×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Osmanlı'nın Son Yüzyılında Teknoloji Çarşısı

19. yüzyılda bir teknoloji ithalatçısı olan Osmanlı, Avrupa'dan demir yollarını, buharlı gemileri ve dikiş makinelerini getirirken, Anadolu insanı bu yeniliklere kısa sürede uyum sağladı. Osmanlı'nın ilk demir yolu hattı, 1866 yılında İzmir ile Aydın arasında hizmete girdi. Ardından İzmir-Kasaba (Turgutlu) hattı geldi. Osmanlı, buharlı gemiyle ilk kez 1827'de "Buğu Gemisi" adıyla tanıştı. 1901 yılında Harput, Malatya, Diyarbakır ve Musul'da 322 makine satılırken, 1905'te sadece İzmir'e 80 bin dolarlık Singer dikiş makinesi ithal edildi. Araştırmayı kaleme alan Siirt Üniversitesi'nden Dr. Emrah Yılmaz, Osmanlı'nın teknolojiye pragmatik yaklaştığını belirtiyor: "Demir yolları ve buharlı gemiler yaygınlaşırken, deve kervanları ve yelkenliler tamamen ortadan kalkmadı; uzun süre birlikte var oldular. Osmanlı ne teknofobikti ne de teknolojiyi olduğu gibi kopyaladı. Kendi ihtiyaçlarına göre uyarladı." Dr. Yılmaz'a göre, 1914'e gelindiğinde Singer'in Osmanlı'da 200'ün üzerinde acentesi vardı ve dikiş makineleri, Batı medeniyetinin bir simgesi olarak görülmekle birlikte, ev ekonomisine katkısı nedeniyle benimsenmişti.

Köşe Yazarı

Kaynak: Milat

19 Haziran 2026 00:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

İstanbul'un Duvarlarında Devletin Şifresi: Tuğra, Arma Ve Hat Sanatının Gizli Dili

İstanbul'daki camilerde görülen "Allah", "Muhammed", dört halife ve Hasaneyn levhaları yalnızca süs değil; Osmanlı'nın inanç, estetik ve devlet anlayışını yansıtan görsel belgelerdir. Dolmabahçe Camii, Ortaköy Camii ve Hırka-i Şerif Camii gibi yapılardaki benzer celi sülüs yazılar, Osmanlı coğrafyasında ortak bir sanat dili oluşturulduğunu gösterir. II. Mahmud tuğrasına "Adlî" unvanını eklerken, II. Abdülhamid tuğrayı siyasi mesaj aracı hâline getirdi. 1881'de son hâlini alan Osmanlı armasında terazi, Kur'an, kanunnameler, sancaklar ve silahlarla devletin "adalet ve güç" anlayışı anlatıldı.

28 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Ayasofya'nın Gölgesindeki Gizli Hazine

Bugün "Lala Hayrettin Paşa Camii" adıyla bilinen bu yapı, Bizans döneminde "Chalkoprateia Meryem Kilisesi" olarak inşa edildi; Osmanlı döneminde ise camiye dönüştürülerek yeni bir kimlik kazandı. "Chalkoprateia Bazilikası" adıyla anılan yapı, Hristiyan dünyası için büyük önem taşıyordu. Rivayete göre "Meryem Ana'nın Kuşağı" başta olmak üzere Hz. Meryem'e ait kutsal emanetler, yapının altındaki kriptada saklanıyordu. Kaynaklarda yapı, "Acem Ağa Mescidi" adıyla da geçiyor. 475 yılındaki büyük yangınla başlayan yıkım süreci, depremler ve modern dönemin ihmalleriyle devam etse de yapı, Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün 7 Kasım 2019'da başlattığı restorasyonla küllerinden yeniden doğdu. Adres: Zeynep Sultan Camii Sokak No:12, Sultanahmet.

22 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Nakşibendîliğin Zirvesi! Hâlidîlik Ve İsmet Efendi Tekkesi

Şam'dan Anadolu'ya yayılan bu tasavvufi dalganın İstanbul'daki ilk karargâhı ise Fatih-Çarşamba'daki İsmet Efendi Tekkesi olmuştur. Aslen Arnavut olan Mustafa İsmet Efendi, Mevlânâ Hâlid'in halifesi Abdullah el-Mekkî'den icâzet alarak İstanbul'a gelmiştir. 1872 yılında Çarşamba'da satın aldığı konağı tekkeye dönüştüren İsmet Efendi, vakfiyesini düzenledikten sadece altı ay sonra vefat etmiştir. İsmet Efendi'nin yetiştirdiği 60 halife, Tokat'tan Balkanlar'a kadar geniş bir coğrafyada halkı eğitmeye devam etmiştir.

20 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Cumhuriyet'in Bilim Ve Erdem Köprüsü: Ord. Prof. Dr. Zeki Zeren

Modern Türk anatomisinin ve tıp dilinin kurucusu Ord. Prof. Dr. Zeki Zeren; bilime adanmış 25 eseri, Türkçeleştirdiği tıp literatürü, "Saygısızlıkla Savaş Derneği" ile başlattığı etik hareketi ve meclise uzanan vatanseverlik mirasıyla Cumhuriyet tarihinin en çok yönlü hekim-devlet adamlarından biridir. Ord. Prof. Dr. Zeki Zeren (1900–1973), modern Türk tıp eğitiminin kurucularından, dil devriminin öncülerinden ve Cumhuriyet döneminin çok yönlü bir devlet adamıdır. 1960 darbesinde üniversiteden ihraç edilen "147'ler" arasında yer alsa da sonrasında 1961–1965 yılları arasında CHP İstanbul Milletvekili olarak mecliste görev yapmıştır.

19 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

İki Sultan, Tek Çeşme Muradiye Sebili'nin Asırlık Hikâyesi

Osmanlı su mimarisinin zarif örneklerinden Muradiye Sebili, iki farklı sultanın izini taşımasıyla "iki sultanın ortak hatırası" niteliğindedir. İlk olarak III. Murad devrinde Mirmiran Mehmet Paşa tarafından yaptırılan yapı, yüzyıllar sonra Sultan V. Murad döneminde tamamen yenilenerek bugünkü görünümüne kavuşmuştur. Osmanlı'nın en kısa süre tahtta kalan padişahlarından V. Murad, 93 günlük saltanatına rağmen İstanbul'a kalıcı bir eser bırakmıştır. 1876'da yeniden inşa edilen sebil, onun adına yapılan neo-klasik üsluptaki önemli yapılardandır. İlk yapı klasik Osmanlı mimarisini yansıtırken, yaklaşık üç asır sonra inşa edilen yeni sebil dönemin Batılılaşma etkilerini taşır.

14 Mayıs 2026 00:00

Köşe Yazarı

Fatih'in Kalbinde Bir Zaman Makinesi: Şekerci Han Yeniden Diriliyor

Yıllarca metruk halde çöken duvarlarıyla zamana direnen Şekerci Han, Fatih Belediyesi'nin başlattığı restorasyon çalışmalarıyla yeniden ayağa kalkıyor. Fatih'in İslambol Caddesi ile Malta Çarşısı Sokağı'nın kesişiminde bulunan Şekerci Han, İstanbul'un bilinmeyen kültür duraklarından biri olarak dikkat çekiyor. Haber ajanslarının gözünden kaçan bu ayrıntı, buranın ne kadar "kutsal" ve "aykırı" bir buluşma noktası olduğunu gösteriyor. 1907 yılında İstanbul'a ayak bastığında, bu şehrin karmaşası içinde aklı selim bir liman arayan Nursi, Şekerci Han'a yerleşti. "İstanbul'un Yapı Sanatkârları: Nakkaşlar" başlıklı akademik çalışmada, Şekerci Han'ın bir dönem nakkaşların ve süsleme ustalarının yaşadığı merkezlerden biri olduğu belirtiliyor. Belgelerde burada yaşayan 13 nakkaşın adı geçiyor. 18. yüzyıl İstanbul han yaşamını anlatan akademik çalışmalarda Şekerci Han'a dair oldukça etkileyici bilgiler bulunuyor. "Mekân ve Yabancı: 18. Yüzyıl İstanbul'unda Bir Han" başlıklı çalışmada, Fatih'teki Şekerciler Hanı'nda konaklayanlara yatak takımlarının han yönetimi tarafından sağlandığı anlatılıyor. Bir başka ifadeyle: Şekerci Han, Osmanlı İstanbul'unda yolcuların "geçici evi"ydi. Kültür envanteri kayıtlarına göre Şekerci Han'ın yaklaşık 105 odası bulunuyordu. "Osmanlı Saray Şekerleme ve Şekerlemecileri" başlıklı çalışma, özellikle 18. yüzyılda İstanbul'da şekerci esnafının büyük önem taşıdığını anlatıyor. Fatih Belediyesi'nin 2026 yılı itibarıyla başlattığı çalışmalarla bu efsane mekân yeniden ayağa kaldırılıyor.

10 Mayıs 2026 16:29

Köşe Yazarı

Ziynetlerden Hazineye Hazineden Tarihe Padişah Iı. Mahmud'un Vefası

Afyon-Sandıklı kadınlarının takılarıyla devlete desteğine teşekkür: Hayriye Altını II. Mahmud döneminde basılan bu özel altın para, sadece bir ödeme aracı değil; bir milletin fedakârlığının, kadınların dişinden tırnağından artırdığı takılarının ve devletine sahip çıkmasının somut bir hatırasıdır. Bugün Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenen bu küçük altın para, aslında kocaman bir hikâye anlatır. Halkın bu asil duruşundan derinden etkilenen Padişah II. Mahmud, gösterilen eşsiz vefayı ölümsüzleştirmek adına "Hayriye Altını" olarak bilinen özel bir para bastırmıştır. Kadınlar ziynet eşyalarını, esnaf ise birikimlerini "Sandıklı Sandığı" adı verilen fona bağışlayarak devletin borcuna büyük destek sağladı. Bu asil davranıştan etkilenen Padişah II. Mahmud, "Devletine sahip çıkan bu halk unutulmamalı" diyerek Sandıklı halkı onuruna özel bir altın para bastırılmasını emretti. Böylece, "hayırlı ve iyilik dolu" anlamlarına gelen Hayriye Altını doğdu. II. Mahmud döneminde, savaşın ve yokluğun gölgesinde Sandıklı halkının devletine sunduğu bu destek, Türk milletinin en zor anlarda nasıl devleştiğinin kanıtıdır. Üzerindeki her iz, "zor zamanda kenetlenme" mirasını bugüne taşır. Tarihçiler, "Hayriye" ismini Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasıyla başlayan Vaka-i Hayriye süreciyle ve devletin girdiği bu yeni "hayırlı" dönemle ilişkilendirir. Sandıklı halkının fedakârlığına karşılık bir "hayırlı hizmet" teşekkürü olarak basılan bu özel sikke, sadece bir ödeme aracı değil; bu topraklarda yaşayan herkesin ortak dayanışma hikâyesidir. Sultan II. Mahmud dönemine (H. 1223-1255 / M. 1808-1839) ait olan Hayriye Altını, Osmanlı nümismatiğinin teknik açıdan dikkat çeken örneklerinden biridir. Fatma Şahin Gür ve Muhammet Görür'ün "Sultan II. Mahmud Dönemi Sikkelerinde Süsleme Programı" adlı çalışmasındaki veriler ışığında, bu paranın teknik özellikleri şu şekilde özetlenebilir: Hayriye Altını, 873 binde ayar (%87,3) saf altın ihtiva eden değerli bir madenden basılmıştır. Merkezde, II. Mahmud'un otoritesini simgeleyen görkemli tuğrası ve "Adli" mahlası hakimdir. Bu benzerlikler, II. Mahmud döneminde devletin sanatı bir kimlik inşası olarak gördüğünün kanıtıdır. Altın, taş ve çini gibi birbirinden tamamen farklı malzemelerin aynı motiflerle işlenmesi, imparatorluğun merkezinden taşrasına yayılan disiplinli bir "Saray Üslubu"nun varlığını doğrular.

30 Nisan 2026 23:47

Köşe Yazarı

Zulmiye'den Görkemli İbadethaneye: Yeni Camii'nin 68 Yıllık Hikâyesi

Yeni Cami ya da Valide Sultan Camii, İstanbul'da 1597 yılında Sultan III. Murad'ın eşi Safiye Sultan'ın emriyle temeli atılan ve 1665'te zamanın padişahı IV. Mehmed'in annesi Turhan Hatice Sultan'ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanıp ibadete açılan camidir. İstanbul Eminönü'nün kalbinde yükselen ve halk arasında "Yeni Camii" olarak bilinen bu devasa yapı, temelinin atılmasından ibadete açılmasına kadar geçen 68 yıllık süreçte beş padişahın değişimine tanıklık etmiş, "Zulmiye"den "Yeni Valide Sultan"a uzanan hüzünlü bir isimlendirme süreci yaşamıştır. Caminin temeli 1597 yılında Safiye Sultan'ın emriyle atıldı. İnşaatın tamamlanması için ilk kez halktan maddi destek toplanması, halk arasında "Yeni Adet Camii" tabirini doğurdu.

21 Nisan 2026 00:00

Köşe Yazarı

Metin And'ın Dev Arşivi! Geleceğe Işık Tutuyor

Türk tiyatro tarihinin hafızası Prof. Metin And'ın 10 bin kitaplık dev kütüphanesi Haliç Üniversitesi'nde araştırmacılara açılırken, paha biçilemez gölge oyunu koleksiyonu Bursa Karagöz Müzesi'nde koruma altına alındı. Türk tiyatro tarihini bilimsel bir disipline dönüştüren duayen isim Prof. Metin And, vefatının ardından bıraktığı devasa arşiviyle kültürel hafızamızı aydınlatmaya devam ediyor. Metin And'ın titizlikle oluşturduğu yaklaşık 10 bin kitaplık kütüphanesi, 15 bin dia ve 3 bin fotoğraflık dev arşivi Haliç Üniversitesi bünyesinde araştırmacıların hizmetine sunuldu.

19 Nisan 2026 00:00

Köşe Yazarı

Zamanın Ruhu Tophane'de: 4 Asırlık Cep Saatleri Sergileniyor

Koleksiyoner Mehmet Çebi'nin 305 parçalık devasa cep saati koleksiyonu sizi 16. yüzyıldan günümüze tarihi bir yolculuğa çıkarıyor. Mehmet Çebi'nin koleksiyonundaki 305 nadir eser, 16. yüzyıldan 20. yüzyıl başlarına uzanan dört asırlık saatçilik sanatının evrimini, diplomatik hediyeliklerden Osmanlı pazarına özel üretimlere kadar uzanan zengin bir perspektifle gözler önüne seriyor. Avrupa saat üretiminde 18. ve 19. yüzyıllarda Osmanlı pazarının önemli bir yer tuttuğuna işaret eden uzman isim Yusuf Şimşekçaktı, bu dönemde üretilen bazı saatlerde "Osmanlı Pazarı İçin" ibaresinin yer aldığını ve Arap rakamlarının kullanıldığını dile getirdi.

16 Nisan 2026 00:00

Köşe Yazarı

Zatü'l-hareke'den Togg'a: Türkiye'nin Otomobil Serüveni

Osmanlı sokaklarında atları korkutan "Zatü'l-Hareke"den, Cumhuriyet'in yerli sanayi ideali olan Devrim'e ve günümüzün akıllı teknolojisi TOGG'a uzanan bu serüven; Türkiye'nin yüz yıllık teknoloji, prestij ve bağımsızlık mücadelesini anlatıyor. Osmanlılar bu yeni araca "Zatü'l-Hareke" dediler. 1908'de II. Meşrutiyet ile otomobiller de özgürlüğüne kavuştu. Bu dönemde otomobil artık bir prestij simgesiydi; "Nazır oldun mu, otomobilin hazır!" sözü makam ve araç ilişkisini özetliyordu. 1961'de ise büyük bir hayal gerçeğe dönüştü: Devrim. Bu olay, "yerli otomobil yapılamaz" algısını tetiklese de aslında büyük bir cesaretin simgesiydi. 2022'de banttan inen elektrikli akıllı araç, 2025'te sokaklarda yaygınlaştı. Atların korktuğu "Zatü'l-Hareke"den sessiz TOGG'a uzanan bu yolculuk, Türkiye'nin değişim hikâyesidir.

13 Nisan 2026 00:00

Köşe Yazarı

Boğaziçi'nde Kayıp Bir Zarafet Mührü: Beyhan Sultan Çeşmesi

Bir zamanlar sahilsarayla bütünleşik olan ancak 1950'lerdeki yol çalışmalarıyla yerinden sökülen Beyhan Sultan Çeşmesi, asıl ihtişamından uzak kalsa da Boğaziçi'nin "Batılılaşma" dönemine tanıklık etmeye devam ediyor. III. Mustafa'nın kızı ve III. Selim'in kardeşi olan Beyhan Sultan (1766–1824), döneminin reformist ruhunu destekleyen, sanat ve mimariye yön veren vizyoner bir figürdü. 1804–1805 yıllarında Arnavutköy sahilinde inşa edilen çeşme, Osmanlı su mimarisinde Barok ve Rokoko üslubunun zirvesidir.

12 Nisan 2026 00:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha