×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Nato'nun Yavruları Ve Türkiye'nin Yeri

Süleyman Seyfi Öğün Hoca'mızın, 17 Haziran 2026 tarihli Yeni Şafak'ta yayımlanan "Yavrulamak Üzere Olan NATO'ya Dâir" başlıklı yazısını dikkatle okudum. Süleyman Seyfi Öğün, uzun yıllardır Türkiye'de sadece gündelik siyaseti değil, onun arkasındaki tarihî ve jeopolitik akışları anlamaya çalışan ender entelektüellerden biridir. Yazının en dikkat çekici tarafı, İran-ABD gerilimini tek başına ele almak yerine, onu yeni bir küresel ve bölgesel güvenlik mimarisinin habercisi olarak okumasıdır. Öğün'e göre karşımızda sadece bir savaş yahut bir ateşkes süreci değil; aynı zamanda NATO'nun yeniden üretildiği, Avrupa ve Ortadoğu'da farklı güvenlik katmanlarına ayrıldığı yeni bir dönem bulunmaktadır. Zira son yıllarda sıkça dile getirilen "ABD Ortadoğu'yu terk ediyor" söylemi, çoğu zaman askerî varlığın biçim değiştirmesi ile nüfuzun sona ermesi birbirine karıştırılmaktadır. Mesela yazının merkezinde yer alan "Ortadoğu NATO'su" fikri son derece dikkat çekicidir. Bu sebeple Türkiye'nin İran karşıtı bir güvenlik mimarisinin ana omurgalarından biri hâline geleceği varsayımı, ayrıca temellendirilmeyi gerektirmektedir. "Yavrulamak Üzere Olan NATO'ya Dâir" başlıklı yazı da bana göre bunlardan biridir.

Mehmet Beyhan

Kaynak: Milat

18 Haziran 2026 18:44

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Mehmet Beyhan

İsrail Batı'nın Stratejik Ortağı Mı Stratejik Külfeti Mi? (2)

Geçen hafta bu köşede, İsrail'in Batı dünyası açısından stratejik bir ortak mı yoksa giderek ağırlaşan bir stratejik külfet mi olduğu sorusunu gündeme taşımıştık. Jonathan Mahler imzasını taşıyan ve "AIPAC Demokratların İsrail'i Desteklemesini İstiyor. Ancak Demokratlar AIPAC'tan Uzaklaşıyor" başlığıyla yayımlanan yazı, yalnızca bir seçim kampanyasını anlatmıyor. Açılımı "American Israel Public Affairs Committee" (Amerikan İsrail Kamu İşleri Komitesi) olan AIPAC, Washington'daki en etkili lobi kuruluşlarından biridir. Temel amacı, ABD ile İsrail arasındaki siyasi, askerî ve stratejik ilişkileri güçlendirmek ve Amerikan Kongresi'nde İsrail lehine politikaların desteklenmesini sağlamaktır. Uzun yıllar boyunca hem Demokratlar hem de Cumhuriyetçiler tarafından desteklenen AIPAC, İsrail yanlısı siyasetin Washington'daki en önemli temsilcisi olmuştur. Fakat paradoksal biçimde, bu durum İsrail yanlısı mutabakatı güçlendirmek yerine, AIPAC'ın ve dolayısıyla İsrail politikasının daha fazla tartışılmasına neden oldu. Yazıda verilen örnekler, artık yalnızca İsrail karşıtı siyasetçilerin değil, Demokratların bile AIPAC'ın yaklaşımını sorgulamaya başladığını gösteriyor.

17 Haziran 2026 00:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Mehmet Beyhan

İsrail Batının Stratejik Ortağı Mı Stratejik Külfeti Mi?

İnsanlık tarihi yalnızca savaşların, anlaşmaların ve güç mücadelelerinin tarihi değildir. Elbette hiçbir ilişki tamamen çıkarlardan bağımsız değildir. İran'a yapılan saldırıya ilişkin, Almanya Şansölyesi Merz, 17 Haziran 2025'te, Kanada'da düzenlenen G7 Zirvesi sırasında Alman televizyonu ZDF'ye verdiği röportajda şöyle demişti: "Bu, İsrail'in hepimiz adına yaptığı kirli bir iştir." İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog da "İsrail ABD ve Batı'nın güvenliği için İran'a saldırdığını" söyleyerek Merz'in söylediklerini teyit etmiştir. (Newsmax 18 Haziran 2025) CFR düşünce kuruluşu yazarlarından Steven A. Cook, yazdığı analizde: "İsrail'in fiilen ABD adına operasyonel yükü taşıdığını" demiştir.

10 Haziran 2026 00:00

Mehmet Beyhan

Gazze'nin Gölgesinde Bir Geçit Töreni

Geçtiğimiz Pazar, The New York Times'ta yayımlanan bir haber dikkatimi çekti. Haber, ilk bakışta New York'ta düzenlenen yıllık "İsrail Günü Geçit Töreni" ni konu alıyordu. Haber, İsrail'in Gazze'de işlediği katliamların vicdankarda açtığı yaraları ve Amerika'da İsrail'e yönelik geleneksel desteğin artık eskisi kadar sorgulanamaz olmadığını gösteren önemli işaretler taşıyordu. 1964 yılından bu yana düzenlenen "İsrail Günü Geçit Töreni", Amerika'daki Yahudi toplumunun İsrail ile dayanışmasının sembollerinden biri olarak kabul edilir. Uzun yıllardan beri, İsrail'in katliamlarını eleştiren herkesin üzerine hemen "antisemitizm" etiketi yapıştırılıyordu. Eğer İsrail hükümetlerinin insanlığa karşı işlediği suçlarını eleştirmek "antisemitizm" olarak tanımlanırsa, o zaman demokrasinin en temel ilkelerinden biri olan hesap verebilirlik de ortadan kalkar. Bugün İsrail'in saldırgan politikalarına duyulan öfke "antisemitizm" değil, insanlığın ortak vicdanının verdiği doğal bir tepkidir.

03 Haziran 2026 00:00

Mehmet Beyhan

Kurban Bayramı Ve Mahzun Coğrafyamız

Bu haftaki yazımız Kurban Bayramı'nın manevi iklimiyle aynı zamana denk geldi. İnsanlığın en eski hakikatlerinden biri olan "yakınlaşma" arzusunun ilahî dile geliş hâlidir. İnsan, kendi içindeki dağınıklığı Allah'a yaklaştırmak, parçalanmış benliğini bir bütünlüğe emanet etmek ister. Her türlü zorluğa rağmen, Allah'a yaklaşmak insanın anlamdan vazgeçmemesidir. Evet, kırılmalar, yarım kalmış hayatlar vardır. Fakat bütün bunların yanında, varlığını hâlâ sürdüren bir şey daha vardır: Yeryüzü ne kadar kırılırsa kırılsın, insan ruhunun yeniden aydınlığa yönelebilme kudreti vardır. Karanlığı hisseder fakat karanlığın tek gerçeklik olmadığını da sezer. Belki de bu yüzden Kurban Bayramı, bize en çok şunu hatırlatır: Allah'a yakınlaşmak… Zira her dua, aynı zamanda geleceğe bırakılan bir izdir. Biz inanırız ki Allah varsa, imkân vardır. Hepinizin bayramı mübarek olsun.

27 Mayıs 2026 00:00

Mehmet Beyhan

Trump–xi Görüşmesi Ve "Ortadoğu"nun Tarihi Tercihi

Bu nedenle iki süper gücün attığı her adım, Avrupa'dan Afrika'ya, Asya'dan "Ortadoğu" ya kadar birçok bölgenin siyasal ve ekonomik geleceğini doğrudan etkilemektedir. Özellikle enerji kaynakları, ticaret yolları ve jeostratejik konumu sebebiyle "Ortadoğu", bu küresel rekabetin merkezinde yer alan bölgelerden biridir. Ne acıdır ki zengin kaynaklara ve imkânlara rağmen, "Ortadoğu" halkları büyük bir sefalet ve istikrarsızlık yaşamaktadır. Bugün "Ortadoğu"daki siyasi liderler, tarihi bir tercih ile karşı karşıyalar. Daha da önemlisi, "Ortadoğu"nun geleceği yalnızca askerî dengelerle değil, aynı zamanda nasıl bir medeniyet tasavvuru ortaya koyacağıyla da belirlenecektir. Dolayısıyla "Ortadoğu" açısından mesele artık yalnızca bir kalkınma veya dış politika meselesi değil, aynı zamanda tarihsel sorumluluk, medeniyet perspektifi ve jeopolitik zorunluluk meselesidir. "Yiğit düştüğü yerden kalkar" sözünde ifade edildiği gibi, "Ortadoğu" da tarihsel kırılmalar yaşadığı kendi medeniyet havzasından yeniden ayağa kalkabilir.

20 Mayıs 2026 00:00

Mehmet Beyhan

Tarihin Yönünü Kimler Belirleyecek?

İran'a yönelik geniş çaplı saldırılar, Gazze'de devam eden yıkım, Lübnan'daki kırılganlık ve Yemen'de derinleşen çatışmalar; bölgeyi yalnızca yeni bir güvenlik mimarisine değil, aynı zamanda uzun süreli bir istikrarsızlık sarmalına sürüklemektedir. Trump yönetiminin yaklaşımı büyük ölçüde "zorbalıkla düzen kurma" anlayışına dayanmaktadır. Ancak tarihsel tecrübeler, askerî kapasitenin tek başına siyasal meşruiyet üretemediğini defalarca göstermiştir. Afganistan'dan Irak'a uzanan süreç, yıkılan devletlerin yerine istikrarlı siyasal bir düzen kurmamıştır. "İbrahim Anlaşmaları" ile bölgesel normalleşmenin sağlanacağı iddia edilmişti. Lübnan ve Yemen örnekleri de bu gerçeği açık biçimde göstermektedir. Bugün gelinen noktada asıl mesele, "Ortadoğu"nun dış müdahalelerle nasıl "yeniden dizayn edileceği" değil, bölge halklarının kendi siyasal geleceklerini belirleme iradesinin kabul edilip edilmeyeceğidir. "Ortadoğu" bugün yalnızca askerî bir hesaplaşmanın değil, aynı zamanda irade ile tahakküm arasındaki büyük mücadelenin merkezindedir.

13 Mayıs 2026 18:14

Mehmet Beyhan

Barbarlık İsrail'i Asla Güvenli Kılmayacak!

Zira uluslararası hukukun temel ilkeleri olan "ayrım gözetme" ve "orantılılık", savaşın en sert koşullarında bile sivillerin korunmasını zorunlu kılar. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü gibi kuruluşların uyarıları, sadece teknik hukuk tartışmaları değil, aynı zamanda temel insani değerlerinin çiğnendiğini gösteriyor. Mevcut İsrail yönetimi, Hizbullah'ı bahane ederek askeri alt yapıyı hedef aldığını iddia etse de, ortada geniş çaplı bir yıkım var. Nitekim Chicago'da bizzat şahit olduğum Yahudi kökenli bir hanımefendinin sohet ortamındaki şu sözleri bu durumun insani boyutunu çarpıcı şekilde ortaya koyuyor: "İsrail'in bu saldırgan tutumu nedeniyle Yahudi olduğumu söylemekten hem çekiniyorum hem de utanıyorum." Bu, yalnızca bireysel bir rahatsızlık değil, aynı zamanda İsrail saldırganlığının Yahudi kimliğiyle nasıl özdeşleştiğini gösteren ahlaki bir sorgulamaya yol açıyor. Elbette eleştirimiz herhangi bir kimliğe değil, doğrudan İsrail'in saldırgan tutumuna yöneliktir. Hukukun, insan haklarının ve vicdanın ortak dili, sivillerin korunmasını ve hesap verebilirliği zorunlu kılar.

06 Mayıs 2026 10:49

Mehmet Beyhan

Savaşın Efendileri Ve Vicdanın Sessiz Çığlığı

"Savaşın efendileri; yok etmenin yalnızca bir an sürdüğünü, oysa yeniden inşa etmeye çoğu zaman bir ömrün bile yetmediğini bilmiyormuş gibi davranırlar. Milyarlarca doların öldürmeye ve yıkıma harcandığına, buna karşılık iyileşme, eğitim ve onarım için gereken kaynakların ise hiçbir yerde bulunamadığı gerçeğine göz yumarlar." Katolik klisesinin başı 14. Papa, ''Pope Leo''ya ait bu sözler, yalnızca dinî bir liderin vicdani çağrısı değil; aynı zamanda insanlığın ortak aklına ve vicdanına yapılmış derin bir uyarıdır. Bugün İran'da, Filistin'de, Lübnan'da ve dünyanın farklı coğrafyalarında yükselen dumanlar, yalnızca şehirleri değil; umutları, gelecekleri ve insan onurunu da yakıp kül ediyor. Buna rağmen, modern dünyada savaş çoğu zaman bir "strateji" ya da "kaçınılmaz bir seçenek" gibi sunuluyor. Hâlbuki savaş, insanlığın ortak başarısızlığıdır. Farklı inançlardan, kültürlerden ve coğrafyalardan insanların ortak bir zeminde buluşarak barışı, adaleti ve merhameti öncelemesi, insanlığın geleceği için tek gerçek çıkış yoludur. İsrail'in "önleyici müdahale" ya da "güvenlik gerekçesi" gibi ifadeler, aslında işlediği vahşeti gizlemektir. Kelimeler değişse de gerçek değişmiyor: Savaş, her zaman en çok masumları vurur.

22 Nisan 2026 00:00

Mehmet Beyhan

Washington'dan Orta Doğu Uyarısı

Washington DC'de faaliyet gösteren "Arab Center", 10 Nisan'da önemli bir konferans düzenledi. Konferansın konuşmacısı, "The Israel Lobby and U.S. Foreign Policy" kitabının yazarlarından John J. Mearsheimer'dı. Özellikle İran savaşı bağlamında yaptığı değerlendirmelerde, yaşananların yalnızca bölgesel bir kriz değil, küresel etkileri olan daha geniş bir jeopolitik kırılma olduğunu vurguladı. Soğuk Savaş yıllarından bugüne ABD'nin Orta Doğu'ya yaklaşımını hatırlatan Mearsheimer, başlangıçta bölgenin enerji kaynakları ve büyük güç dengeleri açısından stratejik görüldüğünü, ancak zamanla İsrail ile kurulan özel ilişkinin bu çerçeveyi belirleyici hale getirdiğini ifade etti. Ona göre bu dönüşüm, Amerikan dış politikasının yönünü tayin eden en kritik kırılmalardan biri oldu. İsrail'in bölgesel stratejisine dair değerlendirmelerinde ise Mearsheimer, ülkenin güvenlik kaygılarının ötesine geçen daha geniş bir jeopolitik hedefler bütünü izlediğini savundu. Konuşmanın genelinde öne çıkan ana fikir, bu sürecin yalnızca bölgesel bir kriz değil, ABD'nin küresel konumunu ve ittifak ilişkilerini aşındıran daha geniş bir dönüşümü vurguladı. Son olarak Türkiye'nin en kritik kazanımı, bağımsız ve esnek stratejik kapasitesini güçlendirmesidir.

15 Nisan 2026 00:00

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Mehmet Beyhan

Hiper Gücün Kırılma Anları

Güç, ABD'nin lehine yoğunlaştıkça denge bozuldu. Böylece ABD, artık yalnızca bir süper güç değil, ''hiper güç'' olarak tanımlandı. Putin'in 2007 Münih Güvenlik Konferansı'ında yaptığı sert konuşma, birikmiş bir gerilimin dışa yansımasıydı. Akabinde Rusya'nın Gürcistan'a müdahalesi, Kırım'ın ilhakı ve nihayet 2022'de Ukrayna savaşı bu gerilimin somut yansımalarıydı. Bu aynı zamanda Batı'nın Rusya'yı dışlama stratejisinin bir sonucudur. Benzer bir tutum ABD'nin Ortadoğu politikalarında da görüldü. Mesela, 2003'te Irak'a saldırması uluslararası hukukun tartışmalı bir yorumuna dayanıyordu ve bölgeyi istikrarsızlığa sürükledi. Daha da önemlisi, Washington'da tehlikeli bir algı oluştu: ''Askerî güçle istediğimiz her şeyi yaparız.'' Hâlbuki Irak'tan Afganistan'a uzanan süreç, bunun tam tersini gösterdi. Nitekim 2021'de Afganistan'dan çekilmesi bir tercih değil, şartların dayattığı bir zorunluluktu ve ABD için büyük bir güven kaybına neden oldu. Daha da önemlisi, İran'ın bölgesel kapasitesi ve özellikle de Hürmüz Boğaz'ı üzerindeki etkisi yeterince hesap edilmediği görülmektedir. Çünkü uluslararası düzen, sadece güç ilişkilerinden değil, aynı zamanda gevenilirlikten beslenir.

08 Nisan 2026 00:00

Mehmet Beyhan

Öldürme Kararı Hızlanıyor Vicdan Yavaşlıyor

Geçtiğimiz günlerde NPR Radyosu'nda yayınlanan bir mülakat, savaşın artık nerede ve nasıl verildiğine dair tüm algımı değiştirdi. Bu konuşma, modern savaşın görünmeyen katmanlarını anlamak açısından oldukça çarpıcıydı. Bir zamanlar savaşın yükünü omuzlarında taşıyan insan, artık kararın merkezinde değil, kıyısında duruyor. Geçtiğimiz günlerde NPR Radyosunda yayınlanan bir mülakatta, program sunucusu Tonya Mosley, Bloomberg'in yazarlarından Katrina Manson ile savaşın yeni biçimini masaya yatırdı. Manson, özellikle ABD'nin geliştirdiği yapay zekâ destekli askeri sistemlerin sahadaki karşılığını ve bu sistemlerin nasıl işlediğini çarpıcı örneklerle anlattı. Bu yapının içinde yer alan yapay zekâ modelleri, doğrudan ''ateş emri'' vermese de, hangi hedefin seçileceğinden hangi silahın kullanılacağına kadar uzanan karar zincirinde belirleyici bir rol üstleniyor. Zira bugünün dünyasında savaş artık yalnızca fiziksel cephelerde değil, veri akışlarında, algoritmik modellerde ve yapay zekâ destekli karar sistemlerinde şekillenmektedir. Dolayısıyla geçmişin askeri refleksleriyle bugünün tehditlerini anlamak mümkün değildir.

01 Nisan 2026 00:00

Mehmet Beyhan

Güç Konuşunca Hukuk Susuyor

Etrafı yeşil tepelerle çevrili, sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük bir kasaba. Tam da bu kasabanın meydanında yıllardır asılı duran bir tabela vardır. Tabelanın üzerinde şu cümle yazılıdır: "Bu kasabada herkes hukuk önünde eşittir." Ama bir gün kasabanın en güçlü adamı, yanında birkaç adamıyla gelir ve komşusunun tarlasına el koyar. Ama o gün kasabada tuhaf bir sessizlik çökmüştür. Kabadayı ise meydanın ortasında sırıtarak durur. Tıpkı kasabanın kabadayısı gibi… Kasabanın meydanındaki tabela hâlâ yerinde duruyordu. Hakem başını öne eğmiş, komşular gözlerini kaçırmış, kabadayı meydanın ortasında sırıtarak duruyordu. Sessizliği yaran sakin ama vakarlı bir sesle şöyle dedi: "Kasabalılar! Eğer bugün bu tabelanın üzerindeki yazıya sahip çıkmazsak, yarın bu kasabada hiçbirimizin kapısı güvende olmayacak." Bu sesin tonunda on dört asrın içinden süzülüp gelen bir asalet vardı. Bir an sessizlik oldu. Dünyanın ve özellikle bölge ülkelerinin İsrail vahşeti karşısında susmaması gerekir.

18 Mart 2026 00:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha