×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Halkın Mesajına Sessiz Kalan Vekillere Açık Uyarı

Ancak bu sonucun tek başına bir "başarı hikâyesi" olarak görülmesi ciddi bir yanılgı olur. Milletvekilleri sahada görünmüyor, vatandaşla temas kurmuyor ve kendilerine iletilen konulara kayıtsız kalıyorsa burada ciddi bir temsil sorunu ortaya çıkar. Ardından konunun daha hızlı sonuç vermesi için CHP'nin İzmir'de görev yapan 13 milletvekilinden telefon rehberimde kayıtlı olan 9'una doğrudan gönderdim. Şöyle de bir mesaj yazdım: " Sayın Vekilim merhaba. Yazıda belirtilen ve binlerce vatandaşı mağdur eden şehir içi ulaşım sorunu konusunda yardımınızı bekliyoruz. " Ortada kişisel bir talep yok, ayrıcalık beklentisi yok, gündelik hayatı doğrudan etkileyen bir sorun var. Buna rağmen yalnızca dört milletvekilinden geri dönüş aldım: Mehmet Salih Uzun, Ednan Arslan, Rıfat Turuntay Nalbantoğlu ve Yüksel Taşkın. Kendisi bizzat telefonla arayarak " bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederim, her zaman beklerim, sorunu çözmek için ilgili yerlerle temasa geçiyorum " ifadelerini kullandı ve konuyu sahiplendiğini açık biçimde gösterdi. AK Parti milletvekillerinin bir bölümünün " iktidar rahatlığı " ile hareket ettiği, seçmenin sesine yeterince kulak vermediği yönünde eleştiriler uzun süredir dile getiriliyor. İzmir gibi siyasi dengelerin belirli ölçüde oturduğu bir şehirde " nasıl olsa seçiliyoruz " düşüncesinin yerleşmesi en büyük risktir.

Köşe Yazarı

Kaynak: İstiklal

27 Mart 2026 07:12

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Silahsız Ordu: Yeşilay

Savaş kabiliyetini artırmak ve düşmana karşı üstünlük sağlamak için güçlü silahlara sahip olmak gerekir. Ben Yeşilay'ı da bir orduya benzetiyorum. Fakat Yeşilay'ın karşı karşıya olduğu düşman sınır tanımıyor. Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç'in de dikkat çektiği gibi bağımlılık artık yalnızca bireyin sorunu değildir. Yeşilay İzmir Şube Başkanı ve İzmir İl Millî Eğitim Müdürü Dr. Ömer Yahşi'nin şu tespiti son derece dikkat çekiciydi: "Bir insanı kaybetmekle Türkiye Cumhuriyeti'nde bir karış toprak kaybetmek eşdeğerdir." Aslında bu söz, bağımlılıkla mücadelenin neden bir millî mesele olduğunu tek başına anlatmaya yetiyor. Yeşilay İzmir Şubesi'nin "2026 Bağımsızlık Yılı" etkinlikleri kapsamında Balçova Termal Otel'de düzenlediği gazeteciler bilgilendirme toplantısına biz de katıldık. Dr. Ömer Yahşi'nin konuşması ise bizleri gerçekten etkiledi. Dr. Yahşi'nin özellikle üzerinde durduğu konulardan biri de YEDAM, yani Yeşilay Danışmanlık Merkezleri oldu. Bağımlılıkla mücadelede en önemli unsurlardan birinin mahremiyet olduğunu vurgulayan Yahşi, başvuran vatandaşların bilgilerinin hiçbir kurumla paylaşılmadığını belirterek şu ifadeyi kullandı: Devletin burada vatandaşına uzattığı elin mesajı nettir: "Gel, seni yeniden hayata kazandıralım." Yeşilay'ın önleyici çalışmalara büyük önem vermesi de ayrıca takdire şayandır. Toplantıda da dile getirdim; Yeşilay'ın görevi geçmiş yıllara göre çok daha ağır. Bu nedenle Yeşilay'ın yürüttüğü çalışmaların önemi her geçen gün daha da artıyor. Bu nedenle devletin, sivil toplum kuruluşlarının, eğitim camiasının, ailelerin ve medyanın ortak bir hassasiyet göstermesi gerekir. 106 yıl önce Hilal-i Ahdar adıyla kurulan Yeşilay, o günlerde milletimizi tehdit eden zararlı alışkanlıklara karşı mücadele ediyordu. Bugün güçlü ordulara, güçlü ekonomilere ve güçlü kurumlara nasıl ihtiyaç duyuyorsak; insanımızı koruyan, gençliğimizi savunan ve geleceğimizi muhafaza eden bu "silahsız orduya" da en az o kadar ihtiyaç duyuyoruz. Yazımızı, 106 yıldan beri tütün, alkol, madde, kumar ve teknoloji bağımlılığı gibi birçok alanda mücadele yürüten Yeşilay Cemiyeti'ni tebrik ederek tamamlayalım.

14 Haziran 2026 11:49

Köşe Yazarı

Isparta'ya At Gözlüğüyle Bakmak

Atlar, gözleri başlarının yanlarında olduğu için kafalarını çevirmeye gerek duymadan yaklaşık 350 derecelik bir alanı görebilirler. Bir şehrin gelişimini değerlendirebilmek için sadece bugüne bakmak yeterli değildir. Isparta'nın 2019 yılı öncesindeki görünümü ile bugünkü hali karşılaştırıldığında, birçok alanda önemli değişimlerin yaşandığı açıkça görülmektedir. Şehrin farklı noktalarında yapılan çevre düzenlemeleri, sosyal tesisler, spor alanları, altyapı çalışmaları, kültürel faaliyetler ve vatandaş odaklı projeler Isparta'nın daha yaşanabilir bir kent haline gelmesine katkı sağlamıştır. Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen'in 2019 yılında göreve gelmesiyle birlikte şehirde hizmet belediyeciliği anlayışının daha görünür hale geldiğini söylemek mümkündür. Eksikleri konuşurken güzellikleri de teslim etmek gerekir. Ancak hemen sol tarafında bulunan, 16. yüzyıldan günümüze ulaşan tarihi Üzüm Çarşısı'nda gerçekleştirilen kapsamlı restorasyon çalışmalarını fark etmeyebilir. Isparta'yı çevre illerle ve Türkiye'nin diğer şehirleriyle kıyasladığımızda görülecektir ki; son yıllarda şehrin çehresine dokunan, yaşam kalitesini yükselten ve Isparta'ya yeni bir vizyon kazandıran çalışmaların altında Belediye Başkanı Sayın Şükrü Başdeğirmen'in imzası vardır.

01 Haziran 2026 15:50

Köşe Yazarı

Ak Parti İzmir'de Niçin Kazanamıyor?

İzmir gibi sosyolojik ve kültürel dinamikleri güçlü bir şehirde siyaset yapmak, klasik yöntemlerle sonuç alınabilecek bir alan değil. AK Partililerin sorduğu " İzmir'de niçin kazanamıyoruz? " sorusunun cevabını dışarıdan ziyade içeride aramak gerekiyor. İzmir ideolojik olarak kilitli bir şehir değil. Adalet ve Kalkınma Partisi İzmir'de %25'in üzerinde oy alıyor. Bu şu demek: Her 4 seçmenden biri zaten size oy veriyor. Bazı ilçelerde tablo çok daha çarpıcı: Bu tablo açık bir gerçeği ortaya koyuyor: İzmir tek tip bir şehir değil. Biz İzmir'e yeni yerleştik. Daha önce tanışıklığımız olan, bugün İzmir'i temsil eden bir milletvekili bunu biliyordu. Ne bir " hoş geldiniz "… Ne de " bir ihtiyacınız var mı? " sorusu. Bazı yerlerde ise daha tehlikeli bir durum var: " Zaten zor şehir… " Bu cümle bir tespit değil, bir teslimiyet. Recep Tayyip Erdoğan güçlü bir lider. İzmir'de eksik olan şey şu: Liderin gücünü sahada sonuca çevirecek teşkilat iradesi. Artık genel geçer cümleler değil, net ve uygulanabilir adımlar gerekiyor: Seçimden seçime değil, yılın 365 günü sahada olunmalı. İzmir zor olabilir. Yarın da kazanılabilecek bir şehir. İzmir'de tabloyu değiştirmek için önce doğru soruyu sormak gerekiyor. "Kim eksik?" yerine "Nerede ve nasıl eksik kalınıyor?" sorusu daha gerçekçi bir kapı aralar.

19 Mayıs 2026 13:45

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

İnciraltı'ndaki Mescid Eksikliği, Bir Zihniyetin Yansıması Mı?

Türkiye'de siyaset ile inanç arasındaki gerilim, özellikle Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) söz konusu olduğunda, geçmişten bugüne taşınan bir tartışma olarak varlığını sürdürüyor. Tek parti döneminden 28 Şubat Süreci'ne uzanan süreçte dinî hayatın kamusal alandaki yeri sıkça tartışma konusu oldu. Kemal Kılıçdaroğlu döneminde CHP'nin söyleminde daha kapsayıcı bir ton öne çıktı. Özellikle 2022 yılında başörtüsü meselesine ilişkin yapılan açılımlar, muhafazakâr seçmenle kurulan mesafeyi azaltma çabası olarak değerlendirildi. Yaklaşık 2 milyon metrekarelik devasa bir alan. Ama bu alanın içinde, 100 metrekarelik bir mescid yok. Bu ihtiyacın planlama dışında bırakılması, ister istemez "yaklaşım" tartışmasını gündeme getiriyor. 2 milyon metrekarelik bir alanda 100 metrekarelik bir yer bulunamıyorsa, burada konuşulması gereken şey alan değil; bakış açısıdır. İnciraltı ise bugün bize şunu düşündürüyor: Bir yerde 2 milyon metrekareye yer bulunup, 100 metrekareye yer bulunamıyorsa; sorun alan değil, tercihtir.

18 Mayıs 2026 07:05

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Isparta 50 Yıldır Böyle Vali Görmedi

Isparta Valisi Sayın Abdullah Erin için söylenen bu başlığı öyle aklımıza esti diye atmadık. " Son 50 yılın valisi " ifadesi ilk olarak Isparta Belediye Başkan Vekili Sayın Musa Macit'ten geldi. Şimdi " bir kişi söyledi diye bu kadar iddialı olunur mu? " diye sorulabilir. Bugün Isparta'da küçük bir anket yapılsa, çıkacak sonuç üç aşağı beş yukarı Musa Macit ve Hüseyin Erdoğmuş'un söyledikleri gibi gerçekleşecektir. Abdullah Erin, Isparta'dan önce Şanlıurfa gibi Türkiye'nin en zor şehirlerinden birinde görev yaptı. 2 milyon 300 bin nüfuslu, Türkiye'nin 8'inci büyük şehri… Buna yaklaşık 500 bin Suriyeli eklendiğinde sayı 2 milyon 800 bine çıkıyor. Sınırın öte tarafında, Türkiye'nin himayesindeki bölgeleri de düşündüğünüzde, sorumluluk alanı 5 milyonu aşan bir nüfusa ulaşıyor. 2017-2022 yılları arasında Şanlıurfa Valiliği yapan Abdullah Erin, Barış Pınarı Harekâtı sonrasında Tel Abyad ve Resulayn bölgelerinde de koordinasyonu sağladı. O, Isparta'da sadece görevini yapan bir vali olmayı tercih etmedi. 25-26 bin ailenin ziyaret edilmesi planlanıyor. Şu ana kadar yaklaşık 3 bin haneye ulaşılmış durumda. Üstelik sadece vali değil, vali yardımcıları da aynı hassasiyetle sahada. Bu ziyaretlerde sadece " nasılsınız? " denilip çıkılmıyor. " Bize de zarar gelir " korkusuyla kimse yaklaşmamış. Sayın Abdullah Erin'in farkı sadece zor durumdaki ailelerle ilgilenmesi değil. Tam o sırada Vali Erin makamından çıkıp aracına yöneliyor. Çocuklara sarılıyor ve yumuşak bir ses tonuyla, " Çok hızlı gidiyorsunuz, biraz yavaşlayın, düşebilirsiniz " diyor. Vali Erin'in güler yüzü, konuşurken tercih ettiği o yumuşak üslup da Ispartalıların dikkatinden kaçmıyor. Vali Erin soruyor: " Çalışmak ister misin? " Sonrası eğitim, ardından iş… Ama değişen bir yaşam. Daha fazla kalplerde olan bir vali var.

22 Nisan 2026 20:05

Köşe Yazarı

Miryokefalon Zaferi Ve Mehmet Ali Çelik

1176 yılında gerçekleşen Miryokefalon Savaşı, Türkler için en az 1071'deki Malazgirt Zaferi kadar hayati bir öneme sahiptir. 1071'de kazanılan Malazgirt Savaşı ile Anadolu'nun kapıları Türklere açılmış, ancak 1176'da elde edilen Miryokefalon Zaferi ile bu topraklar adeta tescillenmiş, Anadolu'nun tapusu Türk milletine kazandırılmıştır. Açıkça ifade etmek gerekir ki, Miryokefalon Savaşı'nı ve bu zaferin anlamını büyük ölçüde Sayın Mehmet Ali Çelik sayesinde öğrendim. Bu zaferin komutanı Sultan II. Kılıçarslan bugün hayatta olsaydı, kanaatimce Mehmet Ali Çelik'i alnından öperdi. Isparta'da görev yapan bir valinin sarf ettiği " Önemli olan savaşın kazanılmasıdır, nerede kazanıldığı önemli değil " şeklindeki ifade, Mehmet Ali Çelik için bir kırılma anı oldu. Mehmet Ali Çelik'in öncülüğünde son yıllarda dikkat çekici gelişmeler yaşandı: Isparta Valisi Abdullah Erin'in göreve başlamasının ardından, valilik logosuna Miryokefalon Zaferi'ni simgeleyen çift başlı Selçuklu kartalı eklendi. Belediye Başkanı Şükrü Başdeğirmen, önemli bir kavşağa "Miryokefalon" adını verdi ve konunun tescili için Türk Tarih Kurumu nezdinde girişimde bulundu. 10 bin adet Miryokefalon haritası bastırıldı ve geniş kitlelere ulaştırıldı. Her yıl 17 Eylül'de camilerde hatimler indirildi, dualar edildi, geleneksel ikramlar gerçekleştirildi. Isparta'da Çin ortaklı bir elektrikli araç firması, ürettiği araca "Miryokefalon" ismini verdi. En dikkat çekici gelişmelerden biri ise, Milli Eğitim Bakanlığı'nın 2025-2026 eğitim öğretim yılında dağıttığı ders kitaplarında, zaferin Gelendost/Yenice hattında kazanıldığına dair ifadelerin yer alması oldu. Geçtiğimiz hafta TİNGADER adına Mehmet Ali Çelik ile birlikte Uluslararası Gazeteciler Konfederasyonu'nun Çanakkale'de düzenlediği "Basının Medya Meslek Yasası ve Medya Meslek Birliği Yolculuğu" çalıştayına katıldık. Çalıştayın ikinci günü akşam yemeğine giderken, yaklaşık 20 dakika süren yol boyunca yine Miryokefalon konuşuldu. Sorular sormaya başladı, detayları öğrenmek istedi ve nihayetinde "Bu konuyu yerinde görmek, Isparta'ya gelip bir belgesel çekmek istiyorum" dedi. Sonra ağır ama net bir ses tonuyla şunu söyledi: " Bana bir şey olursa… İsmail beyi Ramazan Topraklı hocamızla tanıştır. Bu belgesel yarım kalmasın… O, bu işi tamamlar. " Bu söz, sıradan bir temenni değildi. Mehmet Ali Çelik ise özellikle cesur gazeteciliği ve ortaya koyduğu mücadele ile Isparta kamuoyunda önemli bir karşılık bulmuş durumda. Bu nedenle, " yaşarken hakkını teslim etmek " adına bu yazıyı kaleme aldım.

05 Nisan 2026 12:43

Köşe Yazarı

Basın Mesleğinin İtibar Mücadelesinde Tarihi Adım: Çanakkale Çalıştayı

" Basının Medya Meslek Yasası ve Medya Meslek Birliği Yolculuğu " başlığıyla düzenlenen ve 8 federasyonun destek verdiği çalıştaya, TİNGADER (Tüm İnternet Gazeteciliği ve Gazeteciler Derneği) olarak Genel Başkanımız Sayın Mehmet Ali Çelik ile birlikte biz de katılım sağladık. Gazetecilik mesleğinin yeniden saygınlık kazanması ise kısa vadede gerçekleşecek bir dönüşüm değildir. Gazeteciliğe 1980'li yıllarda Şanlıurfa'da başladım. Türkiye'nin nüfus bakımından ilk 10 şehri arasında yer alan Şanlıurfa'da aktif gazeteci sayısı oldukça sınırlıydı. Meslek, yerel ve ulusal basını temsil eden 10-15 isim tarafından büyük bir hassasiyet ve sorumluluk bilinciyle icra edilirdi. " Tüfek icat oldu mertlik bozuldu " denilir ya, daha yumuşak bir ifadeyle söylemek gerekirse; dijital dünyanın sınırsız imkânlarıyla birlikte gazetecilik de kendi doğasından uzaklaşma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. UBK Genel Başkanı Sayın Şakir Gürel'in tespiti, meselenin özünü açık biçimde ortaya koyuyor: " Gazeteciler, o kadar itibarsız ve sıradanlaştırılmıştır ki, kendilerini kayıt altına aldırmak istediklerinde Ordu'da Madeni Eşya ve Sanatkârlar Odasına, Samsun'da Emlakçılar Odasına, Bursa'da Elektronikçiler Odasına, Şanlıurfa'da Aktarlar Odasına, velhasıl Türkiye'nin 81 ilinde kendi meslekleri ile uzaktan yakından ilgisi olmayan meslek odalarına kayıt yaptırmak zorunda kalmışlardır. " Bu acı tablo, yalnızca bir eksiklik değil; mesleğin kurumsal kimliğinin henüz tam anlamıyla tesis edilemediğinin açık göstergesidir. Yıllardır konuşulan ancak somut adımların sınırlı kaldığı bir sorunun çözümü için Çanakkale'de ortaya konan irade, adeta meslek adına verilen yeni bir " kurtuluş mücadelesi " niteliği taşımaktadır. Ayrıca UBK bünyesinde yer almamasına rağmen sorumluluktan kaçmayan, herhangi bir komplekse girmeden çalıştaya katılarak destek veren ve yaklaşık 30 yıldır bu sorunun çözümü için mücadele ettiklerini ifade eden TGF Genel Başkanı Sayın Yılmaz Karaca'nın varlığı da bu birlikteliğin değerini artıran önemli bir unsurdur. Başkanvekili Sayın Nizamettin Bilici, program koordinatörü Sayın Sultan Taptık, çalıştay moderatörü Prof. Dr. Sayın Ayşe Elif Emre Kaya ve ev sahibi UBK Çanakkale Temsilcisi Sayın Vedat Sezer başta olmak üzere emeği geçen tüm isimler bu sürecin önemli yapı taşlarıdır. Meslek adına yük alanlarla sürecin dışında kalanlar arasında belirgin bir fark vardır.

01 Nisan 2026 06:55

Köşe Yazarı

14 Mart'ın İyileri, Kötüleri Ve Çirkinleri…

14 Mart Tıp Bayramı dolayısıyla başta hekimlerimiz olmak üzere tıp öğrencilerimizin ve bütün sağlık çalışanlarımızın bayramını gönülden tebrik ediyoruz. Bu tür örnekler istisnadır ve sağlık ordusunun büyük çoğunluğunu asla temsil etmez. Bugün, sinema tarihinin unutulmaz yapımlarından biri olan " İyi, Kötü ve Çirkin " filminden esinlenerek; doktorluk mesleğinin iyilerini, kötülerini ve çirkinlerini ele almak istiyoruz. Amacımız karalamak değil; güzel örnekleri öne çıkarmak ve mesleğin gerçek değerini hatırlatmaktır. Kırk yılı aşan gazetecilik hayatımda sağlık alanını yakından takip etme fırsatım oldu. Anadolu Ajansı'ndaki görevim sırasında bir dönem Sağlık Bakanlığı muhabirliği yaptım. Gerçek bir hekim için hasta bir müşteri, bir dosya numarası değil, Allah'ın kendisine emanet ettiği bir candır. Ne yazık ki her meslekte olduğu gibi sağlık alanında da hırsına yenilen, gözü doymayan ve mesleğin itibarını zedeleyen kişiler zaman zaman karşımıza çıkabiliyor. Bir kanser hastasını " 55 bin liralık bir gelir kapısı " gibi görebilecek kadar vicdanını kaybedenler… Bunları zaman zaman okuduk, izledik ve büyük bir üzüntüyle takip ettik. Ancak burada altını çizmek gerekir ki bu tür davranışlar bütün bir sağlık camiasına mal edilemez. Bunlar da toplumun hafızasında " çirkin " olarak yer eder. " Doktor benimle ilgilenmez " endişesiyle yaşadıklarını içine atar. Sağlık sisteminde tartışılan konulardan biri de performans uygulamalarıdır. Bir ameliyat 20 dakikada bitebilir, bir başka ameliyat saatler sürebilir. Hayatın her alanında olduğu gibi sağlık camiasında da bunların örneklerini görmek mümkün. Bu vesileyle; insan hayatını korumayı " vicdan borcu " olarak gören tüm doktorlarımızın, sağlık çalışanlarımızın ve geleceğin hekimleri olan tıp öğrencilerimizin 14 Mart Tıp Bayramı'nı yürekten kutluyoruz.

14 Mart 2026 07:13

Köşe Yazarı

Dereboğazı Yolunun Bitmesi İçin Daha Kaç Can Lazım?

Gebze'den başlayan ve İstanbul-İzmir arasını 3,5 saate indiren 427 kilometrelik otoyol, 7 yılda tamamlandı. Üzerinde bir asma köprü, 29 viyadük, 3 tünel, 199 köprü bulunan bu dev proje, "konfor" ve "zaman tasarrufu" gerekçesiyle hayata geçirildi. Türkiye'de bunun gibi onlarca örnek var. Yaklaşık çeyrek asırdır tamamlanamayan Isparta-Antalya Dereboğazı yolu için hâlâ "coğrafi şartlar" gerekçe gösteriliyor. Toplam uzunluğu yaklaşık 130 kilometre olan bu yolun, Antalya çıkışından başlayan 50 kilometresi duble. Ancak Isparta yönünden Antalya'ya doğru uzanan yaklaşık 80 kilometrelik bölüm hâlâ tek yol. Bu bir "kaza" değil, açık bir ihmal tablosudur. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'na açıkça sesleniyoruz: AK Parti iktidarında Türkiye, duble yollarla baştan başa örüldü. Konfor için, zaman kazanmak için, yakıt tasarrufu için milyarlarca liralık projeler hayata geçirildi. Antalya'ya giderken yakıt almak için durduğumuz istasyondaki personelin, sorunu özetleyen şu ifadesini daha önceki bir yazımda belirtmiştim ama tekrar hatırlatmak istiyorum: "Özellikle yağışlı havalarda polis, jandarma, oto kurtarıcılar alarma geçiyor. Çünkü kazalar artıyor…" Bu sözler, bir yolun değil; bir ihmal düzeninin fotoğrafıdır. *Farklı partilerden, farklı görüşlerden, farklı meslek gruplarından oluşan bir yapı hayata geçirilmelidir.

04 Şubat 2026 07:09

Köşe Yazarı

Bir Başdeğirmen İzmir'e De Lazım

Mübadele'nin 90. yılı dolayısıyla Tuzla Belediyesi'nin gemi ile düzenlediği üç günlük Yunanistan gezisine katılmıştık. O an dönemin milletvekili Gülay Dalyan'a dönerek, "Buraya da bir Kadir Başkan lazım" demiştim. Avrupa ülkesi olarak bilinen Yunanistan'daki belediyecilik anlayışındaki aksaklıkları görünce, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı merhum Kadir Topbaş'ın ortaya koyduğu hizmetlerin kıymetini çok daha iyi anlamıştık. Geçtiğimiz hafta Ankara'daki temaslarımızın ardından, İzmir'e dönmeden önce birkaç günlüğüne Isparta'ya uğradım ve Belediye Başkanımız Sayın Şükrü Başdeğirmen'i ziyaret ettim. Sohbet sırasında konu İzmir'e gelince, kendiliğinden şu cümle döküldü ağzımdan: "Bir Şükrü Başdeğirmen İzmir'e de lazım." Aslında bu ifade tek başına pek çok anlam içeriyor. Birkaç yıl Isparta'da yaşama imkânımız oldu. Bu nedenle İzmir'e taşınmış olsak da Isparta ile bağımız hiç kopmadı. Şunu da teslim etmek gerekir ki; Şükrü Başdeğirmen, Isparta halkının büyük bir kesiminde karşılık bulmuş, kabul görmüş bir belediye başkanıdır. Isparta'nın Türkiye genelinde daha iyi bir noktaya gelmesi, yaşam kalitesinin yükselmesi ve gençlerin bu şehirde gelecek kurmak istemesi hepimizin ortak kazancıdır. Hakkını teslim edelim: Şükrü Başdeğirmen, ortaya koyduğu icraatlarla sadece Isparta için değil, belediyecilik anlayışı açısından da örnek gösterilebilecek bir performans sergilemektedir. Ama ondan da önemlisi, Isparta'daki bu birlik havasının biraz daha güçlenmesi, şehrin geleceğine çok daha büyük katkılar sunacak ve kenti çok daha ileri bir noktaya taşıyacaktır.

28 Ocak 2026 07:24

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Kktc Siyasetinde İkinci Kadın Başbakan Dönemi Mi?

KKTC siyasi tarihinde bugüne kadar " ilk kadın başbakan " unvanı, 2013 yılında kısa süreli bir geçici hükümete liderlik eden Sibel Siber tarafından taşınmıştır. Siyasi kulislerde bu ihtimalin merkezinde ise Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Dr. Sıla Usar İncirli bulunuyor. Aradan geçen yılların ardından, ikinci kadın başbakanın yine CTP'den ve yine bir hekim kökenli siyasetçi olması ihtimali dikkat çekiyor. Yaptığımız telefon görüşmesinde, henüz bir ayını dolduran İncirli'nin siyasi hedefleri ve iddiası yüksek; " bekleyelim-görelim " siyasetini değil, " geliyoruz " söylemini tercih ediyor. Normal seçim takvimine yaklaşık bir yıl bulunduğunu, ancak 2026'nın ilk yarısında, özellikle Mayıs veya Haziran aylarında seçim yapılmasının mümkün olduğunu belirtiyor. CTP'nin yalnızca siyasi bir parti refleksiyle değil; sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve ekonomik örgütlerle istişare halinde hareket ettiğini vurgulayan İncirli, toplumda belirgin bir " değişim talebi " bulunduğunu savunuyor. CTP Genel Başkanı, mevcut hükümete yönelik eleştirilerinde ekonomiden güvenliğe, eğitimden sağlığa kadar geniş bir yelpazeye dikkat çekiyor. Yazımızı, CTP Genel Başkanı Dr. Sıla Usar İncirli'nin Kıbrıs meselesine dair değerlendirmeleriyle tamamlayalım: " Kıbrıs sorunu, KKTC açısından hayati öneme sahiptir. Bu sorun, Türkiye Cumhuriyeti olmadan çözülebilecek bir mesele değildir. Bunun bilincindeyiz. Kıbrıs Türk halkı uzun süredir statükonun devamını istemiyor; adil ve kalıcı bir çözüm arzuluyor. Kıbrıslı Türklerin geleceği, Rum tarafının isteğine ya da istememesine bağlı değildir, Rumların insafına bırakılamaz. Bu, tek taraflı alınacak bir karar da değildir. Biz kendi girişimlerimizi yapacağız. Cumhurbaşkanımız bu konuda küçük ama kararlı adımlarla ilerliyor. Çözüm kısa vadede mümkün görünmeyebilir; ancak hiç çaba gösterilmezse hiçbir sonuca da ulaşılamaz. "

06 Ocak 2026 07:37

Köşe Yazarı

Bülent Akarcalı Ve Kıbrıs Türkleri İçin Adanmış Bir Ömür

Yaklaşık 60 yıldır, aynı kararlılıkla Kıbrıs'ta iki ayrı devlet dışında bir çözümün mümkün olmadığını savunuyor. Telefon konuşmamızda, Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Altınbaş'ın bir haberimde dile getirdiği şu cümleyi hatırlattım: " İşe yaramazlık hissi kalbe zarar verir. " Sayın Akarcalı bu tespiti daha da ileri taşıdı: "Çalışmayan hücreler zamanla ölür. Sağlıklı yaşlanmak çalışarak mümkündür." Bu cümle, aslında onun hayatının da özetidir. AKARCALI: Kıbrıs meselesi benim hayatıma 20'li yaşlarımda girdi ve bir daha hiç çıkmadı. 1964 yılında ODTÜ'de öğrenciyken, Kıbrıs'tan gelen Türk öğrencilerle birlikte Ankara'daki ilk Kıbrıs mitingini düzenleyenlerden biriyim. Brüksel Üniversitesi'nde okurken, kendilerine "Helenli Öğrenciler" diyen bir grubun, 1963'te şehit edilen Kıbrıs Türklerini "Türklerin öldürdüğü Rumlar" gibi gösteren iftira dolu bir fotoğraf sergisi açtığını gördüm. 1967'de Rum katliam girişimleri başladığında ise Brüksel'de yaşayan Emirdağlı işçilerin topladığı parayla Kıbrıs'a silah gönderilmesini sağladık. AKTÜRK: Siyasi hayatınız boyunca Kıbrıs dosyasını hiç bırakmadınız. AKARCALI: 1983–2002 yılları arasında milletvekilliği yaptım. Bu 20 yılın tamamında Kıbrıs hep birinci gündemimdi. 1985–2000 yılları arasında Avrupa'da tespit ettiğim kişi ve kurumlara, beş farklı dilde yaklaşık 15 bin mektup gönderdim. Avrupa Parlamentosu'nda, Avrupa Konseyi'nde ve pek çok uluslararası platformda Kıbrıs Türklerinin haklarını savundum. AKTÜRK: Israrla "iki ayrı devlet" diyorsunuz. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti, 1974'te Yunan darbesiyle fiilen bitmiştir. 1963 ve 1967 katliamlarıyla tek devlet fikri çökmüştür. 2004 Annan Planı'na Rumların "hayır" demesi ise Türklerle bir arada yaşamak istemediklerinin açık ilanıdır. Bu, "tek devlet olsa bile Türkler azınlık olsun" anlayışıdır. AKARCALI: Kıbrıs meselesi unutulacak bir mesele değildir. Belçika Ankara Ekonomi Danışmanı olarak, Belçika tarafından finanse edilen 30'dan fazla endüstriyel projenin hayata geçirilmesini sağladı.

30 Aralık 2025 07:28

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha