×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Kıyametin Figüranları Ve Küresel Sermayenin Kusursuz İllüzyonu

​Evanjelizm, özünde 18. ve 19. yüzyıl Hristiyan iç hesaplaşmalarından doğmuş bir teoloji. Ancak bu teolojiyi bugünkü küresel canavara dönüştüren şey, yazdıkları o meşhur "Kıyamet Reçetesi". Evanjelik teolojiye göre, Armagedon Savaşı'nın sonunda İsa Mesih gökten inecek ve Hristiyanlığı seçmeyen tüm Yahudileri katlederek cehenneme gönderecek. "Kıyamette bizim öleceğimize inanıyorlarsa inansınlar, önemli olan şu an bize verdikleri silah ve para" diyerek bu inancı tepe tepe kullandılar. Amerika'yı ve dünyayı yöneten devasa finans elitleri, silah baronları ve petrol lobileri, ABD nüfusunun yüzde 25'ini oluşturan, sorgulamayan, kilise liderinin tek lafıyla sandığa koşan bu 80 milyonluk Evanjelik kitleyi adeta bir "siyasi koçbaşı" olarak kullandı. Halkı petrol için ikna edemezsiniz ama kilise kürsülerinden "Bu savaş Mesih'in gelişini hızlandıracak, kutsal bir savaştır" derseniz, o kitleyi cepheye koşa koşa gönderirsiniz.

Köşe Yazarı

Kaynak: Diriliş Postası

26 Haziran 2026 18:57

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

S-400 Görevini Tamamladı: Şimdi Kendi Kubbemizi Örme Vakti

Yıl 2019... Batı'nın tüm oyalama taktiklerine, "Patriot vermeyiz" dayatmalarına karşı Ankara tarihi bir hamle yaptı ve Rusya'dan S-400 hava savunma sistemlerini tedarik etti. S-400'ler sadece gökyüzümüzü korumakla kalmadı; adeta bir turnusol kâğıdı gibi hem içerideki hem dışarıdaki "dostu ve düşmanı" tek tek ortaya çıkardı. Bizi parası ödenmiş F-35 programından haksızca çıkardılar, "Hava savunmasız kalacaksınız, diz çökeceksiniz." diye beklediler. S-400 hamlesi, bizim için sadece kritik bir dönemin güvenlik kilidi değil, aynı zamanda tam bağımsızlık meşalemizin fitili oldu. Bu muazzam yerli ekosistemin adı: ÇELİK KUBBE. ​S-400, tehditlerin en yoğun olduğu o kritik geçiş döneminde görevini layığıyla tamamlamıştır.

13 Temmuz 2026 06:49

Köşe Yazarı

Türklük Kanla Değil, Medeniyetle Ölçülür

Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı'ya kadar uzanan çizgide görülen ortak karakter budur. Çünkü imparatorluklar, farklı toplulukları ortak bir hukuk, ortak bir ideal ve ortak bir medeniyet tasavvuru etrafında birleştirerek ayakta kalırlar. Bu sebeple Türk devlet geleneğinde belirleyici olan unsur soy değil; sadakat, aidiyet, ortak kültür ve ortak medeniyet anlayışıdır. Çünkü Türk milleti, sadece ortak bir soydan gelen insanların değil; ortak tarih, ortak vatan, ortak kültür ve ortak gelecek idealini paylaşan insanların oluşturduğu büyük bir medeniyet topluluğudur. Anadolu'nun İslamlaşması, Balkanlar'ın asırlar boyunca İslam medeniyetiyle tanışması, Kudüs'ün, Mekke'nin ve Medine'nin asırlarca himaye edilmesi bu tarihî yürüyüşün ürünüdür. Bu nedenle Avrupa'nın kolektif hafızasında "Türk" ile "Müslüman" kavramları uzun asırlar boyunca neredeyse eş anlamlı hâle gelmiştir. Avrupa kaynaklarında "Türk olmak", çoğu zaman "Müslüman olmak" anlamında kullanılmıştır. Avrupa, İslam medeniyetini büyük ölçüde Türk devletleri üzerinden tanımış; Türklüğü de bu medeniyetin temsilcisi olarak hafızasına kaydetmiştir.

12 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Yeditepe'de Örülen Etten Duvar: Hukukçuların "Doğruluk" İle İmtihanı

​Bir tarafta mezuniyet cübbesiyle sahneye çıkan, elinde tuttuğu dövizde Hûd Suresi'nin 112. ayeti, yani "Emrolunduğun gibi dosdoğru ol" yazan genç bir hukukçu… ​Manzara, Türkiye'nin yıllardır aşamadığı, aşmak bir yana her geçen gün daha da derinleşen trajik kutuplaşmasının, ideolojik körlüğünün ve "özgürlük" çığırtkanlığının arkasına gizlenen tahammülsüzlüğünün en çıplak vesikasıdır. Ama daha cübbelerini üstlerinden çıkarmadan, adaletin en temel şartı olan "kendinden olmayanın söz hakkına saygı duyma" sınavında fena halde çaktılar. O sahnede her türlü siyasi mesaja, muhalif slogana, ideolojik dövize "ifade özgürlüğü" adı altında göz yumanlar, alkış tutanlar; işin içine inanç, kutsal ve ayet girince anında birer sansür memuruna dönüştüler. Söz Kur'an-ı Kerim'den geliyorsa, o zaman doğrudan "tehdit", doğrudan "siyasal İslam" veya mevcut düzene bir destek olarak kodlanmalıydı! Demek ki sizin "Yeditepe ruhu" dediğiniz şey; kendi mahallenizin dışındakileri kamusal alandan silmek, tahammülsüzlüğü alkışlamak ve hukukun en temel ilkesini çiğnemekten ibaretmiş.

11 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Birkaç Davul Vuruşuyla Verilen Medeniyet Mesajı

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde NATO üyelerinin mehter marşıyla karşılanması, sıradan bir tören ayrıntısı değildir. Çünkü büyük medeniyetler şunu bilir: Geçmiş, utanılacak, saklanacak, müzeye kaldırılacak bir hatıra değildir. O ses, Malazgirt'ten Söğüt'e, İstanbul'dan Ankara'ya uzanan büyük devlet aklının ritmidir. NATO liderleri o kapıdan içeri girerken sadece modern Türkiye Cumhuriyeti'nin devlet protokolüyle karşılaşmadılar. Türkiye, Batı karşısında ezik duran, kimliğini gizleyen, tarihinden mahcup olan eski Türkiye değildir artık. Birileri hâlâ "protokol ayrıntısı" diye küçümseyebilir. O cümlenin içinde Ankara vardır, İstanbul vardır, Söğüt vardır, Malazgirt vardır, Çanakkale vardır, Sakarya vardır. Türkiye NATO'dadır; ama NATO'nun sıradan, edilgen, talimat bekleyen bir üyesi değildir. Türkiye NATO'dadır; fakat kendi tarihî hafızasıyla, kendi devlet aklıyla, kendi medeniyet diliyle oradadır. Bazen birkaç davul vuruşu yeter.

10 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

İstanbul'dan Ankara'ya: Dekordan Oyun Kuruculuğa Bir Nato Serüveni

2004 yılının İstanbul Zirvesi'ni hatırlayanlar, o günün Türkiye'sini bir "jeopolitik köprü" ya da NATO'nun güney kanadını koruyan sadık bir "bekçi" olarak resmeden manşetleri de hatırlayacaktır. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in temsil ettiği Türkiye, askerî insan gücüyle öne çıkan, ittifaka uyum sağlamaya çalışan ve Washington-Londra-Paris ekseninin çizdiği sınırların dışına taşmayan bir "kanat ülkesi" profilindeydi. 2004'ün "talep eden" ya da "uyum sağlayan" liderlik profilinin yerini, bugün NATO koridorlarında kararları bloke edebilen, şartlarını masaya koyan ve kriz anlarında ilk aranan lider olan bir Erdoğan figürü aldı. Özetle; 2004 İstanbul Zirvesi, Türkiye'yi coğrafyasından dolayı vazgeçilmez bir dekor olarak dünyaya sunmuştu. 2026 Ankara Zirvesi ise Türkiye'yi —ve onun lideri Erdoğan'ı— askerî, teknolojik ve diplomatik kapasitesinden dolayı vazgeçilmez bir aktör olarak tescilliyor.

09 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Köprüden Merkeze: Türkiye'nin Nato'daki Stratejik Statü Dönüşümü

​Son yıllarda küresel güç dengeleri yeniden şekillenirken, uluslararası ilişkiler literatüründe cevabı en çok aranan sorulardan biri şu oldu: "Türkiye eksen mi değiştiriyor?" Oysa meseleye daha derinlikli bir perspektiften bakanlar, Türkiye'nin bir eksen değiştirmediğini; aksine kendi eksenini inşa ederek NATO içerisinde "sıradan bir kanat ülkesi" olmaktan, ittifakın yönünü tayin eden "önde gelen bir stratejik ortak" seviyesine yükseldiğini net bir şekilde görebiliyor. Son 4,5 yıla sığan bu devasa statü atlaması, tesadüfi bir konjonktürün değil; rasyonel, çok boyutlu ve kararlı bir devlet stratejisinin ürünüdür. Bu bağımsız duruş, başlangıçta ittifak ortakları tarafından bir "aykırılık" olarak yorumlansa da, zamanla Türkiye'nin kriz çözme kabiliyetinin NATO için ne kadar büyük bir diplomatik sermaye olduğu gerçeğini tescilledi. ​3. Ekonomik Direnç ve Küresel Konumun Sinerjisi ​Küresel tedarik zincirlerinin kırıldığı, energy krizlerinin dünyayı sarstığı bir dönemde Türkiye; coğrafi avantajını ekonomik bir avantaja dönüştürmeyi başardı. Son 4,5 yılda yaşanan bu niteliksel statü değişimi, Türkiye'nin küresel sistemde artık bir "nesne" değil, oyunun kurallarını yazan en önemli "özne"lerden biri olduğunun en somut kanıtıdır.

08 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Batı Kendi Kurduğu Fetö Örgütü Üyelerini Şimdi De Teslim Etmiyor

Son yıllarda FETÖ konusunda devletin güvenlik tezlerini sorgulayan, örgüte yönelik yargı süreçlerini bütünüyle itibarsızlaştırmaya çalışan veya örgüt mensuplarına ilişkin uluslararası platformlarda dile getirilen savunma argümanlarıyla benzer söylemler kullanan bazı siyasi ve medya çevreleri, farkında olarak ya da olmayarak Batı'nın elini güçlendiren bir tablo ortaya koymaktadır. Nitekim yabancı başkentler, Türkiye içinde dahi FETÖ konusunda ortak bir siyasi duruşun bulunmadığını gördükçe, iade taleplerini reddetmenin diplomatik maliyetinin sınırlı kalacağını hesaplıyor olabilir. Ankara'nın güvenlik kaygılarının içeride dahi tartışmalı gösterilmesi, dışarıdaki karar vericilere "Türkiye'nin kendi içinde bile uzlaşamadığı bir konuda neden biz risk alalım?" düşüncesini telkin ediyor olabilir. Onlar, Türkiye'de oluşan siyasi tartışmaları da dikkatle izliyor, kendi politikalarını bu tabloya göre şekillendiriyor olabilir.

07 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Kutsallar Üzerinden Siyaset: Muhalefetin Retorik Sığlığı Ve Rant Arayışı

​Yargının kendi bağımsız işleyişi içinde başlattığı bir soruşturmayı doğrudan iktidara ciro eden muhalefet liderleri, korolar halinde aynı argümana sarılıyorlar: "Geçmişte şu olaylar yaşanırken hassasiyetiniz neredeydi? Stand-up gösterilerinde aklınıza gelen Kur'an, mülakatlarda milyonlarca gencin hakkı yenilirken neden aklınıza gelmiyor?" İlk bakışta retorik birer haklılık arayışı veya "tutarlılık eleştirisi" gibi görünen bu çıkışlar, derinlemesine incelendiğinde tam anlamıyla bir siyasi rant devşirme çabasıdır. Ancak muhalefet liderleri, faili ve fiili amasız bir şekilde kınamak yerine, konuyu hemen geçmişteki siyasi bagajlara, mülakat tartışmalarına ve "çifte standart" iddialarına tahvil etmeyi seçiyorlar. ​Bu tavır, kelimenin tam anlamıyla bir "hedef saptırma" ve toplumsal öfkeyi oya tahvil etme kurnazlığıdır. Nitekim gençlerin hakkının yenmesi de bu dinin en büyük haram saydığı "kul hakkı" kapsamındadır. ​Sonuç olarak; muhalefet liderlerinin her toplumsal krizden, her hukuki süreçten ve hatta toplumun ortak kutsallarından bile bir "siyasi rant" çıkarma iştahı, bu ülkeye fayda sağlamıyor. Gerçek ve yapıcı bir muhalefet, kutsala yapılan saygısızlığa "ama"sız, "fakat"sız karşı durabilen, ardındansa mülakat adaletini de aynı kararlılıkla savunabilen tutarlılıktır.

06 Temmuz 2026 00:01

Köşe Yazarı

Huzurdan Kim Rahatsız Oluyor?

Bu yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. İnsan sormadan edemiyor: Çünkü siyasetin amacı, milletin sorunlarını çözmektir; çözümsüzlükten siyasi rant devşirmek değildir. Aynı cephede savaşmış, aynı bayrağa sarılmış, aynı ezanı dinlemiş, aynı vatana gözünü kırpmadan can vermiştir. Gerçek milliyetçilik, milleti birbirine düşürmek değildir. Gerçek milliyetçilik, terörün tamamen bittiği güçlü bir Türkiye bırakabilmektir. Türkiye artık eski Türkiye değildir. Millet de artık kırk yıl önceki millet değildir. Ve unutulmamalıdır ki, terörsüz bir Türkiye'ye karşı çıkmak, sadece bir siyasi tercihi değil; milletin huzur beklentisini de sorgulamayı gerektirir. Çünkü kazanan siyasetçiler değil, Türkiye olmalıdır.

05 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Sahi, Biz Kimiz De Dini Koruyoruz?

Hal böyleyken, zaman zaman düştüğümüz o büyük yanılgı ne kadar da düşündürücü: "Dini kurtarmak", "Allah'ın dinini korumak!" ​İslam inancının en temel sıfatlarından biri **"Samed"**dir. Kur'an-ı Kerim, daha en başından dinin ve kitabın asıl koruyucusunun bizzat Allah olduğunu ilan eder (Hicr, 9). ​İnsanın yeryüzündeki rolü, dinin bekçiliğini yapmak değil; o dinin getirdiği evrensel ahlakı bizzat yaşayarak yeryüzünde adaleti ve barışı inşa etmektir. ​Dolayısıyla, kendimizi koca kainatın sahibinin "muhafızı" zannetme kibrinden sıyrılmalıyız. İnsan olarak haddimizi bilmek, inancın ilk şartıdır.

04 Temmuz 2026 00:05

Köşe Yazarı

Küresel Vicdanın İflas Raporu Ve Bizim İçerideki Sağır Oda

​Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası ilişkilerin ve mevcut dünya düzeninin röntgenini çeken, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir açıklamaya imza attı: "'Altta kalanın canı çıksın' anlayışının egemen olduğu mevcut dünya düzeninde her türlü senaryoya karşı kendimizi hazırlıyoruz." ​ Bu cümle, sadece diplomatik bir söylem ya da sıradan bir dış politika beyanatı değil; asırlardır süregelen ve özellikle son dönemde iyice azgınlaşan küresel yapının en çıplak, en esaslı tarifidir. ​Sayın Cumhurbaşkanı küresel ölçekteki bu devasa adaletsizlikle, jeopolitik risklerle ve Türkiye'yi bu fırtınadan koruma paradigmasıyla meşgul olurken; dönüp içerideki muhalefetin gündemine baktığımızda adeta bir "sağır oda" sessizliği veya tamamen başka bir dünya görüyoruz. Muhalefet blokunun, sınırımızın hemen ötesinde haritalar yeniden çizilirken, küresel güçler kartları yeniden dağıtırken sergilediği tavır, sanki hiç "Türkiye diye bir dertleri yokmuş" izlenimi veriyor. Küresel fırtınaya karşı nasıl bir tahkimat yapılması gerektiğine dair tek bir esaslı cümle kuramayan, dünyadaki bu "altta kalanın canı çıksın" vahşetine karşı Türkiye'nin nerede durması gerektiğini tartışmayan bir siyaset anlayışı, bu ülkenin hak ettiği bir muhalefet değildir.

03 Temmuz 2026 00:10

Köşe Yazarı

Siyasetin Aynası: Sánchez'in Devlet Adamlığı Ve Bizimkilerin Popülizm Çıkmazı

Başbakan Pedro Sánchez'in eşi Begoña Gómez, "nüfuz ticareti, iş dünyasında yolsuzluk, zimmet ve görevini kötüye kullanma" gibi çok ağır suçlamalarla hakim karşısına çıktı. Ancak bu kriz anında asıl dikkat çeken unsur suçlamaların kendisi değil, İspanyol devlet mekanizmasının ve bizzat Başbakan Sánchez'in takındığı asil tutum oldu. Ne yargıyı açıkça tehdit etti, ne "bu karar siyasidir" diyerek kitleleri sokağa dökmeye kalkıştı, ne de fon deryasında yüzen medya aygıtları üzerinden mahkeme heyetine karşı organize bir algı operasyonuna girişti. ​Türkiye'deki bu muhalif liderlik anlayışı, kurumsal bir devlet vizyonu inşa etmek yerine, karşılaştığı her idari denetimde veya en küçük hukuki soruşturmada hızla "mağduriyet" zırhına bürünmeyi alışkanlık haline getirdi. Yargı mekanizması sadece kendi lehlerine işlediğinde "bağımsız ve adil", kendilerine veya yakın çevrelerine dokunduğunda ise anında "siyasi bir operasyon aparatı" ilan ediliyor. Bizzat Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu eliyle, kurumsal mekanizmalarla mücadele etmek yerine "sokağı ayağa kaldırma" tehditleri savruluyor, kitleler ajite ediliyor. Nesnel bir eleştiri getiren, bu siyasi popülizmin tutarsızlığını sorgulayan herkes anında "itibar suikastçısı" ya da "saray aparatı" olarak damgalanıyor.

02 Temmuz 2026 00:05

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha