×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

Tabela Dernekçiliğinden Vizyon Hareketine

Türkiye'de sivil toplum kavramı uzun zamandır iki büyük imtihanla karşı karşıya. Çünkü bu ülkede çok fazla dernek kuruldu, çok fazla platform ilan edildi, çok fazla fotoğraf verildi, çok fazla "hayırlı olsun" konuşması yapıldı. Girişimci İş ve Fikir İnsanları Derneği, yani GİSİAD, 6 Haziran'da gerçekleştireceği 1. Olağan Genel Kurul öncesinde ilk basın buluşmasını yaptı. GİSİAD Genel Başkanı Remzi Dursunkaya, televizyon ve gazetelerin genel yayın yönetmenleriyle bir araya gelerek yalnızca bir genel kurul daveti yapmadı; Türkiye'de yeni bir sivil toplum anlayışının kapısını aralayan güçlü bir vizyon ortaya koydu. Dursunkaya'nın konuşmasında dikkat çeken en önemli cümlelerden biri şuydu: "Kalabalık olmak değil, etkili olmak istiyoruz." Bugün Türkiye'nin tam da bu cümleye ihtiyacı var. Bu iddia, köksüz bir iddia değil. Bugünün dünyasında buna "ekosistem" diyorlar. Biz bunu yüzyıllar önce "ahi kardeşliği" diye kurmuştuk. GİSİAD'ın konuşmasında "insana yatırım" vurgusunun öne çıkması bu nedenle önemli. Remzi Dursunkaya'nın "Kazandığın toprağa, büyüdüğün millete, içinde yaşadığın ülkeye sırt dönemezsin" sözü bu açıdan yalnızca kişisel bir hayat ilkesi değil, GİSİAD'ın kurucu felsefesini de özetliyor. GİSİAD'ın komisyon yapısı bu bakımdan sıradan bir görev dağılımı değil, Türkiye'nin ihtiyaç haritasına verilmiş stratejik bir cevap gibi duruyor. Basın, Yayın ve Medya Komisyonu yalnızca derneğin görünürlüğü için değil, doğru bilginin, güçlü anlatının ve kurumsal hafızanın inşası için önemli. Kültür ve Sanat Komisyonu, çoğu zaman birbirinden kopuk görülen sanat dünyası ile iş dünyasını aynı gelecek fikrinde buluşturabilir. Kadın Girişimcileri Teşvik ve Destekleme Komisyonu ise Türkiye'nin en büyük potansiyellerinden birini merkeze alıyor: Kadın emeği, kadın aklı, kadın üretimi. Dış Politika ve Savunma Sanayii Komisyonu ise Türkiye'nin küresel iddiasını, stratejik sektörlerdeki yürüyüşünü ve bağımsızlık vizyonunu sivil toplum zeminine taşıma imkânı sunuyor. Bütün bunlar doğru çalıştırılırsa GİSİAD, sıradan bir iş insanları derneği olmaktan çıkar; Türkiye'nin yeni yüzyılında fikir, üretim ve insan kaynağı üreten bir merkez haline gelir. Elbette burada kritik soru şudur: Çünkü Türkiye'de enflasyonu en yüksek kavramlardan biri "vizyon" kelimesidir. Herkes proje der. GİSİAD'ın önünde üç büyük sınav var. Eğer GİSİAD bu üç sınavı geçerse, Türkiye'de sivil toplum alanında örnek gösterilecek bir model ortaya çıkarabilir. Yeni bir sivil toplum aklı. GİSİAD'ın "Birlikten güç, güçten vizyon doğar" mottosu bu nedenle anlamlı. GİSİAD şimdi böyle bir eşikte duruyor. Eğer doğru okunursa bu genel kurul, Türkiye'de yeni nesil sivil toplum modelinin ilanı olabilir. GİSİAD ya tabela dernekçiliğinin kalabalık mezarlığında kaybolacak ya da üretim, fikir, teknoloji, kültür, gençlik ve toplumsal fayda ekseninde kalıcı bir iz bırakacak. GİSİAD bu kurumsal aklı kurabilirse, yalnızca üyelerine değil, Türkiye'ye de değer katar. Türkiye'nin de buna ihtiyacı var. GİSİAD'ın önündeki tarihi fırsat tam burada duruyor. Bir kapalı çevre değil, Türkiye mozaiğini aynı masaya oturtan açık bir ekosistem olmak. Şimdi mesele, o masadan Türkiye'ye dokunan gerçek projeler çıkarabilmekte.

Köşe Yazarı

Kaynak: Diriliş Postası

02 Haziran 2026 17:05

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Köşe Yazarı

Ülke Tv'deki O Yayını Hatırlattı 2019 İmamoğlu 2026 Kılıçdaroğlu

2019 yerel seçimleri öncesinde bunun en çarpıcı örneklerinden biri yaşanmıştı. Ekrem İmamoğlu, hükümete yakın bir kanal olarak bilinen Ülke TV'de Turgay Güler'in programına çıktı. O gün birçok AK Parti seçmeni, hatta kararsız muhafazakâr seçmen ilk kez Ekrem İmamoğlu'nu filtrelenmemiş şekilde izleme fırsatı buldu. İmamoğlu yalnızca kendi seçmenine değil, AK Parti konusunda tereddüt yaşayan seçmene de ulaşmayı başardı. Çünkü seçmen ilk kez "hakkında konuşulan adamı" değil, "adamın kendisini" izlemişti. Bu kez sahnede Kemal Kılıçdaroğlu vardı. Ekran ise Sözcü TV. Yani tıpkı 2019'da İmamoğlu'nun karşı mahalleye gitmesi gibi, bu kez Kılıçdaroğlu kendisine en mesafeli kitlelerden birinin karşısına çıktı. Sorulara cevap verdi, hukuki argümanlarını ortaya koydu ve özellikle "atanmış genel başkan" eleştirisine karşı kendi çerçevesini kurdu. 2019'da İmamoğlu bunu başarmıştı. 2026'da Kılıçdaroğlu'nun da benzer bir psikolojik üstünlük elde ettiği görülüyor. 2019'da bunun kazananı Ekrem İmamoğlu olmuştu. Bugün CHP içindeki güç mücadelesinde Kemal Kılıçdaroğlu'nun Sözcü TV ekranında elde ettiği psikolojik avantajın nereye evrileceğini ise önümüzdeki günler gösterecek. Kemal Kılıçdaroğlu'nun Sözcü TV yayını yalnızca bir televizyon programı değildi. Eğer daha dengeli ve açıklama imkânı veren bir yayın yaparlarsa bu kez Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu çizgisini destekleyen kesimlerden "Kılıçdaroğlu'nun kendisini aklamasına fırsat verdiler" eleştirisi gelecekti. Uzun süredir kendisi hakkında oluşturulan "atanmış genel başkan" algısına doğrudan cevap verme fırsatı buldu. Türkiye'de milyonlarca insan aylardır "Kılıçdaroğlu atandı" cümlesini duydu. Kemal Kılıçdaroğlu da bu fırsatı iyi kullandı.

20 Haziran 2026 13:39

Köşe Yazarı

Bu Topraklarda Kazandık, Bu Topraklara Yatırıyoruz

Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Özen Kuzu, Türkiye'nin son yıllarda ulaştığı mühendislik kapasitesini, şehirleşme vizyonunu ve dünyaya açılan müteahhitlik gücünü gazetemize değerlendirdi. Yarım asrı aşkın süredir biriken deneyimle Kuzu Grup'u üç kıtaya taşıyan Özen Kuzu'nun iş dünyasına bakışı, yalnızca proje geliştiren, bina yapan, yatırım planlayan klasik bir iş insanı perspektifiyle sınırlı değil. Bu nedenle Özen Kuzu için Kuzu Grup'un hikâyesi, sadece bir büyüme hikâyesi değil; yerli sermayenin, Türk mühendisliğinin ve üretme ahlakının hikâyesidir. Bu topraklarda kazanıp yine bu topraklara yatırım yapmayı bir tercih değil, bir vefa borcu olarak gören Kuzu, şehirleri sadece beton ve demirle değil; güvenle, istihdamla, çevre duyarlılığıyla ve gelecek nesillere karşı sorumluluk bilinciyle inşa etmek gerektiğine inanıyor. Onun memlekete bakışında kalkınma, yalnızca ekonomik büyüme değil; insanına, şehrine, suyuna, emeğine ve geleceğine sahip çıkan güçlü bir Türkiye idealidir. __________________________________________________________________ Türkiye'nin son yirmi yılı aynı zamanda büyük bir üretim, yatırım ve dönüşüm hikâyesidir. Bu büyük hikâyenin içinde bazı şirketler sadece kendi markalarını büyütmedi; Türkiye'nin mühendislik kabiliyetine, yerli sermayenin gücüne ve kalkınma iddiasına da katkı sundu. Kuzu Grup da bu yapılardan biri. İnşaat, gayrimenkul, su ve atıksu arıtma teknolojileri ile turizm alanlarında faaliyet gösteren grup, yalnızca bina ve proje üretmeyi değil; istihdam, altyapı, çevre, turizm ve şehirleşme üzerinden Türkiye'nin geleceğine yatırım yapmayı esas alan bir vizyonla hareket ediyor. Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Özen Kuzu ile yerli sermayenin sorumluluğunu, üretmenin anlamını, Türkiye'de kazanıp Türkiye'ye yatırım yapmanın değerini, deprem gerçeğini, su güvenliğini, turizm yatırımlarını ve Türk müteahhitlerinin dünyadaki yerini konuştuk. Kuzu Grup bugün inşaat, gayrimenkul, arıtma teknolojileri ve turizm gibi farklı alanlarda faaliyet gösteriyor. Mesele, büyürken bu ülkeye değer katmak. Bu ülkede kazandık, bu ülkenin insanıyla çalıştık, bu ülkenin şehirlerinde büyüdük. Biz Kuzu Grup olarak yaptığımız işe böyle bakıyoruz. Bugün Türkiye'nin en büyük gücü üreten insanıdır. Türkiye bu anlamda çok büyük bir potansiyele sahip. Yurt dışında bir proje yaptığınızda, sadece Kuzu Grup'un adını taşımıyorsunuz; Türkiye'nin adını da taşıyorsunuz. Bir okul yaparsınız, geleceğe yatırım yaparsınız. 6 Şubat depremleri Türkiye'ye çok ağır bir gerçeği yeniden hatırlattı. Deprem Türkiye'nin en hayati meselelerinden biri. 6 Şubat'ta yaşadığımız felaket, şehirleşme konusunda hiçbir şeyin ertelenemeyeceğini gösterdi. Gelecek nesillere karşı sorumluluk meselesidir. Bu aynı zamanda Türkiye markasını taşıma meselesidir. Turizm yatırımları da Kuzu Grup'un önemli alanlarından biri. Türkiye turizmde çok güçlü bir ülke. Türkiye'nin bu alanda çok büyük avantajları var. Turizm, Türkiye'nin dünyaya açılan en güçlü vitrinlerinden biri. Burada yerli sermayenin güçlü olması çok kıymetli. Bu ülkeye yatırım yapmak, sadece ekonomik bir tercih değildir. Bizim için Türkiye'ye yatırım yapmak, geleceğe duyduğumuz güvenin en açık ifadesidir.

19 Haziran 2026 11:41

Köşe Yazarı

Üretmek Bizim İçin Memleket Meselesidir

Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Özen Kuzu, Türkiye'nin son yıllarda ulaştığı mühendislik kapasitesini, şehirleşme vizyonunu ve dünyaya açılan müteahhitlik gücünü gazetemize değerlendirdi. Yarım asrı aşkın süredir biriken deneyimle Kuzu Grup'u üç kıtaya taşıyan Özen Kuzu'nun iş dünyasına bakışı, yalnızca proje geliştiren, bina yapan, yatırım planlayan klasik bir iş insanı perspektifiyle sınırlı değil. Bu nedenle Özen Kuzu için Kuzu Grup'un hikâyesi, sadece bir büyüme hikâyesi değil; yerli sermayenin, Türk mühendisliğinin ve üretme ahlakının hikâyesidir. Bu topraklarda kazanıp yine bu topraklara yatırım yapmayı bir tercih değil, bir vefa borcu olarak gören Kuzu, şehirleri sadece beton ve demirle değil; güvenle, istihdamla, çevre duyarlılığıyla ve gelecek nesillere karşı sorumluluk bilinciyle inşa etmek gerektiğine inanıyor. Onun memlekete bakışında kalkınma, yalnızca ekonomik büyüme değil; insanına, şehrine, suyuna, emeğine ve geleceğine sahip çıkan güçlü bir Türkiye idealidir. __________________________________________________________________ Türkiye'nin son yirmi yılı aynı zamanda büyük bir üretim, yatırım ve dönüşüm hikâyesidir. Bu büyük hikâyenin içinde bazı şirketler sadece kendi markalarını büyütmedi; Türkiye'nin mühendislik kabiliyetine, yerli sermayenin gücüne ve kalkınma iddiasına da katkı sundu. Kuzu Grup da bu yapılardan biri. İnşaat, gayrimenkul, su ve atıksu arıtma teknolojileri ile turizm alanlarında faaliyet gösteren grup, yalnızca bina ve proje üretmeyi değil; istihdam, altyapı, çevre, turizm ve şehirleşme üzerinden Türkiye'nin geleceğine yatırım yapmayı esas alan bir vizyonla hareket ediyor. Kuzu Grup Yönetim Kurulu Başkanı Özen Kuzu ile yerli sermayenin sorumluluğunu, üretmenin anlamını, Türkiye'de kazanıp Türkiye'ye yatırım yapmanın değerini, deprem gerçeğini, su güvenliğini, turizm yatırımlarını ve Türk müteahhitlerinin dünyadaki yerini konuştuk. Kuzu Grup bugün inşaat, gayrimenkul, arıtma teknolojileri ve turizm gibi farklı alanlarda faaliyet gösteriyor. Mesele, büyürken bu ülkeye değer katmak. Bu ülkede kazandık, bu ülkenin insanıyla çalıştık, bu ülkenin şehirlerinde büyüdük. Biz Kuzu Grup olarak yaptığımız işe böyle bakıyoruz. Bugün Türkiye'nin en büyük gücü üreten insanıdır. Türkiye bu anlamda çok büyük bir potansiyele sahip. Yurt dışında bir proje yaptığınızda, sadece Kuzu Grup'un adını taşımıyorsunuz; Türkiye'nin adını da taşıyorsunuz. Bir okul yaparsınız, geleceğe yatırım yaparsınız. 6 Şubat depremleri Türkiye'ye çok ağır bir gerçeği yeniden hatırlattı. Deprem Türkiye'nin en hayati meselelerinden biri. 6 Şubat'ta yaşadığımız felaket, şehirleşme konusunda hiçbir şeyin ertelenemeyeceğini gösterdi. Gelecek nesillere karşı sorumluluk meselesidir. Bu aynı zamanda Türkiye markasını taşıma meselesidir. Turizm yatırımları da Kuzu Grup'un önemli alanlarından biri. Türkiye turizmde çok güçlü bir ülke. Türkiye'nin bu alanda çok büyük avantajları var. Turizm, Türkiye'nin dünyaya açılan en güçlü vitrinlerinden biri. Burada yerli sermayenin güçlü olması çok kıymetli. Bu ülkeye yatırım yapmak, sadece ekonomik bir tercih değildir. Bizim için Türkiye'ye yatırım yapmak, geleceğe duyduğumuz güvenin en açık ifadesidir.

19 Haziran 2026 11:41

Köşe Yazarı

Parti Kurmuyorsa Neyi Bekliyor?

Madem anketlerde henüz kurulmamış bir hareketin bile yüzde 30'ların üzerinde destek bulabileceği konuşuluyor… Madem yüzde 32'ler konuşuluyor… Temmuz ayında Ankara'da gerçekleştirilecek NATO Liderler Zirvesi için dünyanın gözü Türkiye'ye çevrilmiş durumda. 32 ülkenin liderleri, Avrupa'nın güvenliği, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki krizler ve yeni savunma mimarisini konuşmak üzere Ankara'da buluşacak. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin de teyit ettiği gibi ittifakın en kritik zirvesi Ankara'da yapılacak. Bunun için dünya Ankara'yı bekliyor. Avrupa başkentleri gözünü Ankara'ya çevirmiş durumda. Hepsinin merkezinde Türkiye var. 1952 yılında NATO'ya üye olan Türkiye uzun yıllar boyunca ittifakın güney kanadını koruyan ülke olarak görüldü. Temmuz ayında Ankara'da yapılacak zirve bu nedenle sıradan bir toplantı değil.

18 Haziran 2026 15:22

Köşe Yazarı

Özgür Özel'in İmamoğlu Vesayetiyle İmtihanı

Özgür Özel, CHP Genel Başkanlığı koltuğuna oturduğunda, Türk siyasetinde yeni bir pencere açılabilir duygusu doğmuştu. Hatta 28 Şubat hükümlüsü generallerin tahliye sürecine ilişkin yaptığı temaslar bile, o günlerde CHP içinde bir başka tartışmayı tetiklemişti. Partinin bir yanında Kılıçdaroğlu'nun kurultay sürecine ilişkin itirazları, diğer yanında Özgür Özel yönetiminin meşruiyet krizi, daha ötede ise cezaevinden parti içi dengeleri belirlemeye çalışan Ekrem İmamoğlu gölgesi duruyor. CHP'deki parçalanmanın kaynağı yalnızca Kılıçdaroğlu-Özel gerilimi değildir. Asıl mesele, Özgür Özel'in genel başkanlık makamı üzerinde giderek ağırlaşan İmamoğlu vesayetidir. Bugün CHP'de "değişimci kadro" diye anılan yapının önemli bir bölümü, artık Ankara'daki genel merkez aklıyla değil, Silivri hattından gelen siyasi talimatlarla hareket ediyor görüntüsü veriyor. Özgür Özel genel başkanlık koltuğunda oturuyor ama parti içindeki asıl gerilim hattını Ekrem İmamoğlu belirliyor. Bütün bu başlıklarda İmamoğlu'nun gölgesi Özel'in iradesinin önüne geçiyor. Parti içindeki kopuş ihtimali arttıkça, İmamoğlu kendisini "mağdur lider" ve "tek seçenek" olarak tahkim etmeye çalışıyor. Delege borsası tartışması, kurultay meşruiyeti krizi ve parti içindeki ahlaki çürüme iddiaları, İmamoğlu'nun CHP'ye sardığı en ağır yüklerden biri oldu. CHP bugün tam da bunu yaşıyor. Bu tercih yalnızca Özel'in siyasi geleceğini değil, CHP'nin geleceğini de belirleyecek. Çünkü denklemden İmamoğlu'nun vesayeti çıkarıldığında, CHP'nin önünde daha sakin, daha makul, daha kurumsal bir yol açılabilir. Bugün CHP'nin ihtiyacı olan şey yeni bir kavga değil, vesayetten kurtulmuş bir genel başkanlık iradesidir. Özgür Özel, eğer gerçekten CHP'nin genel başkanı olmak istiyorsa, önce şu soruya cevap vermek zorunda: Cevap burada gizli. Özel, İmamoğlu vesayetinden kurtulursa CHP yoluna devam eder. Bu nedenle CHP'den ayrılıp CHP'ye rakip olmak, dışarıdan sanıldığı kadar kolay değildir. 2018'de büyük bir heyecan üretmiş, meydanları doldurmuş bir isim bile CHP'den ayrılıp Memleket Partisi'ni kurduğunda aynı ilgiyi sandığa taşıyamadı. Bugün "değişimci" kadroların önünde de aynı gerçek duruyor. Üstelik CHP zaten yeterince ağır bir krizden geçiyor. CHP içinde siyaset yapmak isteyenler için doğru adres yine CHP'dir.

16 Haziran 2026 14:02

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Köşe Yazarı

İran Kazandı, Abd Kaybetti

Bazen de yenilginin en açık belgesi, "barış" başlığı altında dolaşıma sokulan mutabakat taslağıdır. Bu taslak yalnızca "silahlar sussun" çağrısı değildir. ABD'nin İran'ın iç işlerine karışmama ve İran İslam Cumhuriyeti'nin egemenliğine saygı taahhüdü öne çıkıyor. Washington'un Tahran'a "iç düzenine müdahale etmeyeceğim" demesi, fiilen İran rejiminin meşruiyet alanını kabul etmesi anlamına gelir. Bu cümle, masada İran'ın aldığı en büyük siyasi güvencelerden biridir. Deniz ablukasının kaldırılması, petrol ve petrokimya yaptırımlarının askıya alınması, İran'ın mali kaynaklarına erişiminin sağlanması, Tahran ekonomisi için büyük bir nefes borusu açılması anlamına gelir. Bu durumda İran yalnızca ateşkesi kabul etmiş olmuyor. Dördüncü ve belki de en stratejik başlık, Amerikan kuvvetlerinin İran çevresinden çekilmesi şartıdır. Bu madde, Ortadoğu'daki askerî dengede İran lehine ciddi bir kırılma anlamına gelir. Çünkü ABD'nin bölgedeki gücü yalnızca diplomatik baskısından değil, İran'ı çevreleyen askerî varlığından gelir. Ve bu ayar İran lehinedir. Bloke edilen 24 milyar doların serbest bırakılması ve ayrıca İran için en az 300 milyar dolarlık yeniden yapılandırma planı talebi, Tahran'ın savaş sonrası masada mağlup taraf gibi değil, bedel talep eden taraf gibi oturduğunu gösteriyor. Ama bütün bu başlıkların üzerinde, metnin en kritik maddesi başka bir yerde duruyor: İran'ın füze programı ve bölgedeki direniş gruplarına desteği pazarlık dışı kalıyor. Çünkü İran'ın bölgesel caydırıcılığının iki ana sütunu vardır. Eğer İran bu iki başlığı masaya koymadan yaptırımların kaldırılmasını, ablukaların gevşetilmesini, mali kaynaklara erişimi ve Amerikan kuvvetlerinin geri çekilmesini konuşabiliyorsa, bu diplomatik bir başarıdır. Böyle bir tabloda "kim kazandı?" sorusunun cevabı uzun tartışma gerektirmez. Washington açısından mesele şudur: ABD, yıllardır İran'ı baskı altına almak için kurduğu araçların önemli bölümünü masada geri çekmek zorunda kalan taraf görünümündedir. Daha açık söyleyelim: ABD savaşı bitirmek için İran'ın ana taleplerini kabul eden taraf gibi konumlanıyor. İran ise savaşı durdururken kendi ana pozisyonlarını koruyan taraf olarak öne çıkıyor. Bu yüzden bu mutabakat taslağı, yalnızca bir ateşkes belgesi olarak okunamaz. İran, cephede savaşı durduruyor. Bu savaşta İran'ın asıl gücü yalnızca füzeleri değildi. Çünkü İran cephede direndi, masada şartlarını korudu. İran şartlarını korumuş.

15 Haziran 2026 14:06

Köşe Yazarı

Özkök Deplasmanda Maçı Aldı

Burada "gelsin, ben hallederim" rahatlığı sökmedi. Oysa temel fark çok açıktı: Erdoğan'ın belediye başkanlığı dönemine ilişkin süreçlerde rüşvet ve irtikap iddiası merkezde değildi. *** Türkiye'de son dönemin en büyük algı operasyonlarından biri, bazı adli dosyaların "düşünce özgürlüğü" ambalajıyla topluma sunulmasıdır. Tartışılan başlıklar, yargı dosyalarına konu olan somut iddialar. Herkes yargılamanın usulünü, zamanlamasını, delil düzenini tartışabilir. Bunların tamamı meşrudur. Ama bir adli soruşturmayı alıp "düşünceye kelepçe" diye pazarlamak, yalnızca gerçeği eğip bükmek değildir; aynı zamanda gerçek fikir suçlularına da haksızlıktır. Bir kısım sanat çevresi, akademik mahalle, kültür endüstrisi ve kendisini "aydın" diye pazarlayan çevreler, meseleyi bilerek bulandırıyor. Ortada büyük bir düşünce çilesi varmış gibi sahne kuruluyor. Ama bu, onun hakkındaki her iddiayı düşünce özgürlüğü meselesine dönüştürmez. Dosya konuşulmasın diye "mağduriyet" büyütülüyor. İddialar tartışılmasın diye "özgürlük" kelimesi sahaya sürülüyor. Yolsuzluk iddiası kimin kapısına dayanırsa dayansın, önce "ne olmuş?" diye sorabilmektir. Kendi mahallesinden biri yargılanınca "fikir özgürlüğü" diyorlar. Karşı mahalleden biri yargılanınca "hukuk işliyor" diyorlar. Kendi destekledikleri siyasetçiye dosya açılınca "operasyon" diyorlar. Sevmedikleri biri hakkında iddia çıkınca "hesap ver" diye bağırıyorlar. Fikir hürriyeti kutsaldır. Düşünce özgürlüğü değerlidir. Siyasi eleştiri meşrudur.

08 Haziran 2026 01:19

Köşe Yazarı

Hemşehrilik Hukuku Siyasetin Üstündedir

İstanbul'da "Erzurumlular Günü" adı altında bir organizasyon düzenlendi. Büyük şehirlerde yaşayan insanların memleket bağlarını canlı tutan, kültürel hafızayı koruyan ve hemşehrilik hukukunu güçlendiren yapılar, hemşehri dernekleri ve konfederasyonlarıdır. Dolayısıyla bu meseleyi bir hemşehrilik aidiyeti ya da kişisel beklenti üzerinden okumuyorum. Burada mesele bir kişinin davet edilip edilmemesi değildir. Çünkü hemşehri kuruluşlarının en büyük gücü, siyasi aidiyetlerden bağımsız olarak insanları ortak bir zeminde buluşturabilmeleridir. Hemşehri kuruluşları da tam olarak bu ortak paydayı temsil etmek zorundadır. Erzurum da hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir. Erzurum; farklı görüşlere sahip insanların ortak memleketidir. ERKON da dahil olmak üzere bütün hemşehri kuruluşlarının asli görevi, bu ortak aidiyeti korumak ve güçlendirmektir. Aksi halde hemşehri konfederasyonu olmaktan uzaklaşır, belirli çevrelerin temsil alanına dönüşür. Daha fazla temsil.

07 Haziran 2026 12:39

Köşe Yazarı

Özgür Özel'in Akıl Hocası Arınç Mı?

Kaldı ki 12 Mart'ta TBMM'de gerçekleşen görüşme sonrası Özel'in "İki hemşehri bir araya gelince güneşin altındaki her şey gündem olur" cümlesi, bu buluşmanın basit bir hal hatır görüşmesi olmadığını zaten ele veriyordu. Evet, iki ismin aynı kareye girmesi, uzun süre konuşmaları, "hemşehrilik" ve "istişare" diliyle açıklanan temasları dikkat çekicidir. Çünkü Özel–Arınç hattı, yalnızca iki Manisalı siyasetçinin nezaket ilişkisi değildir. Bir tarafta AK Parti'nin kurucu kadrosundan gelen ama FETÖ meselesindeki geçmiş tutumu ve açıklamaları yıllardır tartışılan Bülent Arınç; diğer tarafta CHP'nin başına geçen, ancak FETÖ tartışmalarında adı giderek daha fazla soru işaretiyle anılan Özgür Özel. Bülent Arınç, AK Parti içinde hep "farklı ses" olarak sunuldu. "Aldandık" çizgisi, FETÖ'nün devlete sızdığı yılların siyasi sorumluluğunu hafifleten bir savunma gibi görüldü. Türkiye 15 Temmuz gecesi tankların önüne yatarken, bu millet sadece darbecilere değil, o yapıya yıllarca alan açan bütün siyasi körlüklere de itiraz etti. CHP'deki yükselişi yalnızca "değişim" hikâyesiyle anlatılamaz. 12 Mart görüşmesi bu ilişkinin yalnızca görünür fotoğrafıdır. Bu yüzden mesele "bir kez görüştüler" meselesi değildir. Mesele, Özgür Özel'in siyasi pusulasında Bülent Arınç'ın nerede durduğudur. Bu bakımdan Arınç–Özel hattı, hafife alınacak bir hemşehrilik sohbeti değildir. Özgür Özel ile Bülent Arınç arasındaki ilişkiyi yalnızca 12 Mart görüşmesine sıkıştırmak, bu nedenle eksik kalır. xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx 70 VEKİL PLANI CHP'NİN İÇİNDEN YENİ PARTİ ÇIKARMAK CHP çevresinde konuşulan "70 milletvekili" planı, sıradan bir kulis bilgisi değil; ana muhalefet partisinin içinden yeni bir siyasi merkez çıkarma arayışıdır. 70 milletvekili demek, "küçük bir kopuş değiliz, alternatif merkeziz" mesajıdır. 1970'lerin transfer pazarlıkları, 1990'ların hükümet mühendislikleri, Meclis aritmetiğiyle siyaset dizayn etme girişimleri hafızalarda hâlâ taze. Bugün CHP çevresinde konuşulan 70 vekil planı da eski aklın yeni versiyonu gibi duruyor.

04 Haziran 2026 15:51

Köşe Yazarı

Tabelayı Sökersiniz Ama Vefasızlığı Gizleyemezsiniz Dün Aynı Fotoğrafta Değil Miydiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu, son cumhurbaşkanlığı seçimlerini CHP'nin adayı olarak kaybetti. Sanki o seçimde yalnızca Kılıçdaroğlu vardı. Sanki meydanlarda "kazanıyoruz" havasını yalnızca o estirdi. 2023 seçiminde Kılıçdaroğlu'nun yanında Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu vardı. Kimse "Bu zafer sadece Kılıçdaroğlu'nundur" demeyecekti. Herkes "Biz kazandık" diyecekti. Dün Kılıçdaroğlu'nun arkasında alkış tutanlar, bugün Kılıçdaroğlu'nun adını tabeladan sökmeyi siyaset sanıyor. İsmet İnönü ile Bülent Ecevit arasındaki mücadele, yalnızca iki isim arasındaki kişisel rekabet değildi; CHP'nin "ortanın solu"na yönelmesinin sancılı hikâyesiydi. Milliyetçi harekette Alparslan Türkeş, Milli Görüş çizgisinde Necmettin Erbakan da yalnızca zaferleriyle değil, yenilgileriyle ve mücadeleleriyle hatırlanır. Bugün CHP'nin sorunu tam da budur. Kılıçdaroğlu dönemi elbette eleştirilebilir. Kılıçdaroğlu'nun kazanması için çalışıyordu. Kılıçdaroğlu'nun yanında cumhurbaşkanı yardımcısı adayıydı. Birincisi, dürüst bir muhasebe yapmaktı: "Biz bu seçimi birlikte kaybettik. Adaylıkta, stratejide, ittifakta ve kampanyada hata yaptık" diyebilirlerdi. İkincisi ise bugün yaptıklarıdır: "Kılıçdaroğlu kaybetti, biz kenardaydık" demek. Kılıçdaroğlu kutsal bir figür değildir. İstanbul ve Ankara belediyeleri Kılıçdaroğlu döneminde kazanıldı. Doğru cümle şudur: 2023'te yalnızca Kılıçdaroğlu kaybetmedi. Kılıçdaroğlu'nun adaylığında, Mansur Yavaş'ın ve Ekrem İmamoğlu'nun cumhurbaşkanı yardımcısı adayı olduğu, Özgür Özel'in ve CHP kadrolarının sahada destek verdiği geniş muhalefet kampanyası kaybetti. Sonuçta mesele çok basit bir yere geliyor: Eğer Kılıçdaroğlu kazansaydı, bugün herkes zaferin ortağı olacaktı. Özgür Özel de, Mansur Yavaş da, Ekrem İmamoğlu da, o gün Kılıçdaroğlu'nun arkasında duran bütün CHP kadroları da bu gerçeklikten kaçamaz. Bugün Kılıçdaroğlu'nun adını tabelalardan sökmek, sadece eski bir genel başkana yapılmış bir vefasızlık değildir. Kılıçdaroğlu'nun adını duvardan sökersiniz; ama 2023 yenilgisindeki ortaklığınızı tarihin defterinden silemezsiniz.

03 Haziran 2026 13:17

Köşe Yazarı

Chp'de Restorasyon Dönemi

Kemal Kılıçdaroğlu'nun şekillendirmeye hazırlandığı yeni MYK listesi sıradan bir görev dağılımı değildir. Orhan Sarıbal'ın örgütlerin başına getirilmesi tesadüf değildir. Müslim Sarı'nın yerel yönetimlere emanet edilmesi de rastgele bir tercih değildir. Bugün CHP'de verilen mücadele sadece koltuk mücadelesi değildir. Her imza aynı zamanda CHP'nin gelecekte hangi çizgide yürüyeceğine dair verilmiş bir siyasi tercihtir. CHP'nin önümüzdeki on yıl boyunca nasıl bir parti olacağını da belirleyecek. *** CHP'de kavga artık yalnızca koltuk kavgası değil. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu'nun partiye döndükten sonra yaptığı "FETÖ artıkları" çıkışı, CHP içindeki hesaplaşmayı bir anda devlet güvenliği meselesinin kıyısına taşıdı. Özgür Özel cephesi bu suçlamaları "iftira" ve "siyasi operasyon" olarak yorumluyor. FETÖ gibi Türkiye'nin damarlarına sızmış, 15 Temmuz'da devleti ve milleti hedef almış bir terör örgütüyle ilgili her iddia, adı kim olursa olsun ciddiyetle ele alınmak zorundadır. Birincisi, CHP içinde uzun süredir biriken yolsuzluk, rüşvet, belediye rantı ve örgüt dışı odaklarla ilişki tartışmalarına şimdi FETÖ iddiası da eklenmiştir. CHP bugün iki yoldan birini seçecek. Ya bu iddiaların üzerine hukuk, belge ve açıklıkla gidecek; ya da meseleyi "bize operasyon çekiliyor" kolaycılığına sığınarak kapatmaya çalışacak. Türkiye 15 Temmuz gecesini unutmadı. Bu yüzden FETÖ meselesi Türkiye'de sıradan bir polemik konusu değildir. Çünkü artık soru sadece "CHP'yi kim yönetecek?" sorusu değildir.

02 Haziran 2026 00:17

Köşe Yazarı

2028'de Muhalefet İkiye Bölünürse

Eğer Kemal Kılıçdaroğlu CHP'nin kurumsal adayı olur, Mansur Yavaş ise Özgür Özel çizgisinin ya da CHP'den kopacak yeni bir hareketin adayı olarak sahaya çıkarsa, tablo muhalefet açısından ağır bir parçalanma üretir. Çünkü 2023'te Erdoğan, Kılıçdaroğlu karşısında ikinci turda yüzde 51,91 ile kazanmıştı; muhalefet o gün bile birleşik görüntüye rağmen iktidarı aşamamıştı. Kılıçdaroğlu, CHP'nin kurumsal hafızasını; Mansur Yavaş ise merkez seçmen, milliyetçi damar ve "partiler üstü aday" iddiasını temsil etmeye çalışır. Yavaş, Özgür Özel'in Ankara'daki yürüyüşünde yanında yer alarak CHP içindeki kurumsal hat yerine ayrışmacı hattın fotoğrafına girdi; Reuters da 30 Mayıs 2026'daki protestoda Yavaş'ın Özel'e destek veren isimler arasında olduğunu aktardı. Bu kare, 2028'e giderken onu "CHP'nin ortak adayı" değil, "CHP'den kopuşun adayı" gibi gösterebilir. Erdoğan açısından ise tablo çok daha sade olur: Karşısında tek blok değil, birbirine rakip iki muhalefet adayı vardır. Cumhur İttifakı seçmeni devlet, istikrar, güvenlik ve liderlik başlıklarında konsolide edilirken; muhalefet kendi içinde "asıl aday kim?" tartışmasına saplanır. Eğer 2028'te muhalefet Kılıçdaroğlu ve Mansur Yavaş diye ikiye ayrılırsa, Erdoğan seçime yalnızca Cumhur İttifakı'nın adayı olarak değil; dağılmış muhalefetin karşısındaki en güçlü merkez olarak girer. Sonuç şudur: 2028'te Kılıçdaroğlu CHP'nin, Mansur Yavaş kopuş hareketinin, Erdoğan ise Cumhur İttifakı'nın adayı olursa; sandığın ilk büyük kaybedeni Mansur Yavaş olur. Yavaş da aynı çizgiye savrulursa, "Türkiye'nin ortak adayı" olma ihtimalini kendi eliyle bitirmiş olur. CHP tarihi, partiden koparak "yeni hareket" başlatanların hikâyeleriyle doludur. Kendisini yıllardır "partiler üstü", "makul", "devlet adamı soğukkanlılığına sahip" bir figür olarak pazarlayan Yavaş, şimdi CHP içindeki en sert fraksiyon kavgasında taraf oldu. Çünkü Mansur Yavaş'ın siyasi sermayesi ideolojik kavga değil, merkez seçmene verdiği "denge" görüntüsüydü. Eğer CHP'de kurumsal hat yeniden güçlenirse, Yavaş "partiyi bölenlerin yanında duran isim" olarak anılacak. Eğer Özel çizgisi CHP dışı yeni bir arayışa savrulursa, Yavaş bu kez "kaybedenlerin cumhurbaşkanı adayı" gibi bir pozisyona hapsedilecek.

31 Mayıs 2026 16:22

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha