×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

İbrahim Altay

Kimi zaman bir itirafnamedir. Kimi zaman tarih mahkemesine sunulmuş bir savunma gibidir. Kimi zaman yazarın kendisiyle kimi zaman da başkalarıyla hesaplaşmasıdır. Kimi zaman aklamak kimi zamansa karalamak için yazılır. Elbette hatırat her zaman iz ve ses bırakma arzusunun bir eseridir. Kanaatimce hiçbir zaman asıl mesele olup bitenleri aynen olup bittikleri gibi kayda geçirmek değildir. Oysa, aynı hadiseyi yaşayan insanların o hadise hakkındaki kanaatleri asla birbirinin aynısı değildir... Neyi anlatacağımıza olduğu kadar neyi anlatmayacağımızı da seçmeliyiz. O üzülmesin, bu kırılmasın, öbürüne ayıp olmasın, demeye başladığınızda yazdığınızın ne kadar hatırat olduğu tartışmalı hale gelir. Fakat, unutmayalım, hakikat genellikle yazarın bizi ikna etmeye çalıştığı fikir ile aynı değildir. Anlatılanların kahramanı olmasak bile hatıratların hemen hepsi "bizim" başımıza gelenler hakkındadır. İTİRAF VE JURNALLER Hatıratın en sahici damarlarından biri "gecikmiş iç konuşmalar"dır. Kimi zaman yazar için hatıratını yazmak bir varoluş mücadelesine, daha doğru bir ifadeyle "vasıtasına" dönüşür. Yazmak ve kurtulmak ister. Cemil Meriç'in Jurnaller'inde olduğu gibi... Meriç'in derdi kendini kaydetmek değildir. Hele ki edebiyatta hatırlamanın çoğu zaman yeniden yazmak ve kurgulamak olduğunu bildiğinizde.

Köşe Yazarı

Kaynak: Sabah

24 Nisan 2026 07:29

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Aşk Nedir?

"İşitin ey yarenler aşk bir güneşe benzer / Aşık olmayan kişi misali taşa benzer" buyurmuş Yunus. "Behey Yunus sana söyleme derler / Ya ben öleyim mi söylemeyince..." Aşk bir haldir ve bir görüşe göre o hali ancak âşık olan bilir. "Aşkın odu ciğerimi / Yaka geldi yaka gider / Garip başım bu sevdayı / Çeke geldi çeke gider" diyen Eşrefoğlu Rumi'nin buyurduğu gibi: "Bela yağmur gibi gökten yağarken / Başını ana tutmaktır adı aşk." AYRILIK BAHSİ Aşkın harcı ayrılıktır. Gönülden ah etmenin zevkine varmış Neşâti gibi mahzun mahzun söyletir: "Gittin ammâ ki kodun hasret ile cânı bile / İstemem sensiz olan sohbet-i yârân-ı bile." Aşk gönülde yuvalanır. Kadı Burhanettin'e sorarsak aşk bir gönlün bir başka gönülle birleşmesi, onun içinde erimesidir: "Özünü sende yitirdi bulamadı dahi hiç / Özünü bula meğer özün ile deli gönül." Ve Necati'nin gönlümüz redifli gazelinde işlediği gibi aşka düşen gönül âvare düşer. "Sen vefasız yâre düştü gönlümüz/ Sen gözü ayyâre düştü gönlümüz / Derdin ile hoş olalı başımız / Aşk ile avâre düştü gönlümüz." EN UZUN GECE Başta da dediğimiz gibi aşk bir haldir ve dahi onun da bin bir türlü halleri vardır.

19 Haziran 2026 00:00

Köşe Yazarı

İbrahim Altay

İstanbul Valisi Davut Gül'ün öncülüğünde kitap, spor, müzik ve sosyal destek alanlarında dikkat çeken çalışmalar hayata geçirildi. Yani İstanbul'daki çocuk sayısı ülkemizdeki 72 şehrin nüfusundan daha fazla. Çocuk sayısı bakımından İstanbul, Avrupa'da ilk sırada. Üstelik bu hesaplara yaşı ilerlediği halde büyüyememiş olanlar dahil değil. İstanbul'a vali olmak çocukların da valisi olmak demek. Aynen şöyle söyledi: "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan bize bir talimat verdi: 'Kendi çocuğunuz için ne istiyorsanız valisi olduğunuz şehirlerdeki bütün çocuklar için aynısını isteyeceksiniz." Biz de bu sözü ilke edindik ve tarafımıza tevdi edilen bu görevi en güzel şekilde yerine getirmeye çalışıyoruz." Vali beye bu çerçevede hayata geçirdikleri projeler hakkında sorular sorduk. Anlattıklarını belli başlıklar altında tasnif etmek gerekirse... Okuma kültürü, spor, müzik, sosyal katılım, dezavantajlı çocukların desteklenmesi ve başarının ödüllendirilmesi ön plana çıkıyor... Şimdi bu başlıklara biraz daha yakından bakalım. KÜTÜPHANE KÜLTÜRÜ OLUŞTU Cumhuriyet'in kurulduğu 1923 yılından Davut Gül'ün vali olarak atandığı 2023 yılına kadar geçen bir asırda İstanbul'daki okulların kütüphanelerinde toplanan kitap sayısı 6 buçuk milyon civarındaydı. Girişte belirttiğimiz çocuk nüfusuyla karşılaştırdığımızda bunun arzu edilen düzeyin çok altında kaldığı kesindir. Üstelik bu kütüphanelerin çoğu derme çatma, yasak savmak kabilinden yapılmış, kimi yerde birkaç raftan ibaret, kitap seçiminde hiçbir hususa dikkat edilmemiş, hatta bir kısmı gazeteler tarafından eşantiyon olarak verilmiş haldeydi. Kısaca okullarımızda kütüphane kültürü mevcut sayılmazdı. Davut Gül göreve gelince bunun eksikliğini fark ediyor ve bir hedef belirliyor. Okulların nitelikli kitaplardan teşekkül eden nitelikli kütüphanelere sahip olmasını sağlamak. Valilik bu konuda inisiyatif ve sorumluluk üstlenmiş, sıkı durun, 3 yılda 100 yılda yapılandan daha çok iş yapılmış ve İstanbul'daki okullara 7 milyon 300 bin kitap kazandırılmış. Kitapların çocuklara uygun ve çeşitli olmasına özen gösterilmiş. Hepimiz biliyoruz ki kitabı rafa koyduğumuzda çocuğa ulaştırmış olmuyoruz. Kitabın çocuğa, çocuğun da kitaba ulaşması için ayrıca bazı çalışmalar yapmak gerekiyor. Bu yüzden 'Ben Okuyorum, İstanbul Okuyor' projesi hayata geçirilmiş. Bu projeye her okul kendi şartlarına göre dahil olmuş ve okuma saatleri sayesinde kitap okumak eğitim hayatının tabii bir cüzü haline gelmiş. Bununla da yetinilmeyip ailelere çağrı yapılmış: Her akşam 21.00 ile 21.30 arasında televizyonu, tableti, telefonu kapatalım; ailecek kitap okuyalım, denmiş. Ne kadar önemli. Çocukların yetişmesinde telkin kadar hatta daha önemli bir şey varsa o da olumlu örneklerdir. Baba ya da annenin sadece dediğini değil yaptığını da yapma eğilimi gösterir çocuklar. Çocuğun kitapla bağ kurmasında ebeveynlerin rolü yadsınamaz. Kitapların okullara girmesiyle birlikte sadece okuma değil yazma faaliyetinde de artık gözlenmiş. Okullarda öğrenciler tarafından çıkarılan dergiler hatta şiir ve hikâye kitapları çoğalmış. Böylece okuma faaliyeti, yazma cesaretine dönüşmüş. HER İLÇEYE BİR FUAR Burada kitap fuarlarına ayrı bir başlık açmakta yarar var. İstanbul Valiliği uzun yıllardır tartışılan kitap fuarlarına erişim sorununa da bir çözüm üretmiş. 39 ilçenin hepsinde fuar düzenlemek için kollarını sıvamış. Bu sayede Tuzla'da, Üsküdar'da, Sultanbeyli'de, Kartal'da, Pendik'te ya da Maltepe'de yaşayan çocukların İstanbul'un diğer ucuna taşınmasına gerek kalmamış. Kitaplar, yayınevleri, yazarlar ve şairler çocukların ayağına gitmeye başlamış. Ortalama 10 gün süren bu fuarlar Üsküdar'da şahsen de gözlemlediğim üzere bir şenliğe dönüşüyor ve çok da yararlı oluyor. Valiliğin organizasyona sağladığı destek sebebiyle maliyetler artmadığından fiyatlar da makul seviyede kalabiliyor... SPOR ŞEHRİ İSTANBUL Çocukları anlamak için onları bütün hususiyetleriyle ele almak gerekiyor. Bu çerçevede büyük önem verilen faaliyet alanlarından biri de spor olmuş. 'Spor Şehri İstanbul' projesi başlatılmış. Bütün okullarda spor kulübü kurulmuş. Yine verilerle konuşursak daha önce sadece 30 civarında olan okul spor kulübü sayısı bugün 2 bin 700'e ulaşmış durumda. Sporcu lisansına sahip öğrencilerin sayısı da, dikkat edin, 12 binden 875 bine yükselmiş durumda. Lisans dediğiniz nedir ki, bir kağıt parçası neticede, şeklinde itirazlar olabilir fakat gördüğümüz kadarıyla nicelik kadar nitelik de önemsenmiş. Okullardan gelen talepler doğrultusunda bütün branşlar desteklenmiş. Hatta bu branşları yapabilmek için gereken spor malzemeleri temin edilmiş. Yani çocuklar kaydedilip kaderlerine terk edilmemiş, takip edilmiş, eksikleri tamamlanmış, mümkün olan talepleri yerine getirilmiş. Spor yapmak istiyoruz ama imkânımız yok, yakınması ortadan kaldırılmaya çalışılmış. Vali Davut Gül'ün ifadesiyle: "Bu önemli. Çünkü spor, sadece beden eğitimi değildir. Çocuğu sokaktan, bağımlılıktan, hareketsizlikten ve yalnızlıktan koruyan güçlü bir alandır." MÜZİK HER YERDE Kitapları ve sporu en güzel şekilde tamamlayan etkinlik ne olurdu, diye sorsam pek çoğunuz şu cevabı verirdiniz: Müzik... Evet, İstanbul'da müzik de ihmal edilmemiş. "Enstrümansız Okul Kalmasın" anlayışıyla bu yıl itibarıyla 500 okulda müzik atölyesi kurulmuş. Vali bey "Her çocuğun en az bir enstrümana temas etmesi önemli. Müzik sabır ve dikkat istiyor, çocuklarımızda hem bu ikisini hem de ritim duygusunu geliştiriyor" diyor. KATILIM ÖNEMLİ Bütün bu faaliyetlerde sosyal bir boyut var ama bununla yetinilmemiş, çocukların sosyal katılımını geliştirmek için öğrenci meclisleri teşkil edilmiş. İstanbul'da halihazırda 115 bin sınıf var. Bu sınıflardan ikişer temsilci seçilerek geniş bir katılım sağlanıyor. Onlar da kendi temsilcilerini seçerek önce okul meclislerinde, sonra da ilçe ve nihayet il meclislerinde toplanıyorlar. Bu meclislerde öğrenci sayısı her zaman çoğunlukta oluyor ve çocuklar kendilerini ilgilendiren meselelerde söz sahibi olarak karar alma süreçlerinde etkin bir rol oynuyorlar. Bu projenin maksadının ne olduğunu soruyorum Vali beye. Şöyle cevap veriyor: "Bu uygulama, çocukların özgüven kazanması açısından çok önemli. Çocuk konuşmayı, itiraz etmeyi, teklif sunmayı, "hayır" diyebilmeyi, sorumluluk almayı öğreniyor. Vatan, bayrak, çevre, merhamet ve vicdan gibi değerler de soyut kavramlar olmaktan çıkıp yaşanan tecrübelere dönüşüyor." YALNIZ DEĞİLSİNİZ İstanbul çok büyük bir şehir ve İstanbul için yapılan her şeyin büyük olması gerekiyor. İstanbul'a hizmet sofistike bir anlayış ve gelişmiş kurumlar sayesinde mümkün oluyor. Bu çerçevede İstanbul Çocukları Vakfı merkezi bir adım öne çıkmış. 27 yıllık geçmişi olan vakıf, son dönemde daha kurumsal bir yapıya kavuşturulmuş. Kamu yararı statüsü alınmış, güçlü bir mütevelli heyeti oluşturulmuş. Vakıf sayesinde vermediği bazı sosyal destekler daha hızlı ve etkili şekilde yapılabiliyor. Vali beyin ifadeleriyle kısaca özetlemek gerekirse: "Bütün bu projelerin ortak noktası şu: Hiçbir çocuk tek bir kategoriye sıkıştırılmıyor. Biri diğerinin alternatifi yapılmıyor." Elbette bu çalışmaların sonuçlarını bütünüyle görmek için zamana ihtiyaç var. Vali bey 'suç oranındaki azalma, devamsızlıktaki düşüş, akademik başarıdaki artış, bağımlılıktan korunma gibi göstergelerin birkaç yıl içinde daha net ölçülebileceğini fakat bugünden görülen bir husus olduğunu söylüyor: "Çocuk kitapla, sporla, müzikle, sorumlulukla ve destekle buluştuğunda değişiyor." "Bir çocuk kitap okuyorsa muhakeme yeteneği gelişir. Karnı tok, ödevi yapılmış, yanında bir yetişkin olduğunu bilen çocuk hayata daha sağlam tutunur." "İstanbul gibi devasa bir şehirde çocuklara sahip çıkmak kolay değil. İstanbul'da yapılan şey, sadece sosyal yardım ya da eğitim faaliyeti değildir. Bugün İstanbul, o çocuklara şunu söylüyor: Sen bu şehirde yalnız değilsin." DEZAVANTAJLI ÇOCUKLARA SOSYAL DESTEK İstanbul'daki çalışmaların en dikkat çekici boyutlarından biri de dezavantajlı çocuklara yönelik destekler. Bugün 1400'ün üzerinde öğrenci bu destekten yararlanıyor.

07 Haziran 2026 07:49

Köşe Yazarı

İbrahim Altay

YAYINCILIĞIN HALİ EnstitüSosyal, sağolsun, ülkemize "dekolonyalizm" kavramını takdim etti. Kavramın kendisiyle alakalı memnuniyetsizliği ve itirazları şimdilik bir kenara bırakıp bunu müspet bir adım olarak görmek gerekir. Muharrirlerimizin bir kısmı gaflet, bir kısmı da dalalet içerisinde Batılı okurun görmek istediği Doğu'yu tasvir hatta imal etmek için çırpınmaktadır. Fakat aynı sorgulamayı bizim tarihimizden ya da sözgelimi Afrika tarihinden başka yazarlar hakkında yaptığımda, Konevi'yi, Attar'ı, Arabi'yi, Firdevsi'yi sorduğumda genellikle boş gözlerle bakarlar bana. Kolonyalistin eserleri insanlığın normali sayılır, evrensel kabul edilir. Sömürülen ise ancak yerel olabilir. Ancak efendisinin takdirini kazanırsa meşru kabul edilir. Elbette insanlığın bütün eserleri bizim için de verilmiştir. Kimi zaman aradığımız hazine intihar etmek için ayağımıza bağladığımız sandığın içinde olabilir. 5 KİTAP TAVSİYESİ Masamdaki beş kitabın uyandırdığı düşünceler bunlar. Çevirmen: Mehmet Akif Ezerbolatoğlu... Çevirmen: Faruk Akyıldız... Yazar: Walter D. Mignolo... Çevirmen: Oğuz Şahbaz... 19. YÜZYILIN UZUN GÖLGESİ... Çevirmen: Sefer Soydar... Çevirmen: Oğuz Şahbaz ve Selçuk Aydın...

22 Mayıs 2026 07:32

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

İbrahim Altay

Van'da kitap, artık yalnızca raflarda duran bir nesne değil; Vali Ozan Balcı öncülüğünde hayata geçirilen KitapVan projesiyle evlere, okullara, köylere ve hayatın tam merkezine taşınarak şehrin kültürel dönüşümünün simgesi haline geldi Bir idareci bir şehrin hem çehresini hem de iklimini bütünüyle değiştirebilir. Van Valisi Ozan Balcı'nın yaptığı gibi. Tabii ki vali beyin görev yeri değişmesin diye... "Biraz daha kalsın, en azından başlattığı projeleri bitirsin" diyorlar. Mübalağa ettiğimizi düşünenler meslek büyüğümüz Yavuz Donat'ın birkaç ayda bir Van'a giderek yazdığı yazıları okuyabilirler. KİTAPLARI SEVEN VALİ Ozan Balcı öteden beri "kitapları seven vali" olarak bilinir. PROJENİN AMAÇLARI Kendisi geçmişte gazetecilik de yapmış bir öğretmen olan Gökhan Arslan, Vali Ozan Balcı'nın bu projedeki yardımcılarından. "Maksadımız yalnızca çocuklara ücretsiz kitap ulaştırmak değil" diyor. "Okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak, okul ve ilçe kütüphanelerini zenginleştirmek, okumayı ödüllendirmek ve bu sırada yazma becerisini teşvik etmek, bu sayede şehrin kültürel ortamını canlandırmak ve zenginleştirmek. Bölgenin en kadim şehirlerinden olan Van'ı bir kültür merkezine dönüştürmek..." Hakikaten son birkaç yıl içinde şehirde ağırlanan yazarları, düzenlenen okur buluşmalarını, imza günlerini, söyleşileri, kitap kulüplerinin yaygınlaşmasını vs. şöyle bir incelerseniz bu konuda şimdiden epey mesafe alındığını görmek mümkün. Çünkü Vali Ozan Balcı'nın da belirttiği gibi "Bu, basit bir kitap alıp verme meselesi değil, kitabı hayatın içine sokmak için gösterilen bir çaba. Şehrin kültür haritasını yeniden çizmeye dönük bilinçli bir irade. Karakter, dil, fikir ve kültür inşası..." Proje 2022 yılında başlıyor. Gökhan Arslan'ın anlattığına göre Ozan Balcı vali olarak Van'a gelir gelmez Tokat'ta başlattığı kitap projesinin sürdürülmesini isteyen bir irade ortaya koyuyor. Hatta vali beyin kararlılığı anlaşıldıktan sonra "Bu kadar büyük bir işi nasıl yürüteceğiz" tedirginliği bile oluşuyor. İnternete erişimi olmayan köy okullarında öğretmenler öğrenciler adına toplu kitap talep ediyor ve kitaplar kargoyla okullara ulaştırılıyor. Sadece öğrenciler değil, anneler de sürece dahil ediliyor; "annemle beraber okuyorum" gibi etkinliklerle çocukların aile içinde kitapla bağ kurması teşvik ediliyor. KİTAP OKUYAN ÇOCUK ÖDÜLLENDİRİLİYOR Van'da okumak ve yazmak ödüllendiriliyor. Daha önemlisi, proje merkez ilçelerde veya belirli "başarılı" okullarda yoğunlaşan başarıyı kırsala yaymış görünüyor. Van'a yaptığımız seyahatlerden birinde fark ettik ki Van'da özel günler özel bir biçimde kutlanıyor. Tam 75 bin kişiye, isimlerine özel olarak ulaştırılıyor. KitapVan, okuma ile yetinmeyen bir proje. Öğrenciler için hazırlanan ve onlara dağıtılan "İyilik Günlüğüm" adlı defter, çocukları düzenli yazmaya teşvik etmeyi amaçlıyor. VAN KİTAPLIĞI Projenin bir başka boyutu, Van'ın kültürel kimliğini güçlendirme çabası. Van evleri, Van kahvaltısı, eski Van şehri, yerel şahsiyetler ve kültürel miras, bu yayınlarla çocukların gündemine taşınıyor.

19 Nisan 2026 08:30

Köşe Yazarı

Söz Uçar Fakat Buharlaşmaz

Cumhurbaşkanı Erdoğan gazeteci ve muharrirlere verdiği iftar davetinde yaptığı konuşmada şöyle dedi: "Burada Nizamülmülk'e atfedilen bir sözü siz kalem ve fikir erbabımıza bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyorum; 'Bir mızrağı ya da oku belli bir mesafeye kadar atabilirsiniz. Bunların etkisi sınırlıdır. Oysa bir kelimenin, bir yazının, bir düşüncenin nereye varacağının sınırı belirsizdir." Cumhurbaşkanımızın konuşmalarında yaptığı alıntılar ve atıflar öteden beri özel ilgi alanımdır. HİTABET VE EDEBİYAT Cumhurbaşkanının İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olmasından itibaren yaptığı konuşmaların kahir ekseriyetine ulaşmak mümkün. Sadece kasete okuduğu ve uzun siyasi yürüyüşüne eşlik eden şiirlerden söz etmiyoruz; yıllar boyunca yaptığı tüm konuşmalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde arka planda kendisini hissettiren bir akış görülür... Konuşmaların, tarihi birikimimizi seçici bir biçimde tekrar kayda geçirmek, coğrafi sınırlarla kayıtlı kalmaksızın kucaklayıp aktarmak gibi bir misyonu olduğu dahi düşünülebilir. Sultan Alparslan ve Melikşah dönemlerinde 30 yıl boyunca vezirlik yapmıştır. Nizamiye Medreselerini kurmuş, İhyaü Ulumi'd-Din gibi eserleri halen geniş kitleler tarafından okunan ve İslam düşüncesinin köşe taşlarından olan İmam Gazali'yi bir dönem onlara başmüderris tayin etmiştir. KISSA VE HİSSE Bir mukkaddime ve 51 fasıldan oluşan eser Farsça olarak kaleme alınmıştır. Eseri incelediğimizde Nizamülmülk'ün tatbik ettiği metoda dair fikir sahibi de oluyoruz. Zaten kendisi de eserini şöyle takdim etmiştir: "Bu kitap hem nasihat hem hikmet hem destan hem Kur'an tefsiri hem peygamber sözleri hem peygamber kıssaları hem geçmiş adil padişahların maceralarıdır. Bizden evvelkilerden haber verirken kalanlardan meyveler devşirir." ANLAM DÜNYASI İstanbul'a döndüğümde Siyasetname'nin bendeki çevirisini tekrar taradım. Nizamülmülk'ün ilim ve fikir insanlarıyla çevrelendiği düşünülürse sözlerinin de kulaktan kulağa aktarılarak zamana direnen bir hayatiyet kazandığı düşünülebilir. "Dil küçük bir uzuvdur fakat felaketi büyüktür" der. Yunus Emre'nin veciz bir biçimde ifade ettiği gibi: "Söz ola kese savaşı / Söz ola kestire başı / Söz ola ağulu aşı / Yağ ile bal ede bir söz."

27 Mart 2026 07:29

Köşe Yazarı

Türk Yayıncılığında İthalat Çılgınlığı

Bir nevi festival yahut panayır havasında geçiyor. Pek çoğunda doğrudan kitap satışı yapılmıyor. İşin erbabı der ki "Esas kitaplar ajanslar marifetiyle çoktan alınıp satılmıştır. Fuardaki görüşmeler, tanışmalar birer formaliteden ibarettir. Bir de kırıntıları toplamaya çalışan, el yordamıyla yolunu bulmaya çalışan küçük yayıncılar vardır. Onlar da nadiren bir keşif yaparlar." O KAFA! Bu yıl Prof. Dr. Ekrem Demirli ve Mustafa Akar ile katıldığımız Frankfurt Kitap Fuarı'nda manzara farklı değildi. ÇEVİRİ ÇÖPLÜĞÜ Bu yazının konusu kimin daha güzel, kimin daha zeki, kimin daha bilgili ve hatta kimin daha becerikli olduğundan daha derin bir mesele... Fuardan döndükten sonra katıldığı Düşünce ve Hayat programında Ekrem Demirli hocamızın altını çizdiği gibi: "Türk yayıncılığı büyük ölçüde çeviriye bağlı bir yayıncılık haline gelmiştir." Çok doğru fakat biz buraya niye düştük ve nasıl düştük sorularıyla birlikte irdelenmesi gereken bir tespit. Yayıncıların adeta 'deli gibi' yaba ncı dillerde yayınlanmış kitapların haklarının peşinde koştuğu gözlemini paylaşan Demirli bunu bir "ithalat çılgınlığı" olarak niteliyor. Meşhur benzetmeye müracaat ederek söyleyecek olursak: "Sokaklarda mandolin çalan dilencileri, ki yerinde çok güzeldirler, okurlarımıza Batı kültürünün seçkin eserleri olarak sunmayı terk etmeliyiz..." Tercüme eserlerin bu denli yayılmasının ortaya çıkardığı tek karmaşa bu değil. Vav Tv'deki programda Ekrem Demirli'nin veciz bir biçimde anlattığı gibi tercümecilik sadece tercüme eserleri değil telif eserleri de boğuyor. "Bu gidiş, gidiş değil" diyor Demirli.

21 Kasım 2025 11:16

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha