×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

"El Mi Yaman Bey Mi Yaman"lı Günler

Başdanışman Mehmet Uçum "Garanti" gibi bakıyor ama siyasette hiçbir şeyin garanti olmadığı da bilinir. Bir yılı aşkın süredir Anadolu meydanlarında ter dökerek "Yargının siyasallaşması" nı ülke gündemi haline getirdi. Tuttu bu. "Özgür Özel" diye bir "liderlik aurası" oluştu siyaset meydanında. Parti bir "Yargı" kararıyla Özgür Özel 'den alındı, Kılıçdaroğlu'na verildi. Kılıçdaroğlu yola İktidarın CHP yönetimine yönelik suçlamalarına sahiplenerek çıktı; sloganı "Arınma" idi. "Şunun da kellesini alalım, şunun da, şunun da…" Özgür Özel halka sığındı bu giyotin politikasına karşı… Yol arkadaşlarına karşı gerçekleştirilen 18 -19 Mart operasyonundan sonra bir genel başkan olarak meydanlardaydı. Şimdi, sanki "Ankara'daki ittifak" a karşı sivil bir öfke halinde sokaklara inmiş durumda. Onun için herkes Özgür Özel 'i "Yeni parti" için zorlamaya başladı. " Karpuz göbekten ikiye yarılır diye hesaplandı, öyle kurgulandı" diye düşünüyor Özgür Özel, hep "Hesaplaşma Kılıçdaroğlu ile Özgür Özel arasında, diye sunuldu kamuoyuna Erdoğan tarafından, oysa asıl hesaplaşma milletle Erdoğan arasında" diyor ve "Şimdi karpuzun yüzde 99'u burda, onlara sapı kaldı sapı" diye sesleniyor. Kamuoyu yoklamalarında "Kılıçdaroğlu CHP'si" denen şeyin bulduğu yüzde 2-3'lerdeki karşılık, bizzat Ak Parti cenahında bile " Ne yaptık biz" tedirginliğine yol açıyor. Böyle durumlar için bir de Dadaloğlu'nun. "Ferman padişahın dağlar bizimdir" i dillere pelesenk olmuş. "Yeni yol açarken" onları doğru okumakta yarar var.

Ahmet Taşgetiren

Kaynak: Karar

02 Temmuz 2026 00:01

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Ahmet Taşgetiren

Bir Deniz Göktaş Yazısı

D eniz Göktaş tutuklanmadan önce izlenme rakamı 300-500 binlerdeydi. Yine muhtemelen Göktaş, dini değerlere hakaretten tutuklandıktan sonra gösterinin Kur'an'la ilgili yerlerine yeniden bakılmış, orada var olduğu düşünülen zehir de 300-500 binden 10 milyonlara ulaşmıştır. Diliyorum ki bu boyutlarda insanlar Deniz Göktaş'a yapılan hukuksuz uygulamaları Kur'an bahsi ile birleştirmiş olmasınlar. İnsanlar "Müslüman bir ülkede Kur'an'dan böyle bahsedilir mi?" sorusunu sorarlar. İslâm, Kur'an, Peygamber, bu ülkenin en derin hassasiyet alanları. Bir de iktidarın "muhafazakâr" nitelikli, yani "İslâm adına hareket ediyor" gibi görünüyor olması, iktidarın doğru-yanlış bütün güç kullanımlarını, İslâm'a da bir bagaj olarak yükleme sonucunu doğuruyor. "Yanlış" diye nitelenebilecek, "düşmanca" diye nitelenebilecek birçok olgu ile karşı karşıya kalınacak. "Müslümanlık" bütün çeşitliliğe rağmen bu ülkenin "Üstün değer" i durumunda. Buna rağmen "Din adına" temsiliyeti olan birilerinin sakin kalması, din adına davranırken, konuşurken, iletişimde bulunurken kalbini, aklını, dilini sekînet içinde tasarruf edebilmesi lâzım, diye düşünüyorum. Diyanet İşlerimiz, Deniz Göktaş'a bir hutbe üzerinden söz söylemek yerine, kime nasıl konuşulacağını bilen bir görevlisi ile temas kurup diyelim Kur'an'la ilgili bir bilgilendirme yapsaydı, diye düşünüyorum. "İktidar bizde, haddini aşana haddini bildiririz" demek de bir yol ama yanlışı milyonlara katlamak gibi bir sonucu var.

07 Temmuz 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Trump- Hameney-ankara

ABD ve İsrail'in birlikte gerçekleştirdiği 28 Şubat saldırılarında hayatını kaybetti. ABD – İsrail ortak yapımı nokta suikastlarla Hameney ile birlikte 40 civarında İran'lı üst düzey komutan – yönetici katledildi. İsrail ordusundan yapılan açıklamada, bu 40 kişinin Kükreyen Aslan Operasyonu'nun ilk dalgasında "bir dakikadan kısa bir süre içinde" öldürüldüğü ifade edildi. 2025 Haziranı'ndan bu yana ABD – İsrail saldırılarında nokta atışlarla katledilen İran'lı üst düzey yönetici sayısının 90'a ulaştığı belirtiliyor. 28 Şubat'tan bu yana 4 ayı aşkın bir zaman gerçekleşti. Haziran'da yapılan toplantıda Avrupa'nın Gazze, İran ve Lübnan konularında etkisiz kaldığını savunan Montero, konuşmasını o günlerde 80 yaşına basan Trump'a yönelik "Doğum günün kutlu olsun, Bay Soykırım" sözleriyle tamamladı. Dünkü Karar'da, Feyza Nur Çalıkoğlu 'nun hazırladığı haberde Siyaset bilimci Muhammed Yaghi, "ABD'nin Ortadoğu politikasında İsrail'in artık yalnızca etkili bir müttefik değil, politikanın şekillendiği merkezin parçası haline geldiğini" ifade ediyor. Türkiye, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "iyi?" ilişkilerinden de yola çıkarak Ortadoğu politikalarında Trump'la paralel durma eğiliminde. Nitekim Fidan "İsrail Türkiiye'ye tehdit mi?" sorusuna "Netanyahu yönetiminin cinayetleri" ne vurgu yaparak cevap verdi ama "Tehdit" boyutunu cevaplamamayı tercih etti. *** İran, 2025 Haziran'ından bu yana çok yara aldı, üst düzey yetişmiş çok insanını kaybetti, Ali Hameney'in yerine seçilen oğlu Mücteba Hameney ise hâlâ törende gözükemeyecek bir problemi yaşıyor, ama gelinen noktada özellikle Trump'a kök söktürüldüğü de bir gerçek. İsteyen ise onu "Bay soykırım" olarak niteleyebilir.

05 Temmuz 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Özel'in Cam Tavanı

" Milli Görüş" ün siyasi tabanı en yüksek olduğu zaman yüzde 22'ye gelmişti. " Milli Görüş gömleğini çıkarmak" bu cam tavanı aşma hamlesiydi. Erdoğan 2014'te yüzde 51.79 oyla Cumhurbaşkanı seçilmişti. Onun için o günlerde "Erdoğan halktan şu anda yüzde 50 civarında oy alsa bile, halktaki onanma, beğenilme -ben oy vermedim, vermiyorum ama yaptıklarını da onaylıyorum- diyenlerin oranı yüzde 80'leri bulmalı" gibi yazmışlığım vardır. O dönemler liderliğini yaptığı Ak Parti'nin oyları da yüzde 49'ları buluyordu. Özgür Özel Anadolu'da buluştuğu bu coşku ile "Yeni yol" u seslendirebiliyor. Belli ki Özgür Özel ne kadar "Baba ocağı" nostaljisinin altını çizerse çizerek CHP tabanı ile irtibatı koparmamaya çalışırsa çalışsın orada kalamayacak. Belki de bu, onun için, daha doğrusu 2023 Kurultayı'na "Değişim" bayrağını açarak girenler için, "Değişim" i yeni partide gerçekleştirme fırsatını verecek. "Ne yapalım, CHP'nin yüzde 25'lik cam tavanını kırdık, CHp'yi birinci parti yaptık, iktidara yürüyecektik, yolumuzu kestiler, biz de yol açıyoruz" diyebilme fırsatını… " Yeni parti." PanoramaTR Direktörü Hatem Ete, Haziran 2026 araştırmasında kararsızlar dağıtıldığında Özgür Özel'in kuracağı partiye yüzde 30'un üzerinde oy çıkabileceğini belirtiyor. Şu sıralar AK Parti'nin oyu da yüzde 30 civarında. O da bu rakamın yüzde 50 artı 1'in nesi olacağını düşünüyor. "Yeni parti" muhtemelen "Yeni ana muhalefet" niteliği kazanacak. Yani Özgür Özel 'in kuracağı parti, alternatif blokun "ana bileşen" i olmak durumunda. Gelinen noktada "Konuşmama hakkınız var, söylediğiniz her şey aleyhinize delil olarak kullanılabilir" gibi bir uyarıyı içinde saklayabilir Özgür Özel.

03 Temmuz 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

86 Milyon Artı Ümmetin Umudu Öyle Mi?

Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan'ın Sapanca'daki istişare toplantısında yaptığı konuşmadan medya "Yorulan varsa buyursun kenara gelsin dinlensin, kenara gelmeyen de meydanın hakkını versin" kısmını öne çıkardı. Bu ifadeler meselâ Erdoğan'ın eski metin yazarlarından Aydın Ünal 'ın Sapanca buluşması öncesinde Yeni Şafak 'ta yazdığı " AK Parti'nin önündeki tehlike: Atalet ve insicam bozukluğu" gibi analizlere denk düşüyordu. " Metal yorgunluğu" gündemi AK Parti'de yeni değildi. 2019 öncesinde Ankara, İstanbul, Balıkesir, Bursa gibi sembol illerin belediye başkanları "metal yorgunluğu" gerekçesiyle görevden alınmıştı. Aydın Ünal diyor ki, "14 Ağustos'ta AK Parti 25'inci kuruluş yıldönümünü kutlayacak. 18 Kasım'da ise kesintisiz iktidar 24 yılı geride bırakmış olacak." Erdoğan'ın "yorulanlar" dan bahsetmesinin medyada öne çıkarılması normal. Şunlar: " Ak kadrolar olarak hepimiz elbette 86 milyonun umuduyuz ama bu teşkilat bu hareket sadece 86 milyonun değil aynı zamanda ümmetin de umududur." " 86 milyonun umudu" artı "Ümmetin umudu." Erdoğan'ın Genel Başkan olarak katıldığı toplantıya, partinin MYK ve MKYK'sı, bakanlar kurulu, milletvekilleri, kadın ve gençlik yönetimleri iştirak etti. Belli ki bu cümleler Erdoğan'ın kendi inancını yansıtmanın ötesinde hükümet unsurları, parti üst yönetimi, gençler, kadınlar olmak üzere yönetim kadrolarına yönelik "motivasyon" niteliği taşıyor. " Caddeyi sokağı asla boş bırakmayacağız" ifadeleri de var Erdoğan'ın sözleri içinde. ERDOĞAN – ÖZEL - KILIÇDAROĞLU Erdoğan bu ülkenin Cumhurbaşkanı.

30 Haziran 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ahmet Taşgetiren

"Potansiyel Bilmem Ne" Suçundan Tutukluluk

NATO Zirvesi öncesi 178 tutuklama… " Neden" ini belli ki gözaltı sorgusunu yapanlar da, önlerine getirilen insanlardan öğrenmeye çalışıyorlar: İBB dâvâlarında söz gelimi 15 aydır tutuklu bulunup da iddianamesi yazılamayanlar var, neyle suçlandığını bilmeyenler var. " -Annem babam alzaymer, demiş tutuklananlardan bir bilim insanı, onlara ben bakıyorum, ben olmazsam ölürler." Niye orada olduğunu bilmiyor henüz, ama gelinen noktada ülkedeki hukuk savrulmasına bakıp kendisine yapılanları normal görüyormuşçasına, "Annem babam…" la bir insanlık arıyor. derin Bazılarına "ev hapsi" verilmiş. Bilmem kaç kişi ile zaten kapasitesinin üstünde tutuklu barındıran cezaevlerinde bir ranza bulmanın güçlüğüne ya da yerde yatacak yer bulununca şükredilen durumlara bakılırsa "ev hapsi" çok lüks bir şey. Bizde peşin peşin 178 kişi tutuklandığına göre, bir kere "tutukluluk istisna olmalı" gibi bir temel yaklaşımın ıskalanmasına göz yumulmuş durumda. Zaten o iş 19 Mart 2025'ten beri "Tutukluluk esas, tutuksuz yargılanma istisna" haline gelmiş bu topraklarda… Hani bir zamanların Adalet Bakanı "Devlet pardon dememeli" demişti yüreğinden koparcasına… NATO çevreleri "Sizinkiler seçti akredite olanı – olmayanı" diyormuş.

28 Haziran 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Trump: Ben İstedim O Da Öyle Yaptı

"O benim bir dostum ve savaşın dışında kaldı. Biliyorsunuz, İran'la yaşanan savaşa dahil olabilecek en güçlü adaylardan biriydi. Hatta belki de İran'ın tarafında yer alabilirdi. Çünkü bildiğiniz gibi İsrail'in büyük bir hayranı değil. Ben de ondan savaşın dışında kalmasını istedim. O da öyle yaptı." Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik ilk saldırıları 13 – 24 Haziren 2025'te gerçekleşti. İkinci saldırı 28 Şubat 2026'da başladı, bu saldırılarda İran'ın dini lideri Ayetullah Hameney dahil, genelkurmay başkanı dahil, bir çok üst düzey devlet adamı nokta ateşlerle katledildi. Trump'ın da ifade ettiği gibi, Amerika'daki sivil – askeri karar vericilerde saldırıları başlatmadan önce "Acaba Türkiye'nin tavrı ne olur?" gibi bir değerlendirmenin yapıldığını tahmin etmek zor değil. Çünkü İran Türkiye'nin komşusu, çünkü iki ülke de Müslüman, çünkü daha önceki ABD – İran ilişkilerinde Türkiye, İran lehine tavırlar sergilemiş. Trump'ın sözlerinden, bu süreçte Erdoğan'a ulaşıldığı, ondan savaşta tarafsız kalmasının, hele "İran lehine" bir tutumun benimsenmemesinin istendiğini anlıyoruz. Savaş sürecinde Trump'ın İran'a "Sizi haritadan sileceğiz" gibi tehditler yönelttiğini biliyoruz. Trump bu coğrafyada İsrail'i onun için savaşı göze alacak, Erdoğan şahsında Türkiye'ye de, hangi ortak değere sahip olursa olsun düşman ilân ettiği Müslüman ülke lehinde tavır almamak şartıyla "etkin ülke" pozisyonu imkânı sunarak bir "Ortadoğu dengesi" kurmayı hedefliyor. Ama bölgedeki yapıda "İsrail tehdidi" diye bir olgu da Trump himayesinde yerleşik hale geliyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance İsrail'li bakan Ben Gvir'e cevap verirken şöyle demişti: "9 milyonluk bir ülkesiniz. Karşılaştığınız her ulusal güvenlik sorununu çözmek için sadece öldürerek bir çıkış yolu bulamazsınız." Ama orada, İsrail'de böyle bir damar var ve Netanyahu o yapı içinden çıkmış bir vandalı temsil ediyor.

26 Haziran 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Erdoğan "Halef"ini Hazırlıyor

Peşinen söyleyeyim, "Bilal" den ya da "Berat" tan bahsetmiyorum. Çok şaşıracaksınız ama bence Erdoğan, canla başla Özgür Özel 'in kendisinden sonra Cumhurbaşkanı olmasının toplumsal zeminini hazırlıyor. Gelelim 18-19 Mart operasyonlarıyla İmamoğlu'nun devre dışı bırakıldığı "darbe" ye… İmamoğlu'nu bin yıllık hapis cezalarıyla yargılayarak onun siyasi hayatını bitireceklerini tasarlayanlar kendileri için "hayırlı" bir iş yaptıklarını düşünüyor olmalıydılar. " Yargı bağımsızdır", diye bakıp, "Adaletin gerçekleşeceğine inanıyorum" deyip "yargılansın, aklansın, gelsin" tavrı sergileyebilirdi. O "Bu, Yargı eliyle gerçekleştirilen bir darbedir" dedi, "Arkadaşlarımız masumdur" dedi ve Saraçhane'den bir "Yürüyüş" başlattı. Sonra durmadı: Her hafta bir ilde, hafta içinde İstanbul'un bir ilçesinde halkla buluştu, "Arkadaşlarımız masumdur" diye seslendi. "Birinci parti" olmasının, Erdoğan'ı yenmiş olmanın intikamı alınıyordu ona göre, halka bunu taşıdı Özgür Özel. " Gel Ankara'ya" dendi Özgür Özel 'e… Operasyonların ardı arkası kesilmiyordu, Özgür Özel durmadı. En sonunda "Mutlak butlan" geldi. Hayret, Özgür Özel korkmuyor. Erdoğan, zorlaya zorlaya, eski CHP'nin bagajlarından da arınma fırsatı getirecek yeni partisinin başında Özgür Özel 'le yarışmak zorunda kalacak gibi. Bu yeni parti, "Eli CHP'ye gitmeyenler" le de buluşacak muhtemelen…

25 Haziran 2026 00:01

Reklam Vermek İçin Tıklayınız

İşletmenizin potansiyeline ulaşmasına yardım etmek için buradayız. Lütfen tıklayarak iletişime geçiniz.

Ahmet Taşgetiren

'Ayrık Sosyolojiler'i Ne Yapmalı?

Türkiye'nin önündeki temel meselelerden biri, büyüyen Türkiye vizyonu ile bu ayrık sosyolojiler arasında yeni bir ortak zemin oluşturup oluşturamayacağıdır" cümleleriyle noktalıyor. Önce sayın Aktaş'ın bu ülkedeki bir toplum kesimini "Ayrık" diye tanımlamasını değerlendirmek gerekir sanırım: Bu yaklaşım ülkede bir "büyüyen vizyonu" içselleştirmiş "ana kütle" nin varlığını, bir de onun ifadesiyle "kendisini bir ideolojik kaleye hapsetmiş" toplulukların bulunduğunu kabul etmiş gözüküyor. GENAR ve İhsan Aktaş'ın işi sayıları doğru okumak. Türkiye'yi okuyorlar, sorunları okuyorlar, kitlelerin nereden nereye nasıl kaydığını okuyorlar. GENAR'ın Mayıs ayı anketinde herhalde en "Ana kütle" denecek Ak Parti'nin oyu yüzde 34.2, MHP'nin oyu 8.4 gözüküyor. Toplamı kaç? Yüzde 43. 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde CHP birinci parti oldu, Ak Parti kurulduğundan bu yana ilk defa ikinciliğe düştü. CHP yerel yönetimlerde toplumun yüzde 65'inin yaşadığı şehirleri yönetme yetkisini aldı. İhsan Aktaş " Ayrık sosyolojiler" i tanımlarken "Aldıkları eğitim, yaşam tarzları ve kültürel referansları nedeniyle Batı sistemiyle iç içe yaşayan bu kesimler" diyerek "ideolojik tasnif" in kolaycılığına sığınıyor açıkça. Bu yaklaşım satar belli muhitlerde. Ama bu okuma mevcut Türkiye sosyolojisine yönelik doğru bir okuma değil. Eğer Ak Parti'ye akıl hocalığı da böyle gidiyorsa, gerçekçilikten çok uzak bir yerde dolaşıyor demektir. Yargısı sorgulanıyor Türkiye'nin… Yargıya güveni yüzde 20'lere düşüren halk bakışı nasıl bir "ayrık" lık probleminin esiri olmuş olabilir? İhsan Aktaş bugüne kadar "Partili Cumhurbaşkanı" statüsünü sorguladı mı bilmiyorum. Hani ben "Cumhurbaşkanı halktan yüzde 50 artı 1 oy olsa da yüzde 80'lerin onayını almasını beklerdim" diye yazmışımdır. Olmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan AK Parti Genel Başkanı şapkası ile konuştuğu her platformda, parti sosyolojisi dışında karşılık görmedi, yadırgandı. Ama "partili cumhurbaşkanlığı" ndan vaz geçilmedi. Herkes Ak Partili mi olacaktı ki "vizyon" a uygun sosyoloji haline gelsin? " Vizyon büyülenmesi" keşke Türkiye sosyolojisindeki farklılaşmayı görmeye mani olmasa… Ben bir "Akil İnsan" dan böyle dışlayıcı yaklaşımlar yerine Türkiye sosyolojisi ile sağlıklı iletişim kurabilmenin yollarının aranmasını tavsiye etmesini beklerdim.

23 Haziran 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Dünya Üçüncülüğünden Dünya Kaçıncılığa?

Grupta bulunan Amerika ile cedelleşmek belki ama Avustralya ve Paraguay "kolay" rakipler olmalıydı. " Kolay" lar bu tür turnuvaların hiç de kolay olmadığını bizi daha iki maçta turnuva dışına iterek gösterdiler. Reklam kuşaklarında firmaların bütün konsepti "Bizim çocuklar" üzerine kurulmuştu. Yenilemez takımlara mı yenilmiştik, hayır, mesela Amerika'nın 2-0 yendiği Avustralya'ya 2-0, yine Amerika'nın 4-1 yendiği Paraguay'a 1-0 yenilmiştik. 2002'nin heyecanı vardı, 24 yıl öncenin Japonya Dünya Üçüncülüğü hâlâ heyecan kaynağımızdı. Gol yemek tamam, oyunun tabiatı içinde bu var, ama gol atamamak gibi bir sendrom, takımı kıvrandırırken bir çare bulunamaz mıydı? "Çarpıcı bir yetenek israfı" diye tanımlıyor bir yabancı spor gazetesi bunu. Şöyle yazıyordu: " 3 büyüklerin aylık maaş yükü, Avrupa'daki denk kulüplerin 2 ila 4 katı. Ama mesele sadece para değil. Avrupa kulüpleri bütçelerini stratejik planlama, liyakat ve sürdürülebilir sistemlerle yönetiyor. Türkiye'de ise büyük bütçeler çoğu zaman plansızlık ve kısa vadeli yaklaşımlar yüzünden sahaya gerektiği gibi yansımıyor. O yüzden bugün geldiğimiz noktada: Türk futbolunun en pahalı yanılgısı para değil, plansızlıktır." Altıntop, faal futbol hayatını tamamladıktan sonra Türkiye Futbol Federasyonu'nda görev aldı. Gerçekten büyük finansmanın döndüğü ve toplumda derin kulüp bağlılığının bulunduğu futbol, üstelik uluslararası planda ülkeler adına ciddi prestij sağlarken, Türkiye olarak nerede ise dünryanın bütün spor medyasında "dramatik" yorumlara konu olacak bir durumda bulunmak, ülkenin yaşadığı heyecanı tuz – buz ediyor.

21 Haziran 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Gölgesi Yeter!

Şamil Tayyar ile Mücahit Birinci arasındaki farklılaşmaya devam edelim istiyorum bugün.

19 Haziran 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Şamil Tayyar'ın Açtığı Kapıdan Girince...

Son X mesajı kamuoyunu ve AK Parti içini de hareketlendirdi. Şöyle başlıyor mesaj: devlet içinde kontrolsüz yeni iktidar gruplarının peydah olduğunu gözlemliyoruz." Bu tespitler devlet hayatındaki bozulma ile ilgili, her biri derin sorgulamalar gerektirecek boyuttave tüm toplumu ilgilendiriyor. Ancak Tayyar "Zamanla siyasetin tasfiyesini sağlayacak bu gelişme, AK Partinin altını oyuyor, toplumsal bağını zayıflatıyor." diyerek işi, partisel boyuta indirgiyor. Halbuki kendisi de bu tespitlerden yola çıkıp, sebeplerin araştırılması gerekliliğini seslendirebilirdi. Muhtemel ki orası zülfiyare dokunma kaygısı uyandırmıştır. Onun için mesaj "partisel kaygı" dan devam ediyor: "Haliyle seçim sürecine girerken iktidar açısından siyasi risk artıyor." Ancak Şamil Bey, devlette olan biten her şeyin Cumhurbaşkanı ile bağlantılı olduğunu bilecek durumda. Onun için mesaj Cumhurbaşkanı'nın taşıdığı yük ile ilgili olarak devam ediyor: "Lâfı uzatmayım " diyor ve ekliyor: "Cumhurbaşkanımızın yükünü alacak, siyaset ve bürokrasi ilişkisini rayına sokacak" birisinin gerekliliğine işaret ediyor, ancak bu kişinin "gelecek kaygısı taşımayacak, toplumla yeni bir ahit yapacak güçlü ve güvenilir bir isim" olması gerektiğini vurguluyor. Burada soru şu: Yükü taşıyan sonuçta Cumhurbaşkanı Erdoğan. Acaba onun cenahından yüklerin çok ağır olduğu, siyaset ve bürokrasinin iyi idare edilmediği, en baştaki ifadeyle "devlet içinde yeni iktidar güçlerinin oluştuğu" na, "bundan dolayı Ak Parti'nin altının oyulduğu" na dair bir izlenim, bir işaret, bir kaygı ifade edilmiş midir? Neyse Şamil Tayyar sorunu böyle çerçeveledikten sonra kendi ifadesiyle "güçlü ve güvenilir" ismi seslendirmekten de geri kalmıyor: "Kişisel kanaatim, Berat Albayrak bu role en uygun olanıdır." Ardından da statü tanımı: " Bu görev illa bir bakanlık veya parti yöneticiliği değil, olursa iyi olur ayrı, cumhurbaşkanlığı makamıyla siyaset ve bürokrasi arasında güvenli bir köprü inşasını sağlayacak görev tarifidir. Dikkat çekmek istediğim konu, bu ihtiyacın aciliyetidir." " İhtiyaç acil!" Şamil Bey Berat Albayrak'a büyük kredi açıyor. Ancak siyaset öyle çok safiyane duyguların dolaştığı bir alan değildir. Çünkü Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nde Cumhurbaşkanlığı kraldan öte yetkilerle donatılmış kişidir. " Erdoğan'dan sonrası" gibi bir gündem, bütün siyaset dünyasında dolaştığı gibi herhalde Ak Parti dünyasında, belki Erdoğan aile çevresinde de dolaşmaktadır. En azından Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bir fani olarak kendisinden sonrasını düşünüyor olması yadırganamaz. Öteden Mücahit Birinci devreye giriyor. O da parti bünyesinden: Ancak önce Şamil Tayyar'ın Cumhurbaşkanı'nın taşıdığı yükle ilgili bir zaaf ihtimalini izale etmek için bir şeyler söylemesi lâzım, şöyle: "Ancak; Türkiye'nin Sayın Cumhurbaşkanımıza 10 sene daha ihtiyacı vardır. Sayın Cumhurbaşkanımız da bu vazifeyi 10 sene daha kesintisiz, nizasız sürdürebilecek enerjiye ve kabiliyete sahiptir. Bundan en ufak kuşkum yoktur." Sonra Bilal faslına gelir Mücahit Bey. " Herhangi bir sebeple Sayın Cumhurbaşkanımız bu yönetme iradesini serdetmez ise, ki bu kendi kararı olacaktır, kişisel kanaatime göre ardından gelecek kişi de Sayın Bilal Erdoğan olmalıdır. En önemlisi de Bilal Erdoğan "denenmiş" bir siyasi figür değildir.

18 Haziran 2026 00:01

Ahmet Taşgetiren

Özgür Özel'in Zor Sınavı

Siyasi hırs öyle bir zehirdir ki, insanı, babasının cesedi üzerine basıp yukarı tırmanma çılgınlığına sürükleyebilir" diye yazmışlığım vardır. İktidar bir süredir CHP ile tam da "siyasi hırs" kulvarında oynuyor. Ekrem İmamoğlu 'na yönelik operasyon, herkesin başına böylesi ve daha kötüsü gelebilir gibi bir mesaj içeriyordu. "Ya AKP'ye katıl ya Silivri'ye atıl" denilen olay. Bu mesajı alan bir kısım CHP'li belediye başkanının siyasi refleksi kapağı iktidar partisine atmak oldu. 40 yıllık CHP'li, bir törende Ak Partili oluverdi. Bu iktidar hamlesini Özgür Özel, on binlerce insanın öfkesini alanlara taşıyan mitinglerle karşıladı. İmamoğlu operasyonu siyaseten ters tepmiş gözüküyordu. Sonra içerdeki başka bir siyasi hırs birikimi keşfedildi. Özgür Özel Kılıçdaroğlu'nu yenmişti bir Kurultay'da. Bu tür değişimler kolay hazmedilir değildi partilerde… Siz yenilgiyi içinize sindirmeye meyilli olsanız, etrafınızda sizin üzerinizden varlık kazanmaya çalışanlar durmaz, derindeki hırslarınızı kaşırlardı. Onu okudu iktidar. İmamoğlu – Özel çizgisindeki yükseliş yarınlardaki seçim hesaplarını alt-üst ediyordu. Allem edildi – kallem edildi, bir yargı kararı, "mutlak butlan" kararı, "tedbiren" diye bir de şerh konularak, Kılıçdaroğlu'nu siyaset mezarlığından çıkarıp CHP'nin başına oturttu. Bundan sonrası Kılıçdaroğlu'nun bu "kayyım yetkisi" ni nasıl kullanacağı ile ilgiliydi. "Etraf" da önemlidir bu durumlarda. Kılıçdaroğlu üzerine siyaset planı yapanlar "Etraf" ı doldurdular. "Şunu da yapabilirsin, bunu da yapabilirsin." Bu telkinlerin arkasında "İlerle nasıl olsa iktidarın desteği bizden yana" fısıltıları vardı. Muhtemelen her türlü yargı boyutunun kendilerini güçlendireceğini düşünüyorlardı. Nitekim ilerlediler, öyle ki iş, seçilmiş genel başkan Özgür Öze l'i "sıradanlaştırma" ya kadar vardı. Yani "Onun üzerinde bile operasyon yapabiliriz." Bunu, iki grup başkanvekilini görevden aldıktan, 9 milletvekilini ihraç talebi ile disiplin kuruluna verdikten, Parti Meclisi7i keyfimize göre toplarız" dedikten, sıranın il başkanları, bazı belediye başkanlarının ihracına gelebileceği haberlerini uçurduktan sonra yaptılar… CHP artık Kılıçdaroğlu'nun ve "Etraf" ının keyfi ne isterse, yapabileceği bir parti idi. Grupta büyük çoğunluk Özgür Özel'den yanaydı. Gelinen noktada Özgür Özel ve onu destekleyenler, "Edilgen" bir konumda gözüküyorlar. Halk nezdinde de, o, kürsülerde kükreyen insan yerine "operasyon yiyen" bir lider! Ayrı bir parti kurmak mı, seçime girme hakkı bulunan bir başka partide buluşmak mı, o parti ile uyumun nasıl olacağı, CHP'yi başkalarına bırakmanın doğuracağı sonuçlar, kim "Baba ocağı – Atatürk'ün partisi" nostaljisinin etkisiyle Kılıçdaroğlu'na tahammül eder, alışır, kim gerçek bir muhalefet bilinci içinde Özgür Özel'le duygudaşlık yolunda buluşur… Siyaset şu anda Özgür Özel ve arkadaşlarının yarın planlamasına kilitli.

16 Haziran 2026 00:01

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha