
Türkiye Cumhuriyeti'nin atomlarını taşıyan Kemalist ideoloji "kimsesizlerin kimsesi" Cumhuriyeti ilan ederek kişileri kuldan bireye, tebaadan yurttaşa dönüştürdü. "Aykırı" olmak sorgusuz sualsiz kabul etmeyi, el-etek öpmeyi, biat etmeyi kastettiğinde, aykırı karakterlerin toplumda çoğalmasını yalnız arzu etmekle kalmadı, bunun için Köy Enstitülerinin tohumlarını atarak, kendi kendine yetebilen bir ulus ve ülke için kendi kendine yetebilen bireyi ortaya çıkarmaya çalıştı. "Seçme ve seçilme hakkı"nı Avrupalı birçok ülkeden önce vermesi, kadının yalnızca politik alanını tanımlamakla kalmadı; kocasız faytona binmesini yasaklayan 19. yüzyıl yaşamından kadını çekip çıkararak ondan öğretmen, doktor, pilot, hâkim, savcı, vekil vb. yaratan görülmemiş bir fırsat eşitliğini sağladı. Kadın; giyimi, mesleği ve kamusal alandaki varlığıyla bir "ahlak doğrusu"na yerleştirilip değerlendirilemez. Kemalistlerin mücadelesi sayesinde oturabildiği makamdan Kemalistlere hakaret eden "nefret eker", Cumhuriyetin haklarını ve onurunu kazandırdığı Türk kadınının manevi varlığına saldırmıştır. Ulusal kültürle müziği harmanlamak üzere öğretmenler, orkestraya sanatçılar yetiştirmek için 15 Eylül 1924'te, ileride konservatuara dönüşecek "Musiki Muallim Mektebi" kuruldu. Çağdaş Türk müziğinin kurucusu "Türk Beşleri" onlardandı: Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kâzım Akses, Hasan Ferit Alnar. Tasarımıyla ulusal mimari akımın öncülüğünü yapan ve Atatürk'ün "Doğu'dan Batı'ya açılan pencere" olarak nitelendirdiği, genç Cumhuriyetin modern yüzü ve uluslararası diplomasi merkezi haline gelen Ankara Palas başta olmak üzere arka arkaya atılan mimari adımlar yeni sosyal merkezler yarattı. Kemalistler, "tam bağımsızlık" ilkesiyle yalnızca kapitülasyonların kaldırılmasını, öz sermayenin ve iktisadi gücün milli iştiraklerle canlandırılmasını kastetmediler. "Asıl dava, yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan bir Türk devleti çıkarmaktır." Mustafa Kemal daha Şam'da iken bu sözü söyledi.
Kaynak: Cumhuriyet
13 Haziran 2026 04:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Demokrasi Duvarı - Engin Ünsal
Demokrasinin en güzel tanımı, "halkın halk tarafından halk için yönetilmesi" olarak yapılmıştır. Demokratik rejimlerde toplum; kuvvetler ayrılığı esasına göre yönetilir ve yasamanın, yürütmenin, yargının birbirini denetleyerek toplumsal barışın ve toplumsal güvenin yaratılması esastır. Demokrasi duvarı özenle örülmeli ve korunmalıdır. Bu modelde güçlü krallara, imparatorlara karşın bağımsız yargının varlığı toplumun bireyleri için en güçlü dayanaktır. Arazisine el koymak isteyen Alman kralına karşı direnen Alman köylüsünün yanıtı unutulmamalıdır, "O kralsa Berlin'de de hâkimler var"dır! Yargıya güvenin bu kadar güçlü olması toplumun bekası için önemlidir. Bağımsız yargı demokrasi duvarının en önemli tuğlasıdır.
12 Haziran 2026 04:00

Adalet Yürüyüşünden 'Yeni Osmanlı' Yürüyüşüne... - Barış Övgün
"Yargı bağımsız değil, siyasallaştı" diye yol yürüyen CHP içinde bir grup, bugün "Yeni Osmanlıcılık" yürüyüşüne çıktıklarını ilan ediyorlar. Kamuoyuna ise yaşanan bu olayları "CHP içinde bir kavga" olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Ama aslında herkes şunu çok iyi biliyor ki bu parti içi bir mücadele değil ve atanmışların çıktıkları yol, bir koltuk sevdası ya da bir intikam hırsıyla çıkılan bir yol değil. O yüzden "Bu yaşta bu ne hırs?" diye sormayın! Parti meclisinden (PM) yetki alamayan MYK sorunu varken, PM'de dün yaşanan 28 istifa ile PM üye sayısı 40'ın altına düştüğü için PM de hükümsüz kaldı. Ancak bu gelişmelere karşın atanmışlar, "Beş kişi kalsak bile toplanırız" diyorlar. Kısacası "Hukuk, tüzük bizi ilgilendirmez" diyorlar. "Saygı da duymuyorum, uygulamıyorum." Benzer kafa yapısı, aynı anlayış... Çünkü koyuldukları yol eski yol değil; yeni yol, bunu gerektiriyor. "Gel, Ankara'da siyaset yap" dendi ama seçilmiş yönetim halka gitmeyi tercih etti. Seçilmiş yönetim "Seninle asla yeni bir anayasa yapmam. Sen önce mevcut anayasayı uygula" dediğinde iş anlaşılmış oldu. Şu an itibarıyla Ankara merkezli siyaset yapacak bir CHP var.
12 Haziran 2026 04:00

Mutlak Butlanın Şifresi - Mahmut Aslan
Türkiye'de yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu salı yapılan grup toplantısı bir partinin değil, bir operasyonun fotoğrafını verdi. Ve o kürsüden şu cümleler duyuldu: "Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Dünya dengeleri değişiyor... Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı'nın topraklarına bakın, o coğrafyada yaşayan insanlara bakın; Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı." Durup düşünelim. Kurultay iradesi "yok hükmünde" sayılıyor. Aynı gün Erdoğan sosyal medyadan "Osmanlı çınarı" güzellemesi yapıyor. ABD Büyükelçisi Barrack, Osmanlı'nın millet sistemini Türkiye'ye model gösteriyor, "Güçlü ulus-devletler tehdittir" diyordu. Bahçeli, "biri Alevi, biri Kürt olabilir" diyerek eşit yurttaşlığı kota pazarlığına indirgemişti. Cumhuriyet, egemenliği saraydan ve cemaatten alıp millete veren rejimin adıdır; milletin iradesini "hiç olmamış" sayan bir işlem doğrudan bu egemenlik fikrine yöneliktir. "Osmanlı coğrafyası" söylemi masum bir vizyon değil, Barrack'ın millet sistemi önerisinin coğrafi izdüşümüdür: İçeride cemaat temelli toplum, dışarıda "coğrafya" temelli misyon. "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesinin yerine imparatorluk nostaljisiyle süslenmiş bir nüfuz hayali konmakta ve bu hayal ilk kez ana muhalefetin kürsüsünden dile getirilmektedir. T24'ten Cansu Çamlıbel'e verdiği mülakat baştan sona iki kavram üzerine kuruluydu: "Devlet" ve "devlet aklı." Kuşoğlu, bu aklın Erdoğan sonrası için "bir şeyler kurguladığını" söylüyor, tabloyu İttihatçılığa benzetiyor ve ekliyordu: "Siyasetin sıfırlandığı, ülkeyi tamamen bürokratların idare edeceği bir rejim kurgulanıyor." Bu sözler analiz değil, itiraftır; sistemin nasıl oluştuğunu bundan açık gösteren belge olamaz. Kuşoğlu'nun tarif ettiği düzende ise egemenlik, kime hesap verdiği belli olmayan bir "akla" devredilmiştir. Butlan kararı bu mimarinin hukuki görünümü, "Osmanlı coğrafyası" söylemi ideolojik görünümü, "devlet aklı" söylemi ise itirafnamesidir. O coğrafyanın özlemini dile getirenler, millet sisteminde "Kızılbaşın" yerini de hatırlamak zorundadır.
11 Haziran 2026 04:00

Korku Kültürü Gölgesinde Akreditasyon - Ali Ekber Şahin
Öğretmenlik programlarının akreditasyonu Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yetkilendirilen Öğretmenlik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (EPDAD) tarafından düzenlenmektedir. Dolayısıyla akreditasyon doğrudan "kalite" ile ilgili bir süreç olup ilgili akademik birimde öğretmen yetiştirmek için güvenilir ve geçerli bir kalite altyapısı olup olmadığı, kaliteyi gerçekleştirme süreçlerinin temel ilkelerle uygun olup olmadığı dış değerlendirici gözüyle raporlanır ve belgelenir. "Toplam kalite"nin öncüsü W. Edwards Deming'in kaliteye ilişkin 14 ilkesinden en önemlisi "Korkuyu ortadan kaldırın" ilkesidir. EPDAD değerlendirmesi fakültelerde kalite kültürünün hangi düzeyde, korku kültürünün hangi düzeyde var olduğunu ortaya koyan bir süreç değildir. Fakülte akademik genel kurulu, öğretmenlik programlarını yöneten rektör ve dekanların kendilerinden beklendiği şekilde davranıp davranmadıklarını ortaya koyabilmek için mevzuatla oluşturulmuş ve her akademik yılın sonunda toplanması zorunlu olan bir "hesap verme" mekanizmasıdır.
10 Haziran 2026 04:00

Politikada Dengeyi Kurmak - Cengiz Kuday
Özellikle CHP'deki "mutlak butlan" tartışmalarının hemen öncesinde yapılan açıklamalar ve kullanılan ifadeler, bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik yapılan "Quisling" benzetmesi de bu tartışmaların en dikkat çekici başlıklarından biri haline geldi. Siyasi tarih bilen herkes bilir: Vidkun Quisling, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Norveç'te Almanlarla işbirliği yapan ve tarihe tartışmalı bir figür olarak geçen bir siyasetçidir. Öyle ki bugün dünya siyaset literatüründe "Quisling" kelimesi çoğu zaman "ihanet", "işbirlikçilik" ya da kendi siyasi hareketine zarar veren aktörler için kullanılan son derece ağır bir tanımlama olarak kabul edilir. Dolayısıyla bir siyasetçiyi "Quisling" benzetmesiyle anmak, sıradan bir siyasi eleştirinin çok ötesine geçer. CHP'deki hukuki ve siyasi kriz tartışmaları sürerken Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı bazı açıklamalar, parti tabanında ve kamuoyunda ciddi tartışma yarattı. Siyasette uzun yıllar liderlik yapmış bir ismin, geçmiş performansının sorgulanmasından da daha doğal bir durum olamaz.
10 Haziran 2026 04:00

Bilime Adanmış Bir Yaşam: Erdal İnönü - Gülsün Bilgehan
Erdal İnönü, Mevhibe Hanım'la İsmet Paşa'nın üçüncü oğlu olarak Ankara Pembe Köşk'te doğdu. İnönü çiftinin 1916'da evlenmelerinden 10 yıl sonra 6 Haziran 1926'da dünyaya geldi. Aile, ilk evlatları İzzet'i Sakarya Savaşı sırasında Malatya'da kaybetmiş, ikinci çocukları Ömer İzmir'de, babası Ankara'da başbakanken doğmuş ve nihayet 10 yıl sonra kalıcı bir yuvaya kavuşan İnönü çiftinin yeni bir çocukları olmuş, Erdal... En çok annesini seviyor ve İsmet Paşa'nın bütün gayretlerine karşın hep "Annem, annem!" diyor. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra normal demokrasi yaşamına geri dönebilmek için kendisinden yardım isteyenleri geri çevirmedi ve sonradan "Beni yönetenler benden daha az iyi olmasın diye siyasete girdim" diye kendi tarzında bir açıklama yaptı. İsmet İnönü, eşi Mevhibe Hanım ve çocukları Ömer, Özden ve Erdal İnönü ile. İnönü-Wigner olarak bilinen kontraksiyon yöntemini yazdılar ve dayım Erdal İnönü bilimsel saygınlığı yüksek Uluslararası Wigner ödülünü 2004 yılında aldı, ölümünden üç yıl önce... 1978-1982 yılları arasında UNESCO Yürütme Kurulu'nun Türkiye adına üyeliğini yapmış ve örneğin Atatürk'ün yüzüncü doğum yılı nedeniyle dünyada "Atatürk Yılı" ilan edilmesine öncülük etmiştir.
09 Haziran 2026 04:00

'Mutlak'a Hemen Kurultay! - Mustafa Gazalcı
Birçok kişinin belirttiği gibi CHP'nin başına gelen "mutlak butlan" yalnız parti içi bir mesele değil, aynı zamanda bir hukuk, demokrasi, ülke sorunudur. Hukuka, demokrasiye, anayasaya karşı olan bu darbe, olsa olsa 12 Eylül, 12 Mart darbelerinde yaşananlara benzetilebilir. 2004 Mart başında zamanın başbakanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Bolu'da yaptığı konuşmada CHP'yi "kökü bereketsiz bir parti" diye nitelemesi haklı tepkilere yol açmıştı. Bunun üzerine biz de parti içi eğitim birimi olarak tarihçi Şerafettin Turan'ın yazdığı "Kökeni Ulusal Direnişe Dayanan Bir Devrim Partisi: Cumhuriyet Halk Partisi" adlı kitabı başta Erdoğan olmak üzere bütün AKP üst yöneticilerine Meclis PTT'sinden gönderdik. Recep Tayyip Erdoğan'ın butlanla ilgili "Biz bu işe karışmıyoruz, hiçbir yerinde yokuz" anlamındaki açıklaması inandırıcı değildir. Ne zaman ki 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Özgür Özel genel başkanlığında CHP başarılı olup AKP yenilince dayanaksız karalamalar, iddialar yargı alanına taşındı. CHP'nin kamuoyu yoklamalarında sürekli önde olduğu bir dönemde "Mutlak butlan" davası gündeme getirildi. Özellikle "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber, ya hiç birimiz" çok sık yineleniyordu. 24 Mayıs 2026 Pazar günü polis zoruyla, biber gazı sıkarak, kırıp dökerek henüz kesinleşmemiş kararı genel başkana ilettiler.
09 Haziran 2026 04:00

Artık Ysk Var Mı? - Ziya Yergök
Gerçek anlamda, "demokratik hukuk devleti"nden söz edilebilmesi için her şeyden önce birtakım kurumların ve işleyen kuralların olması gerekir. 16 Nisan 2017'de gerçekleştirilen anayasa değişikliği referandumu ile de Türkiye'nin yönetim sistemi, yüzde 48.59 "Hayır" oyuna karşılık, yüzde 51.41 "Evet" oyu ile parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçmiştir. Parlamenter sistemden vazgeçilmesi, "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi"ne geçilmesi, bugün daha iyi görüldüğü gibi yanlış olmuştur, bünyemize uymamıştır. Bizde de böyle olmuştur. TBMM'de "Suça İtilen Çocuklarla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu" kurulmuştur. Bu süreçte olmayan ve kalmayan bir şey de "seçim güvenliği ve yüksek seçim kurulu'dur (YSK)" Türkiye, demokrasisi ve hukukundaki birçok eksiğe rağmen 1950'den sonra seçimlerini düzgün biçimde yapmayı başarmış bir ülkedir. Ta ki, 17 Nisan 2017 Anayasa referandumunda daha oy kullanımı devam ederken, iktidar partisi YSK temsilcisinin başvurusu ile ve YSK kararı ile mühürsüz oy pusularının hukuka, anayasaya, yasaya ve YSK genelgelerine aykırı olarak "geçerli" kabul edilmesine kadar. Bu yanlış karar da YSK'nin güvenilirliğine ve saygınlığına vurulan ağır bir darbe olmuştur. Son olarak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin, CHP'nin 38. kurultayının "mutlak butlan" nedeniyle iptaline ilişkin hukuka aykırı verdiği karar üzerine, CHP YSK'ye başvurarak kararın "maddeten ve hukuken uygulanamaz" olduğu, iptal konusu kurultaylardaki mazbataların geçerli olduğunun ve bu kongre/kurultaylarda seçilenlerin görevlerine devam ettiğinin, anayasanın 79. maddesinden kaynaklanan tam kanunsuzluk yetkisine dayanarak tespitine karar verilmesini istemiştir. Yetkisiz ve hukuksuz olarak aldığı kararı bir de "gereği için" YSK'ye gönderen BAM, YSK anayasal yetkisine sahip çıkarak 36. Hukuk Dairesi'ne bir hukuk dersi vermeliydi ancak yanıtını eksik bırakmış, yapması gerekeni tam yapmamıştır. Bütün bu nedenlerle ve üzülerek "Artık YSK var mı?" diyoruz.
08 Haziran 2026 04:00

Hak Mı, Lütuf Mu: Nafaka - Gamze Burcu Gül
Oysa önce şunu sormak gerekir: Bu soruların hiçbirine bugün "evet" yanıtı veremiyoruz, ancak kadınların mevcut haklarının her gün biraz daha daraltıldığına tanık oluyoruz. Yoksulluk ekonomik bir sorun olduğu kadar bir sağlık sorunudur ve bu tartışmanın neredeyse hiç konuşulmayan bir boyutu da "sağlık hakkı"dır. Dünya Sağlık Örgütü'nün yıllardır vurguladığı gibi sağlık, yalnızca hastalık ve sakatlığın olmaması değildir. Başka bir deyişle, gelir güvencesi sağlık güvencesidir. Üstelik bu süreçte kadınlar çoğunlukla önce kendi sağlık gereksinimlerinden vazgeçerler. Eşit işe eşit ücretin sağlandığı, bakım emeğinin toplumsallaştırıldığı, kadın istihdamının güçlendirildiği ve ekonomik bağımsızlığın güvence altına alındığı bir düzen kurulmadan nafaka hakkını hedef almak, mevcut eşitsizlikleri daha da derinleştirecektir. Kadın yoksulluğu bir halk sağlığı sorunudur. Kadınların ekonomik güvencesini zayıflatan her karar, aynı zamanda sağlık hakkını ve insan onuruna yakışır yaşamı da zedelemektedir. Çünkü sağlık, güvenceli bir yaşam sürebilmektir.
06 Haziran 2026 04:00

Tarihin Doğru Tarafında Duranlar - Halil Sarıgöz
Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihi, yalnızca bir siyasi partinin tarihi değildir. CHP'nin tarihi; Kurtuluş Savaşı'nın, Cumhuriyet devrimlerinin, çok partili yaşama geçişin, demokrasi mücadelesinin ve halk egemenliğinin tarihidir. Bugünlerde gündeme getirilen "mutlak butlan" söylemleri ve siyasal alanı yargı kararlarıyla yeniden şekillendirme çabaları karşısında yaşananlar da bu çerçevede değerlendirilmelidir. O gün İsmet Paşa dahil hiçbir CHP'li hazımsızlık yaşayarak dış müdahalelerle bir şeyler aramamış, son sözü delegenin söylediğini kabul etmiştir 12 Eylül darbesiyle bütün siyasi partiler kapatıldığında da CHP geleneği yok edilememiştir. Erdal İnönü'nün, Deniz Baykal'ın, Altan Öymen'in, Hikmet Çetin'in ve Murat Karayalçın'ın temsil ettiği siyasal anlayışın, halk partisi geleneğinin ortak noktası da şüphesiz budur: "Dev Çınarı" kişilerden üstün görmek. Bugün CHP'nin yaşayan bellekleri arasında yer alan Önder Sav, Murat Karayalçın ve Hikmet Çetin'in durduğu yer, aslında yüz yılı aşan CHP geleneğinin durduğu yerdir. Hikmet Çetin, Türkiye siyasetinin en zor dönemlerinde demokrasi ve uzlaşma kültürünün önemli temsilcilerinden biri olmuştur. 12 Mart'ın, 12 Eylül'ün bıraktığı en önemli derslerden biri şudur: Demokrasiye yapılan her müdahale, sonunda topluma ve siyasete zarar verir. Cumhuriyet Halk Partisi de tarih boyunca bunun mücadelesini vermiştir. Yakın tarihimizde Murat Karayalçın'ın, Hikmet Çetin'in, Altan Öymen'in ve Önder Sav'ın temsil ettiği siyasal gelenek bize şunu hatırlatmaktadır: Demokratlar için esas olan vesayet değil örgüt/halk iradesidir.
05 Haziran 2026 04:00

Milletin Umuduna Oynanan Oyun - Süleyman Çelebi
Bazen ihanet, düşmanın saldırısıyla değil, dost görünenlerin sessiz hesabıyla başlar. Bugün CHP'de yaşanan sorun yalnızca bir kurultay sorunu değildir. Bu yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu meselesi de değildir. Bakın tablo çok açık: CHP yıllar sonra birinci parti oldu. Halk, "artık yeter" dedi. Gençler, emekliler, işçiler, esnaf, kadınlar, aydınlar; herkes "belki bu defa olur" demeye başladı. Çünkü bu ülkede en tehlikeli şey muhalefetin zayıf olması değildir. Sonra halkın kafasını karıştır; "Bunlar daha kendi partisini yönetemiyor" algısını kur. En sonunda da iktidar yürüyüşünü başlamadan bitir. Burada en büyük ihanet şuradadır: Bir insan kendi kişisel kırgınlığını, kendi koltuk sorununu, kendi geçmiş hesaplarını, ülkenin geleceğinin önüne koyuyorsa, bu artık normal bir siyasi tavır değildir. Burada "kimin işine yarıyor" sorusu sorulur. Halkın uyanmasından korkanların. Bir liderin görevi, partisini mahkeme koridorlarına taşımak değildir. Ve tarihe, "Ben koltuğu değil, Türkiye'yi düşündüm" diye geçecek. Çünkü Türkiye'nin kaybedecek zamanı yoktur. Bugün CHP'nin önündeki sorun sadece bir liderlik meselesi değildir. Eğer bu oyun bozulmazsa, kaybeden yalnızca CHP olmaz. Kaybeden Türkiye olur. Türkiye'nin yolunu aç. Çünkü gerçek liderlik, koltuğa oturmak değildir. Bunun aksini yapanlar tarihe "hain" olarak geçecektir.
04 Haziran 2026 04:00

İtirazın Tarihi Ve Direniş - Ali Ekber Ataş
Tarihten iki olay: İlki, bundan tam 54 yıl, 5 ay, 9 gün önce, tarihler 15 Aralık 1971'i gösterirken Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ülkesine dayatılan karar metnini yırtan Pakistan Dışişleri Bakanı Zülfikar Ali Butto'nun itirazıdır. İkincisi ise tarihler 24 Mayıs 2026'yı gösterdiğinde, CHP Genel Merkezi'nde yaşanır. Özgür Özel'in yaptığı şey yalnızca bir karar metnini yırtmak değildir. Butto'nun 1971'de Birleşmiş Milletler'de yırttığı metin, tek bir diplomatik tepki değildir. Bu nedenle Mustafa Kemal'in açtığı tarihsel çizgi, Cinnah'ın siyasal düşüncelerinde başka bir biçim ve anlama bürünür. Mustafa Kemal'den Cinnah'a, Cinnah'tan Butto'ya ve Butto'dan Özgür Özel'e uzanan çizgi, benzerliklerin değil, aynı sorunun farklı zamanlarda yeniden ortaya çıkışının çizgisidir. Ve aynı tarihsel hat, Türkiye'de Cumhuriyetini kuran iradenin bugün hâlâ konuştuğu siyasal merkezde yeniden görünür olur...
04 Haziran 2026 04:00