
Abdullah ERAÇIKBAŞ'a mağfiretle… Güle güle, be! Gülerek dinlerdin bu beni. Seninle yeniden düşündüm: "Ölüm böyle peşimizde…" Azalt demiştim işlerini. Şiire devam derdin bana. Aman çiçekleri yaz derdin. Ölüm dersini bırakıp önüme: "Bunu iyi çalış!" dedin.
Kaynak: Yeni Asya
17 Mayıs 2026 00:54
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Üç Cümlede Sonsuzluk
Erik ağaçları nasıl patlamış! Kuş uykusu gibi… Çiçekler kuş gibi açılır. "Emeller bekasız… Elemler ruhta…" Babam da senden sonra… Habire koştu, anne! Ben de anlamadım. Babam, bunların "birinde"öldü. Sana da "yeteri kadar" yaşadı demişti. O da gidince "ha" dedim. Bu, felsefe değil anne! Hiç yoktan geldik buraya. O erik çiçekleri gibi…
06 Haziran 2026 00:32


Reklam Vermek İçin Tıklayınız
İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Uğurlar Olsun
Uğurlar olsun, çocukluğum! Kim çare ola gençliğin ahına?! Haber icar vermeden gitmişsin! Uğurlar olsun gençliğim… Hoş geldin; yorgun gibisin?! İyi ki geldin! Aynalar yabancı mı sana?! Yarısı otuz beş falan değil! Amma bir tuhaf gördüm seni. Bak; hiç yoktan bir hayatın oldu. Anladım çocukluğun, gençliğin soldu. Mevsimlere arkadaş oldun. Kaç kış bahara uğramadı mı! Bak; mayıstayız dostum! Baharlardaki tazeliğini kokla diyorum. *Merhum ve Mağfur Abdullah Eraçıkbaş kardeşimin babasının ve kayınbabasının olduğu derste İsmail Tezer kardeşimiz Sekinci Rica'yı kıraat ederken oradaki "uğurlar olsun" tabirini ağırlamak isteği içime doğdu. Babası Ahmet Eraçıkbaş ağabey gözyaşlarını içine akıtıyordu. O gün bu yakınlıklar daha bir yakîn ve sakin oldu. Taze bir ayrılış vardı zira. Eraçıkbaş'a bu yolcuğunda suhûlet diliyor, uğurlar olsun diyorum.
23 Mayıs 2026 00:30

Hayat Bu Dünyaya Sığmaz
("Mutlu azınlık" kendini biliyor.) "Havaya fişek" atıyorlar; Boğaz'ın en "Boğaz" yerlerinde! Gelir dağılımında, hukukta gerilere, gerilere, gerilere gitmek için bu "gayret" nicedir?! * Çok da siyasî olduk, ama ortada o "siyaset" yok. (Hamaseti siyaset zannedenler" konu dışı…) * Şiirden, sohbetten de uzaklaştık. Elimize ne geçti? Hele en nazik yerlere neleri çıkardık. Hutbede siyaset olmaz hoca! Orası tevhid yeri... Anlat nübüvveti... Öldükten sonra dirilişi... İbadeti, adaleti... Etme tutma hoca! Ruz-u mahşer var; makamlar karıştı hoca! * Meseleler Meclis'te enine boyuna ortaya konur; benim bildiğim. Yok; orda da konuşulmuyor. Dernekler, vakıflar veya nüfuzu ele geçirmişler bulunduğu yeri siyasetin emrine veriyor. Hele bir ya da birkaç kişinin binlerce kişi adına karar vermesi tuhaf, düşündürücü ve hak ihlali... Meşvereti anlarım da... Ferdî kararlar ferdi bağlar; seni, beni değil... Hem senin okuduğun o kitapları, başkaları da okuyor; başka anafikir çıkarıyor. Sanattan, edebiyattan uzak olunca; anlamsızlıklar ayrık otu gibi etrafı sarıyor. * İçimiz dışımız karardı. Herkes her şeyi "bilir" oldu! Çok şey gürültüye, gevezeliğe, görgüsüzlüğe, kabalığa, sevgisizliğe, üstün körülüğe kurban gidiyor. Bu nezaketsiz hâller, hâl değil... Ciddiyete, güler yüze, muhabbete ihtiyacımız her gün biraz daha artıyor. * Dünyayı, hayatı, yaşamayı yani burada misafir olmanın ne olduğunu anlamadan mı gideceğiz?! * Şunu niye demez aydın kesim: "Bu hayat denilen sonsuz güzellik; bu dünyaya sığmaz; sonsuz, başka bir hayat var. Sözler'de bunların hepsi cevaplı da dili ağır; anlamıyorum diyen aydınlarımıza da selam ile ve ne ki dün bunları köylülere yazdırmış Said Nursî. * Şimdi bir de Risale okuyanlara sözüm: Bir yerde bir sıkıntı var ki dünkü ilgi bugün yok bu eserlere. * Ki ben n'ideyim zamansız çığlıkları! "Hürriyet" koyuyorum rüzgârların adını! Silah sesleri yırttı ortalığı.
09 Mayıs 2026 00:33

Eczane
Renkli kutular raflarda... Elinde reçeteyle gelenler.... Neyse ötekilere de lüzum etmesin. Etmesin, ama hastalıklar insan için. Güzel insanlara şifalar dilerim. Lokman Hekim'in ilacından istiyorum. "İksir-i ebedî…" olmalı adı.
02 Mayıs 2026 00:33

Eğitimi Terbiye Etmek
Bir gün Hacivat, Karagöz'e "eğitim" nedir, diye soracak olur. "Şimdilik ön sırada "yapay zekâ…" İş nereye gidiyor; bilmiyoruz. Ama dünya bunlarla kim daha uzun menzilli silah yapma yarışında… Bu da insanlığın hayrına değil… (Herhalde tek bir canlı olmayınca "huzura" kavuşacak dünya!) Yaşatma peşinde kafa yormak yerine adamların yaptığına bak hele! Hele içim hiç ısınmamıştı otoyollara, şu elimizdeki telefonlara, birden şaha kalkan arabalara… Ân gitti bir ânda; acele sokuldu devreye. Hastalıklar şehir gibi hastanelere sığmıyor. Yapay zeka, yapay hayatlar meydanları, evleri, iş yerlerini doldurdu. Resmîleştik. Fakat hep bir şey eksik; d/olmuyor. Garson hesabı getir dostum! Söylemeyeyim diyorum; söylüyorum. Çünkü anlatılacak ve anlaşılacak gibi değil... Sıkıntılarımızın temellinde ne var, diye soralım mı? Soralım. Dilimizi bilmiyoruz. Bilir gibi geziyoruz. Cehaletimizin farkında değiliz. Her gün bir dertten ötekine düşüyoruz. Birbirimizi susturmak, küstürmek çözüm değil... Ufacık bir paragrafın ne dediğini çocuklarımızın çoğu anlamıyor. Öylece büyüyorlar. Bilgi yarışmalarındaki hâller ortada... Okul açılır yanına dersane... Yetmedi özel kurs... Özel okul... Lise ne demek? Temel lise ne demek? On iki yıl Türkçe öğretememek ne demek? Açık öğretim... Kapalı öğretim... Sık sık değişen değişiklikler… Baş döndüren işsiz üniversite mezunları... Dilimiz olsa sorarız: "Ne bunlar?" diye. Bütün tartışmaları, nutukları yarıda bırakıp buraya bakmamız gerekiyor. Eğitimin Terbiye Mektebi'ne âcilen kaydolması gerekiyor.
25 Nisan 2026 00:27

Unuttuğumuz Bir Şey Yaşamak
İşlerini azaltsan, azaltsan; ha! Sen çalıştıkça sıkıntısı artıyor dünyanın! Huzurunu kaçırıyorsun mevsimlerin! Farkında değilsin nefes aldığının! Bunca "iltifatın" farkında değilsin. Paralar, diplomalar, haberler boğmuş seni. Ömründe ne yıldızlara tebessüm etmişsin ne de bir papatyayı doya doya sevmişsin. Birazcık şu "insan" tarafını gör. Yaşamak insanın kendini fark etmesi... Mahalle boşaldı; hangisini sayacaksın! Saysan yüzden, iki yüzden geçer. Gittiğin yerlerde buyur ha buyur! Bak, dediydim; erguvanlar nisanda açar. Mayıs dersen iğdeler… Hatta gökyüzünü gösterdim bir gün. Bir gün yeni doğmuş ay'ı… Öteki adı "cennet çiçeği" demiştim. Telefonlara bakmamış o gün. (Şurda bayrama birkaç gün var.) Tatil hazırlıkları bir yandan… Şunlar alacaklarım bak!
18 Nisan 2026 00:24

Dumanlı Bir Yazı
Şu adam arabasından yanan sigarayı attı. Ben baktım ki ortalığı dumanlıyorum; üfürdüğüm gibi sigarayı... O dumanlı havalar bitti. Ben, Merhum Mustafa Polat, Cemil Ertonga. [Ve Mustafa bir Haziran gecesi Ramazanda ve yirmi beşinde elveda dünya diyor. Şiirinde dediği gibi ölüyor Mustafa. "Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi." İlâcını yine kendim araştırdım; söylemem! Dön, gel gençliğim dön, gel de al, git şu yorgunluklarımı. Bir nefes gençlik iksiri çekeyim gel de. Şu her sigara içişimde... Kötü sigara, iyi sigara... Siz de masallar gibi... Şu elimdeki sigarayı da... Son çekişten sonra...
11 Nisan 2026 00:29

Son Nefesi Vermeden
Gökyüzüne bakmak, çiçekleri okşamak, hayatı koklamak, her dem kendimi yoklamak istiyorum. Kendinize bir dünya kurun. Sahi, biz bu dünyaya niye gönderildikti?! Son nefesi vermeden... Her nefesimizin sonsuz hazine olduğunu bilmenin keyfine ulaşmak var ya… Sonsuz güzelliklere yönelmem için dualarınızı beklediğimi de hazır sırası gelmişken ileteyim.
04 Nisan 2026 00:28

Ekran Yüzleri(nin Yüzü)
(Arada birileri var gibi; orda da o bir, hikmetin gölgesi, izi, tebessümü, aradalığı yani esas bir perde var ki onun kaldırılmaklığı eksik ve dahi tuz miktarınca atılması gerekenliği; korkudan, şundan bundan -bilemem- katılmıyor -burayı çok açmıyorum -sır kalsın- ama şu kadar var ki Ramazan penceresinde son adamın dediklerine bir atıf, kulak vermek yok; -binde bir veren olsa da- isminden kaçmak var.) Kusura kalınmazsa duymadığımız yeni bir şey yok bu konforlu stüdyolarda. Profesörü, dekanı, rektörü, kurul başkanı, yardımcısı hepsi mi birbirine benziyor! Ciddiyet dediğin o işin hakkını vermek nerde; ne bileyim! Milyonlara sesleneceksen on bir ay hazırlanmalısın. Gece gibi sırlı… Ki bu Ramazan sofrasında seni dinleyen duysun, doysun. Şairin o pırıl pırıl mısralarının ardında arkasında kaç uykusuz gece var; yaa! Çık televizyona -bir de biliyor edasıyla- noktasız, virgülsüz, renksiz, kokusuz, bestesiz, duygusuz, tonlamasız, vurgusuz, durgusuz, kurgusuz konuş da konuş. Sus, sus, sussss! Konuşuyorlar ha! (Sen, gel oralardan, bizi dinle, diyorlar.) Biraz hikmet, arkadaşlar! (Kulaklarımızı yormayın.) Bak; bahar geldi. (Laf olsun, diye konuşmayın; laf; "olsun" diye konuşun.) Haa, koltuğunuzda, aldığınız parada pulda gözüm yok da… Yunus Emre bir tane; siz de sahanızda bir tane olmaya gayret edin. * Kolayını bulmuş işin. Bir de ölümü hatırlatır Ramazan. Yavaş yavaş tanırken kendimizi.
28 Mart 2026 00:53

Sözlük Gözlüktür (1)
"Diline biber sürerim; yalan söyleme!" Annem böyle böyle savaş açtı yalana. Yalan diyeceksen; dolaşma buralarda! İhtiyaç listesinin başına "yalansızlık" yazacaksın. Yalan ve insan yan yana gezmez; değil mi! Yalanın şarlatanlığına bakma; zaman alevinin yanında saman alevinin hükmü mü okunur. Eğitim, adalet, iktisadî durum niye bu kadar gerilerde; hürriyet ve şeffaflık nerde?! Bu tıp çaresiz kaldı mı; kaldı. Hastalar Risalesi'ndeki her devaya tezler niye hazırlatılmaz?! Açlık ve cehalet ve kavga... Kıravatlı adamların sofralarında kan... Ve savaşlar... Birinci, İkinci Cihan... Elde var gözyaşı, feryad u figan... Acılara ve ölümlere aldırmayan... Hutbede hocaların elinde bir kâğıt... Koy onu bir kenara da sen de birikenleri göz göze anlat be kardeşim! Bu arada Meclis nerede?! Ne İsveç'iz ne Norveç... Çoook oyalanıyoruz çoook! Yarın sen seçildiğinde koltuğunda rahat oturmak için bugün seçilenlere "timtik" vurmayasın; sen bilirsin! Bu cehalet bize çok… İnsanlığımdan çıktım böyle yerlerde. Doymam ben oku, oku, oku! "Ne güzel yapılmış"a bedel, "Ne güzeldir" der, çirkinleştirir.
14 Mart 2026 00:36

Dünyayı Silah/sızlanmak Kurtaracak
Böyle gitmez; duruluruz bir gün. (Yola çık; yol açık…) Doya doya gökyüzüne, aya, yıldızlara bakarız. Huzursuzluk çıkararak, kan dökerek, can yakarak "huzur" arayanlara bak hele! Nasıl yatıp kalkar bunlar! Böyle gitmez; oyunlar biter, oyuncaklar kırılır bir gün. Biraz Yunus oluruz; sevgiyi harmanlarız renk renk... Bir elimizde adalet, ötekinde hürriyet... Dünya herkese yeter de artar. İnsan olsun yeter ki... Adı, sanı kalsın hele. Ne diploma isteriz, ne makam, ne krallık. Hangi kılıkta gelirse gelsin; şeytanı, istibdatı tanıyanlar arttıkça dünya nefes alacak. Gökyüzüne bakarız biraz. Sükûnet ne güzelmiş, deriz. Dünya nefes alır, ohhh! Neylersin burası dünya…
07 Mart 2026 00:35

Pazar Yeri Günlüğü
Dünya gürültülü... Kafalar karışık... Nasıl yaşadığını herkes kendi sorgulamalı... Hayat denilen emanete iyi bak! Dünyayı kazanıp öteki tarafı kaybedenlerden olma! Dünya kısa; ahiret sonsuz... Hesabımızı sıkı yapalım. Dalga dalga sular... Kitaba uzakların gürültüsü dünyayı bastırıyor. Çok sıkı tutuyorsun dünyayı; gevşet biraz! Biraz sakin ol, biraz yavaş... Ayrılıkların ölüme yürüyor; bu telâş yakışmıyor faniliğine. Uzun yoldan geldiğimi anlasalar bir Temmuz sıcağında. Bir ağaç gölgesinde öğle uykusu çeksem. Yani böyle bir mola yeri bilsem dünyayı. Bi' dinle, gel, bak! Pencereden bakılacak dünya! Birkaç gün yani üç gün.
28 Şubat 2026 00:19