×Uygulama Logosu

Habokado - Akıllı Haber Özeti

Özetleri Okuyun ve Dinleyin

'Kim Etti Sana Bu Kârı Teklif?' - Hamdi Yaver Aktan

1991 yılı sonlarına doğru Cumhuriyet gazetesinden İlhan Selçuk, Uğur Mumcu ve diğer yazarlar ayrılmışlardı. İlhan Selçuk, "Kim etti sana bu kârı teklif?" başlıklı bir yazı yazmıştı. Geçen mayıs ayının ikinci yarısında Mehmet Eroğlu'nun son romanıyla sırasının geldiğini düşündüğüm Orhan Şaik Gökyay'ın "Kim etti sana bu kârı teklif" isimli kitabını okumak üzere "okuma inzivası"na çekildim. "Hayır" oyu verdiğim referandumu konu alan 2010 romanını beğeniyle okudum. Romanın kahramanı Fazıl, referandum sürecinde "Bak evlat" diye başlıyor ve devam ediyordu; "Ne kadar süslü, ne kadar tatlı meyvelerle dolu olursa olsun çürük bir tek elma tüm sepeti çöpe attırır. Pakette bir amaç var. Yargıyı ele geçirmek." Romanın "yetmez ama evet"çi takımının sözcüsünün "Fazıl'a da söyledim. Değişiklik metinlerini okumadın mı? Özellikle de karşı çıktığınız yargıdaki değişiklik maddelerinin hepsi Venedik Komisyonu'nun kriterlerine" açıklamasına hukukçu roman kahramanı hanımın yanıtının altı çizilmeli: "Sorunun o kriterlerin ne olduğu değil, sorun yeni maddeleri kimin uygulayacağı... Demokrasi demokratların elinde güvendedir. Eğer değişiklikler onaylanırsa yargının kontrolünün hangi ellere geçeceğini ancak safdiller görmez." Sözünü esirgemez eski partili Fazıl, tarih ve ulus bilinciyle değerlendirme yapmaktadır; bir kısım komünistlere ya da daha doğrusu döneklere yönelik sert ama doğru olarak "Gözlerinin önündeki tehlikeyi neden göremiyorlar biliyor musun? Hınçlarına yenildiklerinden, askerlere duydukları öfkenin tutsağı olup bütün grevleri erteleyen bir iktidarla işbirliği yapıyorlar." Öfkeli, sert ama haklı olarak tarihin ve hukukun yanında yer alan Fazıl sürdürür: "Adalet artık değer verilen bir kavram değil, adil olmak da öyle..." Kahraman Fazıl'da kendimi gördüm! "Hayır" diyenleri gördüm! 1972 yılından bu yana hukuk okuyorum. "Hukukçuyum" sözünü iddialı bulduğumdan "Hukukçu olmaya çalışıyorum"u yeğledim hep. Kendi kendime, "Hukuk okumayı bırakmalı mıyım" sorusunu da sormuyor değilim. Benim yerimde onların yanında bir sandalye bulmak ve bu düşüncelerle Gökyay'ın geciktiğim "Kim Etti Sana Bu Kârı Teklif?" kitabını okumaya başlamak.

Olaylar Ve Görüşler

Kaynak: Cumhuriyet

17 Haziran 2026 04:00

Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız

Yazarın Diğer Yazıları

Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Olaylar Ve Görüşler

Mayın Tarlasındaki Chp - Metin Devrim

Shakespeare'in Julius Caesar eserindeki o eski replik, "Sen de mi Brütüs? Öyleyse yıkıl Sezar!", ihaneti, bir hançer darbesinden çıkarıp, Batı'nın politik bilinçaltına kazıyan kozmik bir çöküş anıdır... Sezar trajedisinden modern parti dinamiklerine uzanan bu yolculuk bize şunu gösterir: En büyük güç, dışarıdaki düşmanları yok etmek değil, içerideki güven sözleşmesini çağın şartlarına göre sürekli tazeleyebilmektir. Saray'ın, "Türkiye Yüzyılı" adı altında inşa etmeye çalıştığı antidemokratik sultanlık düzeninin karşısındaki en büyük kale, saltanatı yıkıp Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi'dir. Bugün parti içinde yürütülen "mutlak butlan" ve geçmiş kurultayların hukuken "yok hükmünde" sayılması tartışmaları, basit bir klik savaşı ya da parti içi hesaplaşma değildir. Ancak kamuoyu, CHP'deki mevcut sarsıntıları sığ suların popüler sorusuna indirgeyerek izliyor: "Genel başkan kim olacak?" Oysa manşetlerin arkasında, Türk demokrasisinin geleceğini rehin alabilecek güçte, sinsi bir hukuki mühendislik yürütülüyor. Bugün CHP, sığ iktidar hırslarıyla içeriden hançer bileme lüksüne sahip değildir. CHP, 1919'un bir haziran gecesinde Amasya'da yazılan o tarihi genelgenin izinden yürümek zorundadır: "Vatanın bütünlüğü, milletin bağımsızlığı tehlikededir. Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır." Bu sahne elbet bir gün kapanacak.

17 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Cumhuriyet Bilinci Ve Yurttaşlık - Abdullah Yüksel

Bir süredir Türkiye'de hemen her tartışmanın sonunda aynı cümle kuruluyor: "Devletin bir bildiği vardır" Bu söz artık yalnızca bir değerlendirme değil, bir yönetim anlayışının özeti haline geldi. "Devlet aklı" denince akan sular duruyor. Oysa demokrasilerde hiçbir akıl hukukun üzerinde değildir. Çünkü cumhuriyet, yönetenlerin değil, yurttaşların ortak aklı üzerine kuruludur. Bugün yaşadığımız kriz yalnızca ekonomik değildir. İnsanlar "Nasıl olsa değişmez" demeye başladığında... "Kim gelirse gelsin aynı" düşüncesi yaygınlaştığında... "Herkes kendi derdine baksın" anlayışı yerleştiğinde... Mustafa Kemal Atatürk, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." derken yalnızca bilimi övmüyordu; siyasal iktidarın üzerinde bir ölçü koyuyordu. Ekonomide "adalet" diyecek. Yargıda "bağımsızlık" diyecek. Eğitimde "bilim" diyecek. Devlette "liyakat" diyecek. Toplumda "yurttaşların eşitliği" diyecek. Ve "devlet aklı" adına kutsanan her türlü keyfiliğe karşı, hukukun üstünlüğünü savunan bir Cumhuriyet aklı... Çünkü Cumhuriyet, yalnızca bir yönetim biçimi değildir. Türkiye'nin önündeki asıl mesele iktidarın değişmesi değildir.

16 Haziran 2026 14:33

Olaylar Ve Görüşler

Tahkikat Komisyonu'ndan Kılıçdaroğlu Myk'sine - Mehmet Tomanbay

Bu davranışların son örneği, bir istinaf mahkemesinin, Yüksek Seçim Kurulu'nu (YSK) yok sayarak CHP'nin 38. Kurultayını "mutlak butlan" kararıyla iptal etmesidir. Oysa anayasamızın 79. maddesi, "Seçimlerin başlamasından bitimine kadar, seçimin düzen içinde yönetimi ve dürüstlüğü ile ilgili bütün işlemleri yapma ve yaptırma, seçim süresince ve seçim sonuçlarıyla ilgili bütün şikâyet ve itirazları inceleme ve kesin karara bağlama, seçim tutanaklarını ve mazbatalarını kabul etme görevi Yüksek Seçim Kurulu'na aittir" der. Mahkemenin üç yıl önce yapılan 38. kurultayı iptal ederek altı yıl önce yapılan 37. kurultayda seçilen CHP genel başkanını ve parti kurullarını yönetime getirme kararı, demokratik ülkelerde görülmeyecek düzeyde ağır, antidemokratik, faşizan bir uygulamayla yapılmıştır. CHP Genel Merkezi'nde yönetim, bibergazı ve plastik mermiler kullanan polis zoruyla el değiştirmiş, CHP Genel Başkanlığına atanan Kemal Kılıçdaroğlu göreve başlatılmıştır. Olay şudur: 27 Mayıs 1960 askeri darbesine gidilen günlerdir. Bu ortamda on yıldır iktidarda bulunan Demokrat Parti (DP), TBMM'de 18 Nisan 1960'ta "Tahkikat Komisyonu" adıyla bir komisyon kurar. Gelelim bugüne: Bir istinaf mahkemesi kararıyla mazbatası olmadan CHP Genel Başkanlığı'na getirilen Kemal Kılıçdaroğlu, oluşturduğu merkez yönetim kurulunun (MYK) ilk toplantısını 10.06.2026'da yaptı. MYK, halk desteğini artırarak seçimlerde AKP'nin en büyük rakibi haline gelen CHP'nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel yönetiminin dokuz yöneticisini, Tahkikat Komisyonu'nun yaptığı gibi, önce savcı yetkisiyle soruşturdu, sonra da yargıç gibi yargılayarak "tedbirli olarak" partiden ihraç etti. Bugün ise iktidar partisi AKP, her geçen gün daha da güçlenen ve yapılacak ilk seçimde iktidara geleceği tartışılmaz duruma gelen en büyük rakibi CHP'nin seçilmiş genel başkanı Özgür Özel ve yönetimini CHP yönetimine yargı kararıyla atadığı Kemal Kılıçdaroğlu eliyle baskı altına alarak tasfiye etmeye çalışmaktadır.

16 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Ahlakını Yitiren Hukuk - Başar Yaltı

Etik felsefenin bu yaklaşımları hukuk alanına uygulandığında, öncelikle "Hukukun ahlakı olur mu" sorusu gündeme gelir. Nasıl ki bir kişiye "ahlaksız" dendiğinde, ondan beklenilmeyen, onaylanmayan bir davranış sergilediği ve kınandığı anlatılmak istenirse, benzer biçimde, bir hukuk düzeni için de kendi varlık nedenine ve temel ilkelerine aykırı davrandığında, "ahlakını yitirdiği" söylenebilir. Bu nedenle, "Hukukun ahlakı nedir" sorusuna açıklık getirmek gerekir. Tarihsel gelişim içinde hukuk düzeni; keyfilikten yasallığa, gelenekten kurala ve ahlaki ilkeden pozitif norma doğru evrilmiş, modern dönemde ise "hukuk devleti" anlayışına ulaşmıştır. Kimilerince de "Hukuk, asgari ahlaktır." Bu çerçevede hukukun ahlakı, onu hukuk yapan temel niteliklerde; yani adalete yönelmiş, eşitlikçi, öngörülebilir, tutarlı ve güven veren, keyfilikten uzak yapısında aranmalıdır. Bu mekanizmaların başında ise yargı gelmektedir. Oysa bir zamanlar Hâkimler Savcılar Kurulu'nun (HSK) internet sayfası açılışında uzunca süre yer verilen "Türk Yargı Etiği Bildirgesi"ne göre; "Hâkimler ve savcılar, görevlerini yerine getirirken adaletin en hassas ve doğru şekilde dağıtıldığından emin olan, mesleki sorumluluk içinde davranan,...toplum nezdindeki saygınlıklarının korunmasının Türk yargısının itibarını da yükselteceğinin bilincinde olan, 'hakim, fehim, müstakim, emin, mekin ve metin' insanlardır", denilmekteydi. Bildirgede sekiz ana başlık, 61 alt başlık altında yargıç ve savcıların uyması gereken etik kurallar sıralandıktan sonra, belirlenen etik ilkelerin yargıçlar için bağlayıcı olduğu belirtilmiştir. İbretlik son örnek, "mutlak butlan" davası ve kararıdır. Bu kararla, bir kez daha; yargının siyasal bir mekanizmaya dönüştüğü, sorun çözmek yerine kargaşa yaşanmasına neden olduğu, yargı sisteminin hukuk zemininden iyice uzaklaştığı, Yüksek Seçim Kurulu'nun kendi varlık nedenini dahi inkâr ettiği, sonuç olarak topluma, "Berlinde hâkimler var" dedirtecek bir güven verilmediği ortaya çıkmıştır. "Tuhaf zamanlar"dan geçtiğimiz çok açık.

15 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Kemalizm Ve 'Nefret' Ekerler - Çiğdem Bayraktar Ör

Türkiye Cumhuriyeti'nin atomlarını taşıyan Kemalist ideoloji "kimsesizlerin kimsesi" Cumhuriyeti ilan ederek kişileri kuldan bireye, tebaadan yurttaşa dönüştürdü. "Aykırı" olmak sorgusuz sualsiz kabul etmeyi, el-etek öpmeyi, biat etmeyi kastettiğinde, aykırı karakterlerin toplumda çoğalmasını yalnız arzu etmekle kalmadı, bunun için Köy Enstitülerinin tohumlarını atarak, kendi kendine yetebilen bir ulus ve ülke için kendi kendine yetebilen bireyi ortaya çıkarmaya çalıştı. "Seçme ve seçilme hakkı"nı Avrupalı birçok ülkeden önce vermesi, kadının yalnızca politik alanını tanımlamakla kalmadı; kocasız faytona binmesini yasaklayan 19. yüzyıl yaşamından kadını çekip çıkararak ondan öğretmen, doktor, pilot, hâkim, savcı, vekil vb. yaratan görülmemiş bir fırsat eşitliğini sağladı. Kadın; giyimi, mesleği ve kamusal alandaki varlığıyla bir "ahlak doğrusu"na yerleştirilip değerlendirilemez. Kemalistlerin mücadelesi sayesinde oturabildiği makamdan Kemalistlere hakaret eden "nefret eker", Cumhuriyetin haklarını ve onurunu kazandırdığı Türk kadınının manevi varlığına saldırmıştır. Ulusal kültürle müziği harmanlamak üzere öğretmenler, orkestraya sanatçılar yetiştirmek için 15 Eylül 1924'te, ileride konservatuara dönüşecek "Musiki Muallim Mektebi" kuruldu. Çağdaş Türk müziğinin kurucusu "Türk Beşleri" onlardandı: Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kâzım Akses, Hasan Ferit Alnar. Tasarımıyla ulusal mimari akımın öncülüğünü yapan ve Atatürk'ün "Doğu'dan Batı'ya açılan pencere" olarak nitelendirdiği, genç Cumhuriyetin modern yüzü ve uluslararası diplomasi merkezi haline gelen Ankara Palas başta olmak üzere arka arkaya atılan mimari adımlar yeni sosyal merkezler yarattı. Kemalistler, "tam bağımsızlık" ilkesiyle yalnızca kapitülasyonların kaldırılmasını, öz sermayenin ve iktisadi gücün milli iştiraklerle canlandırılmasını kastetmediler. "Asıl dava, yıkılmak üzere bulunan bir imparatorluktan bir Türk devleti çıkarmaktır." Mustafa Kemal daha Şam'da iken bu sözü söyledi.

13 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Demokrasi Duvarı - Engin Ünsal

Demokrasinin en güzel tanımı, "halkın halk tarafından halk için yönetilmesi" olarak yapılmıştır. Demokratik rejimlerde toplum; kuvvetler ayrılığı esasına göre yönetilir ve yasamanın, yürütmenin, yargının birbirini denetleyerek toplumsal barışın ve toplumsal güvenin yaratılması esastır. Demokrasi duvarı özenle örülmeli ve korunmalıdır. Bu modelde güçlü krallara, imparatorlara karşın bağımsız yargının varlığı toplumun bireyleri için en güçlü dayanaktır. Arazisine el koymak isteyen Alman kralına karşı direnen Alman köylüsünün yanıtı unutulmamalıdır, "O kralsa Berlin'de de hâkimler var"dır! Yargıya güvenin bu kadar güçlü olması toplumun bekası için önemlidir. Bağımsız yargı demokrasi duvarının en önemli tuğlasıdır.

12 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Adalet Yürüyüşünden 'Yeni Osmanlı' Yürüyüşüne... - Barış Övgün

"Yargı bağımsız değil, siyasallaştı" diye yol yürüyen CHP içinde bir grup, bugün "Yeni Osmanlıcılık" yürüyüşüne çıktıklarını ilan ediyorlar. Kamuoyuna ise yaşanan bu olayları "CHP içinde bir kavga" olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Ama aslında herkes şunu çok iyi biliyor ki bu parti içi bir mücadele değil ve atanmışların çıktıkları yol, bir koltuk sevdası ya da bir intikam hırsıyla çıkılan bir yol değil. O yüzden "Bu yaşta bu ne hırs?" diye sormayın! Parti meclisinden (PM) yetki alamayan MYK sorunu varken, PM'de dün yaşanan 28 istifa ile PM üye sayısı 40'ın altına düştüğü için PM de hükümsüz kaldı. Ancak bu gelişmelere karşın atanmışlar, "Beş kişi kalsak bile toplanırız" diyorlar. Kısacası "Hukuk, tüzük bizi ilgilendirmez" diyorlar. "Saygı da duymuyorum, uygulamıyorum." Benzer kafa yapısı, aynı anlayış... Çünkü koyuldukları yol eski yol değil; yeni yol, bunu gerektiriyor. "Gel, Ankara'da siyaset yap" dendi ama seçilmiş yönetim halka gitmeyi tercih etti. Seçilmiş yönetim "Seninle asla yeni bir anayasa yapmam. Sen önce mevcut anayasayı uygula" dediğinde iş anlaşılmış oldu. Şu an itibarıyla Ankara merkezli siyaset yapacak bir CHP var.

12 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Mutlak Butlanın Şifresi - Mahmut Aslan

Türkiye'de yapılacak NATO zirvesi öncesinde, bu salı yapılan grup toplantısı bir partinin değil, bir operasyonun fotoğrafını verdi. Ve o kürsüden şu cümleler duyuldu: "Türkiye çok önemli bir coğrafyada. Dünya dengeleri değişiyor... Ortadoğu politikalarına bakın, Osmanlı'nın topraklarına bakın, o coğrafyada yaşayan insanlara bakın; Türkiye o coğrafyaya gitmek, o coğrafyada yeniden ama yeniden kendi kişiliğini korumak ve geliştirmek zorundadır. Küçülerek değil büyüyerek gitmek zorundayız. Osmanlı coğrafyasında Türkiye olmalı." Durup düşünelim. Kurultay iradesi "yok hükmünde" sayılıyor. Aynı gün Erdoğan sosyal medyadan "Osmanlı çınarı" güzellemesi yapıyor. ABD Büyükelçisi Barrack, Osmanlı'nın millet sistemini Türkiye'ye model gösteriyor, "Güçlü ulus-devletler tehdittir" diyordu. Bahçeli, "biri Alevi, biri Kürt olabilir" diyerek eşit yurttaşlığı kota pazarlığına indirgemişti. Cumhuriyet, egemenliği saraydan ve cemaatten alıp millete veren rejimin adıdır; milletin iradesini "hiç olmamış" sayan bir işlem doğrudan bu egemenlik fikrine yöneliktir. "Osmanlı coğrafyası" söylemi masum bir vizyon değil, Barrack'ın millet sistemi önerisinin coğrafi izdüşümüdür: İçeride cemaat temelli toplum, dışarıda "coğrafya" temelli misyon. "Yurtta barış, dünyada barış" ilkesinin yerine imparatorluk nostaljisiyle süslenmiş bir nüfuz hayali konmakta ve bu hayal ilk kez ana muhalefetin kürsüsünden dile getirilmektedir. T24'ten Cansu Çamlıbel'e verdiği mülakat baştan sona iki kavram üzerine kuruluydu: "Devlet" ve "devlet aklı." Kuşoğlu, bu aklın Erdoğan sonrası için "bir şeyler kurguladığını" söylüyor, tabloyu İttihatçılığa benzetiyor ve ekliyordu: "Siyasetin sıfırlandığı, ülkeyi tamamen bürokratların idare edeceği bir rejim kurgulanıyor." Bu sözler analiz değil, itiraftır; sistemin nasıl oluştuğunu bundan açık gösteren belge olamaz. Kuşoğlu'nun tarif ettiği düzende ise egemenlik, kime hesap verdiği belli olmayan bir "akla" devredilmiştir. Butlan kararı bu mimarinin hukuki görünümü, "Osmanlı coğrafyası" söylemi ideolojik görünümü, "devlet aklı" söylemi ise itirafnamesidir. O coğrafyanın özlemini dile getirenler, millet sisteminde "Kızılbaşın" yerini de hatırlamak zorundadır.

11 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Korku Kültürü Gölgesinde Akreditasyon - Ali Ekber Şahin

Öğretmenlik programlarının akreditasyonu Yükseköğretim Kalite Kurulu (YÖKAK) tarafından yetkilendirilen Öğretmenlik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Derneği (EPDAD) tarafından düzenlenmektedir. Dolayısıyla akreditasyon doğrudan "kalite" ile ilgili bir süreç olup ilgili akademik birimde öğretmen yetiştirmek için güvenilir ve geçerli bir kalite altyapısı olup olmadığı, kaliteyi gerçekleştirme süreçlerinin temel ilkelerle uygun olup olmadığı dış değerlendirici gözüyle raporlanır ve belgelenir. "Toplam kalite"nin öncüsü W. Edwards Deming'in kaliteye ilişkin 14 ilkesinden en önemlisi "Korkuyu ortadan kaldırın" ilkesidir. EPDAD değerlendirmesi fakültelerde kalite kültürünün hangi düzeyde, korku kültürünün hangi düzeyde var olduğunu ortaya koyan bir süreç değildir. Fakülte akademik genel kurulu, öğretmenlik programlarını yöneten rektör ve dekanların kendilerinden beklendiği şekilde davranıp davranmadıklarını ortaya koyabilmek için mevzuatla oluşturulmuş ve her akademik yılın sonunda toplanması zorunlu olan bir "hesap verme" mekanizmasıdır.

10 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Politikada Dengeyi Kurmak - Cengiz Kuday

Özellikle CHP'deki "mutlak butlan" tartışmalarının hemen öncesinde yapılan açıklamalar ve kullanılan ifadeler, bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Kemal Kılıçdaroğlu'na yönelik yapılan "Quisling" benzetmesi de bu tartışmaların en dikkat çekici başlıklarından biri haline geldi. Siyasi tarih bilen herkes bilir: Vidkun Quisling, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgali altındaki Norveç'te Almanlarla işbirliği yapan ve tarihe tartışmalı bir figür olarak geçen bir siyasetçidir. Öyle ki bugün dünya siyaset literatüründe "Quisling" kelimesi çoğu zaman "ihanet", "işbirlikçilik" ya da kendi siyasi hareketine zarar veren aktörler için kullanılan son derece ağır bir tanımlama olarak kabul edilir. Dolayısıyla bir siyasetçiyi "Quisling" benzetmesiyle anmak, sıradan bir siyasi eleştirinin çok ötesine geçer. CHP'deki hukuki ve siyasi kriz tartışmaları sürerken Kemal Kılıçdaroğlu'nun yaptığı bazı açıklamalar, parti tabanında ve kamuoyunda ciddi tartışma yarattı. Siyasette uzun yıllar liderlik yapmış bir ismin, geçmiş performansının sorgulanmasından da daha doğal bir durum olamaz.

10 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

Bilime Adanmış Bir Yaşam: Erdal İnönü - Gülsün Bilgehan

Erdal İnönü, Mevhibe Hanım'la İsmet Paşa'nın üçüncü oğlu olarak Ankara Pembe Köşk'te doğdu. İnönü çiftinin 1916'da evlenmelerinden 10 yıl sonra 6 Haziran 1926'da dünyaya geldi. Aile, ilk evlatları İzzet'i Sakarya Savaşı sırasında Malatya'da kaybetmiş, ikinci çocukları Ömer İzmir'de, babası Ankara'da başbakanken doğmuş ve nihayet 10 yıl sonra kalıcı bir yuvaya kavuşan İnönü çiftinin yeni bir çocukları olmuş, Erdal... En çok annesini seviyor ve İsmet Paşa'nın bütün gayretlerine karşın hep "Annem, annem!" diyor. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra normal demokrasi yaşamına geri dönebilmek için kendisinden yardım isteyenleri geri çevirmedi ve sonradan "Beni yönetenler benden daha az iyi olmasın diye siyasete girdim" diye kendi tarzında bir açıklama yaptı. İsmet İnönü, eşi Mevhibe Hanım ve çocukları Ömer, Özden ve Erdal İnönü ile. İnönü-Wigner olarak bilinen kontraksiyon yöntemini yazdılar ve dayım Erdal İnönü bilimsel saygınlığı yüksek Uluslararası Wigner ödülünü 2004 yılında aldı, ölümünden üç yıl önce... 1978-1982 yılları arasında UNESCO Yürütme Kurulu'nun Türkiye adına üyeliğini yapmış ve örneğin Atatürk'ün yüzüncü doğum yılı nedeniyle dünyada "Atatürk Yılı" ilan edilmesine öncülük etmiştir.

09 Haziran 2026 04:00

Olaylar Ve Görüşler

'Mutlak'a Hemen Kurultay! - Mustafa Gazalcı

Birçok kişinin belirttiği gibi CHP'nin başına gelen "mutlak butlan" yalnız parti içi bir mesele değil, aynı zamanda bir hukuk, demokrasi, ülke sorunudur. Hukuka, demokrasiye, anayasaya karşı olan bu darbe, olsa olsa 12 Eylül, 12 Mart darbelerinde yaşananlara benzetilebilir. 2004 Mart başında zamanın başbakanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Bolu'da yaptığı konuşmada CHP'yi "kökü bereketsiz bir parti" diye nitelemesi haklı tepkilere yol açmıştı. Bunun üzerine biz de parti içi eğitim birimi olarak tarihçi Şerafettin Turan'ın yazdığı "Kökeni Ulusal Direnişe Dayanan Bir Devrim Partisi: Cumhuriyet Halk Partisi" adlı kitabı başta Erdoğan olmak üzere bütün AKP üst yöneticilerine Meclis PTT'sinden gönderdik. Recep Tayyip Erdoğan'ın butlanla ilgili "Biz bu işe karışmıyoruz, hiçbir yerinde yokuz" anlamındaki açıklaması inandırıcı değildir. Ne zaman ki 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde Özgür Özel genel başkanlığında CHP başarılı olup AKP yenilince dayanaksız karalamalar, iddialar yargı alanına taşındı. CHP'nin kamuoyu yoklamalarında sürekli önde olduğu bir dönemde "Mutlak butlan" davası gündeme getirildi. Özellikle "Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber, ya hiç birimiz" çok sık yineleniyordu. 24 Mayıs 2026 Pazar günü polis zoruyla, biber gazı sıkarak, kırıp dökerek henüz kesinleşmemiş kararı genel başkana ilettiler.

09 Haziran 2026 04:00

İletişim Formu

captcha

Kişisel verilerinizi işlemekte ve kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen çabayı göstermekteyiz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin bilgilere aydınlatma metnini ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.

Değerlendirme için işlemin sonucunu girin:

captcha