
Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan ve adeta bir ömür boyu prangaya dönüşen "süresiz" ibaresi artık iptal edildi. Kısa Süreli Evlilikler (0-3 Yıl): Nafaka süresi, evlilik süresini geçmeyecek şekilde sınırlandırılmalıdır. 1.5 yıl evli kalan bir kimse, en fazla 1.5 yıl nafaka ödemelidir. Orta Süreli Evlilikler (3-15 Yıl): Burada "Rehabilitasyon ve Uyum Nafakası" modeli uygulanmalıdır. 2. "Kariyer Fedakarlığı" ve Çocuk Kriteri (Objektif Puanlama) Hakimin takdir yetkisi keyfiyete açık olmamalı, kanunda net kriterlerle sınırlandırılmalıdır. 3. Kamusal Rehabilitasyon ve "Aile Dayanışma Fonu" Adalet, bir tarafı korurken diğer tarafı ömür boyu iktisadi bir rehineye dönüştürmek değildir. Süresi biten ancak yaş veya sağlık gibi haklı nedenlerle istihdam edilemeyen vatandaşlar için kurulacak bir "Aile Dayanışma Fonu" devreye girmeli; yük, eski eşin sırtından alınarak kamusal güvenceye devredilmelidir.
Kaynak: Diriliş Postası
05 Haziran 2026 13:18
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Devlet-i Ebed Müddet: Söğüt'ten Cumhuriyet'e Kesintisiz Büyük Yürüyüş
Erdoğan, Söğüt'ün bağrından çıkan ve 3 kıtada, 7 iklimde adaletle hüküm süren Osmanlı Çınarı'ndan bahsederken, aslında bir geçmiş muhasebesi yapmıyor; tam aksine, Türkiye Cumhuriyeti'nin bugünkü ve gelecekteki küresel konumunun kodlarını veriyordu. Değişen İsimler, Baki Kalan Ruh: Devlet-i Ebed Müddet Erdoğan'ın şu vurgusu, Türk devlet felsefesinin en temel omurgasını oluşturuyor: "Türkiye Cumhuriyeti bizim bu topraklarda kurduğumuz ilk değil, en son devletimizdir. Kurduğumuz devletlerin adları ve yöneticileri zamanla değişmekle birlikte ebed müddet vasfı her zaman baki kalmıştır." Bu cümle, bin yıllık devlet aklının kesintisiz devamlılığına yapılan bir vurgudur. İsimler değişir, rejimler değişir, yöneticiler değişir; fakat o kadim devlet şuuru, yani "Devlet-i Ebed Müddet" fikri her zaman baki kalır. İçeride Birlik, Dünyada "Dirlik" Yazının ve konuşmanın satır aralarındaki en önemli şifre ise o meşhur düstura getirilen yeni ve proaktif yorumda gizli. Cumhurbaşkanı, yurtta birlik ve dirlik mesajı verirken, bunu küresel ölçekte yeni bir boyuta taşıyor: Dünyada DİRLİK. Buradaki "dirlik", sadece edilgen bir barış arayışı veya statükoya boyun eğme hâli değildir.
10 Haziran 2026 12:11

Mühür Kimdeyse Süleyman Odur
Siyasette esas olan bina değildir. Sosyal medya değildir. Birileri yıllardır "hukukun üstünlüğü", "demokrasi", "meşruiyet" ve "kurumsallık" kavramlarını dilinden düşürmedi. Demokrasi sadece işinize geldiğinde savunulacak bir ilke değildir. Hukuk sadece rakipleriniz için uygulanacak bir sistem değildir. Meşruiyet sadece kazandığınız günlerde hatırlanacak bir kavram değildir. Ama hukuk kalıcıdır.
09 Haziran 2026 17:43

Bilimin Sınır Boyları: Feynman'ın İtirafı Ve Rasyonel İnancın Eşiği
Fakat o devasa entelektüel müktesebatın zirvesinde dururken bile, insanlığın en kadim düğümü karşısında dürüstçe durup şunu itiraf ediyordu: "Bilincin ne olduğunu bilmiyoruz. Nerede, nasıl oluştuğunu bilmiyoruz." Feynman'ın bu tespiti, sadece biyolojik bir mekanizmanın çözülememesine hayıflanma değildir; bilimin yapısal sınırlarına çarpıp geri dönen dalganın sesidir. Atomun izini süren bilim, o atomları bir araya getirip "anlam" üreten bilincin göçünü takip edemiyor. Bilim, doğası gereği "nasıl" sorusuyla ilgilenir; mekanizmaları çözer, işleyişi haritalandırır. Evreni, hayatı ve en önemlisi "sonrasını" açıklamak, sadece ölçülebilir verilerle yürütülen bir süreç olamaz. Burada sarsıcı bir gerçeği teslim etmek gerekir: Bilimin de kendine ait bir "dini", yani rasyonel sınırların bittiği yerde başlayan bir aksiyomlar (doğruluğu kanıtlanmadan kabul edilen ilkeler) bütünü, bir inanç ve sezgi estetiği yoksa, asla bütüncül bir varlık açıklaması sunamaz. Bu yüzden, hiç kimse çıkıp da "Bilim gerçeğin yegane ve mutlak açıklayıcısıdır" ezberini tekrarlamasın.
08 Haziran 2026 01:12

Geçmişin En Ağır Faturası: Keşke
O masaya oturduğunuzda, önünüze konulan fatura doğrudan doğruya "zaman"dır. Ve bu faturayı kesen, lügatimizin en pahalı, en acımasız kelimesidir: "Keşke." Geriye dönüp baktığımızda, kaçırılmış fırsatların, söylenmemiş sözlerin ya da zamanında atılmamış adımların arkasından söylenen her "keşke", aslında geçmişe kesilmiş açık bir çektir. Ama bilmeyiz ki o ihtimalin nihai satış fiyatı hiç değişmez: Ömür boyu ödenen bir bedel ve elden kayıp giden koca bir "şimdi". Kulaklara fısıldadığı şey nettir: "Evet, dün bitti. Hatasıyla, sevabıyla, kaybıyla yaşandı. Ama bugün buradayım ve yarın hala inşa edilebilir." "İnşallah" demek; geçmişin ağır yükünü sırtından fırlatıp atmak, dersi heybeye koymak ve "Bundan sonrası için elimden gelenin en iyisini yapacağım, gerisini ise akışa bırakacağım" olgunluğuna erişmektir. Hayatı "keşke"lerin maliyetiyle tüketmek yerine, cesaretle "inşallah" diyerek yola devam edebilmek, bir insanın kendine verebileceği en büyük özgürlük, geleceğine yapacağı en asil yatırımdır.
06 Haziran 2026 17:06

Chp'nin Meselesi Washıngton'da Mı Çözülecek?
Özel açıklamasında, bir mahkemenin "mutlak butlan" doktrinine başvurarak CHP'nin kurultayını yok saymaya çalıştığını, kendisini genel başkanlıktan uzaklaştırmak istediğini ve kurultayı kaybetmiş eski yönetimi yeniden göreve getirmeyi amaçladığını öne sürüyor. Öncelikle şu gerçeği tespit etmek gerekir: CHP'nin kurultayı da, CHP'nin iç çekişmeleri de, CHP'liler arasındaki iktidar mücadelesi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin meselesidir. Bu meselelerin çözüm adresi Amerikan dergileri değil, Türk milleti ve Türk yargısıdır. Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'in temel felsefesi açıktır: "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." Bu söz sadece devlet yönetimini değil, siyasi meselelerin çözüm anlayışını da tarif eder. Türkiye'nin iç siyasi meselelerinin çözüm adresi Washington değildir. Çözüm adresi Türk hukukudur.
03 Haziran 2026 13:18

Türkiye Çok İddialı Bir Yola Giriyor
Ancak bugün geriye dönüp baktığımızda ortaya çıkan tablo şudur: Türkiye, sadece bölgesel bir güç olma hedefiyle değil, küresel ölçekte söz sahibi olma iddiasıyla hareket etmektedir. Afrika'dan Asya'ya, Orta Doğu'dan Türk Cumhuriyetlerine kadar uzanan yeni ekonomik ilişkiler, Türkiye'nin dünya ekonomisindeki hareket alanını büyütmektedir. Türkiye'nin üretim kapasitesi, ihracat gücü, enerji yatırımları, savunma sanayi atılımları ve stratejik konumu dikkate alındığında mevcut ekonomik sıkıntıların kalıcı olduğunu düşünmek için güçlü sebepler bulunmamaktadır. Bir diğer önemli konu ise Terörsüz Türkiye hedefidir. Türkiye bugün sıradan bir yol ayrımında değildir. Ve eğer doğru adımlar atılmaya devam edilirse, bu yolun sonunda daha güçlü, daha müreffeh ve daha etkili bir Türkiye vardır.
02 Haziran 2026 17:08

Küresel Tehdidin Adı: Fetö'yü Küçümseme Lüksümüz Yoktur
Karşı karşıya olduğumuz yapı, yerli bir ihanet odağı olmanın ötesinde, uluslararası istihbarat servislerinin Türkiye Cumhuriyeti'ni içeriden çökertmek, devlet mekanizmasını felç etmek ve Türk milletini tarih sahnesinde etkisiz hale getirmek için tasarladığı küresel bir taşeron sistemidir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan ve Sayın Devlet Bahçeli etrafında çelikten bir iradeyle kenetlenen büyük Türk milleti ve devletine sadık, şerefli bürokratlar, bu kirli organizasyonu 15 Temmuz'da ve sonrasındaki tasfiye süreçlerinde paramparça etmiştir. Karşımızda "lahana" karakterli, katman katman açılan ve söküldükçe altından yeni bir hücresi çıkan, aşırı gizli ve kripto bir yapı var. Bugün toplumsal sahada "FETÖ projesi", "FETÖ'nün faaliyeti" ya da "kripto yapılanma" gibi kavramlar havada uçuştuğunda, bu uyarıları asla küçümsememek gerekir. "Herkes birbirine bu suçlamayı yöneltiyor, bu örgüt bu kadar mı etkili?" diyerek meseleyi basitleştirmek, küresel aklın ekmeğine yağ sürmektir.
02 Haziran 2026 00:16

Aynadaki Çatlak: Siyasetin Mantık Tutulması Ve Çifte Standart
Karşımızda, yapısal krizleri ve iddiaları rasyonalize etmekle kalmayıp, bunları kendi lehine birer mağduriyet ve "üstünlük" vesilesi kılan felsefi bir kırılma var. Tüm bu iddiaların ve ithamların tam ortasında durulurken, meydanlarda ve ekranlarda periyodik olarak "En temiz biziz, en demokrat biziz, en ahlaklı biziz" nakaratı tekrar edilmektedir. 1. Mantıkta "Özel Yaltaklanma / İstisna Talebi" (Special Pleading) Mantık felsefesinde bu durum, taraflardan birinin genel kuralların herkes için geçerli olduğunu savunurken, kendisi için hiçbir rasyonel gerekçe sunmadan "muafiyet" talep etmesi anlamına gelir. 2. Siyasette "Çifte Standart" Siyaset bilimi açısından bakıldığında, ilkelerin kişilere, kurumlara veya yapılara göre esnediği bu zemin tam bir çifte standart örneğidir. Psikolojide "Yansıtma" (Projection) Psikolojik düzlemde ise bireyin ya da grubun, kendi bünyesinde barındırdığı defoları, suçluluk duygularını ve olumsuz özellikleri sürekli olarak karşısındakine atfetmesi, yani "yansıtma" mekanizması devreye girmektedir. Ahlak herkes için vardır.
31 Mayıs 2026 12:35

Hukukun Yolculuğunda Sıra Özgür Özel'e Gelebilir Mi?
Eğer bir soruşturmanın konusu olan iddialar belirli bir noktaya kadar ulaşıyorsa, kamuoyu ister istemez şu soruyu sormaya başlıyor: "Sıra Özgür Özel'e de gelebilir mi?" Bu sorunun cevabını bugün hiç kimse kesin olarak veremez. Ancak şu gerçeği de görmezden gelmek mümkün değildir: Türkiye'de uzun yıllardır "siyasetçi olduğu için hakkında işlem yapılamaz" anlayışı giderek zayıflamaktadır. Fakat bugün söylenebilecek bir husus vardır: Hukuk, bir siyasi görüşe veya partiye göre hareket etmezse; CHP'li, AK Partili, MHP'li ya da başka bir partiden olsun, hakkında hukuki değerlendirme yapılması gereken herkes aynı standartlara tabi olmak zorundadır. Ayrıcalıklı kişiler değil, eşit hukuk... Önümüzdeki günlerde siyasetin en çok konuşacağı sorulardan biri belki de şu olacaktır: "Hukuki süreçlerin bir sonraki durağı Özgür Özel olacak mı?" Bu sorunun cevabını ise kulisler değil, hukuk verecektir.
30 Mayıs 2026 14:24

1453: Suru Yıkan Akıl, Cepheyi Besleyen Teşkilat
1453 yılındaki o büyük kuşatma, sadece iki ordunun çarpışması değil; Doğu Roma'nın bin yıllık savunma mimarisiyle, Osmanlı'nın yeni çağ başlatan endüstriyel ve lojistik teşkilatının müsabakasıydı. 1452 yılında Rumeli Hisarı'nın (Boğazkesen) sadece 4-5 ay gibi rekor bir sürede inşa edilmesi, askeri bir hamle olduğu kadar stratejik bir lojistik blokajdı. Macar Urban ile Osmanlı mühendisleri Muslihiddin ve Saruca Sekban'ın döktüğü, tonlarca ağırlıktaki "Şahi" topları, tarihin o güne dek gördüğü en büyük kinetik enerjiyi üretecekti. Fakat asıl lojistik mucize bu topların dökülmesi değil, İstanbul önlerine taşınmasıydı. Tek bir dev topun Edirne'den İstanbul'a getirilebilmesi için 60 öküz ve topun dengede kalmasını sağlayan 200 asker görev yapıyordu. Fatih, ana ordunun önünden giden özel bir "istihkam ve yol yapım birliği" kurdu. Gemileri Karadan Yürütmek: Bir Taktik Lojistik Zirvesi Ve elbette, lojistik tarihinin en akılalmaz, en radikal kararı... 21-22 Nisan gecesi, binlerce insanın ve hayvanın ortak gücüyle, 70 parçalık koca bir donanma tepeleri aşarak Haliç'e indirildi. Bu hamle, askeri bir sürpriz olmanın ötesinde; malzeme bilgisi, topoğrafya hakimiyeti ve insan gücü yönetiminin zirve noktası olan bir taktik lojistik operasyonuydu.
29 Mayıs 2026 14:25