
BİZE bu konuları anlatan, günümüzün keşmekeşinden alıp nurlu asırların ışıklı anlarına taşıyan ilim ve gönül dünyamızın unutulmaz simalarından Dr. Haluk Nurbaki Hocamız sevenleri tarafından Hakka vuslatının sene-i devriyesinde pek çok yerde anılıyor. Dr. Haluk Nurbaki gençliğe Kur'anın bilimsel gerçeklerini bıkıp usanmadan anlatan bir bilim insanıydı. Bütün hayatını hekimliğinin yanısıra Kur'anı, Hz. Peygamberi ve Ehl-i Beyti anlatmaya adamıştı. DR. HALUK NURBAKİ'ilim ve aşkı' aynı potada eritebilmiş bir 'hakikat adamı' idi. Beyaz önlük giymiş bir tabip oluşunun yanı sıra İslamiyet'in tertemiz, pırıl pırıl umdelerini tasavvuf diliyle aktaran bir 'mânâ doktoru' idi. İslam'ın yüceliğini, Fahr-i Kainat Efendimizin insanlığa getirdiği kuşatıcı rahmeti anlatıyordu. İSLAM yücelerine bitmez bir hayranlığı vardı. O dönemden sanki bu asra ışınlanan bir Âşık-ı Peygamberi idi. 1954 yılında mecburi hizmetin son durağı olan Afyon'un Sinan Paşa kasabasına geldiğinde burada sohbetlerinde sık sık "Faik ağabey" olarak andığı mürşidi Faik Saraç Beyefendi ile tanışır. Mânevi silsile 93 Harbi imamı Hafız Osman Bedrettin, Şeyh Samini ve Şeyh Ali Septi vasıtası ile Bahaeddin Nakşibend hazretlerine intikal ederken, diğer bir yandan da Abdülkadir Geylani Hazretlerine gider. DR. HALUK NURBAKİ ilmin önceliğini sürekli öne çıkarıyordu. Nurbaki Hocanın dilinden düşürmediği duası "Allah infak etme zevkini almasın bizden"şeklindeydi. "Manevi yaralarınızı sarmak istiyorsanız, eksiklerinizi gidermek istiyorsanız infakınızı arttırın"mesajını hiç ihmal etmiyordu. Haluk Nurbaki Hocanın yine dilinden düşürmediği diğer bir duası da 'Fahr-i Kainatın aşığı ve Ehl-i Beytin kölesi' olma şerefini bizden alma" şeklindeydi. HAYATI âşıklar ve meczuplarla dostluk üzerine kurulu idi. Dr. Haluk Nurbaki'Muhammedi' idi ve bunu önemli sayardı. İLK kitabı olan 'Tek Nur'da İslamiyet'in iman esasları olan; Allaha iman, peygamberlere iman, kadere iman, meleklere iman ve Kur'ana iman gibi meseleleri fizik ve biyolojinin yasalarından bilimsel gerçeklerle anlattı. Kur' an Mucizeleri, Kur'anın Matematik Sırları, Namaz Sureleri Yorumu, Sure-i Yusuf'un Yorumu, Sure-i Tekvir'in Yorumu, Bakara Süresi Yorumu, Ayet-el Kursi Yorumu ve Yasin Suresi Yorumu çok bilinenler arasındadır.
Kaynak: İstiklal
02 Haziran 2026 07:30
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Aşk Dolandırıcılığı Ve Kırık Kalpler
İkimize de iyi geldi. Çizgilerine dikkat kesildim. Dalgın olanları vardı bir de. Geç kalma ve bir şeyleri elden kaçırmama telaşında olanlar ise en dikkat çekici olanlarıydı. Turist ağırlıklı bir kalabalık vardı. AYAKLARIM beni Türkiye Yazarlar Birliği İstanbul Şubesi'nin dış duvarlarına kadar götürüp orada bırakmıştı. İçimden "Tamam" dedim "Yine hararetli bir muhabbetin içine düştün…" Böyle durumlarda yancı olmayı severim. AŞK dolandırıcılığından bahsediliyordu. Aklıma ilk olarak kalp kırıcı romantik dolandırıcılar geldi. Yaşadığımız zamanın teknolojik imkânlarını kullanarak gönüllere girmek için sahte aşk numaraları yapan madrabazlara gitti zihnim. Muhatabının profilinden duygusal çözümlemeler yaparak zaaflarını keşfettikten sonra yoğun ilgi ve sevgi sözleriyle yönelip onların duygusal boşluklarına çalışan profesyonel aşk sahtekarlarını da unutmamak gerekir tabii. AMA anlatılan bunlar değildi. Kendisini aşk derecesinde sevip sorgusuz sualsiz itaat edenlere kurtuluş vaadinde bulunan aşk dolandırıcılarından bahsediyordu. Kişinin bir asla, bir esasa, bir sabiteye dayanmadığında bu nevi aşk dolandırıcılarının acımasız ellerine düşüp çalınan imanlarından, bozulan ikrarlarından, istikametini şaşıran yolculardan ve kırılan kalplerden bahsediyordu. HİÇ haksız değildi. Aşk dolandırıcılığı sadece fiziksel değil. Kendisine bir silsile uydurup pâyeler vererek saf insanların hem maddi varlıklarını sömüren hem de onların umutlarını çalan üstelik bunu Allah adına yapan aşk dolandırıcılarına daha çok dikkat etmek gerekir.
06 Haziran 2026 07:30

Ah Ulan Kadir
Kendisine bir direktif verildiğinde asla önünü arkasını düşünmez, söyleneni harfi harfine yapar ve büyük bir başarı kazanmışçasına hızını düşürerek hafiften sağa sola yalpalayarak "Aferin" almak için dönerdi. Bu haşarı çocuk bir "Aferin" için dünyayı yakabilirdi. Uzaktan gördüklerinde "Ah ulan Kadir" derlerdi. Kadir ise vazifesini yerine getirmeye her an amade bir er gibi koşarak sese gelir ve "Buradayım" diye tekmil verirdi. BİR defasında köy tarlalarının sonunu göstererek, ki epeyce uzak bir mesafeydi, Kadir'e " Oraya kadar hiç durup dinlenmeden koşup geri gelebilir misin?" demişlerdi. Gözünde uzaklık, büyüklük, zorluk gibi kavramlar bulunmayan Kadir "Yaparım tabi ne var ki onda" diye cevaplayınca "Haydi o zaman göster kendini" cümlesini duyar duymaz depara kalkarak koşmaya başlamıştı. O uzaklaşınca yine neredeyse hep bir ağızdan "Ah ulan Kadir" cümlesini söyleyerek, bu imkânsız demek istemişlerdi. Bir süre sonra Kadir dili dışarda kan ter içinde dönünce herkes şaşırmış ve kollektif bir "Aferin" armağan etmişlerdi. Kadir her geldiğinde "Haydi bana yapamayacağım bir söyleyin dercesine" elini ceplerine sokuyor ve kendi etrafında daire çizerek yeni vazife tevdi edilene kadar bir nevi meydan okuyor ve hayat böyle akıp gidiyordu. Birgün "İmam köyüne gitmiş, ezan okuyabilecek kimse yok, sen okur musun?" dediklerinde "Okurum tabi" diyerek camiye koşmuş ve vaktin gelip gelmediğini dikkate almadan bildiği kadarıyla ezan okumuştu. Kadir'e " Çok acıktık, ses çıkarmadan gizlice yanaşıp Hüsnü amcanın azığını getirebilir misin?" demişlerdi de gidip bir koşu alıp dönmüştü. KADİR'E yeni bir iş bulmuşlardı yine. Diğerlerine göre daha fazla tehlike barındırdığından kuru "Aferin" yerine bu defa bir dal sigara önermişlerdi ki, bunun için neler yapmazdı. YILLAR sonra " Ah ulan Kadir" ile İzmit'te karşılaştım. Eve döndüğümde defterime "Ah ulan Kadir, ah Kadir oldu. Ama bu nasıl oldu?" cümlesini yazmıştım " Hayatımızda izah edemediğimiz ne çok şey var" diyerek.
23 Mayıs 2026 07:26

Hazır Kavramlarla Yaşamak
Buradaki maksadı insanları minnet altında bırakmamaktı. Dostları için yorulmak diye bir şey bilmezdi. Gerekirse dünyanın bir ucuna gider gelirdi dostları için ama bunu göze sokmadığı gibi söylemezdi de. Bu gibi durumlarda tek cümlesi "Lafı bile olmaz" idi. "Haydi" dediğinizde "Nereye" diye sormazdı. Bu onun için dünyanın en ayıp ve utanılacak davranışıydı. SAĞLIKLI yaşam konusunda hassastır. Herkesle ayrı bir hususiyetle ilgilenen ve kendisine emanet edilen bilgileri asla üçüncü şahıslardan duyamayacağınız yalçın kişiliklere denk gelmek artık çok güç. Hele de menfaati, çıkar üzerinden ilişki kurmayı kendisine uyanıklık şeklinde kodlayan büyük şehir insanları arasında nadir görülen bir meziyet bu artık. Geçen Cuma yine beraberdik. Sadece ayak konusunda derli toplu bir konferans rahatlıkla verebilir ama bu haftaki sohbette beni vuran esas cümlesi: "Hazır kavramlarla yaşanmaz." oldu. BAŞKALARININ bizi değiştirip dönüştürmek için hazır paketler halinde zihnimize dikte edilen kavramlarla yaşıyoruz. Hazır paketten kullanıyoruz. Olaylara kendimiz vâkıf olup yorumlamak yerine belirlediğimiz yazar, kanaat önderi ve siyasilerin söylemlerini hiç düşünmeden alıp kullanıyoruz. Onları sloganlaştırıp uğruna ömürler harcıyoruz. Cebimize konulanları harcıyoruz. Hazır kavramlarla yaşamamızı sağlayanlar buna bağlı olarak meydana gelen hastalıklarımızı da aynı konseptle tedavi ettiklerini söyleyerek paramızı alıyorlar.
21 Mayıs 2026 07:30

Mezar Taşını Taşıyamam Şiirini Taşırım
Vefat edenleri yolda defnediyorlardı. Başına bulabildikleri bir taşı dikerek bir daha asla geri dönüp göremeyecekleri yakınlarını toprağın bağrına bırakıp ilerliyorlardı. BAŞLARINDA Çerkes Thametesi Canbolat Beğ vardı. Yine de baş etmek mümkün olmuyordu. CANBOLAT Beğ'in başında bulunduğu kafile karayoluyla ilerliyordu. En kötüsünü düşünerek vefat edenlerini yolda toprağa sırlamış olmalarına bile sevinecek hâle düşmüşlerdi. YOL aldıkça iklim farklılıkları da bünyelerde farklı etkiler meydana getiriyordu. CANBOLAT Beğ dinlenme zamanlarında insanları başına toplayıp şiir söylemeye yöneldi. Evvela yolda defnettikleri isimleri zikrederek manzum aktarımlarda bulunuyor, onların yiğitlikleri, kahramanlıkları, asillikleri, kılıçlarının şekli, kamalarının desenleri, geleneklerine olan bağlılıkları, ailelerine olan düşkünlükleri, yemeklerinin lezzetleri, atlarıyla olan kardeşlik bağlarını içeren duygularını "Pşıne" denilen mızıkalarının eşliğinde anlatıyordu. Bunun kısmen de olsa iyi gelip nefes aldıklarını gördüğünde sürüldükleri topraklarda milli kimliklerini kaybetmeyip pekiştirmesi için "Çerkeska" dedikleri kıyafetlerinin özelliklerini ve kendilerinde uyandırdığı hisleri de dile dökmeye başlamıştı. Şiir meselesini sorduğundaysa "Göçe zorlanan milletlerin vatanı şiirdir" demiş. Devamında "Evlerimizi, avlularımızı taşıyamadık ama yerleşirken çıktığımız köyün planına göre konumlanarak sonraki nesillere bu krokilerle yaşamayı miras bıraktık" demiş. " Mezarlarının taşını taşıyamadığını ama o şiirlerle, mesellerle kalplerinde onları buraya taşıyıp yeni nesle emanet ettiğini" söylemeyi de ihmal etmemiş.
19 Mayıs 2026 07:30

Ben Severim Sen Kaçarsın
İSMİNİ soranlara memleketinden mülhem "Adım Yamandır" soy adım ise "Gürsoy" diye cevap verirdi. Belki de bunun için babası kendisine Necmi demişti. UZUN yıllar Ankara'da hizmet etmişti. Bir ara İstanbul'da alana özel ilk açılan hastanede görev almak istemiş ve yine göç etmişti. Bu amaçla binlerce soruya cevap vermişliği vardı. Terapi çadırından çıkmıyor, deprem travmasına uğrayanlara yardım ediyordu. Bununla yetinmiyor meslektaşlarını da sahaya davet ediyor ve onları da bu çalışmalara ortak ediyordu. Bugünle o yılları birbirine bağlamaya çalışıyor, tefekkürünü derinleştirmeye gayret ediyordu. Nevruz çiçekleriyle yârenlik etmeyi seviyordu. "Saklıda bir sevdiği" olduğu imasında bulunanlara kendince yârenlik yapmak için sesinin ne kadar güzel olmadığına inansa da Pir Sultan Abdal'ı n şu nefesini okuyordu: … ONA göre "Alagöz" güzelliğin misaliydi. Hayır, hayır buluyordu. Baharın müjdesiydi alagöz. "İman senin nerendedir" sözü de bunun için…
16 Mayıs 2026 07:10

Şahımız Mansur Olacak
"Hayranlık mertebesinde" yaşardı. Böyle durumlarda gayr-i ihtiyari "Hay Allah" veya "Sübhanallah" derdi. ADI Şah idi. Heyecanı doruklara tırmandığında çevresindekiler ona "Şehinşah" da derlerdi. Yaşanan bütün olumsuz şartlara ve övücü yaklaşımlara da yine ancak bu kadar "Müstağni" kalınabilirdi. Elindekilerle yetinen ve muhtaç olma hissi yaşamayan bu şahsiyetli tavır kralların kralı anlamına gelen "Şehinşah" kavramıyla karşılanıyordu. Sohbetler, menkıbeler her gece gelip pamukları savuran Hallacı Mansur'a dayanırdı. Adını bu muhabbetin bir nişanesi olarak Mansur koymuşlardı. MANSUR Hakkın yardımına mazhar olmuş demekti. Her defasında sağ elini kalbinin üzerine götürür ve "Şahımız mansur olacak inşallah" diye cevaplardı. ŞAH, ismi olsa da ona göre asıl şah kalbiydi. Çay demini, muhabbet kıvamını aldığında babası "Şah mansur diyor evladım" diyerek takılırdı. "Şah mansur diyor" dediğinde bunu emir telakki ediyor ve mansur neyi dikkatle alıyor, baş tarafına bir öpücük kondurarak üflemeye başlıyordu. Şah olan kalbimizi korumaya alarak mansur olmayı dilemeli ve gereğini yapmalıyız.
11 Mayıs 2026 07:10

Kemâl Bulmayan Kemal
Hatta çoğu defa bilmiyor gibi yapardı. Bu davranışı kocasının yaptığı destekleri kabul etmesini kolaylaştırırdı. Saf değildi ama safiyane davranırdı. KEMAL'İN bir ablası ve ağabeyi vardı. AKLI başında biriydi Kemal. İş disiplininden asla taviz vermezdi. Makine gibi değildi. Kritik kararlarda babası ve ağabeyi kendisine fikir danışırlardı. "Hissetmek hisse almak" gibi kendince tanımlamalar yapardı. "Bugün hayal makinasını çalıştırma günü", "Bugün kendi kendini aşma günü", "Bugün kendi canını sıkma günü", "Bugün kendini şımartma günü", "Bugün hayatını değiştirecek yeni bir şey öğrenme günü" gibi duyurular yapardı. KEMAL âni bir kararla uzun bir seyahate çıktı. Rivayetler dolaşmaya başlamıştı sonra. Dolaşıma sokulan kanaat "Kemal, kendini kendine kapattı" şeklindeydi. GİTTİĞİ gibi dönmedi. Düzensiz yaşıyordu artık. Kimse onu tanıyamaz olmuştu. Yüzünü çevirdi ve tebessümle "Kemâl bulmayan Kemal diyorsun içinden değil mi?" dedi. "Hayır" dedim, "Ne haddime…" … "Kemal eksiksizliktir. Ben eksik kaldım. Mükemmelliktir. Olgunluk anlamına gelir. Ben ham kaldım. Yetkinlik mânâsına gelir ama ben kendime bile yetişemedim, yetemedim. İlmimi arttıramadım, yüksek erdemlere yıldızlar kadar uzak kaldım. Hayatın, nimetlerin, ailenin, sevmenin, sevilmenin, değer bulmanın kıymetini bilemedim. Yanlışlara karşı kararlı duramadım. Duygularımı ve nezaketimi koruyamadım. Sabırla hayata uyumumu sürdüremedim. Hasılı erginleşemedim. Eksik kaldım. Kemâl bulmayan bir Kemal olarak kendi hapishanemin mahkûmu oldum." …
02 Mayıs 2026 07:15

Sözü Yükselten Adam
SELÂHADDİN ŞİMŞEK benim gönlümde "Meçhul bir meşhur" idi. Gönül göğüne yükselen bu cümlelerin sahibi "Tenha" idi. Kendini kibre bulayan bir şehir gevezesi değil, hakikat kaftanına sarılıp kalbinin Hira'sından sözcükler havalandıran bir "Dağ ereni" gibiydi. Bu gerçekler meydanında "Merd-i Meydan" olan ilmin kapısı İmam-ı Ali' nin izinden giden kimler yoktu ki! Ş. imzasıyla tüm bu kalem erbabına arka sayfa yazılarıyla güç veren muhkem bir kale vardı: Selâhaddin Şimşek. Masasının arkasındaki dolaptan bir fırça ve mürekkep kutusunu çıkarıp göstererek "Ressamlığı bıraktım ama sizin arka kapak yazılarınız için bunları bıraktım" demişti. Zihnimi çapalayan yüzlerce cümlesinin yanı sıra her daim gönlümün yiv ve setlerinde dönüp durarak yankılanan, sosyal mecra eblehleri tarafından Hz. Mevlana'ya yakıştırılan bir nefesi şuydu: "Sesini değil, sözünü yükselt. Çiçekleri büyüten gök gürültüleri değil, yağmurlardır." Yükselen sözler olan vahyin izinden giderek sözünü yükselten Selahattin Şimşek ustaya birikmiş tüm selamlarımla birlikte rahmet niyazlarımı yolluyorum. DÜŞÜNCE ve kültür dünyamızda benzersiz bir yeri olan Mehmet Selâhaddin Şimşek vefatının 32. Yılında Sakarya Büyükşehir Belediyesi tarafından rahmet ve saygıyla anılıyor. Pek çok ehl-i kalemin yazı ve hatıralarıyla vücuda gelen "Yıldızlara Tırmanan Adam: Mehmed Selâhaddin Şimşek" adlı eserde bu yazıyla yer aldık. Bugün saat 18.00'de Sakarya Ofis Sanat Merkezi' nde kitabın gala programı ile sanatçının özdeyişlerinden derlenen Ş. posterleri sergisinin açılışı gerçekleşecek.
29 Nisan 2026 07:10

Paragrafındaki Bir Cümleyim
Seri üretim yaparak sürümden kazanmak gibi bir derdi olmadığından her son işi öncekilerden daha sanatlı ve daha zevkli yaparmış. BİR sömestr tatilinde ısrar üzerine Konya Çumra'ya gitmek mecburiyetinde kalmıştım. Vakit öğleden sonraydı. "Gün içerisinde cama bir not bırakmadan nereye gitmiş olabilir ki" diye söylendiğimde "Babam namaz vakti dışında asla dükkândan adımını dışarı atmaz" demişti. Kapının camını ritmik bir şifre ile üç kere çalınca sert bir eda ile içerinden gelişini görmüş biraz telaşlanmıştım ama beni fark edince çehresi birden munisleşmiş ve tebessümle içeriye davet etmişti. AYAKKABIDA kalitenin kullanım şartlarına mahsus olarak hazırlanması ilk temel ilkeymiş. AYAK divanı uzun sürdüğünden bize orada yer göstermek üzereydi ki, "Babacığım içeride oturmaya desturun var mı?" diye müsaade istedi. "Elbette evlatlar buyurun ibadethaneme" diyerek minik deri ürünlerinin asılı olduğu ahşap kapıyı ittirerek açtığında kendimizi muhteşem bir kütüphanenin içinde bulmuştuk. Modern bir debbağın günlük iş ürettiği çalışma alanının neredeyse beş katı büyüklükte bir kütüphanesinin olması elbette şaşırtıcıydı. "Bu kadar okumanın bir çıktısı olması gerekir" demiştim gayri ihtiyari. "Olmaz mı, tabi ki var" cevabını almıştım. Gazetedeki köşesi için yazdıklarını akşam muhakkak eşine okur ve düzeltmeler yaparmış. ANNESİNE ablası sürekli "Babam senin için hiç yazdı mı?" diye soruyormuş. Önceleri duymazlıktan gelip geçiştirmiş. Ama sıkıştırmaları son bulmayınca bunaldığından "Ben babanızın yazdığı her paragrafın bir cümlesiyim" deyivermiş. Annelerinin kendilerini geçiştirdiğini düşünerek yine sıkıştırdıklarında onları ancak kendisinin anlayabileceğini evlat bile olsa onlara kapalı olduğunu söylemiş. Oysa bozkırın tezenesi Neşet Ertaş bize bunu yıllar evvel "Sevda sırrınan olur" diyerek fısıldamıştı. Geçenlerde hatırını sorup duasını almak üzere aradığımda "Gönderdiğim'Eğri Çizgiyi Doğru Devam Ettirme' kitabını ancak büyüteçle okuyabildim evlat" diyerek hüznünü izhar edip tebrik etmişti. Ben de "O kurşun kalemleri tutan elinin her parmağını hürmetle öpüyorum" diyerek mukabele etmiştim.
25 Nisan 2026 07:25

Mihrabın Önderliğinden Toplumun Örnekliğine
KALBİNE iman yazılanlar, mihrap bilincine ulaşmış olmayı çok önemserler ve onu her ne surette olursa olsun bütün güçlükleri göğüsleyerek korumaya çalışırlar. Mihrap mü'min kalbidir. MİHRABIN yıkılması tesanüdün kırılması, tesbihin dağılmasıdır. Bu duyarlılığın farkında olanlar mihrabın sağlam olmasına azami özeni gösterirler. Zira orada sakınılması, korunması, muhafaza edilmesi mecburi olan hususlar yer alır. MİHRAP bir yapının en şerefli kısmıdır. Mihrap kelimesinin harp kökünden türediğini belleyip kavrayarak içselleştirdiğimizde içine düştüğümüz problemlerden çıkış yollarını bulmaya başlayacağız. Mihrabın önderliğinden toplumun örnekliğine giden yolda yaşanan kayıplar harbi kaybetmekle eşdeğerdir. Mihrabı muhafaza etmek çevremizde dolaşıp kendini suret-i haktan göstermeye çalışan şeytanların düşünce kodlarını mihrabın önderliğinde çözerek vahyin öngördüğü ve Fahr-i Kâinat Efendimizin örneklediği hakikatli yoldan bir milim bile sapmadan yol almakla mümkündür. Mihrabı muhafaza etmek ruhi dirilik ile yani hayy olmakla ancak elde edilir. HAFTA sonu aile danışmanı ve çocuk gelişim uzmanı Özlem Gınık ve eşi Erol Gınık'la Konya'ya davetliydim. Konya Selçuklu Müftüsü Selim Yazıcı'nın kadroyu desteklemesine ve arkalarında eşi Elif Yazıcı ile beraber dağ gibi durduğunu gözlemekten mutlu oldum. Yine Selçuklu Aile ve Dini Rehberlik Bürosu Koordinatörü Vaize Sibel Pınar ve eşi Orhan Pınar' ın faaliyetlerdeki her karede bütün sahihlikleri ile yer almaları birbirlerinden güç almalarının hakikatli bir numunesiydi. Gerçekten de mihrabın mânâsını içselleştirip toplumun örnekliğine taşımak için fazilet bayrağını düşürmeden taşıyan Selçuklu Müftülüğü Vaizi Abdurrahman Güneş ve eşi Atiye Güneş' e, Selçuklu Cami İmam Hatibi Hidayet Eskici' ye, Müftülük Sekreteri Zeynel Abidin Coşkun'a, Sosyal Medya Sorumlusu Sezai Elhan' a, bizi onlarla tanış kılan ve pek çok hizmetin iç enerjisi olarak koşturan vaize arkadaşım Hülya Anıl Hocaya, İdeal Aile Projesine katkı koyan tüm hisli kalp sahiplerine sonsuz şükranlarımı iletirim. İlk gün Konya'ya ayak basar basmaz bizleri TV 42' de programına konuk eden Rumeysa Zügül ve Özcan Dalgıç' a da derin muhabbetler sunarım. Mihrabın boş bırakılmadığını gördük.
22 Nisan 2026 07:30

Hırçın Bir Kedi Değilim
Kendi alanına saygı göstermen başkalarının alanına gösterdiğin hürmet ile ölçülüp, biçilir. Kendine bunu daha çok yakıştır. İç âleminde saldırıya her an hazır olan menfi yanına hâkim ol. Kendine hâkim olmayan çevresine de olamaz. Sen de olma. Yerin belli olmalı, fikrin net, ifaden sarih olmalı. Yani ne zalim ol, ne de mazlum. KUCAĞINDA sevimli bir kedi vardı ustanın. Günün dersi nedense sakin olan bir kedi üzerinden ama hırçınlık konusunda gerçekleşti. "Hırçınlık genellikle sakin bir görüntü altında gelişip büyür. Fırsatını ve uygun kişiyi bulduğunda gerçekleşir. Sen böyle olma. Dışın sakinse, durgunsa, duruysa için de öyle olmalı." … Zira hırçın olan bizdik, o değil! Bu, böyleyken kendimizi masum görmemiz çok masum bir davranış olmuyor.
20 Nisan 2026 07:14

Konuşuyor Ama Anlatmıyor
Merhum Süleyman amcam sahip çıktı. Herkesle konuşacak bir mevzusu olurdu. Hafta sonları Haydarpaşa'dan trene binip giderdim. Merhum Günay yengem ise eşine az rastlanacak gönül cömerdiydi. Sohbet mahfillerine götürürdü. Hatip konuşmasının sonunda "Haydi şuraya gidiyoruz demiş olsa" kimse hayır demezdi. KİMİ sohbetlerdeyse heyecan dozu düşüktü. Düşünmeye sevk ederdi. Amaç güdülemek değildi. O günlerde bunları ölçüp tartacak bir teraziye sahip değildim. Ama amcam bunu layıkıyla yapardı. AKTARDIĞIM ilk türdeki sohbetlerden sonra aklımda mıh gibi çakılı kalan şu değerlendirmeyi yapıyordu sadece: "Konuşuyor ama anlatmıyor." İkinci türdeki sohbetler ona göre besleyiciydi. Temel amaç taraftar oluşturmak ve oradan bazı yararlar devşirmek olmadığından belirlenmiş bir alana sıkıştırılmıyordu dinleyiciler. Çocuktum evet, heyecan dozu düşüktü tamam ama bu tarz anlatımlar ruhuma daha fazla işliyordu. Amcam bu şekilde cereyan eden muhabbetlerin çıkışındaysa diğerinden farklı olarak şöyle diyordu: "Hem konuştu hem anlattı." … BİRİNDE şeklen sohbet var ama içerik zayıf. Savunma ve saldırı mekanizmalarının çalıştırıldığı sohbetlerin sahih bir amaç taşımadığını düşünüyorum. "Konuşuyor mu, anlatıyor mu?" sorusunu sorun kendinize.
18 Nisan 2026 07:10