
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, yetkisi olmadığı halde Cumhuriyet Halk Partisi'nin 2023 Kasım ayında yapılan kurultayını "yok hükmünde" kabul etti, bu kararının da hemen uygulanmasını "tedbiren" istedi ve teknik anlamda CHP'de saatleri tam altı yıl geriye aldı, 2020 Temmuz ayında yapılmış olan 37. kurultayın sonuçlarına geri döndürdü. Burada dikkat edilmesi gereken konu şu: Mahkeme, sadece Kasım 2023'teki 38. Olağan Kurultay'ı yok hükmünde saymadı. Bu kurultaydan sonra yapılan Nisan 2025 tarihli 21. olağanüstü kurultayı, Eylül 2025'te yapılan 22. olağanüstü kurultayı ve Kasım 2025'te yapılan 39. Olağan kurultayı da "yok hükmünde" kabul etti. 5. Eğer Ankara Bölge Adliye Mahkemesi'nin kararı meşru kabul edilecekse, ki fiili durum bunu gerektiriyor, bugün CHP'nin bir olağanüstü kurultay düzenlemesi halinde oy verecek olan delegeler 2020 yılında seçilmiş olan delegelerdir. (CHP'de Özgür Özer tarafı 2023'teki kurultayda oy veren delegelerden imza topluyor.) 6. Nitekim, Kemal Kılıçdaroğlu'nun başvurusu üzerine mahkeme kararını yorumlayan Ankara İcra Müdürlüğü, partinin en üst karar organı olarak Parti Meclisi'nin ve Yüksek Disiplin Kurulu'nun da 2020'de seçilen isimlerden oluştuğuna karar verdi. 7. Aslında Ankara Bölge İdare Mahkemesi'nin "mutlak butlan" olarak da bilinen kararını meşru kabul edeceksek, CHP'nin Türkiye çapında mevcut bütün ilçe ve il yönetimlerinin de sona erdiğini, onların da 2020'de seçilen isimlere geri dönmesi gerektiğini mantıken kabul etmeliyiz. 9. Ya bugün 2020 yılında seçilen delegelerden yeteri sayıda imzayla ya da doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu'nun kararıyla veya PM kararıyla parti hızla bir olağanüstü kurultaya gidebilir. 13. Kemal Kılıçdaroğlu, "Önce arınma sonra kurultay" diyor ama partisinde "arınma" adını verdiği tasfiye süreçlerini yürütecek siyasi meşruiyete sahip olmadığı ortada. Kemal Kılıçdaroğlu, partisini sahiden bir "arınma"dan geçirmek istiyorsa, en önce kendisine meşruiyet edinmeli. 16. Partinin esas sahibi olan üyelerin ve 2020'de seçilmiş ve o yıl Kılıçdaroğlu'nu neredeyse oy birliğiyle seçmiş bile olsa delegelerin bugün onu siyaseten meşru görmediği ayan beyan ortadayken Kılıçdaroğlu'nun başka türlü davranması CHP'yi sadece bölünmenin değil tamamen yok olmanın eşiğine getirir.
Kaynak: Karar
02 Haziran 2026 00:01
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

İşsizlik Bu Seviyedeyken Seçim Kazanmak Mümkün Mü?
Yanılgı, bir konuşmasında bir türlü "heterodoks" kelimesini söyleyemeyen dönemim Hazine Bakanı Nurettin Nebati'yi küçümsemekten kaynaklanıyor. Oysa, çelişki gibi gelebilir ama Tayyip Erdoğan'a 2023 seçimini kazandıran isim Nurettin Nebati'den başkası değil. Bunu ekonomiyi çok iyi yönettiği, refahımızı arttırdığı için başarmadı Nebati ama "Düzeliyoruz, kurtuluyoruz" algısını yarattı. O yılın sonunda Nurettin Nebati kasada döviz kalmadığını görünce Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı ikna etti ve "kur korumalı mevduat" adı verilen korkunç uygulamaya geçilmek zorunda kalındı. Nisan 2022'de yüzde 70 seviyesinde olan enflasyon yüzde 80'lere kadar tırmandı ama Kasım ve Aralık 2022'den itibaren hızla düşmeye başladı. Mayıs 2023'e, seçim ayına ulaştığımızda enflasyon yüzde 40'a inmişti. Esas önemli rakam geliyor: 2022 yılı sonunda Türkiye'de istihdam edilen, yani iyi veya kötü her ay maaş alabilen, düzenli bir geliri olanların sayısı 30 milyon 752 bin kişiydi. Hayır, 2023 seçiminde Türkler Nurettin Nebati refaha kavuştukları için Tayyip Erdoğan'a koşa koşa oy vermediler. Nurettin Nebati'nin ekonomiye verdiği hasarı 3 yıldır gidermeye çalışıyor Merkez Bankası da, Hazine Bakanı Mehmet Şimşek de. Oysa 2025 yılı biterken istihdam edilen insan sayısı 32 milyon 566 bin kişiydi. Az önce söyledim, 2022 sonunda Türkiye'de 30 milyon 752 bin kişi istihdam ediliyordu.
06 Haziran 2026 00:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Chp'deki Tartışmayı Anlama Kılavuzu: Hayır, Kılıçdaroğlu Direnemez
Bütün toz duman, karşılıklı edilen büyük laflar, hain ve ihanet suçlamaları bir kenara, Cumhuriyet Halk Partisi'nde 21 Mayıs akşamı yetkisiz bir mahkemenin bir kuyuya attığı taşı çıkartmanın bir tane yolu var: Partinin esas sahibi olan üyelerin seçtiği delegelere "Partiyi kim yönetsin" diye sormak… Yani CHP'deki adıyla kurultay yapmak. Esasen bir kurultay yapmak gerektiği konusunda seçilmiş genel başkan Özgür Özel ile atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu arasında temelde bir fark da yok. Atanmış genel başkan ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi'nin aldığı "mutlak butlan" kararının kesinleşmediğinden, Yargıtay aşamasının tamamlanması gerektiğinden söz ediyor, "Kurultayı ancak bundan sonra yapabiliriz" diyor. CHP'nin Kurultay Yönetmeliği'nin 22. maddesi, olağanüstü kurultayın nasıl yapılacağını düzenliyor. Bu yolla, yani delegelerin imzasıyla kurultay talep edilmesi halinde en erken 15, en geç 45 günde olağanüstü kurultayın yapılacağı emrediliyor. Bu yönetmeliğin 11. maddesi aynen şöyle: "Olağan kurultayların yeri, günü ve saati Parti Meclisince belirlenir. Kurultayın olağanüstü toplanmasına da Parti Meclisince üye tamsayısının salt çoğunluğu (31 Üyenin oyuyla) ile karar verilebilir. Genel Başkan da gerekli gördüğünde kurultayı olağanüstü toplantıya çağırabilir." Yani, olağanüstü kurultaya gitmenin yegane yolu delege imzaları değil, aynı şeyi PM'de 31 üyenin istemesi de sağlıyor. CHP'nin bir de tüzüğü var elbette. Aksine, maddenin yedinci fıkrası, genel başkana "Yetkili organlarca verilen kararların ilgililerce uygulanmasını denetler" diyerek bu talepleri yerine getirme görevi veriyor. İşin bir de aması var: Atanmış genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, "Karar Yargıtay'da kesinleşmeden kurultay yapamayız, hukuka aykırı" diyor. Önce hatırlayalım: 21 Mayıs akşamı bu "mutlak butlan" kararı alınıp üstelik bir de "tedbir" kararıyla Kemal Kılıçdaroğlu derhal genel başkanlığa atanınca, Özgür Özel yönetimi iki ayrı hukuki girişimde bulundu. Ama yanlış bir şey söylemiş olmayayım: Özgür Özel, CHP avukatları azledilip verilen temyiz dilekçesi geri çekilince Yargıtay'a kişisel olarak başvurdu ve istinafın kararını temyiz etti. Yargıtay dönüp "Sen bu davada taraf değilsin" diyerek bu başvuruyu reddedebilir. Evet, bugün Yargıtay sürecinin uzaması işine gelmiyor gibi duruyor ama karara itiraz etmese "iç hukuk yollarını tam kullanılmamış" sayılacak, ileride Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde hakkını arayamayacaktı. Ama CHP'nin İstanbul'da seçilmiş bir yönetimi de vardı. Eğer Kılıçdaroğlu kendi söylediği gibi "iyi" bir CHP'li ise, herhalde partisinin içinde oluşan iradeye hukuk dahil çeşitli bahanelere başvurarak karşı çıkmayacaktır.
03 Haziran 2026 11:26

Korkarım Chp'de Bölünme Kaçınılmaz
Bakın bugün CHP'ye bu aklı veren Devlet Bahçeli bunun tam da aynısını kendi partisinde yaptı 2015'te. Dolayısıyla nasıl MHP içinden bir İyi Parti çıktıysa CHP içinden de bir yeni parti çıkacak, bir Özgür Özel-Ekrem İmamoğlu partisi yani. Nedenini anlatmaya çalışayım: Aslına bakacak olursanız Cumhuriyet Halk Partisi'nde bir yetkisiz mahkemenin kararıyla başlayan kaostan nasıl çıkılacağı konusunda hem Özgür Özel hem Kemal Kılıçdaroğlu aynı şeyi düşünüyor: Partinin kurultaya gitmesi lazım. Özgür Özel ve arkadaşları CHP'nin 45 gün içinde kurultaya gidebileceğini söylüyor. Ama bu kongreler ve o delegenin oy kullandığı 2025 kurultayı da "mutlak butlan"la ve mahkemenin uyguladığı tedbir kararıyla ortadan kaldırıldı. Mahkeme kararı partiyi 2023 Kasım kurultayı öncesine döndürdüğüne göre, acaba 2023'teki delegelerle kurultay yapmak bir çözüm mü? Kağıt üstünde bu çözümmüş gibi duruyor ama CHP o delegelerle bir de olağanüstü kurultay yaptı Nisan 2025'te. Mahkeme o kurultay için de "mutlak butlan" kararı verdi. Özgür Özel ise bu görüşe hemen itiraz etti, "Kurultay kurucu iradedir, CHP sorunlarını mahkemelerde değil kendi üyeleriyle içinde çözmeli" dedi. Evet, CHP'de yaşanmakta olanlar konusunda iktidarı ve iktidar yargısı suçlanıyor ve suçlanmaya da devam edecek ama eğri oturup doğru konuşalım: CHP'yi bugün içinde bulunduğu halden çıkaracak yegane güç de yine CHP'nin kendisi.
28 Mayıs 2026 00:01

Tayyip Erdoğan, Chp'den Aslında Ne İstiyor?
Bu parti, aslında 31 Mart 2024'ten beri, yani 27 aydır siyasetin bir numaralı konusu ama bunun son 15 ayında durum farklı. Bu kez CHP üzerinde kurulan çok ağır yargı baskısından, CHP'lilerin deyimiyle 'darbe'den söz ediyoruz artık. Pek çoğumuz için özellikle son 15 ayda artan baskının sebebi belli: Tayyip Erdoğan en yakın rakibini, hatta seçimde onu yenmesine kesin gözüyle bakılan ismi ve o ismi iktidara taşıyacak olan siyasi organizasyon olan CHP'yi kendi iktidarını uzatma umuduyla baskı altında tutuyor. 2014'te yüzde 51,79; 2018'de yüzde 52,59 ve 2023'te de yüzde 52,18'le seçildi. Yani yüzde 2-3 arasında değişen marjlarla yüzde 50 sınırını aştı. Anketlerde potansiyeli yüzde 60'a kadar çıkan iki adayı var CHP'nin. Belki kökten CHP'liliği yüzünden olası en zayıf aday ama Tayyip Erdoğan onu da hesaplıyor olmalı: Artık CHP'li olmak, merkez sağ seçmen için o kadar da peşinen kötü sayılan bir şey olmaktan çıkıyor. Neyse, konuyu çok fazla dağıtmayayım, yazının başlığındaki soruya geri döneyim: Tayyip Erdoğan'ın hedefi CHP'yi ele geçirmek değil. Çünkü CHP'deki kaosun sürmesi, tam da Erdoğan'ın istediği CHP seçmeninde kafa karışıklığına neden olan bir şey. Konu ülke siyasetinin konusu olmaktan ne kadar uzaklaşır, CHP'nin iç işi olmaya ne kadar yaklaşırsa Erdoğan o kadar kazançlı çıkacak.
26 Mayıs 2026 00:01


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Güçlünün Hukukunun Gücü Türkiye'yi 1946 Yılına Işınlamaya Yeter Mi?
Ben mi abartıyorum bilmiyorum ama korkarım hem 21 Mayıs hem de 22 Mayıs 2026 günleri Türkiye'nin demokrasi ve hukuk devleti tarihine kara sayfalar olarak yazılacak. 21 Mayısta Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, CHP ile ilgili "mutlak butlan" kararı vererek aynı anda hem Anayasayı hem de Siyasi Partiler Kanunu'nu çiğnedi. Yetkisi olmadığı halde, üstelik henüz ortada o CHP kurultayında delege iradesinin sakatlandığına dair bir mahkeme kararı bile yokken, tarafların savunma yapmasına bile izin vermeden dosya üzerinden yaptığı bir incelemeyle CHP kurultayını iptal etti. Sadece tartışılan 2023 Kasım ayındakini değil, daha sonra yapılan kurultayları da, kendisine bu konuda bir şikayet yapılmadığı halde "yok hükmünde" saydı, CHP'yi zamanda yolculuğa çıkardı, takvimi Ekim 2023'e geri aldı. 21 Mayısta açıklanan bu "mutlak butlan" kararı Türkiye'nin rejimin demokratik olma iddiasıyla ilgili en temel hukukunun kökünden ihlaliydi ama yine de son bir ümit bunu fiilen değilse de kağıt üzerinde düzeltme imkanı vardı. Burada uzun bir parantez açıp biraz geçmişe döneceğim izninizle: *** Bizim 103 yıllık Cumhuriyet tarihimize pek de altın harflerle geçmeyen dönemin adı "Tek parti dönemi"dir. İkinci denemeyi, "Bizi yurt dışında diktatör görüyorlar" diyen Atatürk bizzat başlattı, yakın dostu, hatta kader arkadaşı Fethi Okyar'dan Serbest Cumhuriyet Fıkrası'nı kurmasını istedi. Üçüncü deneme, Atatürk'ün ölümünden yıllar sonra, Milli Şef İsmet İnönü döneminde CHP içinde tarım arazileriyle ilgili bir yasa tartışmasının ardından verilen Dörtlü Takrir ile başlayan süreçte İsmet Paşa'nın da izin vermesiyle kurulan Demokrat Parti oldu. Bu partinin 1946 seçimine katılmasına izin verildi ama seçimde yaygın hile yapıldı, çünkü oyları CHP saydı. Bu hile öyle bir tepki çekti ki, "tek parti" CHP ve onun lideri İsmet İnönü iç istikrarsızlıktan korktu, Demokrat Parti kurucusu eski dostu Celal Bayar'la görüştü, bir uzlaşmaya varıldı. Beraberinde Yüksek Seçim Kurulu adlı kurumu da yaratan bu yasalar, beraberinde iki tane de kaçınılmaz kural getiriyordu: 1. Seçimler konusunda mahkemeler değil ilçe ve il seçim kurulları ile nihayetinde YSK karar vermeye yetkiliydi; 2. Seçim sonuçlarına itiraz etmek için zaman kısıtı vardı. 22 Mayıs sabahı CHP adına YSK'ya bu son mutlak butlan kararıyla ilgili bir başvuru yapıldı. Başvuru, idare hukuku bakımından da, Siyasi Partiler Kanunu bakımından da çok önemliydi ve basitçe şunu istiyordu YSK'dan: Mahkeme kararına konu olan CHP'nin Kasım 2023 kurultayından sonra parti biri olağanüstü, diğeri olağan iki, kurultay daha yapmıştı. Ama olmayacak olmasının sebebi hukuk değil "güçlüler hukuku" veya "gücün hukuku." Az önce anlattığım hayali senaryonun gerçeği CHP'nin başına geldiğinde karar çatır çatır uygulanıyor. Ama maalesef YSK, kendi eliyle belki Türk demokrasisinin son kalmış tutamağı olan seçim güvencesini ortadan kaldırmanın yolunu açtı, yapılan hukuk dışı uygulamaya direnmek yerine "dertsiz başım" demeyi tercih etti. Beraberinde getireceği Parti Meclisi kendisine ne kadar yardımcı olacak, CHP'yi CHP'lilere rağmen ne kadar yönetebilecek hep birlikte göreceğiz. Özgür Özel ve arkadaşları Kılıçdaroğlu'nu "En uygun zamanda" değil, "En kısa zamanda" kurultaya gitmesi için sıkıştıracak.
24 Mayıs 2026 13:52

Rejimimizin Adı Ne?
Yargı bağımsız olsa "Benim yetkim yok" derdi; bunu demeyecek bir mahkemenin aylarca arandığını ve sonunda bulunduğunu hepimiz biliyoruz; çünkü her şey gözümüzün önünde yaşandı. Akın Gürlek, "Demokrasi güçlendi" tezini, CHP kurultayında delegenin "iradesinin sakatlanması" iddiasına dayandırıyor. Kemal Kılıçdaroğlu, 2023 Kasım ayından beri bu iç süreçlerde tam üç kez seçimi kaybetti. Kaldı ki, zaten şimdi "yok hükmünde" sayılan 2023 Kasım ayındaki kongrede oy kullanan delegenin tamamı, bir önceki kongrede Kemal Kılıçdaroğlu'nu yeniden genel başkan seçen delegeydi. Perşembe günü Türkiye'de bir siyasi darbe yaşandı. O yüzden Kemal Kılıçdaroğlu'ndan "feragat" istiyor, "Özgür Özel'le bir araya gelin ve meşruiyet içinde bir yol bulun" demeye getiriyor. Tayyip Erdoğan böyle hukuken siyaset yasaklısıydı, bu yasak yüzünden partisini iktidara taşıyan 2002 Kasım ayındaki seçimde milletvekili adayı olamamış, seçilememişti. Şimdi uyduruk bir mahkeme kararını Adalet Bakanı eliyle alelacele "meşru" ilan edip siyasi meşruiyeti yok saymak, gerçekten vahim bir durum. Esasen karar hukuken de meşru değil ama artık bir kabile devletine dönüşmüş olan ülkemizde güçlüler hukuku var; iktidarın "meşru" bulduğu mahkeme kararları, kararın kendisi gayrı meşru bile olsa uygulanıyor; iktidarın meşru bulmadığı mahkeme kararları ise uygulanmıyor.
23 Mayıs 2026 00:01

Antalya'ya Belediye Başkanı Olmak İçin Kaç Parayı Gözden Çıkarırsınız?
Örneğin geçen gün, hiç de üstüne vazife olmayan bir şey yaptı, Antalya'nın tutuklu Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in oplunun ve gelininin "etkin pişmanlık" ifadesi vereceğini önceden o ilan etti. Aynı Akın Gürlek, CHP Genel Başkanı Özgür Özel'le Özel'in kendisiyle ilgili mal varlığı iddialarına dair bir polemik yürütürken, halen tutuklu olan Antalya Belediye Başkanı Muhittin Böcek'in itirafçı olacağını ve Özgür Özel'e Antalya'dan aday gösterilmek için 20 milyon dolar para verdiğini anlatacağını söylemişti. Hatta tam tersine, Böcek'in oğlu Gökhan Böcek kendi itirafçı ifadesinde bu 20 milyon doların yalan olduğunu söyledi. Bu laf ilk ortaya atıldığında, yani Muhittin Böcek'in belediye başkanlığına day olabilmek için 20 milyon dolar verdiği iddiası ilk söylendiğinde şaşırmıştım, çünkü bu çok büyük bir para. Bazıları iyi birer yatırımcı olan arkadaşlarıma sormuştum: "Antalya Belediye Başkanlığı 20 milyon dolar yatırıma değer mi?" Tabii şunu varsayıyordum: İddia edildiği gibi belediye başkanlığı sadece kişisel zenginleşmenin, para kazanmaya çalışmanın bir yoludur, halka hizmet falan değildir. Nitekim zaten bu 20 milyon dolar iddiası bütün zorlamalara rağmen yalanlandı. (Önceki gün Özgür Özel bu 20 milyon dolar meselesinin nasıl kurgulanmak istendiğini ama başarılamadığını anlattı.) Ama Akın Gürlek'in aylar önce söylediği "Muhittin Böcek'in itirafçı olması" meselesi gerçekleşti. Gökhan Zeybek, CHP Genel Merkezine 1 milyon euroyu bir sırt çantasında götürdüğünü ve adını bilmediği bir kişiye teslim ettiğini söylüyor. Söylediğine göre CHP milletvekili Veli Ağbaba onu aramış, "Özgür Özel'in selamı var" demiş, parayı istemiş ama o parayı genel merkezde Veli Ağbaba'ya değil, "Beni Veli bey gönderdi" diyen adını alma ihtiyacı duymadığı kişiye teslim etmiş.
14 Mayıs 2026 00:01

'Absürt'ün Kitabını Yazan Dava!
Türk Dil Kurumu sözlüğü Fransızca kökenli "Absürt" kelimesine tek bir kelimeyle tanımlıyor: 'Saçma.' Dönüp aynı sözlükte 'Saçma' kelimesine de baktım. Onun için de şöyle diyor: "Akla ve mantığa uymayan, gereksiz, düşünülmeden söylenen (düşünce, davranış, söz); saçma sapan, abuk, abuk sabuk, abuk subuk, abidik gubidik, pestenkerani, vahi, absürt." Silivri'de Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ, 20'şer yıl hapisleri istenen bir davada yargılanmaya başladı. Temel suçlama şu: Hüseyin Gün diye birisi var, zaten itirafçı olmuş ve kendisinin "İngiliz casusu" olduğunu söylüyor, bu kişi 2019 yılında, hizmetinde olduğu ülkenin (İngiltere) çıkarlarına uygun olarak Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'a Belediye Başkanı seçilmesini sağlamış! Şimdi bir savcı diyor ki, "İngiliz ajanı Hüseyin Gün olmasa kazanamazdı." Oysa aynı savcının iddianamesine göre Hüseyin Gün, İmamoğlu'nun kampanya yöneticisi Necati Özkan ile ikinci seçimden, yani 23 Haziran 2019'dan sadece 12 gün önce ilk kez karşılaşıyor ve tanışıyor. Bu madde "Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilir" diyor.
12 Mayıs 2026 00:01

Çok Kıskandım: Bir Millet Bir Değerine Nasıl Sahip Çıkıyor?
Cuma günü, Sir David Attenborough'nun 100. doğum günüydü. Ömrünü adadığı kurumu BBC ve ülkesi İngiltere, David Attenborough'nun doğum gününü öyle bir kutladı ki, kıskanmadım desem yalan olur. Salonda İngiltere'yi önemli bir ülke yapan, bu ülkeye "yumuşak güç"ünü sağlayan onlarca ünlü ve önemli insan David Attenborough'yu ayakta alkışladı, ona olan saygısını gösterdi. 1926 yılında doğmuş, 1950 yılında BBC'de çalışmaya başlamış, burada çeşitli pozisyonlardan sonra ünlü BBC2 kanalını neredeyse sıfırdan kurmuş, yaşı yetenlerin aklında büyük yer eden ünlü Civilizations (Medeniyetler) belgeselinin yapılmasını sağlamış, sonra yöneticiliği bırakıp 1979'da belgeselciliğe başlamış bir isim David Attenborough. Ağabeyi 2014 yılında 91 yaşında hayata veda etti, Sir David ne mutlu ki hala aramızda. Türk Dil Kurumu sözlüğü Fransızca kökenli "Absürt" kelimesine tek bir kelimeyle tanımlıyor: 'Saçma.' Dönüp aynı sözlükte 'Saçma' kelimesine de baktım. Onun için de şöyle diyor: "Akla ve mantığa uymayan, gereksiz, düşünülmeden söylenen (düşünce, davranış, söz); saçma sapan, abuk, abuk sabuk, abuk subuk, abidik gubidik, pestenkerani, vahi, absürt." Birazdan ben de orada olacağım, bugün Silivri'de Ekrem İmamoğlu, Necati Özkan ve Merdan Yanardağ 20'şer yıl hapisleri istenen bir davada yargılanmaya başlayacak. Temel suçlama şu: Hüseyin Gün diye birisi var, zaten itirafçı olmuş ve kendisinin "İngiliz casusu" olduğunu söylüyor, bu kişi 2019 yılında, hizmetinde olduğu ülkenin (İngiltere) çıkarlarına uygun olarak Ekrem İmamoğlu'nun İstanbul'a Belediye Başkanı seçilmesini sağlamış! "İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder" sözüyle meşhur Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın kükremesiyle sözde bağımsız Yüksek Seçim Kurulu bu seçimin tekrar edilmesine karar verdi. 23 Haziranda yeniden seçim yapıldı ve Ekrem İmamoğlu o seçimi de kazandı. Şimdi bir savcı diyor ki, "İngiliz ajanı Hüseyin Gün olmasa kazanamazdı." Oysa aynı savcının iddianamesine göre Hüseyin Gün, İmamoğlu'nun kampanya yöneticisi Necati Özkan ile ikinci seçimden, yani 23 Haziran 2019'dan sadece 12 gün önce ilk kez karşılaşıyor ve tanışıyor. Bu madde "Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye 15 yıldan 20 yıla kadar hapis cezası verilir" diyor. "Yurt dışına" sızdığı iddia edilen yegane şey 20 tane İBB çalışanının elektronik posta adresleri ve şifreleri.
11 Mayıs 2026 10:16

İmamoğlu'nun Gözyaşları Haksız Mı?
Ekrem İmamoğlu'nun 19 Mart 2025 sabahı gözaltına alınmasıyla başlayan süreci yakından takip edenler biliyor. Ama bugün konumuz Fatih Keleş değil. Onun oğlu Mustafa Keleş. Ortaçağ hukukunu andıran bir uygulamayla 28 yaşında genç bir mühendis olan Mustafa Keleş de 11 aydır tutuklu olarak cezaevinde. Mustafa Keleş 11 aydır tutuklu olduğuna göre hakkında bugüne kadar en azından 10 kez "tutukluluk incelemesi" yapılmış olmalı. Cezaevi şartlarıyla ilgili söyledikleri ibretlik: "Koğuşumda iki defa verem salgını nedeniyle karantina oldu. Diş ağrısının ne kadar dayanılmaz bir şey olduğunu bu salondaki hemen hemen herkes bilir diye düşünüyorum. Bu karantina uygulamaları aylar sürüyor ve dişiniz ağrısa bile, dişinizin ağrısından yerinizde duramasanız bile diş doktoru, verem şüphesi nedeniyle sizi kabul etmiyor. O acıyla koğuşta çaresizce bekletiliyoruz." Mustafa Keleş'in savunmasından sonra avukatı mahkeme heyetine seslendi, "Takdir sizin, Mustafa Keleş ya Fatih Keleş'in oğlu olduğu için tutukluluğu devam edecek ya da tahliye edilecek" dedi. Ekrem İmamoğlu, bu savunmanın ardından pek çok sanığa yaptığı gibi çapraz sorgu için söz istedi ama bu genç adamın ağlayarak yaptığı savunmasından o kadar etkilenmişti ki, o da ağlamaya başladı, konuşmakta zorluk çekmesine rağmen sorularını sorduktan sonra da "Allah hiçbir babaya, anneye böyle bir evlat işkencesi yaşatmasın. Ben bu delikanlıdan devlet, bu millet, Türk yargısı adına özür diliyorum" dedi.
09 Mayıs 2026 00:01

Koca Ülkenin Şakülü Kaydığında İşte Bunlar Olur
Ülkemizin de şakülü fena halde kaymış durumda ve daha fenası şu: Bu kayık durumu da neredeyse bütün sistem benimsemiş, herkes bu şakülü kayık durumu normal görmeye başlamış, sonra da yeni duruşlarını bu "yeni normal"e göre belirler hale gelmiş durumda. Şu anlama geliyor: Ankara'da bir Asliye Hukuk mahkemesi, CHP'nin 2023 yılında yapılan kongresini, kongrede yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle iptal edecek; kongre iptal olunca da o kongrede seçimi kaybetmiş olan eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden partinin bapına geçecek. Cumhurbaşkanı'nın attığı imalı bir sosyal medya mesajı üzerine serin kanlılığıyla bilinen Fatih Altaylı bile "Butlan hayırlı olsun" diye yazı yazdı. Son olarak Hürriyet yazarı Ahmet Hakan iktidara tavsiyede bulunmuş, "Vazgeçin bu butlan işinden" demiş. Çünkü, "normal" bir ülkede, o ülkeyi "normal" yapan başlıca unsur hukuk güvenliğidir. Bu "normal" ülkenin adı maalesef Türkiye değildir. Gürsel Tekin hala zaman zaman İl Başkanlığı binasına geliyor ve "çalışıyor." Şaka gibi ama değil. Parti gitti yeniden kongre yaptı, il yönetimi yeniden seçildi ama mahkeme artık yerinde olmayan, yetkisi kongre eliyle sona erdirilmiş il yönetimiyle ilgili kayyum kararını kaldırmadı, "istinafa gidin o kaldırsın" diyor. Daha fenası genel merkezle ilgili "mutlak butlan" adıyla bilinen dava. Mahkeme kararlarını aslında Tayyip Erdoğan'ın verdiğine dair bu yaygın kanaate Tayyip Erdoğan'ın bir kez bile itiraz etmemiş olması, korumaya yemin ettiği hukuk devletini bize hatırlatıp "Yahu ne diyorsunuz, Türkiye bir hukuk devleti, mahkemeler kararlarını kendileri verir, benim haddime değil mahkemeye ne karar vereceğini söylemek" dememiş olması da ayrıca kayda değer bir durum.
02 Mayıs 2026 00:01

Osmanlı'nın Kaybettiği Armageddon Savaşı
O savaşın adı, tarihe "Megiddo Muharebesi" olarak geçti. Megiddo, Amerikalı Evanjeliklerin "iyilerle kötüler arasındaki son savaş" olacağına inandıkları ve savaşı iyilerin kazanması üzerine İsa Mesih'in dünyaya gelip bin yıllık barış dönemini başlatacağını düşündükleri Armageddon adlı savaşın yapılacağına inanılan yer. Bir tarafta İngiliz general Sir Edmund Allenby vardı; diğer tarafta ise Osmanlının 4, 7 ve 8. ordularından oluşan "Yıldırım Ordular Grubu" komutanı olarak bir Alman generali, Liman von Sanders. İngiliz orduları, daha önce Filistin içlerine girmiş ve 9 Aralık 1917'de Osmanlı Kudüs'ü kaybetmişti. O sıralar Tümgeneral rütbesini taşıyan Mustafa Kemal de 1917 yılında bu cephede 7. Orduya komutan olarak atanmıştı. Ama General Falkenheim ile Mustafa Kemal anlaşamadı, Mustafa Kemal ordu komutanlığından istifa etti. Kudüs'ün düşmesinden 10 ay sonra, 19 Eylül 1918'de İngiliz orduları Filistin cephesinde cephe boyunca saldırıya geçti. İngilizlerin de bizim de "Megiddo Muharebesi" adını verdiğimiz bu savaş çok hızlı gelişti. İngiliz saldırısının başlamasından 4 gün sonra Liman von Sanders cepheden ayrıldı, Yıldırım Ordular Grubu komutanlığına Mustafa Kemal atandı. 1 Ekimde Şam da kaybedildi, Mustafa Kemal Halep'e çekildi. Bu arada 4 ve 8. orduları tamamen lağvetti Mustafa Kemal, hepsini 7. Orduya kattı. Bu çöküşü ve İngiliz birliklerinin Halep'i de aşarlarsa Anadolu içlerine gireceğini gören Mustafa Kemal, 11 Ekimde İstanbul'da padişahın başyaveri Albay Naci Beye telgraf çekerek düşmanla mütareke yolunun aranmasını önerdi.
28 Nisan 2026 00:01