
Şarkiyatçıların ve batılı tarihçilerin Türk devlet aklını analiz ederken sıkça başvurduğu bir kırılma noktası vardır: 1566. Kanuni Sultan Süleyman'ın Zigetvar surları önünde son nefesini vermesiyle nihayete eren o "Muhteşem Yüzyıl", Türk cihan hâkimiyeti mefkuresinin en zirve, en itibarlı noktası olarak kabul edilir. Gerçek, tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor: Türk devleti ve Türk milleti, 1566 yılından bu yana uluslararası arenadaki en güçlü, en kurucu ve en itibarlı dönemlerinden birini yaşıyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın Beyaz Saray'da sarf ettiği şu sözler, küresel dengelerin nasıl yeniden şekillendiğinin en net vesikasıdır: "Erdoğan çok güçlü bir lider, harika bir ordusu var. Erdoğan gel dedi, gidiyorum. O olmasaydı belki de bu zirveye gitmezdim." Bu cümleler, sıradan bir diplomatik nezaketin çok ötesindedir. Dünyanın en büyük askeri paktı olan NATO'nun liderler zirvesi Ankara'da toplanıyor ve dünyanın en agresif, en "öngörülemez" lideri olarak bilinen ABD Başkanı, bu zirveye katılma gerekçesini tek bir isme, Türkiye'nin liderine ve onun askeri gücüne dayandırıyor. Yüzyıllardır Batı karşısında "hasta adam" muamelesi gören, ardından modern dünyada "müttefik" adı altında emir erliğine zorlanan bir devlet yapısından; bugün Washington'a, Moskova'ya ve Brüksel'e kendi şartlarını dikte ettiren, "Gel" dediğinde küresel güçleri Ankara'da hizalayan bir akla evrilmiş durumdayız.
Kaynak: Diriliş Postası
25 Haziran 2026 16:42
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Huzurdan Kim Rahatsız Oluyor?
Bu yalnızca bir güvenlik meselesi değildir. İnsan sormadan edemiyor: Çünkü siyasetin amacı, milletin sorunlarını çözmektir; çözümsüzlükten siyasi rant devşirmek değildir. Aynı cephede savaşmış, aynı bayrağa sarılmış, aynı ezanı dinlemiş, aynı vatana gözünü kırpmadan can vermiştir. Gerçek milliyetçilik, milleti birbirine düşürmek değildir. Gerçek milliyetçilik, terörün tamamen bittiği güçlü bir Türkiye bırakabilmektir. Türkiye artık eski Türkiye değildir. Millet de artık kırk yıl önceki millet değildir. Ve unutulmamalıdır ki, terörsüz bir Türkiye'ye karşı çıkmak, sadece bir siyasi tercihi değil; milletin huzur beklentisini de sorgulamayı gerektirir. Çünkü kazanan siyasetçiler değil, Türkiye olmalıdır.
05 Temmuz 2026 00:05

Sahi, Biz Kimiz De Dini Koruyoruz?
Hal böyleyken, zaman zaman düştüğümüz o büyük yanılgı ne kadar da düşündürücü: "Dini kurtarmak", "Allah'ın dinini korumak!" İslam inancının en temel sıfatlarından biri **"Samed"**dir. Kur'an-ı Kerim, daha en başından dinin ve kitabın asıl koruyucusunun bizzat Allah olduğunu ilan eder (Hicr, 9). İnsanın yeryüzündeki rolü, dinin bekçiliğini yapmak değil; o dinin getirdiği evrensel ahlakı bizzat yaşayarak yeryüzünde adaleti ve barışı inşa etmektir. Dolayısıyla, kendimizi koca kainatın sahibinin "muhafızı" zannetme kibrinden sıyrılmalıyız. İnsan olarak haddimizi bilmek, inancın ilk şartıdır.
04 Temmuz 2026 00:05

Küresel Vicdanın İflas Raporu Ve Bizim İçerideki Sağır Oda
Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası ilişkilerin ve mevcut dünya düzeninin röntgenini çeken, üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir açıklamaya imza attı: "'Altta kalanın canı çıksın' anlayışının egemen olduğu mevcut dünya düzeninde her türlü senaryoya karşı kendimizi hazırlıyoruz." Bu cümle, sadece diplomatik bir söylem ya da sıradan bir dış politika beyanatı değil; asırlardır süregelen ve özellikle son dönemde iyice azgınlaşan küresel yapının en çıplak, en esaslı tarifidir. Sayın Cumhurbaşkanı küresel ölçekteki bu devasa adaletsizlikle, jeopolitik risklerle ve Türkiye'yi bu fırtınadan koruma paradigmasıyla meşgul olurken; dönüp içerideki muhalefetin gündemine baktığımızda adeta bir "sağır oda" sessizliği veya tamamen başka bir dünya görüyoruz. Muhalefet blokunun, sınırımızın hemen ötesinde haritalar yeniden çizilirken, küresel güçler kartları yeniden dağıtırken sergilediği tavır, sanki hiç "Türkiye diye bir dertleri yokmuş" izlenimi veriyor. Küresel fırtınaya karşı nasıl bir tahkimat yapılması gerektiğine dair tek bir esaslı cümle kuramayan, dünyadaki bu "altta kalanın canı çıksın" vahşetine karşı Türkiye'nin nerede durması gerektiğini tartışmayan bir siyaset anlayışı, bu ülkenin hak ettiği bir muhalefet değildir.
03 Temmuz 2026 00:10

Siyasetin Aynası: Sánchez'in Devlet Adamlığı Ve Bizimkilerin Popülizm Çıkmazı
Başbakan Pedro Sánchez'in eşi Begoña Gómez, "nüfuz ticareti, iş dünyasında yolsuzluk, zimmet ve görevini kötüye kullanma" gibi çok ağır suçlamalarla hakim karşısına çıktı. Ancak bu kriz anında asıl dikkat çeken unsur suçlamaların kendisi değil, İspanyol devlet mekanizmasının ve bizzat Başbakan Sánchez'in takındığı asil tutum oldu. Ne yargıyı açıkça tehdit etti, ne "bu karar siyasidir" diyerek kitleleri sokağa dökmeye kalkıştı, ne de fon deryasında yüzen medya aygıtları üzerinden mahkeme heyetine karşı organize bir algı operasyonuna girişti. Türkiye'deki bu muhalif liderlik anlayışı, kurumsal bir devlet vizyonu inşa etmek yerine, karşılaştığı her idari denetimde veya en küçük hukuki soruşturmada hızla "mağduriyet" zırhına bürünmeyi alışkanlık haline getirdi. Yargı mekanizması sadece kendi lehlerine işlediğinde "bağımsız ve adil", kendilerine veya yakın çevrelerine dokunduğunda ise anında "siyasi bir operasyon aparatı" ilan ediliyor. Bizzat Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu eliyle, kurumsal mekanizmalarla mücadele etmek yerine "sokağı ayağa kaldırma" tehditleri savruluyor, kitleler ajite ediliyor. Nesnel bir eleştiri getiren, bu siyasi popülizmin tutarsızlığını sorgulayan herkes anında "itibar suikastçısı" ya da "saray aparatı" olarak damgalanıyor.
02 Temmuz 2026 00:05

Jeopolitik Satranç Tahtasında Ankara Hamlesi: Devlet-i Ebed Müddet'in Yeni Yüzyılı
Dünya eski dünya değil. Atlantik merkezli düzen çatırdıyor, eski ittifaklar çözülüyor, küresel güç dengeleri yeniden kuruluyor. Bu büyük kırılma döneminde Türkiye artık bekleyen, izleyen, başkalarının kararlarına göre pozisyon alan eski Türkiye değildir. Rusya ile Ukrayna birbirini tüketirken Türkiye dengeyi korudu. TANAP, Orta Koridor, Hazar geçişli enerji ve lojistik hatları Türkiye'yi yalnızca bir transit ülke değil, Doğu ile Batı arasında vazgeçilmez bir jeopolitik kilit hâline getirdi. Türkiye artık "masada yer bulmaya çalışan" ülke değil; masayı kuran, oyunu okuyan, gerektiğinde hamleyi bozan, gerektiğinde yeni hamle açan ülkedir. Kanaatim odur ki, Recep Tayyip Erdoğan bu yeni jeopolitik dönemde Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne bir dönem daha aşırı derecede lazımdır. Yeni dünya kuruluyor.
01 Temmuz 2026 00:05

Ekrem Ve Özgür'ün Güvenirliği
Bugün demokrasinin en çok hırpalanan, üzerinde en çok fırtınalar kopan kavramı kuşkusuz ki "güven". Özellikle eski İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, CHP'nin eski genel başkanı Özgür Özel ve onların yakın siyasi çevreleri söz konusu olduğunda, kamuoyunda giderek büyüyen soru işaretleri ve sert ithamlar dikkat çekiyor. Siyasetin finansmanına dair iddialar, mal varlığı tartışmaları ve bu isimlerin "etrafındaki kadroların" dahil olduğu öne sürülen çeşitli parasal ilişkiler, muhalefet aktörlerinin uzun süredir inşa etmeye çalıştığı "temiz siyaset" vaadini ciddi şekilde gölgeliyor. İster eski bir belediye başkanı olsun ister partinin dününe yön vermiş eski bir genel başkan; bu iddialara karşı sadece retorikle, siyasi savunma refleksleriyle ya da "bizden öncekiler de yapıyordu" kolaycılığıyla yanıt veriliyorsa, o çatlak büyür ve inandırıcılık tamamen kaybolur. Netice itibarıyla; Ekrem İmamoğlu, Özgür Özel ve etrafındaki siyasi halka, kendilerini toplum nezdinde yeniden inanılır ve güven verici bir pozisyona taşımak istiyorsa, bizzat savundukları o "şeffaflık" terazisine çıkmak zorundadır.
30 Haziran 2026 00:05

Madalyonun Diğer Yüzü: Washington'da İsrail Tiyatrosu
Bir önceki yazımızda, Amerikan sağının ve o meşhur Evanjelik kitlenin, İsrail'i nasıl bir "kıyamet figüranı" olarak kendi ajandalarına alet ettiğini, küresel sermayenin de bu dinsel dogmayı nasıl bir koçbaşı gibi kullandığını anlatmıştık. Amerikan siyasetini sadece sağdan ibaret görenler, solun, yani Demokratların o amansız "İsrail hamiliğini" açıklamakta zorlanırlar. Mevcut ABD Başkanı Joe Biden'ın yıllar önce kurduğu ve her fırsatta tekrarladığı o meşhur cümle, bu kirli zihniyetin en çıplak itirafıdır: "Eğer bir İsrail olmasaydı, Amerika kendi çıkarlarını korumak için bölgede bir İsrail icat etmek zorunda kalırdı." Demokratlar için İsrail; Ortadoğu'nun kalbine çakılmış, petrol yollarını denetleyen, Arap dünyasını ve İran'ı baskı altında tutan nükleer silahlı bir "Amerikan ileri karakoludur." Bu karakolun düşmesi, Amerikan imparatorluğunun Ortadoğu'dan tasfiye edilmesi demektir ki, hiçbir Demokrat lider buna izin veremez. Amerika'daki Yahudi nüfusunun yaklaşık yüzde 70'i, sosyal konulardaki liberal görüşleri nedeniyle geleneksel olarak Demokrat Parti'ye oy verir. Sağcılar "İsrail'i korumak Tanrı'nın emridir" diye bağırırken, solcular "İsrail'i korumak Amerika'nın çıkarınadır" diye fısıldar.
28 Haziran 2026 06:14

Kıyametin Figüranları Ve Küresel Sermayenin Kusursuz İllüzyonu
Evanjelizm, özünde 18. ve 19. yüzyıl Hristiyan iç hesaplaşmalarından doğmuş bir teoloji. Ancak bu teolojiyi bugünkü küresel canavara dönüştüren şey, yazdıkları o meşhur "Kıyamet Reçetesi". Evanjelik teolojiye göre, Armagedon Savaşı'nın sonunda İsa Mesih gökten inecek ve Hristiyanlığı seçmeyen tüm Yahudileri katlederek cehenneme gönderecek. "Kıyamette bizim öleceğimize inanıyorlarsa inansınlar, önemli olan şu an bize verdikleri silah ve para" diyerek bu inancı tepe tepe kullandılar. Amerika'yı ve dünyayı yöneten devasa finans elitleri, silah baronları ve petrol lobileri, ABD nüfusunun yüzde 25'ini oluşturan, sorgulamayan, kilise liderinin tek lafıyla sandığa koşan bu 80 milyonluk Evanjelik kitleyi adeta bir "siyasi koçbaşı" olarak kullandı. Halkı petrol için ikna edemezsiniz ama kilise kürsülerinden "Bu savaş Mesih'in gelişini hızlandıracak, kutsal bir savaştır" derseniz, o kitleyi cepheye koşa koşa gönderirsiniz.
26 Haziran 2026 18:57

Masumiyet Karinesi Bir Zırh Mıdır, Bir Güvence Mi?
Bir kişinin suçu kesin bir mahkeme kararıyla sabit oluncaya kadar masum sayılması, modern hukukun en büyük kazanımıdır. Masumiyet karinesi, bir insanın peşinen "suçlu" ilan edilmesini ve yargılama bitmeden mahkum muamelesi görmesini engeller. Bir insanı itham etmek, ona yöneltilen suçlamaları araştırmak ve delilleri toplamak hukukun rutin ve sağlıklı işleyişidir. Soruşturma aşaması, tam da o kişinin suçlu mu yoksa suçsuz mu olduğunu ayırt etmek için vardır. İnce Çizgi: İtham Etmek ile Mahkum Etmek Arasındaki Fark Buradaki asıl tehlike, hukukun kurallarında değil, bizim o kuralları algılayışımızda ve medyanın dilindedir. Gözaltı hukukun görevidir; o kişinin lehindeki delilleri de toplamak adaletin namusudur.
24 Haziran 2026 23:20

Türk Milletinin Yüksek Ferasetine: Sandık Namustur, Ya Sonrası?
Türk milletinin bugün yüreğinde taşıdığı asıl büyük kaygı, sandıktan kimin çıkacağı değil; sandığın ve hukukun iradesine kimin, nasıl direneceğidir. Eski yönetim, hukukun kararını tanımak yerine il başkanlığını adeta işgal ediyor. CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'nda delege satın alındığı, delege iradesinin sakatlandığı gerekçesiyle "mutlak butlan" kararı veriliyor. Özgür Özel ve ekibi görevden alınarak, Kemal Kılıçdaroğlu ve eski ekibi hukuken göreve iade ediliyor. Normal şartlarda, "hukukun üstünlüğü" dilinden düşmeyenlerin ceketini ilikleyip bu karara boyun eğmesi gerekirdi. Ama ne yazık ki, Özgür Özel ve Ekrem İmamoğlu'nun unsurları CHP Genel Merkezi'ni istila ediyor. Milletimiz, kimin kaostan, kimin ise hukuktan ve devletin bekasından yana olduğunu çok iyi görmektedir.
22 Haziran 2026 14:03

Avrupa'nın Geç Gelen İtirafı: Türkiye'nin Kurtuluş Reçetesi
Alman milletvekili Tomasz Froelich'in şu sözleri aslında son yılların en önemli siyasi tespitlerinden biridir: "Türkiye'nin artık Avrupa Birliği'ne ihtiyacı yok. Bunun sorumlusu da Avrupa." Ve ardından gelen ikinci cümle: "Türkiye'nin sizin ahlak derslerinize ihtiyacı yok." Bazı sözler vardır; uzun analizlerin, kalın raporların ve yıllarca süren tartışmaların özeti gibidir. Türkiye, yaklaşık yarım asır boyunca Avrupa Birliği kapısında bekletildi. Mesele, güçlü ve bağımsız bir Türkiye'nin Avrupa'nın bazı çevrelerinde oluşturduğu rahatsızlıktı. Artık eski Türkiye yoktur. Daha önemlisi, Avrupa Birliği de eski Avrupa Birliği değildir. Asıl dikkat çekici olan ise ikinci cümledir: "Türkiye'nin sizin ahlak derslerinize ihtiyacı yok." Yıllardır Türkiye'ye demokrasi, hukuk ve insan hakları dersi vermeye çalışan bazı Avrupa çevreleri; kendi ülkelerinde yükselen yabancı düşmanlığını, İslam karşıtlığını, çifte standartlarını ve sömürge geçmişlerini görmezden geldi. Kendi ayakları üzerinde duran, kendi kararlarını veren, kendi geleceğini kendi iradesiyle inşa eden güçlü Türkiye.
22 Haziran 2026 00:18

Coğrafya Kaderdir, Peki Ya Bu Körlük Kimin Kaderi?
Sultan II. Abdülhamid'in vizyonu olan tarihi Hicaz Demiryolu'nun modern şartlarla yeniden canlandırılması projesi, sadece iki ülkeyi birbirine bağlamıyor; Körfez'i Türkiye üzerinden doğrudan Avrupa'ya bağlıyor. 1781702622553.jpeg isimli görselde de net bir şekilde gördüğümüz üzere, İsrail basını günlerdir bu konuyu manşetlerden düşürmüyor. "Yeni ticaret imparatorluğu kuruluyor" çığlıklarıyla projeyi analiz eden İsrail medyasında büyük bir endişe hakim. Çünkü bu hat, İsrail'in de içinde bulunduğu Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru'nu (IMEC) doğrudan baypas ediyor, İsrail'i adeta saf dışı bırakıyor. İsrail'in "Türkiye büyük bir ticaret imparatorluğu kuruyor" diyerek yakından takip ettiği, Türkiye lehine, İsrail aleyhine olan bir projeyi görmezden gelmek, en hafif tabirle siyasi bir körlüktür. Dış dünyada Türkiye'nin "mutlak gücünün en somut kanıtı" olarak yorumlanan bu adımı içeride karalamaya çalışmak veya sessizlikle geçiştirmek, aslında bu aziz milletin geleceğine muhalefet etmektir.
19 Haziran 2026 11:35