×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Katledilmelerinin 54'üncü Yılında Onlardan İlham Almaya Devam Ediyoruz

Deniz, Hüseyin ve Yusuf'un vahşice katledilerek fiziki olarak aramızdan alınmalarının 54'üncü yılı! "Eğitimde reform", "demokratik üniversite" talepleriyle başlayan eylemler kısa sürede ABD emperyalizmine, Türkiye'nin de üyesi oluğu emperyalizmin savaş örgütü NATO'ya, NATO'nun ve Türkiye'deki ABD üslerinin kapatılması talepleriyle antiemperyalist bir mücadeleye dönüşürken, emperyalizmin iş birlikçisi AP iktidarına karşı bir mücadele olarak ilerledi. Mücadelenin bayrağında artık "Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye" sloganı vardı! Bu gelişmeler karşısında ABD (NATO'nun) ve iş birlikçisi Adalet Partisinin yanıtı Komünizme Karşı Mücadele Derneklerini ve Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) gibi "sivil" organizasyonları devreye sokmakla kalmadı NATO ülkelerinde NATO tarafından kurulan kontrgerillayı devreye sokmak oldu. Ancak gerek iktidarı gerekse ABD ve NATO'ya yönelik protestoların genişlemesi ve antiemperyalist ve demokrasi mücadelesinin yaygınlaşması karşısında 12 Mart 1971'de ordu parlamentoyu ve partileri kapatmadı ama yönetime fiilen el koydu. Peki, "Emperyalistler ve onların iş birlikçisi yerli gerici güçler amaçlarına ulaşabildiler mi?" denirse bu sorunun yanıtı kesin olarak "hayır"dır! Tersine'60'lardan beri sürdürülen baskı ve şiddetin envai biçimine, sıkıyönetimlere, OHAL'lere 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerine karşın bağımsızlık ve demokrasi mücadelesi zemini daha da genişlemiş olarak sürmektedir. - Bugün 1960'lardan beri devrimci çevrelerin alametifarikası olan, "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!", "Direne direne kazanacağız" sloganları yüz binlerin en geniş katılımlı, en coşkulu ve birleştirici sloganları oluyorsa, yani "Denizlerin yolu" yla alanları dolduran yığınların talepleri arasında bağ kurulması elbette çok önemlidir. 50 yılı aşkın bir zamandır her 6 Mayıs'ta, sınıf partisi ve devrimci demokrat siyasi parti ve çevrelerin "mücadele sürdükçe aramızda" olduğunu söylediği Deniz, Yusuf ve Hüseyin ve onların şansında devrimci mücadele içinde hayatını kaybetmiş sayısız devrimci artık her gün sayısı daha da artan, bağımsız ve demokratik Türkiye için mücadeleye katılan halk yığınlarının arasındadır!

İhsan Çaralan

Kaynak: Evrensel

05 Mayıs 2026 00:12

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İhsan Çaralan

15-16 Haziran Bugünün İşçilerine Ne Diyor?

İşçi sınıfımızın 15-16 Haziran'da sembolleşen mücadelesinden öğrenmeye devam ediyoruz. Ülkemiz işçi sınıfının görkemli eylemi olan 15-16 Haziran eylemini 56'cı yılında bir kez daha anıyoruz. Evet, yarım yüzyıla yakın bir zamandan beri 15-16 Haziran günlerinin içinde yer aldığı hafta içinde ileri işçiler, mücadeleci sendikacılar ve sınıf partisi başta olmak üzere emek mücadelesinden yana her çevre 1960'lı yıllarda 15-16 Haziran'a gelen işçi sınıfı mücadelesinin bugüne ışık tutmaya devam eden derslerini tartışıyorlar. Bunlardan birisi "komünizmi telin mitingi" öteki ise "Kıbrıs Türk'tür Türk kalacak mitingi" idi. Türk-İş kendi özelliğini ise; "partiler üstü sendikacılık" ya da "siyaset üstü sendikacılık" gibi Amerikan sendikacığının Türkiye versiyonu olarak ilan etti! Ama'60'lı yıllarda dünyada neler olduğunun fark etmeye başlayan işçiler Türk-İş'in bu tutumunu "sınıf iş birlikçisi sendikacılık", "sarı sendikacılık" olarak ilan ederek, Türk-İş'ten DİSK'e geçen bir mücadeleyi sendikal hareketi de "sınıf mücadeleci bir sendikacılık" çizgisine taşıdılar. 2-) Sınıf, sınıf mücadelesi, kapitalist sömürü, sosyalizm gibi kavramlarla bağlantılı konuların işçiler arasında tartışılmaya başlaması: 1960'lı yıllar sadece gençlik mücadelesi açısından değil işçi sınıfı mücadelesi açısından da dünyadaki gelişmelerden önemli ölçüde etkilendiği bir dönemdir. Örneğin dönemin en kitlesel antiemperyalist eylemi olan ve tarihe "Kanlı Pazar" olarak geçen eylem, DİSK ve üye sendikaların temsili değil binlerce işçinin kendi pankartlarıyla katıldığı "6. Filo Defol", "NATO'ya hayır", "Tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye" gibi sloganların öne çıktığı bir eylemdi. Eğer 15-16 Haziran'a gelen mücadele içinde yetişmiş bir grup ileri işçi ve mücadeleci sendikacıyı toplayıp "Bugün ne yapmalıyız" diye sorsak bu işçiler herhalde bize şunları söylerdi: - İnsanca yaşanacak bir ücret ve çalışma koşulları için talepleriniz etrafında birleşip mücadele etmeniz vazgeçilemezdir. Çünkü bu konuda aradan geçen 50 yılda pek çok yeni şey öğrendiniz. Evet, 15 -16 Haziran'ı yaratan işçiler bunları söylüyor bizlere.

15 Haziran 2026 00:04

İhsan Çaralan

Yığınların Yükselen Mücadele İsteğine Yaslanan Bir Mücadele

Ankara Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026 günü CHP kurultay davasında CHP'nin 38. Olağan Kurultayının iptali istemiyle açılan davada ilk derece mahkemesinin kararını kaldırdı. Böylece BAM 36. Hukuk Dairesi, CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ve ekibinin CHP yönetimine geldiği 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultayın "mutlak butlan" (kesin hükümsüzlük) nedeniyle iptaline karar vermiş oldu. "Mutlak butlan" la ilgili bir karar verileceği son bir yıldan beri gündemin provoke edilmesi için yandaş medya ve AKP sözcüleri tarafından zaman zaman gündeme getiriliyordu. Ancak 21 Mayıs günü BAM 36. Dairesinin kararıyla görüldü ki, Kılıçdaroğlu ve yakın ekibi, "mutlak butlanı", ihtirasla bekliyorlarmış! Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Turpun büyüğü heybede", "ahtapotun kolları", metaforlarıyla ve "Belediyeleri silkeleyin" emriyle, İBB başta olmak üzere CHP'li belediyelere yönelik ucu sonu belirsiz davalar kendi isteğiyle başlatılmamış gibi, "mutlak butlan" kararının sonrasında yaptığı açıklamada "Ana muhalefet partisi içindeki tartışmaların hiçbiri bizi ilgilendirmiyor. Kurultay salonlarından mahkeme koridorlarına taşan bu siyasi ve hukuki mücadelenin hiçbir yerinde yokuz, olmadık ve olmayacağız" diyerek sorunu CHP'lilerin kendi arasında bir çatışma olarak sundu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise, "butlan" kararı sonrası CHP içinde bir çatışmanın Türkiye siyaseti için zararlı oluğunu öne sürüp kitabın ortasından sözlerle konuyu değerlendirirken daha çok Özgür Özel'e yakın duran bir tutum almıştı. Ancak İçişleri Bakanı Çiftçi ve Adalet Bakanı Gürlek'in partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmanın hemen arkasından ellerinde bir dosya ile Bahçeli'yi ziyaret etmeleri sonrası Türkgün gazetesine verdiği röportajda önceki tutumun tam tersine Özgür Özel'i hedefe koyan; "…Özgür Özel'in; Türk siyasi hayatının hafızasını doğru okuyamayan ve Türk milletini politik ajandasındaki gündem maddeleri doğrultusunda provoke eden görünüşte 'ergen devrimciliği' ne CHP ne de Türkiye için sorumlu bir siyaset anlayışını barındırmaktadır…" dedi. Cumhurbaşkanı Erdoğan "Biz bu davanın hiçbir yerinde yokuz" der ve Bahçeli de son birkaç gün içinde Erdoğan'la aynı çizgiye çekilirken CHP'nin seçilmiş lideri Özgür Özel, Erdoğan'a verdiği yanıtta "Siz bu davanın her yerindesiniz" diyor. Hem de "Kod 48" gerekçesine dayanarak! Aynı zamanda TGRT, AHaber, TRT'nin naklen yayınları eşliğinde, yıllardır CHP düşmanlığı yapan yandaş medyanın tanınmış simaları "İBB Borsası" nın avukatları olarak bilinen kişilere CHP Genel Merkez binasını açarak "CHP'de arınmanın başladığı" nı onların ağzından da deklare ettiler! Konuşmasını kağıttan okuyan Kılıçdaroğlu, en sert sözleri ne yapacağına dair bir soruya yanıt vererek yaptı: "Şimdi bana soruyorlar 'Ne yapacaksın?' Benim ne yapacağım bellidir. Ben hesap soracağım, hesap! Herkes bunu bilsin!.." dedi ve bir an önce kurultayı toplamak, CHP etrafındaki kuşatmayı kırmak, partinin çalışmasının önünü açma gibi bir amacının olmadığını söylemiş oldu!

06 Haziran 2026 00:09

İhsan Çaralan

Sömürüye Ve Savaşa Karşı Haydi 1 Mayıs'a, Haydi Alanlara!

Emek Partisi'nin de üyesi olduğu Uluslararası Marksist Leninist Parti ve Örgütler Konferansı (CIPOML), yayımladığı 1 Mayıs bildirisinde; "Tüm antiemperyalist ve antifaşist güçlerin halk düşmanlarına karşı birleşmek ve ayağa kalkmak için fazlasıyla nedeni var!... Emperyalistler saldırıyor, savaşın yükünü işçiler ve halklar yükleniyor… Sermayenin hizmetindeki hükümetler tarafından uygulanan ekonomik uyum politikaları, yalnızca yoksulluğun artmasına, işsizliğin yükselmesine ve daha yüksek düzeyde sömürünün tırmanmasına yol açmıştır. Gerçek kurtuluşu sağlamak için kapitalist-emperyalist sistemin yıkılması tarihsel bir zorunluluktur. Onun yerine, mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirildiği, adalet, özgür ve onurlu emek temelleri üzerinde yükselen yeni toplumu, işçilerin toplumunu, sosyalizmi kurma" çağrısı yaptı. Türk-İş Edirne'de, Hak-İş Bursa'da 1 Mayıs'ı "kendi törenleri" olarak organize edecekler. Ama DİSK, KESK, TMMOB, TTB, Kamu-İş çeşitli il ve ilçelerde anlam ve önemiyle uyumlu ekinliklerle 1 Mayıs'ı kutlarken pek çok kent merkezinde de emek platformları, emek ve demokrasi platformları ve 1 Mayıs kutlama komiteleri gibi organizasyonlar tarafından 1 Mayıs tarihsel anlam ve önemine uygun olarak kutlanacak! İşçi sınıfı mücadelesinin sadece yeni haklar için mücadeleyle sınırlı olmadığını ama "ücretlerin ödenmesi" ve "tazminatlarına" patronlar tarafından çökülmemesi " gibi 100-150 yıl önce yasallaşmış hakları için de yeniden yeniden mücadele etmek zorunda kaldıklarını 1 Mayıs için hazırlanan işçilere çok anlaşılır biçimde hatırlattılar! Bir hatırlatma da 17 Mart'tan beri tutuklu olarak Gaziantep Cezaevi nde olan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen'den. 1 Mayıs öncesinde Mezopotamya Ajansına konuşan Mehmet işçilere çağrı yaptı: "1 Mayıs'a günler kaldı. 1 Mayıs bizim birlik, mücadele ve dayanışma günümüz. Emeğinize ve kavganıza, günümüze sahip çıkalım, onlara günlerini gösterelim!" 1 MAYIS KUTLU OLSUN" diyorum.

01 Mayıs 2026 00:02

İhsan Çaralan

Ekmek, Barış, Özgürlük İçin 1 Mayıs'a!

Bu yüzden de 2026 1 Mayıs'ının tüm dünyada önceki yıllara göre " Savaşa, silahlanmaya ve militarizme hayır " haykırışlarının daha da yükseldiği bir 1 Mayıs olması gerekmektedir. BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen ise 1 Mayıs'ı 17 Mart'ta gerçek her sendikacının söylemesi gereken sözleri söylediği için " Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma " suçlaması ile atıldığı Gaziantep Cezaevinde karşılayacak gibi görünüyor. Ülkemizde 1 Mayıs kutlamaları epeyce bir zamandan beri 1 Mayıs gününün öncesi ve sonrasındaki günlere yayılarak, pek çok il ve ilçe merkezinde kutlanmaktadır. Dahası pek çok emekçi semtinde 1 Mayıs kutlamalarına hazırlık kapsamında 1 Mayıs'ın anlam ve önemi üstüne çok sayıda etkinlik düzenlenmiştir. 1 Mayıs'ın gelenek ve tarihi açısından bakıldığında 1 Mayıs etkinliklerinin merkezinde hep sendikalar olmuştur. Ancak ülkemizde işçi sendikalarının en büyüğü olan Türk-İş ve Hak-İş'in, ne yazık ki 1 Mayıs kutlamalarının başına geçip geniş işçi yığınlarını alanlara akarak ortak acil taleplerini, 1 Mayıs'ın "Birlik dayanışma ve mücadele" olarak ifade edilen uluslararası değerlerini en yüksek sesle haykırmaları için harekete geçirmesi diye bir amaçları yok! Tersine bu iki büyük işçi sendikaları konfederasyonu, ülke sathında kentlerin alanlarını doldurmak yerine sanki 1 Mayıs işçi sınıfın Birlik Günü değil de ayrışma günüymüş gibi ayrı bir kentte işçilerin temsili olarak katıldıkları birer törenle 1 Mayıs'ı kutlayıp kurtulmaktadırlar! Eskişehir'de Emek ve Demokrasi Platformu, İzmir'de ise Emek ve Demokrasi Güçleri etrafında birleşmiş işçi ve kamu emekçileri sendikalarının şubeleri 1 Mayıs'ı kutlarken diğer pek çok il ve ilçelerde ise yerel emek güçlerinin oluşturdukları birlik ve platformların 1 Mayıs'ı kutlaması beklenmektedir.

23 Nisan 2026 00:04

İhsan Çaralan

2026 1 Mayıs'ına Giderken Dünyada Ve Ülkemizde Durum Vaziyet!

Evet, 1 Mayıs 1889 yılında 2. Enternasyonal tarafından İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik, Dayanışma ve Mücadele Günü olarak ilan edilmiştir ama aynı zamanda 1 Mayıs; İşçi sınıfının acil ve uluslararası taleplerini, Geleceğini işçi sınıfının geleceği ile birleştiren tüm emekçi sınıf ve tabakaların da kendi taleplerini en kitlesel ve yüksek sesle haykırdığı bir mücadele günü olagelmiştir. Ülkemizde ve dünyanın başka ülkelerinde de 1 Mayıs -kimi ülkeler hariç- 1 günlük bir "resmi geçit" olarak kutlanmıyor. Bu olumlu tutumun yanında, Türk-İş, Hak-İş, Kamu-Sen, Memur Sen gibi konfederasyonların her birinin ayrı bir kenti seçip o illerde 1 Mayıs'ı "yasak savma" biçiminde kutlamaları da kötü bir gelenek oluşturmaktadır. Dahası İsrail ve ABD'nin İran'a karşı giriştiği savaş İran'ı yenme amacıyla sınırlı bir savaş olmanın ötesinde ABD emperyalizmin Çin ve Rusya'yı sınırlama, kendi müttefiklerini (dolayısıyla NATO'yu) yeniden dizayn etmeyi amaçlayan bir savaş olması nedeniyle 2026 1 Mayıs'ının; "Savaşa hayır" demeye, Antiemperyalist ve işçi sınıfı enternasyonalizmi eksenli bir barış mücadelesini tüm dünyada öne çıkarmaya, Silahlanmaya, militarizm seviciliğine "hayır" demeye çağrı olmasını gerektirmektedir. Hemen bütün TİS'lerde sendikaların vergilerin yüzde 10'da sabitlenmesi talebi olduğu halde bırakalım vergilerin yüzde 10'da sabitlenmesini " yeniden değerlendirme " düşük tutularak geçmiş yıllarda 9'uncu, 10'uncu aydan sonra üst dilimlere, yüzde 20'ye, 27'ye çıkan vergiler bu yıl çoğu iş kolunda 3'üncü, 4'üncü aydan itibaren bu yüksek yüzdelere ulaşacaktır! Bağımsız Maden-İş Sendikası Hukuk Birimi Görevlisi Doğukan Akan da Başaran Aksu'nun tutuklanmasına tepki göstermesi neden gösterilerek Türkmen ve Aksu gibi "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla 13 Nisan günü tutuklandı. Gazeteci DW Türkiye Muhabiri Alican Uludağ, 19 Şubat 2026 günü sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek, BirGün Gazetesi Muhabiri İsmail Arı da 22 Mart 2026 "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklanmışlardı! Son iki buçuk ayda açıkça görüldü ki iktidar sözcüsü vekillerini "medyaya sansür değil sosyal medyada yalan haber yayma ve spekülasyonları önlemek için çıkardıklarını iddia ettikleri " dezenformasyon yasası "nın gazetecileri ve sosyal medyada fikrini açıkça söylemeye kalkan yurttaşların yanı sıra işçi haklarını savunan mücadeleci sendikacıları susturup sindirmek için kullanılacağı açıkça ortaya çıkmıştır. Bu yüzden de; her yurttaşı susturmayı, gazetecilere yönelik sansürü katmerleştirmeyi mücadeleci sendikacıları, ileri işçileri susturup sindirmeyi amaçlayan "dezenformasyonla mücadele" adlı yasanın iptali talebinin tüm yurtta 1 Mayıs alanlarından yükselmesi önemli olacaktır!

16 Nisan 2026 00:25

İhsan Çaralan

Sermayenin Sansür Aşkı, Gazetecilerin Gerçekleri Ortaya Çıkarma Azmi Bitmiyor!

1995'in 7 Haziran'ında yayın hayatına başlayan Evrensel'in "acar muhabiri" olarak çalışmaya başlayan Metin, 8 Ocak 1996'da, haber izlerken gözaltına alınmış, gözaltında polisler tarafından dövülerek katledilmişti! Evrensel'in okurları, dahası medya özgürlüğü ve halkın haber alma özgürlüğü ile az çok ilgilenen herkes ve her çevre Metin Göktepe'nin vahşice katledilmesini ve onun uğruna hayatını verdiği "Gerçeğin peşinde koşan bir gazetecilik" anlayışının nasıl bir gazetecilik olduğunu ve nasıl bir mücadele içinde olduklarını tartışıyorlar. Ülkemizde 24 Temmuz 1908'de yani bundan 118 yıl önce ikinci meşrutiyetin ilanıyla sansür resmen kaldırıldı! Bu yüzde "Basın Bayramı" günü resmiyette yetkili makamlardaki kişilerin, "24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı Kutlu Olsun!" mesajları yayımladıkları bir gün olmanın ötesinde bir kıymetiharbiyesi olmamıştır. Dahası ülkemizde 6 Nisan 1909'da katledilen ilk gazeteci olan Hasın Fehmi Bey'in katledilmesinden beri 13 Ekim 2025'te katledilen Hakan Torun'a kadar 68 gazeteci katledilmiştir! "Sansürün kaldırılması"nın üstünden 118 yıl geçmiş olmasına karşın Türkiye bir "gazeteciler hapishanesi" olarak cezaevinde en çok gazetecinin olduğu ülkeler sıralamasındaki yerini kaybetmedi. Ama iktidar bununla da yetinmemiş olmalı ki kamuoyunda "dezenformasyon yasası" daha açık ifadeyle "sansür yasası" olarak bilinen yasayı 18 Ekim 2022'de yürürlüğe sokmuş bulunmaktadır. - Birgün Gazetesinin Muhabiri İsmail Arı ise 22 Mart 2026 tarihinde, sosyal medya paylaşımları ve yaptığı yolsuzluk haberleri gerekçe gösterilerek "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklandılar. Öte yandan BİRTEK-SEN Genel Başkanı Mehmet Türkmen de, Gaziantep'te Sırma Halı işçilerinin eyleminde iş cinayetlerinde patronlardan hesap sorulmuyor dediği için "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" iddiasıyla tutuklandı. Bu yılın ödüllerinin bir özelliği de var: Bu yıl Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri jürisi, "Tutuklu gazeteciler ve saldırı altındaki gazetecilik" temasıyla verdiği ödüller içinde özel ödülü gazetecilere "Hepiniz Metin'siniz" diyerek güç veren gazetecilerin anası Fadime Ana'ya vererek 29. yıl ödüllerine özel bir anlam vermeyi de amaçlamış!

10 Nisan 2026 00:09

İhsan Çaralan

Abd, Savaşı Dünyaya Yeni Bir Nizam Vermenin Dayanağı Olarak Kullanıyor

Savaşın 34'üncü gününde "ulusa sesleniş" dedikleri kapsamda kameralar karşısına çıkan Trump, bu konuşmasında da önceki ayaküstü yaptığı çelişik açıklamalar ötesinde bir şey söylemedi. İran, "Hürmüz Boğazı kapalı değil, sadece İran'ın düşmanlarına kapalı" diyor. Ama bir yandan İran'ın sınırlamaları öte yandan ABD'nin bölgeye "kara harekatı" için denilen deniz piyadeleri ve amfibik güçler göndermesi, silah ve asker yığınağını artırması, Hürmüz Boğazı'na yakın kimi ada-ları ele geçirmeyi amaçladığına dair haberler; petrol ve doğal gaz fiyatlarını olağanüstü artırmak-tadır. Trump, cumartesi günü yaptığı "Cehennemin üstlerine inmesine kırk sekiz saat kaldı!" açıklamasıyla İran'ın enerji tesislerini vurma ve kara harekatı için verdiği 10 günlük sürenin biteceğini (bugün) hatırlatarak, yeni saldırıların duyurusunu yaptı! Dahası en kadim dostlu İngiltere 'nin Başbakanı Keir Starmer, "Bu bizim savaşımız değil" demekle kalmayıp 40 ülkenin dışişleri bakanlarını Londra'da toplayıp İran'la Hürmüz'ün açılması için müzakere için adım atması, Fransa ve İtalya' nın Körfez'e silah-mühimmat taşıyan ABD uçaklarına hava sahalarını kapatmaları Trump için hiç beklemediği kadar sert gelişmeler olduğu herhalde tartışılmazdır. Protestoya 10 milyon kişi katılıyor. Trump; savaş bakanı kara kuvvetleri komutanı ve iki üst düzey generali "İran'a kara harekatına karşı oldukları" için görevden alıyor. Bu soruya "evet" ya da "hayır" diyerek yanıt vermek zor. Ama Trump, Avrupa'nın, ABD'nin Rusya ile anlaşıp Avrupa'yı dışlayarak "savaşı bitirme" girişimlerine karşı çıkmalarını, "Madem öyle istiyorsunuz biz yokuz. Siz savaşınızı sürdürün" diyerek, Avrupa'yı hizaya sokma girişimini yeni bir safhaya taşımasını gördük. Nitekim Hürmüz Boğazı konusunda da Trump yardıma gelmeyen ülkelere "Bizim petrole ihtiyacımız yok. İhtiyacı olanlar gidip Hürmüz'ü açtırsın petrolü alsınlar!" diyerek Hürmüz krizini ABD'ye destek vermeyen ülkelere ayar vermek için bir fırsata dönüştürmeye yöneldi. Peki, " ABD anlaşma yaparak savaşı bitirirse bu bölgeye ya da İran'a artık barış geleceği anlamına gelir mi" denirse, bu soruya da "evet" denemez.

06 Nisan 2026 00:06

İhsan Çaralan

İnsanlık İçin İyi Olan Nato'nun Güçlendirilmesi Değil Dağıtılması!

4 Nisan 1949'daki kuruluşundan beri de NATO, barış içinde bir dünya isteyen antiemperyalist güçler tarafından en çok protesto edilen örgüt olageldi. "NATO'nun kuruluşundan beri en çok protesto edilenler sıralamasında ikinci örgüt NATO'dur" dersek yanlış olmaz. Dahası 1991'de SB'nin dağılmasından sonra yeniden toparlanan Rusya'nın ve özellikle de Çin 'in ABD'yi ekonomik ve teknolojik bakımdan 5, bilemediniz 10 yıl içinde geçeceğinin herkesçe kabul edildiği günümüz koşullarında, NATO'nun da bu yeni dönemde nasıl bir strateji benimsemesi gerektiği tartışılmaya başlandı. Gerek öncesinde var olan ama Münih Güvenlik Konferansı' nda derinleşen tartışmalar, gerek Ukrayna-Rusya savaşında ABD ile Avrupalı NATO üyeleri arasındaki farklı tutumlar nedeniyle çıkan çelişkiler, gerekse İran 'a yönelik savaşta NATO üyelerinin ABD'nin isteklerine "hayır" demeleri sanki NATO'nun dağılma alametleri olarak görünse de gerçek bundan farklıdır, hatta tamamen tersidir. Bu nedenle antiemperyalist karakterli "Savaşa hayır" mücadelesinin "NATO'nun dağıtılması" talebiyle bağlanması gibi "NATO'ya hayır" ya da "NATO dağıtılsın" talebi etrafındaki mücadelenin de " Savaşa hayır" mücadelesiyle birleşmesi gerekir, aksi elbette ki anlamlı olmaz. Bu açıdan da ABD ve İsrail 'in İran 'a yönelik, bir bölge savaşına dönüşme riski her gün artan savaşının pasif destekçisi olan; 4. yılında olan ve ne zaman biteceği belli olmayan, NATO'nun resmen değilse de Avrupalı NATO üyelerinin çoğunun açık destek verdiği Ukrayna-Rusya savaşının sürdüğü koşullarda, Emek Partisi'nin NATO'nun 77. kuruluş yıl dönümünde ve kuruluş günü olan 4 Nisan'da gerçekleştirilmeyi amaçladığı eylem ve etkinlikler önemlidir. Nitekim Emek Partisi; NATO'nun kuruluşunun 77. yıl dönümünde; " Savaşa ve savaştan pay kapma politikalarına son! Bölgede barış, ülkede demokrasi için birleşelim!" diyerek; yurdun dört bir yanında emek ve demokrasi güçleriyle birlikte gerçekleştireceği eylemlerde "NATO'nun dağıtılması, NATO ve ABD'nin kullanımına açılan 31 askeri üsten yabancı güçlerin gönderilmesi ve bu üslerin yabancı güçler ve NATO tarafından kullanımının sonlandırılması isteneceğini" açıkladı!

30 Mart 2026 00:08

İhsan Çaralan

Türkmen'in Tutuklanması Sınıfa Gözdağı İse Yanıt Da Hep Birlikte Verilmeli

Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen 16 Mart günü tutuklandı. Türkmen'in tutuklanma nedeni, Gaziantep'te aylardır ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle eylem yapan Sırma Halı işçilerine destek için katıldığı basın açıklamasında yaptığı konuşmada "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesi" olarak gösterildi! Konuşmasına "…Siz bugüne kadar bu Başpınar'da, sizin patronunuz Şireci başta olmak üzere işçilerin hakkını veren bir tane patron biliyor musunuz? Hepsi işçinin hakkına çöküyor, hepsi işçinin hakkını yiyor. Bugüne kadar bir tanesi için bunlara hesap soran oldu mu, olmadı! Bu memlekette patronsanız, işçinin hakkına çökebilirsiniz. Şireci'de daha iki ay önce işçinin kolu koptu, iki işçi öldü. Bunların bir tanesi için hesap soran oldu mu, olmadı! Patronsanız, zenginseniz işçinin hakkına çökebilirsiniz, güvenlik önlemi almayıp işçinin ölümüne sebep olabilirsiniz, kimse size hesap sormaz …" dedikten sonra konuşmasına devam ediyor. Ama ortalıkta böyle gerçekleri görmezden gelerek, sendikaları kendileri için yüksek maaşlı makamlar olarak gören çok sayında "sendika bürokratı" dediğimiz sendikacı var. Ama onların, tarihsel olarak işçi sınıfının sömürü ve sermayeye karşı örgütlenme ve mücadele merkezleri olan sendikaların yöneticisi olmaları, elbette sendikacılık için "yüz karası" bir durum. CHP (11), DEM Parti (18), EMEP (2) ve TİP (3), 34 milletvekili, Mehmet Türkmen'in tutuklanmasına tepki olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek'e "yazılı soru önergesi " verdi. Önergede, "Son 5 yılda Gaziantep'te iş kazası, iş cinayeti, meslek hastalığı, sendikal hakları engelleme nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan, gözaltına alınan, tutuklanan ve ceza alan patron sayısı kaçtır?" sorusu yöneltildi. 1 70 akademisyen bir bildiri yayımladı: BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen'in hiçbir suç unsuru taşımayan sözleri gerekçe gösterilerek tutuklanmasını kınıyoruz. Bursa, Samsun, Eskişehir, Mersin, Çorum, Balıkesir, Ordu, Denizli, Kocaeli, Ayvalık emek ve demokrasi platformları, Adana'da DİSK, Türk-İş, KESK ve Kamu-İş konfederasyonlarına üye 21 sendika şubesi, çok sayıda ilden, çeşitli işletmelerden gazetemize gönderilen işçi mektupları, çeşitli illerden DİSK, Türk-iş, KESK, Kamu-İş üyesi sendikaların şube başkanları gazetemize gönderdikleri mektuplarla Mehmet Türkmen'in serbest bırakılması ve Sırma Halı işçilerinin haklarının verilmesini isterken saldırının sadece Türkmen ve Sırma Halı işçilerine değil kendilerine, tüm sınıfa yönelik olduğuna da dikkat çekiyorlar. İşçi sınıfı mücadelesinin bugün karşı karşıya olduğu sorunlarla ilgili önemli bir belge olacak mahiyetteki bu açıklamanın son bölümünü buraya aktarıyorum: "İşçilerin ücret talep etmesi, eşit işe eşit ücret istemesi, örgütlenmesi ve bu taleplerini kamuoyuna duyurması hukuken korunan faaliyetlerdir. Bugün ortaya çıkan tablo; işçilerin hak arama özgürlüğünün daraltıldığı ve sendikal faaliyetlerin cezai yaptırımlarla karşı karşıya bırakıldığı yönünde ciddi bir görünüm ortaya koymaktadır. Ücret ve çalışma koşullarına ilişkin haklarını talep eden işçiler değil, bu hak ihlallerine neden olan uygulamalar denetlenmelidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımını etkisiz hale getiren hukuka aykırı idari kararlara son verilmelidir. Grev hakkını fiilen ortadan kaldıran tüm sınırlamalar kaldırılmalı; işçilerin yasaksız ve barajsız grev hakkı güvence altına alınmalıdır. Sendikal örgütlenme üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Güvenceli iş ve insanca yaşam tüm işçiler için sağlanmalıdır. Mehmet Türkmen derhal serbest bırakılmalıdır." Mehmet Türkmen bir yıl kadar önce de yine böyle gerçek bir sendikacı olarak davrandığı için tutuklanmıştı.

23 Mart 2026 00:05

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İhsan Çaralan

Türkmen'in Tutuklaması Sınıfa Gözdağı İse Yanıt Da Hep Birlikte Verilmeli

Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası (BİRTEK-SEN) Genel Başkanı Mehmet Türkmen 16 Mart günü tutuklandı. Türkmen'in tutuklanma nedeni, Gaziantep'te aylardır ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle eylem yapan Sırma Halı işçilerine destek için katıldığı basın açıklamasında yaptığı konuşmada "Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmesi" olarak gösterildi! Konuşmasına "…Siz bugüne kadar bu Başpınar'da, sizin patronunuz Şireci başta olmak üzere işçilerin hakkını veren bir tane patron biliyor musunuz? Hepsi işçinin hakkına çöküyor, hepsi işçinin hakkını yiyor. Bugüne kadar bir tanesi için bunlara hesap soran oldu mu, olmadı! Bu memlekette patronsanız, işçinin hakkına çökebilirsiniz. Şireci'de daha iki ay önce işçinin kolu koptu, iki işçi öldü. Bunların bir tanesi için hesap soran oldu mu, olmadı! Patronsanız, zenginseniz işçinin hakkına çökebilirsiniz, güvenlik önlemi almayıp işçinin ölümüne sebep olabilirsiniz, kimse size hesap sormaz …" dedikten sonra konuşmasına devam ediyor. Ama ortalıkta böyle gerçekleri görmezden gelerek, sendikaları kendileri için yüksek maaşlı makamlar olarak gören çok sayında "sendika bürokratı" dediğimiz sendikacı var. Ama onların, tarihsel olarak işçi sınıfının sömürü ve sermayeye karşı örgütlenme ve mücadele merkezleri olan sendikaların yöneticisi olmaları, elbette sendikacılık için "yüz karası" bir durum. CHP (11), DEM Parti (18), EMEP (2) ve TİP (3), 34 milletvekili, Mehmet Türkmen'in tutuklanmasına tepki olarak Adalet Bakanı Akın Gürlek'e "yazılı soru önergesi " verdi. Önergede, "Son 5 yılda Gaziantep'te iş kazası, iş cinayeti, meslek hastalığı, sendikal hakları engelleme nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan, gözaltına alınan, tutuklanan ve ceza alan patron sayısı kaçtır?" sorusu yöneltildi. 1 70 akademisyen bir bildiri yayımladı: BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen'in hiçbir suç unsuru taşımayan sözleri gerekçe gösterilerek tutuklanmasını kınıyoruz. Bursa, Samsun, Eskişehir, Mersin, Çorum, Balıkesir, Ordu, Denizli, Kocaeli, Ayvalık emek ve demokrasi platformları, Adana'da DİSK, Türk-İş, KESK ve Kamu-İş konfederasyonlarına üye 21 sendika şubesi, çok sayıda ilden, çeşitli işletmelerden gazetemize gönderilen işçi mektupları, çeşitli illerden DİSK, Türk-iş, KESK, Kamu-İş üyesi sendikaların şube başkanları gazetemize gönderdikleri mektuplarla Mehmet Türkmen'in serbest bırakılması ve Sırma Halı işçilerinin haklarının verilmesini isterken saldırının sadece Türkmen ve Sırma Halı işçilerine değil kendilerine, tüm sınıfa yönelik olduğuna da dikkat çekiyorlar. İşçi sınıfı mücadelesinin bugün karşı karşıya olduğu sorunlarla ilgili önemli bir belge olacak mahiyetteki bu açıklamanın son bölümünü buraya aktarıyorum: "İşçilerin ücret talep etmesi, eşit işe eşit ücret istemesi, örgütlenmesi ve bu taleplerini kamuoyuna duyurması hukuken korunan faaliyetlerdir. Bugün ortaya çıkan tablo; işçilerin hak arama özgürlüğünün daraltıldığı ve sendikal faaliyetlerin cezai yaptırımlarla karşı karşıya bırakıldığı yönünde ciddi bir görünüm ortaya koymaktadır. Ücret ve çalışma koşullarına ilişkin haklarını talep eden işçiler değil, bu hak ihlallerine neden olan uygulamalar denetlenmelidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanımını etkisiz hale getiren hukuka aykırı idari kararlara son verilmelidir. Grev hakkını fiilen ortadan kaldıran tüm sınırlamalar kaldırılmalı; işçilerin yasaksız ve barajsız grev hakkı güvence altına alınmalıdır. Sendikal örgütlenme üzerindeki tüm baskılara son verilmelidir. Güvenceli iş ve insanca yaşam tüm işçiler için sağlanmalıdır. Mehmet Türkmen derhal serbest bırakılmalıdır." Mehmet Türkmen bir yıl kadar önce de yine böyle gerçek bir sendikacı olarak davrandığı için tutuklanmıştı.

23 Mart 2026 00:05

İhsan Çaralan

Halk Yığınlarının Mücadelesi Olmadan Gerçek Bir Barış Kazanılmaz!

ABD Başkanı Trump ve İsrail Başbakanı Netanyahu'nun "Bir-iki günde bitiririz" diye, 28 Şubat 2026 günü İran'a yönelik başlattıkları savaş, üçüncü haftasında. İran, savaşın başlamasının üstünden geçen 18 gün içinde beklenenden daha dirençli ve daha etkili karşılık vererek; İsrail'in Tel Aviv başta olmak üzere başlıca kentleri yanında Irak, Kuveyt, Bah-reyn, BAE, Suudi Arabistan ve Ürdün 'deki ABD üslerinde bulunan bazı rafinerileri ve lüks otel-leri hedef alarak savaşı bölgeye yayan bir tutum aldı. Son günlerde ise ABD'nin İran'a yönelik bir "kara harekatı" için bölgeye güç yığmaya devam ettiği, bu amaçla Japonya'daki üslerinden 12 bin deniz piyadesinin bölgeye gelmek için yola çıktığı belirtiliyor. Savaşın başından beri İspanya açıkça ve insanlık adına dik duran bir ülke olurken İngiltere, İtalya, Fransa ve Almanya ayak sürüseler de "savaşa hayır" diyemeyen bir çizgide durdular. Bir gazetecinin, "Ya Avrupalılar destek vermezse" sorusuna verdiği yanıtta, Trump, "Eğer Avrupa ve diğer müttefikle-rimiz Hürmüz Boğazı'nı açmak için bize destek veremezse NATO'yu çok kötü bir gelecek bekliyor" diyerek NATO ülkelerini tehdit ediyor! Burada elbette savaşın saldırgan tarafı olan iki ülkede İsrail ve ABD' de "savaşa hayır" diyen ve kendi hükümetlerinin politikasına karşı açıkça tutum alan küçümsenemeyecek yığınsallıktaki pro-testoların çok önemli olduğu da apaçık! Türkiye'de ise iktidar sözcüleri genel olarak "savaş ve barış" üzerine kitabın ortasından konuşmalar yapsalar da Netanyahu'ya söylerken sözünü sakınmadan verip veriştirirken ABD'nin özellikle de savaşın baş sorumlusu durumundaki Trump'ın adını hiç anmadan, dolayısıyla da ABD ve Trump'ı rahatsız etmeyecek tutumu sürdürüyor. DEM Parti, " İran halkının özgürlüğü ve barış kırmızı çizgimizdir" diye savaşa karşı çıkıyor. Hatta "Keşke Yunan kazansaydı" diyenlerin devamcısı olan kimi tarikat ve cemaat çevreleri dışında çok büyük bir çoğunluk bu ABD-İsrail yapımı sava-şa karşı. Konvansiyonel savaşlar için bir klasik olan "Piyadenin süngüsü girmeden savaş kazanılmaz" ifadesiyle benzeştirerek söylersek, emperyalistler ve gericilikler arasında savaşlarda işçi sınıfı ve emekçi halk yığınlarının "Savaşa hayır diyen bir barış mücadelesi olmadan az çok gerçek bir barış sağlanamaz" dersek doğru bir saptama yapmış oluruz.

18 Mart 2026 00:07

İhsan Çaralan

Emperyalist Haydutluğa Karşı Türkiye'de Bulunan Nato Ve Abd Üsleri Kapatılmalıdır!

İsrail, öldürülen üst düzey yöneticilerin 40 kişi olduğunu iddia ediyor. ABD savaş uçaklarının bir kız ilkokulunu vurduğu ve 150'den fazla kız çocuğunun öldürüldüğü de İran tarafından açıklandı. İran, saldırıda öldürülenler için 40 günlük yas ilan etti. İran'ın tutumunu Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan "Bu büyük suç asla cezasız kalmayacak" diyerek açıkladı. Hamaney'in de öldürülmesi ve saldırının boyutlarıyla, 2025 haziranında ABD ve İsrail'in ortak düzenlediği "12 gün saldırısı" denilen saldırının ötesinde sonuçlarının olacağı anlaşılıyor. ABD Başkanı Donald Trump, saldırının hemen arkasından yaptığı uzun TV konuşmasında; ABD'ye ve ABD ordusuna, Trumpist diyebileceğimiz hamasi bir üslupla övgüler yağdırdıktan sonra İran halkına da çağrı yaptı! İran'a çoğu yalan yanlış suçlamalar yaptıktan sonra halka; " Özgürlüğünüzün saati geldi. Biz işimizi bitirdiğimizde, hükümetinizi devralın … Şimdi size istediğinizi veren bir başkanınız var, bakalım nasıl karşılık vereceksiniz… Bu, harekete geçme anıdır. Bunun geçip gitmesine izin vermeyin! " dedi. Tevrat'taki "Nil'den Fırat'a vadedilmiş topraklar", "Armageddon" üstünden uydurulmuş efsaneler ve siyonist söylencelerin ABD ve emperyalizmin amaçlarının üstünün örtüsü olarak kullanmak bir yanılgıdır. Çünkü ABD'nin 20. yüzyılın ikinci yarısı boyunca özgürlük ve demokrasi vaadiyle organize ettiği savaşları, iç savaşları ve askeri darbeleri bir yana bıraksak bile; özgürlük ve demokrasi getirmek için işgal ettiği Irak ve Afganistan başta olmak üzere çeşitli yöntemlerle müdahale ettiği hiçbir yerde halklara özgürlük ve demokrasi götürmemiştir. Burada "İran neden ABD'nin hedefindedir" sorusu gelebilir. Bunlardan biricisi bölgede İran'dan başlayıp Lübnan'a kadar uzanan "Şii Hilali" nin lider ülkesi olmasıdır. ABD'ye göre İran'ın ikinci bir "suçu" daha vardır: Suriye iç savaşında Rusya'nın bölgeye müdahalesinde iş birliği yapmasıdır. Bugün bu yazıyı Emek Partisi nin cumartesi günü ABD-İsrail saldırısının hemen arkasından yaptığı çağrı ile bitirelim: "Görülmektedir ki Amerikan emperyalizmi karşısında hiçbir ülke güvende değildir. Saldırılar karşısında sessiz kalınamaz. Türkiye açık tutum alarak İran'a saldırmakta olan ABD'yi de kınamalı ve bu saldırıya karşı olduğunu açıklamalıdır. AKP iktidarı ABD ve İsrail'in Türkiye'deki tüm askeri faaliyetlerini durdurmalıdır. Türkiye'de bulunan NATO ve ABD üsleri derhal kapatılmalıdır. Türkiye halkları emperyalist ve siyonist saldırganlara karşı birleşmeli ve barış mücadelesini yükseltmelidir."

03 Mart 2026 00:32

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha