×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Görüntünün Ötesinde Kalanlar (5) - Bir Yol Mümkün Mü?

Zira dijital dünya artık hayatın dışında bir aksesuar değil, bizzat hayatın dokusuna sızmış bir gerçektir. Mesele ekranı hayatımızdan söküp atmak değil, aksine onunla haysiyetli bir mesafe ve doğru bir ilişki kurabilmektir. Unutmamak gerekiyor ki ekranın izlenimi evin, okulun ya da caminin sesinden çok daha yüksek... Unutmamak lâzım ki, hayatın içinde boş bırakılan her alanı mutlaka bir şey dolduruyor. İnsan düzeyinde ise mesele bir zaman kavgasıdır. Görüntünün sığlığından, manevî hayatın huzuruna ancak böyle geçilmesi kolaydır. Çocuk için nitelikli bir oyun, genç için tutkuyla bağlanacağı bir sanat veya zanaat, yetişkin için gerçek bir iş, meşgale yoksa o boşluğu mutlaka bir haber akışı veya dizi bölümü doldurur. Yani ekranı azaltmanın yolu ekranı kapatmak değil, hayatın içindeki sorumlulukları çoğaltmaktır. İnsanın fıtratı her zaman buradadır. Bir yol mümkün mü? Evet, bir yol mümkün.

Köşe Yazarı

Kaynak: Yeni Asya

03 Şubat 2026 00:31

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Muhafazakâr Ailelerin Muhafaza Edemediği Çocuklar - 4

Bugün yaşanan büyük kriz, çocukların dinden kaçması değil, muhafazakâr yetişkinlerin dini kendi dünyevî çıkarlarına, lüks ve şatafat tutkunluklarına alet etmelerine karşı gösterdikleri bir tepkidir. Din dinamik bir hakikatken, onu statik bir geleneğe mahkûm eden büyükler, çocukların ruhunu feda ediyorlar. Gençler, dindar kimliğiyle tanınan insanların hayatlarındaki bu derin çelişkileri gördükçe, dinden ve mukaddesattan soğuyorlar. Bediüzzaman Said Nursî'nin, Müslümanların İslâm ahlâkını ve iman hakikatlerinin kemalatını kendi fiilleriyle göstermeleri durumunda diğer dinlerin tabilerinin dahi fevc fevc İslâm'a gireceğini belirten o muazzam tespiti, tam da bu noktada aile içi ilişkilerimizin merkezine yerleşmelidir. Hakikî muhafaza, genci hayattan tecrit edip korunaklı odalara mahkûm etmekle olmaz. Sözün bittiği, hâlin konuştuğu bu yeni dönemde, evlerimizi yeniden samimiyetin, muhabbetin ve hakikî ahlâkın yaşandığı güvenli birer liman haline getirdiğimizde, çatlayan camların yerini sarsılmaz iman kaleleri alacaktır.

06 Haziran 2026 00:43

Köşe Yazarı

Muhafazakâr Ailelerin Muhafaza Edemediği Çocuklar - 3

"Benim çocuğum yapmaz, bizim evimizde böyle şeylerin yeri yok." diyerek gözünü gerçeklere kapatan aileler, evlatlarının ekran arkasında nasıl bir dönüşüm geçirdiğini fark edemiyorlar. Karşımızdaki nesil, anne babasının dizinin dibinde oturan ama zihnen binlerce kilometre uzaktaki dijital dünyanın kültürünü soluyan bir nesildir. Akıllı telefonların arkasına saklanan gençler, küresel bir propagandanın açık hedefi haline gelmiştir. Modern çağın getirdiği bu büyük meydan okumaya karşı yapılması gereken, savunma hatlarını dijital dünyanın gerçeklerine göre yeniden kurmaktır. Bediüzzaman Said Nursî'nin, fen bilimleri ile din ilimlerinin birlikte okutulması gerektiği yönündeki vizyonu, tam da bugünün dijital karmaşasına ilaç olacak niteliktedir. Anne babalar olarak yapmamız gereken, bu eserlerin sunduğu ufku günümüz neslinin anlayacağı bir dile tercüme etmektir.

05 Haziran 2026 01:57

Köşe Yazarı

Muhafazakâr Ailelerin Muhafaza Edemediği Çocuklar - 2

İkinci Bölüm: Gönül Bağının Kopması Anne babalar, çocuklarının ellerinden kayıp gittiğini fark ettikçe şefkati artırmak yerine yumruklarını sıkıyorlar. Evde adaleti, sevgiyi ve en önemlisi hürriyeti bulamayan çocuk, dışarıdaki hürriyet vaatlerine çok daha çabuk aldanıyor. Anne babasından sürekli dürüstlük, ihlas ve ahiret odaklı bir yaşam dinleyen ama aynı anne babanın pratikte paraya, lükse, makama ve toplumsal statüye ilgili olduğunu gören bir genç, dinî söylemlerin samimiyetini sorgulamaya başlar. Cami cemaati olmakla övünen ama ticarî hayatında adaleti gözetmeyen, ev içinde eşine ve çocuklarına nezaket göstermeyen bir babanın verdiği dinî nasihatler, gencin zihninde karşılık bulmaz. Anne babalar da evlerinde birer amir gibi davranmaktan vazgeçip, çocuklarına sünnet-i seniyye dairesinde birer refik yani sıcak birer yoldaş olmalıdır. Çocuk hata yaptığında evden kovulacağını veya lanetleneceğini değil, her şartta sığınabileceği bir anne baba kucağı bulacağını bilmelidir. Dilimizdeki nasihatleri azaltıp halimizdeki dindarlığı ve adaleti artırdığımız gün, evlatlarımızla olan gönül bağımız da yeniden kurulacaktır.

04 Haziran 2026 00:44

Köşe Yazarı

Demokrasi Baharı

Türk demokrasi tarihinin takvimleri 14 Mayıs 1950'yi gösterdiğinde, Anadolu'nun tozlu yollarından yayılan bir fısıltı, Ankara'nın koridorlarında gür bir sese dönüşmüştü. "Yeter! Söz Milletindir!" Bu cümle, sadece bir seçim sloganı değil; tarladaki çiftçiden kasabadaki esnafa kadar her ferdin, milletin kendi evinde, kendi mukaddesatına ve geleceğine sahip çıkma iradesinin ilanıydı. 1950'lerin en büyük başarısı, devlet için halk anlayışını yıkarak yerine hürriyet ihtilâli ile sözü halka bırakma felsefesini inşa etmesidir. 16 Haziran 1950'de minarelerden yeniden yükselen aslına uygun ezan sesi, Anadolu insanı için bir bayram havası oluşturmuş vicdan hürriyetinin teminat altına alındığının en gür kanıtı olmuştur. İkinci Dünya Savaşı'nın yorgun dünyasında Türkiye, hür dünya ittifakının vazgeçilmez bir kalesi haline gelmiştir. Bugünün modern Türkiye'sinin sanayi tesislerinde, otoyollarında ve demokratik geleneklerinde 1950 ruhunun imzası vardır. 1950'de başlayan bu büyük yürüyüş, Anadolu insanının kendine olan güvenini tazelemiş ve ona modern dünyada onurlu bir yer bahşetmiştir.

03 Haziran 2026 00:53

Köşe Yazarı

Muhafazakâr Ailelerin Muhafaza Edemediği Çocuklar (1)

Muhafazakâr camianın uzun süredir görmezden geldiği, halının altına süpürerek gizlemeye çalıştığı en büyük yara, evlatlarının ellerinden kayıp gitmesidir. İslamiyet'i sadece yapılmaması gereken yasaklar listesi, "ritüeller bütünü " ve "elâlem ne der" cenderesi olarak sunduk. Çocuk neye inanması gerektiğini ezberledi ama neden inanması gerektiğini hiçbir zaman kalben idrak edemedi. En büyük tutarsızlığımız ise çocukların dünyevî istikballeri için gösterdiğimiz hassasiyeti, iman emniyetleri için sergilemememizdir. Kurslardan kurslara koşturdukları evlatlarının dünyevî gelecekleri için titreyen anne babalar, onların ruh dünyalarındaki büyük boşlukları, inanç bunalımlarını farketmediler bile. Çözüm, baskıyı artırmak ya da yeni yasaklar koymak değildir. Bediüzzaman Said Nursî'nin her bir evi birer Dershane-i Nuriye yapma hedefi, sadece kitap okunan mekanlar kurmak demek değildir.

03 Haziran 2026 00:25

Köşe Yazarı

Devletin Son Kandilleri

Birinci Dünya Savaşı'nın yangınında, ittihad-ı İslâm'ın bekası için omuz omuza veren Harbiye Nazırı Enver Paşa ve Bediüzzaman Said Nursî arasındaki münasebet, sadece bir asker ve âlim ilişkisi olmamıştır. Aynı dönemde Bediüzzaman ise Kafkas cephesinde "Keçe Külâhlılar" namındaki gönüllü alayıyla Rus istilâsına karşı durmuştur. Kafkaslar'ın müdafaasında Bediüzzaman Hazretleri'nin talebeleriyle beraber gösterdiği kahramanlık, Enver Paşa'nın karargâhında iftihar olarak vasıflandırılmıştır. Bediüzzaman'ın Rusya'daki uzun ve meşakkatli esaretinden sonra İstanbul'a dönüşü, Enver Paşa nezdinde büyük bir sevinçle karşılanmıştır. Genelkurmay arşivlerindeki madalya ve rütbe kayıtları, Bediüzzaman'ın "Milis Albay" rütbesiyle gösterdiği bu fedakârlıkları resmiyetle mühürlemektedir. Birinci Dünya Savaşı'nın en kritik dönemeçlerinden biri olan Çanakkale Zaferi, bizim için "İslâm'ın izzetini muhafaza eden fevkalâde bir hadise..." hükmündedir. Birinci Dünya Savaşı'nın karanlık günlerinde Kur'ân hakikatleri ve vatan sevdası etrafında kenetlenerek, gelecek nesillere; "İhlas ve sadakatle neler başarılabilir?" sorusunun canlı bir cevabını miras bırakmışlardır.

18 Mart 2026 07:34

Köşe Yazarı

Bağımlılık Ve Hürriyet-i Kalbiye (5) - Hürriyet Mümkün Mü?

Şimdi en can alıcı noktaya geldik. Büyük bir yangın küçücük kıvılcımla başladığı gibi, büyük bir hürriyet davası da küçücük bir hayırla başlar. Gerçek hürriyet, nefsin her istediğini yapmak değildir. Nefsin fuzulî arzularına "Dur" diyebilmektir. Ekrandan uzak durulan bir saat veya nefsin çok istediği fuzulî harcamayı terk etmek, iradeyi yeniden uyandırmak demektir. Kurtuluş ise "şahs-ı manevî"nin koruyucu şemsiyesi altına girmektir. Sünnet-i Seniye dairesindeki hayat tarzı, aslında en mükemmel disiplin ve bağımlılıktan korunma reçetesidir. Ayrıca, kurtuluş sürecinde yeis en büyük düşmanımızdır. Kendi aczini ve fakrını bilen bir insanın 'Ya Rabbi, beni nefsimin eline bırakma.' nidası, aşılmaz denilen bağımlılık surlarını yerle bir edecek kuvvettedir. Bizler bu dünyaya bir eşyanın müptelası olmaya değil, kâinatın Sultanı'na muhatap olmaya geldik.

07 Mart 2026 00:38

Köşe Yazarı

Bağımlılık Ve Hürriyet-i Kalbiye (4) - Kalp Boşluk Kabul Etmez

Bu ihtiyacı hakikî kaynağına, yani Cenab-ı Hakk'a yöneltemediğimizde ise bulduğu ilk dünyevî teselliye pençelerini geçiriyor. Böylece bağımlılık başlıyor. 'İnsan, kâinatın bir küçük fihristesi.'¹ hükmündedir. Manevî bir pencereden baktığımızda görüyoruz ki, bağımlılık bir tercih değil, bir kusurdur. Maneviyatı zayıflayan yahut ahiret inancı sarsılan ve hayatın gayesini sadece dünyevî lezzetlerde arayan insanın, bağımlılık tuzaklarına düşmemesi çok zor... Kendini sahipsiz ve başıboş hisseden insan, sığınacak liman olarak maddeyi seçer. Sultan-ı Kâinat birdir, her şeyin anahtarı onun yanındadır; hakikatine yaslanan bir insan ise, hiçbir dünyevî alışkanlığın önünde diz çökmez. Bağımlılık dediğimiz karanlık dehlizden çıkışın yolu, ruhumuzun açlığını itiraf etmesinden geçiyor. 1- Lem'alar, On Üçüncü Lem'a, Onuncu İşaret s.167 2- Sözler, Yirmi Üçüncü Söz, Birinci Mebhas, Üçüncü Nokta s. 350.

06 Mart 2026 00:17

Köşe Yazarı

Bağımlılık Ve Hürriyet-i Kalbiye -3 - Ekranın Ötesindeki Kayıp Nesil

Eskiden aile saadetinin sembolü olan sohbetler, yerini herkesin kendi hücresine çekildiği sessizliğe bıraktı. Gençler, sosyal medyada kendi kimliklerini bulmaya çalışıyor. Gençlik, fırtınanın önünde savrulurken, aileler "Bari evde, gözümün önünde..." diyerek bağımlığı meşrulaştırıyor. Ekranlardan akan içerikler, kalbin hassasiyetini zayıflatıyor. Eğer bizler ekranların yerini dolduracak bir alternatif sunamıyorsak, gençler de sığınacak bir sanal mağara arayacaktır. Bağımlılık, boşluğu sever. Kalp ve zihin, hakikî bir meşguliyet ve ulvî bir gaye ile dolmadığında, boşluğu dünyanın en lüzumsuz eğlenceleri doldurur. Ekran bağımlılığı artık sadece teknoloji meselesi değil, hepimizin meselesi.

05 Mart 2026 00:55

Köşe Yazarı

Bağımlılık Ve Hürriyet-i Kalbiye (2) - Nefsin Oltasındaki İnsan

Nefis mekanizması, fıtraten hazza müptela bir yapıya sahip. Meseleyi çözümleyici bakışla ele aldığımızda karşımıza çıkan manzara şöyle: Beynimizdeki dopamin, aslında bizi hayatta tutmak ve gayrete sevk etmek için verilmiş bir vesiledir. Nefis, zahmetsizce elde ettiği küçük haz duygusuna alıştıkça, sabır isteyen hakikî başarıların ve tefekkürün lezzetini unutuyor. Bediüzzaman'ın "lezzet-i fâniye" olarak tanımlayıp bizlere anlattığı geçici keyiflerle insan, bugün ekranların ve piyasanın eliyle bağımlılık objesine dönüşmüş haldedir. Çünkü bağımlı insan, sorgulayamaz. Nefis, burada sistemin en büyük müttefiki olarak çalışmaktadır. Lakin biz biliyoruz ki, "Nefsini bilen Rabbini bilir." ve nefsine hâkim olmayan, gerçek manada hür değildir. Lakin şimdilerde beklemek zaman kaybı, çaba sarf etmek ise yük olarak işleniyor. Hayatımızdaki gereksiz arayışları, lüzumsuz ekran kaydırmalarını ve bizi bizden eden fuzulî meşgaleleri terk etmek... Netice itibarıyla, nefis ve dopamin arasındaki bu savaşta tarafsız kalmak mümkün değil.

04 Mart 2026 00:37

Köşe Yazarı

Bağımlılık Ve Hürriyet-i Kalbiye (1) - Ruhun Prangası

Bugün bağımlılık, modernitenin insan ruhunu eşyaya ve hadisata hapsetme operasyonunun doğal bir sonucudur. Kalbindeki nihayetsiz beka aşkı ve bağlanma ihtiyacı, hakiki merkezini yani Sâni-i Zülcelal'i bulamadığında, bulduğu ilk fânî lezzete yahut geçici bir heyecana yahut da parıltılı bir cazibeye adeta demir atmakta. Bediüzzaman Hazretlerinin "hürriyet-i Şer'iye" tanımındaki ince çizgi, yani ne nefsine, ne de başkasına tahakküm etmeme düsturu unutulunca; bugün hürriyet, bağımlılık eliyle bizzat nefsin kendi kendine tahakkümü haline dönüşmüştür. Bunların her biri, ruhun açlığını susturmak için kullanılan geçici emziktir. Bir meyvenin yetişmesi için mevsimlerin geçmesini beklemekten aciz kalan insan, mutluluğu da bir tuşla veya bir sözle hemen elde etmek istiyor. İradesi zayıflayan insan ise, dışarıdan gelen her türlü manipülasyona açık hale geliyor. "Ben istersem bırakırım." cümlesi, bu esaretin en büyük savunmasıdır. Yasaklamak, akıntının önünü geçici olarak kesmektir. Kendini tanımayan, nefsinin zaaflarını bilmeyen ve iradesini Sünnet-i Seniyye gibi sağlam bir kaleye dayamayan her insan, modern çağın rüzgârları önünde savrulmaya yönelmektedir.

03 Mart 2026 00:24

Köşe Yazarı

Kökümüz Mazide, Gözümüz Âtîde

Bizler için Yeni Asya, sadece haber, kâğıt ve mürekkepten yani özetle dünyevî bir yayın organından ibaret bir gazete değil; Üstad Bediüzzaman Said Nursî'nin Meyve Risalesi'nde dikilen, Hürriyete Hitap1 ile boy veren ve bugün biz gençlerin omuzlarında yükselen, yıkılması güç bir şahs-ı manevî kalesidir. Bazen bizlere, "Bu kadar fırtınalı bir dünyada, bunca kargaşanın içinde neden hâlâ Yeni Asya?" diye soruyorlar. Bizim gözümüz gelecekte çünkü Bediüzzaman Said Nursî'nin müjdelediği o "fecr-i sadık" vaktine henüz tam anlamıyla ulaşmadık. Gazetemizin yaktığı ateşte pişen o meşveret kültürü, bizlerin şahsî fikirlerini bir kenara bırakıp "biz" olabilme sanatını öğretti. Ancak yine biliyoruz ki kökü sağlam olanın sarsıntısı az olur. 1- Divan-ı Harb-i Örfî'de geçen hitabedir.

21 Şubat 2026 00:34

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha