×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Gençlerin Mankurtlaştırıldığı Bir Çağda Yaşıyoruz

Şimdi ise sabaha kadar mavi ışıkların içinde kaybolan bir nesil var. Bir zamanlar gençler dedelerinin hikâyeleriyle yetişirdi. Ve en acısı şu: Bugünün anne babaları çocuklarına ulaşamıyor. Aynı evin içinde yaşayan insanlar birbirine yabancı hâle geldi. 15 yaşındaki bir genç bugün dünyanın bütün bilgilerine birkaç saniyede ulaşabiliyor. Çünkü sürekli kıyaslanan, sürekli izlenen, sürekli onay bekleyen bir nesil ortaya çıktı. Şimdi gençler ekrana bakıyor. Ve ekran onlara sürekli şunu fısıldıyor: "Daha güzel olmalısın…" "Daha zengin görünmelisin…" "Daha çok izlenmelisin…" "Daha fazla dikkat çekmelisin…" Sonuç olarak ortaya kendi ruhuna yabancı bir nesil çıkıyor. Çünkü aidiyetini kaybeden gençlik, kolay yönlendirilir. Bugün birçok genç kendi tarihini bilmiyor ama yabancı dizilerin karakterlerini ezbere biliyor. Eskiden savaşlar toprak için yapılırdı. Bugün anne babaların en büyük çaresizliği de burada başlıyor. Eskiden insanlar aynı sofrada ekmeği paylaşırdı. Şimdi aynı evde internet paylaşımı yapılıyor ama duygular paylaşılmıyor. Şimdi birçok baba kendi çocuğuyla iletişim kurabilmek için sosyal medya dili öğrenmeye çalışıyor. Anne babalar yön veren olmaktan çıktı, yetişmeye çalışan insanlara dönüştü. Ve belki de ilk kez bir nesil, çocuklarını değil; çocuklarının yaşadığı dijital dünyayı anlamaya çalışıyor. Çocuklara sadece telefon vermek değil; zaman vermek zorundayız. Onları sadece izlemek değil; anlamak zorundayız.

Köşe Yazarı

Kaynak: İstiklal

21 Mayıs 2026 07:14

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Çocuklarımızı Biz Mi Büyütüyoruz, Algoritmalar Mı?

Çünkü çocuk odada değil. Yerimizi görünmeyen bir sistem aldı. Bugün rol model; hiç tanımadığı, aynı şehirde bile yaşamadığı, belki hayatında bir gün bile gerçek emek göstermemiş kişiler. Ne seveceğine karar vermiyor. Ve biz bunu "özgür seçim" sanıyoruz. Bugün birçok anne baba şunu söylüyor: "Ben çocuğuma karışmıyorum." Ama aynı anda saatlerce ekran karşısında kalan bir çocuğun aslında kimlerle vakit geçirdiğini bilmiyor. Ve sonra aynı çocuklardan kitap okumalarını, odaklanmalarını, emek vermelerini bekliyoruz. "Benim çocuğum teknoloji biliyor." Teknolojiyi kullanmak ile teknoloji tarafından şekillendirilmek aynı şey değil. Ve burada mesele çocuklar değil. Çünkü çocukların eline ekranı veren biziz. Sonra bir gün dönüp diyoruz ki: Belki de çocuk değişmedi. Bizim yerimizi başkaları aldı. Şimdi herkes aynı masada başka bir ekrana bakıyor. Aynı evde yaşıyoruz. Ama aynı hayatı paylaşmıyoruz. Anne başka bir ekranda. Önce dikkat gider. Sonra düşünme gider. Sonra sorgulama gider.

06 Haziran 2026 07:30

Köşe Yazarı

Çocuklarımızı Biz Mi Büyütüyoruz, Algoritmalar Mı?

Çünkü çocuk odada değil. Yerimizi görünmeyen bir sistem aldı. Bugün rol model; hiç tanımadığı, aynı şehirde bile yaşamadığı, belki hayatında bir gün bile gerçek emek göstermemiş kişiler. Artık çocuklarımız ne izleyeceğine karar vermiyor. Ne seveceğine karar vermiyor. Ve biz bunu "özgür seçim" sanıyoruz. Bugün birçok anne baba şunu söylüyor: "Ben çocuğuma karışmıyorum." Ama aynı anda saatlerce ekran karşısında kalan bir çocuğun aslında kimlerle vakit geçirdiğini bilmiyor. Ve sonra aynı çocuklardan kitap okumalarını, odaklanmalarını, emek vermelerini bekliyoruz. "Benim çocuğum teknoloji biliyor." Teknolojiyi kullanmak ile teknoloji tarafından şekillendirilmek aynı şey değil. Ve burada mesele çocuklar değil. Sessiz kalsın diye cihaz veren biziz. Sonra bir gün dönüp diyoruz ki: Belki de çocuk değişmedi. Bizim yerimizi başkaları aldı. Şimdi herkes aynı masada başka bir ekrana bakıyor. Aynı evde yaşıyoruz. Ama aynı hayatı paylaşmıyoruz. Burada teknoloji düşmanlığı yapılmıyor. Önce dikkat gider. Sonra sabır gider.

06 Haziran 2026 07:00

Köşe Yazarı

Ekranlar Kadını Ve Erkeği Yeniden Mi Tasarlıyor?

Üstelik bu dönüşüm çoğu zaman açık açık değil; dizilerle, reklamlarla, sosyal medya akımlarıyla, dijital platformlarla ve popüler kültür üzerinden sessizce gerçekleştiriliyor. Şimdi ise ilişkiler büyük ölçüde "gösteri kültürü" üzerinden yürütülüyor. İnsanlar artık yaşamak için değil, paylaşmak için yaşıyor. Elbette burada bütün yapımları aynı kefeye koymak doğru değildir. Asıl mesele şudur: Çünkü bugün gençlerin zihnine sürekli aynı mesajlar işleniyor: "Aile ikinci plandadır." "Bağlılık eski bir kavramdır." "Sadakat sıradanlıktır." "Her şey bireysel haz ve özgürlük içindir." Bu mesajlar doğrudan verilmediği için çoğu insan bunun farkına varmıyor. Bugün sosyal medya platformlarına baktığımızda genç kızların büyük bölümünün aynı görünmeye çalıştığını görüyoruz. Aynı makyaj, aynı mimikler, aynı pozlar, aynı hayat tarzı… Erkekler tarafında ise sürekli güç gösterisi, lüks hayat baskısı, duygusuzluk ve yapay "kusursuzluk" algısı öne çıkarılıyor. Gerçek hayat ile dijital hayat arasındaki uçurum büyüyor. Daha da önemlisi; insanlar artık birbirini "insan" olarak değil, birer vitrin olarak görmeye başlıyor. Bugün birçok genç ilişkilerde sadakatten çok "etkileşim" peşinde koşuyor. Çünkü dijital sistem insanlara sürekli şunu fısıldıyor: "Ne kadar görünürsen o kadar değerlisin." Oysa insanın değeri görüntüsünde değil; karakterindedir. Burada çok önemli bir noktayı özellikle ifade etmek gerekiyor: Bu mesele yalnızca "geleneksel değerler" tartışması değildir. Çünkü dijital sistem artık insan psikolojisini çok iyi tanıyor. Bugün artık birçok insan farkında olmadan ekranların yönlendirdiği bir hayat yaşıyor. Oysa mesele sadece teknoloji değildir. Sinema, medya ve dijital platformlar doğru kullanıldığında büyük faydalar sağlayabilir.

08 Mayıs 2026 07:30

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Katliamın Ardındaki Perde: Gençliği Kim Dönüştürüyor?

Kahramanmaraş'ta yaşanan elim ve sarsıcı hadise, yalnızca adli bir vaka olarak ele alınabilecek bir olay değildir. Bu tür hadiseleri "ferdî sapma" ya da "anlık cinnet" başlıkları altında değerlendirmek, meselenin özünü görmezden gelmek anlamına gelir. Bunlar tesadüfi değildir. Başka bir ifadeyle, bugün yaşananlar bir "başlangıç" değil, uzun süredir devam eden bir inşa sürecinin çıktısıdır. Günümüz medya içerikleri incelendiğinde, belirli temaların sistematik biçimde tekrarlandığı açıkça görülmektedir: Şiddetin estetik bir dil ile sunulması Suç unsurlarının "karizma" ile ilişkilendirilmesi Ahlaki sınırların bilinçli olarak bulanıklaştırılması Gücün, merhametsizlik ile özdeşleştirilmesi Bu içerikler yalnızca birer kurgu değildir. Ve en tehlikelisi şudur: Şiddet, bir süre sonra "olağan" kabul edilir. Zira genç birey, neyin gerçek neyin kurgu olduğunu ayırt edemeden, bu içerikleri içselleştirmektedir. "Perdenin Ardındakiler" çalışmamda da örnekleriyle ortaya koyduğum üzere, belirli içeriklerin tekrar eden bir dil ile sunulması, zamanla kolektif bilinç üzerinde kalıcı etkiler bırakmaktadır. Bu noktada sorulması gereken kritik soru şudur: Bugün dünya genelinde üretilen içeriklerin büyük bir kısmı, benzer değer kodlarını taşımaktadır. Yerel değerler aşınmakta Toplumsal hassasiyetler zayıflamakta Genç bireyler kimlik bunalımına sürüklenmektedir Bu durum, yalnızca kültürel bir değişim değil, aynı zamanda bir yönlendirme süreci olarak değerlendirilmelidir. Eğer hâlâ bu süreci "izlenmesi gereken içerikler" olarak görmeye devam edersek, yarın çok daha ağır bedeller ödemek zorunda kalabiliriz.

17 Nisan 2026 07:05

Köşe Yazarı

Önemli Görünme Hastalığı: Çağın Sessiz Çöküşü

Ama bugün karşı karşıya olduğumuz kriz, diğerlerinden çok daha sinsi, çok daha derin ve çok daha tehlikeli: "Önemli biri gibi görünme hastalığı." Bu bir davranış değil. Çünkü gördüğünüz kişiyle, gerçekte olan kişi aynı değil. Herkesin hayatı "çok dolu." Ama modern bilim bize başka bir şey söylüyor: İnsan beyni, sürekli bir ödül arayışı içindedir. Bugün ise milyonlarca insanın hayatı, tek bir ekranın içine sığdırılmış durumda. Yani insan artık sadece görünmek istemiyor… Oysa hakikat çok daha sade: İnsan olmak, başlı başına bir değerdir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur: "İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm Suresi, 39) Bugün ise insanlar çalıştıklarıyla değil… Bir başka ölçü: "Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz, kalplerinize ve amellerinize bakar." Ama modern dünya bu ölçüyü tersine çevirdi. Bugün yeniden karşımızda. Çünkü insan zihni, gördüğüyle şekillenir. Ve modern çağın en güçlü silahı şudur: algı inşası. Hepsi aynı mesajı tekrar eder: "Önemli ol." "Fark edil." "Diğerlerinden farklı ol." Ama bu mesajın alt metni şudur: "Olduğun gibi olma." başarılı insan, güçlü insan, değerli insan… Hep "dikkat çeken" kişidir. Sessiz olan yoktur. Kendi halinde olan yoktur. Herkes bir karaktere dönüşmüş durumda. Bugün herkes yorgun. Ve artık şu gerçeği açıkça söylemek gerekiyor: modern çağın en yaygın ve en tehlikeli psikolojik hastalıklarından biridir. Belki de bu çağın en büyük devrimi şudur: Sade kalabilmek. Allah'ın onu nasıl gördüğüdür.

20 Mart 2026 07:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Değişen Dünya Mı, Bozulan İnsan Mı?

Son yıllarda herkes aynı cümleyi kuruyor: "Dünya artık eskisi gibi değil…" Ben bu cümleye katılmıyorum. Dünya eskisi gibi. Yüce Allah Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurur: "İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı…" Ayet çok net. Fesat, insan eliyle yayılır. Nitekim bir başka ayette: "O, yarattığı her şeyi en güzel yapan Allah'tır." Demek ki kusur yaratılışta değil. İlk insan Hz. Âdem'di. O günden beri insanın içindeki hırs, kıskançlık ve doyumsuzluk zincirleme bir şekilde devam ediyor. Modern insan doymuyor. Örneğin 2012 filminde dünya yok olur. Bozulan dengeyi kuran Allah'tır. Kur'an'da "israf etmeyin" buyuruluyor. Kur'an "adalet" diyor. İnsan sahiplik iddiasında. Belki de asıl soru şu: Eğer insan kendini düzeltirse, dünya yine cennet misali olur. Ve unutmayalım: Fesat insan eliyle çıktıysa, ıslah da insan eliyle olacaktır.

05 Mart 2026 12:13

Köşe Yazarı

Görünür Olma Hastalığı: "Ben" Çağında Ahlakın Çöküşü

Modern çağın en büyük çelişkilerinden biri şudur: İnsan hiç olmadığı kadar görünür, ama hiç olmadığı kadar değersiz. Mesele değer değil; mesele "ben". Tarihin hiçbir döneminde "ben" bu kadar büyütülmemişti. Sosyal medya çağında insan artık var olmak için değil, görünmek için yaşıyor. Kur'an'da Kur'an-ı Kerim'de şeytanın secde emrine karşı verdiği cevap nettir: "Ben ondan üstünüm." (Araf, 12) İlk günah bir eylem değil, bir zihniyetti. İlk sapma bir davranış değil, bir "benlik iddiasıydı." Şeytanın vasfı kibirdi. İnsan artık "ne kadar tanındığı" kadar var. Bugün dijital çağda yeni putlar inşa ediliyor: Takipçi sayısı Beğeni oranı Trend listeleri Viral içerikler Bunlar modern insanın görünmez putlarıdır. Çocuklar artık "iyi insan" olmak için değil, "fenomen" olmak için büyüyor. Bu durum şu sonuçları doğuruyor: Utanma duygusunun zayıflaması Mahremiyet sınırlarının kaybolması İlişkilerin araçsallaşması Değerlerin pazarlanması İnsan, görünür olmak uğruna kendisini tüketiyor. İnsan farkında olmadan "normal" kavramını değiştirir. Ahlaki direnç ise "gericilik" etiketiyle dışlanır. 24 saatlik gündem döngüsü içinde her şey hızla tüketilir. Bu çağın trajedisi şudur: İnsan görünür olmak için ruhunu görünmez kılıyor. Şu soruyu yeniden sormalıyız: Şeytanın ilk cümlesi "ben" ile başladı. İnsanlığın kurtuluşu ise "biz" ile, hatta "O'nun için" ile mümkündür. Ve belki de bu çağda en büyük direniş şudur: Görünmeden doğru kalabilmek. Belki de bu çağın en büyük cesareti budur. Ve insan, "ben" dediği kadar değil; neye hizmet ettiği kadar büyüktür.

27 Şubat 2026 07:10

Köşe Yazarı

Ramazan: Azalırken Çoğalmak

Modern hayat bize sürekli şunu fısıldıyor: Daha fazlasına sahip ol. Daha görünür ol. Oruç, yalnızca midenin boş kalması değildir. Ramazan, insana sahip olduklarının emanet olduğunu hatırlatır. Ramazan ise zamanı yavaşlatır. Bu, modern insanın unuttuğu bir disiplindir. Ramazan, eksilmek değildir. Ramazan, fazlalıklardan kurtulmaktır. Modern çağ insana "sahip ol" der. Ramazan insana "emanet bil" der.

20 Şubat 2026 07:15

Köşe Yazarı

Perdenin Ardındaki Karanlık: Kime Sunulan Çocuklar, Kimin Adına Kurulan Düzen?

Medya, siyaset, akademi ve sosyal ağlar aynı sorunun etrafında dönüyor: "Nasıl olur?" Oysa asıl soruyu sormuyoruz: "Kimin adına?" Ben bu meseleye bir suç hikâyesi olarak bakmıyorum. Bu, münferit bir sapkınlık da değildir. Bu karanlık çember; kendini "elit", "aydın", "ilerici" ve "dünyayı yöneten akıl" olarak tanımlayanlardan oluşur. "Zulmedenler, nasıl bir inkılapla devrileceklerini yakında bileceklerdir." Cahiliye döneminde çocuklar diri diri gömülüyordu. Kur'an, şeytanın insanla yaptığı anlaşmayı açıkça anlatır: "Şeytan dedi ki: Andolsun ki kullarından belirli bir pay alacağım." Bugün gördüğümüz tablo, tam olarak budur. Bugünün karanlık elitleri ise tam tersini yapıyor: Teslimiyetlerini Allah'a değil, şeytanî bir düzene sunuyorlar. "Kim haddi aşarsa, muhakkak ki Allah ona azap edecektir." Şimdi asıl kritik soruya gelelim: Bu, masum bir adalet arayışı değildir. Gerçek iman eden bir Müslüman için ise bu vahşetin yanından sessizce geçmek mümkün değildir. Buna karşılık "insan hakları", "özgürlük", "demokrasi" söylemleriyle dünyayı yöneten Batılı elitlerin bu karanlığa yıllarca göz yumması tesadüf değildir. Ama Allah'ın bir vaadi vardır: "Onlar tuzak kurdular, Allah da tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır." İnancım şudur: Bu ifşalar bir uyanışın değilse bile, bir çöküşün işaretidir.

05 Şubat 2026 07:11

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha