yeni" diyenler değil; gerçekten yeni olmayı göze alabilenlerdir: Yeni olan, yalnızca ayrılan değildir. Yeni olan, yalnızca isim değiştiren değildir. Şimdi tabip odalarında seçim vakti. Unutmamak gerekir ki tabip odaları; kırgınlıkların değil, ortak aklın, ortak emeğin ve ortak vicdanın evi olabildiğince toplumun ve hekimlerin ihtiyaçlarına cevap verebilir. Tabip odası seçimleri de yalnızca bir yönetim değişikliği meselesi değildir. Çünkü gerçek yenilik, yalnızca ayrılmakta değil; birlikte kalmayı, onarmayı ve ortak geleceği yeniden kurabilmektedir.

06 Nisan 2026 00:08

Zeki Gül

Nasıl Bir Sağlık Ortamı, Nasıl Bir Hekimlik İçin Mücadele?

Tabip odası seçimleri, yalnızca bir yönetim seçimi değildir; hekimliğin hangi değerlerle, nasıl bir sağlık sistemi içinde ve nasıl bir toplum anlayışıyla sürdürüleceğine dair bir söz söyleme alanıdır. Tabip odası; yalnızca sorunlara tepki veren değil, bilimin ışığında çözüm üreten ve mesleğin etik değerlerini toplumun vicdanıyla buluşturan bir mücadele zemini olmalıdır. Şiddetten arındırılmış güvenli çalışma alanları, mesleki saygınlığın yeniden tesisi, genç hekimlerin geleceğe umutla bakabildiği, tüm meslektaşların söz ve karar sahibi olduğu demokratik bir oda anlayışı için yola çıkıyor İzmir'de Demokratik Katılımcı Hekimler. Ben de 20 yıl aradan sonra oda başkanlığını bıraktığım yerden genç arkadaşların içinde yer alıyorum İzmir'de. Her zaman paylaştım üzere, hekimliği savunmak, toplumun sağlık hakkını savunmaktır.

30 Mart 2026 00:07

Zeki Gül

6 Alfabe, 1 Coğrafya, 2 Bayram

Sınırların geçirgenleştiği iki bayram daha yaşadık: Şeker Bayramı ve Newroz. Dünyada çok az coğrafya, bu kadar dar alanda bir o kadar farklı "dünya tasavvurlarına" ev sahipliği yapıyor. Ama bu istatistiği anlamlı ve farklı kılan özellik aynı zamanda sekiz komşu ülkemiz, bizi de katarsak 9 farklı ülkede toplam 6 farklı alfabe kullanılması. Türkiye sınırları farklı alfabelerle çizilmiş nadir ülkelerden birisi. Bu çeşitlilik, Türkiye'yi sadece bir "geçiş yolu" değil, bir anlam eşiği kılıyor. Bir bedeni izler misali bu coğrafyaya baktığımızda karşımıza devasa bir "kültürel metabolizma" çıkıyor. Haritalar kimi zaman cetvelle çizilse de bizler aslında alfabeden sınırların içinde yaşıyoruz; ve bu sınırları birer duvara değil, birbirine fısıldayan köprülere dönüştürmek bizim metabolik sorumluluğumuz aynı zamanda.

23 Mart 2026 00:08

Zeki Gül

Ege: İki Kıyı, Tek Acı, Ortak Yarın

Savaş kuşağının o "hayatta kalma" inadı, o sarsıcı arpa tanesi hikayesiyle birleşince; barışın bir kelimeden çok daha fazlası, bir hayat borcu olduğu hissederdim. Bugün Yunanistan'ın Midilli Adası'nda, mübadele temalı bir minyatür sergisinin önünde dururken o hikayeler yeniden geliyor aklıma. Albert Camus "İnsanın içinde yenilmez bir yaz vardır" der. Midilli'de bu minyatürlerin önünde dururken anlıyorum ki; mübadele yalnızca geçmişin bir hikayesi değil. Ege Barış ve İletişim Derneği ile Midilli'de bulunan kardeş dernek Siniparxi (Bir Arada Varoluş) Derneği iş birliğinde 9-14 Mart tarihlerinde gerçekleşecek etkinliklerle Ege'nin iki yakasında sanat aracılığıyla kurulan dostluk köprüsü bir kez daha güçleniyor.

09 Mart 2026 00:05

Zeki Gül

Stetoskopun Ucunda Adalet: Sağlık Nerede Başlar?

Sağlık, yalnızca biyolojik bir denge meselesi değildir. Sağlık; mekanın güvenliği, kentin kapsayıcılığı, toplumsal aidiyet ve tanınma duygusuyla da yakından ilişkilidir. Sağlık, insanın kendini ait hissedebildiği bir dünyada mümkündür. Eğer bir kent insanı yalnızlaştırıyorsa, eğer bir sistem insanı görünmezleştiriyorsa, eğer sağlık hizmetine erişim sınıfsal olarak belirleniyorsa, hekimlik sessiz kalmamalı. Hasılı sağlık, mekansız olmaz. Sağlık, adaletsiz bir düzende kalıcı olmaz. Belki de "mekanın ruhu" dediğimiz şey tam da budur: İnsanı görünür kılan, koruyan ve ona ait olma duygusu veren ortak bir yaşam zemini. Ve belki de bu yüzden, sağlık sorunu aynı zamanda bir kent sorunudur. Sağlıklı bir şehir, içinde yaşayanların sadece nabzını değil, aynı zamanda hayallerini de diri tutan bir "kentsel esenlik" senfonisi olabilmeli. Ezcümle, sağlık mekanın adaletle buluştuğu yerde başlar.

02 Mart 2026 00:03

Zeki Gül

Sistemin Diyabeti: Fazlalık İçinde Açlık

'Fazlalıklar içinde eksiklik, eksiklikler içinde fazlalık.' Diyabet hastasında şeker yüksektir ama hücre açtır. Bu biyolojik tablo modern dünyaya birebir benzer: Veri fazla bilgelik yetersiz, kalori fazla besleyicilik yetersiz, iletişim fazla anlam yetersiz, sermaye fazla bir o kadar da adalet yetersiz… Modern sistem salt uçlar üretmez; aynı anda farklı görünümlerde aynı yetersizliği üretir. Bu nedenle mesele "fazla" veya "az" değil; işlev kaybıdır. İnsanlık nicedir bir "subklinik yetmezlik" halinde: Vitamin takviyeleri, kredi sistemleri, motivasyon konuşmaları… Modern çağ, neoliberal girdapta işlevini yitirmiş bir dolaşım sistemi: Kalp kanı pompalıyor ama perifer beslenmiyor. Ekonomik düzlemde "adaletsizlik direnci", gayrisafi yurt içi hasılanın (GSYH) büyümesine rağmen refahın tabana yayılmamasıdır. Gerçek ekonomik sağlık, paranın biriktiği "merkez bankası" veya "şirket kasası" değil, onun en uç kılcal damarlara yani emeğe ulaşıp ulaşmadığıyla ölçülür. Psikolojik açıdan modern insan, sınırsız uyaran ve motivasyon söylemi içinde "duygusal bir diyabet" yaşamaktadır. Etrafımız kişisel gelişim kitapları, dijital bağlantılar ve "mutluluk" vaatleriyle çevrili olsa da (fazlalık), birey kendini hiç olmadığı kadar yalnız ve yönsüz hissetmektedir (eksiklik). Bu durum, kişinin ruhsal bağışıklığını onarmak yerine onu sürekli dışsal bir "onay ve tüketim" desteğine bağımlı kılarak kronik bir tatminsizlik halinde tutar.

23 Şubat 2026 00:07

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha