
En çok alıntı aktardığım dosya, "Sözcük Yinelemeleri" adını taşıyor. Öylesine savruk tümcelerle karşılaşıyorum ki "Bu kadarı da olmaz, olmamalı!" diyorum. Çok uç bir örnek olduğu için önce bizim gazetede çıkan "Müze Gibi Kütüphane" başlıklı ve Kayhan Ayhan imzalı haberden başlamak istiyorum: -"Dersim merkezde bulunan ve 10 adet özel odası bulunan Vecihi Timuroğlu Kütüphanes'inde tümüyle orijinal fotoğraf, mektup, belge ve tablolar bulunuyor." (BirGün, 25 Temmuz 2024) Haberin giriş tümcesinde üç kez "bulunan" sözcüğü kullanılmış! Sonraki tümcede de "içinde ", "orijinal" ve "bulunduğu" sözcükleri ikişer kez geçiyor: -"(Mesut) Özcan, kütüphane içinde bazı şairlerin, yazarların da içinde bulunduğu kişilere ait yaklaşık 4-5 bin orijinal mektubun ve birçok orijinal fotoğrafın bulunduğunu söyledi." Haberin çok uzun olan bitiş tümcesi ise karmakarışık! Tümcenin yarısı yolda yön değiştirmişe benziyor: -"Bu çalışmaları yürütebilmek ve daha da büyütebilmek için özellikle belediyeler ve diğer sivil toplum örgütleri ile birlikte her türlü işbirliğine açık olduklarını kaydeden Özcan, 'Birlikte yeni kütüphaneler, müze-kütüphaneler kurmak istediklerini, bu projelerini hayata geçirebilmek için sivil toplum örgütlerinden, iş insanlarımızdan, aydınlarımızdan, sanatçılarımızdan, SETKAV'a destek olmalarını bekliyoruz' dedi." Böyle haberlere kesinlikle editör süzgeci gerekiyor!
Kaynak: Birgün
23 Mayıs 2026 05:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Türkçenin Bitmeyen Sorunları!
Örneğin "Mustafa Çelik Öğretmen" diye yazdığımızda, buradaki "Öğretmen" sözcüğünün, Mustafa Çelik 'in sanı mı soyadı mı olduğunu nasıl anlayacaksınız! İpek Hanım şöyle yazmış: " TDK yıllar sonra 'abla- abi' hitaplarının yazımını değiştirdi. Akraba olunca başka, değilse başka yazılıyormuş. En son bir platformda 'Ahmet Bey' mi 'Ahmet bey' mi tartışması yaşandı. Ben şimdiye değin hiç düşünmeden 'Ahmet Bey' diye yazıyordum. İtiraz eden arkadaş, bu durumda ' Bey' sözcüğünün soyadı gibi algılanacağını belirterek küçük yazılması gerektiğini söyledi. Hak verdim kendisine. Bilmiyorum siz ne düşünürsünüz?" Ben de öteden beri "Halit Ağabey", "Şekibe Abla", "Hafız Teyze", "Rasim Amca" diye yazmayı uygun görenlerdendim. Çünkü dil kurumları, "Hitaplar, unvanlar büyük harfle başlar" diye kural koymuştu. Sözgelimi tanıdığım Kıbrıslı bir orkestra şefinin adı "Ali Hoca" dır. Ben adını böyle yazdığımda, siz bu kişinin "hoca" ya da "öğretmen" olduğunu düşünebilirsiniz. Oysa "Hoca" sözcüğü bu sanatçının soyadıdır. Bir düzeltmen arkadaş soruyor: "Bir metin düzetmesi yapıyorum. İkilem içindeyim: ' Türk Sanat Müziği' diye mi yazılmalı yoksa 'Türk sanat müziği' diye mi? Ben ilki diye düşünüyorum ama kurallar ne diyor?" Bence de birinci yazım biçimi doğru. İsmet Hüsrevoğlu adlı okurumuz ise, "Bu tür müziğe Türk Sanat Müziği denince diğer müzik türleri sanat değilmiş gibi algılanıyor" diye yazmış... Mektubunda diyor ki, "Sayın Aşut, Silivri Haber Hattı gazetesinde 'Huyum Kurusun' başlığıyla bir yazı yazdım. Orada bağlaçlar konusuna değinirken 'Bağlaçlardan sonra virgül kullanılmaz ' dedim. Siz ne dersiniz? Saygılar..." Evet, genel kural olarak bağlaçlardan sonra virgül kullanılmaz. Ölen ya da bir yere giden kişinin ardından ancak " Uğurlar olsun" diyebiliriz. *** HABER DİLİNDEN SOKAK DİLİNE! Türkçe Sözlük, "paketleme" yi bir ya da birkaç şeyi kâğıda sararak ya da kutuya koyarak bağlamak diye açıklıyor.
06 Haziran 2026 05:00

Butlan, Şutlan Ve Ötesi...
Muhalefetteyken "Bu ülkede yargı vesayeti, yargıçlar oligarşisi var!" diyerek "jüritokrasi" den yakınıyordu AKP sözcüleri. "Butlan" da bunlardan biri... Ferit Devellioğlu'nun Osmanlıca-Türkçe Sözlüğü'ne göre Arapça "bâtıl" dan geliyor bu sözcük. O da " sanki hiç yokmuş, hiç olmamış" anlamına geliyor... Bu ülkede gerçekten "yok hükmünde " sayılması gereken o kadar çok şey var ki! Oysa "butlan, şutlan..." tartışmaları sürerken siyasal partilerin demokratik seçim yapma ve yöneticilerini özgürce belirleme hakkı, Abrakadabra yöntemiyle yok edildi! 13 yılda girdiği tüm seçimleri yitirmiş olan Kemal Kılıçdaroğlu, Saray'ın "makbul parti başkanı" ve "majestelerinin muhalefet lideri" olarak CHP'nin başına oturtuldu! * * * Kılıçdaroğlu, "mutlak butlan" kararı için "Türkiye'ye hayırlı olsun" demiş. * * * Artık net olarak anlaşıldı ki Kılıçdaroğlu, Saray'ın CHP içindeki "Truva Atı" imiş! * * * Sokak röportajlarında "Butlan kararını nasıl buldunuz?" sorusuna "çok iyi oldu" diye yanıt verenler, "Peki, Kılıçdaroğlu'nun CHP'sine oy verecek misiniz?" diye sorulunca, "Hayır, biz AK Partiliyiz" diyorlar! * * * İktidar gücünü arkasına alan "Butlan Kemal tayfası" nın birkaç gündür sergilediği düşmanca tavra bakılırsa, bunların Özgür Özel ekibine her türlü kötülüğü yapmaya kararlı olduğu görünüyor. * * * 704 yıl hapsi istenen "suç örgütü lideri" dışarıda, iftira attığı belediye başkanları içeride! "Ol mahkemenin hükmüne derler mi adalet?" * * * "Butlan Kemal" in CHP'si, önümüzdeki günlerde "arınma" söylemiyle cezaevlerindeki belediye başkanları hakkında suçlayıcı açıklamalar yapmaya başlarsa şaşırmayacağım! * * * Bu iktidardan ve işbirlikçilerinden kurtulmanın yolu, demokrasi güçlerinin en geniş muhalefet cephesini yan yana örerek seçime dayanışma içinde girmelerinden geçiyor... * * * "Yürü bre Hızır Paşa / Senin de çarkın kırılır / Güvendiğin padişahın / O da bir gün devrilir." * * * Hiç kuşkumuz yok: Güneş bu ülkenin ufkundan yeniden doğacaktır!
30 Mayıs 2026 05:00

Adlandırmalarda Yazım Karmaşası
Türkçe titizliğiyle de bilinen değerli ozan ve yazar dostum Nahit Kayabaşı, uzunca bir süre önce gönderdiği mektupta, Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi'nin adının İzmit Körfezi üzerindeki köprüde neden "Osmangazi" diye bitişik yazıldığını sormuştu. Epey gecikmeli de olsa Kayabaşı'nın mektubuna bugün yer vermek istiyorum: Bir televizyon programında, 15 Mart Çanakkale Köprüsü ile Osman Gazi Köprüsü'nün maliyetleri, geçiş ücretleri tartışılıyordu. Ekranın altındaki KJ bandında Osman Gazi'nin adı 'Osmangazi Köprüsü' biçiminde, bitişik yazılmıştı. Bu köprünün adı, 2016'da hizmete açıldığından bu yana, yazılı ve görsel medyada bitişik yazılıyor ve öylece yerleşti. Örneğin Süleyman Demirel Üniversitesi, Malatya Turgut Özal Üniversitesi, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi ayrı, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi bitişik yazılıyor. Logosunda, kurumsal kullanımlarında da bitişik. Ayrıca ülkemizin hemen her ilinde Osman Gazi, Orhan Gazi ya da tarihteki büyük kişilerin adlarını taşıyan yüzlerce okul var. Örnek: Adana / Kozan Osmangazi İmam Hatip Lisesi, Ağrı / Hamur Osmangazi Ortaokulu, Kocaeli / Gebze Osmangazi Ortaokulu, Kırıkkale Osmangazi Fen Lisesi bitişik yazılırken; Aksaray Osman Gazi Anadolu Lisesi, Osmaniye / Kadirli Osman Gazi Anadolu Lisesi, Adıyaman Osman Gazi Ortaokulu ayrı yazılıyor. Sevgili Aşut, 'Bu ne ki! Örnekse, Cumhuriyet'in 10 Ağustos 2021 günlü manşeti: ' Çift maaşa HALK TOKATI'. Sağlık ve iyilikle kal…" Sevgili Nahit Kayabaşı'nın sözlerine ekleyecek fazla bir şey yok. Fakat mektuptaki yazım karmaşası örneklerini zenginleştirmek bakımından, Osman Gazi adının hem bitişik hem ayrı yazıldığı iki okulu da ben anımsatayım. Üstelik ikisi de aynı kentin aynı ilçesinden: Osman Gazi İlkokulu (Ankara / Keçiören), Osmangazi Anadolu Lisesi (Ankara / Keçiören). Neyse ki Bursa'da Osman Gazi Türbesi'nin adı doğru yazılmış... Bir de Tokat'ta "Gaziosmanpaşa Üniversitesi" var! Ama onun adı, semt adı gibi bitişik!
16 Mayıs 2026 05:00

"Işte" Mi "Işde" Mi?
Ama hiç kimse endişe etmesin, Türkçe hep yaşayacak" diyerek göstermişti tepkisini... Her ne kadar aynı kafa yapısına sahip Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin tarafından görevden alınmış olsa da Nazif Yılmaz'ın siyasal İslamcı iktidara sınırsız hizmetlerinden dolayı Saray rejimince ödüllendirilerek başka bir alanda değerlendirileceğinden kuşku duymuyorum.
09 Mayıs 2026 05:00

Rahmi Yıldırım'ın Ardından...
Gerçeği ancak ertesi gün öğrenebildik: Eski ÇGD Genel Başkanı, gazeteci ve yazar kardeşimiz Rahmi Yıldırım, bir ay kadar önce ağır bir gribal enfeksiyon geçirmiş. Değil ölümü, herhangi bir hastalığı bile konduramadığımız bir arkadaşımızdı Rahmi. Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin 6 Nisan akşamı yapılan ödül törenine katılamamıştım. Meğer törenden iki gün sonra hastaneye yatmış. Bu sevginin kaynağında elbette onurlu bir yaşamöyküsü vardı... Rahmi Yıldırım, 1978 yılında Kara Harp Okulu'ndan mezun olmuştu ve 12 Eylül askeri darbesi sırasında Çanakkale'de teğmendi. 1982–1985 yılları arasında Gölcük ve İstanbul Metris Cezaevlerinde tutuklu kaldı. Cuntanın "tek tip giysi" dayatmasına boyun eğmeyenlerdendi. Rahmi Yıldırım, bir yazısında bu olayı şöyle anlatmıştı: "1982 yılında üsteğmen rütbesindeyken önce Ankara İstihbarat ve Dil Okulu'nda; sonra sırasıyla Bursa, İstanbul ve Ankara emniyet müdürlüklerinde toplam 150 gün süreyle işkenceyle sorgulandım. Sanıklarının dörtte üçü askerlerden oluşan THKP/C Üçüncü Yol soruşturması kapsamında, anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklandım. İşkence altındaki sorguyu işkence altında yargı süreci izledi. Ünlü Metris Cezaevi'nde iki yılım geçti. Cezaevindeki zulüm ve direniş, tek tip elbisede simgeleşmişti. Zulmün ve onursuzlaştırmanın simgesi olarak dayatılan tek tip elbiseyi reddediyorduk. Kış ortasında koğuşlarımıza baskın yapıldı, tüm giysilerimiz alındı, koğuşlarda atlet-külot bırakıldık. Avukat ve yakınlarımızla görüşemediğimiz için kamuoyunu haberdar etmemiz mümkün değildi. Rastlantı bu ya, ilk duruşma tarihimiz baskından üç gün sonrasıydı. İşkenceyle tek tip elbise giydirildikten sonra Metris yerleşkesindeki duruşma salonuna götürüldük. Saniyeleri hesaba katan bir zamanlama yapmak gerekiyordu. İzleyiciler, avukatlar ve gazetecilerin salona alınmalarından sonra, tam mahkeme heyeti salona girerken tek tip elbiseleri yırtıp attık, atlet ve külotla kaldık. Mahkeme heyeti yerini aldığında yırtma işlemi tamamlanmıştı. Cumhuriyet gazetesi muhabiri Deniz Teztel o sırada fotoğraf çekmeyi başardı, ama fotoğrafa yayın yasağı kondu. Yine de zulme ve tek tip elbiseye karşı direniş, ilk kez kamuoyuna duyurulmuş oldu." Metris Cezaevi'nde tek tip giysiye karşı protesto eylemi. (Rahmi Yıldırım, baştan ikinci) GAZETECİLİĞE ANKA'DA BAŞLADI Rahmi Yıldırım, yargılama sonunda aklandı. Çağdaş Gazeteciler Derneği'nde Genel Başkanlık ve Onur Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu. ÇGD'nin 20 maddelik "Gazetecilik İlkeleri" ni yazan ekipte yer aldı. Onur Kurulu çalışmalarını 2003 yılında Gazetecilik ve Ahlak adıyla kitaplaştırdı. Rahmi, 2007 yılındaki genel seçimlerde TKP'den Ankara milletvekili adayı oldu. 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 darbelerinde yargı kararı olmaksızın ordudan atılan subayların özlük haklarını savunmak amacıyla " A skeri D arbelerin A sker M uhalifleri Derneği" ADAM-DER'in kuruluşuna öncülük etti ve kurucu başkanlığını üstlendi. Arkadaşları arasında "Komutan" olarak anılsa da kimseye komutanlık taslamadı.
02 Mayıs 2026 05:00

"Oldukça"nın Kullanımı Üstüne
Yine Fransızcadan dilimize giren yaya kaldırımı anlamındaki " trotuar " sözcüğünü halkımız "tretuvar "a çevirmiş. Ama bizim Dil Derneği'nin Güncel Yazım Kılavuzu'nda hâlâ " trotuar " yazıyor! Bunların başında da "oldukça" geliyor... " Oldukça" nın sözlükteki anlamı, "epey, hayli, yetecek kadar" dır. Ama uygulamada yaygın olarak "çok" anlamında kullanılıyor. Yanlış kullanıma örnek birkaç tümce: -"Yakın arkadaşımı yitirince oldukça üzüldüm." -"Akşamki filmden oldukça sıkıldım." -"Günümüzde insanlar oldukça acımasızlaştı." OKURLAR DA YAKINIYOR Bu hafta iki değerli okurumuz da aynı konuya değinmiş mektuplarında. Almanya'dan yazan Serkan Taylan'ın mektubu ise tümüyle "oldukça" sözcüğüne odaklanmış. "Bu sözcüğün anlamı nedir? Galatımeşhur mudur?" diye soruyor: Rahmetli babam, 'oldukça' sözcüğünün anlamının, dilimizde yaygın kullanımından farklı (neredeyse tersi) olduğunu söylerdi. Sonra da ' Oldukça iyi bir film değil çok iyi film öner; sevgilinle oldukça temiz bir lokantaya değil tertemiz bir lokantaya git; oldukça varlıklı bir adamın emeği de en az zenginlerinki kadar kutsaldır; oldukça kültürlü insanları hoş gör, kimbilir hangi hayat şartlarında büyüdüler..." gibi cümleler kurardı. 'Oldukça' sözcüğünün çağrışımı da zaten bu savla örtüşüyor. Oldukça, yani olduğu kadar... Yanıtınız için şimdiden teşekkürler." Doğru Türkçe konusundaki duyarlıkları için değerli iki okurumuza da teşekkür ediyorum. Ama "oldukça" sözcüğünün yanlış kullanımı o denli yaygınlaştı ki bizim uyarılarımızın pek işe yarayacağını sanmıyorum. Öyle anlaşılıyor ki yakın bir gelecekte bu sözcük de yeni anlamıyla "galatımeşhur" listesine eklenecek... Şimdi de 28 milyon liraya satışa çıkarmışlar!
25 Nisan 2026 05:00

Dialogos'u Okurken...
" Dialogos", Yunanca bir sözcük. " Dialogos", tabloid boydan daha büyük, 8 sayfalık bir yayın. Gazeteye benziyor ama başlık altında "Dil ve Târih-Coğrafya Bülteni" yazıyor. Neredeyse içinde "a" ve "i" harfleri bulunan tüm sözcükleri inceltme imiyle taçlandırmışlar! Bu bağlamda bültenin ilk sayısında gözüme ilişen birkaç örneği sıralamak isterim: " Â n, â it, b â zı, aş î na, em î n, hak î kat, if â de, imz â, s â bit, s â dece, s â hip, sam î miyet, z î yade..." Hadi "unvan" sözcüğünün "ünvan" diye yazılmasını TDK'nin kafa karıştırmasına bağlayalım. "Sağ ol" seslenişinin bitişik yazılmasına da çok takılmayalım... Ardından da "Bu kullanımlar bana âittir ve üzerinde düşünülsün, tartışılsın diye okuyucunun dikkatine sunulmuştur" diye ekliyor... Ahmet Yusuf Özbilen, bu kişisel yazım biçimi yüzünden çevresinden eleştiri almış olmalı ki sunuş yazısında şöyle sitem ediyor: "Düşüncelerimize uyan fikirler ile hemfikir olmağa, uymayanlar ile anlaşmazlığa o kadar meyilliyiz ki, farklı fikirleri dinlemeğe katlanamıyoruz. Herkes kendi düşüncesinin doğruluğundan çok emin... Üzülerek ifâde etmek zorundayım, değişen dünyada birbirimiz ile nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz... Umarım Dialogos Bülteni, birlikte düşünmeğe istekli insanları bir araya getirir." "OKUMAĞA" MI "OKUMAYA" MI? Dialogos'taki metinlerde, artık eskilerde kalmış bir yazım biçimini geri getirme çabası açıkça görülüyor; "y" ünsüzüyle yazılması gereken ad-eylem sözcükleri hep "ğ" ile yazılmış: "Alınmağı, aktarmağa, anlaşmamağa, dinlemeğe, düşünmeğe, gezmeğe, savunmağa, vazgeçmeğe..." Bu uygulamanın gerekçesini ve dilbilimsel açıklamasını bültende göremedim. O mektubu paylaşarak Dialogos'un uyguladığı yazım biçimine itirazımızı dile getirmiş olacağız: "Kimi yazarlar ve akademisyenler, yazı dilinde 'okumaya' yerine ' okumağa'; 'öğrenmeye' yerine ' öğrenmeğe'; 'düşünmeyi' yerine ' düşünmeği' … kullanıyorlar. Oysaki bu kullanım, eski TDK İmla Kılavuzu'nun tozlu sayfalarında kaldı. Dilimizde eylemleri adlaştıran üç çeşit ad-eylem eki vardır: -mak / -mek; - ma /-me;- iş (- ış, -uş -üş)... Eylemlere getirilen -mak /-mek adlaştırma ekinden sonraki yönelme / yaklaşma bildiren -a /-e -ı /-i -u /-ü çekim ekleri, önceleri ünsüz yumuşaması kuralına göre yumuşatılarak "okumağa" ya da " okumağı" diye yazılırdı. Zamanla dilde ses değişiklikleri oluyor. Son dönemde artık " okumağa" ya da " okumağı" biçimindeki yazımlarda 'ğ' nin yerini 'y' sesi aldı. Bunun iki türlü açıklaması olabilir: 1- Ses (ünsüz) düşmesi: -mak /-mek ad-eylem ekindeki 'k' sesinin düşmesi durumu. 2- Sert ünsüz 'k' sesinin ikinci kez yumuşaması durumu: -mak /-mek ekinden sonra ünlüyle başlayan bir ses gelirse 'k' sesi önce yumuşayıp 'ğ' olur; sonra bir daha yumuşar ve 'y' sesine dönüşür. Böylece' ğ 'den sonra ikinci bir yumuşama eğilimi ortaya çıkar. Geçmiş yıllarda Dışişleri Bakanlığı yapan İhsan Sabri Çağlayangil, konuşurken Türkiye demez, Türkiya derdi. Bu yanlış söylem içimi acıtırdı. Hâlâ inatla, ısrarla 'okumağa, yazmağa, dinlenmeğe, öğrenmeğe…' diye yazan kalemler, bilim insanları var. Bu da güzel dilimiz adına canımı acıtıyor." ÖZGÜN BİR DERGİ Özgün bir dil ve ekin dergisi olan Dialogos'un beş sayısı ulaştı elimize. Dialogos'u çıkaranlar, önerileri ve uygulamaları için "üzerinde düşünülsün, tartışılsın" demişler.
18 Nisan 2026 05:00

Karışık Konular
Ekonomi hocası ve yazar dostumuz Prof. Dr. Oğuz Oyan'dan, "Basına bir de Ekonomi Ombudsmanı gerekiyor" iletisi gelince, buna önce bir anlam veremedim. Çünkü iletinin devamında şu açıklama vardı: "Cumhuriyet'in bugünkü manşetinde '174,2 mr. tl'lik toplam özelleştirme' deniliyor. (Haber içeriğinde bu yanlış yok)! Bu, sadece 4 mr. $ ediyor! Oysa 2025 itibariyle 73 milyar dolarlık özelleştirme var. +Ulaştırma Bk. ve TMSF ile 85 mr.$!" 13 Şubat 2026 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki bir yanlışa değiniyordu Oğuz Hoca ama bu yanlışı görebilmek için insanın enikonu ekonomist olması gerekiyordu! Uyarısına daha sonra şöyle bir not ekledi Oğuz Oyan: "ÖİB'nin enflasyon düzeltmesi yapılmamış TL cinsi verilerini kullanamazsınız." Hocamızın iletisi biraz şifreli yazılmış gibiydi. İletide geçen "Mr TL" nin anlamını araştırırken Yapay Zekâ, karşıma şu açıklamayı çıkardı: "Mr TL ifadesi, ekonomi ve finans haberlerinde sıkça karşılaşılan, milyar (billion) kelimesinin kısaltması olan "Mr" ile Türk Lirası'nın (TL) birleşimiyle oluşan Milyar Türk Lirası anlamına gelen bir kısaltmadır. 1 Mr TL = 1 Milyar Türk Lirası. Bu terim, özellikle Hazine nakit dengesi, bütçe açıkları, şirket ciroları veya büyük ölçekli borçlanmalar gibi yüksek tutarlı verileri ifade etmek için kullanılır (örneğin: 195,9 Mr TL)." Ben bu kadarla yetineyim. * * * KESME İMİ "Ankara'lı Coşkun'un suçu ne?" (Burhan Şeşen, BirGün, 27 Aralık 2025). "Ankara'ya" derken kesme imi gerekir ama "Ankaralı" için gerekmez. Çünkü biri "durum eki", öbürü "yapım eki" dir. Gördüğüm bazı yanlışları yazmak istiyorum: 1. Sık sık "tabii" kelimesi yerine "tabi" diyenleri görüyorum. Örneğin konuşmalara "kesinlikle" kelimesi yerleşti. 3. Gazete haberlerini yazanların önemli kısmı, "il" ile "şehir" ayrımını bilmiyor. 4. "de "nin bileşik veya ayrı yazılması ayrımı da pek bilinmiyor. Bir yabancı dizide Arap asıllı suçlunun adı olan Mâlik, devamlı "Malik" diye telaffuz ediliyordu.
11 Nisan 2026 05:00

"Günün Sonunda..."
Zaman zaman "moda sözler" e değiniyorum bu köşede. Son dönemde en sık duyduğum "moda" sözlerden biri de "günün sonunda" deyişi... Küreselleşme çağında solculuk gözden düşünce bu söylemin yerini liberal dünyada "günün sonunda" deyişi almış görünüyor! Çünkü "günün sonu", gün bitimi, günbatımıdır. Yani "günün sonunda" güneş batar, akşam olur, sonra gece başlar! İnsan, "günün sonunda" çalışmaktan yorgun düşebilir; evde film izleyebilir. Ahmet Haşim'in, lise sıralarında bellediğimiz "Bir Günün Sonunda Arzu" şiirindeki dizeler, çoğumuzun belleğinden silinmemiştir hâlâ: "Akşam, yine akşam, yine akşam / Göllerde bu dem bir kamış olsam!" Eğer " günün sonunda" belirteciyle başlayan bir tümce kuracaksanız bu büyük ozanın sesine kulak vereceksiniz! Ya da Victor Hugo'nun ölümsüz yapıtı Sefiller'in tiyatro uyarlamasında geçen "Günün sonunda bir gün daha yaşlanıyorsunuz / Günün sonunda yeni bir gün doğuyor..." söylemine... Belli ki İngilizce " at the end of the day " deyiminin Türkçe çevirisi olan "günün sonunda" kalıbı, yaygın biçimde "sonunda, sonuçta, sonuç olarak, son kertede" yerine kullanılıyor artık.
04 Nisan 2026 05:00

Suçumuz Gazeteci Olmak Mı?
Kamuoyunda "Dezenformasyon Yasası" olarak bilinen 7418 sayılı "Basın Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ", 2022 yılında basın örgütlerinin ve muhalefet partilerinin tüm engelleme çabalarına karşın iktidar ortaklarının oylarıyla Meclis'ten apar topar geçirilerek uygulamaya sokuldu. Bu düzenlemeyle 23 ayrı yasada değişiklik yapıldı ve Türk Ceza Yasası'nın 217 / A maddesine "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu eklendi. Yasanın mimarlarından MHP'li hukukçu Feti Yıldız, eleştiriler karşısında, "Endişeye yer yok. Gazeteciler bu değişiklikten kesinlikle etkilenmeyecekler" diye güvence vermiş ve yasaya kefil olmuştu. Feti Yıldız, her ne kadar "Bu suçun oluşması için gerekli beş şartın bir arada olması gerektiğini" söylese de siyasallaşmış yargı, hiçbir koşul aramadan gazetecileri tutuklamayı sürdürdü. "Dezenformasyon Yasası" nın son kurbanları da Alican Uludağ ile BirGün'deki çalışma arkadaşımız İsmail Arı oldu... * * * Fransızcadan dilimize giren "dezenformasyon" (désinformation) sözcüğünün anlamını "bilgi çarpıtma" olarak açıklıyor Türkçe Sözlük. Yeni yasada ise bu kavram "yanıltıcı bilgi" olarak geçiyor. Oysa Atatürk, "Basın özgürlüğünden doğabilecek sakıncaları gidermenin biricik yolunun gene basın özgürlüğü olduğunu" söyleyerek bize bu konuda evrensel bir ilke armağan etmişti. Bu özdenetim düzeneği de "Basın Meslek İlkeleri" çerçevesinde çalışır. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin "Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi" ile Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin "Gazetecilik İlkeleri", gazetecilerin uymakla yükümlü oldukları yol gösterici temel belgelerdir. Adlarını unuttuklarım beni bağışlasın... "Yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçlamasıyla tutuklanan arkadaşlarımız, yaptıkları haberlerin arkasındadır. Üstelik "muhafazakâr iktidar", İsmail Arı için ne aile mahremiyeti dinledi ne ramazan ne bayram! İçeriden gönderdiği mektupta şöyle anlatmış olayı: "Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldüm. Üst aramam yapıldı ve pantolonumu indirip eğilip kalkmam istendi. Ancak ben bunu kabul etmedim. "Ben gazeteciyim' dedim." "Dezenformasyon Yasası", iktidarın tüm yalanlama çabalarına karşın sansür, sindirme ve gazetecileri cezalandırma yasası olarak çalışıyor. İsmail Arı'ya "Halkı yanıltıcı bilgiyi yayma" suçunu yöneltmek boşunadır. Arkadaşımız, haberlerini kılı kırk yararak belgeli / kanıtlı yazıyor! Gerçekleri gizleyerek halkı yanıltma suçunu asıl siz işliyorsunuz! Değerli yazar Oktay Akbal'ın romanlarından birinin adı, "Suçumuz İnsan Olmak" tı.
28 Mart 2026 05:00

Ulusal Marş, Ulusal Dilde Okunur!
Yani "devlet temsilcileri" tam kadro oradaydı. Olayın daha da üzücü yanı ise Türkçe karşıtı böyle bir gösterinin, Türkçenin devlet dili ilan edildiği ve tarihsel olarak "Türkçenin başkenti" sayılan Karaman'da sergilenmesiydi... Bilindiği gibi Konya'yı Selçuklulardan alan Karamanoğlu Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277 tarihinde, Türkçenin devlet dili olmasını sağlamak için şu ünlü fermanı yayımlamıştı: "Bugünden sonra divanda, dergâhta, bargâhta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacaktır." Bu tarihsel olay, her 13 Mayıs'ta Karaman'da "Türk Dili Bayramı" olarak kutlanıyor. Böyle olunca, "İstiklal Marşı" nın Karaman'da Arapça okunması karşısında Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Gavgalı'dan (üstelik kendisi de Karamanlıymış) en azından kurumunun adını taşıyan kişinin anısına saygı gereği bir tepki açıklaması beklerdik. Eğitim-İş Genel Başkanı Kadem Özbay da yaptığı açıklamada, uygulamanın tekil bir olay olarak görülemeyeceğini belirterek şöyle dedi: "Hangi ülkenin ulusal marşı resmi törende başka bir dilde okunur? İstiklal Marşı bağımsızlık mücadelesinin sesidir. Arapça okunması basit bir tercih değil, Cumhuriyetin ortak sembollerine ve diline yönelik bir yaklaşımın göstergesidir. Anayasamıza göre marşımızın dili Türkçedir." * * * Türk dili, Osmanlı döneminde uzun yıllar Arapça ve Farsçanın etkisinde kalmış; Türkçenin öz benliğini yeniden kazanması ise ancak ülkemizin bağımsızlığını kazanmasıyla gerçekleşebilmiştir. Anımsayın, daha birkaç yıl önce, "Türkçe ölmüştür, herkes okulda Arapça konuşacak!" diyen bakan yardımcıları vardı bu hükümetin! Oysa ülkemizde Arapçayı "Rabca" diye kutsayanlar, Arapça sözcükleri "Kuran dili" sayıp "Aslında bunlar milletçe Kur'an dilinden hoşlanıp tattığımız; ondan alıp lisanımıza, irfanımıza, ümranımıza, devranımıza kattığımız kelimelerdi" diyenler vardır. Ama 8 Mart 2026 tarihli Hürriyet gazetesinin "Kelebek" ekinde bu başlık altında dilendirilmişler! "İBB Davası" için "asrın yolsuzluk davası" demiş yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek. "İmzamın bulunduğu siyasi davalar konusunda bugüne kadar verdiğim tüm kararlara ilişkin vicdanım rahat" demiş.
21 Mart 2026 05:00

Dünya, Türkiye Ve Kıbrıs
Küresel suç örgütüne dönüşmüş iki haydut devlet ABD ve İsrail, geliştirdikleri bütünleşik silah sistemleriyle mazlum dünya halklarına kan kustururken "uygar dünya", bu utanç sahnelerini televizyonlardan savaş filmi seyreder gibi izliyor! Başta büyük rakibi İstanbul Belediye Başkanı ve Cumhurbaşkanı Adayı Ekrem İmamoğlu olmak üzere CHP'li 16 belediye başkanını uydurma suçlamalarla içeri tıktı. Kıbrıs, Akdeniz'de küçük bir ada. Osmanlı'nın borçlarına karşılık 1878 yılında İngiltere'ye "kiraya" verilmiş. İngilizler, 1914'te el koydukları Kıbrıs'ı kendilerine bağlayarak sömürgeleştirmişler. 1960 yılında bağımsızlığına kavuşan Kıbrıs, Türkiye'nin 1974 askeri müdahalesi sonrasında "Güney" ve " Kuzey" olarak ikiye bölünmüş. Ada'da 1983 yılında kimsenin tanımadığı KKTC (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti) kurulmuş. O gün bugündür yılan hikâyesine dönmüş bir " Kıbrıs Sorunu" duruyor önümüzde... Fransa'nın, Avrupalı müttefikleriyle "Avrupa dayanışması" bağlamında eşgüdüm içinde Kıbrıs'ı desteklemeye kararlı olduğu açıklandı. TC Millî Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğamiral Zeki Aktürk, Ortadoğu'daki savaş dolayısıyla Kıbrıs'ın kuzeyini tehdit eden "hasmane tutumlara karşı, garantörlüğün verdiği yetkileri kullanmaktan çekinmeyeceklerini " söyledi. Bilindiği gibi, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs'ta 1974 müdahalesinden beri 60 bin askeri bulunuyor. Eleştirilerinin merkezinde ise "Anavatandan gelen her şeye imzayı basarım" diyen Başbakan Ünal Üstel ve Türkiye var. Namık Kemal'in 1873-1876 yılları arasındaki Mağusa sürgünü sırasında yazdığı mektuplarda, Kıbrıs'ın dedikodusundan ve sivrisineklerinden yakındığı söylenir. Kıbrıs'ta sivrisineklerin yerini şimdi "tatarcık" denen kan emici küçük sinekler almış.
14 Mart 2026 05:00