
Yılbaşında 2026 yılı geneli için öngörülen %16'lık enflasyon hedefi, henüz ilk beş ay tamamlandığında gerçekleşen %16,61'lik kümülatif artışla birlikte tamamen aşılmış ve ocak ayında yapılan ücret zamları enflasyon karşısında fiilen erimiş durumda. Mayıs enflasyonuna göre gıda fiyatlarındaki mevsimsel gerileme manşet enflasyonu bir nebze frenlese de halkın en temel yaşam maliyetlerini oluşturan konut (%45,59) ve ulaştırma (%34,29) gruplarındaki yüksek yıllık artışlar, vatandaş üzerindeki baskının ana kaynağı olmaya devam ediyor. TÜİK'in yayımladığı 2025 yılı Hanehalkı Bütçe Araştırması sonuçları, Türkiye'deki toplumsal sözleşmenin nasıl yeniden yazıldığına ve paranın esasında nereye gittiğine dair bir kesit sunuyor. Aylık ortalama tüketim harcamasının 45.344 TL'den 64.104 TL'ye, yani %41,4 oranında artmış olması ilk bakışta refah artışı izlenimi oluştursa da işin aslı başka. Konut ve kira kaleminin tek başına %59,1 artarak toplam harcamanın %29,3'üne ulaşması, büyümenin kapasiteden ziyade vatandaşın içine girdiği kıskacı büyüttüğünün en kaba göstergesi. En düşük gelir grubunda (ilk %20) aylık ortalama harcama 24.848 TL iken, en yüksek grupta (son %20) bu rakam 123.155 TL'di. Nihayetinde, Mayıs 2026 enflasyon rakamları ile hanehalkı bütçe araştırmalarının kesiştiği nokta, Türkiye'nin önündeki en büyük riskin bir fiyat istikrarsızlığı meselesinin çok ötesinde, yapısal bir toplumsal çözülme olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Yıl başındaki hedeflerin daha ilk yarıyıl dolmadan kâğıt üzerinde kalması, ücretlere yapılan zamların daha vatandaşın cebine girmeden konut ve ulaştırma koridorlarında kamulaştırılması, kronikleşen bu "zam-para" düzeninin yapısal bir sonucu.
Kaynak: Yeni Şafak
06 Haziran 2026 04:00
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Sandıkta Sessiz İstifa
Toplumu "sosyal hayatta kalma moduna" hapseden ekonomik sıkışmışlık, mutfakta radikal bir kırılmaya yol açarken; kadınlar, gençler ve emekliler üzerinden iktidarın kalelerini sarsan büyük bir sandıkta sessiz istifa dalgası üretiyor. Areda Survey'in "Sosyometre Mayıs 2026 Ekonomi Raporu" verileri, ekonomik daralmanın sadece bir cüzdan meselesi olmadığını, bireylerin kimliklerini, sosyal bağlarını ve geleceğe bakış açılarını nasıl yeniden şekillendirdiğini açıkça ortaya koyuyor. Nitekim ankete katılanların %58,5'i "sadece en temel ihtiyaçlarımı alıyorum, lüks sayılan her şeyi kestim" yanıtını vermiş. Ankete katılanların %37,5'i fiyatların bugünkü hızında artmaya devam edeceğini, %36,8'i ise daha da hızlanacağını öngörüyor. Araştırma, kadınların fiyat artışları konusunda erkeklere kıyasla belirgin biçimde daha karamsar olduğunu ortaya koyuyor: Kadınların %46,1'i önümüzdeki aylarda fiyatların daha da hızlanacağını düşünürken, aynı görüşü paylaşan erkeklerin oranı yalnızca %27,2. Bu 19 puanlık makas, kadınların gündelik alışverişin birincil yöneticisi olarak enflasyonu çok daha doğrudan ve yakıcı biçimde deneyimlediğini yansıtıyor. Üstelik kadınların %53,6'sı tüm lüks harcamalarını keserken, en ucuz ürünlere yönelme oranı (%25,8) da erkeklerden yüksek. 18-34 yaş grubunun yalnızca %34'ü gıda masraflarını birincil sorun olarak gösterirken, bu kesimin %35,5'i eğlence, giyim ve dışarıda yemek gibi sosyal harcamalardaki artıştan yakınıyor. Dahası, 18-34 yaş grubunun %45,9'u fiyatların daha da kötüleşeceğine inanıyor ki tüm yaş grupları içindeki en yüksek kötümserlik oranı. 55 yaş ve üzeri kesim, gıda masraflarından en çok bunalan grup olarak öne çıkıyor: Bu yaş grubunun %67,3'ü birincil zorluğunu gıda ve mutfak masrafları olarak tanımlıyor.
13 Haziran 2026 04:00

İndiremez Ki İndiremez Ki Merkez Faiz İndiremez Ki
Küçükken karşımızdaki çocukları köşeye sıkıştırmak, sinir krizinin eşiğine getirmek için kullandığımız "yapamaz ki yapamaz ki" sloganı, bugün Merkez Bankası'nın para politikasını tanımlamak için kullanılır hale geldi. Ekonomi yönetiminin ruhunu teslim aldığı "faizi indirirsek döviz fırlar" korkusu halen daha sürüyor. BİREYSEL DÖVİZ KAZANÇLARININ VERGİLENDİRİLMESİ Bugün bu ülkede alın teriyle çalışan bir ücretlinin geliri %15 ile %40 arasında değişen oranlarda daha cebe girmeden vergilendirilirken, evinde pofuduk terlikleriyle oturup sadece "Dolar/TL" grafiği izleyen bireylerin döviz alım-satımından elde ettiği kur kazancı sıfır vergiyle muaf tutuluyor. Yani ekonomi yönetimi diyor ki: "Fabrikada mesaiye kalırsan vergi alırım ama ekrana bakıp 'Dolar uçuyor' diye sevinirsen hayırlı kazançlar dilerim." Yeni Şafak gazetesinin bir kez daha gündeme getirdiği bireysel döviz kazançlarının vergilendirilmesi önerisinde ezberlenmiş koronun yükselmesi şaşırtıcı değil. Neymiş "Küçük tasarruf sahibi ezilecek, Ayşe Teyze'nin kefen parası kuşa dönecek!" Yeni Şafak iyi tasarlanarak tüm kaygıları ortadan kaldırma potansiyeli olan bir model öneriyor aslında. Asıl hedef yastık altındaki üç kuruşa dokunmadan, sadece "büyük abileri" masaya çağırmak. Gelenekselleşmiş, torununa harçlık yapmak için kenara 1.000 Dolar atan amcamızın vergi dairesiyle yollarını kesiştirmezsin ki bugün izlenen vergi politikası ile nefes alan herkes nerede ise karşılaşıyor zaten. Kur 40 TL'den 10.000 dolar alıp 55 TL'den bozan birinin 150.000 TL'lik nominal kazancı, enflasyondan arındırıldığında muafiyet sınırının altında kalırsa vergilendirilmez. Piyasa analistleri, Londra merkezli fon yöneticileri ve uluslararası kuruluşlar ne derse desin; Merkez Bankası'nın bu Perşembe faizleri %35'ler seviyesine hatta altına indirmesinin önünde teknik veya rasyonel hiçbir engel yok.
10 Haziran 2026 04:00

Büyümüşsün Dedi, Okumuş Kadın Tabii…
Yüzde 2,5'lik büyümenin arka planında, %9,5 oranında büyüyen bilgi-iletişim ve hizmet sektörlerinin sürükleyici etkisi yatarken; üretimin omurgası olan sanayi sektörünün %0,8 oranında daralması dikkat çekici bir asimetriye işaret ediyor. Onun yerine kibarca "Büyümüşsün" diyorlar. Sanayicinin, üreticinin adeta canına okunduğunu, üretim bantlarının nefes darlığı çektiğini söyleyemiyorlar da, rapora "Sanayi sektöründe %0,8 oranında bir daralma gözlemlenmiş, büyüme asimetrik bir sektörel dağılım sergilemiştir" yazıyorlar. JPMorgan'ın bu hamlesini ve piyasaya verdiği mesajları incelediğimizde, bunun sıradan bir kâr realizasyonu" olmanın ötesinde, küresel sermayenin klasik bir yönlendirme ve baskı stratejisi olduğu görülüyor. Kârı cebe indirdikten sonra kısa vadeli pozisyon kapatmaları ve hemen ardından siyasi belirsizlik veya iç dinamikler gibi soyut gerekçeleri öne sürmeleri de oynadıkları oyunun bir parçası aslında. "Riskleriniz arttı, eğer paramızı içeride tutmamızı veya yeni sıcak para gelmesini istiyorsanız, bize daha yüksek bir risk primi (faiz) ödemelisiniz" şantajına boyun eğmememiz gereken bir para politikası kurulu bizi bekliyor. Politika faizinin yüzde 37'den 40'a veya daha yukarısına) çıkarılması gerektiği yönündeki raporlar da, tam olarak bu blöfün masaya sürülen kartını temsil ediyor. Türkiye'nin artık bu zehirli vur-kaç sarmalını kırarak rantiye için bir carry trade kumarhanesi olmaktan çıkmalı ve bu blöfü yutmayarak rotayı acilen üretime, reel sektöre ve somut ölçülebilir adımlara kırmalı. Küresel sermayenin fahiş kârlarını realize ederek piyasadan çıkması, kaçınılmaz bir döviz talebi oluşturarak Merkezin rezervleri üzerinde ciddi bir stres testi oluşturuyor. Bu tahliye süreci, sürü psikolojisini tetikleyerek kurda spekülatif bir dalgalanma riski barındırsa da Merkez Bankası'nın düşebileceği en büyük stratejik hata, kuru savunmak adına rezerv yakmak ve rantiye sermayenin kârını ucuz kurdan dışarı çıkarmasını kendi elleriyle finanse etmektir açıkçası. Kurda oluşabilecek suni hareketliliklere karşı Yeni Şafak Gazetesinin "döviz kazançlarından vergi alınsın" önermesinin ne kadar önemli olduğunu bugün bir kez daha anlıyoruz. Kambiyo vergisinin ötesinde caydırıcı bir oran olmadığı sürece bu panik atakların finansal ve reel piyasalara tahribatını her spekülasyonda acı bir tecrübe olarak yaşıyoruz. Uygulanacak bu vergi, hem ani çıkışların hızını kesip kamuya reel sektörü destekleyecek bir kaynak oluşturacak hem de elde edilen bu gelirlerle katma değer oluşturabilecek alanlara düşük maliyetli finansman sağlanmasına imkân tanıyacaktır. 3 yıldır enflasyonu salt yüksek faizle ve ithal sıcak parayla dizginleme çabasının gerçek bir tedavi sunmadığını artık 7sinden 70'ine herkes biliyor. Yabancı fonların bu çıkışı, uygulanan ağrı kesici tedavi etkisinin geçtiği ve asıl tedaviye, yani üretim ekonomisine dönmemiz gereken o kritik eşiğe işaret ediyor. Ancak bu durumun fırsata dönüşmesi için önce zihinsel bir kopuşun ya da değişimin gerçekleşmesi şart. Mevcut ekonomi yönetiminin zihniyeti ile olabilecek bir işe benzemiyor. Yüksek faizle sıcak parayı tutup kuru baskılayarak enflasyonu dizginlediğimizi sandığımız bu 1001 günü aşkındır yaşadığımız dönem, aslında yapısal sorunları erteleyen ve faturayı reel sektöre, esnafa, sanayiciye ve dar gelirli vatandaşa kesen bir illüzyon dönemiydi. Bugün küresel rantiyenin blöf yaparak masayı terk etmesi bu illüzyonun sürdürülemezliğini bir bakıma tescil etmiş durumda. Bu ya da yeni gelecek ekonomi yönetimi "döviz gelsin, kur tutulsun, enflasyon görünsün düşük" refleksinden tamamen sıyrılıp yerli sanayicinin önündeki kredi duvarını yıkacak, ihracatçıyı katma değerle büyütecek, istihdamı reel üretimle besleyecek ve Türkiye'yi gerçek bir üretim üssüne dönüştürecek yapısal adımlara hız vermelidir.
03 Haziran 2026 04:00

Kavurma Koydum Tasa
Büyük leğen etlerin yıkanması için, orta boy leğen sakatat bölümü için, küçük leğen 'ne olur ne olmaz' diye yedek olarak konumlanmadıysa bayramın tüm dengesi sizden habersiz alt üst olmuştur. Bayram sabahı kurban kesim yerlerindeki heyecanı, sabırsızlığı, mutluluğu bilmeyen uzmanların genel uyarısı "efendim etinizi 12 saat bekletiniz." Ya hu adamcağız aylardır o anı bekliyor, kurbanı aldıktan sonra en az iki kez acaba kurbanıma iyi bakıyorlar mı diye aldığı yere gidiyor, bayram gecesi uyuyamıyor, biz kalkmış 12 saat bekle diyoruz. Bırakın 12 saat boyunca bir köşede 'Ben ne yaşadım az önce?' diye sakince kendi kendine muhasebe yapsın. Şaka şaka ne 12 saati, "kuşbaşı mode on plesase." Geniş tencere şarttır, klostrofobi kabul edilmez: Şöyle ferah, geniş bir tencere seçin ki etler içinde rahatça var olmayı hissedebilsin. Unutmayın ki bizde kavurma bir şahsiyet meselesidir. Tam 6 saat boyunca o loş, romantik atmosferde, adeta bir meditasyon seansı eşliğinde kavuruluyor. Son 1 saate kalmış, yani mumlar eriyip bitmek üzereyken tuz ekleniyor ve büyü tamamlanıyor. 6 saatin sonunda muhtemelen açlıktan bayılmak üzere olacaksınız. Her mahallede, her ailede ve her bayramda mutlaka olan bu tiplere rast gelmedi iseniz "nerde o eski bayramlar" demekte haklı olabilirsiniz. "Ben hallederim abi"ciler: Her mahallede, her ailede mutlaka bir tane bulunur. Profesyonel kasaplara taş çıkartacağını iddia edip "Ben hallederim abi" diye işe girişir.
30 Mayıs 2026 04:00

Merkez Kafaya Koymuş, Bu Bayram Bizi Kesecek!
Ekonomi yönetimi uzun zamandır kapı kapı dolaşıp, "Enflasyonu düşürmek için iç talebi soğutmamız lazım" diyordu. Biz ahali olarak bütçeye uygun tosuna, düveye ortak ararken; Merkez Bankası çoktan rasyonel rasyoları bileyip, KOBİ'yi, esnafı ve tüketiciyi sıraya dizmiş bile. 1001 gecedir ise tam tersi bir eğilim tercih ediliyor. Merkez Bankası'nın şifalı çorbası da kredi tavanı. Bu enflasyon otuzlu seviyelere öyle bir yapıştı ki, artık politika faizini yüzde 100 de yapsan düşmez, kredileri toprağa da gömsen de düşmez. Merkez kabul etse de etmese de görse de görmese de ki görmüyor ortada her şeyi devirip geçen bir maliyet fili var. Talep fazla diyor. Pis fakirler utanmadan kredili mevduat hesabı kullanıyor diyor. Merkez ikinci ihtimali hiç değerlendirmiyor. Doğalgaz faturası, kira, hammadde, personel maliyeti bunlar Merkez'in eksenine hiç giremiyor bile. Merkez, bu insanların son sığınağı olan limit büyüme tavanını indirdiğinde bu yapısal sorun ortadan kalkmıyor; sadece çaresizlik derinleşiyor. Bugün bizim kurbanlık danalar yerini maalesef ekonomik darboğazla boğuşan esnafa, sermaye baskısı altında ezilen KOBİ'lere ve ayın 25'inde bakiyesi eksiye düşüp çocuğuna bayramlık alma kaygısı güden güvencesiz alt ve orta sınıfa bırakmışa benziyor. Peki bıçağı tutan kim? Merkez. "Makro finansal istikrar güçlendirilmiştir." Teknik ve temiz bir cümle. Bayramınız mübarek, kurbanlarınız kabul olsun; ancak umarım bu acımasız faiz düzeninin kurbanı bu bayram siz olmazsınız.
27 Mayıs 2026 04:00

Buradayım Be, Buradayım!
Neyse ki bu bayram, hepimizi birer ekonomi profesörüne çeviren o kasvetli havayı dağıtacak, en azından "Senin kurban kaç kilo geldi, et yumuşak mı?" sorusunun yanına sote edip iştahla konuşabileceğimiz nur topu gibi, taptaze bir siyasi meselemiz oldu. Memleketçe en büyük yeteneğimiz olan "her şeyden anlama" vasfımızı, bu bayram da ekonomi bakanlığından alıp, iç ve dış siyaset uzmanlığı koltuğuna gururla devredeceğiz. Kılıçdaroğlu, belediye gücünü arkasına alıp kurultay hesabı yapan delege avcılarına bizzat "Ben daha tasfiye olmadım" mesajı veriyormuş. Mahkemenin bugün "iradeyi fesada uğratma" olarak tescillediği kapalı kapı diplomasisini Kılıçdaroğlu o gün bizzat hissettiği için masayı yumrukluyormuş. O gün kameralar karşısında yükselen ses, seçim yenilgisini unutturmak için oynanan bir tiyatro gibi görünse de parti genel merkezini ele geçirmek üzere arkadan yaklaşan o "menfaat ve baskı" dalgasına karşı içeriden verilmiş son büyük savaşmış. Vay be ne "Buradayım be, buradayım!" ama… Şimdi birileri istiyor ki: Aman kur yükselmesin, yabancı sermaye ürkmesin, Londra'nın Oxford Street'inde yürüyenlerin ayağına taş değmesin diye bizzat CHP'lilerin birbirlerini ihbar etmesiyle başlayan bu hukuki süreç paspasın altına süpürülsün. Dolayısıyla CHP'nin iç kavgasından doğan bu hukuk krizini, "Her şey tam rayına girecekti de mahkeme bozdu" diye pazarlamak, başarısızlığa peşinen bahane üretmekten başka bir şey değil maalesef. 31 Mart yerel seçimleri olur Merkez kafasına göre 500 baz puan faiz artırır; 19 Mart olur yine faiz artırılır rezervler yakılır, savaş olur yine faizler fora, 21 Mayıs olur milyar dolarlık sakinleştirici enjekte edilir. Ekonomi yönetimi, Londra pazarından yüksek faiz vaadiyle öyle ürkek, öyle fırsatçı bir sıcak para danası seçti ki, bu hayvandan yerli üretime hisse çıkacağını sanmak en büyük yanılgıydı. Hazır Bay Kemal evine dönmüşken, bizim ekonomi yönetiminin de artık Londra semalarında Carry Trade turları atmayı bırakıp, kendi evine, yani bu ülkenin fabrikasına, tarlasına ve esnafına kafa yormasının zamanı geldi de geçiyor.
23 Mayıs 2026 04:00

Tamam Da Kanka Ne Alaka?
Günlerdir bir koro halinde yükselen "Ücretsiz konser var dediler" nakaratı, aslında bir gerçeği gölgeleme çabasından ziyade, kendi çaresizliklerinin ve gençlerle kuramadıkları bağın apaçık bir itirafıdır. Karşımızda öyle bir muhalefet anlayışı var ki, adeta bir "akvaryum siyaseti" yürütüyorlar. Haliyle, 81 ilden kopup gelen on binlerce gencin o muazzam enerjisini bu daracık fanusa sığdıramıyorlar. Kamera gördüğünde utancından yüzünü kapatan birkaç gencin refleksini cımbızlayıp "Bakın, AK Parti ile anılmak istemiyorlar" diye algı kasanlar, stadyumun dev LED ekranında aniden kendisini gören bir gencin o saf, utangaç mahcubiyetini bile siyasi sermaye yapacak kadar küçülüyorlar. Neredeyse "Göz kırptı, kesin bir şey demek istiyor" diye analiz kasacaklar. Bu memlekette yaşıyorsanız, her duyduğunuz güzel sözün sonunda genellikle bir "ama" olur. Unutmamak gerekiyor ki, bu hareketi sadece büyük organizasyonların ihtişamı değil, o organizasyonların içine üflenen ruh ayakta tutuyor. Bugünün Türkiye'sinde AK Gençlik kadrolarına düşen asıl büyük sorumluluk; gençliği sadece dijital dünyanın trendlerine ya da konjonktürün rüzgarlarına göre konumlandırmak değil; onları kendi köklerine ve medeniyet kodlarına bağlı, fedakarlığı bir yaşam düsturu haline getirmiş birer şahsiyet olarak yetiştirmektir.
20 Mayıs 2026 04:00

İşin Mi Var, Derdin Var?
Pluxee'nin Ipsos iş birliğiyle 2025 yılının ilk yarısında 10 ülkede, 8.700 katılımcı ve 80 çalışanla gerçekleştirdiği araştırmanın Türkiye bulguları, çalışan bağlılığına dair köklü kabulleri bir tık sarsıyor. Gençler gelecek konusunda hâlâ umutlu görünüyor; ama aynı gençler ev fiyatlarını görünce ilan sitelerini sessizce kapatıyor, otomobil fiyatlarına bakınca toplu taşıma kartına daha sıkı sarılıyor, kariyer hedeflerini "uzaktan çalışan yabancı şirket bulabilir miyim?" sorusuna indirgiyor. "Ev alamam ama en azından iyi kahve içiyorum" motivasyonun zirve yaptığı inanılmaz bir kuşatmanın esiri altında üstelik. Araştırmadaki en çarpıcı bulgulardan biri "iyi yaşam" algısında ekonomik yeterlilikten çok sosyal çevrenin öne çıkması. Türkiye'de ekonomik kırılganlık arttıkça sosyal ilişkiler bir tür alternatif güvenlik sistemine dönüşüyor. "Bir süre bizde kal", "istersen borcu sonra verirsin", "tanıdık bir yerde iş varmış" gibi cümleler eskisi gibi çok telaffuz edilmese de hala görünmeyen bir sosyal güvenlik sistemi olma özelliğini sürdürüyor. "Beni yoruyor ama şu an ayrılacak cesaretim yok" sessiz çığlığı çalışanlar ile şirketler arasındaki ilişkinin ne yöne evrildiğini açıkça gösteriyor. "Kendimi geliştiriyorum", "ekibi seviyorum", "değer üretiyorum" bu ifadeler geçmişte gerçekten hissedilen şeyler olsa da bugün sert ekonomik gerçekliğin üzerini örten psikolojik tamponlar aslında. Çalışanların önemli bir bölümünün "elimden geldiğince çok çalışırım" demesi aslında sistemin birkaç kişinin sırtında döndüğünü gösteriyor. Modern iş hayatı giderek eşit emek düzeninden uzaklaşıp birkaç kişinin sistemi sırtladığı bir kurumsal hamallık ekonomisine dönüşüyor maalesef. Hal böyle olunca Türkiye'de insanlar artık çalışarak zenginleşmenin hayalini kurmuyor; mevcut hayat standardını kaybetmemeye çalışıyor.
16 Mayıs 2026 04:00

Ak Genç
Rakamlar size belki büyüklüğü anlatıyordur; ama fedakârlığı, gecenin köründe soğukta beklemeyi, "vazgeçsem mi?" diye düşünüp yine de vazgeçmemeyi anlatamazlar. 367 krizleri oldu, e-muhtıralar verildi, kapatma davaları açıldı, manşetler atıldı, darbe girişimleri yaşandı. Bu; en önde yürüyenlerin, kriz anlarında en son ayrılanların, herkes dağıldığında sandalye toplamaya devam edenlerin, yük ağırlaştığında sessizce omuz verenlerin hikâyesi. Biraz Yusufların hikâyesi bu… Gece üçte telefon çaldığında, gözlerini bile tam açamadan montunu sırtına geçirip "tamam abi geliyorum" diyerek sokağa çıkan Yusufların… Kendi içinde kopan fırtınaları kimseye göstermeden, en yorgun anında bile arkadaşının omzuna dokunup "devam edeceğiz" diyebilen Raşitlerin… Biraz Orçunların hikâyesi… Saatlerce organizasyon koşturup gece eve döndüğünde yorgunluktan konuşamayacak halde olsa bile ertesi sabah yeniden "ne eksik kaldı?" diye soran Cansuların… Ailesinin "kendini de düşün" sözünü kalbine gömüp yine de meydandan ayrılmayan Kübraların… "Ne zaman bitecek bu meşgaleler?" sorusuna tebessüm ederek cevap veren dava arkadaşlarının… Belki de isimleri hiçbir zaman kürsülerde okunmaz. Kocaeli, şimdi büyük bir heyecanla bu hikâyeye ev sahipliği yapmaya, 16 Mayıs'a hazırlanıyor. Kocaeli Stadyumu'nda bir araya gelecek olan 100 bin genç; dışarıdan bakıldığında belki sadece görkemli bir şölenin parçası gibi görünebilir. Bir nesle direnmenin asaletini öğreten, "yıkıldık" denilen yerden yeniden ayağa kalkmanın sırrını gösteren ve bir davanın bedel ödenerek nasıl omuzlanacağını hissettiren bir lider... Kimi zaman yalnızlaştırılmak istenen, kimi zaman manşetlerle kuşatılan, kimi zaman darbelerle susturulmaya çalışılan; fakat her seferinde milletinin sinesinden daha güçlü bir şekilde doğan o liderliğin gölgesinde büyüyen bir nesil, o gün orada tarih yazacak. Bu yüzden 16 Mayıs'ta Kocaeli'den hatıralar yükselecek; çekilen çilelerin onuruyla.
13 Mayıs 2026 04:00

Eski Tadı Yok
Bir zamanlar lahmacun vardı. Ve mesele yalnızca bir lahmacunun kaç liraya satıldığı meselesi değil insanların onu yerken artık aynı hissi yaşamıyor oluşu mesele. Hayatın tadı ile lahmacunun da tadı değiştiğine ikna bir şekilde yola devam diyorlar. En düşük ortalama fiyatın Van'da yaklaşık 92 TL, en yüksek fiyatın ise Adana'da 322 TL seviyesinde olması; yalnızca maliyet farkını değil, gelir yapısını, tüketim alışkanlıklarını ve bölgesel fiyatlama davranışlarını da gösteriyor. Research İstanbul'un Nisan 2026 Lahmacun Endeksi gastronomik bir veriden çok daha fazlası. Aylık artış yüzde 2,15'ten yüzde 1,97'ye gerilemiş. TÜİK aylık enflasyonu beklentilerin üzerinde %4,18 gelse de menülere bakınca masaya çöken o kısa sessizliğin hissini tarif etmekten oldukça uzak kalıyor. "İçindeki gerçekten kıyma mı", "Ayran alırsam fazla olur mu?", "İki tane söylesem abartı mı kaçar?", "Kartın limiti yeter mi?" … Sultanbeyli'de 79 liraya satılan lahmacun ile Beşiktaş'taki 220 liralık lahmacun arasındaki fark sadece kıyma farkı değil biliyoruz değil mi. Ankaralıların deyişiyle "Lahmacun la bu lahmacun". Hamur aynı hamur. Ama insanlar artık aynı insanlar değil. Belki de bu yüzden bugün herkes aynı cümlede buluşuyor: "Eski tadı yok." Çünkü aslında eksilen şey lahmacunun tadı değil. Birlikte ucuzlayabilen hayatların hissi. Ve galiba bu yüzden lahmacun hâlâ Türkiye'nin en dürüst ekonomik göstergesi olmaya devam ediyor.
09 Mayıs 2026 04:00

Hayaller Tek Hane, Hayatlar Şişhane!
Nisan 2026 enflasyon verileri ile piyasaların gerçek görünümü birlikte okunduğunda Türkiye ekonomisinin artık klasik bir enflasyonla mücadele denkleminden çıktığı görülüyor. Başlangıçta her ne kadar masada iç talep, kur, faiz ya da bütçe disiplini olsa da artık enerji jeopolitiği, finansman kanallarının tıkanması, maliyet öngörülemezliği ve şirketlerin hayatta kalma refleksi aynı anda devreye girmiş durumda. Yani ekonominin direksiyonunda Ankara oturuyor gibi görünse de, kumandanın bir tuşu Hürmüz'de, bir tuşu Brent petrolde, bir tuşu bankaların teminat masasında, bir tuşu da şirketlerin boşalan kasasında duruyor. Nisan'da TÜFE'nin aylık %4,18 ile beklentileri aşması, dezenflasyon sürecinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterirken; piyasanın içler acısı tablosu bu kırılganlığın reel sektörde nasıl bir savunma ekonomisine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Areda Survey'in Nisan Sosyometre sonuçları da toplumun izlenen ekonomi politikasından umudunu kestiğin net bir şekilde ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre toplumun %85,3'ü uygulanan ekonomi programının enflasyonu düşürmede başarısız olduğunu düşünüyor. Hürmüz'de sıkışan bir tanker, İstanbul'da yükselen kira; Basra'da artan risk primi, Ankara'da değişen faiz kararı anlamına gelebiliyor. Faiz demişken Hürmüz'den geçen petrol tankerine faiz artışıyla yol açma ritüelimiz enerji maliyetinin etkisini kısmak bir yana tüm kesimlerin nefesini kısmaya ant içiyor. Şirketler artık "nasıl büyürüm?" sorusundan çok "bu ay nasıl dağılmam?" sorusuna cevap arıyor.
06 Mayıs 2026 04:00

Boynu Bükükler
Mart 2026 işgücü verileri izlenen ekonomi programının sahadaki yansımalarından sadece birini yansıtıyor. İşsizlik oranının %8,1 olarak açıklanması bir başarı hikayesine işaret etse de madalyonun diğer yüzündeki %31,5'luk atıl iş gücü oranı karamsar bir tabloyu gözler önüne seriyor. Yani sokaktaki her 10 kişiden sadece biri işsiz desek, kalan 9 kişinin evine her akşam huzur içinde dönerken birer kilo kıyma götürdüğüne inanmamız bekleniyor. Eksik istihdam artıyor, potansiyel işgücü genişliyor, yani ekonomi bir üretim makinesi olmaktan çıkıp bir idare etme mekanizmasına dönüşüyor. İşgücü istatistiklerine göre kadınların işgücüne katılımının %35,3'te kalması, sosyal politikaların karşılık bulamaması ile ulu ekonomi programının örtük tercihini gösteriyor. Gençler tarafında ise %15'lik işsizlik oranı, yüce ekonomi programının geleceğe dönük bir istihdam vizyonu üretmediğini ortaya koyuyor. Gençler ya düşük nitelikli işlere razı oluyor ya da sistemden koparak potansiyel işgücüne dönüşüyor. Dolayısıyla bugün işsizlik bir sorun olarak görülmese de eşsiz ekonomi programı kaynaklı bir istihdam kalitesi sorunu olduğu ortada. Enflasyon düşüyor, dengeler toparlanıyor, işsizlik oranı geriliyor. Hatta ekonomi büyüyor da olabilir. Bu nedenle çözüm daha fazla sıkı para politikasıyla talebi baskılamak değil elbette.
02 Mayıs 2026 04:00