
Hülâsa: Risale-i Nur, Kur'ân'ın bu asırda en yüksek ve en kudsî bir tefsiridir. O halde Kur'ân okundukça, o da okunacaktır. Risale-i Nur, mücevherat-ı Kur'âniye hakikatlerinin sergisidir, pazarıdır. Bu kadar maruzatımızla ifade etmek istedim ki: Maksadımız imanımızı kurtarmaktır, imana hizmettir, Kur'ân'a hizmettir. Muhterem mahkemenizden, yüksek adaletinizden hakaik-ı Kur'âniyeyi ve vahdaniyet-i İlâhiyeyi haşmetle ilân eden ve tevhidi a'zamî derecede gösteren Risale-i Nur Külliyatının iadesine ve beraetine karar vermenizi rica ederim. İşaratü'l-İ'caz, s. 321-22 gûnâ: tür, nevi, çeşit, tarz. mücevherat-ı Kur'âniye: Kur'ân'a ait cevherler, Kur'ân-ı Kerîm'in içinde bulunan manevî inciler.
Kaynak: Yeni Asya
05 Haziran 2026 01:28
Alıntıdır : Haber Kaynağı İçin Tıklayınız
Bu habere çok benzer konularda diğer kaynaklardaki haberlere aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Âlem-i İslâm Üzerinde Fitnekârâne Siyaset
[Allah'ın rahmetinden kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım.] ["Şeytanın hatvelerine (adımlarına) tâbi olmayın." (Bakara Suresi: 168.)] Her bir zamanın insî bir şeytanı vardır. Kiminin hırs-ı intikamını, kiminin hırs-ı câhını, kiminin tamaını, kiminin humkunu, kiminin dinsizliğini, hatta en garibi, kiminin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor. Der veya dedirir: "Siz kendiniz de dersiniz ki: Musibete müstehak oldunuz. Kader zalim değil, adalet eder. Öyle ise, size karşı muameleme razı olunuz." Şu vesveseye karşı demeliyiz: Kader-i İlâhî isyanımız için musibet verir; ona rızadâde olmak, o günahtan tevbe demektir. Der ve dedirtir: "Başka kâfirlere dost olduğunuz gibi, bana da dost ve taraftar olunuz. Neden çekiniyorsunuz?" Şu vesveseye karşı deriz: Muavenet elini kabul etmek ayrıdır, adavet elini öpmek de ayrıdır. Senin ise, ey kâfir-i mel'un, senin küfründen neş'et eden teskin kabul etmez husumet elini öpmek değil, temas etmek de İslâmiyete adavet etmek demektir. Eski Said Dönemi Eserleri, s. 323 elhannâs: şeytan.
06 Haziran 2026 00:51

Risale-i Nur, Tevhidi Güneş Gibi Gösteriyor
Mestur düşmanların hainâne faaliyetleriyle bu sefer de tahsisen Asâ-yı Mûsa kasdedilerek âdil ve yüksek mahkemeye gelmiş bulunuyoruz. Risale-i Nur, iman-ı billâh ile tevhidi en yüksek derecede, aynelyakîn ve hakkalyakîn bir surette göze gösterip bütün letaifi a'zamî derecede doyurmasıyla imanı taklitten kurtarıp, derece-i tahkike yükseltir. Asâ-yı Mûsa'da ise, bu ulvî ve kudsî iman dersi en parlak bir surette, hem görülmemiş ihtişamla ispat edildiğinden, yüz otuz cilde yaklaşan Risale-i Nur tefsirinin âdeta hülâsası hükmündedir. Nasıl ki Mûsa Aleyhisselâm, elindeki asâsıyla kara taşlardan, çorak vadilerden, ateş fışkıran çöllerden âb-ı hayatı fışkırttığı gibi, Asâ-yı Mûsa da vahdaniyet-i İlâhiyeyi ispat etmesiyle dünya ve ahiret âlemlerini ziyadar edecek tevhid nurlarını fışkırtıyor, taş gibi kalpleri, mum gibi eritiyor; şavkı ile gönülleri teshir ediyor. Risale-i Nur Külliyatı, Asâ-yı Mûsa ile birlikte kütüphane-i mesaimin hariminden alınmasıyla, her türlü suç unsurunun mevcudiyetini bizzat ref' eder. İşaratü'l-İ'caz, s. 321 aynelyakîn: gözle görür derecede bilme.
04 Haziran 2026 00:49

Risale-i Nur, Tahkikî İman Dersleri Verir
Âdil mahkemeler de o hain, gizli din ve Kur'ân düşmanlarının ettikleri iftiraları inceden inceye tetkik etmişler, "Bunlarda bir suç yok; kitaplar ise, faydalı kitaplardır" diyerek, çok mahkemeler beraetle neticelenmişlerdir. Bilhassa Mevlâna Celâleddin-i Rumî Hazretlerinin Mesnevî-i Şerif'i de bu tarz, bir nevi manevî tefsirdir. Bundan dolayıdır ki, dinsizler, komünistler, bu memlekette Risale-i Nur varken mel'unâne fikirlerini saha-i tatbike koyamadıklarından ve bir manevî bekçi gibi Risale-i Nur daima karşılarına çıktığından Risale-i Nur'un her vecihle neşrine set çekmeyi gaye edinmişlerdir. Onun içindir ki bugün memleketin her tarafındaki Risale-i Nur Talebeleri asayişin manevî muhafızı hükmündedirler. Şimdiye kadar hiçbir hakikî Nur Talebesinde asayişe münafi bir hareket görülmemiş, âdeta Nur Talebeleri zabıtanın manevî yardımcısı olmuşlardır. Şu halde, Risale-i Nur'a garazkâr tertipler hazırlayanlar, perde arkasındaki malûm din düşmanlarından başka kimse değildir. İşaratü'l-İ'caz, s. 319 ahkâm: hükümler.
03 Haziran 2026 00:46

Risale-i Nur, Asrın İdrakine Hitap Eden Bir Tefsir
O mübarek ecdaddan bize tevarüs eden, Allah ve Kur'ân için akıttıkları kudsî kanlarının hâlen eserleri bulunan bu yurtta ve aziz canlarını feda ettikleri şu memlekette, "Kur'ân'ın kudsî hakikatlerine hizmet ediyor, Kur'ân'ın tefsirini okuyor, evinde bulunduruyor" kaydıyla mahkemenin huzuruna sevk edildim. Risale-i Nur ise, Kur'ân-ı Mu'cizü'l-Beyan'ın semavî ve kudsî hakaikının tereşşuhatı olmak hasebiyle, o yüksek eserlerdeki kıymet doğrudan doğruya Kur'ân'a aittir. Şu halde, muhakeme de Kur'ân'ın muhakemesidir. Kur'ân'ın ehl-i ukulü hayrette bırakan i'cazı, belâgat ve fesahati, nihayet derecedeki yüksek üslûbu, selâset-i beyanı, elhâsıl sonsuz bedâyi' ve câmiiyeti ile ins ve cinnin kıyamete kadar gelecek ihtiyacatına ekmeliyetle kâfi gelmesi, dünya ve ahiret saadetinin rehberi bulunması ve bütün asırlardaki tabakat-ı beşere hitap etmesi ve Kâinat Hâlıkı'nın marziyatını kullarına bildirecek âyât ve beyyinatı tefsir ve izah edecek mütehassıs ehl-i ilmin bulunması zaruretine binaen, her asırda gelen binler müdakkik ehl-i ilim, yüz binlerle Kur'ân tefsirlerini meydana getirmişler, bütün asırları Kur'ân'ın nuruyla ışıklandırmışlardır.
02 Haziran 2026 00:29

Mehmed Kayalar: "Âdil Mahkemeler, Hak Ve Âdil İsimlerinin Tecelligâhıdır"
Hak namına hükmeden, Âdil-i Mutlak hesabına adalet eden ve hakikî, İslâmî bir adalet olan kürsî-i muallâ ne yüksektir, ne mübecceldir. Ezcümle, bu mübarek, adaletli mahkemenin huzurunda iftiharla arz etmek isterim ki, meşhur İslâm seyyahı ve tarihçisi Evliya Çelebi, Seyahatname'sinde diyor ki: "İlk İstanbul kadısı (hâkimi) olan Hızır Bey Çelebi'nin huzurunda, haşmetli padişah Fatih ile bir Rum mimarı arasında şöyle bir muhakeme cereyan eder: "Büyük bir abidenin inşasında kullanılacak iki mermer sütunu Fatih, bir Rum mimarına teslim eder. Mimar da, Fatih'in arzusunun hilâfına olarak, bu sütunları üçer arşın kesip kısaltır. Hasmınla mürafaa-i şer'î olacaksın; ayakta beraber dur!' "Hızır Bey Çelebi, bu koca şanlı padişah-ı maznuna, haksız el kestirdiği için, kendisinin de kısasa tâbi olduğunu ve elinin kesileceğini bildirir. "Fakat mimar kısası istemediği için, Büyük Fatih, günde on altın tazminata mahkûm olur; ve hatta kısastan kurtulduğu için, bu tazminatı kendiliğinden yirmi altına çıkarır." İslâm mahkemesinin adaletinin şanlı misallerinden biri olan şu misal, bize en haşmetli hükümdarlarla en âciz fertlerin huzur-u mehâkimde müsavi olduğunu gösteriyor. İşaratü'l-İ'caz, s. 317
01 Haziran 2026 00:53

Kur'ân-ı Hakîm, Beşeriyete Tam Bir Bayram Getireceğine Çok Emareler Var
Emirdağ Lâhikası, s. 377 *** Ruh u canımızla mübarek bayramınızı tebrik ediyoruz. Emirdağ Lâhikası, s. 408 *** Evvela: Umum Nurcuların mübarek bayramlarını ve haccü'l-ekberde bulunan Nur Şakirdleriyle ve hacdaki Nur taraftarlarının bayramlarını tebrik içinde ve çok zamandan beri esaret altında kalmış ve istiklâliyetini kaybetmiş Hindistan, Arabistan gibi âlem-i İslâm'ın büyük memleketleri birer devlet-i İslâmiye şeklinde Hind'de yüz milyon bir devlet-i İslâmiye, Cava'da elli milyondan ziyade bir devlet-i İslâmiye ve Arabistan'da dört beş hükûmet bir cemahir-i müttefika gibi Arap birliği ile İslâm birliğini birleştirmesindeki âlem-i İslâm'ın bu büyük bayramının mukaddemesini tebrik ile bu bayram bize müjde veriyor. Emirdağ Lâhikası, s. 307 *** Çok yerlerden telgraf ve mektuplarla bayram tebrikleri aldığım ve çok hasta bulunduğum için, vârislerim olan Medresetüzzehra erkânları benim bedelime hem kendilerini, hem o has kardeşlerimizin bayramlarını tebrik etmekle beraber, âlem-i İslâm'ın büyük bayramının arefesi olan ve şimdilik Asya ve Afrika'da inkişafa başlayan ve dört yüz milyon Müslümanı birbirine kardeş ve maddî ve mânevî yardımcı yapan İttihad-ı İslâm'ın, yeni teşekkül eden İslâmî devletlerde tesise başlamasının ve Kur'ân-ı Hakîm'in kudsî kanunlarının o yeni İslâmî devletlerin kanun-u esasîsi olmasından dolayı büyük bayram-ı İslâmiyeyi tebrik ve dinler içinde bütün ahkâm ve hakikatlerini akla ve hüccetlere istinad ettiren Kur'ân-ı Hakîm'in, zuhura gelen küfr-ü mutlakı tek başıyla kırmasına çok emareler görülmesi ve beşer istikbalinin de, bu gelen bayramını tebrikle beraber, Medresetüzzehra'nın ve bütün Nur Talebelerinin hem dâhil, hem hariçte, hem Arapça, hem Türkçe Nurların neşriyatına çalışmalarını ve dindar Demokratların bir kısm-ı mühimmi Nurların serbestiyetine taraftar çıkmalarını bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz.
31 Mayıs 2026 00:42

Arefe'de Ve Bayramda Getirilen Tekbirler
"Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber"lerle nev-i beşerin beşten birisine, üç yüz milyon insanlara birden "Allahu ekber" dedirmesi; koca küre-i arz, büyüklüğü nisbetinde o "Allahu ekber" kelime-i kudsiyesini semâvâttaki seyyarat arkadaşlarına işittiriyor gibi, yirmi binden ziyade hacıların Arafat'ta ve ıydde beraber birden "Allahu ekber" demeleri, Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın bin üç yüz sene evvel Âl ve Sahabîleriyle söylediği ve emrettiği "Allahu ekber" kelâmının bir nevi aks-i sadâsı olarak, rububiyet-i İlâhiyenin Rabbü'l-Arz ve Rabbü'l-Âlemîn azamet-i ünvanıyla küllî tecellisine karşı geniş ve küllî bir ubûdiyetle bir mukabeledir diye tahayyül ve his ve kanaat ettim. Birden hatıra geldi ki başta bu kelâm olarak sâir bâkiyât-ı salihat ünvanını taşıyan "Sübhanallah" ve "Elhamdülillâh" ve "Lâ ilâhe illâllah" gibi şeâirden çok kelâmlar cüz'î ve küllî, meselemizi ihtar ve tahakkukuna işaret ederler. Meselâ "Allahu ekber"in bir vech-i mânâsı, Cenâb-ı Hakk'ın kudreti ve ilmi herşeyin fevkinde büyüktür; hiçbir şey daire-i ilminden çıkamaz, tasarruf-u kudretinden kaçamaz ve kurtulamaz. Her acip ve tavr-ı aklın haricindeki her şeyden daha büyüktür ki "Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibidir" (Lokman Sûresi: 28.) âyetinin sarahat-i kat'iyesiyle, nev-i beşerin haşri ve neşri, birtek nefsin icadı kadar o kudrete kolay gelir. Bu mânâ itibarıyledir ki darb-ı mesel hükmünde büyük musîbetlere ve büyük maksatlara karşı herkes "Allah büyüktür, Allah büyüktür" der, kendine tesellî ve kuvvet ve nokta-i istinad yapar. Şuâlar, s. 256-58 Aziz, mübarek kardeşlerim!
26 Mayıs 2026 00:38

Arefe Gününde Bin İhlâs-ı Şerif
Şuâlar, On Üçüncü Şuâ, s. 330 *** Ben kendi nefsimde tecrübe ettiğim bir hâleti çok defa tetkik ettim, gördüm ki o hâlet hakikattir. O hâlet şudur ki: Sûre-i İhlâs'ı Arefe gününde yüzer defa tekrar edip okuyordum. Ve kuvve-i müfekkire gibi bir kısım dahi, bir zaman mana tarafına müteveccih olur, hissesini alır, o da durur. Ve kalp gibi bir kısım, manevî bir zevke medar bazı mefhumlar cihetinde hissesini alır, o da sükût eder. Lâfız ve lâfz-ı müşebbî olduğu bir meal-i icmâlî ile ve isim ve alem bulundukları mana-i örfî onlara kâfi geliyor. Ve o cilt hükmündeki lâfızları onlara kâfi geliyor ve mana vazifesini görüyorlar. Ve bilhassa o Arabî lâfızlar ile, kelâmullah ve tekellüm-ü İlâhî olduğunu tahattur etmekle, daimî bir feyze medardır. Çünkü menba-ı daimî olan elfaz-ı İlâhiye ve Nebeviye kaybolduktan sonra, o daimî letaifin daimî hisseleri de kaybolur. Mektubat, Yirmi Altıncı Mektub, 4. Mebhas, Sekizinci Mesele, s. 396 alem: sembol, simge, işaret.
25 Mayıs 2026 00:37

Din-i İslâm'ın Kudsî Ve Semavî Kongresi
Çok yerlerden telgraf ve mektuplarla bayram tebrikleri aldığım ve çok hasta bulunduğum için, vârislerim olan Medresetüzzehra erkânları benim bedelime hem kendilerini, hem o has kardeşlerimizin bayramlarını tebrik etmekle beraber, âlem-i İslâm'ın büyük bayramının arefesi olan ve şimdilik Asya ve Afrika'da inkişafa başlayan ve dört yüz milyon Müslümanı birbirine kardeş ve maddî ve mânevî yardımcı yapan İttihad-ı İslâm'ın, yeni teşekkül eden İslâmî devletlerde tesise başlamasının ve Kur'ân-ı Hakîm'in kudsî kanunlarının o yeni İslâmî devletlerin kanun-u esasîsi olmasından dolayı büyük bayram-ı İslâmiyeyi tebrik ve dinler içinde bütün ahkâm ve hakikatlerini akla ve hüccetlere istinad ettiren Kur'ân-ı Hakîm'in, zuhura gelen küfr-ü mutlakı tek başıyla kırmasına çok emareler görülmesi ve beşer istikbalinin de, bu gelen bayramını tebrikle beraber, Medresetüzzehra'nın ve bütün Nur Talebelerinin hem dâhil, hem hariçte, hem Arapça, hem Türkçe Nurların neşriyatına çalışmalarını ve dindar Demokratların bir kısm-ı mühimmi Nurların serbestiyetine taraftar çıkmalarını bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Bu sene hacıların az olmasına çok esbab varken, 180 binden ziyade hacıların o kudsî farizayı ve din-i İslâm'ın kudsî ve semavî kongresi hükmünde olan bu hacc-ı ekberi büyük bir bayramın arefesi noktasında olarak bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz. Emirdağ Lâhikası, s. 433 *** Ben hem Risale-i Nur'u, hem sizleri, hem kendimi, Hüsrev ve Hıfzı ve Bartınlı Seyyid'in kıymettar müjdeleriyle hem tebrik, hem tebşir ediyorum.
24 Mayıs 2026 01:03

Risale-i Nur, Hacılarla Âlem-i İslâm'a Yayılıyor
"Biz, bunu mecmualar halinde kısım kısım tab' edelim. Hem bunu birden tab' etmeye çok para lâzım. Hem bunu şimdi birden Arabîye tercüme etmek uzun zaman lâzım; imkân olmuyor." Onun için, oradaki eski talebem ve yeni gönderdiğim şakird, kitabı onların elinden kurtarmaya çalışmışlar ki, para kazanmak için tab' etmesinler. Salisen: Harice göndermek için İstanbul'a gönderdiğimiz bir kısım nüshalar daha gönderilmemesinin sebebi, hacca gitmek için pek çoklar rağbet göstermediklerinden ve "Hududa fazla dikkat ediliyor ve bir bahaneyle çevriliyor" diye, elinde olan emanet bulunan, hacca gidecek olan zat, bize yazmış ki: "Bunu posta ile doğrudan doğruya Mekke-i Mükerreme'de Mehmed Ali Mâlikî, Vaziye Mahalle-i Şamiye adresiyle gönderilsin" diye münasip görmüş; onu, bahane ile hududdan çevrilmemek için beraber götürmemiş. Halbuki Risale-i Nur'un mesleğindeki sırr-ı ihlâs iman, Kur'ân hakikatlerinden başka hiçbir şeye alet, tâbi olmadığı; hem müşterileri aramak değil, belki müşteriler hakikî ihtiyacını hissedip ve yarasının tedavisi için Risale-i Nur'u aramasının lüzumu; halbuki gönderilecek o mübarek merkezler, şimdilik Nurlara hakikî ihtiyacını değil, belki âlem-i İslâm'ın hayat-ı diniyesine ait cihetleri düşünmeye mecbur olması; hem Nur mesleğinde benlik ve gösteriş bir nevi şöhretperestlik, merdud olduğundan, bu enaniyet zamanında insanlara kendini satmaya çalışmak ve beğendirmek, bir anda Nur Şakirdleri böyle büyük bir imtiyaz gibi bu eserlerle meşhur mevkîlere kendilerini göstermek bir nevi gösteriş olması cihetiyle, kader-i İlâhî Nur Şakirdlerini tam ihlâsın muhafazası için şimdilik müsaade etmiyor. Emirdağ Lahikası, 197. mektup, s. 296
22 Mayıs 2026 00:41

Haccın İçindeki Siyaset-i Âliye-i İslâmiye
Cezası da keffaretü'z-zünub değil, kessaretü'z-zünub oldu. Haccın bahusus tearüfle tevhid-i efkârı, teavünle teşrik-i mesaiyi tazammun eden içindeki siyaset-i âliye-i İslâmiye ve maslahat-ı vâsia-i içtimaiyenin ihmalidir ki, düşmana milyonlarla İslâm'ı, İslâm aleyhinde istihdama zemin ihzar etti. Milyonlarla ehl-i İslâm, hayr-ı mahz olan sefer-i hacca şedd-i rahl etmek yerine, şerr-i mahz olan düşman bayrağı altında dünyada uzun seyahatler ettirildi. [Bundan ibret alın! ] "Zaruretler haramı helâl kıldığı gibi, zorlukları da kolaylaştırır." Korkaklıkta darb-ı mesel hükmünde olan tavuk, çocukları yanında iken şefkat-i cinsiyesiyle câmusa saldırır. Hem darb-ı mesel olmuş, keçi, kurttan havfı, "ıztırar" vaktinde mukavemete inkılâb eder, boynuzuyla kurdun karnını deldiği vâkidir. (Rus mojikleri buna şahittir.) Bununla beraber imanın mahiyetindeki harikulâde şehamet, izzet-i İslâmiyenin tabiatındaki âlempesend şecaat, uhuvvet-i İslâmiyenin intibahıyla her vakit mu'cizeleri gösterebilir. Eski Said Dönemi Eserleri, Sünuhat, s. 360 darb-ı mesel: bir hâdiseden dolayı söylenen hikmetli söz. Rus mojikleri: Rus köylüleri.
21 Mayıs 2026 02:27

Ölüm Sekeratı Uyandırmadan Evvel Uyan!
Allah'a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, kâmil-i mutlak olduğundan, lizatihî mahbubdur. Allah, mûcid, vâcibü'l-vücud olduğundan, kurbiyetinde vücud nurları, bu'diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah, melce ve mencedir. Kâinattan küsmüş, dünya ziynetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce ve mence Odur. Allah Bâkî'dir; âlemin bekası ancak Onun bekasıyladır. Allah, Ganiyy-i Muğnî'dir; her şeyin anahtarı Ondadır. Bir insan Allah'a hâlis bir abd olursa, Allah'ın mülkü olan kâinat onun mülkü gibi olur. Cenab-ı Hakka malûm ve maruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Mesnevî-i Nuriye, Habbe, s. 145 abd: kul. adem: yokluk. Ganiyy-i Muğnî: hiçbir şeye muhtaç olmayacak derecede zengin ve her şeyin sahibi olan, Allah.
20 Mayıs 2026 01:24