
Dördüncü defa başkanlığa aday olan eski diktatör Alberto Fujimori'nin kızı Keiko Fujimori sandıkların açılması ile birlikte galibiyetini ilan etmeye hazırlanırken, Puno gibi Peru'nun yerli nüfusunun yoğun olduğu kırsal güney bölgelerinden sandık sonuçları sisteme girilmeye başlanınca sol aday Roberto Sánchez öne geçti. Açılan sandık oranı yüzde 95'i geçerken ve iki aday arasındaki fark 30 bin ile Sánchez'in lehine devam etmekteyken yurt dışı oyların gelmesi ile Fujimori az bir farkla olsa da tekrar öne geçti. Özellikle ABD'nin Miami eyaleti gibi Latin nüfusun yoğun yaşadığı bölgelerde kullanılan oyların yüzde 90'a yakınının Fujimori'ye olması, zaten az olan farkın Fujimori lehine değişmesine sebep oldu. Bu yazı yazılırken seçim sonuçlarının ilan edildiği resmi sayfa, sandıkların yüzde 98.552 oranında açıldığı ve Keiko Fujimorini'nin 18 bin 488 oy ile önde olduğunu göstermekteydi. Fujimori, Sánchez'in seçim sonuçlarını kabul edeceğini açık bir biçimde ilan etmesi yönünde çağrısını tekrarlarken, sol aday Roberto Sánchez oyların tekrar sayılması için talepte bulunacağını ilan etti. Her ne kadar Sánchez'in destekçileri cumartesi günü Lima sokaklarında gösterilere başladıysa da yurt dışı oylar sayesinde Fujimori dördüncü denemesinde hedefe çok yaklaşmış görünüyor.
Kaynak: Evrensel
15 Haziran 2026 00:09
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Kolombiya'da Seçimler, Bolivya'da Protestolar
Ocak ayındaki operasyon ve Maduro'nun ABD tarafından kaçırılmasından sonra kamuoyu ilgisi ve radarından bir nebze çıkan Venezuela'da ise Chavezci kadrolar arasında ABD'nin ülkedeki müstemleke valisi konumunda bulunan Delcy Rodríguez'e karşı yavaş yavaş bir hareketlenme yaşandığı söylenebilir. Eski Başkan Evo Morales ve Luis Arce arasında başlayan çatışmanın yarattığı ekonomik ve politik kriz ortamında başkan seçilen merkez sağ siyasetçi Rodrigo Paz, başkanlıktaki altı ayını doldururken, ülke ekonomisindeki durumun değişmemesi, ülkedeki petrol krizinin devam ederek günlük hayatı her gün daha da zor hale getirmesi toplumsal tepkilerin artmasına sebep olmuştu. Paz yönetiminin kabinesini oluştururken ülkedeki etnik ve toplumsal hareketleri önemsememesi, yerli hareketlerine mesafeli olması, yolsuzlukla mücadelede başarısız olduğuna yönelik inanç, başkan yardımcısı ile yaşadığı çatışma gibi konular Paz'a olan kısıtlı toplumsal desteğin de hızlı bir biçimde ortadan kaybolmasına sebep oldu. La Paz'da gerçekleşen vali seçimlerine hukuki yollarla müdahale edilmesi ve Paz'ın adayının vali olarak zoraki bir biçimde 'seçilmesinin' önünün açılması ise bardağı taşıran son damla oldu. Bu bağlamda, Başkan Rodirigo Paz'ın diyalog talebine eylemcilerin nasıl cevap vereceğini görmek gerekecek.
01 Haziran 2026 00:09

Kolombiya'da Seçimler
Mevcut anketler solun adayı Iván Cepeda'yı yüzde 37 civarı oyla birinci sırada gösterirken, aşırı sağcı Abelardo de la Espriella'nın ikinci sıraya yerleşmiş olabileceğine işaret ediyor. Kolombiya'da merkez sağın en önemli ismi olan Eski Başkan Álvaro Uribe Vélez'in desteklediği aday Paloma Valencia ise şimdilik ikinci tura kalmak için Espriella ile yarışıyor gibi görünüyor. Kendisini geleneksel siyasetin dışından ve yeni bir isim ve gerçek bir alternatif olarak sunan Abelardo de la Espriella ise aslında geleneksel merkez siyasetin önemli isimlerinin desteği sayesinde öne çıkmış bulunuyor. Kolombiya'nın en önemli iş insanlarından biri olan ve Barranquilla kentinin ve Kolombiya'nın Atlantik bölgesindeki siyasetin önemli isimlerinden biri olan Fuad Char'ın liderliğindeki Char ailesi de Espriella'ya desteklediklerini kamuoyuna ilan ettiler. İsrail'in büyük bir destekçisi, azılı bir komünizm karşıtı, eski bir ceza avukatı olarak güvenlik politikalarının savunucusu Espriella, kültür savaşlarını da kendi faydasına kullanmaktan çekinmeyen bir aday.
18 Mayıs 2026 00:09

Abd-meksika Arasında Yeni Kriz
Trump yönetimi ile birlikte artan ABD müdahaleciliğini, kısa vadeli bir maliyet-kazanç hesabı üzerinden kararlaştırılan ve genellikle de tutarlılık gözetilmeyen bir politikalar dizisi olarak tanımlamak mümkün. Bununla birlikte Başkan Claudia Sheinbaum'un ABD müdahaleciliği ve Meksika'nın iç işlerine karışması konularında söylemsel olarak kullandığı sert dilden geri adım atmadığı da söylenebilir. Fakat Sheinbaum ne kadar sert konuşursa konuşsun, ABD ile artan iş birliğinin önceki başkan ve siyasi hareketin kurucusu ve halen de geleneksel lideri konumundaki Andrés Manuel Lopez Obrador'un siyasi çizgisinden uzaklaşılması şeklinde yorumlanabileceği, bunun da parti içerisinde sorunlar yaratabileceğini tahmin etmek güç değil. İlk olarak Meksika ABD ve Kanada arasındaki serbest ticaret anlaşması TMEC'in güncellenme müzakereleri başlanmış durumda. Kongrede çoğunluğun kaybedilmesi demek Sheinbaum Hükümetinin kalan 4 senesinde muhalefetle ittifaklara mahkum olması anlamına gelecektir ki bu siyasal ortamda pek muhtemel bir durum değil. Sheinbaum tam da parti içi disiplin sağlama sürecinde iken ABD Adalet Bakanlığı, eski Başkan Lopez Obrador'un çok eski dostlarından ve Morena partisinin Sinaloa'daki en önemli isimlerinden biri olan Sinaloa Valisi Rubén Rocha Moya'nın da aralarında bulunduğu 10 kişi hakkında, uyuşturucu kartelleri ile iş birliği yaptıkları gerekçesi ile resmi bir iddianame hazırladı. Muhalefet ABD'nin iktidar partisine yönelik sürdürdüğü bu baskıdan oldukça memnunken Sheinbaum'un kendi partisi içinden de ABD'nin bu müdahalelerine karşı yeterince direnmediğine yönelik bir eleştiri alması mümkün.
04 Mayıs 2026 00:08

Barcelona'da Demokrasi Tartışması
Brezilya, Meksika ve Kolombiya Devlet Başkanları Lula da Silva, Claudia Sheinbaum ve Gustavo Petro gibi liderlerin de yer aldığı zirvede öne çıkan tartışma konularından biri ise, ismi alenen zikredilmese de, Donald Trump ve ABD'nin yeni müdahaleci saldırganlığıydı. Minnesota Valisi Tim Walz ise Trump konusunda daha açıktı; ABD'de bugün yaşanan durumun faşizm olduğunu ve bu durumun adının artık doğru biçimde konması gerektiğini söyledi. Bir sonrakinin 2027'de Meksika'da gerçekleşeceği zirvede ABD'nin saldırgan politikalarının yanı sıra dünyada yükselen aşırı sağ ve otoriter eğilimlerin nasıl tanımlanacağı ve solun bu eğilimlere karşı nasıl bir strateji izlemesi gerektiği de tartışılan konular arasında yer aldı. İspanya ile Meksika arasında Andrés Manuel López Obrador döneminden kalma bir gerilim olduğu bilinen bir durum. Obrador, kolonizasyonun 500. yılında Meksika'nın işgali ve İspanyolların Meksika'da gerçekleştirdikleri katliam ve yağmalardan dolayı İspanya hükümetinin Meksika'dan resmi bir biçimde özür dilemesini talep eden bir mektup yollamış, bu mektup iki ülke arasında diplomatik bir krizin çıkmasına sebep olmuştu. Bu durum, doğrudan hedef alınmasa da zirvenin ABD tarafından izlendiğine işaret olarak görülebilir.
20 Nisan 2026 00:09

Abd'yi Yatıştırma Politikası Ve Sınırları
Ancak geçtiğimiz hafta ABD ilk defa adaya 'insani yardım amaçlı' olarak Rusya tarafından 100 bin varillik bir petrol sevkiyatının yapılmasına izin verdi. Küba ise 2000'den fazla mahkumu serbest bırakarak ABD'nin bu 'jesti'ne karşılık verdi. Eğer iddialar doğru ise ve Küba içinde ABD'nin de yer alacağı -ABD sermayesinin demek daha doğru olabilir- bir ekonomik dönüşüm içine girecek ise, Küba'nın da Trump yönetimini yatıştırma stratejisini benimseyen ülkeler kervanına katıldığı söylemek mümkün olacak. Bugün için bölgede birçok ülkenin Trump yönetiminin baskılarına karşı doğrudan ve açıktan bir direniş yerine belirli tavizler vererek fırtınanın geçmesini bekledikleri söylenebilir. Bununla birlikte bölgede Brezilya gibi diğer önemli ülkelerin CELAC gibi örgütler vasıtasıyla ABD ile tekil ilişkiler kurmak ve Trump yönetimini yatıştırmak yerine daha kolektif cevaplar üretme gerekliliğini savunduğu da söylenebilir.
06 Nisan 2026 00:09

Şili'de Neoliberalizm 3.0
Şili'de aşırı sağcı Lider José Antonio Kast'ın başkanlık görevini devralmasından sonra geçen ilk haftada ülkeyi nasıl bir dört yıllık dönemin beklediğine dair somut belirtiler ortaya çıkmış bulunuyor. İktidarı devretmeye hazırlayan Gabriel Boric yönetiminin Çin ile anlaşmaya vardığı ve Hong Kong ile Şili'yi okyanus altından birbirine bağlayacak olan fiber optik kablo projesine ABD büyük tepki göstermiş, Trump yönetimi içlerinde Şili telekomünikasyon bakanının da dahil olduğu 3 kişiye seyahat yaptırımları koymuştu. Kast'ın ilan ettiği 'ulusun yeniden inşası projesinin' 40 maddesinden biri olarak 30 yaşın üstünde bulunan yüksek öğretim öğrencilerine parasız eğitim sağlanmasına son verilmesi gündeme getirildi, çalışanları toplu sözleşme yapmalarını güçlendirecek olan sektörel reform da geri çekildi. Kamu garantili kredi çekenlerin borçlarının ödenmeye zorlanmasına ya da emeklilerin ilk evlerini satın aldıklarında verilen desteklerin kaldırılmasına, bakanlık bütçelerinin kısıtlanmasına karşılık ise büyük şirketlerin vergileri yüzde 27'den yüzde 23'e, veraset intikal vergisi yüzde 3'e düşürülüyor, gelir vergilerinde de indirimlere gidiliyor. 2026-2029 yılları için belirlenmiş olan insan hakları planı da geri çekilen kanun teklifleri arasında.
23 Mart 2026 00:08

Meksika'da Yeni Güvenlik Paradigması
Meksika'nın hem ülke çapındaki etki alanı hem de küresel bağlantıları itibarıyla en önemli kartelleri arasında sayılan Yeni Nesil Jalisco Karteli (CJNG) Lideri'El Mencho' ve en yakın iki adamının CIA'nın sağladığı istihbarat vasıtasıyla düzenlenen bir operasyon ile öldürülmesi tam da dünya kupasına az bir süre kala gözlerin Meksika'ya çevrilmesine yol açtı. Meksika, sosyal demokrat Morena Partisinin 2018'de Andrés Manuel López Obrador'un başkan seçilerek iktidara gelmesiyle uyuşturucu kartelleriyle mücadelede farklı bir paradigmayı benimsemişti. Kısaca özetlemek gerekirse, Meksika 2006'da Felipe Calderón başkanlığı döneminde kartellerle topyekûn savaş modelini benimsemiş, ABD güvenlik birimleri ile iş birliği içinde ülkede büyük bir askerileşme süreci başlamıştı. 2018'de ise Obrador ile önemli bir paradigma değişikliği yaşandı. Obrador, bölgedeki uluslararası uyuşturucu kaçakçılığının ABD menşeli olduğunu -ki bu 60 sene önce Díaz Ordaz tarafından Johnson'a da söylenmişti- olumsuz etkilerinin ise bölge ülkeleri tarafından hissedildiğini, bu bağlamda asıl sorumluluğun ABD'de olduğunu savunageldi.
09 Mart 2026 00:08

Kuşatma Altında Küba Iı
ABD'nin Küba'ya uyguladığı petrol satışı yasağı bir aya yaklaşırken adada günlük hayat durma noktasına gelmiş durumda. Daha önce de bahsettiğimiz gibi Küba'daki ekonomik sorunlar yeni olmaktan çok uzak ve özellikle Kovid-19 pandemisi ile birlikte daha da derinleşen bir ekonomik kuşatma ve kriz durumundan bahsetmek mümkün. Aralık 2020'de Küba hükümeti ülkede derinleşmekte olan ekonomik krize karşı bir takım yasal değişiklikler öngörerek "Parasal Düzenleme" olarak adlandırılacak olan süreci başlatmış, ülkede yaklaşık otuz yıldır uygulanan çift parasal sistem kaldırılarak, emekli maaşlarında ve asgari ücrette artışa gidilmiş, sübvansiyon sistemi değiştirilmişti. Adadaki enerji krizinin en somut yansıması olan elektrik kesintilerindeki artışlar 11 Temmuz 2021'de 1994'teki Malecon eylemlerine benzer bir büyüklükte eylemlerin gerçekleşmesine sebep olmuştu. Özellikle 3 Ocak'ta Maduro'nun ABD'ye kaçırılması ile ortaya çıkan süreçte ise Trump yönetiminin adayı ekonomik olarak boğma stratejisini daha da güçlü bir biçimde uygulamaya karar vermesi şaşırtıcı değil. Bununla birlikte ortaya çıkan durumun ne ABD açısından ne de Küba açısından sürdürülebilir olduğunu düşünmek de gerçekçi gözükmüyor.
23 Şubat 2026 00:04

Venezuela'da Yeni Dönem
3 Ocak'ta ABD'nin Venezuela'ya düzenlediği saldırı ile Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşinin kaçırılarak uluslararası uyuşturucu kaçakçılığı suçlamaları ile yargılanmak üzere ABD'ye götürülmesinin ardından, ülkedeki durumun nereye doğru evrileceği üzerine oluşan belirsizlikler halen devam etse de ilk günlerde ortaya atılan bazı iddiaların kısmen açıklığa kavuştuğu söylenebilir. Geçtiğimiz hafta CIA Direktörü John Ratcliffe, Delcy Rodríguez ile Caracas'ta 2 saatlik bir görüşme gerçekleştirirken, ABD Venezuela'dan aldığı petrol karşılığında 300 milyon dolarlık bir ödemeyi onaylıyordu. Kongrenin başında bulunan Delcy Rodriguez'in kardeşi Jorge Rodríguez ise yabancı doğrudan yatırımları kolaylaştıran 29 kanunluk bir reform paketinin yakın zamanda oylanacağını ilan ederek, petrol sektöründe kamu şirketi PDVSA ile ortaklaşa çalışma zorunluluğunun sona ereceğinin işaretini veriyordu. Her ne kadar Maduro, ABD'li şirketlerin ülke ekonomisine yeniden girişine kapıyı kapatmamış olsa da ABD ile müzakerelerde Delcy Rodríguez kadar itaatkar olması beklenemezdi. Zaten mevcut durumda çalışabilir hale gelmesi için 100 milyar dolarlık bir yatırıma ihtiyacı olduğu tahmin edilen petrol endüstrisine Maduro iktidardayken herhangi bir ABD'li şirketin yatırım yapması da mümkün olmazdı.
26 Ocak 2026 00:12

Abd Venezuela'da İstediğini Aldı Mı?
ABD'nin aylardır Venezuela'ya yönelik oluşturduğu askeri baskı, ülkedeki bazı askeri hedeflerin vurulması ve ABD özel kuvvetlerinin Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini Caracas'ta düzenledikleri bir operasyon ile kaçırıp kendine yöneltilen uyuşturucu karteli lideri olma iddiası ile yargılanmak üzere New York'a gönderilmesi ile son buldu. ABD Başkanı Trump, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve 'Savaş' Bakanı Pete Hegseth ile düzenlediği basın toplantısında, operasyonun 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD'nin gerçekleştirdiği en muhteşem operasyon olduğunu, ABD'nin Venezuela'da kendisinden çalınan petrol kaynaklarını artık geri alacağını, bunu yapmak içinse bir grup kişinin görevlendirileceğini ve Venezuela'yı geçiş sürecinde ABD'nin yöneteceğini ilan etti. Venezuela muhalefetinin bugün için lideri sayılabilecek konumdaki María Corina Machado'yu ise ülkede saygı duyulmayan ve ülkeyi şu an için yönetme kapasitesinde olmayan bir kişi olarak nitelendirerek resmin dışına iterken, Venezuela'daki mevcut iktidarın kendileri ne derse yapmaya hazır olduğunu ve ABD'li şirketlerin ve Venezuela'yı yönetecek bu grubun mevcut iktidarla çalışacağını ifade ediyordu. Bu mesaj, Trump iktidarı döneminde ABD'nin tartışılmaz olarak dünyanın hegemonik gücü olduğudur. 3 Kasım'da Evrensel gazetesinde yayımlanan yazımda "Venezuela muhalefetinin artık kesin gözü ile baktığı, 1-2 aydır 'saatler içerisinde' gerçekleşeceğini umdukları ABD müdahalesinin -eğer gerçekleşecek olursa- bir kara müdahalesi biçimi almayacağını beklemek yanlış olmayacaktır. Eğer bir müdahale olacaksa sınırlı bir hava saldırısı ile üst düzey yönetimde ve orduda kopuşların gerçekleşmesi beklenecektir." şeklinde bir yorumda bulunmuştum. ABD artık Venezuela'nın sahibi ve Venezuela'daki mevcut iktidar Maduro'nun akıbetine uğramamak için Trump ve şürekası ne derse yapmaya hazır. Bu zafer, Venezuela'da topyekûn bir rejim değişikliği şeklinde de olabilirdi, ya da daha önce olduğu gibi ABD menşeli petrol şirketlerinin faaliyetlerini sürdürdükleri ancak Maduro'suz bir geçiş dönemi de yeterli olabilirdi. Zaten parçalı olan muhalefet, bir geçiş dönemi umuduyla en azından Maduro'dan kurtulmuş olmanın sevinciyle tatmin olur, Venezuela'daki mevcut iktidar (Nasıl başarılacaksa?) Maduro'nun kellesi karşılığında ABD'nin ekonomik ve askeri baskısından kurtularak bir nebze rahatlar, Trump iktidarı ise ABD'nin gerçekleştirdiği güç gösterisine ABD'li petrol şirketlerinin kazanımlarını da ekleyerek rejim değiştirmeden ama maliyetsiz bir biçimde iç politikada zafer kazanır mı zamanla göreceğiz.
05 Ocak 2026 00:06

Latin Amerika'da Trump Etkisi: Baskı, Müdahale, Müzakere
ABD'de Donald Trump'ın başkanlık koltuğuna oturması ile ülkenin Latin Amerika'ya yönelik politikalarında önemli bir değişikliğin gerçekleşmesi kaçınılmazdı. Panama, El Salvador, Kosta Rika, Guatemala ve Dominik Cumhuriyeti'ne gerçekleştirilen bu ziyaretin en öne çıkan konusu Çin'in bölgedeki ekonomik varlığının ABD'nin ulusal güvenliğine bir tehdit oluşturduğu ve bölge ülkelerinin bu çizgide hizalanmaları gerektiği olacaktı. Bu yeni müdahaleci paradigma 2025 yılı boyunca ABD'nin bölge ülkeleri ile ilişkilenmesinin birincil modeli olmuştur. 2025, bir yandan ABD'nin bölgedeki nüfuzunu ve baskısını arttırdığı bir yıl olurken, aynı zamanda aşırı sağ hareketlerin ve siyasi aktörlerin mevzi kazandığı bir yıl olarak anılacak. Narko-terörizm: ABD müdahalesinin yeni bahanesi Yılı kapatırken, ABD'nin bölgeye yönelik olan politika değişikliğinin devamı niteliğindeki son hamle ise Venezuela'ya yönelik askeri baskı oldu. Hiç şüphesiz, Venezuela'nın petrol ihracatının büyük bir bölümünün Çin'e yönelik olduğu "detayını" da unutmamak gerekiyor. Bu açıdan 2025, bölge için yeni tarz ABD müdahaleciliğinin mevzi kazandığı, bölge ülkelerinin artan baskılara karşı ortak bir cevap vermek yerine ikili bir düzlemde ABD yönetimini ikna etme ve müzakere imkanı bulma yolunu seçtikleri zor bir yıl oldu.
29 Aralık 2025 06:26

Şili'de Demir Yumruk Mu?
Demokrasiye dönüşten bu yana siyasi çizgisini Pinochet rejiminden ayırmayan ilk sağcı olma özelliğine sahip olan Kast, darbeyi ve Pinochet rejimini haklı ve yerinde bulduğunu gizlememekle kalmıyor, Pinochet sağ olsaydı kendisine oy vereceğini söyleyerek bu mirasın günümüzdeki temsilciliğini de üstleniyor. 9 çocuk sahibi, kürtaj ve ertesi gün hapı karşıtı, siyasetin Tanrı, aile ve vatan ekseninde yapılması gerektiğini her fırsatta savunan Kast'ın seçimleri kazanmasının neredeyse kaçınılmaz olması bölgedeki diğer aşırı sağcı hükümet ve hareketleri de büyük ölçüde heyecanlandırmış durumda. Siyasi kariyerine geleneksel merkez sağın bayrak gemisi olan UDI'de başlayan Kast, 2010'ların ortasından itibaren UDI liderliği ile anlaşamayarak partiden ayrılmış, aşırı sağ bir siyasi çizgiyi savunduğu bir kampanya ile başkanlık seçimlerine girmişti. Kast, son on yıl içinde sadece başkanlığı elde edebilecek güce ulaşmadı, aynı zamanda hem kendi partisini kurumsallaştırmayı başardı hem de Şili'de siyasetin tartıştığı ana temaları belirleyebilir hale geldi. Kast, Bolsonaro ya da Milei gibi kendisini siyasi seçkinlerin dışında tanımlamıyor, ya da ABD Başkanı Donald Trump gibi alışılmışın dışında bir tarz ve söyleme sahip değil.
15 Aralık 2025 00:04