
Modern zamanların en büyük acısını yaşıyoruz. Bu aslında topyekûn hepimizin farklı derecelerde hissettiği bir acı. Derece derece varoluşumuzun acısı hepimizi farklı şekillerde kuşatmış durumda. Fakat son dönemde özellikle bazı kazılarla birlikte yazılan devasa bir resmi dünya tarihi olduğunu fark ediyoruz. O zaman acınız da bir nevi daha hafiftir. Zaman gelir bu Marksizm olur zaman gelir kapitalizm olur zaman gelir başka bir izm olur. Ama o boşluk hep var olmalı ki insan şahsiyetini kuramasın. Hiçbir kimlik kendi varoluşumuzun temel kaynağı değildir. Çünkü insan ve kendisinin ürettiği her şey zamansaldır. Bir kimlik bir insan gelip geçicidir dedik ancak onların fikirleri hakikate aitse zamansızdır. Kimlikleri vazgeçilmez kıldığınızda hakikate ters hareket edersiniz. Zamanın içine kendinizi mahkûm edersiniz. Evet, burada da acı vardır. Ama kendini inşa etme acısı zamanın ötesine ait bir acıdır. Ortalama bile değil günümüzün insanı. Ancak vasatın da altında sıradanlığın her yere vıcık vıcık yayıldığı bir çağın içinde biricik olabilmeyi kendine ilke edinenlerin yaşadığı acı ile sıradanlığın acısı bir değil. Hani her şeye açıksın ya sırdan insan! Biri geleneksel Türk sanatları diğeri Moda tasarımı. Moda sadece bir giyim sektörü değildir. Moda kültürel iktidardır. Moda çok şeydir. Geleneksel sanatlarımızı klasik anlamda uygulamanın yanında ayrıca moda ile de buluşturarak globale çok daha rahat mesaj verebilirsiniz. Moda kısmı ise dikişten, kalıp çıkarmaya moda tekniklerine kadar her bilginin temelini öğreniyorlar. Bunun ne kadar zor ve yorucu olduğunu tahmin edin. İstanbul Vali yardımcısından tutun il milli eğitim müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, daire başkanları, konsolosluk temsilcileri, sanatkârlar bu güzel günde bir aradaydılar. Sen vurmaya daha da güçlü bir şekilde devam et. Kalbini sonsuzluğa bırak kapı açılacaktır. Çocukluğuna dön zorlandığında ve kendine de ki;" dünya seni bekliyor". Bir gün seni tüm dünya tanıyacak. Almanya'da bu haftadan itibaren bazı mağazalarda farklı saatlerde sessiz saat uygulaması başlatıldı. Almanya'daki IKEA mağazalarında çarşamba günleri saat 17 ile 19 arasında ortam sakinliğe bürünecek. "Sessiz Saat" adı verilen uygulamasının hedefi, görünmeyen engelleri olan özel bireylerin günlük hayat katılımını kolaylaştırmak. Bu uygulama, "Gemeinsam zusammen" (Birlikte Bir Arada) adlı kapsayıcılık derneğinin girişimiyle hayata geçiriliyor. STK sözcüsü Rebecca Lefèvre, Deutsche Welle'ye yaptığı açıklamada, "Sessiz Saat uygulamasıyla görünmeyen engelleri olan kişilerin yükünü hafifletmek istiyoruz. Bu kişiler çoğu zaman merkezî sinir sistemleri üzerindeki sürekli baskı nedeniyle zorlanıyor. Bu nedenle onlar için özellikle daha az uyaran içeren ortamlar oluşturmak istiyoruz" dedi. Almanya'nın başka şehirlerinde de farklı saatlerde bazı marketlerde aynı uygulama yapılmaya başlanmış. Sessiz Saat uygulamasının öncüsü ise otizmli bir çocuğun babası olan ve bir süpermarket zincirinde çalışan Yeni Zelandalı Theo Hogg olmuş. Hogg, 2019 yılında işverenlerini ülke genelindeki tüm mağazalarda bir "Sessiz Saat" uygulaması başlatmaya ikna etmiş. Matrix'de bir tasavvuf varsa o da ancak Kabala mistisizmi yani Yahudi tasavvufu olabilir. Bir de Matrix filminin ilk çıktığında yani 99 yılında yeni görülecek olan teknikler denediler. Ne tesadüfi bir isim. Biri çıkıyor Mevlana açısından diğeri İbnül Arabi açısından anlatıp anlatıp duruyor. Anlamak istemeyen, işin içinde bir sürü çıkar sahibi insan var. En son açıklama İç İşleri bakanı Mustafa Çiftçi'den geldi. Bu güzel bir haber. İnsan böyledir; anlaşılmak, hissedilmek ve hemhal olmak ister. Defterlerin materyallerin toplanacağı bir sınıf bir atölye olmalı. Öğretmenlik ordu yetiştirmek değildir. O lideri bulmazsanız bir ülkenin potansiyelini yok edersiniz o toplum mutsuz olur. Bu yeni dünyada insan, geçmişini ve kimliğini korumak için yine bir tepki olarak muhafazakârlık zırhını kuşandı. Muhafazakârlığın önemli isimlerinden Edmund Burke, toplumu yalnızca yaşayan insanların oluşturmadığını söyler: Ona göre toplum, "sadece yaşayanlar arasında değil, ölüler ve henüz doğmamış olanlar arasında da bir ortaklıktır." Bu söz sözler içinde gerçekliği ve kıymeti olan bir sözdür. Uzun yıllar boyunca geleneksel değerleri savunan, savunma pozisyonu almak ihtiyacını hisseden muhafazakâr kesimler, bugün sonunda diğer kesimlerle aynı düzlemde hatta toplumun merkezinde yer almaktadır. Ancak bu merkeze yerleşmenin beklenmedik, öngörülemez bir değişim getirdiğine tanıklık ediyoruz. Günümüzde ise sosyal medya, tüketim kültürü ve bireysel yaşam tarzları muhafazakâr çevreleri de aynı ölçüde hatta belki biraz da güç sarhoşluğuyla ciddi şekilde etkilemektedir. Yeni nesil sofra sohbetlerinden, büyük aile yemeklerinden, anneden- babadan dostluğun, aşkın tadını bilmiyor. Bir zamanlar moderniteye karşı çıkan birçok düşünce ve yaşam biçimi, bugün modernitenin etkisi altında yeniden şekillenmektedir ve burası çok önemli!
Kaynak: Yeni Birlik
18 Haziran 2026 14:34
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Dünyada Hasret
Tıpkı Allah'ın insana ruhumdan ruh üfledim dediği gibi. Böyle bir metaforla anlatılır Divanı Kebir'de insanoğlunun dünya macerasının başlangıcı. İnsan aslında bu dünyada neyin hasretini çekiyor da bunca şikâyeti ediyor diye sormak geldi aklıma. İnsana zaten kızmamalıyız. İnsana kızmak değil de anlamalıyız onu. İnsan dünyaya geldiğinden beri tek şeyi arıyor. Evet, insan kendindeki özü arıyor. Özünün peşinde insan. İnsan bir bilseydi, ah bir bilebilseydi aradığını. İnsan özüyle buluştuğunda aslında isyanı da biter. İnsan özün bilgisini edinmeye o özün sırrına ermeye geliyor bu aleme. Hasretini çektiğimiz bu öz. Çağımızın çıkmazı neyi aradığını bilmemek. İnsana özünü hatırlatma görevi olanların büyük bir sorumlulukla yazarak, çizerek çağın araçları neyse onunla öze yolculuğu anlatmak. İnsan özü bulabilir. İnsana özünü kaybettirmek için türlü hilelere başvuracaktır. Öz'ünü bulma yolculuğunda insana örnek olma sorumluluğumuz hep vardır. İnsan yeter ki özünü aramaya koyulsun mutlaka karşısına fırsatlar çıkacaktır. Bu kadar masum ve saf bir çocuktu dünya. Temmuz ayı itibariyle tüm Türkiye'de dönüşümü olan ambalajlar (DOA) ped, cam ve alüminyum içecek şişe ve kutuları geri dönüştürerek doğayı koruyabilir ve bütçenize de katkıda bulunabilirsiniz. Ambalaj Kapasitesi / Hacmi 0,10 – 3,01 L arasında olan tüm içecekler artık iade noktalarından alınabilecek. Her içecek şişesi için 1 Türk lirası iade alınabilinecek. İade edilecek ambalajlarınızın üzerinde mutlaka DOA işareti bulunmalıdır, 3 litreden daha büyük pet şişeler iade edilemez. Sohbet veya mevlit, anma gibi program davetlerinin sonunda hep şu ibare bir kenara konuluyor; 'sohbet ve ikram' ya da 'anma ve ikram' gibi. Zaten biz kültür olarak ikram eden insanlarız. Hoş da durmuyor zaten. Öte yandan aynı Avrupa insan eti tadında hamburger köftesini afiyetle piyasaya sundu. İnsana dokunmadan diyor bir de!! Yarın öbür gün insana da dokunur bunlar geçmişlerinde var bunların yamyamlık. Bir yandan hayvanları çocuk yerine koyuyorlar bir yandan da insan etine sulanıyorlar böyle garip tuhaf bir ironi ile karşı karşıyayız. 80 ve 90ların çocukları sert ebeveynlerle yetiştiği için onlar yumuşak anne baba olmayı tercih ettiler. Ya da çadırların arasında müzik eğitimi veren müzik öğretmenlerinin kurdukları müzik grupları ile seslerini dünyaya duyurmaları hepimize güç vermeli. 84 yılından beri Kadıköy son 11 yıldır Üsküdar'da yaşayan biri olarak ilk defa Caddebostan sahilde böyle bir manzara ile karşı karşıya kaldım. Yaklaşık kırk, elli diyeyim çoğunluğunu erkeklerin oluşturduğu içinde kızların bulunduğu genellikle benzer renk ve kıyafetlerde yaşları 13 ile 20 arasında değişen genç bir grubun Caddebostan deniz kenarındaki beton duvarların üstünde etrafında oradan oraya atlayan, zıplayan ne yaptıkları belli olmayan bir grup kümesi.. Nereden geliyorlar, kimin çocukları ne yaparlar belli değil ve açıkçası ürkütücü. Anlatılanlara göre sık sık kavgaların çıktığı bu malum tıraşlı tiplerin etrafından, yanından geçmek veya bakış fırlatmaya insan çekiniyor. İnsan kızını, oğlunu göndermeye korkar o taraflara. Bu bir demdir gelir geçer denilecek bir şey değil çünkü fütursuzlar, terbiyesizler ve kontrolsüzler. Bu ortama doğan evlatlarımız belki bunu fark etmiyor ama 40-50 yaş kuşağının bu hızı net bir şekilde hissettiğini görüyorum. Ancak kalitesize, kandırmaya, göz boyamaya doğru bir hız kazanan dünyanın gidişatını iyi görmeyenlerden biri de benim. Yavaş hareket, dünyada uzun zamandır konuşulan bir konu. Dünyada 1980'lerde ortaya çıkan bu hareket için bir başlangıç noktasına işaret edilmiş. 1986 yılında İtalya'nın başkenti Roma'nın en işlek ve tarihi meydanlarından olan Plazza di Spagna ʼ da açılan bir McDonald's'a karşı tepki olarak ortaya çıkan Slow Food (yavaş yemek), yavaşlık hareketinin başlangıcı olarak kabul ediliyor. Belki bugün nüfus gittikçe yaşlanıyor dememizin sebebi, gittikçe artan çevresel felaketlerin kaynağı ve "yeni nesil gerçekten öğreniyor mu?", "yerel kültürümüz kayboluyor mu?" sorularının cevapları bu hızdan kaynaklanıyor. Giderek artan iş yoğunluğu ile bir kesimin adeta çalışmakla gözünü kör ederek, bir başka kesimin sadece eleştiri ile yetinmesini görmek, kimsenin harekete geçmemesi, aksine hız çağının gerektirdiği gibi hızlı yaşaması, insanlığın sonunu yaklaştırıyor sanki. Onları bilinmezliğe götüren ve sadece birkaç saatte çözdükleri sorularla sınandıkları testler ise hız çağının acı bir sonucu. Belki bu hız çağına ayak diremek için deyin, belki artık insanlar bir araya gelmek ve zamanı hissetmek istiyorlar deyin; hıza bir meydan okuma misali kitap kulüpleri gittikçe yaygınlaşıyor. Sakin yaşam alanı ilan edilen ilçelerimiz var: Seferihisar, Şarköy, Yalvaç, Demre, Halfeti gibi. Bu hareketler sayesinde aslında biz de hız içindeki yavaş anları fark eder oluyoruz. Milan Kundera'nın dediği gibi "yavaşlık ile anımsama, hız ile unutma arasında gizli bir ilişki vardır." Hatırlamak isteyen bir insan yavaş yavaş yürür, unutmak isteyen ise hızlı hızlı.
11 Haziran 2026 08:22

Kalbimizle Çok Şey Başarabiliriz
Gerçeğe işaret eden bir cümle. Büyük veliler, mütefekkirler "İnsan âlemleri içine alan bir nüsha-i kübradır" demişlerdir. Nereden geldiğini bilemesek de bir cümle vardır, yüceler yücesi Allah'ü Azimü Şan'ın ben alemlere sığamadım ancak müminin kalbine sığdım derken bu cümleleri tasdik eder niteliktedir. Sonuçta bu cümleler Kuran'ın iç manasına derinliğine aykırı değildir. İnsan etten, kemikten oluşan öylesine bir makine değildir. Anlaşılmalı ki insan şu koskoca evrenden bağımsız ayrı gayrı bir varlık değildir. Ancak kalbin bence en büyük en müthiş görevlerinden biri de esasen etkilemektir. Yani uyanıktır, karanlık değildir. Gönlün uyanık olmaması büyük bir tehlikedir. Hocam bana 35 sene boyunca varacağım noktayı, yapacağım işleri sürekli söyler ve dikte edercesine bıkmadan söylerdi. O ışık kâinatın yansımasıdır. Dünyaya ait her şey dediğimiz gibi burada kalacaktır ama kâinattan beslenen insan için ışığın sonsuzluğunda seyahat etmek gibidir hayat. Hali hazırda müze kartı olanlar süresi bittikten sonra edevlet ve mobil uygulama üzerinden müze kart ücretini ödedikten sonra Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı ile müze ve ören yerlerine girilebilecek. Kültür ve turizm bakanlığı ile Türk Telekom arasında yapılan bir anlaşma ile dijital dönüşüm çağı kapsamında gerçekleşecek bu anlaşma müzecilikte farklı alanlarda da kullanılacak. Fakat bizde 120 azami sınır gösterirken bir anda rampayı döner dönmez karşınıza azami sınır 70 kilometre çıkarsa buna ancak tuzak denir. İnsan yalnız bırakılmaz. Bunun da vebali çok büyük olur. İnsan önce kendinden başlamalı, aynaya bakabilmeli. Dengede olabilmek en büyük meziyet. Ancak insan yine iddiasında mahpus. Evet zaman ahir zaman. İmtihan da büyük. Demek ikram da büyük. Barselona'da tamamen Filistin'e adanmış yeni bir kitapçı İspanyol halkının hizmetine açıldı. 15 Mayıs tarihinde yani Nakba'nın 78. yıl dönümünde açılışı yapılan bu kitapçının adı Finestres Palestina. Filistin Pencereleri olarak çevirebiliriz. Bu kitapçı Filistin tarihi, siyaseti, kültürü ve sanatı üzerine yaklaşık 2.000 kitap sunuyor ve halka açık tartışmalar ve topluluk etkinlikleri için bir yer olmayı hedefliyor. Kitapçının yöneticisinin açıkladığına göre kitapçın iç mimarisi Filistinli mimar Malek Murad'a ait. Yer karoları Filistin'in bayrağı renginde ve bazı yerler kefiye deseni şeklinde. Kitapçıda İspanyolcanın yanında Filistin tarihini anlatan farklı dillerde kitaplara da yer verilmiş. Ayrıca çocuklara yönelik de Filistin'i anlatan kitaplar var. Avrupa'da sadece Filistin'e yer veren ilk konsept kitapçı olma özelliğini taşıyor. Günümüz ebeveynleri için en büyük mücadele çocuklarımızı Siyonizm denilen illetten uzak tutmak olacaktır. Hayır düşünceler saygı duymak için değildir ki. Ancak düşüncesine saygı istiyorsa bu iyi değildir, dayatmadır. Bu çekmeceler katman katman halk kitlelerini temsil eder. Libya'da Hafter liderleriyle görüşmek için kendi aralarında seçtikleri 10 kişiden hala haber alınamıyor. Ne acı ki artık Arap dünyasından umudumuzu tamamen kaybettik anlaşılan kendi vatandaşları için görüşmeleri yürüten İtalyan makamlarından aldığımız bilgiye göre haber paylaşıyoruz. CHP'li Üsküdar belediyesinin Kaşgarlı Mahmut sokağının adını İyiniyet sokağı olarak değiştirdiğine dair bir malumatfüruş ortaya atıldı. Kaşgarlı Mahmut sokağını kesen sokağın adı evet değiştirilmiş. Yani bu ne demek fikri takip yaparsak zaman içinde anlayacağız demektir. Hani o her akşam ekranlarda saatlerce süren, en ufak bir magazin olayını bile günlerce köpürten tartışma programları var ya; nedense ülkenin kılcal damarlarını ilgilendiren bazı meselelerde aniden "kamu spotu" kıvamına bürünüyorlar. Yanıtı çok açık: Medyaya giden o görünmez, ama etkisi son derece somut olan "Frekansı düşürün, halkı tedirgin etmeyin" talimatı. Biz buna stratejik iletişim diyoruz; halk arasındaki adıyla ise "aman tadımız kaçmasın" haberciliği. "Bayram sonrasına kalındı" ibaresi, diplomatik bir takvimin ve hazırlık sürecinin son raddesine gelindiğinin en net göstergesi. Bir yanda toplumun zihinsel ve idari olarak en kötü senaryoya hazırlanması anlamına gelen seferberlik güncellemeleri, diğer yanda bayram sonrasını işaret eden Akdeniz-Ege denklemi. Devlet aklı, satranç tahtasındaki hamlelerini yaparken her zaman piyonları değil, şahı düşünerek hareket eder. Bugün medyanın bu konuları "köpürtmemesi", konunun önemsizliğinden değil, tam aksine ciddiyetinin ağırlığından kaynaklanıyor. Çünkü bazen en büyük fırtınalar, en derin sessizliklerin ardından kopar.
04 Haziran 2026 00:05


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

İki Yüz Yıllık Esaret
Uyanış başlasa da tam anlamıyla istenilen noktada değiliz. Büyük bir devlet düşünün. Sadece kendimize acıdık kendimizi kötüledik. Hadi bilim yoktu ilim yoktu. Demek ki put en temiz uyuşturucuydu her devirde. Ama günümüzde en büyük put; güçtür. İster bir taşa tapın ister helvadan yapılmış lat, uzza filan denilen eski moda putlarınız olsun, kim neyi put edinmişse sağlığı için bıraksın. Tıpkı Ashabı Kehf'in hikayesindeki zalim hükümdar Dakyanus gibi. Tüm eleştirilere kapalı bir put Siyonizm. Şeytanın ta kendisi olan bu ideolojinin peşinden güce tapanların karanlık ruhları dünyayı esir almış durumda. Yüz yıllar sonra Ashabı Kehf yani yedi uyuyanlar, uyanıp da şehre indiklerinde her şey değişmiş Dakyanus diye birini hatırlayan bile yoktu. İki yüz yıldır dünyayı kasıp kavuran bu ideolojinin tek tanrısı var. Bugün pazarlama teknikleri ile reklamlarla, özgürlükle, ben algısıyla, her türlü sapkınlığın tezahürü ile toplumları esir almış durumda. O zaman ne çok umut vardı ne çok hayal. Eski hayal yeni muhal, nereye baksam gölge gibi izleniyorum. Söylesene ey hayat! Eğer uyarılar işe yarıyorsa dijital bağımlılık da bir sonraki nesilde daha az görülecek demektir. Almanya'da Filistin'e destek veren sembol ve sloganlar artık "aşırılık" kapsamında değerlendiriliyor. Karpuzdan Hanzala'ya, "Nehirden Denize Özgür Filistin" sloganından intifada çağrılarına kadar birçok ifade iç istihbarat raporlarında hedef gösteriliyor. Herkes kendini tam gösteriyor. O zaman ben de Haç görmek istemiyorum. Türkiye'de nerede olursa olsun kilisenin haçı dahil görmek istemiyorum desem nasıl karşılanır. Almanya karpuz yemesin o zaman. Nereye baksam bir felaket, acı. Özellikle de çocuk ve gençlerin artık hayal kuramadıkları coğrafyalarda olan biten bizim çocuklarımızı ve gençlerimizi de etkiliyor. Şöyle diyorlar "dünyada olup biten bunca savaş varken ne için umutlanabiliriz. Daha iyi bir gelecek bu şartlarda gerçekten mümkün mü?". Fakat çocuklar ve gençler için bir umut bir motivasyon gerekiyor. Dünyayı kurtarmak böyle bir şey çünkü. Bir çocuk kurtarırsın ve dünyayı kurtarmış olursun. Evet bir bayram daha gelip çattı, Kurban Bayramınız kutlu olsun. Nedir bu Allah aşkına. İmtihan öyle büyük ki.. Ancak son yıllarda tüketmeden duramayan bir insanlık var. Ama ihtiyacımız olan sadece oturacak bir yer. Sadece birilerini zengin ederken bizler ruhumuzun fakirleştiğinin farkına varmamız gerekiyor. Türkiye gündemini son yıllarda kesintisiz şekilde meşgul eden en büyük meselelerden biri başıboş sokak köpeği meselesi. Aslında içine düşülen çıkmazı artık sadece 'Başıboş sokak köpeği meselesi' olarak değerlendirmek mümkün değil. Son ölüm haberi ise 26 Nisan'da Van'ın Saray ilçesinde sahipsiz köpeklerin saldırısına uğrayarak hayatını kaybeden 5 yaşındaki Hamza oldu. Bu acı kayıp toplumda büyük bir infial yarattı. Sokak köpeklerinin saldırısı sonucu hayatını kaybeden Hamza için tepki gösteren insanlar artık sadece yaşanan trajedilere değil, devlet mekanizmasının bu müşkül durum karşısındaki yavaşlığına ve etkisizliğine de tepki gösteriyor. Ne yazık ki sokak köpeklerini geçimlerini sağlamak için kullanan ve çözüm yollarını tıkayan bir azınlık da var. Bugün modern şehir yaşamına entegre edilmeye çalışılan köpek, popülasyonun kontrolsüz şekilde artmasıyla büyük bir toplumsal soruna dönüşmüştür. Sokak köpeklerinin neden olduğu olaylar ve can kayıplarına bakıldığında özellikle çocuk ve yaşlıların vahşi doğaya ait köpeklerle yaşamasını diretmenin ne mantıklı ne de insani olmadığını görüyoruz. Veriler de bu meselenin artık münferit olmaktan çıktığını gösteriyor. GÜSODER'in raporuna göre sadece 2022-2024 yılları arasında 50'si çocuk olmak üzere toplam 107 can sokak köpeği saldırılarında kaybedildi. Açık konuşmak gerekirse bu mesele artık siyasi sonuç üretmeye başlamış durumda. Vatandaş artık hem kendi güvenliğini sağlamak hem de destek verdiği hükümete bir ders vermek istiyor. Hükümetin meseleyi kamplaşmaların ötesine taşıyarak acil, kararlı ve uygulanabilir bir politika geliştirmesi gerekiyor. Türkiye Devleti'nin artık bürokrasi engelini kırarak uygulanabilir bir çözüm üretmesi şarttır.
21 Mayıs 2026 00:06

İnsanoğlu İlkelden De Aşağıda
Her alanın uzmanı olmasam da iletişimci olarak yeni gelişmeleri bilimsel verileri takip etmek durumundayım. İlkel beyin dediğimiz kavram insanın en basit dürtüleri ile hareket eden kısmıdır. Konuyu çok karmaşık hale getirmek istemiyorum ancak insan için artık bu beynin dürtüsel tarafının modern hayatta tam olarak işlemediği söyleniyor. Evet gerçekten de değiliz diyorum ben de. Bugün bunca hani ilerlemeye rağmen insan ahlaki anlamda aşağıların en aşağısındadır. Bunca ilerlemeden önce (tarih veremem ama son 20-30 senedir desem) kötülüğün oranı yüzde kırklardayken iyiliğin oranı da yüzde altmışlar civarındaydı. Artık alınan yeni kararla ah keşke daha erken mesela 10 sene önce bu karar alınsaydı diyorum. 15 yaş altı artık sosyal medya hesabı açamayacak. İki çocuk ve bir bebek arabası ile kafeye giren anne ortadaki iki masayı da birleştirerek adeta sağdan soldan geçişleri kapattı. Neticede bebek sustu. Ama ne yapıldı hemen bir ekran verildi. Ben hep sizin için orada olacağım. Ben kalbimi size emanet ediyorum. İsrail denilen ülke, Eurovision şarkı yarışmasına katılımdan dolayı bazı ülkelerin bu programı boykot etmesini takıntı olarak ifade etmiş. Çok da şık bir hareket. Hatta Nobel ödüllü yazar Coetzee, Gazze'deki soykırım sebebiyle İsrail'deki edebiyat festivaline katılmayı reddetti. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Güney Afrikalı-Avustralyalı yazar John Maxwell Coetzee'nin, İsrail'in Gazze Şeridi'nde soykırım yaptığını vurgulayarak, bu ülkede düzenlenecek 14. Entelektüel ve sanatsal topluluklar dahil olmak üzere İsrail toplumunun hiçbir kesiminin, Gazze'deki vahşetin suçuna ortak olmadığını iddia edemeyeceğini vurgulayan Coetzee, mesajını, İsrail'in adını temizleme ve uluslararası toplumda yeniden yer edinme sürecinin uzun yıllar alacağını kaydetmiş. Ailelerden özellikle kız çocukları için böyle bir talep olduğu söyleniyor. Çünkü açıkçası tek cinsiyetli eğitimin artık karma eğitimden daha tehlikeli olduğunu düşünüyorum. Hala çok az sayıda da olsa kız liseleri var. Ayrıca eğitimin cinsiyetinden çok kalitesinin daha önemli olduğunu da vurgulamak isterim. Yıllar boyu çocuk kitabı mı diyelim, çocuk edebiyatı mı diyelim sorularını tartıştığımız günlerden çocuk edebiyatı deyince aklımıza Türk yazarların da geldiği bir döneme geçtik. Günümüzde yaşadığımız sorunları önceden gören ve bu konularda çocuk edebiyatı eserleri kaleme alan yazarlarımız da oldu, yabancı yazarlardan bu konularda çeviri kitaplar yayımlanan yayınevleri de. Çocuk edebiyatını es geçmeden bu sorunlara bir çare sunmak mümkün mü? Okullarda seçilen ve öğrenciye zorunlu olarak okutulan eserler görüyorum. Çocuk edebiyatı bu olmamalı. Bugün gözler çocuk eğitimindeki dijital bağımlılıklara çevrilmişken, onun yerine konacak iyi bir yapıya sahip miyiz diye düşünüyorum. Çok değerli çocuk edebiyatı yazarlarımız var ancak sayıları o kadar az ki. Hele ki bir iki kurs ile çocuk edebiyatı eseri kaleme alabileceğini sanan yazar adayları var ki işin iyice karışmasına neden oluyorlar. Oysa ki kültürümüzün, günlük yaşamımızın, bize ait değerlerin Türkçe kaleme alındığı çocuk edebiyatı eserleri o kadar değerli ki... Burada çocuk edebiyatının rolü görmezden geliniyor. Çocuk edebiyatı eserleri zorla ödev için, not için okunmaz. Bir hayat görüşü kazandırmak için, hayatı satırlar üzerinden çocuğa anlatmak için kurulmuş bir dünyadır çocuk edebiyatı. Yetkisiz ellerde bambaşka sorunların ortaya çıkmasına da neden olabilir, sırf ticari kaygılar yüzünden farklı ülke kültürlerinin empoze edilmesine de neden olabilir. Çocuk için odağın önce çocuk edebiyatı olması bu nedenle önemli. Çocuk edebiyatı eserlerinin de doğru üretilmiş kaynaklar olması gerekiyor. Hele ki anne, baba ve öğretmen ile iletişimi doğru kurmamış çocukların birdenbire dijital dünyanın içine bırakılması hiç doğru değildir. Bu noktada ebeveynlere ve öğretmenlere en güzel iletişim imkânı aslında göz ardı ettiğimiz çocuk edebiyatı eserleri ile verilebilir. Hiç kitabın zararlısı olur mu diye düşünmeyin lütfen. Çocuk edebiyatına gönül verenlere buradan bir çağrıda bulunmak isterim. Hatta lütfen çocuk gelişim uzmanlarıyla, psikologlarla, rehber ve danışmanlarla istişare ederek yazın bu eserleri. Doğru kitap seçimi konusunda rehberlik etmek de kütüphanecilerin işi.
07 Mayıs 2026 00:09

Sumud Filosundan Gözümüzü Ayırmıyoruz
Geçtiğimiz bahar ayında yola çıkan Sumud filosundan alınan güçle bu sene 70'ten fazla ülkeden 70'i aşkın gemi ve binlerce katılımla deniz misyonu harekete geçti. Global Sumud sadece bir deniz hareketi değildir. Global Sumud, Kuzey Afrika kara konvoyu ile 10 Nisan tarihinde deniz hareketine paralel olarak yola çıkan çift yönlü bir harekettir. 2025 Global Sumud Filosu dört temel ortak kuruluş üzerine inşa edilmiştir: Global Movement to Gaza, Sumud Nusantara, The People's Flotilla Movement ve Magrip Sumud Filosu. Abluka 2008 -2009 yıllarında Free Gaza Movement ile kırıldı: Toplamda 8 sefer gerçekleştirdi. 22 Ağustos ve 28 Ekim 2008'de abluka iki kez kırıldı. Free Gaza Liberty adlı 2 tekne 17 ülkeden 44 yolcuyla Kıbrıs'tan yola çıktı. 2010 yılında Gaza Freedom Filotilla Marmara gemisi 6 ülkeden 750 aktivist ile yola çıkmıştı. 22 Mayıs 2010'da Mavi Marmara İstanbul'dan yola çıkmıştı. 2010 Jews Boat to Gaza bu kez Yahudi aktivistler İrene adlı tekne ile yola çıktılar ancak girişim İsrail tarafından engellendi. 2011 Gaza Freedom Flotilla İsrail hükümeti Yunanistan hükümetine baskı yaparak Haziran ayında 11 Sivil toplum örgütünün sponsor olduğu 9 geminin yola çıkmasını engelledi. 2011 - Dignite Al Karama Freedom Waves to Gaza, Temmuz 2011'de Fransa 12 gemisi Dignite Al Karama Gazze'ye 65 km mesafede İsrail donanması tarafından ele geçirildi. Kasım 2011'de Tahrir (Kanada) ve MV Saoirse (İrlanda) Fethiye'den yola çıktı; uluslararası sularda durduruldular. 2012 - Estelle,16 Ekim 2012'de 30 yolcusuyla Napoli'den Gazze'ye yola çıkan 'Estelle' gemisi, 19 Ekim'de Gazze'ye 50 km mesafede İsrail donanması tarafından ele geçirildi. 2013-2014 -Gaza's Ark Project, Filistinli işçiler dünyanın desteğiyle 25 metrelik bir balıkçı teknesini kargo gemisine dönüştürüldü 29 Nisan 2014'te İsrail sabotajıyla gemi hasar gördü; 10 Temmuz 2014'te füzeyle vurularak tamamen yandı. 2015 - Gaza Freedom Flotilla 3: Amiral gemi Marianne av Goteborg Mayıs 2015'te İsveç'ten yola çıktı. 17 ülkeden 47 yolcuyla 29 Haziran'da uluslararası sularda İsrail donanması tarafından devrilerek ele geçirildi. 2016 - Women's Boats to Gaza: Eylul 2016'da Zaytouna ve Amal adlı iki tekne kadın aktivistlerle yola çıktı. Amal motor arızasıyla geri kaldı; Zaytouna 5 Ekim'de Gazze'ye 34 mil mesafede durduruldu. 2018 -Just Future for Palestine Flotilla: Temmuz 201S'de Al Awda ve Freedom gemileri Palermo'dan yola çıktı. 2024 - Break the Siege: Nisan 2024'te Anadolu, Conscience ve Akdeniz adlı üç gemi, FFC, IHH ve Mavi Marmara Derneği tarafından 40 Ülkeden yüzlerce katılımcıyla organize edildi. 2025 - Vicdan Gemisi: Aylarca Haydarpaşa Limanından ayrılmasına izin verilmeyen 'Vicdan' gemisi için aktivistler 'Özgürlük Nöbeti' kampı kurdu. Nisan 2025 sonu Bizerta'dan hareket eden gemi 2 Mayıs gece yarısı Malta karasuları dışında drone saldırısına uğradı. 2025 - Madleen Gemisi: 1 Haziran 2025'te 12 kişilik sivil mürettebatla Sicilya'nın Katanya limanından yola çıktı. 9 Haziran gece üçte İsrail donanması gemiye el koydu. 2025 - Handala Gemisi: 21 aktivist ile 20 Temmuz 2025'te Gazze'ye doğru yola çıktı. 26 Temmuz'da uluslararası sularda İsrail donanması gemiye el koydu; 31 Temmuz itibarıyla tüm katılımcılar sınır dışı edildi. 2025 - Global Sumud Flotilla -İlk Misyon: 4 Ağustos 2025'te Tunus'ta yapılan basın toplantısıyla 44 ülkeden yüzlerce katılımcının yer alacağı filo duyuruldu. 8 Eylül'de tekneler Tunus'a ulaşt1. 9 Eylül gece 00:29'da amiral gemisi Family'ye drone saldırısı düzenlendi. Hukuki mücadele devam ediyor. Ekonomik koşullar da sosyal çürümenin önemli bir belirleyicisidir. Farklı görüşlerin bir arada yaşama kültürü yerine, "biz ve onlar" ayrımının keskinleşmesi toplumsal barışı tehdit etmektedir.
30 Nisan 2026 00:09

Türklerde Çocuk Eğitiminin Temeli
Malum geçen hafta yaşadığımız okul katliamının arkasından sular hiç durulmayacak gibi geldi. Çünkü o yaş çocuklar asla TV izlemiyorlar. Dizi de izlemiyorlar. Esas olay Türkiye'de infial yaratmak. Diğeri ise bilgisayardaki bazı uygulamalar üzerinden yönlendirilen tipolojiye sahip gençler. Bu konuda Netflix bir dizi de yaptı biliyorsunuz. Anne babayı, baba ise anneyi çürütecek şekilde davranmamalı. Sokakta olan çocuk toplumun bir parçasıydı. Şimdi ise çocuklar evlerindeki o odalara kapanıp tek başlarına anne babalarının konforları bozulmasın diye göz ardı ediliyor. Çocukların davranışları tespit edilmeli ve ailelere aynı anda da ilgili bakanlıklara bildirilmelidir. Çocukların hepsi en az bir sanat dalı veya tercihan sporla uğraşmalıdır ve bu zorunluluk olmalı. 15 yaş altı sosyal medya yasağı ve buna bağlı diğer önlemler acilen devreye girmelidir. Okullarda alınacak güvenlik önlemleri de ilk etapta önemli ama uzun vadede geçici çözüm olduğunu bilmeliyiz vesselam. Geçen hafta Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşadığımız okul baskınlarının sosyal medyada yorumlanış biçiminden son derece rahatsız oldum. Danimarka'daki uygulama şöyle; özel eğitimli polisler her gün mesailerinin başına geliyorlar ama bütün gün bilgisayardalar. TÜRKSOY tarafından 2026 yılı Türk dünyası kültür başkenti olarak büyük Türk hükümdarı Babür Şah'ın doğduğu şehir olan Andican seçildi. Babür Şah bugün batılı araştırmacılar tarafından da yazdığı otobiyografisi Babürname ile önemli bir kültür taşıyıcısı olarak kabul edilmektedir. Yıl içinde çeşitli etkinliklerle anılacak olan bu büyük Türk hükümdarı aynı zamanda devrinde çeşitli dil ve kültür akımlarına karşı Türkçeyi savunmuş ve eserlerini Türkçe yazmıştır. Geriye doğru iz sürdüğümüzde Türk hükümdarlarının sadece savaş sanatında değil aynı zamanda kültür ve sanat dünyasında var olduklarını geleceğe eser niteliği taşıyabilecek değerler ürettiğini görebiliyoruz. Şimdi gelelim 23 Nisan için kutlama olarak planlamış bir etkinliğe. Şapka ve kıyafet inkılabı ile çağdaşlaşma hareketinin başladığı ve ilk şapka giyilen ilimiz olarak tarihe geçen Kastamonu bir yarışmaya imza atıyor. Evliyalar şehri olarak bildiğimiz ve milli mücadele döneminde kadını ve erkeği ile stratejik bir nokta olan bu ilimiz şapka inkılabına sahip çıkmak için genç tasarımcıları davet ediyor. Türkiye'nin ilk ve tek şapka tasarım yarışması "Şapkamla Çağımı Selamlıyorum", sloganıyla bu yıl ikinci kez düzenleniyor. Cumhuriyetin modernleşme sürecini şapka ile ve kıyafet üzerinden yapmak o dönemin ruhu ile ilgili bir şeydi. Elbette Kastamonu Kadın derneği bu inkılaba sahip çıkabilir ve modernliği şapka üzerinden tanımlamaya çalışabilir. Aynı zamanda çağımızı sadece şapka ile de tanımlamak istemeyebilirim. Bu da benim tercihim olabilir. Şapka bir ontolojinin anlayışına uygun olabilir ve bu giysinin benim ruhuma benim coğrafyama uygun olmayabilir. Dolayısıyla çağımı sadece şapka ile değil başka etnik değerler üzerinden de tanımlayabilirim. Bugünün modernliği bize ne söylüyor buralara bir bakmamız gerekiyor. İçinde bulunduğumuz günler, boğazımızda bir yumru varmış gibi hissettiğimiz günler. Toplum olarak "ne yapabiliriz?" sorusunun cevabını aradığımız günler. Anne ve baba kimliğimizle şaşkınız, uzman kimliğimizle olanları akl-ı selim dahilinde değerlendirmeye çalışıyoruz. Biraz daha ileri giderek bu durumun toplumsal iletişimsizlikten kaynaklandığını söylemek mümkün. İçinde bulunduğumuz sorun, hemen her toplumu ilgilendiren bir sorun ve artık Türk toplumunun da kapısını çaldı. Biz aynı türküyle coşan, aynı şiirle duygulanan, aynı fıkrayla gülen, aynı bayrak altındaki milyonlarca yüreğiz. Toplumsal iletişimsizliğin henüz başındayız. Bizi en çok ne yapacağını bilmeyen, oradan oraya savrulan çocuklar ve gençler düşündürüyor. Ama onlara "hal diliyle" örnek olmakta güçlük çektiğimizi unutuyoruz. Evdeki çocuklarımızla mutlaka konuşmamız, onları kal'e alıp dinlememiz gerektiğini tüm iletişim uzmanları söylüyor. Bunun en başında da kendi sözlerimizle ve davranışlarımızla kurduğumuz iletişim geliyor. İletişim bilimciler bunu daha açık seçik bize anlatıyor. Uzmanlar tarafından, toplumsal iletişimin iki önemli temel işlevi var denilmekte. İnsan, toplumsal bir varlık. O halde kendisini bir toplumun üyesi olarak hissetmek ve edinilmiş kültürel değerleri paylaşmak bir insan için çok önemli olmalı. Kabul edilmek, sevilmek, saygı görmek, bir yaşam amacı edinmek aslında her birimiz için olduğu kadar çocuklarımız ve gençlerimiz için de önemli; hatta belki daha da önemli. Bu alanlar ile bir kültürel atılım, bir toplumsal kalkınma yaşanma zamanı da geldi. Sinema kulübü, kitap kulübü, kültürel etkinlik kulübü kurma anlayışı daha da yaygınlaşabilir. Sunulacak önerilerin göz ardı edilmemesi gerekir. Yeter ki etkinlik kontenjanlarını 10 kişi, 20 kişi diye sınırlamayalım. Çocuklar ve gençler de konuşmak ve anlaşılmak istiyor. Konu uzmanlarına kulak vermek, uzmanların iş birliği yapmasını sağlamak ve toplumsal iletişimi şiddete karşı bir kalkan olarak kullanmak gerekiyor.
23 Nisan 2026 00:10

Bombalanan Masumiyetimiz
Neslinizi koruyun der İslam. Çünkü beşer olarak dünyaya doğan varlığımızın insanlık makamında noktalanmasını ister. Biz de bu yaratılışın büyük ve en önemli parçası olarak dünyaya geliş nedenimizin amacına uyarak bu buyruğu yerine getirmekle mükellefiz. Bu iki temel kaynak ana kaynağımızdır. Elbette hocalar ya da mürşidler veya adına örnek insan diyebileceğimiz kişiler vardır. İnsan ne olmak ister sorusu benim için baş sorudur. Her zaman yapılacak bir şey vardır. Masumiyet her şekilde aşağılandı. Yapılacak çok i var. Belki o zaman akıllanırız. Bir an kendimi bir sonun başında buldum. Uyanmak dünya rüyasından böyle bir şey olmalı. Oraya ait oranın parçası olmak gibiydi. Yapılan röportajda genç; "bayrak onurumuzdur her şeye değer" diyor. "156 yıllık bankayız" sloganı atan eski bir kurumumuz güvenirsiniz ancak hepsi bir sisteme bağlı. Canımı geçen hafta sıkan olayı fark ettiğimde çok geç kalmıştım. Şubat ayından beri bana emekli kartı olarak verilen kartımın kredi kartı bölümü açılmış ve ben iki aydır kredili alışveriş yaptığımı nakit parada azalma olmayınca fark ettim. Adré Çad mülteci kampı, Doğu Afrika'da Adré şehri yakınlarında, Çad ile Sudan sınırına çok yakın bir bölgede kurulmuş büyük bir mülteci yerleşimdir. Bu kamp, Sudan İç Savaşı nedeniyle Sudan'dan kaçan siviller için oluşturuldu. 2023'te başlayan çatışmalar (ordu ile paramiliter güçler arasında) yüz binlerce insanı yerinden etti. Çoğunluğu Sudanlı siviller, kadınlar ve çocuklar büyük bir oranı oluşturuyor, savaş, açlık ve şiddetten kaçan insanlar bu kampta yaşam mücadelesi veriyorlar. Ancak son raporda eğer planlanan 428 milyon dolarlık finansman bu bölgeye ulaşmazsa ciddi bir tehditle insanlar baş başa kalacaklar. Öyle bir durumda Sudanlılar bu kampta can güvenleri olsa bile açlık ve açlığın getirdiği sonuçlarla baş başa kalacaklar. Yardımlar çoğu zaman yeterli değil. İç çatışmaya şahit olanlarından travma belirtisi çok sayıda çocuk var. Adré bölgesi, Sudan İç Savaşı nedeniyle oluşan büyük insani krizin ön cephesi gibi. 150.000 – 250.000 arasında mülteci bulunduğu tahmin ediliyor. Çad Adre kampında 44 bin refakatsiz ve ailesinden ayrı düşmüş çocuk tespit edildi. Bu olayı da sadece hükümete muhalif medya görmüş. 2.600 DOLAR NAKİT VE BİR UÇAK BİLETİ: "EVİNE DÖN!" ABD İç Güvenlik Bakanlığı, düzensiz göçmenler için bir "Gönüllü Dönüş" kampanyası başlatmış. Ancak Türkiye için hazırlanan görselde seçilen dil diğerleri için hazırlananla kıyaslandığında manidar: "Evine dön!" diyor bu medya kuruluşu. Haberi kaynağından vermek isterdim ancak söz konusu sitede bu afiş ve haber kaldırılmış olmalı ki bulamadım. Şöyle devam ediyor ilgili Türk medya kuruluşu; "Kanada-Avustralya vatandaşlarına "Ücretsiz Uçuş" vaadi ödül gibi sunulmuş. Onların afişleri free yani ücretsiz uçun derken Türk vatandaşları için evine geri dön gibi yakışıksız bir ifade kullanılmış. Ayrıca, gönüllü olarak ülkeden ayrılanlara ücretsiz uçak bileti ve 2.600 dolar ödeme yapılabileceği bilgisi de paylaşılmış." Gerçi haberleştiren medya kuruluşun (tamamen muhalif ve İslam düşmanı) nedense afişte camii silüetinin kullanılmasını olumsuz bulmuş. ABD İç Güvenlik Bakanlığı'nın "Go Home to Turkey" paylaşımını yine aynı medya kurumu Türkiye'ye karşı bir diplomatik saldırıdır demiş. Ama ben olayı farkındaysanız farklı bir perspektiften incelediğim için haberleştirmeye değer buldum.
16 Nisan 2026 00:28

Düşüncelerle Ne Yapılır?
Benim bile tuhafıma gitti. Gerçekten neden düşünceler geçer aklımızdan. Günde milyonlarca düşüncenin beynimiz tarafından üretildiği söyleniyor. Çoğu düşünce gelip geçiyor ama bazı düşünceler var ki bizi terk etmiyor. Düşünceler bize çeşitli yollardan gelebilir dedik. Yukarıda iletinin çok basit tanımını yaptık. Ama bazen düşünceler insana durup dururken de gelir. Ya da bir vesvese bu da bir düşünce. Şeytanidir ama düşüncedir. Dönüştüremediğimiz her düşünce dar dünyamıza hapsolur. Çünkü bizler sadece kanalız ve düşünceler bizi dönüştürmeli. O yüzden ben kendimi keşfettiğim zamanlarda şunu anladım ki düşünceler sabit değildir ve değişebilir. Değişmiyorsa zaten sıkıntı var demektir. Dönüşüm olmamış demektir. Zihnimiz tek başına bize ait bir alan değildir. O nedenle de dönüşmeyen düşünceler yer edinip kalan düşünceler büyük bir tortu oluşturur insanda. Yeniden bir ben yaratabiliyorsak düşünceler anlam kazandı demektir. Hayat kolay değil hele hele anne olmak baba olmak büyük endişeleri beraberinde getiriyor. Duygularımızı şekillendiren hep düşüncelerdir. O yüzden düşüncelerin nereden, neden nasıl geldiğine bakmak ve süzmek gerekir. Bu nedenle de insan olarak da bir sorumluluğun içindeyiz. Sınırları olan ama başka düşüncelerin de varlığına inanan insanlar o düşüncelerin yanlış olsa da pozitif anlamda dönüşmesine de etki edebilirler. Bunların cevabını verecektir. Bir sır düşledim benimle sırlanan. Ama insan olmaklık benim ciğerimi yakıyor. Eskici gitti eskiler de gitti. Bana zamanı hatırlatan. En zoru da sorularım öksüz kaldı. Geçen gün kızım eşim ve ben çok garip bir olay yaşadık. Çünkü iyileştiren kütüphanecilerin sayısı ve etkisi sandığınızdan daha fazla.
09 Nisan 2026 00:10

Mescid-i Aksa Kapalı
Kalpler mühürlü değilse 7 Ekim'den beri olan bitene kimse duyarsız kalamaz. Yoksa kader tokadını indirdiğinde toparlanmak daha zor olur hatta o acıyla ayağa kalkmak zaman alır. Allah'ın ilimleri türlü türlüdür. Adaleti Allah'ın terazisine göre kurmalı Müslümanı üzeni idam sehpasında görmeli. Mescidi Aksa'dan bizi uzak tutan Allah'ın imtihanıdır. "Bir Işık da Sen Yak" projesi kapsamında harekete geçen öğrenciler, kırsalda yaşayan yaşlı ve ihtiyaç sahibi ailelerin evlerine giderek hem tehlike saçan eski elektrik tesisatlarını yeniliyor hem de bozulan lamba ve prizleri tamir ediyor. Bugüne kadar 15 eve umut olan gençler, bir yandan sahada mesleki deneyim kazanırken bir yandan da iyiliğin en güzel örneğini sergiliyor. Güya kadın üzerinden İslam'ı kötülemiş. Bu arada şeriat İngiltere için gerçekten bir tehlike olabilir. Ama insanlar İslam'dan kaçacağına İslam'a koşsun. 30 Mart 1976 tarihinde dünyanın dikkati ilk defa çok güçlü bir şekilde Filistin'e yöneldi. Geçtiğimiz pazartesi günü 50 yılı geride bırakan Filistin Toprak günü yıldönümünün asıl kahramanı Tevfik Ziyad'ı geçmeden edemeyiz. Tevfik Ziyad sadece bir siyasetçi değil, Filistin halkının "direniş şairi" ve 1976 Toprak Günü'nün en önemli mimarlarından biridir. Onun portresi, dünya sol siyaseti ile Filistin ulusal mücadelesinin nasıl iç içe geçtiğini en iyi özetleyen figürdür. Sağ siyasetin dini eksen üzerinden zaten gözlerin Filistin'de olduğu yıllardır. Ama ilk defa sol siyasetin sol aktivizmin dikkatini çeken 1976 Filistin'de o gün yaşananlar olmuştur. Aynı zamanda sol edebiyatın en güçlü örneklerinden biri olan "Unadikum" (Sizlere Sesleniyorum) şiiri, Filistin direnişinin gayri resmi marşı haline gelmiş ve onlarca dile çevrilmiştir. "Size sesleniyorum! Elinizi sıkıyorum, Bastığınız toprağı öpüyorum, Ve size gözlerimin ışığını veriyorum, Kalbimin atışını sunuyorum... Ben size feda olayım... Felaketler içinde payıma düşen az değildi, Ben ki halkımın ekmeğinin koruyucusuyum, Ben ki bayrak taşıyanıyım, Evinin eşiğinde bekleyenim... Unutmadım... Unutmayacağım!" 30 Mart 1976 gününden önce İsrail hükümeti Celile bölgesinde yaklaşık 21 bin kilometre kare araziyi işgal edeceğini ilan ettiğinde Tevfik Ziyad'ın, tarihi çıkışı "Halk kararını verdi, grev yapılacak!" sözü, Toprak Günü'nün fitilini ateşleyen en ikonik cümledir. Toprak Günü; Vietnam Savaşı'ndan sonra dünya solunun odaklandığı en büyük anti-kolonyal (sömürgecilik karşıtı) hareketlerden biri olmuştur. Toprağın mülkiyeti ve köylü hakları üzerinden yürütülen bu mücadele, Latin Amerika'dan Asya'ya kadar pek çok sol hareketle ideolojik bir bağ kurmuştur. Sol siyaset, Toprak Günü'nü sadece etnik bir çatışma değil, aynı zamanda bir sınıf çatışması olarak okur. Sol literatürde "emeğin ve toprağın korunması" olarak karşılık bulur. Bu olay, İsrail içindeki sol gruplar (özellikle komünist kökenli Rakah partisi gibi) ile Filistinli Arapların ortak bir zeminde buluşabileceğini göstermiştir. Küresel sol blok için Filistin, Güney Afrika'daki apartheid rejimine karşı verilen mücadeleyle eşdeğer bir ırkçılık karşıtı platforma dönüşmüştür. Toprak Günü'nde uygulanan "Genel Grev" yöntemi, işçi sınıfının en güçlü silahının ulusal bir direnişle birleştirilmesidir. Bu taktik, dünya genelindeki sol hareketlere; azınlık hakları ile emek mücadelesinin nasıl iç içe geçebileceğine dair bir model sunmuştur. Toprak Günü, Filistin halkının kimliğini unutturma çabalarına karşı, toprağı bir aidiyet ve direnç mekanı olarak yeniden inşa etmiştir. Bu durum, sol entelektüeller (Edward Said gibi) tarafından "sürgün ve yerinden edilmeye karşı entelektüel bir duruş" olarak dünya literatürüne kazandırılmıştır. Bu olayların ardından dünya genelindeki sol partiler ve sendikalar, Filistin davasını programlarına daha güçlü bir şekilde dahil etmeye başlamıştır. 1994 yılında, Filistin lideri Yaser Arafat ile Eriha'da yaptığı bir görüşmeden dönerken geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti. Tevfik Ziyad; "Komünist ideoloji" ile "Filistinli kimliğini" birbirine rakip değil, birbirini besleyen iki unsur olarak sentezlemeyi başarmıştır. Onun liderliği, Filistinlilerin İsrail içindeki siyasi hak arayışını "mağduriyetten" çıkarıp "örgütlü bir sivil güce" dönüştürmüştür. Bugün Toprak Günü artık sadece bir anma günü değil, küresel bir "toprak ve adalet" sembolüdür: Filistinlilerin her 30 Mart'ta yeni zeytin fidanları dikmesi, "sökülen köklere karşı yeni kökler salma" stratejisinin bir parçasıdır. ,, Teofik Ziyad'ın "Unutmayacağım!" haykırışı, 1976'da Nasıra sokaklarında yankılanırken bugün Gazze'den Batı Şeria'ya, oradan da dünya meydanlarına uzanan bir direniş sürekliliğine dönüşmüştür. Kadıköy artan nüfus ve günlük gelen insan yoğunluğu ve araç trafiği nedeniyle kilit olmuş durumda. Hukukun sınandığı yer: Filistin'de idam ve çifte standartlar İsrail'in Filistinlilere yönelik idam cezasını yeniden gündeme getirmesi, yalnızca hukuki bir düzenleme olarak değerlendirilemeyecek kadar derin ve çok katmanlı bir meseledir. Bu tartışma, güvenlik politikalarının ötesinde, insan hakları, uluslararası hukuk ve vicdan kavramlarını doğrudan ilgilendirmektedir. İdam cezası, günümüzde birçok ülke tarafından terk edilmekte olan bir uygulamadır. Bunun temel sebebi, telafisi olmayan sonuçlar doğurmasıdır. İdam cezasının bir diğer boyutu da toplumsal etkileridir. Bu bağlamda idam cezasının uygulanması, yalnızca bireysel bir yaptırım değil, aynı zamanda kolektif bir baskı unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu durum, uluslararası toplumun daha güçlü ve tutarlı bir tutum sergilemesini gerektirir. Ne var ki uluslararası toplumun tepkileri çoğu zaman sınırlı kalmaktadır. Özellikle Avrupa ve Batılı ülkeler, söz konusu kendi çıkarları olduğunda hukuk ve insan hakları vurgusunu yüksek sesle dile getirirken, Filistin meselesinde aynı netliği göstermekten uzak kalmaktadır. İç politikamıza, hukuk sistemimize ya da toplumsal tercihlerimize dair sık sık yorum yapan bu aktörlerin, konu Filistin olduğunda sergiledikleri sessizlik ciddi bir çifte standart izlenimi yaratmaktadır. Bu durum yalnızca diplomatik bir tutarsızlık değil, aynı zamanda ahlaki bir sorun olarak da karşımıza çıkmaktadır. Avrupa'nın ve Batı'nın, kendi değerlerini yalnızca belirli coğrafyalar için geçerliymiş gibi sunması, bu değerlerin inandırıcılığını zedelemektedir. Sonuç olarak, İsrail'in Filistinlilere yönelik idam cezası yaklaşımı, yalnızca bir iç politika tercihi olarak değerlendirilemez. Aksi takdirde, adaletin yerini güç, hukukun yerini ise keyfilik alır ve bu durum sadece bölgeyi değil, tüm dünyayı etkileyen tehlikeli sonuçlar doğurur.
02 Nisan 2026 01:14

Limon Ağacı
Bu bir hikâye ama yarım kalan bir hikâye. Yukarıda da akademisyen bir komşumuz var eşimde öyle akademisyen dedi kadın. Limon ağacı vardı o apartmanın bahçesine ekilmiş de deyince kadın anladı. O hoca kesin eşimdir evet dedi gülerek. Nerede bulsa bir fide bir kök salmış ağaç bulur getirir. Karşısında duran siyahlı kadın eliyle yön göstererek biz şuradaki apartmanda oturuyoruz giriş katında dedi. 8 ay önce o binaya taşınmışlar. Kadın eşime söylerim yarın sabah yerinde olur ağaç dedi. Kadın bunu eşi için de bir komşuluk fırsatı olacağı inancıyla eşine iletti. Sabaha ağacı dikerim ve koyarım yerine dediği işi iftara yarım saat kala halletmiş ve kapılarına bırakıvermişti eşine de hemen ara kadını söyle koydum yerine dedi. Kısmetlerimizi böyle kapatıyoruz. Siyahlı kadın iftar üstü oruç haliyle ağacın acelesi yoktu dedi ise de kadın içinde yarım kalan bu hikâyenin böyle havada kalmasına üzülmüştü. Ancak kendisi hikâyenin bir yan karakteriydi. Olan biteni kestirip atmak yerine bundan benim heybeme giren bir şey olur mu diye düşünmek ve her şeyi hayra çevirmek bizim elimizde. Sonra olanlar oldu. Hiçbir algoritmanın yapamayacağı şeyi yaptı Celal hoca. Bize iki şey hatırlattı Celal hoca. Bizi birbirimize bağlayan dilin samimiyet yani ihlas olduğunu. Artı hanesine yazmayalım da ne yapalım. Yapay zekâya soruyorum ben, kütüphaneye gerek var mı? " İnsan en yakınlarından bile hala "kütüphaneden ödünç kitap almak ücretli mi?" diye bir soru duyduğunda bu konularda tekrar ve tekrar yazmaktan kendini alamıyor. Her durumda kolaycılığa kaçan insanın, yapay zekânın manipülasyona açık yönüne teslim olacağı gibi distopik bir gerçek beni ürpertiyor. Kütüphaneden ödünç kitap almak ücretsizdir. Dedik ya bugün çok farklı mekanlarda kütüphaneler var diye. Adalet Halk Kütüphaneleri adı altında iki bakanlık arasında yapılan protokollerle kurulmuş bu kütüphaneler, bilgiye erişimde fırsat eşitliği için önemli bir adım. Bu yapay zekâ çağında düşünmeyi yapay zekâya bırakmadan, onu sadece internet gibi bir bilgi edinme aracına dönüştürmek bizim elimizde.
26 Şubat 2026 00:10

Batının Çöküşünü Mü İzliyoruz?
Okullarda bilim adına öğrendiğimiz neredeyse her şeyi batıdan aldık. Müzik desen zinhar, hele Türkiye'de Türk müziğini ağzına almak bir gericiliktir. Bense Türk müziğini çok seviyorum. Harezmiler, Ali Kuşçular, İbni Sinalar burada sayamadığım nice İslam dünyasının düşünürü, bilim adamının ortaya koyduğu temeller üzerine batı yeni şeyler söylemiş. Ama biz çok sonraları öğrendik. Hem de tüm pisliği ile. Tam da şu sapkın örgütün pisliği ortaya dökülmüşken edebiyatçı Orhan Pamuk kitabından uyarlanan TV dizisinin galasında; "doğulu erkeklerin pisliklerinden benim de kafamda var" deyip gülüyor. Rahmetli mütefekkir Samiha Ayverdi'ye 80lerde sağ, sol kavgalarının olduğu o terör dönemlerinde yazar Aziz Nesin dergisinde yazması için teklif getiriyor. Herhalde ikna etmek için bu şekilde bir söz kullanıyor. Samiha Ayverdi'nin müthiş cevabı; "ama ben sizi bu vatanın evladı olarak görmüyorum" diyor. Gazze sayesinde batı aslında aradığının İslam olduğunu gördü. Betona dondurulmuş vahyin kenarından geçiyoruz, şehir denilen mezarlıklarda. Sokaklar da Ramazan'a hazırlanırdı. Yeni yılda gösterilen şu süslenme özenini Ramazan ayında göremiyoruz. Neden Ramazan ayına bu kadar soğuk ve ilgisiz davranıyoruz. Alman Bild gazetesine göre Buckwitz, "Bu aynı zamanda benim için de bir şans, çünkü takımımı finanse etmeme olanak sağlıyor," dedi ve ekledi, "Başıma gelebilecek en iyi şey bu." Geçtiğimiz günlerde ülkemizde 8 ilde merkezi Londra olan Onlyfan sitesinde baskın yapıldı. İçerik olarak müstehcen bir teması olan bu siteye Türkiye'den girilmiyor ama VPN üzerinden girilen bu sitenin Türkiye'de temsilcilikleri olması ilginç. Doğu Türkistan'da Ramazan. Ramazan hoş geldi diyeceğim ama diyemiyorum. Gazze'de enkazın altında üçüncü sene Ramazan'ı karşılayacak olan Gazze halkı modern zamanların en acımasız ve tarifsiz insan kıyımını yaşıyor. Yani neresinden baksanız içimizi acıtan bir ramazan. Kıymetli okurlarım biz Hayme derneği olarak 3 Mart'ta orta Afrika ülkesi olan Çad'a gidiyoruz. " Bu Ramazan'da da Bir Başına Olanların Yanı Başındayız" sloganıyla iyilik seferberliği başlatan Türk Kızılay, Türkiye'den başlayarak Filistin başta olmak üzere farklı coğrafyalarda iftar sofraları, gıda ve bayramlık destekleriyle 7 milyon 450 bin ihtiyaç sahibine 1 milyar 779 milyon 274 bin TL yardım ulaştıracak. Kızılay, Ramazan boyunca Türkiye genelinde 891 bin 456 ihtiyaç sahibine 411 milyon 518 bin TL'lik nakdi; 47 bin 747 kişiye de 22 milyon 811 bin TL'lik ayni yardımda bulunacak. Gıda kolisi yardımları için bu yıl iki farklı iş birliği gerçekleştirilmiş. Buna göre Tarım Kredi Kooperatifleri iş birliği ile ihtiyaç sahipleri kooperatif mağazalarında geçerli 3000 TL değerinde market kodlarıyla temel gıda alışverişlerini yapabilecek. Ramazan'da 45 aşevi aracılığıyla günde 61 bin 718 kişiye iftarlık sıcak yemek dağıtacak Kızılay, şubeleri aracılığıyla da 570 bini aşkın kişilik iftar desteği sağlayacak. Ramazan boyunca 118 milyon 61 bin TL değerinde bayramlık desteğinden 107 bin 907 kişi yararlanacak. Gazze'de ilk günden beri devam eden ve halihazırda günlük 30 bin kişinin sıcak yemek ihtiyacını karşılayan aşevinin kapasitesini iftar ve sahurda iki katına çıkararak, ay boyunca 1 milyon 800 bin kişiye iftarlık desteği sunacak. Bağışlarını Kızılay'a yapmak isteyenler 'fitre', 'fidye', 'iftar ve sahur sofrası' yazıp 1877'ye gönderebiliyor. Gazze ile ilgili bir makale kaleme aldık. Konu 7 Ekim tarihinden sonra yaşanan soykırım boyunca eğitimden mahrum bırakılan Gazzelilerin istatistiklerini çıkarmak ve bu doğrultuda metinlerle ifade edebilmekti. Çünkü bağımsız kaynak zaten soykırımcılara göre olmamalı. Avrupa Birliği bugün Türkiye'ye daha "ılımlı", daha "yapıcı" bir dil kullanıyor. Uzun yıllar kapıda bekletilen, sürekli eleştirilen, kriterlerle oyalandığı söylenen Türkiye, şimdi Avrupa güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir parçası olarak anılıyor. 1990'lardan bu yana Türkiye–AB ilişkileri, karşılıklı bir sabır ve hayal kırıklığı tarihidir. Soğuk Savaş'ın bitiminden sonra Avrupa Birliği, kendisini yalnızca bir ekonomik entegrasyon değil, aynı zamanda "değerler birliği" olarak tanımladı. Türkiye'ye yöneltilen taleplerin dili hep bu kavramlarla kuruldu. Türkiye'ye yöneltilen eleştiriler çoğu zaman haklı gerekçelere dayanıyordu; fakat aynı eleştirilerin Birlik içindeki bazı üye ya da aday ülkelere hiç yöneltilmemesi, meselenin ilke değil, çıkar meselesi olduğunu düşündürdü. Avrupa Birliği, değerlerini evrensel bir zemin olarak sunarken, bu değerleri kime ne zaman ve ne ölçüde uygulayacağına kendisi karar verdi. ABD'nin küresel önceliklerini yeniden tanımladığı, Avrupa güvenliğine koşulsuz destek vermekten kaçındığı bir dönemde, Avrupa Birliği kendisini ilk kez gerçek anlamda savunmasız hissediyor. Coğrafi konumu, askeri kapasitesi, savunma sanayii, NATO içindeki rolü ve kriz bölgeleriyle olan doğrudan temasları, Türkiye'yi Avrupa için vazgeçilmez kılıyor. Avrupa Birliği, yıllarca demokrasi dersleri verdiği Türkiye'ye bugün güvenlik perspektifinden bakıyor. Bu durum Avrupa Birliği açısından ciddi bir çelişkiyi de ortaya çıkarıyor. Avrupa Birliği'nin asıl sorunu, vizyon ve misyon tutarlılığıdır. İnsan hakları, demokrasi ve eşitlik; ancak Avrupa'nın çıkarlarıyla örtüştüğü ölçüde anlam kazanmaktadır. Türkiye açısından bakıldığında ise tablo nettir. Avrupa'nın bugün Türkiye'ye yönelttiği övgüler, Türkiye'nin değişmesinden değil; Avrupa'nın çaresizliğinden kaynaklanmaktadır.
19 Şubat 2026 00:01

Sabır Bir Görevdir
Soykırımın öğrettiği sabır ve sabrın derin manası bu. İtiraf ediyorum sabır meselesine hiç bu şekilde bakmamıştım. Hatta bir sürü tevatürler de var biliyorsunuz. Mesela sabır istemeyin Allah'tan deniliyor. Ashâb-ı kirâmdan iki kişinin karşılaştıkları zaman biri diğerine Asr sûresini okumadan ve ardından selâm vermeden ayrılmadıkları rivayet edilir (Beyhakî, Şu'abü'l-îmân, XI, 348). Bu kadar mücadele ettik hani neden olmuyor dediğin anda Asr suresi sabrı tavsiye edin diyor. Sabır kuşananların dik duruşları dünyayı etkiledi. O zaman sabrı tavsiye edin diyen Allah'u Teala bize müjde veriyor. İnsanlık için sabır birbirimize tutunmak ve toplumlar olarak da güçlü kalabilmek için en iyi tavsiyedir. Bir de şunu söyleyelim ki sabır pasif bir direniş değildir. Bir kenarda bir şey yapmadan durmak sabır değildir. Buradan aldığımız ders; "Görevimiz sabır". Bu mekânda hizmet veren 20 yaşındaki Büşra isimli hanım kız kahvaltılık olarak ne varsa önlerine sermiş. Çoğu İngiliz ve Batılı medya kuruluşu, İran'da gerçekte ne olduğunu araştırma zahmetine bile girmemiş, bunun yerine Rıza Pehlevi yanlısı STK'ların ve figürlerin söylediklerini tekrarlamayı ve hatta İran'a hiç gitmemiş komedyenlere analiz işini devretmeyi tercih etmiştir. Financial Times'tan gazetecilik örneği; Olay yerlerinden gelen tanıklıklar -bazıları doğrudan Financial Times'a anlatıldı, bazıları ise aracılar vasıtasıyla gizlice dışarı çıkarıldı- kışkırtıcıların gerçek protestocularla karıştığı, karışık bir tablo ortaya koyuyor. Tahran'daki göstericilerden biri, "Siyah giysili, çevik ve hızlı adam grupları vardı," dedi. "Bir çöp kutusunu ateşe verip hemen bir sonraki hedefe geçiyorlardı." Tahran'ın batısında bulunan bir başka görgü tanığı ise Financial Times'a verdiği demeçte, benzer siyah kıyafetler giymiş, "komandolara benzeyen" yaklaşık bir düzine iri yapılı adamın bölgede koşarak insanları evlerini terk edip protestolara katılmaya çağırdığını gördüğünü söyledi. "Kesinlikle organize olmuşlardı, ama arkalarında kimin olduğunu bilmiyorum," dedi. Onlar Ortadoğu'nun çocukları. Bir el hep Ortadoğu'nun üzerinde karmakarışık rüyalarla tüm hayalleri darmadağın edip durdu. Çünkü bir ses yükseldi ötelerden; "Hayalleri rahat bırakın". Bırakın Bethlehem'in, Mekke Medine'nin, Şam'ın, Nil'in, Fırat'ın, Mezapotamya'nın, Gazze'nin ve dahi Doğu Türkistan'ın çocuklarını bırakın. Esra Erol da çok biliyormuş gibi şeriatın ne olduğunu; "şeriat Ortadoğu'da," dedi. Allah en iyisini bilir. Periskop ABD Sağlık bakanlığının tüm dünyaya dayattığı bir besin piramidi vardı biliyorsunuz. Yani ekmek temel gıdaydı. Ard arda savaşlar yaşanan dünyamızda yapması ve bulunması en kolay gıda olması bakımından ekmek en temel besin olarak ön plana çıkarıldı. Özellikle kalitesi olmayan liflerden ayrışmış bembeyaz ekmek en sağlıksız ekmek hala kahvaltıda olmazsa olmaz. Amerikan sağlık kurumunun bu besin piramidinde yaptığı temel değişiklik bu tahılları lif kaynağı zengin tahıllar ile yer değiştirerek ölçülü alınması gereken gıda olarak yine temel madde olarak vermesi. Ama şurada dikkat edilmesi gereken şey öyle bembeyaz ekmek değil gerçek tahıldan yapılmış ekmek veya türevlerinden bahsediliyor. Bunun da ne kadar pahalı olduğunu hepimiz biliyoruz. Şeker konusunda bu yeni besin piramidinde özellikle çocuklarda eklenmiş şekerin mümkünse 10 yaşına kadar geciktirilmesi öneriliyor. Mesela Prof Dr. Canan Karatay kaliteli ekmek ve doğal tereyağı kesinlikle veriyordu. Dolayısıyla kaliteli yağları öne çıkaran donmuş, işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerektiğini söyleyen bir besin piramidi düzenlenmesi var. Fakat şunu da belirtmeliyiz ki market alışverişleri Pazar alışverişleri dahi son üç yıldır ciddi cep yakıyor. Sağlıklı beslenmek ise daha da pahalı. Kaliteli bir ekmek 250 liradan aşağı değil. İki günde bir kimse 250 lira verip ekmek alamaz. Gazeteci Levent Gültekin antrikotun 2bin lira civarında olduğunu söyledi. Çünkü gıda denilen şey temel besinde sadece zenginin erişebileceği bir şey olmamalı.
22 Ocak 2026 00:00