×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

İslam Dünyasına Çağrı: Birlik Vakti Gelmedi Mi?

Araf Suresi 163. ayette, sahil halkının cumartesi günü balık avlama yasağını hile ile delmeye çalıştıkları ayrıntılı biçimde anlatılır. Maide Suresi 64. ayette, "Yahudiler: 'Allah'ın eli bağlıdır' dediler. Asıl kendi elleri bağlanmıştır ve söyledikleri yüzünden lânetlenmişlerdir…" ifadesi yer almakta; burada ilahi kudreti sınırlayıcı bir söylemin yanlışlığı ortaya konulmaktadır. Bakara suresi 65. Ayette ise yasağı çiğneyenlerin "aşağılık maymunlar olun" hitabıyla cezalandırıldıkları bildirilmektedir. Bunun yanında Maide Suresi 32. ayette, haksız yere bir cana kıymanın veya yeryüzünde fesat çıkarmanın bütün insanlığı öldürmek gibi olduğu vurgulanmaktadır. Bugün Ortadoğu'nun kalbinde, Gazze'den Lübnan'a, Suriye'den İran'a uzanan bu kadim coğrafyada yaşanan soykırım ve katliamlar, vicdan sahibi hiçbir insanın kabul edemeyeceği, tarihin karanlık sayfalarına kanla yazılan ve Müslümanlara karşı yapılan bir Holokost'tur. Bugün dünya nüfusu 8 milyarı aşmış durumda. Küresel ölçekte Yahudi nüfusu ise yaklaşık 15 milyon civarındadır. Bugün İslam âleminin en büyük ihtiyacı, ayrılığı bir kenara bırakıp Ali İmran Suresi 103. ayetin çağrısına uyarak, Allah'ın ipine sımsıkı sarılması ve tek yürek halinde hareket etmesidir.

Köşe Yazarı

Kaynak: Milat

11 Nisan 2026 00:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Din Ve İdeolojik Savaşlar

Günümüzde yaşanan krizler sadece enerji savaşları, ekonomik darboğazlar, kuraklık ya da göç hareketleri değildir. Bunların hepsi ideolojinin toplumu bir arada tutma araçlarıdır. Din, inanan insan için son sığınaktır. Batı Avrupa medeniyetinin 17. yüzyıldan itibaren dindışı, maddeci ve pozitivist bir "dünyevî zihniyet" geliştirdiğini belirten Teoman Duralı hoca, bu zihniyetin dini özünden koparıp bir sömürü aracına dönüştürdüğünü ifade eder. Ona göre "çağdaş küreselleştirilen İngiliz-Yahudi Medeniyeti" olarak adlandırdığı yapı, dini manevî mahiyetinden uzaklaştırarak onu ideolojik bir araca, yani dünyevî çıkarların hizmetine sokulan bir düzene dönüştürmüştür. Din ise insanı yalnızca aracısız, yüce Allah'a bağlayarak bu boyunduruktan kurtarmayı amaçlar.

05 Haziran 2026 13:47

Köşe Yazarı

Hayatın Merkezinde Ahlak Ve Allah Bilinci

Taha Abdurrahman, 1944 yılında Fas'ta doğmuş, İslam dünyasının önde gelen düşünürlerinden biridir. İnsan dünyaya, maddi ihtiyaçlarını karşılamak, para kazanmak ya da makam elde etmek için gelmemiştir Taha Abdurrahman'a göre insanı değerli kılan en önemli şey sadece akıl değil, aynı zamanda sahip olduğu ahlaki değerlerdir. Günümüzde yaygın olan seküler anlayış, insanın Allah ile kurduğu bağı kopararak hayatı çıkar ve menfaat temeline dayandırmaktadır. Oysa insan hayatı, değersiz ve ahlaksız düşünülemez. Bütün değerlerin kaynağı Yüce Allah'tır. İnsan ancak, Rahman'a yöneldiğinde gerçek manada kâmil bir şahsiyet kazanır. İnsanın yaptığı her işin, bir anlamı ve bir amacı olmalıdır. Gerçek egemenliğin Allah'a ait olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır. Sonuç olarak Taha Abdurrahman'a göre insan hayatı araçlar, amaçlar ve değerler üzerine kuruludur. İnsan yaşamı boyunca birçok hedef belirleyebilir; ancak bütün bu hedeflerin üstünde en büyük amaç Allah'ın rızası olmalıdır. Yapılan her iş, Rahman'ın rızası gözetilerek yapılırsa anlam kazanır. Bu yüzden insan için hayatı anlamlı kılan şey sadece başarı değil; ahlak, vicdan ve kulluk bilincidir.

16 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Türkçe'deki Dil Yarası

Namık Kemal'in bir sözünü okumuştum: "Dünyanın her tarafında insanlar, kelimelerle düşünür ve kelimelerle konuşurlar. Hafızasında yeterli kelime hazinesi olmayanlar, topluluk önünde konuşamazlar, önlerine konulan metinleri kavrayamazlar, konuşulanları anlayamazlar. Osmanlı'nın zayıflamasının nedeni; Türkçedeki zayıflamadır." Nihat Sami Banarlı Türkçenin Sırları adlı eserinde: "Bizim dilimiz bir imparatorluk dilidir, her milletin dili imparatorluk dili olamaz. Çünkü her millet imparatorluk kuramaz." O bakımdan biz bin yıl beraber olduğumuz Araplardan birtakım Arapça kelimeler, Farslardan bir takım Farsça kelimeler almışız. Bir konuşmasında, TDK sözlüğünde yer alan yüz binlerce kelimenin görmezden gelinip, son derece dar kapsamlı bir "öz Türkçe" kelime listesine yönelmenin dili zenginleştirmek yerine fakirleştirdiğini ifade eder. Dolayısıyla mesele sadece "like" yerine "beğeni" demek değildir; asıl mesele, "beğenmek" fiilinin taşıdığı kültürel, duygusal ve tarihî derinliği koruyabilmektir. "Bilmek" fiilinden "bilgi", "bilinç", "bilim", "bilge" gibi birçok kelime türemiştir. Örneğin "aile" kelimesi sadece anne, baba ve çocuklardan oluşan bir yapı değildir. Ama biz bu kavramları unutup sadece yüzeysel bir kullanımda kalırsak, "aile" kelimesi de içi boş bir kabuğa dönüşür. Aynı şekilde "komşuluk" dediğimizde eskiden kapı çalmadan girilen evler, paylaşılan sofralar, zor günde uzanan eller akla gelirdi. Bugün gençler arasında "cool", "trend", "like", "follow" gibi kelimeler sıradanlaşmış durumda. Oysa "beğenmek", "takip etmek", "gözde olmak" gibi ifadeler hem daha anlamlı hem de daha köklüdür. Peyami Safa: "Dilini kaybeden millet, her şeyini kaybetmiştir" diyerek, dilin sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda milli hafıza ve kültürün taşıyıcısı olduğunu vurgulamıştır.

09 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Gerçekler Ortada İnegöl Artık İl Olmalı

Nüfusu 300 bini aşan İnegöl, Türkiye'de birçok ili geride bırakmış durumdadır. İTSO verilerine göre şehir, 2024 yılında 1 milyar 246 milyon doları aşan ihracat gerçekleştirmiş ve 973 milyon doların üzerinde dış ticaret fazlası vermiştir. Mobilya sektöründe dünya çapında bir merkez olan İnegöl, "mobilyanın başkenti" unvanını sonuna kadar hak etmektedir. İnegöl sanayi ile tarımı birlikte yürütebilen nadir şehirlerimizden biridir. Gastronomi denildiğinde ise İnegöl köftesi artık bir marka değeridir. İnegöl'ün kültürel mirası da en az ekonomisi kadar güçlüdür. Eğitim alanında Türkiye'nin tek mesleki eğitim kampüsüne sahip olan İnegöl, sanayiye nitelikli ara eleman yetiştirerek üretimin sürekliliğini sağlar. Spor alanında iki kulübün 2. Lig'de mücadele etmesi, motorkros, bisiklet, safari off-road yarışları ve yamaç paraşütü gibi etkinlikler İnegöl'ü spor turizmi açısından da öne çıkarır. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye büyürken, İnegöl gibi üretim üslerinin idari olarak da güçlendirilmesi bir tercih değil, bir zorunluluktur. Çünkü İnegöl, il olmayı çoktan hak etmiş durumda.

01 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Fârâbi' Den Günümüze Erdemli Toplum Arayışı

Türk dünyasının yetiştirdiği en büyük filozoflardan biri olan Fârâbi, 870 yılında Türkistan'ın Farab şehrinde doğmuştur. Aslında Fârâbi'yi anlamak için, yaşadığımız dünyayı sorgulamak lazım. Fârâbi'nin özellikle El-Medinetü'l Fazıla adlı eserinde çizdiği erdemli şehir tasavvuru, bugünün dünyasına tutulmuş güçlü bir aynadır. Oysa modern dünyada bireycilik neredeyse kutsanmış, "kendi başına yeten insan" ideali yüceltilmiştir. Fârâbi'nin toplum anlayışı ise tam tersine, dayanışmayı ve ortak amacı merkeze alır. Bu noktada Fârâbi devleti insan bedenine benzetir. Fârâbi ise yüzyıllar önce bize şunu hatırlatmıştı: Bir toplum ancak bütün olarak sağlıklıysa gerçekten güçlüdür. Fârâbi'nin en çarpıcı yönlerinden biri de liderlik anlayışıdır. Fârâbi'nin çizdiği yönetici tipi, bugünün dünyasında etik liderlik, liyakat ve şeffaflık gibi kavramlarla yeniden anlam kazanabilir. Fârâbi ise yüzyıllar öncesinden bize sessiz ama güçlü bir çağrıda bulunur: Daha iyi bir toplum mümkündür, yeter ki neyi kaybettiğimizi fark edelim ve yeniden düşünmeye başlayalım.

25 Nisan 2026 00:00

Köşe Yazarı

Bu Savaşı Sen Kaybettin Trump

Son günlerde basında yer alan haberler, Trump'ın İran konusunda giderek daha derin bir çıkmazın içine sürüklendiğini açık bir biçimde gösteriyor. Brent petrolün 110 doların üzerini aşması ve ABD'de benzin fiyatlarının 5 dolar seviyelerine çıkması, savaşın artık sadece cephede değil, market raflarında ve akaryakıt istasyonlarında da hissedildiğini ortaya koyuyor. Karşımızda bir gün "savaş bitmek üzere" diyen bir liderin ertesi gün "İran'ı taş devrine döndürürüz" şeklinde tehditler savurması, Trump'ın kararlarını tek başına vermediğinin bir göstergesidir. Uluslararası yorumlarda sıkça dile getirilen eleştiri, Trump'ın dış politikasının giderek katil Netenyahu'ya teslim olduğudur. İsrail halkı ve Netanyahu yönetimi sığınaklarda adeta fareler gibi yaşamak zorunda kalırken, İran halkı sokaklarda ölümle yüzleşmesine rağmen "ölürsek şehidiz" diyerek vatanları için direnç göstermektedir. Bu savaşın bir başka kritik boyutu ise küresel güç dengeleridir. Trump'ın önünde tek bir seçenek var: Ya İsrail'i korumak için Netenyahu'nun peşine takılıp ABD'yi küresel bir yangının içine atacak, ya da ABD'nin çıkarlarını gözeterek diplomasi masasına geri dönecek. Aksi halde bu savaş böyle devam ederse, ağır sonuçlar yalnızca İran cephesinde değil, Washington'da da Trump'ın siyasi karizmasını derin bir yenilgiye uğratacaktır.

04 Nisan 2026 00:00

Köşe Yazarı

Amerikan Halkı Soruyor Neden Bu Savaştayız?

Değerli okurlarım; İran savaşında, siyonist İsrail'in ABD'deki Yahudi lobisinin desteğini alarak Trump yönetimi üzerinde ciddi bir etki kurduğu bilinmektedir. Uzmanlar, İsrail'in ABD'yi İran'a yönelik hava saldırıları düzenlemeye, Hürmüz Boğazı'nı kontrol altına almaya ve hatta kara operasyonu seçeneğini gündeme getirmeye zorladığını ifade etmektedir. Öte yandan Amerikan kamuoyunda, bu savaşın aslında İsrail'in savaşı olduğu ve "neden biz savaşıyoruz?" sorusunun hâlâ tartışıldığı dikkat çekmektedir. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından, Tahran yönetimi de Körfez bölgesindeki ABD askeri varlıklarını hedef alan füze ve İHA saldırıları gerçekleştirmiştir. Savaşın başladığı andan itibaren, İsrail'in, İran ile Türkiye'yi karşı karşıya getirme amacı taşıyan stratejilerini Türkiye engellemiştir. "Mesih'in Gelişini Hızlandırmak İçin bir şey yapmalısın" diyor. Gazze, Lübnan, Suriye ve İran'da soykırım ve katliamlar yaparak hitleri bile geride bırakan 9 milyonluk bir ülke kendi inanç ve hedeflerini 8 milyarlık dünyaya dayatmak istiyor. Bu sapkın Siyonistler Armegedon savaşının sonunda barışı Siyonist Yahudilerin getireceğini ve bu savaş sonrası yine sapkın inanışlarına göre; her bir Yahudi'ye diğer milletlerden 12.000 kişinin köle olarak düşeceğine inanmaktalar. İsrail'in asıl amacının "Arz-ı Mevud'u gerçekleştirmek için, bölgede bir Şii-Sünni çatışmasına dönüştürmek ve İslam dünyasının kendi içinde bölünmesini sağlamaktır.

28 Mart 2026 00:00

Köşe Yazarı

Birileri Bayram Mı Dedi!

Değerli okurlarım Yine bir Ramazan Bayram'ına erişmenin huzurunu sevincini ve bereketini millet olarak hep birlikte yaşıyoruz. Bayramlar bizim için birlik beraberlik ve dayanışmanın olduğu önemli günlerdir. İslam coğrafyasına şöyle bir bakalım. Bunlar sadece birkaç İslam ülkesinden manzaralar. Ve biz hâlâ "bayram havasından mı bahsediyoruz. Görüldüğü üzere İslam coğrafyası paramparça. Bir yanda aşırı zenginlik içinde yüzen batının eteğine yapışmış onları kendine dost edinmiş zavallı bir grup petrol zengini ülkeler, öte yanda temel gıdaya ulaşamadıkları için, açlıktan ölen aynı ümmetin çocukları. Müslüman, Müslümanla savaşırken, Bayramdan bahsetmek ne kadar doğru? Ebu'l-Hasan Harakani Hazretleri derki; 'Türkistan'dan Şam'a kadar olan sahada bir din kardeşimin parmağına batan diken, benim parmağıma batmıştır; birinin ayağına çarpan taş, benim ayağımı acıtmıştır. Bir kalpte hüzün varsa, o kalp benim kalbimdir.' Özetle söylemek gerekirse, "Mümin kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir." anlamındaki hadis-i şerifinin hikmetiyle yoğrulmuş müminler olmamız gerekir. Kıymetli okurlarım; Bayramlar aynı zamanda umut ve heyecanın yenilendiği günlerdir. Bu iki kelime toplumların canlı ve diri kalmasının iki önemli şartıdır. İslam aleminde yaşanan sıkıntılar sebebiyle karamsar olmamak, Müslümanların başsız olmaları sebebiyle sahipsiz oldukları düşüncesine kapılmamak gerekir. Müslümanların ve İslam'ın sahibi Yüce Allah'tır. Eğer İslam ve Müslümanlar sahipsiz olsaydı İslam düşmanları onları şimdiye kadar çoktan yok edip tarihe gömmüşlerdi. Ama görüldüğü gibi İslam bütün baskılara rağmen sürekli canlı ve dimdik ayaktadır. Bu açıdan Müslümanlar olarak geleceğe umutla bakmalı, bayram vesilesiyle umut ve heyecanımızı da tazelemeliyiz. Bizim de bu bayram gününü anlam ve hikmetine uygun bir şekilde değerlendirmemiz ve bu vesileyle ümmet bilincini daha canlı ve etkili hale getirmenin yollarını araştırmamız gerekir. Bunu yapabilmenin birinci şartı dünyanın değişik bölgelerinde bulunan Müslümanların nasıl bir bayram yaşadıklarını gündemimize almamızdır. Özellikle İslam Coğrafyasında Batı tarafından iki yüz yıldır yürütülen yoğun çalışmalar neticesinde "biz" düşüncesi, yok edilmiş, bizim irademiz dışında belirlenmiş sınırların içine hapsedilmiş, bütün mü'minlerin kardeş olduğu ilkesi dillerde tekrar edilip dursa da fiiliyatta unutturulmuştur…

21 Mart 2026 00:00

Köşe Yazarı

İran Savaşının Ardındaki Sorular

İran ile ABD ve İsrail arasında tırmanan gerilim, artık sadece bölgesel bir kriz olmaktan çıkmış, küresel dengeleri etkileyen bir savaşa dönüşmüştür. Benzer şekilde İsrail'in İran'la savaşmasının nedeni de yalnızca güvenlik kaygısı değildir. İran'ın bölgesel güç olarak yükselmesi ve İsrail'in bölgedeki askeri üstünlüğünü tehdit etmesi çağın hitleri olarak anılan Netenyahu'yu saldırgan bir hale dönüştürmektedir. Tel Aviv yönetiminin "Arz-ı Mevud" olarak bilinen tarihsel hedeflerinden vazgeçmediğini artık tüm dünya biliyor. ABD'deki Evanjelist grupların da İsrail'e güçlü destek vererek savaşın sürmesini teşvik ettiği de bilinen bir gerçek. Uzmanlara göre savaşın genişlemesi halinde petrolün varil fiyatı 200 doların üzerine çıkabilir. Öte yandan ABD tarafından olası bir kara savaşında, İran rejimine muhalif kürt gruplar ile Irak'taki kürtlerin kullanılabileceği iddiaları da tartışılıyor. İran ise buna karşılık İsrail'e karşı yapılan saldırılarda ciddi hasar verdiğini, çok sayıda ölü ile yaralının bulunduğunu açıklamaktadır. Çin ve Rusya'nın İran'a teknolojik veya askeri destek verip vermediği de uluslararası dengeleri belirleyecek kritik bir faktör. Bu soruların cevabı yalnızca İran'ın değil, bütün Ortadoğu'nun geleceğini belirleyecek. Kısacası bugün Ortadoğu'da yaşanan savaş yalnızca iki ülke arasındaki bir çatışma değildir.

14 Mart 2026 00:00

Köşe Yazarı

Toroslar'dan Zağros'lara, Oded Yinon Planı

Değerli okurlarım; Bugün İran'daki savaşı anlamak için geçmişe bakmak lazım, 29 Ağustos 1897 tarihinde Rockefeller ve Rothshild gibi büyük Yahudi ailelerin desteğiyle birinci Siyonizm Kongresi İsviçre'nin Basel şehrinde toplandı. Bu stratejiye göre 50 yıl içinde İsrail, 100 içinde ise Toros dağlarına sırtını dayamış, İran Zağros dağları ile Mısır Süveyş kanalı arasında büyük israil kurulacaktır. Oded Yinon, 1980'lerin başında israil Dışişleri Bakanlığı'nda görev yapmış bir gazeteci ve stratejisttir. Onun yazdığı "1980'lerde İsrail için bir strateji" raporu; İsrail'in Orta Doğu ülkelerini bölme stratejinin en açık ve ayrıntılı anlatımıdır. 2003 yılında eski Abd Dışişleri Bakanı condoleezza rice tarafından kaleme alınan makalede, Ortadoğu'da Türkiye ve İran dahil 22 ülkenin sınırları değişecek, diye yazmıştı. Komşu ülkemiz olan İran'ın Tebriz kentinde Siyonist israil ve abd tarafından bir okulun bombalanması sonucu masum 175 çocuk hayatını kaybetti. İran'ın seyir ve balistik füzeleri İsrail'e fırlatması sonucunda demir kubbe delindi ve onlarca İsrail vatandaşı bu saldırılarda öldü yüzlercesi yaralandı. Bu savaşı körükleyen terör devleti israil'dir.

07 Mart 2026 00:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

Avrupa Nükleer Tehdide Karşı Hazırlanıyor

Rusya-Ukrayna savaşı 24 Şubat 2022 tarihinde başladı ve halen devam ediyor, yarının ne getireceği belli değil. Almanya; sivil savunma altyapısını yenilemek ve genişletmek için yaklaşık 10 milyar Euro yatırım yapma kararı aldı; bu kapsamda yeni sığınaklar, uyarı sistemleri ve acil durum ekipmanlarını artırmayı planlarken, konutların bodrumlarını güvenli alanlara dönüştürmeyi konuşuyor. İsveç, uzun süredir uygulanan "total defense" modelini güçlendiriyor. Ayrıca geniş sığınak kapasitesi ve sivil savunma ağları modernize ediliyor. Norveç; Soğuk Savaş döneminden kalan kamu sığınakları hâlâ aktif, büyük şehirlerde yer altı otoparkları ve tüneller acil durumlarda sığınak olarak kullanılabilecek şekilde. Letonya, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası artan güvenlik tehdidi karşısında sivil savunma ve sığınak altyapısını güçlendirmeye yöneldi. Milli İstihbarat Akademisi'nin, 2025 ağustos ayında yayımladığı bir raporda, Türkiye'nin mevcut sığınak altyapısının yeni tehditlere karşı yetersiz kaldığı değerlendirmesinde bulunulmuştu. Proje kapsamında 81 ilde toplam 83 bin 500 sığınak yapılacak ve her bir kişiye 1 metrekarelik alan sunulacak şekilde tasarlanacak. Yani risk haritasının tam ortasındayız Türkiye, Jeopolitik konumu gereği tarih boyunca savaşların, krizlerin, göç dalgalarının tam ortasında yer aldı.

28 Şubat 2026 00:00

Köşe Yazarı

1970-1980 Sonrası Türkiye'de Sosyolojik Değişim

1970'li yıllarda TRT'nin siyah-beyaz televizyonları vardı. İlk izlediğim filmlerden biri "Demir Pençeli Adam'dı. Bir kolu olmayan ve yerine demir pençe takılı olan o karakter çocuk aklımla beni oldukça etkilemişti. 1974 yılında Kıbrıs Barış Harekatı'nı yaşadık. Radyolardan marşlar çalınır, milli birlik ve beraberlik vurguları yapılırdı. Askerlerimizin adaya çıkışı büyük bir coşkuyla karşılanmıştı. Yine o yıllarda İsmet İnönü'nün vefat haberini radyodan öğrenmiştik. O dönem haberlerin en önemli kaynağı radyo idi. 1970'li yıllar aynı zamanda siyasi istikrarsızlık dönemiydi. Sık sık seçimler yapılıyor, hükümetler kısa süreli oluyordu. Milliyetçi Cephe hükümeti, Güneş Motel olayıyla dağıldı. Süleyman Demirel'in yeniden iktidara gelişiyle birlikte ülkede sağ–sol çatışmaları daha da arttı. Mezhep temelli gerilimler, 1978 Kahramanmaraş, 1980 Mayıs- Temmuz aylarında Çorum Olayları gibi acı hadiseler yaşandı. Her gün radyolarda ve televizyonlarda silahlı saldırılar sonucu hayatını kaybeden insanların haberlerini duyuyorduk. Toplumda korku ve güvensizlik hâkimdi. 1980'li yılları yaşamış birisi olarak, sağ–sol çatışmalarının ve kardeş kavgasının yaşandığı o çalkantılı dönemde ortaokulu bitirmiş, liseye yeni başlamış genç bir delikanlıydım. 12 Eylül 1980 askeri ihtilaliyle birlikte toplum düzeni tamamen değişmişti. Sıkıyönetim ilan edilmiş, insanlar belirli saatlerde dışarı çıkabiliyor, belirli saatlerde evlerine ve iş yerlerine dönmek zorunda kalıyordu. Ülke askeri vesayet dönemine girmişti. Dönemin devlet başkanı Kenan Evren'in "Bir sağdan bir soldan astık" sözleri hafızalara kazınmıştı. Darbe sonrasında Amerika'da "Bizim çocuklar başardı" şeklindeki ifadeler de konuşuluyordu. Beş kişilik Milli Güvenlik Konseyi kuruldu; Kara, Hava, Deniz Kuvvetleri Komutanları ile Jandarma Genel Komutanı yönetimde söz sahibi oldu. Devletçi bir politika izlendiğini düşünüyor; vatan, millet, bayrak ve ezan etrafında yükselen millî duygularla yetişiyorduk. Turgut Özal'ın iktidara gelmesiyle birlikte ekonomik alanda ciddi bir dönüşüm başladı. Yabancı yatırımlar teşvik edildi, büyük şirketler Türkiye'ye davet edildi. Bu filmler aracılığıyla Amerikan yaşam tarzı adeta bilinçaltımıza işleniyordu. 1984–1985 yıllarında renkli televizyonların yaygınlaşmasıyla birlikte siyah-beyaz dönem kapandı. Gazete kampanyaları, taksitli satışlar derken yeni bir ekonomik ve kültürel dönem başlamış oldu.

14 Şubat 2026 00:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha